Romanlar

KİTAP: GEREKSİZ EZİYET Beat Kuşağı
Okunma: 110
Hep de Böy - Mesaj Gönder


LANETLİ AŞK

Aşkın güvenli yollarında yürü. İlgili ve paylaşımcı olsun. Aşkının büyürken güçlenmesini sağla. Kimyanı birlikte geliştir. İstenildiğini hisset. Onun dış dünyayla iletişimini kes, aldatmasını engelle. Sana olan aşkını tetikle. Geleceği görme kabiliyeti edin. Onun yerleşik düzene geçmesini sağla. Geçmişi derhal unut. Seni derhal kabul etmesini sağla. Bugün sorumluluk almasını sağla. Hafızasındaki belirginlikleri güçlendir. Sana mesaj atmasını sağla. Enerjini dansa ver. Geçmiş hayatlarını düşle. Temiz ve organize ol. Sırlarını paylaş. Sonsuz inanç ve güven oluştur. İyi arkadaşları kendine çek. Aura şifası ver. Sonsuza kadar yaşa, DNA tamiratı yap. Sana açılmasına yardım et. Güvenle öpüş, sarıl. Seni reddetmesini engelle. Seni özleyip sana sadık kalsın. Yalnızlığın üstesinden gel. Kıskanç hislerini nötrle. Onunla güçlü bir ilişki kur. Aileni affet. Onun önceliği ol. Onun duygusal merakını keşfet. Kötü şansa karşı korunma geliştir. Sonsuza kadar sana aşık kalmasını sağla.

Bir it gelsin ısırsın havlasın hepsini altüst etsin!

Sil baştan. Yorgunsun. OKU SEN OKU!
Bilinçaltı tıkanıklıklarını aç. Koşulsuz aşk meditasyonuna yönel. Seni affetmesini sağla. Ruheşşini kendine çek. Senin için deli olsun. Sana aşık olmasını sağla. Seninle kaliteli vakit geçirsin. Şimdinin gücünü keşfet ve her güzel an için değerini ver. Onun bir numarası ol. Sonuç alamıyorsan tekrar dinle, dinlen. Yüz yıl yaşa. Güven ve sadakat gelişimi için her bağlantıyı dene. Hızla seni özlesin ve aranızda aşk yasası olsun. Bugün onu kendine geri çek. Seni görmezden gelmesini engelle. Hayalindeki evi çiz. Yakında sevdiğin kişiyle evlen. Aşkın frekansı meditasyonu. Seni düşündüğünü anlamayı öğren. 24 saat onun evlilik planlarında ol, onun düşüncelerinde ol. Seni daha sık tebrik etsin. Seni kaybetmekten korksun. Sonuçları hemen al. Ailesi size destek olsun. Şimdi sana dönsün. Sessizce onun duygularını ele geçir. Sana açılsın. Para laneti aranızda sorun olmaktan çıksın. Maddi sorunlar birlikte aşılsın. Şimdi sana odaklansın. Para çakralarınnı aç. Bu mucize verenden sana doğru aksın. Bir dili akıcı olarak konuşmayı öğren. Sanatın vazgeçilmez bir öğesi ol, kendi starın ol. Başarı için olumlamalar yap. Ailesi seni kabul etsin. Şimdi istediğin vücuda sahipsin. Kendine inan. Bir ayrılıktan sonra sana geri dönecek olan bir aşk. Sosyalleşemeyen davranışı iyileştir. Seni reddetmeyi dışlayabilsin. İlişkinizi tamir edin, ağlasın. Sana daha çok değer versin. Şimdi eve dönsün.

Bir it gelsin. Havlasın. Isırsın.

Sil baştan. Herşey altüst olsun.
OKU SEN OKU!

Senin için dağları devirsin.

Seninle görüşmek için dağları bile aşsın. Seni takip etsin. Sana bağlılığını taahhüt etsin. Sonsuza kadar senin olmasını sağla. Seninle mutlu olmasını sağla. Senin duygularını anlamasını sağla. Aşkının yeniden canlanmasına yardım et. Egosunu buzlar gibi erit. Ailem onu kabul etsin. Beni daha çok ziyaret etsin. Seni mutlu etmesini sağla. Güçlü bir ilişki kurulsun. Sana bir bebek taahhüt etsin. Aşkı hemen kendine çek. Senin için aşka düşsün. Büyüleyici mucizevi ilişkiler kurulsun. Seni kaybetmekten korksun. Bir aşk mıknatısı olacaksın, buna hazır mısın? Olaylara senin gibi baksın. Çaresizce seni görmek istediğinin farkına var. Sevgiyle onun hislerini ele geçirsin. Aşk frekansı yükselsin. Seni tekrar geri sevsin. İlk hareket kendisinden gelsin. Senin için daha pozitif olsun. Bayan onu her gün biraz daha fazla sevsin. Sevdiğiniz adamı daha romantik ve düşünceli yapmanın yolları. Sadık ve seven bir kız arkadaşı olduğunu bilsin. Kıza olan tutkusu alevlensin. Kendisine karşı daha nazik olmayı öğrensin. Şimdi herkes o kızı izliyor. Üçüncü şahıslardan kurtulsun. Şimdi adamı her haliyle istesin, kabul etsin. 24 saat kızın düşüncelerinde olsun, evlenmekle ilgili. Sonsuza kadar kızın planlarında kalsın. Kıza mesaj atsın. Kız inanılmaz güzel olduğunu düşünsün. Ona inansın. Bu ilişkiler için gökten bir melek gelsin. Kızın elbisesi üstüne tam olsun. Güzelliği masum bulunsun. Mesajlaşmalar sürüp gitsin. Bu uzaktan süren iletişim yakına gelsin. İnsanlar size hayran kalsın. Tekeşliliğe daha fazla anlam yüklesin. Onun rüyalarına girsin. Bir ömür böyle geçsin, gitsin.

Bir it gelsin. Havlasın. Isırsın. Aynı şey desin... altüst olsun.


Yüzükler Ve Tepsiiler

Dünyanın çok sorunlu bir rezonans alanı var. Gerçekten de korkunç bir tablo ve de duyum alanı.
Şimdi bana bir ok fırlatıyorsunuz, ben de o sorunlu bölgeye yolladığınızı düşünüyorum, ne de olsa oralısınız.
Silahlardansa çiçekler, böceklerdense yüzükler var sanılan yerde artık bir kimyasal atık saltanatı hüküm sürüyor ve de çiçeklerle yüzükler her sorunu çözer sanıyorsunuz. Gördüğüm yerden buraya geldiğinizi sanmamı gerçekten istiyor musunuz? Orada bir patlama olmasındansa bölgenin boşaltılıp herkesin güvenliğinin korunması gereken yerde ayakta dikilip masumiyet sembolü olduğunuza inanmamı bekliyor musunuz? Şimdi lider olmamalıydınız. Bizlere asıl sorumlunun kimler olduğunu anlatmaya başlamadan evvel benim için aynı yerden kaçak veren bir böcek deposu olduğunuzu unutmayın. Kendiniz için ne olursanız olun sorun çok büyük olamaz ama benim alanıma girdiğinizde 'evde böcek var' demiş olacağım, ister istemez. Biraz fazla zorlamışsınız konuları. Sınırlarımı boşuna çiğnemediniz. Ben de hep güvenli bir yerde yaşamak istedim. Çiçekler ve yüzükler insanların elinde oyuncak olsun istemedim. Oyuncak olsaydı, bir psikoloğun dediği gibi filmde silahı değil çiçeği gösterirlerdi. Size sandığınız gibi konuk diye hitap ettiğimde sanki uzaylı gibi davrandığınızda sorunlu bölgeden hiç taşınmamış kitleye kendi yakınlarınızı geri göndermiyor musunuz? Sonra ne gibi bir güzellik umuyorsunuz bilmiyorum ama dünya için bu sorunlu bir rezonans, sorunlu bir tablonun, problemli bir duyum alanı! Biri sizi orada bile göremeyecek ve hepimiz öleceğiz! Burada ben de öyle değil miyim yani? İşte bunu niye yaptınız: mail kutunuzu düzenleyiniz. Çok şeyin değiştiğini göreceksiniz. Problemli bir tip değilseniz...

