Denemeler

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde Bilim Kültürü ( Makale )
Okunma: 156
Furkan Sezen - Mesaj Gönder


Marksizm, sermaye sahibi burjuva sınıfının baskı/ zor aracının yanında giderek daha çok ideolojik araçları kullanarak kendi egemenliğini pekiştirdiğine işaret ediyor. İdeoloji üretiminin bilgi üretim ve yorumlama süreçleriyle iç içe geliştiğini belirtiyor. Bilimsel bilgi dünya ölçeğinde sınanmaya tabi tutulsa da, sorgulayıcı yönün sürekli işlediği vurgulansa da, içinde yoğrulduğu dokunun malzemesini üzerinde daima taşıyor. Bilimsel üretimi biraz eşeleyince sınıfsal kökler ortaya çıkıyor. Örneğin neden günümüzde bilginin büyük çoğunluğunun ABD tarafından üretildiği, tüm ülkelerden yetişmiş işgücünün neden bu ülkeye aktığı sermayenin çekim gücü ile açıklanabilir. Sovyetler Birliği’nde bilimsel bilgi üretiminin detayları, insanlığa katkısının bilinmemesinin nedenleri yine sınıflar mücadelesi ile açıklanabilir. Bilimin şirketlerin kârlarını artıracak yönde mi, yoksa toplumsal fayda sağlayacak yönde mi gelişeceği onun sınıfsal karakterine göre şekillenir. İşte bu iki farklı toplumsal sistem, iki farklı bilim pratiği üretiyor. Sosyalist bilimin yapısal farkını anlamak için Sovyetler Birliği örneği incelenebilir.

Sosyalist Bilim Kültürü
İnsanlık tarihinin en görkemli dönüşümlerinden biri 1917 yılının Ekim ayında Rusya topraklarında, Bolşevik/ Komünist Parti’nin öncülüğünde işçi sınıfının iktidara gelmesiyle başlıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın açlıkla, ölümle yüz yüze getirdiği köylü, işçi, asker, yoksul yığınlar Çarlık Rusyası’nda en azından yüz yıldır biriken çelişkilerin tetiklediği güçle ayağa kalkıyor. Ülkede daha ileri olan uygulamalarla geri yönelimlerin karşı karşıya geldiği nesnel koşullar ve öznel müdahale birleşiyor. Devrim öncesi bir tarafta onlarca yüksekokulun, üniversitenin koridorlarında aydınlanma düşüncesinin türlü veçheleri dolaşıyor, diğer tarafta onlarca halkın yerleşik bir hayata dahi geçmediği, dilinin yazıya dökülmediği topraklar uzanıyor. Bir tarafta binlerce işçinin yan yana gelerek emeklerini birleştirmelerini sağlayan fabrikalar kuruluyor, diğer tarafta soylulara köle hizmeti sunan serflik sistemi sürüyor. Bir tarafta büyük kentlerde raylı-elektrikli ulaşım yaygınlaşırken, enerji üretiminin çok sınırlı olmasına çözüm üretme gereği duyulmuyor. Bir tarafta uçsuz bucaksız coğrafyanın doğal kaynakları araştırılırken, ham maddenin büyük çoğunluğunun ithal edilmesinden vazgeçilmiyor.

