Romanlar

Neşter Kılıfı
Okunma: 3034
Enes Evci - Mesaj Gönder


Sayfa seçiniz: Sayfa: 1 - Toplam Sayfa: 11

A 1-1

Sekiz katlı bir binanın kapısından girdik. Sekizinci kata çıkıp karşı binanın terasındaki kurbanımıza bakacaktık Luchi ile. Asansör bozuktu zaten bir önemide yoktu her halükarda yürüyerek çıkacaktık, Luchi yürüyen merdivenleri ve asansörleri pek sevmezdi.

 

1.kattayız. Luchi gayet meraklı ve iştahlı çıkıyordu ben ise çoktan nefes nefese kalmıştım, standart bina merdivenlerinden biraz büyükdü bu binanın yapısı. Merdivenleri çıkarken hareketimize duyarlı sensorların ışığı otomatik açıp kapaması beni düşünen adam mizansenine sokmuştu bile. Kendime “neden önündeki bu kaybolmuşu takip ediyorsun?” dediğimde cevabını alamıyordum.

 

2.kattayız. Sabahtan beri ağzından çıkarmadığı sakızı en sonunda tükürmüştü yere, onunda formda olmadığını biliyordum, yorulmuştu. Cidden gördüğüm binalara benzemiyordu bu bina merdivenleri çok dik, çok basamaklı ve çok uzundu. Duvarlara elindeki zipposunu sürterek gidiyordu, duvarda oluşan kalıcı çizikler onun birer imzasıydı ve çıkan geçici saman alevi tarzındaki kıvılcımlar ise eğlencesi.

 

3.kattayız. Işığın otomatik yanıp sönmesi sinirlerimi bozuyor, kendimi sorgu odasında hissettiğim bile oldu yeri geldiğinde basamaklarda. Luchi hiç bana bakmadan (ki genelde yaptığı gibi) konuşmaya başladı

“bu çıkışımız! Yerden yükselişimiz, katları tek tek çıkmamız, sence nirvanaya ermek böylemi?”

“bilmem, hiç öyle bakmadım”

“zevk almak için ve sonsuza bir adım daha yaklaşmak için kısacası anlamak için çıkıyoruz, yükseliyoruz. Nirvanaperestlerin yaptıklarıyla aynı olsa gerek”

O haklıydı tabiî ki onun dünyasındaki bizlere göre. Normal insanlara göre bu yaptığımız faşizm ve anarşizmden başka hiç bir şey değildi, ama biz kendi kurduğumuz cinayeti görmek için sarf ettiğimiz bu apartmandaki yükselişimize “nirvanaya ermek” gibi bir kulp bulmaktan kaçınmazdık. Hatta inanırdık.

 

            4.kattayız. Bunu neden yapıyoruz inanın bilmiyorum. Bu olaydan zevk alma genelin çok ufak bir parçası, “biz sadece kurguladığımız tiyatro müzikalini en önden izlemek isteyen iki senaristiz” diyor Luchi.

 

            5.kattayız. Artık alıştık, yorgunluk kaslarımız asit salgılayana kadarmış, hatta çıkmak için birbirimizi itip geçtiğimiz bile oldu.

 

            6.kattayız. “Beni doğurdu ailem, doğmayı gösterdi. İlk ders buydu ama ölmeyi anlatmadılar.” Diyordu Luchi benim “neden?” sorularıma cevap olarak. Az sonra elimizde sigaralarımızı bu binanın çatısında büyük bir keyifle içerken, karşımızda hayallerini zorlayacak kadar kötü bir senaryo hazırladığımız o güzel kızın acısını izleyecektik.

 

            7.kattayız. Anaokulunda hayattan nasibini almamış hatta daha çok başında olan ufacık ellerin oyun oynayıp eğlendikleri hamurlardan almıştık.

 

“buna neden Amerikan hamuru diyorlar?”

Luchi: “neden merak ettin? Amerika’yı sevmiyor musun?”

“yo hayır sadece yani neden? Neden alman hamuru, İtalyan hamuru, Çin hamuru değilde amerikan hamuru?”

“okyanusta bir damlasın. Önce damla olduğunun farkına var, sonra okyanusu anlamaya çalışırsın.”

 

Ona göre ben boş sorular sorandım, o ise gerçek cevapları manalara yükleyen ruhu aristokrat bedeni filozof bir genç. Bir masanın üstünde çocukların onadığı oyun hamurlarını karıştırdık içine yaklaşık elli tane gizli ufak bisturi* vardı. Luchi oyun hamurunu çok iyi şekillendirip köpek şekli bile yapmıştı ve içindeki bisturilerin hiç biri gözükmüyordu. Bu yaptığımız bir nevi ufak çaplı plastik patlayıcı. Kendi içinde çok büyük basınçla patladığında, kurban vücuduna saplanan bisturilerle bir yandan uğraşacak diğer yandan da oyun hamurunun plastiğini derisine yapıştığı için acı çekecekti. Ona gelen hediye paketini açması ile çözdüğü fiyonk içdeki mekanizmayı harekete geçirecekti. Ve o meraklı yüzü çok büyük bir yıkıma uğrayacaktı.