Bu Nereye Varır-Dı …

Şimdi konu şu ki ben Ankara'ya (bu pek önemli değil) gideceğim bir mağaza ziyaretim var. Zaten mağazalara hep giderim. Büyük sıkıntılar atlattığımız şu günler için bunu kolaylıkla söyleyemiyorum, konu bu yazı olabilir. Özetlemek gerekirse geçmişte kalmış kişi olma yarışıyla ne kastedildiğini anlamaya çalışırken ben edebiyat okuyordum. Müzik herkesi geleceğe taşırken sanatçıyı geride bırakan bir korkunç yanlış anlaşılma olsa bile, ben kitabımla birlikte aynı toprağa gömülmeye ihtiyaç duymuyordum. Gene de konu sa de ce buydu. Benim için sa de ce bu olan konunun bir üst bir de alt başlıkları vardı. Basit bir soruydu. Kendiniz reddetiniz, kendiniz gocunuyorsunuz: hemen her şeydi! Ben size dava açmasam ne olacak, zaten bilemiyorum, farklı bir sebeple şikayetç olmamı bekliyorsunuz, öyle değil mi? Şimdi büyük sıkıntılardan biri kimin başına geldi acaba, belki de hepimizi üzdü ama ben bunu roman haline getirmiyorum ki. Ben beni sürekli üzen şeyleri not alıyorum ve ayrıca da kendimden de memnun değilim. Bu memnuniyetsizlik neden 'kardeşin duymaz eloğlu duyar' denilen bir duyguyla yada nota çemberiyle şekillenmesin ki? O kadar da güvenmiyorum. Şimdi bunlar başınıza geldiyse eğer, benim yüzümden de olsa -ki bunu sürekli yanlış soru kümesine soruyorsunuz çünkü o soru yanlış, ben mutlu biri olarak size yanıt verebilir miyim ki bu bir roman olmasın? Orada yaptınız hatalarınızı, burada yüzleşemezsiniz.

Bıkmak Nefret Etmek

Yani şimdi gökyüzünde bir kitap var. Ben burada bir ölü kadar yokum, bir ölü kadar çaresizim. O katmanın altında dünyada eğlence, o katmanın üstünde evrende bir liderimiz var. Hepsinin sahibi malum. Bana eski kitabımı anlatma, edebi olanı mı? Aman boş ver. Dünya dönüyor... Çocuk mu? O daha üstün bir kitapla ilgili olan yarış. Karar verdiniz ya beni elememeye! O lider de benim seçildiğim bir gün konuşacak benimle sadece yada sadece o güne dair, o günle ilgili, benim gerçekten mutlu çift seçilmemle. Ben de kitap okuyacağım ama daha önemli bir kitabı bu da ayrı bir nedenle kimseyle konuşmama yemini ve de o nedenle de konuşmaktansa okumak, okumaktansa bir lider anlayışlılığını da yanına alarak konuşmak. Bu ne artık: boş boş gevezelik edeceğine bunu oku! Dünya ile aranda küçük bir denge unsuru daha istiyorsan bunu oku. Saltanatının sınırlarının farkındaysan bunu oku. Bunu okuma! Bunu oku! YETER ARTIK! Bunları da aynı lider anlatmamış mı? Evet. Yanında bir de kitap var mıymış? Varmış ama kendi yanında, dünyada değil. Sadece bir kitap mı varmış liderle ikimiz arasında? Evet. O da dünyada. Yoksa ben de var mıymışım? Hayır. Şimdi yani nerede olabilirim? Evet. Bir okudum: bu!

Oysa ben evimdeyim. Şimdi yani neymiş bu soruların cevapları normalde? Bunları da aynı lider anlatmamış mı? Evet. Yanında bir de kitap var mıymış? Varmış ama kendi yanında, bende de. Sadece bir kitap mı varmış liderle ikimiz arasında? Hayır. O ve ben de varmışız. Yoksa ben de var mıymışım? Hayır. Şimdi yani nerede olabilirim? Evet. Bir okudum: bu!

Anlatacak mısınız yani? Bugün et yadi, yarın havyar yok! Çocuk nerede, sokakta!!! Şu soru var ya, evde miyim, sokakta mı? Herkes yanıt veriyor: sokakta. Evde! Cehennemin dibinde. Hepsini de adama diyorsunuz, gereksizmiş:) Ağlıyorum, kendi kendime. Çok fazla ağlamamalıyım, böyle. Böyle...


Suçluluk

Çok suçluluk hissetmeyen biri ve kendisini suçlamak için can atan tipler var! Ben nelere ilgi gösteririm müzik dinlerken
kimse bilmek zorunda değildi. Özel hayatıma müzik gibi dahil olabileceğini sanan insanlar her geçen gün arttı. Onlar
ne anladığıma önem vermediler ki hiç şimdi müzik dinlediğin için başın dertten kurtulmadı diyerek yaşamlarını sürdürecekleri
bir zihnim, bir de müzikleri olsun. Olsaymış; biz suçladık, derlermiş. Desinler, bu bence ne ki? Müzik duyuyorum, seni duyuyorum sanmışsın.
Seni duyuyorum, müzik dinliyorum sanmışsın. Sonuçta ne? Ben çoktan yazarmışım ve yaratılışı okumuşum ama böyle de sadece yazarmışsın!
Bizim okula tekrardan geleceksen, ben gitmeyeceğim bir daha, ne diye bana bunları anlatsın? Şimdi onlarca yazı bir fikir vermezken bu fikirler de nereden geliyor, demişimdir. Demek Adam'ı böyle anlamışsın. Demek müzik şeytandan bir gönderme ve adamın her türlü taklidi eline geçmiş bir rüya dönemecinde. O öyle ne ki? Rüya bile değilmişsin. Adamlarımızı rehin almışsın. O öyle ne ki? Nota bile değil mi? Dönüp dönüp bana sormuşsun! Seni dinlerken aklımda hep müzik vardı, ondandır. Ben ama ne anlamıştım kitabı. Sen ne sanmışsın aşkı. Şimdi yani, benimki de ondan mı? Adamlarımızı takıma almışsın. Konu başlıkları varmış, hepimizin okumak istediği kitapta. Suçlasaymışız birbirimizi, terk edip giden şimdi kaç kişi kalmış? Bunlar ne kadar anlamlı bilmiyorum ama sanmıyorum bende bir hakkı kalmış olsun gördüklerimin. Adam bulutlarda yüzüyor... hiç gerek yok ki öğrettiklerinin hesabı dünyada suçlu kalsın. Kim olursan ol, biraz da doğurgansın! Buna yazının bereketi denilmiş ki dileyen okuyup biraz da not alsın. Ama başımıza neler neler gelmiş... gene olur diyenler hep utansın. Madem dünyada izi yokmuş, evrende kitap okuyanlar varmış, evde dinlerim sonra belki bir kere bir iki şarkı derken ben geçen yıllar öyle sansın. Ne işi varmış alaturkanın yanında elektronik nüansın? Varmış arık... ki herkes öyle bilsin! Ben dinledim diye olacak olanlar hep müzikten bir pay alsın. Tek bir dileğim yokmuş gibi yazılmamış şarkılar yeni bir güne mi uyansın? Ne anlamış, ne sansın? Kim bilir, belki insansın! Biraz yoğunluk varmış. Mekan sahipleri kıllanmış. Mesleğinden mi dersiniz, yok hayır sorunlu akrabalarındanmış. Hepsine nota denilmiş. Kıllanmış. Zavallı biriyim şimdi gerçekten de, artık bana acımak için yola çıkanların yapabileceklerinin sınırlarını müzik çizmiyor, ben çiziyorum: o ne şimdi, gerçekmiş. Hiç yazmasaymışım sanki daha mı iyiymiş! Bense ''okuma'' diyormuşum. Yarınki ders için bir okuma.


Lord'um!

Olay yeni başlamış gibi başımızın etini yiyecek ayrı konu. Bir yandan da az önce düşündüklerim etrafa saçılmış da umurumda değil gibi.


Peki! Çocuk benim çocuğum mu? Ne kitabı, herkes çocuk yapmak peşinde mi? Yok ya ben ölüp gitmiş olacağım, o hayatta... Sonra size anlatacaklarım var LORD'um (bunu hep sevmişimdir), bunlar ama bu yazılar, yazılacaklar şimdi! Başladı sınav, başladı yarışma süreleri, başladık gibi. Yaşasın, buna sevinecek gibiyim ama konu ne sanki ölecek gibiyim? Yaz bakalım anlarsın mı? Yok artık daha neler, adam ne güzel anlatıyor, hiç anladın mı sanki? Şimdi çocuğun sırası mı? Anlıyorum çok korkunç değil ölüm. Hemen şimdi ölmek de nesi? Ama böyle mi öleceğim? Şimdi böyle mi öleceğiz? Unut gitsin. Ben anladım. He, yok hayır, sevmelisin. Adeta şimdi onlarca yıl öncesi ve şu anda neden bahsettiğimi onlarca yıl öncesinde anladım. Unut gitsin. Gene yenileceksin...



Ha!!! Bu arada ne oluyor biliyor musun? Bu şarkıyı sadece sokaklarda duyabiliyorsun.

Dert Değil

İnadınaSenaryo Bir bar taburesinde... evet diyorum bizim ülkemiz de bu, diyorum yabancı şarkıya. Şimdi de evet diyorum, anladın sen onu şimdi!