Bu çelişkiler içinde Rus aydını köylülerin sefaletini, ülkenin kalkınmasını, halkların Slav birliği altında toplanmasını, batı düşüncesinin felsefi ve bilimsel içeriğini bir arada tartışıyor, dergiler ve gazeteler çıkarıyor, örgütler kuruyor. Bu arayış bazı örneklerde sağcılaşan, çoğu durumda devrimci yönelimlere giren, çağının dinamizmini bünyesinde barındırıyor. Bir hekim olan Anton Çehov (Chekhov) yaşadığı yıllarda esas olarak yazarlığı ile toplumsal dönüşüme dâhil oluyor. Oyunlarında toplumsal çatışkıları yansıtırken daima geleceğin daha umutlu olduğunu ve insanın onu bugünden yarattığını vurguluyor. Tüm dünyaca bilinen kimyacı Dmitri Mendeleyev (Mendeleev), aynı zamanda yaşadığı coğrafyanın daha verimli hale nasıl getirilebileceği sorunuyla ilgileniyor. Rusya’nın doğal kaynaklarının araştırılmasını, kuraklık koşullarında tarım olanaklarının çalışılmasını, sanayinin geliştirilmesini kuvvetle savunuyor, bunlar için ekonomik önermeler getiriyor. Yine bir hekim ve Rusya Sosyal Demokrat Parti üyesi olan Aleksandr Bogdanov ilk sosyalist bilim kurgu öyküyü yazıyor. Ters yönden gidersek devrimci mücadelenin Rusya’daki kurucusu olarak görülen Aleksandr Herzen aynı zamanda önemli bir düşünür. Bir şeyi araştırırken onu parçalara bölen ve ayrı ayrı ele alan analitik çözümleme yerine “parçalar”ı birbiriyle etkileşim ve karşılıklı oluş içinde inceleyen sentezci yöntemi sahipleniyor. Böylece doğrusal neden sonuç ilişkisinin yarattığı deterministik yapıyı aşan, bilimsel düşünce üretimini de etkileyen diyalektik yaklaşım bu topraklara giriyor.
[1]

Bu arayış devrimle yeni bir aşamaya taşınıyor. Siyasal iktidarın kazanılmasıyla birlikte toplumsal ilişkileri oluşturan temel üretim ilişkileri değiştiriliyor; böylece üretim araçlarının özel mülkiyetine son verilerek toplumsal mülkiyet oluşturuluyor. Tekellerin veya bankaların kârını hedeflemek yerine toplumun ihtiyaçlarını gözeten, insan emeğinin sömürülmesine son veren, serflik sistemini lağveden, uluslar ve etnik kökenler arası çatışmayı ortadan kaldıran yapı kuruluyor. Ve bu sadece merkez kentlerde değil, tüm coğrafyada eşit yatırım, olanak yaratarak toplumsal, ekonomik, kültürel ilerlemeyi yayarak gerçekleştiriliyor. Mevcut tüm temel değişimler elbette sorunların birden bire çözülmesi anlamına gelmiyor. Sorunlara karşı kayıtsız, müdahale etmeksizin duran büyük mülk sahipleri devriliyor ve sorunları ele almayı engelleyen yönetim mekanizması ele geçirilmiş oluyor. Artık yıkılmış veya atıl ülke kaynaklarının ve üretimin yeniden, çoğaltarak kurulması, işletilmesi Sovyetlerin gündemi oluyor. Kuruluşta gereken iş gücü için yeni özgürleşen köylülerin işçi niteliği edinebilmesi, işçilerin farklı dallarda uzmanlaşması, küçük mülk ve toprak sahiplerinin mülk tutkusunun kırılıp kolektif üretime katılması, Rus aydınlarının işçi devrimine kazanılması gibi başlıklarda daha uzun bir dönüşüm gerekiyor.
[2]

Toplumsal dönüşümün maddi zemini, siyasal ve ideolojik önderliğin tüm ihtiyaç ve olanakları detaylı bir şekilde planlanmasına bağlı hale geliyor. Ekmek ve barış sloganıyla yükselen devrimci güç, fabrikaların çalışmasını, elektriğin üretilmesini ve dağıtılabilmesini, ham madde yataklarının araştırılmasını ve taşınabilmesini sağlamalı. Çok boyutlu merkezi planlama işinin ciddi miktarda iktisatçı, mühendis ve bilim insanının katkısına ihtiyacı doğuyor. İşçi sınıfı devletine ikna olmayan, hatta açıkça ayrıcalıklı burjuva taleplerde bulunanlar ülkeyi terk ediyorken
[3]
yeni bir toplumsal sisteme güvenen ilerici, yurtsever bilim insanları kuruluş sürecine destek veriyor. Bolşevik kadrolarla eski toplumsal yapının yetişmiş insanları ilk büyük planda, GOELRO Planında (tüm Rusya’nın elektriklendirilmesi planı) buluşuyor(Lenin, 1921).