 

8.kattayız. Evin içi kısmen gözüküyor. Perdeler yarım çekili. Ve işte oyun başlıyor. Tam tahmin ettiğimiz gibi bir sigara içme zamanı kadar çatıda durduk ve kargo hediye paketini getirdi. Bazen düşünüyordum “çok mu planlıydı? Yoksa çok mu dağınıktık?”

“dürbün mü alsaydık yanımıza, daha net görürdük?”

“gerek yok” dedi. Deri montunun iç cebinden çıkardığı fotoğraf makinesinin zoomu açtı.

“ne yani bide fotoğrafını mı çekeceksin?”

“neden olmasın?”

“hey! Hadi ama saçmalıyorsun, bunu neden belgeleyelim ki?”

“rahat ol biraz, sadece iki üç kare. Hem bunu bir daha denersek eksiklerimizi görmüş oluruz”

 

Hâlbuki görebiliyorduk. O an tek düşündüğüm şey “acaba hediye paketini bizim göremeyeceğimiz bir yere, içeri ki odalara falan götürse bu büyü bozulur mu?” sorusuydu.

“işte açıyor! Paketi.”

Kız sol omzu ile kulağı arasına sıkıştırdığı telefonla konuşurken bir yandan da elindeki kâğıda bir şeyler not ediyordu. Telefonu ve kâğıdı bıraktı, kahvesini aldı masanın başına geçti. Paketin zerindeki notu okudu

Ne zaman ki güzel hissEttin kendini,

             ne zamandır gezersin insanların tepesinde,

             Şu hayaT dEğilmiydi bizi biz yapan

 Rivatlere mi inandın Ki kandırdın?

 Ilık rüzgarLa mutlu olamadIn mı?

 şimdi Feyz al, al ki Ilığın tadına bak”

 

            Anlam verememişti, dudağını burktu “ne ki bu?” der gibi. Hediye fiyongunu çözdü. Mutlu bir yüz takındı, sevmişti Luchi’nin yaptığı oyun hamurundan köpeği. Luchi’ye baktım, kaşlarını hafifçe dikmiş fotoğraf çekiyordu. Kız hamura bastırdı başparmağının kanadığını gördü. Olaya anlam veremeden tüm suratına bisturiler girdi, oyun hamurunun bir kısmı odaya diğer kısmı yüzüne çok sıcak ve erimiş bir halde yapıştı. Çok büyük bir çığlık attı, yere düştü, titriyordu acıdan.

Bir tane daha sigara yaktık, “biz, kendi suçlularını bulan kendi kurallarıyla mahkemeye çıkaran ve kendi cezalarını veren iki hâkimiz. Bir kürsüye ve kalın kitaplara gerek duymuyoruz. Bu benim adaletim buda senin cezan” dedi Luchi. Her hediye paketinin ardından biraz üzülürmüş gibi olsak ta içimiz huzur doluyordu. Derseniz (ki dersiniz) “peki bu kızın suçu neydi?” diye. “Çok güzel bir kızdı” diye bir cevap alırsınız benden. Siz bunun nedenini anlamayabilirsiniz.

 

            Luchi ve benim adalet sistemim, büyürken çok yıpranmış bir gençliğe sahip olmamızdan gelir. Buna “tarihin en başıboş jenerasyonunun davranışlarına katlanamayan iki sadist” etiketini de yapıştırabilirsiniz. Kısaca bize en garipseyeceğimiz betimlemeleri yapar, en olmadığımız durumlarla niteleyebilirsiniz, bunlar bizim umurumuzda olmaz.

 

Açlıktan ölmek üzere olan bir köpeği kurtarın, sizi ısırmayacaktır. İnsan ile köpek arasındaki fark budur.

 



*bisturi= Neşterin daha keskin hali.


Enes Evci

Sayfa seçiniz: Sayfa: 1 - Toplam Sayfa: 11


Yorumlar (15)
Verda Pars
Yazınıza bir diyeceğim yok emeğinize sağlık ama benim anlamadığım karakterlerinizin yaptığı nasıl aynı anda hem faşizm hem de anarşizm oluyor? Bunu özellikle mi yazdınız? Ne bileyim dalga geçmek için filan...

aspasya öldü mü?
eeee! Böyle de yarım kalmaz ki! Ne güzel okuyorduk...

