Denemeler

Azael değiliz
Okunma: 113
Ali Özgen - Mesaj Gönder


Karanlık... Aslında bize en iyi kararlarımızı ve hayatımızı boka sardıran kararları almamızı sağlayan yegane şey. En azından bence. (Kendi adıma konuşuyorum) Şimdi size şeytanı herkesten biraz farklı duyan birinin hikayesini anlatacağım. Annesinin onu ilk kucağına aldığında her annenin tattığı o sevinçle dolan bedenini sadece bir et parçası olarak gören bir babaya sahipti baş kahramanımız. Aslında bi kahraman sayılmazdı. Babası eskiden saygın bir iş adamıydı. Saygın olmak sevilmek değildi ancak. Ve eskiden aldığı iki kiçük evin kirası ile geçiniyorlardı. O da babasından gördüğü pis muamele ile yoğrulmuş bi hayatta ancak bu kadar pişebilmişti. Annesi ise küçük yaşta yetim ve öksüz kalmış bir kadındı. Yıllarca yetimhanede yaşamış ve evlatlık edinilmiş güzel bir kadın. Onun bu hikayede tek suçu güzel olmaktı. Buraları 9mm lik bi merminin hızı ile (457m/s) geçiyoruz. Azael şeytanın asi olmadan önceki adıdır. O öyle kibirliydi ki yaratıcısının ona "Adem'e secde et" emrine katlanamadı ve isyan etti. İnsanoğluna verilmiş olan en kötü şeydi kibir. Ve bu şeytandan bize bir mirastır Adem'den son doğmuş bir bebeğe kadar. Bu hikayede azael dışında başka bir kişi ismi yoktur. Kahramanımız ilk adımlarını atmaya başladığı sıralarda evlerinin bahçesine bakan kapı eşiğinde yuvalarına yiyecek götüren karıncaları izlemek gibi bi ilgisi vardı. Ara sıra onlara hayranlıkla izlerken bi yandan da onların tadını merak eden değişik meraklara sahip bir çocuk. İçlerinden seçtiği bir karıncayı ağzındaki çekirdek kabuğundan tutarak eline aldı ve azına attı. Kitinin verdiği hafif ekşilik hoşuna gitmişti ve yuvalarını aramaya kaltı. Ki o sırada annesinde onu arıyordu. Tam üç gündür yıkanmayan bu kahraman eğer böyle giderse ileride bir sevgili bile edenemez. Belki de babasının onu düşünerek aldığı tek şey olan göz yakmayan şampuan ile yıkanırken ellerinin buruşmasını inceleyen o küçük yeşil gözlerinden köpükler yavaşça akıp gidiyordu. Güzel annemiz ise onu yıkarken arkadan çalan türküyle bir mırıldanıyordu "Bir Dalda İki Elma Birin Al Birin Alma Kurban Olduğum Allah Canım Al Yarim Alma" Sadece dilden çıkan cümleden ibaretlerdi. Yeşil küvetin tıpasını çeken küçük baş belamız suyun kuzey yönünde kıvrılarak giderden akışını izliyordu bu onu hep mutlu etmişti. Bu sevdası annesinin telaşıydı aynı zamanda çünkü bu otizmli bir bireyi işaret eden belirtilerdendi ama korkma annemiz bu sadece bir zevkti onun için. Zaman bizim çocuk için ışık hızındayken ailemiz içinse iftara son 10 dk açlığı kadar yavaş geçiyordu. Sıra geldi ilk okul birinci sınıfa geçen çocuğumuza. Daha ilk günden okula alışan ve en ön sıraya kendini monte eden bir çocuktu bu. Solunda annesi, babasının iş arkadaşı olan kumral bir kız solundaysa görür görmez korktuğu erkek çocuğu vardı. Bu zamanlar hızlıca geçti ve o korktuğu çocuk liseye kadar en yakın arkadaşı olmuştu. Kız ise onun için ilk aşkıydı. Onun adını duyduğu her an kalbi pırpır çırpan duygusal bi çocuk bu. Ama bu hikayede aşk sadece çekilen iki su geçirmez fermuardan ibaret. Evet şimdi 15 yaş O okulun ilk günü görüp korktuğu