Denemeler

Felsefe Konuşmaları ( Denis Diderot )
Okunma: 176
Furkan Sezen - Mesaj Gönder


DİDEROT. —Şunu da görüyorum ki biz durmadan değil yalnız bilmediğimiz fakat bilmemiz de kabil olmıyan, bizim idrakimizin üstündeki bir mesele etrafında boşuna tartışıp durmaktayız. Halbuki, ebedî bir çekişme konusu olan bir şey, Voltaire'in de geçenlerde yazdığı gibi, bizim için daima beyhude bir şeydir ve bunun için de zaruri değildir; bunu anlamış olmamız lâzımdır. Bundan başka âdeta kaderin bir cilvesi gibi, üzerinde en çok lâf edilen, şeyler, en az anlaşılan şeylerdir. Bizim her gün kullandığımız sözlerden çoğunun hiçbir mânası yoktur. «Allah onu yanına aldı!» Bunu nereden biliyorsunuz? yoksa Allah size sırrını mı açtı? «Allah ona kavuşmak için acele etti!» dedikleri bir mahlûk doksan bir bahar görmüştü. Görülüyor ki burada öyle acele filân yok. Dindar anasının bağrından kopanlan genç kız için demin «cennete gitti» demiştiniz., ama bu cennet dediğiniz, nedir, nerededir? Önce oraya çıkılıyor mu? «Yukarda» dediniz. Ama bu sabah yukarda olan yer, akşama «aşağıda» olacaktır: çünkü dünya dönmektedir. Bunun böyle olmadığını söyliyebilmek için papa Urbain'le Mukaddes enkizisyon gibi dünyanın döndüğünü inkâr etmelisiniz                    ABBE. — Ben bu fikirde değilim aziz dostum.                                                                      DIDEROT. —Eskiler hiç olmazsa cennetlerine bir yer bulabiliyor, yahut hiç olmazsa bir yer arıyorlardı. Bazılarına göre Kanarya adalanndan biri olan Fothunes'lerdeydi, Arva bicta. Bazılarınca da daha yukarda izlanda da, bazılarına göre de.                                                  ABBE — Yani, pek çok meslekde olduğu gibi bunda da anlaşmış değildiler.                      DIDEROT. — Tıpkı bizim gibi, Abbe. Bu Sabah bir İsveç tarihinde okuduğuma göre Kral, bu memleketin Kralı. Allah'ın inayetiyle lüşmanlarına karşı zafer kazanmış. Bu zaferi inkâr eden Türkler'e göre ise Allah îseveç Kralından "inayet" ini esirgemiştir! İspanyollara göre ise Allah kendisine edilen dualara sağır kalmıştır. Görüyorsunız ya herkes Allah'ın inayetini kendine göre tefsir etmekte, işine geldiği şekilde hükümlendirmekte, onu keyfine göre hareket ettirip, konuşturmaktadır... Buna göre bizce Luthercilere göre, yahut hiç olmazsa İsveçlileri göre bir Allanın İnayeti, müslümanlara yahut Türklere göre bir Allahm İnayeti, İspanyalılara göre bir Allah'ın İnayeti Ruslara göre bir Allah'ın İnayeti,Lehlilere göre bir Allah'ın İnayeti, Fransızlara göre bir Allah'ın İnayeti olmalıdır. Şimdi eğer yalnız ve tek ise bu Allah'ın İnayeti'nin her milletin kendisini aynı mesele etrafında birbirine aykırı maksatlar ve zıt menfaalerle andığını görerek bu dilekleri yerine getirmekte ne kadar güçlük çekeceğini tahmin edebilirsiniz! Bundan maada bu kadar çok cepheli olan ve Allah'ın İnayeti denilen bu hükümdarın bizim ufak tefek işlerimizle ilgilenmeye razı olacağından emin olmak lâzımdır ki, bu bana son verecek şüpheli görünüyor. Çünkü bu takdirde bu MukaddesPrens'in sırtına yükleyeceğimiz cinayetlerin, hayasızlıkların ve alçaklıkların haddi hesabı yoktur! Bence el akılıca hareket bir daha, onun bizimle meşgul olmaması gibi, bizim de onunla meşgul olmamaklığımızdır. İşte Abbe, bence bizim en büyük kabahatimiz budur, ve korkarım daha uzun zaman bu olacaktır: meseleler üzerinde en ufak kesin ve pratik