Şarkı efendim bizim mi? Bu yani yarış da başlamış mı? Tamam. Ben iki ölü gibi bakarken her anlamda soruya, sahnedeki sanatçının bizden olup aynı zamanda ne demek istediğimi anlamadığını anladım. Zaten bunlar da bana öyle anlatılmıyor muydu? Evet. Evet. Böyle evet desem n'olcakmış! 40 yıl yaşar insanlar, 100 yıl sonra da albümleri olur, bu bitmez bu müzik öylece durur... desek de an içinde sıradan insanlar olarak konuyu kavrayamadığımızdan tecrübe edemedik. Oysa şu oldu: neyse sen şimdi böyle biri misin? Evet dediğim gibi, günlerden bugün, buradayız. Bu da işte nasıl! Şimdi yani anlamışım kim! Denedik şansımızı işte... insan kendi ölemez mi? Adam o an ne yapıyordu acaba da bana bunlar olmuştu! Olan bana oluyordu yani. İki kişilik gökyüzünü dünyada kendi kendine algılarken sa de ce algı bozukluğu yaşayan var mı bilmiyorum ama bana çok çok saçma geliyor. Gülüyorum bazen. bazen de ağlıyorum. Çok şükür iyiymişim... gerçi bana soru soran hiçbir sanat ürünü bilmiyorum. Olsun öyle de benmişim. Şimdi şu sadece ünlülere oluyor biliyor muyum? Hayır. Tek kişi ölünce iki kişi yaşanmıyormuş. Silin hepsini, kaç yılsa silin bunları ve beni baştan yazın şimdi ben bütün borçlarımı ödedim ve de sanki sadece bu kadarcık yaşamışım gibi: bugün! Bu her ne kadar şaka gibi görünse de, mesela 'o şairin' kitabını alacağım: işte şimdi burada satılıyor, buradayım yıllar öncesinden gördüğüm bugün ama aklıma bile gelmiyor başka günlerde diyemiyorum. O konu her aklıma geldiğinde bugün buradayım. Ne kadar saçma. Kaç yıl önce aynı şeyi düşünüp bugüne ışınlanırken hiç mi aklıma gelmemiş. Aşırı gerçekçi zaten iki kişilik konuyla yollara düşüp kendini inanılır sanmak. O kimin kelle paçası! Çok korkunç. Üzgünüm ama arada bari tavana bakın denilen yerdeki yıldızlardan yada yıllarca adını sayıklamaktan da olsa cennetin c'sine varamıyorum. Buradan geri dönmeye çalıştığımda ise bin asırlık bir şarkıya denk geliyorum. Bunun ardında bir insan olduğunu nasıl anladınız? Evet, basit bir okuma hatanız var gibi görünür, o konu zaten öyledir ama yola çıktığınızda aynı amaçla bana bakınca netleşir. Neyse, şimdi bizmişiz. Korkudan ölürken ben, iki asırlık kardeşimmişsiniz ve kiminiz gerçek kuzenimiz. Anlıyorum yani! Şimdi de arkamı döndüğüm yerde bir bıçak değil de kitap bulacağım. O hissiyat var ya şimdi: önemsizmişsiniz. Şimdi tanışmışız ama kuzenim olmasa da adam tanırmışsınız. ne bileyim ben, belki benden utanırmışsınız. Pardon o siz değil miydiniz? Şimdi enerjimiz aynıymış. Ben öyle iki kişilik ölümün tepemde boy boy fotoğrafları çekilirken Amerika'ya kitap okumaya gittim. Kuzenimi bulamayıp, döndüm! Bulsaymışım, kendim ölürmüşüm öyle mi? O da kitaptı! İki kişilik ölümü kuzenime mi sordunuz bilmiyorum ama kuzenim olduğunu da, liderimin hayatta olduğunu da ispatlayamıyorum size. O kadar üzgündüm ki, okudum. Kime abi diyecektim? Adettenmiş. Ünlü sanatçılar kuzenim gibi davranırmış sanıyorum, öyle mi? Gene her anlamda bir adam, her satırda bir başka adam arıyorum, biliyor musun? Evet, sağol, okudum. Kırk yılın başı, annemle. Ben. Sadece onun kızıymışım sanıyor musun? Yazık! Beni o gün görse de olurmuş, başka gün görmese de olurmuş. Tanıdığım bir başkası bunları yansıtmayan bir yapıya sahipmiş. O yönde gidiyoruz. En azından o olurmuş. Ama artık görüşmüyoruz ki o tanıdığımla! Neyse boşver olmazmış artık demek ki. Vakti geçmiş. Zamanı dolmuş. Doluymuş. Yoğunmuş. İşi varmış. Meşgulmüş. Olur mu hiç? Sen yaz o şarkıyı, olur belki... olur mu. Bunlardan hiçbiri olmadan olsaymış bu yazı da olurmuş. İyi mi, şimdi beğenmişi mi beni parçalayan anılarını? Aslında buna çok kızmış ama normalde asla kızamayacak kişi olduğu için arada belirip yok oluyormuş. Korkmadım ki ben, salak! Şimdi sen de mi bizi parçalandı sanacaksın! İyi hemen defol. Bunu neresiyle seslendirdiyse, orasıyla gitsinmiş-ler. KİMMİŞ ŞİMDİ! KİMMİŞ! Ya da hiç öyle, öksüz gibi bir yalnızlıkmış. Fotoğrafı: genç biri bebek doğursun diye de olabilir! Tüh be oldu. O. Hiç olmasa kimmiş?



Şİmdi mesela ben paid my dues çalacağım bu metinle. Anastacia ki harika şeyler de yazılmış sonra öyle:)


Ama bir önceki şarkı dünyaya haaalaaaa 'tick tok' kesha kim, pitbull mu diye soruyor! HEPİMİZ İÇİN SIRADAN HARİKA BİR GÜNMÜŞ.
Özgür Romandaki romanım sona ermiş.

Hiç başlamamış da olabilirmiş.



Ama biz o yüzden mi internetteyiz? Sanmıyorum...

Böyle de benim aradakiler için, hiçbir şarkım bu listede yokmuş ama iki roman eşliğinde internette varmış.



G.



Merhaba dert değil. Anladım: beat kuşağıymış !

Anlat Anlat Heyecanlı Oluyor

1962

Yokken vardı

Şimdi varken yok

Bu konu onda yokmuş



1987

Varken vardı

Yokken yok

Bu konu onda varmış



2001

Varken yoktu

Şimdi yokken var

Bu konu onda yokmuş



İdeal dünyada fırtına nedir? Şimdi... başlıyor! Bilmiyoruz.



Yok Artık Daha Neler

Şimdi biz o kadar düşündük ettik

O zaten hiç aklımdan çıkmaz

Kimi bilir

Kimi bilmez



İstiyorsun ki bende olmayan konular onda olsun

İstiyorsun ki yarın varacağın uzak diyarlarda kesin olsun

Şimdi birden kaderin görünsün ve hatasın olsun

Bir hatan olursa herkes affetsin seni

Kaderi şarkılar suçlasın



İstiyorsun ki bu hatalar sürekli konuşulsun

Su üstüne çıksın



Ama öyle değil

En küçük bir çaba harcamadan yüzmek

O kadar lanetle üzmemek kimseyi

Güncel bir durum olsa da

Tercih edilmiyor



Ben

Tercih edilmemekten

Gene seni bulacağım

Yenik

Küskün

Dünyaya emanet iki fikirle

Doğru düzgün

Lord'um!

Yasaları dar kapsamlı

Sözleri az yakışmış

Yolları boşuna aşındırmış

Elindeki üç kuruşluk içkiyle aklını karıştırmış

Şimdi ayakları yere basınca herkese benim sayemde izliyorsunuz dediği kabusu anlatanı vuracak gibiymiş

Onun yerine elinize silahlar vermiş de bizi yatıştırmış



Sanki bunları anlatabildiniz de şimdi öbür gazeteye geçiş yapacaksınız



Duymak isteyen mi varmış



Lord'um biraz fazla sinirli değil misiniz

Sizi uzağa atmış

Beni size yakınlaştırmış



Bir kaç yıldır anlıyorum da

Öyle olsa olmayacak olan neymiş



Sayısız dava var elinizde

Benimkini sona attınız



Dava olmaksızın ele alınamıyormuş

Bunu bile anlamıyorlar

Neyse kaç yıllık yanlış anlaşılmaymış

Bilmek isteyen mi var

Benimkini geri verdiniz

Yedik mi zılgıtı

Bayılmışlar bayılmışlar



Görmek isteyen mi varmış

İnanmışlar

İnanmışlar



Beni nereye attınız

Bir kısmını sevmişler

Bir kaç kişiyi elemişler



Saymak isteyen mi var

Anlayamıyorum



Aklımı aynı konuya dayandıramıyorum

Onu kime verdiniz

Alaylı bir ifadeyle sevmişler sevmişler

Haksızlıklar Karşısında

Şimdi burada
Kalmak niyetiyle
Bu yazı

Ben bir şarkıda 'ne' diye bağırmışım
'Ne' diye sormuşum
'Ne' diye susmuşum

Şimdi ben düşünebiliyor muyum ki 'ne diye' diye sormuşum
Bunu bir ağaca mı soracağım
ben kendim ayrıca sormuşum

Bunu sormayacağım bir yerden mi duymuşum
O zaman da şarkı diye duymuşum

Ne diye duyunca şarkıdan
Epeyce okumuşum

Nereye kadar nota anahtarlarını sevebilirsin
Gülmüşüm
Yorulmuşum

Siz birine mi baktınız
Sunmuşum
Uymuşum

Şimdi burada kalmak niyetiyle
Bu yazı
Biraz da sizden görmüşüm
Nereye kadar sevebilirsin nota anahtarını