Serkan Tasdemir
ilginç bir yere doğru gidiyordu bu roman, heyecanlanmıştım okuyunca iyi birşeyler çıkacak diye; neden devam etmiyorsunuz Enes Evci?

Enes Evci
Okuduğunuz için teşekkürler öncelikle. Ben Enes Evci sorularınızı cevaplayayım öncelikle.

@Verda Pars : ilgin alakan için teşekkürler. Bu yazıyı ben "kendimce" kendime has bir tavırla yazdım. Bir kaç ipucu verirsem. Yazıdaki hediye paketlerinin üzerindeki notlarda kabarık olan harfleri birleştirince "neşter kılıfı" çıkıyor. O bir ipucu aslında.

"Yazımda imla hatası yoktur" evet bunu %100 garantiyle söylüyorum ama kendime has bir tavrım var dediğim gibi. Bilerek yapılmış bir sürü imla hatası var. Bunların şifresini çözmek zorunda değilsiniz taiki. Bu benim okuyucu ile salakça bir oyunumda değil. Ama o hataları birleştirince ortaya 2.bir roman daha çıkıyor. Sizde dahil oluyorsunuz buna. Sorunu kısa cevaplamam gerekirse: "evet bilerek hatalar yaptım"

@aspasya : Sen bunu zaten ilk okuyuşun değildi :) (selamlar ankaradan sana :))


@Serkan Tasdemir : Teşekkürler ilgin alakan için.

Bu aslında wordde 14punto ile toplam 450 sayfa bir yazı. Ben bir yazar değilim. Kendimi o sıfata yakışacak kadar bu işi bildiğimi varsaymıyorum yada. Ama şundan eminim. Piyasadaki bir çok zırvalıklardan daha iyi şeyler yazıyorum ve -aslında dünyanın yahudi mahallerine verdiği isim olan -getto mahallelerini ve çok lüx semtlerdeki insanların gizli argolarını çok iyi biliyorum. Bu yazıyı çok güzel yerlerdeki isnanlar okudular. Sevdilerde. çünkü aslında bu yapılmaya denenmiş ama yapılamamış birşeydi. İlk bunu "bu kesin filim olmalı" diye senaryo tarzında yazmaya çalıştım. isteğim "keşke senaryo olsa bu" diyeydi. Ama sonra bir baktımki türkiyede bu işlerle uğraşacak (bu benim ilk yazım değil) insanlar hep kadrolaşmış ve iki elin parmakları kadar yazarlar bu işi yapıyor yeni gelenlerle muhattap ble olmuyorlar. Bende yazının girişi yayınlıyorum devmını benim kadar hastalıklı beyni olanlar arsa onlara hayal kursunlar diye bırakıyorum.

Bellimi olur bir zaman bu gettodan bir rüzgar eser bende devamını yayınlarım.

**imla hataları sanırım var şimdiden teşekkürler.**

Enes Evci
Bu arada "Denemeler"e 3 tane yazımı koydum. Merak ederseniz onlar kısa hikayelerdir.

aspasya öldü mü?
ben anlamadım şimdi bu romanın devamını başkalarına mı bırakıyorsunuz? bırakmayın. sizin zihninizle bütünlensin. çok ciddiyim ben sizin ağzınızdan bunun devamını okumayı çok isterim

Enes Evci
@aspasya öldü mü? teşekkürler yorumunuz için. Şimdi şöyle birşey var aslında sitenin formatına uymuyor yazılarım. Çünkü ben burda sadece diğer cıvık sitelerden uzak bir kalabalık gördüğüm için beyeninize sunuyorum. Yani eklemelere izin vermiyorum ve burda "bir eksiğim varmı?" amaçlı yazmıyorum. Kesinlikle yanlış anlaşılmasın öyle burnu havada değilim. Ama bu düzenlenmeyecek. ben bu yazıma güveniyorum hemde haddinden fazla. amacımda ilgiyi çekmek ve bu projeyi hayata geçirecek olanların bu tarz işlerle ilgilenmemesine olan kızgınlığım. Bir dolu genç çok güzel işler çıkarıyor ama kimse bunla ilgilenmiyor. Türkiyede 10 tane yazar var dön dolaş aynı şeyleri yazıp bize izletiyorlar. kartele almışlar bu işi. Devamını bir süre sonra yayınlarım neden yayınlamayayım.

Verda Pars
kesinlikle katılıyorum. yayınevleri yeni yazarların metinlerine gerekli ilgiyi göstermiyor ve gerçekten üç beş yazar etrafında dönüyor türkiyede çağdaş edebiyat denilen şey. zaten bu sitenin amacı biraz da bu. farklı şeyler okuyabilmek. (tamamen bencilce bir amaç anlayacağınız)sitenin formatına uymayacak hiçbirşey yok metninizde eğer geri kalanını da bize okutmak isterseniz zevkle okuyacaklar arasındayım.

