Romanlar

GİZEMLİ YOLCULUK/KAPILAR 16. BÖLÜM
Okunma: 93
MURAT CANPOLAT - Mesaj Gönder


-   İşte o kafese bu yaratıklardan birini
ülkemin içinde gezi yaparken, bir su kenarında su içerken yakaladım ve bir
çuvalın içine koyarak saraya getirdim. Sarayda demir kafes yaptırarak yaratığı
oraya hapsettim. Hapsettikten sonra zaman zaman gidip onunla kafesi açmadan hal
ve hareketlerini gözlemliyor ve her bir hareketini defterime kaydediyordum. Bir
gün onun resmini yapmaya niyetlendim. Onun yanına giderek resmini yapmaya
başladım. Resim yaparken de bir taraftan müzik çalıyor, bir taraftan keyifle
onun remini yapıyordum. Bir ara resim yapmayı bırakıp ona baktığım zaman, onun
müzikten hoşlandığını gördüm. Müzik çalarken yerinde dans ettiğini, dansın
sonuna doğru da gözlerinin görmez olduğunu fark ettim. Gözleri görmez olunca da
uykuya daldıklarını gördüm ve bunların hepsini defterime kaydettim.  Böyle günler gelip geçerken bir gün nasıl
olmuşsa kafesin kapağını açmış. Bende bunun farkına varmadan gelip hal ve
hareketlerini gözlemlerken, o da bunun üzerine kafesin kapağını açarak üzerime
atladı ve ayağımı ısırıp gizlice saraydan kaçtı. Ayağımı ısırdığı o gün bir
şeyim yoktu. Fakat ertesi gün ayağım şişmeye başladı ve kendimde halsizlik
hissetmeye başladım. Ayrıca başım dönmeye başlamıştı. Ondan sonra neler
olduğunu hatırlamıyorum.
       Hasan, sultanın oğlunu dinledikten sonra
sultanın yanına giderek:
         
-   Sultanım, oğlunuz artık
iyileştiğine göre, müsaade ederseniz ben gitmek istiyorum. Birde evime giden
yolu bulmak için ne tarafa doğru gideceğimi söylerseniz sevinirim, diyerek
sultandan izin istedi. Sultan, Hasan’ı alnından öperek:
         
-   Oğul,  sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.
Bana, oğlumu iyileştirerek çok büyük bir iyilik yapmış oldun, Hem ülkemin
geleceğini kurtarmış oldun hem de bana evlat acısını bir daha tattırmamış
oldun.
       Hasan, sultanın bana tekrardan evlat
acısı tattırmadığın için sözü üzerine merak içerisinde:
         
-  Sultanım, siz evlat acısını
tekrar tattırmadığınız için,  bana
teşekkür ettiniz. Yoksa sizde mi evladınızı kaybettiniz?
         
-  Evet, evlat, bende evladımı
kaybettim. Ben, yıllarca evlat hasreti çektim. Yıllar sonra hasta olan bu
evladımdan önce bir oğlum daha oldu. Onu çok sevmiştim. Yıllarca evlat hasreti
çektikten sonra o evladımla yüzüm gülmüştü. Ne var ki o evladımın bir gün çok
hasta olduğunu öğrendim. O günden sonra gözlerimin önünde günbegün eriyip
gitti. Bir gün halkımın isteklerini dinlediğim gün gelen bir haberle adeta
yıkıldım kaldım. Aldığım o haberde evladımın öldüğünü öğrendim. Onun ölümünden
sonra evlat acısı içimi yakıp kavurdu.  Oğlumun
ölümünden iki yıl sonra bu evladım dünyaya geldi. Onunla evlat acısını unuttum
ve tüm sevgimi ona verdim. Yıllar öylece gelip geçti.  Yıllar sonra da ikinci oğlumun bu acısı, beni
bayağı yıprattı.
       Hasan, sultanı teselli ederek,
kendisinin de aynı acıları yaşadığını, evlat acısının zor olduğunu söyleyerek,
derdini anladığını belirtti. Ardından yaratık uyanmadan, yaratığı sultanın,
oğlunun ayağının üzerinden kaldırıp tekrar çuvalın içine koydu ve çuvalı
sırtına aldı.
       Sultan, Hasan’a teşekkür ettikten sonra
onu sarayın dışına kadar refakat etti.
Sarayın dışına çıkınca sultan, araba hazırlatarak Hasan’a ancak
kayalıkların oraya kadar yolu tarif edebileceğini ondan sonrasını bilmediğini
söyledi.  Hasan, sultanı dinledikten
sonra onunla vedalaşarak arabaya binerek evinin yolunu bulmanın ümidiyle yola
çıktı. Sultan, araba hareket edip gözden kayboluncaya kadar arkalarından
bakarak sarayına geri döndü.
       Hasan, hüzünlü fakat mutlu bir şekilde
arabayla gidiyordu. İçinde sultana yaptığı iyiliğin sevinci vardı. Şehirlerden
geçtikçe sultanın mutluluğu sanki herkese yansımış gibiydi. Ülkede bayram
havası yaşanıyordu. Kayalıkların oraya kadar mutlu bir şekilde arabanın
şoförüyle konuşa konuşa yol aldılar. Kayalıkların oraya gelince şoförle de
vedalaşarak arabadan indi. Yaratığı aldığı yere bırakmak için dikkatli bir
şekilde kayalıklara doğru tırmanmaya başladı. Kayalıklardan içeri girdiği
deliğe kadar gelip oradan içeriğe gizlice girdi. Yaratıklar yine oradaydılar ve
yine yiyecekleri bir av yakalayıp kafesin içine hapsetmişlerdi. Onlara
görünmeden biraz daha ilerleyince hapsettiklerinin kendisini onların elinden
kurtardığı kral olduğunu gördü. Hem onu kurtarmak hem de kendisini o
yaratıkların elinden kurtardığı için, yaptığı iyiliğe karşı bir iyilik olması
açısından yarattıkları uyutmak için tekrardan hafifçe türkü söylemeye başladı.
Yaratıklar duydukları türkü karşısında dans etmeye başladılar. Dansın sonunda
gözleri görmez olup uyumaya başlayınca kafesin oraya giderek kralı hapsolduğu
kafesten kurtardı. Yaratıklar uyanmadan ikisi de beraber kayalıklardan aşağıya
indiler. Kral kurtulunca Hasan’a sarılarak:
         
-   Beni onların elinden
kurtardığın için sana ne kadar teşekkür etsem yine de azdır, dedikten sonra,
ben sana onlarla yıllardır savaştığımızı söylemiştim. Ama şunu söylemeyi unutmuşum.
Onlar ilk önceden böyle tuzak kurup kafesin içine hapsetmezlerdi. Ne olduysa şu
birkaç yıl içerisinde oldu. Onlar hem çeşitli tuzaklar kurmayı öğrendiler hem
de kafesler kurarak avlanmaya başladılar.



MURAT CANPOLAT



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6656
2 Firari Fırtına 4666
3 Mustafa Ermişcan 4159
4 Hasan Tabak 3812
5 Nermin Gömleksizoğlu 3420
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3359
7 Uğur Kesim 3237
8 Sibel Kaya 3126
9 Enes Evci 2811
10 Eyyup Akmetin 2549

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1189 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com