Bilim tarihi için de bu anda yeni bir sayfa açılmış oluyor. Çarlık döneminde bilim insanlarının bireysel çabalarına kalan, kaynak yetersizliği ve sürekliliği olmayan kurumlarla parçalı yürüyen araştırmalar sosyalist sistemde devlet işleyişinin merkezine oturuyor. Gerici, baskıcı eski sistemde genç bilimcilerin yetişmesi neredeyse imkânsız haldeyken devrim Rusya’sında bir kararname ile üniversite kapıları tüm halka açılıyor. Laboratuvar, enstitüler büyütülüyor, yeni üniversiteler kuruluyor. Aşağıda örnekleriyle açacağımız bu süreç aydınlar arasında sınıfsal konumlanışa bağlı tartışmaları beraberinde getiriyor. Devasa bir güce ulaşan bilim iki zıt yönden eleştiriliyor; bilimin işlevine ve işleyişine dair farklı görüşler yükseliyor.

Yeni kurulan işçi devletinin attığı adımları çekingen bulan aydınlar bir tarafta duruyor. Mesela Bogdanov toplumun yönetiminin tüm boyutlarıyla, yani üretim, denetim, dağıtım gibi boyutlarıyla işçi sınıfına bırakılması gerektiğini söylüyor. Özellikle işçi sınıfının sahip olduğu kolektif kültür ile kendiliğinden doğru yolu bulacağını iddia ediyor. Burjuva kültürünün ise en başta beden ve zihin emeğini birbirinden ayırmasıyla sosyalist/komünist topluma taban tabana zıt olduğunu belirtiyor (Bogdanov, 1918). Diğer yandan yeni devlete karşı kararsız bir tutum takınan küçük burjuva kökenden gelen aydınlar kimi düzenlemelere mesafeli duruyor. Özellikle planlı ekonomi doğrultusunda bilim yapmaya karşı durarak tamamen özerk hareket etme talebinde bulunabiliyor (Brozek, 1957). Orta ölçekli mülki hak iddiasını yenmeye ve tarımsal verimi arttırmaya çalışan kolektivizasyon hamlesine, kırların kentlere tabi olması politikasına karşı durabiliyor (Stalin, 1931). En nihayetinde, zamanla partili komünistlere de sirayet eden, salt bilimci çözümlerle toplumsal ilerlemenin sağlanacağı, yeni insanın ortaya çıkacağını savunan (Birdal, 2017) bir hat oluşuyor. Toplumsal ilerlemenin üretim sürecindeki dönüşümden gelen kurucu özü unutulabiliyor veya bu kazanımları kaybedilmez gören, insanlığın mevcudun gerisine düşmeyeceğini varsayan düşünce toplumda yer bulabiliyor.

Oysa burjuva sınıfıyla işçi sınıfı arasındaki mücadele hem ülke içinde hem de dünya ölçeğinde devam ettiği sürece hiçbir alan siyasetten azade olamayacak, salt kendi dinamiğine bağlı etki yaratması mümkün olmayacak. Bu sebeple siyasi öncülük işçi devletinde önemini korumaya devam ediyor. Zaten toplumsal devinimin içinde konum alan aydınların işçi sınıfı partisinin attığı adımları takip etmesi, geliştirmesi bekleniyor. Bilim insanlarının, teknisyenlerin partiye katılımı teşvik ediliyor. Bilim politikasının belirlenmesine, yüksek öğretimin oluşumuna katkı için milletvekili seçilip çeşitli işlerde sorumluluk almak temel bir ihtiyaç oluyor. Ülkede siyaset ve bilim ilişkisinin sürekli canlı tutulması gerekiyor. Parti kapitalist sınıflarla mücadelenin çetinleştiği kimi durumda yanlış kararlara sürüklense de genelde bu iki aydın kanadını sosyalist devletin inşası ve sürdürülmesi yönünde hareket ettirmeyi başarıyor. Ve bunu sınıfsal bir uzlaşıdan ziyade sosyalist devrimin çıkarları doğrultusuna bağlayabiliyor. Lenin daha devrimin ilk yıllarında küçük burjuvazi ile mücadelenin sınıflar tümüyle ortadan kalkmadan bitemeyeceğini belirtiyor. Yaşam koşulları sonucu uzmanlaşma olanağı bulan ve bilgiye, tekniğe, deneyime sahip insanların katkısını alma zorunluluğuna, onları kapsamak gerektiğine işaret ediyor. Eskinin mirası devralınıp asimile edilmeli diyor. Yeni toplum ne kadar hızlı öğrenirse, ilerlerse burjuva ideolojisinin etkisinin o kadar çabuk kırılacağını ve o dönemeçte ancak emek verimliliğini yükselterek sosyalizme geçişin başarılacağını ifade ediyor (Lenin, 1919).