çocukla  evine giderken ilk kavgasını edeceği aklının ucundan bile geçmemişti. Kavgayı evin dışında hayal edemeyen bir çocuk bu, sadece annesine inen tokatların sesini duymuş ve onlara şaka diyerek inanmayı seçmiş biriydi sadece. Bilmiyorum kavga neden çıktı anlatmadı veya ben uyduramadım bilmiyorum. İlk yumruğu gözüne yemiş ve hemen arkasını dönen bu velet diğer yumruğu da kafasının arkasına almıştı ve arkadaşına bi umutla göz atarken yanında bulamamıştı. Aradan geçen 2 gün sonunda;  O:Lan şerefsiz adi neden kaçtın tek başıma dayak yedim senin yüzünden Arkadaşı:Çok dövdülermi O:Azıma sıçtı domuz eti yemiş resmen Arkadaşı:Affet lan gel dondurma ısmarlayayım O:O dondurmayı götüne sokarsan tamam Arkadaşı:Çok komiksin ya sen, salak nasıl dayak yedi ama O:Sorma valla iki gündür babamdan kaçıyorum görmesin diye Gözünün şişi dinmiş annesine üzülmesin diye gösterdiği fazladan ilgi de geçtikten sonra asıl olaylar onun için başlamıştı artık. Saat 03:27 Uykunun en derin yerinde gördüğü bir rüya yada kimine göre bir kabus. Rüyası çok kalabalık bir şehrin ortasında ona bakmadan sadece oradan oraya koşturan insanların ortasında çırılçıplak bir halde (Pazar günü öğlen vakti Kızılay gibi bir kalabalık veya herhangi bir gün taksim meydanı gibi) Gece lambalarının üzerlerinde kendisine bakan güvercinler ve yerde insanların bıraktığı adım izleri ona sesleniyor "Al ama verme" Bu sözü bi anda herkesten duymaya başlamış ve bi anda o meydanda tek çıplak olan kendi tek giyinik kişi olmuştu etrafında koşturan insanlar çıplak olmuş ayak izleri kaybolmuş ve o lambalarda ki güvercinlerin tüyleri yolunmuştu. Bi anda uyandı ve altına işemiş olduğunu gördü O:Şimdi sıçtım işte bu yaşta işenirmi olum ya malım ben mal Yataktan kalmış nevresim makinaya atmıştı. Hemen duşa koştu,saat 03:29 Zeytinyağlı kalıp sabunla saçını köpürtürken gözünün yanması onu eskiye götürdü bi an. O babasının aldığı şampuanı hatırlar. O:hay sokayım böyle işe bu şampuan sadece çocuklar için mi niye almıyor ki şimdi de A1 İlk başta babası onu düşündüğü için aldı demiştim ya aslında o bencil adam bunu da kendi için almıştı, o çocuğunun gözü yandığında ağlama sesinden rahatsız olduğu için almıştı halbuki. O sıralar havalar yağmurlu ve kapalıydı insanın içini darlayan ruhunu karartan bi hava. Gökyüzünde şehrin ışıklarından gölgelenmiş yıldızları görmekten mahrum bi gençlik yetişiyordu. Televizyonda gündemi kendi çıkarları için değiştiren para babalarıyla doluydu. Arada sırada sisteme ayak kaldıran kişilerin görünüp ardından televizyondan men edilen kişilerle. Hayat size olanakları her zaman verir ancak sonuçları hiçte iyi olmaz. Siz düşünün doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar atasözlü bir toplumuz biz ve böyle bir toplumdan dürüst bir genç nesilin yetişmesini her zaman bekleyemeyiz. Bizim bu çocuğumuz ise babasına olan kızgınlığı nedeniyle ona benzemekten kaçarken dürüst ve ahlaklı olma yolunda ilerliyordu. Ama daha hayattan zevk almakla meşguldü ve yakında çok yakında inandığı değerlerin gözünün önünde bi anda yıkılışına şahit olacaktı. 