Bunu sormayacağım bir yerden mi duymuşum
O da nota yani

Şimdi sen bana beste mi yapıyorsun gibi bakınca da
Ben bazen ağaca bakıp 'hayır' mı diyorum
Ya da bir ağaç hepimizin müzikle ilgilendiği bir ortamda kimi ilgilendirmiş ki biz şimdi ağaçlardan konuşalım

Gene mi Kırmızı Başlıklı Kız zaten
Yani ben şimdi size bana notaların içinden sorduğunuz ağacı gerçekten anlatsam
Şarkı dinliyorsunuz
Ormanlarımız yanıyor
Ağlasam gözyaşlarım duymuyor beni
Her ağaç bir insan diyorsunuz

Şimdi yani müzik ne? Ağaç mı!
Aklım bir müzikale gidiyor

Yazsam ağaç değil diye sevmiyorsunuz
Yazmasam ağaç diye anlatacaksınız aynı müzikali

Biri buna dur desin
Olmuyor
Ne sordum ben
Ağaç mı

Hayır
Kitap

Bunu duymak hoşunuza gidiyor
İlk kez ağaçlar olmaksızın bir iletişim kuracağınızı sanıyorsunuz
Ama onu da müziğin içine tıkıp
Benim ağaç hakkındaki düşüncelerimi de hiçe sayıyorsunuz

Şimdi ne
Müzik mi

Bu aynı bulmacanın içinde: papatya falı bakanlara
Sevgilerimle


Önemsiz Yazı

Şimdi ben uyandım
Sa de ce bir harf de olsa
Müzikal bir ortamda olduğumuz için
İster istemez
Her ne kadar zihnim tamamen evrenin dışındaki en büyük sahibiyetin yüce kuvvetinde olsa da
O

Çarşaf çarşaf yazılar akıyordu
Geçen yıllar cabası

Tek bir harfi kendi alemine uymuyor
Neşesi
Yıldırası

O kadar korkunç ki

Ne diyeceğimi bilemiyorum
O
Yok diyorum yanıt vermedi
O
herkes onu soruyor
Ne yapalım
O da o

O kadar korkunç ki
Anlatamam
Sanki dünyanın rezonansına takılı kalmışım da
Evimdeki bereketi tanımlamaktan acizim
Rahatsızlık duyuyorum
O da nesi
O da o

Her şeyi bildiği için
Bu kadar yanıtla muhatap olmaktan utanç duyuyorum
O da o

O kadar korkunç ki
Ancak böyle düşsem ölmezdim
O da
O da

Umduğum yanıtlardan birini bile bulamıyorum
Sorular da basit yani
Kalem kalem midir
Su da su

Tam elimi uzatacağım
O da o
O kadar korkunç ki

Kaleme kalem
Suya su dedirtecek
O da o

Yani su yoluna konulacak mevzu değilmiş ya
Mevzu da bu
Tam diyeceğim o da o

O da o
Demek bir tek o vardı diyorum

O da o
Neymiş



Bu da onunmuş

Sadece onu sorduysam

Bu da ne

Saçmalamamak Lazım

Hedefim hep aynı
Başım yukarda
Aklım yerinde
Kalbim temiz
Dileğim normal
Hayatım

Belki elleri benimle
Belki temiz bir sayfa seninle
Belki hayatın anlamı derinde
Kafası belki balığın
Daraldım

Konu sadece o olsaydı
Konu sadece o olsaydı
Konu sadece o olsaydı
Yalnız kalmak evet
Bir başına
Onunla
Pişmanım

Bilemem ben yorumunu
İncele bak konu bu mu
Artık sağlam kimi beni
Delirseydim yeriydi
Ah ben böyle de mi sordum onu

Ne alaka anlayamıyorum
Konu sadece o olsaydı
Konu sadece o olsaydı
Konu sadece o olsaydı
Bulur muydum bir yolunu
Bir şeyler karaladım
Belli ki haberler iyi
Yok
Yok
Aynı konu

Kendi haline bırakınca
Kendi
Haline
Kendi halime bırakınca
Kendi
Halime

Ne bir akıl veren lazım
Ne de bir soru
Bunların boşluğunu
Bir tek o doldurdu mu
İmkanım
İnkarımdan da öte
İntikamım
Hep vardı
Babamdan izin alıp
Yerin dibine gidecek gibiyim
Ben öyle

Onlar çoktan izin almış gibi
Yani şimdi şu şurda intikam
Çözümü de başa dönüp hepsini
O gözle okumak

Şu şurada 8. sırada olsa n'olur
Bire yerleştirilenlerle yarışır
Hepsi bu

Ben şimdi O Mu Yum
O da böyle değil ki
Yani bu muyum

İzin falan vermemiş ki
Sanki soran oldu da ben
Acaba yanına hiç yaklaştırır mı

Beni
ben ama iyi biri miydim ki
Tabii onlar daha iyi

Bedavaya Gitmek

Herkese bir şey dermiş

Aynı yere gitmiyor muyuz

Neyse aslında ben de kalkıp gideyim dermiş

Ne iyi biriymiş

Bizim konular

Hep faldan

Bakmaktan

Orada her bi yaratıkta yokmuş

O ne ya çok şükür yok diyeceksin

İyi peki

Bizim şarkılar da böyle

Ben var ya şu anda

Elime kitabı alsam

Siz gene film yazsanız

Hani hiç gitmedi misafirler

Giderken de

Bizi de götürdüler

Falan

Ben gene kitap okusam

Hani o yaratıklara diyecek sözüm yokmuş falan

Elektrik kabloları var ya hani

Onlardan daha güvenilir bulunurken

Hayata gelen

Gene de yok muymuş bir sözü

O sözüyle birlikte

Yukarı doğru tırmanan

Ben okulu bitirdim

Yurt sandınız hani

Yok mu o dizi

O şekilde ikna olan

İşte o zaman da

Adam

Gitmiş uzaklara

Hiç dönmemiş denilen

Elma armut yemekten

Hani şu sebzeli soğan

İlk dört satırda buldun mu falı

Gerisi hep yalanmış

Yalan


Sanırım Burada

Anlayan anlar


Epeydi çalışıyorum

çalıştıkça bana bir şarkı hediye ediyor

Biliyor musun

Onu

Bu şarkılar hep yazılmış
Sizedir sözüm
O kadar iyi niyet neye
Demişler ki şu iş olsun da neyse ne
Biz ben o
Sizi de derim oraya gözüm
Aman demişler nazar değmesin
Dikkat et demişim nazar şimdi belki sensin
Aman demişler yaşayayım yeter
Dikkat et demişim
Katilim olma yeter
Bunlar bir yana
Ben işe giderken gidebiliyor muymuşum ki göklere kadar
Ben evimde sessiz sakin oturabiliyor muymuşum ki sonuna kadar
Sonuna beni de katar
Bir şey illa da 'ı ıh'
Şimdi sen bunu mu yolladın ona
Beni mi
Karar ver yoksa sana da derler yalan
Ölmüyormuş
O kadar garipti ki
İçinden film çıkan filmler
Pek izlemedim
İzledim desem yalan
Programlamışlar
Tamam tamam
O kadar saçmaydı ki
En azından şimdi anlatamam
Ama yani o film de tamam
O kadar büyük bir maddi kayıp ki
Bunların derdinde değilim
Herkese dediğim laf
Herkesten aldığım gelir
Ne olmuş yani
Nereye gider bu deli ömür
Bize bir şey olmaz
Ben şimdi hapse düşsem bu zihniyetle çıkamam
O yüzden o adam da O Adam
Anlıyorum ama
Sizin filmler biraz garipmiş
Hepsi oyun olsa
İyi peki bu da değilmiş
Bu yazıymış
Ben oyun değilmişim
O şarkıymış
Ben oyun değilmişim
Yeter demiş neyse ne
Yazıyormuşum ama niye