Bu tartışmalar, sosyalist toplumun şekillenişi sırasında bilime sosyalist bir içerik, hedef ve işlev yüklenmesine imkân sağlıyor. Yeni toplumda tüm yurttaşların mevcut insani ve teknolojik gelişkinlik düzeyini yükseltecek ihtiyaçlarının karşılanması sosyalist bilimin ana eksenini, deyim yerindeyse ülkenin bilim politikasını oluşturuyor. Bu politika kıtlıkla mücadeleden ampul üretimine, ana çocuk sağlığından kadının üretken bir birey olup özgürleşmesine, anayurt saldırısında tank üretmekten uzaya çıkmaya istekli işçiler yetiştirmeye doğru çeşitlenen bir yelpazeye oturuyor.

Mevcut toplumsal ihtiyaçların karşılanması üretici güçlerin gelişmesi ölçüsünde mümkün oluyor. Bir taraftan insanın nitel gelişkinlik ihtiyacının, diğer taraftan üretim araçlarındaki gelişkinlik sorununun çözülmesi ve böylece emek verimliliğindeki artış ihtiyacının karşılanması gerekiyor. Makineleşme ve ileri teknolojiyle verimlilik artıp işteki emek yoğunluğu azaldıkça emeğin toplumsallaşma kanalları zenginleşir (Şen, 2018). Toplumsal emek, tüm ihtiyaçların birlikte karşılandığı kolektif kültürü güçlendirirken kafa ile kol emeği arasındaki ayrım kapandıkça insanlar ve cinsiyetler arasındaki temel işbölümü silikleşir. İnsanın özgürleşmesinin maddi koşulları yaratılmış olur. Bedenen özgür insan, zihinsel özgürlüğün arayışına daha hızlı yönelir. Gerçeğin anlamlandırılması farklı düşünce metotlarıyla, etik ve estetik boyutlarıyla, nihayetinde maddi sınırların ve ilişkilerin kendini dayattığı nesnel zeminde gerçekleşme fırsatı yakalar.

Tarif edilen zincirin gerçekleşebileceği nesnellik sosyalist toplumun dönüşüm mücadelesi içinde somutlanıyor, sosyalist bir bilim kültürü yaratıyor.

Planlı bilim
Planlama basitçe girdi ve çıktıların organizasyonel yönetimi olarak tanımlanabiliyor. Yeni devleti de bilimin rehberliğinde kurulan bir yapı olarak görmek, teknik adımlara odaklanmak mümkün. Bir bilim insanı için süreç bilimsel araştırmaların ülke ihtiyaçlarının içinde organize edilmesi (Vavilov, 1948) anlamına gelebiliyor. İyi niyetli, ülkenin genel yönelimleriyle uyumlu ama siyasal ve ideolojik dönüşümü açıklamakta yetersiz kalan bir bakış. Ülke ihtiyaçları kimlerin ihtiyacına denk düşüyor? Nasıl tespit ediliyor? Lenin sosyalist inşanın temeli olarak üretim ve dağıtım problemlerinin çözümüne, ülke kaynaklarının rasyonel kullanımına işaret ediyor (Lenin, 1918). Ancak planların ölçek, hazırlık ve uygulama süreçleri göz önüne alındığında komünistlerin eşitlikçi bir toplum yaratma iradesi ile birleşen bir süreç olduğu, sınıfsal bir tutum olduğu görülebilir. Yani planlama, mevcut üretim biçimine bağlı siyasal hedefler doğrultusunda merkezi olarak uygulanan bir program.Bu perspektif, ülkedeki ileri ve geri unsurların varlığı ve çatışması sırasında kimi Rus aydınlarda oluşan yurtsever yönelimi örgütleyebiliyor.