19 lu yaşlarına geldiğinde artık onu gelecek kaygısı onu korkutmaya başlamıştı sonuçta ailesi kendine bakacak kadardı Babasının annesine attığı dayaklar artmış artık annesinde tahammülü gittikçe azalıyordu Zavallı kadın ne gidecek bi ailesi vardı ne de tek başına hayatta kalacak bir gücü. Ölüm artık o kadını korkutmuyordu hatta ölüm ile arasında ki tek şey oğluydu ona olan sevgisi. Annesine göre çocuğu işlediği sevapların karşılığıydı bu dünyada buna inandırmıştı kendisini. Derken sözde baba olan bey havadan bir sebepten çıkardığı kavgada kadını saçından tuttu ve yatak odasına kadar sürükledi. Kemerini çıkardı ikiye katladı ve küfürler içinde yere fırlattığı kadıncağızın sırtında acı dolu izler bırakmaya başladı. Gencimiz artık tokat sesleri yerine kemer şaklamalarına şahitti ve buna katlanmak istemiyordu. Babasını belinden kavrayıp odanın dışına attı ve odayı kitledi. Annesi onu durdurmaya çalışıyordu çünkü biliyordu bu sadece kocasını daha öfkelendirecek ve bir darbede çocuğuna vuracaktı. Odada geçen korku dolu 25 dk sonrası nazik bir kapı çalma sesiyle Baba:Bak özür dilerim tutamadım kendimi oğlum lütfen açın kapıyı söz elimi sürmeyeceğim O:Baba korkuyorum lütfen yapmayın artık annemin canı çok yanıyor lütfen (Baba sinirli ama kendini tutmaya çalışan bir ses tonuyla) Baba:Tamam oğlum aç kapıyı Çocuk kapıyı açar ve açtığı gibi suratına inen şamarın acısını hisseder. Ağlamaya başlar ve babası bu sefer elinde bir bıçakla annesine saldırır. İlk darbe karın boşluğuna bi anda sessizlik. Kadından gık bile çıkmadan ikinci bir bıçak darbesi bu sefer göğsüne. Üzerinde sarı çiçkeli diz hizasındaki elbise bir anda kıpkırmız olmuştu. Baba hala yaptıklarının farkında olmadan gözü dönmüş bi halde üçüncü ve dördüncü darbeleri atıyordu. Bizim öksüz için artık o bir baba değildi o hayatını mahveden annesini elinden almış bir katildi sadece. Annesinin yanına gitmiş elleriyle yaralarını tutmuş ağlarken babasının tekli koltukta elinde yanan bir sigara ve kanlı bıçağıla televizyon izlerken ki soğuk kanlı haline iğrenerek bakıyordu. Bir şey yapmak istiyordu ama buna ne gücü yetiyor ne de annesini yanlız birakamıyordu. İki gün boyunca annesinin cansız bedeniyle odada kalmıştı babası gelen komşuları küfürlerle geri yollarken annesini toprağa verme korkusuyla sıkı sıkı sarılıyordu. En sonunda bi cesaretle aradı sessizce 155i ve anlattı olanları. Babası telefonu kapatırken gördüğünde ona bir anı bıraktı sol yanağına derin bir kesik. Babası kasten adam öldürme ve yaralamadan 25 yıl 7 ay hapis cezası almıştı. İşte şimdi hayat ona gerçek yüzünü göstermiş oldu. Yalnız başına kalmış çocuktu. Onun üniversitesi hayalleri vardı. Bir pizzacıda işe girip paket servisi yapan hayal kurmayı bırakmış  amcasının evinde kalan biriydi artık. Amcasınında babası gibi olduğunu görmeye başladığında evden kaçmıştı. Gidecek yer bulamamış aylarca metro köşelerinde ve kaçak göçek pizzacıda kalıyordu. Artık rüyaların yerini sadece kabuslar almış bir adamdı o. Ona artık çocuk diyemem benim hayatımda gördüğüm zorluklar onun için günlük yaşam haline gelmişti. Ona çoğu kişi acırdı o da kendine acıyordu çünkü. Hayali kalmamış bir insandan geriye ne kalırdı ki? Kafasında kurduğu insanla saatlerce