Paul

O kadar korkunç ki
İnsanı düşüreceklermiş
Bir oyunun içinde kilitli kalmışsın
Bir enerji var tanıdık
O oyun oyun değilmiş gibi
Bin tane oyun sarmış etrafını
Sürekli oyunun dışına çağırmışlar
Bu şiiri bininci yazışım
Her neyse
Gene korkunç
Ne gibi yani bilemiyorum
Zaten oyunumun tüm prensiplerini aykırıymışlar
Çok çirkin yani
Ben tam anlatamıyorum
Neyse sorun yok anlatmışlar
Oyun değil nasılsa diye dalga geçmişler
Oyun diyerek çağırdıkları şeyin içinde tek ortak yanımız oyunun bir kelime olmasıymış
Ama nerede benim oyunum
Nerede onlarınki
Hayatım hiç oyun oynamadan geçmiş mecburen
O da yetmezmiş gibi oyun dışında hiçbir şey yokmuş
Oyun olmaya bile değmeyecek şeylere davetiye çıkarmışlar
Sonra oyun değil diye de olsa oyun demişler
Oyunun sonunu gören var mıymış
Oyun derken yani sürekli oyun istemişler
Oysa benim oyunumun oyun olmasının bir nedeni varmış
O da oyun falan olma ihtimali taşımayan her şeyin olduğu bir yerdeki ciddiyetle yönetilmesiymiş
Ona da zaten inanmıyorlarmış
Onlar oyunumu rezil ettiler
Onları hiç sevmiyorum
Anladım iki kişiymişiz
Şimdi de beni nar tanesi gibi dağıldım sanıyorlar
Bıkmak bir yana tiksiniyorum olanlardan
Zaten şu dünyanın haline baksana
Oyun namına tek bir şey kalmadı hayatta
Hala herkesle alay mı edecekler
Bence ciddi tedbirler alınsa iyi olurmuş
Bu kadar vurdumduymaz olmamalı hiç kimse
Kulüplerden hemen polise ulaşabilmeliyiz bir telefonla
O da bir şarkıymış
Polis çağırmışlar
Yani şimdi ben polis olsam bana bunlar yapılsa


İçinden yoğurtlu makarna çıkmaz tabii

Düşündük bunu

Ders aldık

Mesleğim acaba neymiş

Saat kaçmış

Topu Topu Topluca

Yani şimdi şarkıları yazdık

Ya şarkı yok

Ya haber yok

Ya ses yok

Seda yok

Yani şimdi öyle bir şey anlatacaktım

İki roman yazım

Yazsam daha iyiydi

Sus

Ayrıca konu şu

Bir sürü çadır düşün eğitim alıyor

Bir tarla var zaten bereketli

Herkes gidecek

Kimimiz gidici

O şekilde bakmışlar şarkıya bir de

Unut şeytanı demek yetmez diyenler için

Yepyeni bir bahane değilse şayet

Aynı duayla ele alınmış

Bence de bir konu öyleymiş ki

Tüm tarlalar da böyleymiş

Yani şimdi onlar da yok

Bu da bizim tarlamız

Ben eğitim alıyorum iyi mi

Bilemiyorum tabii

Bir kitap da öyleymiş

Bu açıdansa boş ver dediğimiz şeyler de

Bazen korkutucu bir hal almasa da

Başımıza gelebiliyormuş

Ki bu hepimizi aynı fikrin içine tıkıştırmasa iyiymiş

Niye

Çünkü şarkı açılamamış ki dünyaya

Tarla falan da desin

Adeta müzik yapmıyoruz diyen müzik alıcıları için konu zaten böyleymiş

Ben uygun bulmuyorum

Yani şimdi ne yemeği

Edebiyatta Tiyatro Dersi

bunu ben söylemiş miyim

duyduğum ses kim

ben miyim

bu şimdi bir yolmuş gibi
görünen her resimden
ailemi seçmiş miyim
yani şimdi öyle yapmasam
ki bin kere toprak adam toprak
kitap
demiştim
duyulmamış ki öyle
mesleğimi ben de gereksiz yere seçmiş miyim
öyle olmasaymış eğer bugün gördüğüm
çoluk çocuk kedi köpek ev bitkilerim
annem babam pempe düşlerim
olmazmış kesin
olmazmış
çünkü
ben zaten öyle biriymişim
sadece iki önemli konuyla yönelebildiğim tarafta
acaba hiç izim kalmış mı
elimde olsaymış oklava
kamera beni öyle almış mı
bu durumda iş listesi bile yokken elinde
herkes işini anlatmış mı
konu neymiş ki
bunların hiçbiri yokmuş
şarkı varmış aklımda da
aynı şarkıymış mı
gelmeyin düğünüme
abuk sabuk şarkı için
okumuşlar duayı şarkılara da
konuya internet uyanmış mı
bunlar o kadar önemliymiş ki
onca eziyeti bunlar için yaşamışım
çünkü ben öyle biriymişim
neyse işte
sesini duyduğum yegane insan
öyle biri olmuş mu
asıl mesele oymuş şimdi
biri bana mutlaka dermiş
mecburen sana bir şey dedik
çünkü aklından taşanlar
dünyada yer almış mı


ne

her neyse

tiyatro dersi almış mı

ne



Kahve Fincanı

Atın şu kahve fincanını artık cehenneme
Bir görevi kalmadı dünyada
Baktık da ne oldu
Oyun benim
başkaları yazdı
O kadar iğrençliği
Baş sayfaya koymasalar n'olurdu
Atın bence o kahve fincanını cehenneme
7 cehennem dolaşsın da
baksın dursun gene
Hiç bakmadım o yana
Okumalarım da fincanda kalmış
Otur yala
Yalakanın düz gidenine
ne desin mahlukat
En güzel yerde olsa bile
bence atın cehenneme
Bana dünyayı gösterene kadar
Kaç bucakmış o şiir
500 yüz yıl baksınlar

Gerçek

Fincanı taştan oyarlar… içine bade(m) koyarlar! Bugün böyle uyandım. Bu mükemmel sayılmaz. Yıllar önce çantama koyduğum mızıka çantamın içinden yok olmuştu. Derken bir sanatçının sayfasını ziyaret etmiştim, kendi şarkısını ona yollamıştım. Bir sürü kişi aynı cinayet haberini yollamış, ben adamın şarkısını attım, mesajların en üstünde çıktı. Bir daha attım, gene öyle, 500 mesajın en üstünde. O sayfada bir şey vardı ama ne. Artık sürekli telefonum kayboluyor gibi geliyordu bana. Başka bir gün de internette bir sayfa vardı, her espriyi ben daha o gün sayfada çıkmadan buluyordum, gülüyordum sonra sayfada buluyordum. Gerçi hep aynı esprileri yolluyordu o da. Bir gün mesaj kutumu temizledim, artık istenmeyen posta yollamıyor ve de almıyordum kimseden. Buna alışmam zaman aldı. İyi biri olduğumdan emin değildim. Korkunç sesler duyuyordum ve bunlar her zaman şarkıya benzemiyordu. Neyse! Biraz delirmekten zarar gelmez diye düşündüm… nedir ki altı üstü, internette bir sayfa ve bir sürü yalan! TV izlemekten daha az acı veren bir şeydi bu sanki ya da interneti açıp sevdiğin bir sanatçıyı bulmaktan. Bugün gene öyle uyandım, yıllardır şarkı sözlerini şiire dönüştürüyorum aklımda uyandırdıklarından dolayı. Elbette bir nota falandır duyduğum ve de o kadar önemli değildir duymak zihninden. Gene de masum olmadığım bölüm bundan ibaret bir fişek gibi, sürekli fişeklenebilecek bir ateş bu şimdi. Bugün gene öyle uyandım: fincanı taştan oyarlar. Kardeşlerini bulup, geçmişini yitirmiş bir deliden. Onlar kötü insanlar değillerdi. Akıllarında çalışmak hariç her şey vardı, hepsi bu. Ben de sürekli sadece çalışıyordum, hiç işim olmadığı halde sahiden. Neyse ki yazı roman sayfaları var da buradayız. Bu büyük bir nimet gerçekten de, gerçekten:) Korkunç! Kimse Adem dememiş miydi? Ne çok kötü haber aldık internetten! Artık bitseydi gerçekten bu sonu gelmez cinayetler… o sanatçının sayfası tamamen düzeldi, artık ailesiyle olan fotoğrafları vardı ve sevgi mesajları alıyordu. Internetteki haberler hiç düzelmedi, duyduğum sesler daha korkunç bir hal aldı. Ben kendi sayfamı kapatıp, internet sayfasına mail vermiş birine, bir diğer sinama yazarına yazdığım metin hariç binlerce şarkı listesi yollayıp sözde her şeyi duymazdan geliyordum. O kadar mail atmak çok çok kötü bir şeydi demek ki benim için ama o kadar büyük bir pişmanlık duymuyordum. Sesler tam sustu! Gene başladı. Gene yazdım! Gene sustu! Gene yazdım! O sayfa da artık daha güzel bir yerdi. Sesler susmuştu. O anlamda büyük bir isyan bastırmak için hayalet kılığına girip zedelenmemekse, zedelenmemekti. Ama benim için ideal bir durum değildi. Korkunç bir şey de değildi. Yani bir yandan da ben o kadar saçmalığın arkasında müzikle durmaktan yana değildim, bir sinema filminin ya da bir komedinin ardından şarkılar dinleyebilirdik. Müzik sayfam o kadar akıllandı ki, bana aynı tarzda müzikleri aynı sırayla yolladı. Üç kez aynı playlist’i yaptım, hem de hiç çaba harcamadan. Yani gerçekten aşırı saçma değildi. Internette kendi playlist’imi bulabiliyordum da, kendimi bulamıyordum -aynı. Aynı adamdı. Hepsi bu… Onlar da oturup beni suçlayacak tipler değildi. Hepsi bu:) Bir şeye şükretmeliydim. Elimden başka bir şey gelmedi. Hayat bu kadar güzel değildi. Yani şimdi bunun karşılığı ya da cezası ne olabilirdi. Sosyal hayat kurtarma şirketlerine uğradım, fena değildi. Bunun karşılığı ne olabilirdi -bilmem. Polise sorun:) goncasus@yahoo.com