Rusya’nın doğal üretici güçlerinin araştırılması için 1915 yılında Çarlık Bilimler Akademisi altında oluşturulan komisyonun ürettiği ilk ham rapor devrimle gerçekliğe kavuşuyor. Komisyonun başkanı jeolog Aleksandr Karpinski (1847-1936) Şubat Devrimi sonrası Bilimler Akademisi Başkanı olarak seçiliyor. GOELRO Planı kapsamında çeşitli jeolojik haritalar çıkartıyor. Yine bu komisyonda yer alan ve karşı devrimci baskının en yoğun olduğu 1910 yılında Moskova Üniversitesi’ne istifasını veren V.I. Vernadski yerkabuğunun ve minerallerin tarihi üzerine incelemeler yapıyor. Bir başka kayaç uzmanı A. Fersman Rusya’nın doğusundaki keşiflerde sorumluluk üstleniyor. Çarlık döneminde hayalperest olmakla itham edilen mühendis I.G. Aleksandrov, G.O. Graftio baraj ve yol projelendirmesinde büyük sorumluluklar üstleniyor (Pisarzhevsky, 1958). Bolşevik Parti’nin çağrısıyla ve parti üyesi mühendis G.M. Krjijanovski (Krzhizhanovskii) sorumluluğunda bu birikim ve enerji devrim sonrası ülkenin inşası için bir araya gelerek yaklaşık on yıl süren projeye başlıyor. GOELRO ile yaklaşık on yıl içinde hedeflenen 30 civarında enerji üretim santrali tamamlanıyor (Levit, 1970). Bu deneyim ilki 1928 yılında hayata geçen beş yıllık kalkınma planları hazırlamak için sosyalist devlete zemin sunmuş oluyor (Birdal, 2017).

SSCB Bilimler Akademisi paralel olarak Ulusal Ekonomi Komisyonu’nun planlama çalışmaları içinde araştırmalarını şekillendiriyor. Bu ortak doğrultu beklentisine karşı pür bilimcilerin direnci, eski alışkanlıklarına bağlılıkları çeşitli adımlarda varlığını hissettiriyor. 1929 yılında akademinin içe kapalı, dar örgütlenmesine karşı siyasi bir müdahale yapılıyor ve akademiye üyelik için dışarıdan katılım yolu açılıyor. Kırk civarında olan akademi üye sayısı bu düzenlemeyle iki katına çıkıyor. Akademideki matematik ve doğa bilimlerinin yanına insan bilimleri ekleniyor. Aynı yıl ayrıca Tarım Bilimleri Akademisi kuruluyor (UNESCO, 1967). Genel yönetim biçimi, herkesin seçilme ve seçileni geri çağırma hakkı, tüm bilim kurumlarındaki sorumluluklar için de hayata geçiriliyor (Crowther, 1936)

Devlette bir plan dâhilinde bilime büyük ölçekli bütçeler ayrılması, birçok kurumun içerisine bilimin bir biçimiyle girmesine yol açıyor. Akademi eğitim, sanayi, tarım, sağlık bakanlıklarıyla ilişkilenerek buralara bağlı kurumların içerisinde enstitü, araştırma laboratuarı kuruyor (Brozek, 1957). Planlama hedefleriyle ilintili olarak sosyalist birliğin farklı yörelerinde önce bilim tesisleri, sonra kapsamlı akademiler kuruluyor. Yüksek öğretim ise üniversiteler temel bilimlerin çalışıldığı yer, enstitülerde daha çok uygulama alanlarının çalışıldığı yer oluyor. Hem enstitüler hem de üniversiteler eğitim veren, yeni niteliklere sahip insanlar yetiştiren kurumlar olarak şekilleniyor. Ayrıca her birlik cumhuriyetine bir üniversite açılması yine beş yıllık planların içinde karara bağlanıyor. Örneğin “1933 yılında yüksek öğrenimde okuyan işçilerin oranının %51,4’e, köylülerin oranının %16,5’e yükseldiği” kayıt ediliyor (Stalin, 1934, s.564). 1950’lere kadar yaklaşık 800 bilim kurumunun içinde 40 üniversite açılmış bulunuyor (UNESCO, 1967). Sosyalist sistemin hayatta kalmasını, yerleşmesini, toplumu ilerletmesini sağlayan hız ve verimliliğe planlamalar yoluyla ulaşılıyor.