konuşuyor başkalarıyla iletişimini kesiyordu. Kafasındaki ses onun için bi kurtuluş yoluydu birden fazla kişilik vardı onun aklında artık. Şeytan onun için bi yabancı değildi onu çok iyi anlıyordu çünkü. Onun eskiden bir melek olduğu düşüncesini ve onun diğer meleklerden daha farklı olduğunu bilmesi ona hayran bırakıyordu. Kendini ona benzetiyordu. Kendisini şeytana çeviren kişinin babası azael halini ise annesi olarak görüyordu. Böylece empati yaptığı tek şey şeytandı. Uyku vakti saat 04:57 Rüya... Annesinin öldüğü gece elinde kanlı bir bıçak annesini öldüren kendisiydi bu sefer. Rüyada olduğunu fark etmiş ama buna son veremiyordu. Babası ise yoktu o rüyada (Annesinin eli kanlı göğsünde bir şekilde diğer eli kendisini işaret ediyor ) Annesi:Seni herşeyden çok seviyorum oğlum sen beni kurtardın. Terli bir uyanış. Artık bu rüyalara dayanamıyordu. Kendisini suçlamaktan başka bir düşünceye sahip değildi. "Belki babamı durdurabilirdim onu engelleyebilirdim" Beynini kemiriyordu bunların hepsi. Günlerden pazartesi olmuş pizza için siparişe çıkmıştı. Adres tanıdıktı o kızın adresiydi bu. Evet ilkokulda sağ sıradaki. Gitmekten korkuyordu oraya. Aslında her eve gitmekten korkuyordu o mutlu aile tabloları onun için bir kabustu. Her bir anne baba gördüğünde korkuya kapılan bir adamdı. Gitmedi o adrese kaçtı her seferinde. Ve başkalarına açıklama yapmaktan olanları anlatmaktan başkalarının ona acıyarak bakmasından. Ama intikam istiyordu. Herşeyi planlanmıştı babasını çıktığı zaman öldürecekti. Ve yakalanmayacaktı. Herşeyi araştırmıştı, insan kemiğinin 850 derecede kül olduğunu, hangi asitin daha yoğun olduğunu. Bu planları onu gittikçe daha da heyecanlandırıyor ve artık herkese bir kurban Gözüyle bakar olmuştu. Babasından intikam almadan önce bir can almak istiyordu o. Bunu yaşama hayali onu her geçen gün cezbetmeye başlamıştı. Önce bir köpek öldürdü sonra bir kedi. Bu iş gittikçe iğrençleşiyordu. Barınaktan edindiği her hayvanı profesyonelce sessiz bir şekildeyok ediyor ve bundan haz etmeye başlamıştı. Ta ki en son hayvanın öldükten sonra hamile olduğunu fark edene kadar. Bu işler başladığından beri annesi hiç gelmemişti aklına ancak şimdi onu hatırlamış ve kendinden utanmaya başlamıştı. Öldürdüğü her can için kesik atmaya başladı kendince bir cezalandırmaydı bu günler sonra kollarında jilet atacak yer kalmamıştı. Gözünden akan her yaş gittikçe soluyordu. Hissizleşmişti o artık. Babası 19 yıl sonra iyi halden salındığında o da 38 yaşında hiç bir başarısı olmamış babasını öldürmekten başka bir düşünceye sahip olmayan biri haline gelmişti. O an geldi babası karşısında durmuş başını önüne eğmiş bekliyordu. Bizim değişmiş olan adamımız elinde bir tesbih ile babasına bakıyor ve ona O:Babam canım babam Baba:Oğlum affettim mi beni O:Ben affettim ama onlar affetmiyor (Korkarak) Baba:onlar kim O:Gel baba tanıştıracağım seni hepsiyle Babasıyla taksiye biner ve bir otele yerleşirler. İki hafta boyunca hiç bir şey olmamış gibi baba oğul yaşarlar. Babası buna çok şaşırıyordu. Adam ona annesine verdiği sevgi kadar ilgi veriyordu. Yemeklerini kendi eliyle yapıyor meyveler içecekler ikram