Mihrisah Azakli
Devami mutlak olmali:(
Olmali yoksa ben asla rahat uyuyamiyacagim...

Hasan Basri ESGÜN
Sayın Enes bey,

Eleştiri istemediğinizi söylüyorsunuz, ben de eleştiremiyorum. Elinize sağlık.

Yazınıza değil de yorumlarınıza bakınca biraz şaşırdım. Roman içinde roman metodu benim de pek ilgimi çekiyor. Aziz Nesin'de de benzer bir üslup var bildiğim kadarı ile. Bir çocuk okuduğunda başka bir şey anlarken, az okumuş biri başka, çok okumuş biri başka mesajlar alıyor. Bu nedenle yabancı dillere çevirisi en zor yazarlarımızdan biri kabul ediliyor.
Ancak buradaki yazınızda, bilinçli olarak yaptığınızı söylediğiniz tüm yazım hatalarını, bildiğim tüm kriptoloji formüllerine (Encryption'dan tutun da Vigenere Cipher'lara kadar) uygulamama rağmen hiç bir sonuç alamadım. "Neşter kılıfı" da zaten kalın ve büyük harflerle yazıldığı için anlaşılıyor. Yoksa herhangi bir sistematiğe bağlı değil. Yanılıyorsan lütfen uyarın. Sanırım şaka yaptınız.

Türkiye'deki 10(?) yazar Türk insanının istediğini, beklediğini yazdığı için yayınevlerince elüstünde tutuluyorlar. Aykırı olan binlercesi de ekmeğe muhtaç yaşıyor. Onlara gıpta etsek bu sitede yazmazdık.
Saygılar,

Enes Evci
Hasan B. ESGÜN
çok saol yorumlar için.
Bu 4-5 bölümlük bir mevzu değil. Daha ilerde çıkıyor şifre metodu. O yüzden önce şifreyi nasıl çözeceğinizi öğreten ilerki bir bölümü okumak gerekiyor. Tabi bende onu yayınlamıyorum bir süre sonra inş okuruz. Şu aralar askerdeyim önümüzdeki 290 küsür gün daha burda olacağım. O yüzden yeni yazılarla birlikte bu metodu 2-3 minik yazıda daha yapmayı düşünüyorum. Teşekkürler ilgi için.

Hasan Basri ESGÜN
Enes bey,

Askerde olduğunuzu biliyorum. İki yüz doksan gün (şimdi daha da azalmıştır) göz açıp kapayıncaya kadar geçecek nasılsa. Yazılarınızı ve tüm yorumlarınızı okudum. Bu yazının da devamını bekliyorum.

Saygılar,


Enes Evci 21.4.2010 23:40
Hasan Abi zaman hızla akıp geçmiş be :) Gecikmiş bir teşekkürler herkese. Bu yazının devamını bir gözden geçireyim, buraya sunacağım.

Nymphe ehp 18.8.2010 23:07
Şimdi baştan sona okuduktan sonra aklıma 2 soru takıldı.Birincisi ''(Bir sonraki cinayet ismi)Berrak Uğurlu'' kim?Kendimce bir kaç şey çıkardım.Ama tabii saçmalamışta olabilirim.İkinci sorum ise ''Luchi'' ismi bir türk ismi olmadığına göre yabancıdır herhade.Yada o romandaki Enes'in baştan beri kendisince görünen,normalde hiç olmayan bir şahıs gibi geliyor bana.Gerçekte ne aceba?Ayyy devamıda olsaydı her şeyi daha iyi görürdük.Bence harika sonu olmayan bir roman girişi.2 saat düşündüm ve şifrelerden çıkarabildiklerim bunlar yani...İnşallah saçmalayıp,bir hiç uğruna kafa yormamışımdır 2 saat İçimin rahatlaması için söylediklerimin doğruluğu hakkında birkaç bilgi vermeniz yeterli.

Enes Evci 19.8.2010 00:49
@elifnur özer haklısın tüm bulduğun bilgiler doğru. ama luchi hakkındaki görüşün yanlış. Devamını yayınlamamın sebebi Neşter Kılıfı benim en değer verdiğim ve üstünde durduğum "ilk" en uzun soluklu romanımdır. Herhangi bir sitede tamamını yayınlayıp ziyan etmek istemediğimden sadece giriş bölümünü koydum. Dua et de yakın zamanda kitapcılarda yerini alsın. İlgi alaka için teşekkürler.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6202
2 Firari Fırtına 4265
3 Mustafa Ermişcan 3483
4 Hasan Tabak 3348
5 Nermin Gömleksizoğlu 3041
6 Uğur Kesim 2935
7 Sibel Kaya 2766
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2596
9 Enes Evci 2469
10 E.J.D.E.R *tY 2226

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2314 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com