Ben araştırdım internetten, hakaret etmediğin sürece, sorun yoktu. Yani şimdi ‘BU’ gerçek tövbeydi. Yani bunları bilmiyordu. Adam -

Kader Denen Düz Duvar


Yani şimdi kayıp da değil
Yok olmuş bir mızıka var
Yok olması lazım
kanserim diyeceksin
Ben mızıka çalmayı bile bilmem
Ömrümde iki nota üfledim
Bir filmde de yok olmuştu üç şey
Birinin düğününden evvel
İş bulacaksın
Yani şimdi kitap isteyeceğim
Bu mızıka da ı ıh diyeceksin
Yani şimdi aklımda bir nota var
Sürekli kayıp mızıkayı sorup
Adama kayıp değil
Çocuğunu aratacaksın
Yani şimdi Gökyüzüne merdiven
Şarkısı yazılmış
Bana onu okutacaksın
Yani şimdi evde mi mızıka
Evde diyeceğim
Görünürde yok resmi diye
On yirmi yıl bana kayıp mızıka aratacaksın
Yani şimdi bunlar kitap okudum diye
şarkılı bölümü stüdyolarda sorduracaksın
Yani şimdi kimim ben
Kimliğimde yazılı mı inandıklarım
Polise sordurtacaksın
Yani şimdi o mu
Hayır
Yani şimdi çoluğa çocuğa bunu yaptırtacaksın
Öyle mi yani şimdi
rezil edip beni onları vaz geçireceksin
Yani şimdi ben miyim


Evet

Yurt dışına yollayacaksın

O mızıkayı başkalarına mı çaldıracaksın

Yani şimdi ne dersem

Onlara mı kitap verip beni okutacaksın

Yani şimdi

Çok mu geç

Yani olan bana olurdu

Nihayet !

Şimdi mızıkayaŞimdioff F sixth off-31 + 2= -29 , -29+2(mi) 27 / -12 la2 olsa , mi=laçık: la 2 zaten 29 off FAdöndük = solfa'dan çıkan la, mi'dir.Yap SOL+2 mi (fa sol oldu) anahtardan yürü SolSol Fa = notaya düş-47 = solb soldi = -49+2istersen fa'ya dönersindön: mi=la...FA:2+3+4+5 =14 -14Dön -sol (es)(hedef olabilir, kendine nota çıkar)re9 + 14)(14) sib (15) sidiyburadan C8 bluenote (çıkamam)o halde 17. dodiyezi 18. si ile (eksi) bağlayabiliyorumo halde kendini saydığım -14-2 için 12'e bakabilirimsoldiyez : ne tarafa gidersem sonuna kadar sayarak hareket ederkendine döndüm anahtar------------------------------ ___________________________________________________ (işte o zaman. Sİ anahtarımız) (mi)şimdilik -14-2+4+5 = -7357o vakit tersine okunmuyor : aynı çalınıyorO halde 5'i sol yana sondan başa takip eden do8anahtar sol'de kaldımsol'den devam ederim ...C♯8MM M:The musical note C8 (European C) is the C two full octaves above soprano high C. consider frequency-12-31+41+2-49-14+4(ya da +9)artılar47 -7-106 (97) ... - 66C0: 16.3516Hz - pipe organs and electronic instruments only! C8: 4,186.0096Hz - C8 is the last note on a piano or piccolo182 =91no. thanks... sol anahtarı 4/4SOL ANAHTARI 4/4 =1+2+2+1+1+1+1+1+1+2 =13 SES ARALIĞI VE 10 VURUŞ OLSABİLEBU SIFIRDIR187


OFF 13 TASK1=1X1X1X1X1X1X1X1X1X1X1X1X1X...=11-1=00X13=0Ama ses tonu tempo olmadan yani hızı olmadan zaten sıfırdır. İşte ona gaz vereni... n sessiz harfler-dir.



Yani ben istediğim -bütün notalar sonsuz olsa, anahtardan hepsini çıkarırsın, sıfır kalırdı.

Sanırım bu yüzden mızakam kayboldu. Yani ne bileyim ben; mızıka da olsa kaybolurdu. Yok olurdu notalar bu şekilde. Aklımda öyle bir nota vardı. Karşıma bir mızıka çıktı, iyi mi? Hayır. Ama öyle oldu. Neyse... diyorum! Öyle. Ayıp oluyor biraz. Ama böyle oldu.


Polis –makale

Polisin elleri kan içindeydi. Polis, çocukların ilk kez gördüğü bir şeydi. Daha önce hiç üniformalı bir adam görmedikleri için heyecanlandılar. Polisin en sevdiği konu 'cümle' kurmaktı. Ne kadar çok içinde polis geçen cümle kursa, o kadar iyi olurdu. Her filmde geçerdi polis ama biri 'polis' dediğinde herkes dönüp dünyaya bakardı, filme değil. Polis içki kontrolünü bahane etti. Polis bayanı hastaneye kadar bırakacaktı ama işi vardı. Polis o kadar mutluydu ki bir daha asla sigara içmemeye karar verdiğinde kurduğu en uzun cümlenin bu olduğundan emin değildi. Polis her şarkıda var mıydı, merak edildi çünkü şarkılara göre filmler yazılıyordu. Polis kapıyı çaldı ve davetiye sattı. Tamam ondan dediler ve davayı çaktı. Polis tam o anda oraya geldiğini anlayamadı çünkü uzun zamandır hayattaydı. İletişim kuran üç beş kişinin arasında polisler de vardı. Hepimiz tek bir polisi duyduğumuzu sanıp, arabalarımızın anahtarlarını cebimize sakladık. Polis bu kadar gülünecek ne olduğunu gene anlamadı. Polis hiçbir davaya bakmadığı bir yerdeydi. Konu birini kurtarmak bile değildi. Konu o kadar basitti ki o kadar çok polis dediğimize inanamadı. Biz de arkadaşlarla aramızda o kadar çok polis dememeye karar vermiştik. Polisin elleri ise kanlıydı. O an birden kendimize geldik! Polisin en sevdiği konuların arasında olmak için ne yapabilirdik bilemiyorduk, demek ki işini seviyordu. Polis bunların olmayacağına inanamayacağı bir durumdaydı. Olacağına inanmamak için tek şansı bizleri düşlemekti. Acaba bizi üniforma satan dükkanın önünden geçerken falan mı görmüştü. Polis bu kadar zeki olmaya değecek bir şey bulamadı. Polis gerçekten de iyi bir polisti çünkü iyi bir eğitim almıştı. Polisin bir silahı olduğunu hiç bilmiyordum. Gazeteye çıktığında bile kendimizi üzülürken bulamadığımız belki de yegane oyuncuydu polis. Polis arabaları mesela sanki araba değil de polisti. Polis yüksek bir espri anlayışıyla bizi dinlemeye karar verip hafifçe gülümsedi, hepsi bu. Polisin belgesel izlediğine inanan bir hoca vardı. Polis olarak bazı anılarını anlatması istense, mesela internette günlüğü olsa olur muydu? Olmazdı ve de belki de o da polis olmazdı. Yani polis muhteşem bir öğrenilmesi gereken kelime değildi belki de ama istek şarkı gibi algılandığında ben elimdeki tek dosyadan faydalanmaya çalıştığımı fark ettiğimde artık bana ya da dosyalarıma ihtiyacı kalmamıştı demekti. Şimdi bir şeye durup dururken 'dur' deseydi polis, bu benim tek başıma biraz zor anlayacağım bir şey olurdu. O yüzden de polis 'bana yakalanma da ne yaparsan yap' falan bile demiş olabilirdi. Acaba neden 6 yaşımdayken annemin polis olduğunu söylemiştim kendime, bu yalandı ve bunu kendi kendime uydurmuştum. Bu polis yalanını gene de kendime saklayabilirdim. Polisin silahı kadar yadırgamayacağım bir şey neden kelepçe olsundu ki? Babamı bilmiyorum ama polis beni yakalasa o kadar sinirlenmezdi. Polis için sorun olmayan bir şey varsa o da sahici arkadaşlıklardı ama yandaşlıktan hoşlanmayacağı belki de tüm polisler için geçerliydi. Polis kaderine boyun eğmezdi, eğer yola çıktıysa mutlaka büyük bir plan için önemli başka bir işi vardı. Polisin planlarından biri bile gerçekten de dünyada dünyalı olarak dünya kadar insanla dünya yüzünden bile yaşasa biri, aklı dünyada olduğu için olamazdı. Eğer polisin aklı dünyada olarak benim inandığım her şeye inansaydı, tek bir kelimesini bile uygulayamazdı. Okurdu ederdi. Konuşmazdı. Yaşamazdı aynı düşüncelerle bile. Polis evinin bahçesinde otururken bile kendisini polis gibi hissetmezdi. Polisin elinde iyi bir neden olmasa da polis olarak hayatını sürdürdüğünü unutmazdı. Polis şimdi bu kadar çağırıldığı bir yerde nasıl kimseyi tutuklamayabilirdi ki? Yani şimdi polise ne diyecektim ki, konu dünyalı olmak olmasındı? İnsan kendisini hiç düşünmeden de polisleri düşünebilir miydi ki? Beğenilmeyen her film karesi sanki polise adanmış gibi başka bir boyutta anlam kazanabilirdi ama polis her filmi beğenmezdi. Yani polis emniyet kemerini taktı ve gaza bastı dediğinizde bunu herkes yapar diyemezsiniz. Herkesin yapıp da polisin yapmadığı bir şey olması için de polis olması gerekirdi. Polis büyük hataları görüyor muydu? Polis şimdi her şeyi unutup hayata henüz başlıyormuş gibi yaşamaya başlayabilirdi belki ama benim arkamı döndüğüm anda yok olabilecek planlarım yoktu. Hiç kimse polisi suçlamak ya da polis karşısında suçlu duruma düşmek istemezken sürekli herkesin polis kontrolü altında olduğu günler niye anlatılmasındı? Polisin karşısında asla zor duruma düşmeyeceğini sananların ise ne gibi bir dayanağı vardı ya da ne nedenle bunu düşünmüştü? Ellerinde kanlar olunca sivil polis gibi mi görünmüştü? Polise her konuda fikri sorulsaydı bizim okuldaki anılarını da anlatmazdı. Polise göre kolayca hallolacak bir şey sizce niye hallolmasındı? İçinde polis konusu geçmeyen tek yerde sadece suçlular vardı ve o da bu dünyada değildi. Bu eski masal herkesin hoşuna gitmese de konu bu değildi ki hoşuna gitmesindi, polis o kişiyi yakalasaydı asırlar evvel şimdi dünyada böyle bir konu olmazdı. Vardı ama! İşte yandın, dedi, polis demedin. Ne yani ben sürekli polis demiyordum? Polis kolonyaları çıksaydı zengin olurduk. Polis bunları okusa, beğenmezdi. Yani ben o açıdan 'onlara' polis deseydim, senaryoya uymazdı. Ben ama polis de diyebiliyordum. Polis seçici olsaydı eğer o gün fazladan yediği bir simitle yollara düşer ve de hepimizi aynı mantıkla simit yerken görür ama beni fazladan simit yemiş gibi görürdü. Bu durumda insan polisler üzerine bir film yazmayıp da ne yapabilirdi diye sorulunca, konu aynı yani polis mi konu? Kimilerine göre konu sadece polis için suçlulardı. Polisin elindeki tek silah kanlı elleriydi. Polisin beni boş yere yakalaması için bile uzaklaşıp asıl olduğum yere gitmesi gerekirdi. Kimilerine göre polis asla onları yakalamayacağı için dünya da öyle bir yerdi. Polis şimdi ne yazmaktaydı? Polisler de varken bir iki fotoğraf falan alın bari.