ediyordu. Takım elbiseler alıyor alemlere götürüyordu. Bizim adam bir gece babasını kaldırır. O:Baba hadi araba hazır güzelce giyin bu gece uzun olacak sana Çok güzel bi sürprizim var Bu gece annesin öldüğü günün yıl dönümüydü Babası farkında değildi. Baba:Bu saatte neyin sürprizi? O:Bunun saati olurmu babam çok beğeneceksin Arabayla yaptıkları 1 saatlik yolculuk sonrası bir köye gelmişlerdi. Bir ev içinde hiç bir şey olmayan bir ev. Duvarlarına gördüğü rüyaları resmetmişti. Eline aldığı çekiçle önce babasının dizlerine vurdu ve yere yıkıldı babası. Yalvarmaya başlayan babası Baba:Oğlum ben çektim cezamı çok pişman oldu yalvarırım beni bırak O:Sen sen.. Baba:Anneni seviyordum gerçekten O:Ben annemle yalnız kaldım onun cansız bedeniyle yalnız kaldım sen oturdun sadece oturdun Baba:Piş... Çekiçle suratına bir darbe daha atar Babası bilincini kaybetmişti. Belinden çıkardığı silahla onu öldürüp teslim olmayı düşünüyordu nede olsa bi hayatı yoktu bi seveni yoktu sevdiği kalmamıştı. O içeri girdiğinde de ölümü bekleyecekti. Babası ayılttı ve silahı ona verdi ve yalvardı. O:O gün beni neden öldürmedin beni de öldürmeliydin Baba korkmuş bi şekilde silahını oğlumun göğsüne dayamış ağlıyordu. Duvardaki resimlere bakıp daha da korkmuştu. O anda babası silahın kazasıyla oğlunun kafasına vurarak bayılttı ve kaçtı. O uyandığında babasını göremediği için sinir krizine girmiş ve daha da öfkelenmişti. Çünkü kendini öldüremiyordu daha önce çok denemişti ve becerememişti. O gün boyunca elindeki silahı kafasına dayamış ölümü çağırıyordu. Camın önüne konan bir güvecini farketti o gğnki rüyasında ki güvercindendi. Silah hala kafasına dayalıydı. Birden evin kapısı çaldı olanlar duyulmuştu. Karşısında uzun zamandır görmediği arkadaşı vardı. Onu görmek ona öyle iyi gelmişti ki vazgeçmişti ölmekten onu düşünen biri olduğu düşüncesi onu caydırmıştı. Kini hala devam ediyordu babasına karşı ama onu öldürmek bir çözüm olmayacağını anlamıştı. Çoğu kişi için saçma gelsede bir insana inanmak onu düşünmek söylemle olmasa bile o kişiyi hayata bağlar. Bir söz bir görüntü veya bir dokunuş. Arkadaşı hayatını kurtarmıştı onun için. Heyecandan elindeki silahı bırakmamıştı geniz ve bi anda ateş alan silah patladı ve kafasındaki tüm düşünceler bir kan ve et parçası olarak düşmüştü önümüze. Bu onun kurtuluşu olmuştu aslında. Belki de kurtuluşu başkalarından beklememek hayatın karşımıza çıkardı zorlukları siktir etmek gerek. Herkese dayatılan herşeyi yapabilirsin anlayışını yıkmalıyız hiç kimse herşeyi başaramaz. Belki de hayatta kalmayı başarmak zorunda değilizdir. Mutlu olmaz zorunda değiliz, birine aşık olmak zorunda değiliz. Hepimiz azael olamayız şeytana da muhtacızdır belki de?


Biraz kafa kontak aldırmayın
Ali Özgen



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6643
2 Firari Fırtına 4655
3 Mustafa Ermişcan 4146
4 Hasan Tabak 3800
5 Nermin Gömleksizoğlu 3409
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3344
7 Uğur Kesim 3227
8 Sibel Kaya 3117
9 Enes Evci 2800
10 Eyyup Akmetin 2462

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1846 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com