Pratik ve teorik bilim
Sosyalist toplumda gerçeğe ulaşma uğraşı kadar toplumsal ihtiyaçların karşılanması da bilimin başarı ölçütleri içinde yer alıyor. Bu iki kanat arasında güçlü ve planlı bir bağlantı kurmak en temel ihtiyaçlardan biri. Buradan hareketle pür bilim ve uygulamalı bilim birlikteliği yeni sistem için doğal bir yönelim olarak ortaya çıkıyor. Ancak teori ile pratiğin birbirini doğuran yapısı kapitalist sistem içinde yetişmiş bilim insanları için kavranması zor ve devrim sonrası hala tartışılan bir durum yaratabiliyor (Frankel, 1969). Bernal (2002, s.103) bunu “kapitalizm koşullarında bilimi pratikten bir soyutlama olarak, pratiği de bilimin bir uygulaması olarak düşünmemiz öğretilir. Laboratuvar çalışanı ve çiftçi birbirine uzaktır. Bu bilimsel olguların yanlış değil, ama eksik olmasına yol açar,” biçiminde açıklıyor.

Durumu basit bir öncelik sonralık ilişkisine indirgemek yerine aradaki diyalektik ilişkiyi kavramak pratiğin zengin olanaklarına kapı aralayıp teorinin açıklayıcılık sınırlarını genişletiyor. Bir yandan hedefler doğrultusunda problemlerin tarifi ve çözüm arayışı zengin bir pratik yaratıyor. Diğer yanda pratisyenlerin olgulardan ürettikleri çıkarımlar anlama sürecini besliyor. Amaç ile anlam bir arada oluşuyor. Ülkede örneğin radyum gibi araştırılmayan şeyler için enstitüler kuruluyor, fizikokimya gibi disiplinler arası yeni çalışma dalları türetiliyor, yalıtım, dayanıklılık gibi konularda malzeme araştırma geliştirme çalışmaları hayata geçiyor, kaynaksızlıktan işlemeyen laboratuvarlar destekleniyor, büyütülüyor, sağlık araştırmaları ve salgın hastalıklarla mücadele öncelik kazanıyor (Pisarzhevsky, 1958). Ülkenin ve üretimin elektriklendirilmesi planındaki sorunlara çözüm üretme çabası “hidrolik mühendisliği enstitüsü,” “termal mühendislik enstitüsü” gibi kurumlar kurulması ile sonuçlanıyor. Buradaki çalışmalar fizik alanındaki teorik çalışmalara olgusal ve teknik kaynak sunuyor (Crowther, 1936).

Teknoloji geliştirmenin teorik çalışmaya katkısını elzem gören bilim insanlarının çabalarıyla açılan enstitülerden biri de Leningrad Fizik Teknoloji Enstitüsü. Enstitünün yönetimini üstlenen Abraham Yoffe (Ioffe, 1880-1960) bu birlikteliği pür bilimcilere karşı hep savunuyor ve bunu “bilimin bu işbirliğinden daha soylu bir görevi yoktur” şeklinde tarif ediyor (Ioffe, 1931). Bu enstitü fizik disiplininde katı hal fiziği, yarı iletkenler ve nükleer fizik alanlarında kurucu çalışmalar yürütüyor. Örneğin 1920’lerde çekirdek fiziği çalışan, 1930’lu yıllarda ilk parçacık hızlandırıcıyı inşa ede fizikçiler, 1950’li yıllarda büyüyen enerji ihtiyacı için nükleer reaktör tasarlayabiliyor (Frenkel, 1969). Bu enstitüde doğan ve ülkenin dört bir yanına yayılan Fizik Problemleri Enstitüsü, Atomik Enerji Enstitüsü, Kimyasal Fizik Enstitüsü, Biyofizik Enstitüsü, Teorik ve Deneysel Fizik Enstitüsü, Katı Fizik Enstitüsü, Yarı İletkenler Fizik Enstitüsü gibi çeşitli enstitüler kuruluyor(Frenkel, 1969).