bir sonuca varmadan, yalnız anlaşmazlık ve kinle neticelenen, aklımızın ermiyeceği, melekelerimizin erişmiyeceği konular üzerinde hiç ara vermeden tartışmamız. Bu tartışmalar daima korkunç kinler ve bunların ardından da zulümler doğuracak. Bu kinler ekseriya milletler arasında din anlaşılmazlıklarından ve doğrudan doğruya bu milletleri coşturan Allah aşkından doğmuş değil midir? Ne olurdu vaktinde bu iğrenç uçuruma yuvarlanmamak için durabilsek, mutlak hakkında aynı görüşe sahip olmadığımız, yahut Allah'ın İsa'da tecellisi esrarı üzerinde veya ekmek ve şarap itikadına dair aynı şekilde düşünmediğimiz için biribirimizi parçalamaktan, boğazlamaktan, diri diri yakmaktan vazgeçebilsek; o zaman çok akıllıca bir iş yapmış olurduk! Görüp gözden, geçirebileceğimiz, kontrol edilebileceğimiz pratik günlük hayat meseleleri üzerinde duracak yerde, neden kendimizi bulutlar arasında kaybediyoruz? Birçok insanların felaketine sebep olan şey tabiat üstü şeyleri araştırma meraklarıdır.                    ABBE. —Tesellilerinin ve saadetlerinin de sebebi olduğu gibi.                                  DIDEROT. — Teselli verici hatalar olduğunu inkâr edecek değilim. Bir doktor hastasına iyileşmekte olduğunu, can çekişen birine de sağlığa kavuşacağını, haftaya kalmaz ayağa kalkacağını söyler ve bu adam da o akşam can verir. Ama o gün bir ümit ışığı kalbini ısıtmış, onu huzura kavuşturmuştur. Hekimin yalanı hastanın son dakikalarını sükûnete erdirmiştir. Bu, iyi bir şeydir.Ama bu iyilik, onun kötü bir şeyden, yalandan, doğduğunu düşünmemizle engel olmamalıdır.                                                                                                              ABBE. —Müsaade edin! Dinin tesellileri ve buna bağlı olan vaatleri asla yalan değildir.      DIDEROT. — Şüphesiz Abbe, bunu inkâr edecek değilim. Fakat bu vaatler garantisiz ve delilsizdir, açık ve elle tutulabilir bir delilden mahrumdur. Demin adı geçen bahtsız anayı, kızının doğruca cennete gittiğine ve edebiyetin sinesinde dinlenmekte olduğuna inandırmaya çalışıyordunuz. Bunlar birtakım kelimelerden, boec sunt verba dan başka bir şey değildir. Gerçekte ise zavallı çocuk meşeden veya çamdan bir sandığın içine konmuş ve toprağa gömülmüştür. İşte, görebildiğimiz ancak budur; alt tarafı, ahiret filân hayal, faraziye ve ilham işidir... Yani rüya! Kabul edelim ki kızının «tekrar dirileceğini ve selâmete ereceğini temin edip» bir gün onu yukarda «Allah'ın sevgili kullarının arasında bulacağını» söyliyerek anayı teselli etmiş olun. Bu iyi, mükemmel bir şey! Ama bir nokta var: size, sadece sözle inanılmasını istiyorsunuz. Halbuki bir bilge kişi sadece söylenmiş bir hükümle yetinemez:" Sapiens nibil ajfırmat qucd non probet Quod Gratis asseritier gratis negatur " ( Bilge kişi ispat edemiyeceği şeyi ileri sürmez... İddia olunmaya değmeyen şey,inkâr olunmaya da değmez. )aramızda azıcık lâtince konuşabiliriz, değil mi ? ... mi, Monsignore?...



Furkan Sezen



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6763
2 Firari Fırtına 4749
3 Mustafa Ermişcan 4245
4 Eyyup AKMETİN 3908
5 Hasan Tabak 3902
6 Nermin Gömleksizoğlu 3504
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 3450
8 Uğur Kesim 3307
9 Sibel Kaya 3208
10 Enes Evci 2891

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:752 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com