Doktor



Doktor tertemiz pırıl pırıl giyinmişti. Ne kadar da şanslıydı, o gün hasta değildi. Bir gün biz de böyle şükredebilecek miydik? Gerçi ne güzel çalışan doktordu, biz sadece muayene olup kendimizi olup biten her şeye teslim edecektik. Doktordayken ailesinden haber almak istemeyen birini tanıyor musunuz? Doktorun telefonunu kaydetmemiştim çünkü çok fazla gerekli değildi. Doktor korkusunu asla atlatamamış birine benzemese de doktorun da doktorlar hakkında düşündüğü farklı tedavi önerileri olabilirdi. Doktor ilk olarak iğne yaptı ve de bizi diğer odaya gönderdi. hastane o kadar büyüktü ki doktorun olduğu diğer odayı bulamadık ama koridordaki doktorlar halinden memnundu. Orada çay olduğuna inanamadık bir an. Demek ki doktor bizi hasta olarak görmek istemiş değil de doktor olarak görevini yapmak istemiş biriydi, diye düşündük. Olayı bir iğneyle atlatabilseydik iyiydi ama doktor kan aldırmamızdaki sebebin ne olduğunu bize daha sonra söyleyecek gibiydi. Hepimiz doktorun odasındaki camdan dışarı baktık. Hastanenin bahçesinde hafiflemiş, konunun ne olduğunu anlamış insanlar vardı. Doktor elindeki en güzel araçtan faydalansaydı, o ucu demirli şeyi vücudumuza değdirip stetoskobun ne olduğunu bilen tek kişi olarak bize rahatlıkla çay söyleyebilirdi. Biz bunun için kan aldırmamızın daha sonrasına bırakılmış bir huzuru tatmış gibi 'başım dönmez inşallah' diyebildik. Otoskop ise çan şeklinde değildi. Odada başka neler var diye biraz bakındık. Çok oyalanmadan doktorun masasının üstündeki kaleme odaklanmış şekilde odayı ya da hastaneyi terk ettiğimiz anki yeni gelen hastalardan çok doktoru düşünmekteydik. Rengarenk kazağımla odada olmamın biraz komik olduğunu hissettim ama sıcak renkler bana enerji veriyordu. Basit bir rahatsızlık için doktora gittiğimi bilseydim o kadar sakin olabilir miydim? Hemen bir ameliyatla alalım yağ bezesini falan deseydi, ameliyat ciddi bir iş derdik. Oysa ki biz ne olduğunu bilmediğimiz bir yere gitmiştik. Doktor ve hasta tamamen özdeşleşmiş bir şekilde konuşmaya başladılar. Ne yersin, ne içersin, ne sıklıkta yürüyüş yapıyorsun, en son ne zaman doktora gittin... bunları kendime sorup durdum. Doktorun en sevdiği şey öğle yemekleriydi. O kadar çok çalışıyordu ki, hayatta insanın kendisi için iyi bir şeyler yapmasının hiç de zor olmaması beni bir anda yeniden hayata bağladı. Eve gittiğimde sadece dinlenecektim. O gün yorulmuş olmak için bir şey yapmama gerek yoktu. Beyaz bir şey giydim üstüme ve çabuk olmanın tek yolu prosedürleri uygulamaktı. Artık minibüse yetişemezsek koşarız demiyordum sadece minibüs bekliyordum caddede. Doktor beni geri aradı. Sonuçlar çıktı bile, siz erken davrandınız, orada biraz vitamin eksikliği var biraz da değerlerde düşüklük görüldü, dedi. Bu kadarı bile doktor için ciddi bir rapor sunmaktı. Eğer gözümde büyütmüş olsaydım bu konuyu, kim bilir o cümlesine neler sığardı... içimden 'onlar şimdi hala şırıngaları temiz bir çöp kutusuna atıyorlar, dedim. Sanki ben rahatlamıştım. Doktor da artık beni pek fazla umursamıyordu ama kendimi umursamam gerektiğini bana belli etmişti. Bütün gün her hastaya aynı ses tonuyla ve de aynı sükunetle yaklaşmıştı. Doktor tertemiz, pırıl pırıl giyinmişti. Parfümü çok hafifti, makyajı insana bakımlılık çağrıştırıyordu, elleri beceriklii miydi acaba, hafif miydi, iğneyi nasıl yapacaktı? Doktor için bunlar sorun değildi. Hemşirelerin işi vardı.