Diğer önemli enstitülerden biri ise hem bir kimyacı olan, hem de aktif devrimci mücadele veren Aleksey Bakh’ın (1857-1946) öncülüğünde kurulan Moskova’daki Fizikokimya Enstitüsü’dür. Bu enstitü bir yandan karbon asimilasyonu, oksidasyon süreci gibi konularda çalışmalar yürütürken bir yandan da Sağlık Bakanlığı hastaneleri ile ortak, örneğin enzimoloji alanında klinik çalışmalar yapıyor (Crowther, 1936).Yine bu enstitünün içinden “yaşamın başlangıcı” araştırmasının da yürütüldüğü Biyokimya Enstitüsü çıkıyor.

Akademik alandan gelmeyen fakat bireysel ilgisi nedeniyle tarlasını ekerken başladığı sebze meyve varyetesi üretme çabası devrimle birlikte büyük bir değer kazanan Ivan Miçurin (Michurin) (1855-1935) gibi alaylı örnekler de ortaya çıkıyor. Onun oluşturduğu birikim Tarım Bakanlığı’nın desteğiyle Genetik Seçilim Merkezi’ne dönüştürülüyor (GSE-Michurin). Burada birçok seçilimsel deney yürütülürken Miçurin de kalıtım konusuyla ilgileniyor.

Kolektif bilim
Sosyalist bilim kültürünün öne çıkan bir diğer önemli niteliği ise bilimsel çalışmaların hızla kolektif bir yapı kazanmasıdır. Enstitülerin içerisinde akademik eğitim almış ve doktora çalışması yürütmese de bilim emekçisi olarak buralardaki araştırmalara katılan binlerce Sovyet yurttaşı oluşuyor. Devrimden sonra ilk yirmi yıl içinde bilim emekçisi sayısı 100 bine yaklaşıyor (UNESCO, 1967, s.61). Bu artışta kadınların bilimsel araştırma süreçlerine katılmasının etkisi bulunuyor. 1950’li yıllarda 160 bin bilimcinin içinde 60 bine yaklaşan kadın bilim emekçisi göze çarpıyor (UNESCO, 1967, s.62). Bu durumu, kadınların özgürleşmesinin önündeki maddi engellerin kalkmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni toplumun bir meyvesi olarak görmek mümkün. Yine de doçent ve profesör sayısına bakarsak bilim kadını sayısının yükselmesi için daha fazla çaba gerektiği açık.

Ancak bilimin kolektif hale gelmesi bilim emekçilerinin sayısal olarak çoğalmasıyla sınırlı değil. Bilimsel çalışma milyonlarca işçinin katıldığı yeni bir boyut da kazanıyor. Okuryazarlık ve okullaşma sorununu çözme yönünde atılan çeşitli adımlar, kültürel ve sosyal hayata katılım yollarını çoğaltan düzenlemeler bilgisi ve ilgisi yüksek, estetik algısı gelişkin, bilimsel dünya görüşü edinmiş insanlar yaratıyor. Böylece yeni insan üniversitede, fabrikada, demiryolu inşasında veya kolektif çiftlikte çalıştığı her alanda aktif olarak problemlerin çözümüne katkı yapıyor. Yoffe (1931) ülkedeki topyekûn dönüşüm sayesinde “birkaç bin fizikçiyiz ve endüstriyel ilerleme konusunda tutkuya sahip olan milyonlarca işçiyle ortak çalışacağımızı düşünüyoruz” diyor. Bu ortaklaşa yaşam insanın kendisi için ürettiğinin farkına vardığı bir toplumsallık oluşturuyor. Kapitalist sistemde insanın ürettiği anda elinden alınan ürünü nedeniyle yaşadığı yabancılaşmanın, toplumsal anlamda değersizleşmenin sosyalizmde oluşum zemini yok ediliyor.

Kafa ve kol emeği arasındaki ayrımın bütünüyle ortadan kalkması için genelde makineleşmenin ileri derecede gelişeceği bir ortam tasavvur edilse de bu çözümün sadece bir yönünü oluşturuyor. Aslında işbölümünün nitel anlamda ortadan kalkması ve insanın ilgi alanlarına yönelik farklılaşmadan ibaret olması, böylece sadece “şey”lerin yönetiminin paylaşılması durumu sınıfsız topluma ulaşmadan mümkün olmayacak gibi görünüyor. Sovyetler Birliği’nde, kapitalist ülkelerin yapamadığı, birçok alanda ileri adımlar atılmış, emek verimliliğinin arttırılması için sürekli çaba gösterilmiş olmasına rağmen kafa ile kol emeğini sıradanlaştırıp bu ikili arasındaki açının kapanmasını sağlayacak gerekli tüm maddi koşullar oluşmuyor. Bu ilerlemenin bir mücadele konusu olduğu reel sosyalizm örneğinde kendisini gösteriyor. Çünkü henüz dünya üzerinde sınıflar mücadelesi sona ermemiş durumda; çünkü tüm alanların yönetiminde ve toplumsal dokuda siyasi tavır belirleyici durumda. Ancak sosyalist devlet şunu yapıyor; bilim yapan kurum ile üretim sürecini birleştiriyor (Bernal, 2011). Fabrika laboratuarında bir bilim emekçisi çalışılırken bir yandan da makine işçisi makine parça tasarımı yapabiliyor ve akşam birlikte tiyatroya gidebiliyorlar (Panova, 2017). Her alanda benzerlerinin yapılabildiği kolektivizasyon sayesinde bilgi, sanat, materyal üretimi herkesin parçası olabildiği bir boyut kazanıyor. En azından bu yönde çok büyük mesafeler kat edildiğini söyleyebiliyoruz. ( Yazan : Zelal Özgür Durmuş ) Dipnotlar:
[1]
Rus aydınlar ve tarihsel koşulları hakkında daha fazla bilgi A. Walicki’nin “Rus Düşünce Tarihi” kitabında bulunabilir.
[2]
Ekim Devrimi sürecini ve sonrasındaki dönüşümü detaylarıyla öğrenmek için E.H. Carr’ın “Bolşevik Devrimi” serisi ve E.Z. Suda, E.N. Önal editörlüğünde yayımlanan “100. Yılında Büyük Ekim Devrimi” kitabı okunabilir.
[3]
Endosimbiyoz fikrini öneren biyolog K.S. Merezhkovski devrim sonrası hemen İsviçre’ye gitmiştir. Biyolojideki modern sentezin geliştiricilerinden olan T. Dobzhanski Rockefeller bursu ile 1927 yılında ABD’ye gitmiş ve oraya yerleşmiştir.



Furkan Sezen



Yorumlar (1)
Furkan Sezen 6.06.2021 17:24
ÖNEMLİ " Toplumsal emek, tüm ihtiyaçların birlikte karşılandığı kolektif kültürü güçlendirirken kafa ile kol emeği arasındaki ayrım kapandıkça insanlar ve cinsiyetler arasındaki temel işbölümü silikleşir. İnsanın özgürleşmesinin maddi koşulları yaratılmış olur. Bedenen özgür insan, zihinsel özgürlüğün arayışına daha hızlı yönelir. Gerçeğin anlamlandırılması farklı düşünce metotlarıyla, etik ve estetik boyutlarıyla, nihayetinde maddi sınırların ve ilişkilerin kendini dayattığı nesnel zeminde gerçekleşme fırsatı yakalar.

Tarif edilen zincirin gerçekleşebileceği nesnellik sosyalist toplumun dönüşüm mücadelesi içinde somutlanıyor, sosyalist bir bilim kültürü yaratıyor. "


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6763
2 Firari Fırtına 4749
3 Mustafa Ermişcan 4245
4 Eyyup AKMETİN 3908
5 Hasan Tabak 3902
6 Nermin Gömleksizoğlu 3504
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 3450
8 Uğur Kesim 3307
9 Sibel Kaya 3208
10 Enes Evci 2891

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:687 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com