Öğretmenler Günü

Öğretmenlerimiz her dakika aklımıza gelmez. Kızım ödevin yok mu senin denildiğinde hemen yapmak istemediğimiz bir şey, dersin yok mu senin denildiğinde yapmak istediğimiz pek çok güzel şey arasına katılabilir. Öğretmenler için söylenecek çok şey yoktur. Öğretmenler çocukların sınıfa girmediğini duyarlarsa onlara bir şey diyebilirler. Öğretmenler odasında bütün günlerini geçirmiş gibi algılansalar da günün büyük bir bölümünde derstedirler. Sınıfta olan biten şeyler sınıfta kalır. Onların öğretmenler odasında ne konuştuğunu asla bilemeyebiliriz. Sınıfa kitap dağıtan bir öğretmen şehirdeki bütün iyi enerjiyi okula getirmiş gibidir. Noel Baba bile o kadar enerjimizi yükseltemeyebilir. Bütün o dersleri nasıl akıllarında tuttuklarını hep merak etmişimdir. Hiç unutmadıkları konular vardır Ezberleri mutlaka iyidir. Konu anlatımları için tahtanın başına geçtiklerinde ders birazdan bitecek gibi görünür. Öğretmenlerimiz için en önemli konu sınıftaki herkesin dersi dinleyip dinlememesidir. Eğer dersi dinlemezsek sadece sınavlarda adımı anacak bir öğretmenim var sanabiliriz oysa ki derste de sınıfta oturmaktayızdır. Yaramaz öğrenciler sürekli kafa karışıklığı yaratırlar ama dersleri de iyi olabildiği için gerçekten de ne kadar kafa ütülediklerini anlatmak için bir öğretmene gerek yoktur. Bu gibi durumlarda hepimiz de 'ne fark eder, çalışkan da olsan iyi olmaya yetmiyor' diyerek hayatta her şeyin gereksiz olduğu yanılgısına düşebiliriz. Susup bir kenarda oturan bazı öğrenciler de hiç çalışmıyor gibi görünür ama aslında sanki mesleklerini ellerine almışlar da çalışmaya başlamışlar gibi hissederler. Bir şekilde okulu bitirecekleri kesin gözüyle bakıldığından kendilerini uzak bir geleceğin içinde aynı sınıfa tıkılmış olarak gördüklerinde, bazı aktivitelerde 'bari öğretmene merhaba desem iyi olur', falan derler. Öğretmenler sınav günü dahil hiçbir gün sınav yapıyor gibi değillerdir ama sürekli olarak bir sınav heyecanı ya da düşüncesi vardır akıllarında. Öğretmenler hayatın en temiz sayfasında yer almak için çok çalışmışlardır mutlaka. Bizler okulu bitirince gözlerinin içine bakarak konuşabileceğimiz öğretmenlerimizi düşünmeye çalıştığımızda onlara küçük bir hediye almaya daha yakınızdır. Öğretmenlerimiz için sabah erkenden derste olmanın anlamı büyüktür. Öğretmenler her an her türlü çalışmayla dersi mutlaka öğretmeye çalışırlar. Öğrencinin sonuçta ne yapabildiğini uzaktan izlerler ve bu analizler ile bütün hayata nereden baktıklarının önemi bir araya geldiğinde zaten büyük bir hayat planı çıkar insanın karşısına. Öğretmenle öğrencinin arasına hiçbir şey girmemelidir, aşırı samimi arkadaşlıklar bile biraz düşündürücüdür o açıdan ama aslında insanların bir iki arkadaşı olmasına karşı değillerdir.


Reklamcı

Reklam denince yüzünüzde açan güller pazarlama denildiğinde soluyor mu? Yani bir reklamcı yaptığı her iş için pazarlamacılardan onay almalıdır. Reklamcıların en sevdiği konu hayatta bir en sevdiği konu olmasıdır. En sevilen konu olduğunda mutlaka onay almış demektir. Reklam amaçlı yapılan şeylerin o kadar iyi olmayan ünü bir reklamcıyı asla bozmaz ama pazarlamacıların işlerine etki etmiş gibi görünebilir ve tabloları bin kez incelemek zorunda kalırlar. Reklamın sağlam temeller üzerine oturtulmuş olmasının bir anlamı da reklam yapmak için kullanılan araçların arasından en önemlisi gibi görünen boşlukları doldurma oyunudur. İyi nedir? Kim iyidir? Ne iyidir? ne kadar iyidir? Daha iyi midir? İyi iyi midir? Bunlar sürekli konuşulur... bizim dediğimiz olsaydı, iyi olurdu der biri mutlaka. Reklam her şeyden önemlisi ekip işidir. Kimse tek başına reklamcı olduğunu iddia edemez. tek başına çalışan grafikerlerin bile o konuyu ele almak için harcadığı emeğin arkasında durmak için biraz reklamdan anlaması gerekir. Reklamları izlemeye gelince yeterince seçici olmayan biri televizyonda gördüğü bir şey ile oturup reklam izlemek arasındaki farkı bilemeyebilir. Reklamcı canı ne isterse onu giyer ve bu çok normaldir. Reklamcı genellikle kendi alışkanlıklarından söz etmekten çok fazla hoşlanmaz çünkü bunlar hep komiktir. Aslında hiç de komik olmayan konuları sanki asla tek başına düşünmemiştir de ona müşteri öyle söylemiştir. Reklamın en sevilen taraflarıyla bir reklamcının zihnini ayıramazsınız ama hayatı çok daha özeldir. Reklamcıların sürekli gittiği barlardan birine gittiğinde mutlaka o konuyla ilgili de bir sunum yapar. Ne kadar hayata açılırsa o kadar sunum yapması gerekecek gibidir... aslında oturup evinde kendi işine gücüne baksa iyidir. Acaba onu sunuma müşteri mi çağırmıştır yoksa kendisi mi müşteriyi aramıştır. Bu çok önemlidir zihninde, aslında normalde o kadar da önemli değildir telefonu açıvermek günde 3255 kez yaptığı bir şeydir. Bazen müşteriler sadece reklam yapıyor gibi görünürler yani reklamcılar çalışır da çalışır... çalışır mı, çalışır. Oysa onların bakmak zorunda oldukları açıdan hayata bakmanın bazen tek bir yolu vardır, o da herkesin kendi işiyle ilgilenmesidir. Bazen insanlar reklamcılara gerçek dünyadan haberler vermeye çalışırlar ama o kadar iyi dinleyiciler değillerdir. Dikkatleri çabuk dağılabilir. Uzun uzun konuşan insanlara tahammül edemezler. Spora gittim, sergiye gittim, bir film izledik gibi kısa cümleler kurarlar. Bazen de 'bu ara beni unut çok işim var' diyecekleri için o kadar fazla kaptırmazlar diğer izledikleri şeylere kendilerini. Reklam gerçek bir sevgi işidir ama özel hayatları tam bir vakit kaybı gibi algılansın istemezler. Hatta öyle bir durumda bu yazıdan en nefret edecek kişi bile bu yazıyı çok sevmiş bir reklamcıdır gene. Bir reklamcı için bir oyuncunun mütevazı olmama ihtimali yoktur ki oyuncu olsun. Yani özetlemek gerekirse bu yazıyı ajansta dağıtsa herkes 'niye bu kadar bilindik bir şey yazmış' der, kimse gülmez, herkes bunu tuhaf bulur. Çok çabuk uykuları gelir ve çok az uyurlar. Yarasa gibidirler... dışarıdan bakıldığında. Kendilerini kendileri anlatmayı tercih ederler -bu açıdan her şey her an tatlıya bağlanabilir... müşteri de nuh demiş peygamber dememektedir.


Yazarlar

Yazarların bir yazıya başlamadan önce kendi kendilerine ilk duydukları kelime 'geri zekalı' olabilir. Aslında birinin kendisine yazar demesi için gerçekten de kitaplarının tüm ülkeye dağılmış olması gerekmez, bir yazıyı tamamladığı anda artık kendisine yazar demektedir, yazdıklarına da kitap demektedir. Yazmadan evvel nefret ettiği konuları bir o kadar da seviyor muydu, mutlaka sadece sevdiği bölümü yazıya almıştır ama yazdığı anda en az o kadar nefret etmiştir. Bunlar bir yazar için karşısında şok geçirilecek kavramlar değildir normalde. Yazar sevgiyi de nefreti de sevgiyle anlatır. En küçük bir ifade bozukluğu kişiyi tamamen yazının dışına atar ve insanları yargılamaktansa susmayı tercih ettikleri kadar çok yazamazlar. Yazdıkları her konuda gerçek bir kahraman vardır! En azından her meslekten insanın okumasının mümkün olduğu konulara değinirler ama gerçek hayatta konu bundan uzaksa bir o kadar insandan da uzaktır. Yazarlar çok güçlü zannedilirler çünkü sevmedikleri şeyler gerçekten yok olur, sevdikleri şeyler de gerçek olur ama ne yazık ki bir yazara bakıp sürekli 'hayatta neler olacak' diye soran insanların sayısı hiç de az değildir. Onlar yeni yeni masallar uyduramazlarsa, her şey yoluna girecek, salgın hastalık sona erecek ve de insanlar işlerine dönecek, derler ama bu kesinlikle sevmedikleri bir konu olmasa da, mutlaka eleştirdikleri bir konudur da. O nedenle öyle çok fazla hayat hakkında atıp tutmazlar hatta bunun cezasının en büyük ceza olduğu konusunda asla şüpheleri olmamış bir tavırları vardır. O artık hayatın bir parçasıdır. Bir nefes alıp verme biçimidir: cezalar büyük! Bunu derken daha kendisini evrenin en güzel yerinde hisseder ama zihni asla bunları birbirine karıştırmaz. Acıma hisleri çok yüksek zannedilirler oysa daha birine acıyacakları anda kendilerine acımalar ve olanları unutmaları emredilir. Yazıları hep dünyada kalacak ve asla bir daha kendileriyle birlikte dünyaya gelmeyecektir. Kendileri ölüp gidecek ve asla bir daha bu yazdıklarıyla dile gelmeyecektir. Yine de bu eserler yazıldığı anda bu anlamı taşıdığı için büyük şoklar yaratmaz, herkese sunulduğunda. Yazarın bir şarkıya bakıp şarkıcıya bakıp anlayamayacağı şey yoktur derken hepsi yazılardan ibarettir bunun dışında büyük bir sorun vardır ve herkes kendisinden iyi bir haber beklemektedir. Yazar evinde oturup yazarken hayatın altın kurallarını bir de kendisi kaleme aldı diye değil, o an nefes alabilmekte olduğu için şükranlarını sunar. Bazı çirkin haberleri kapkara bir sayfa gibi görür. Bazı iyi haberler kendi nefesi gibidir. Yazarlar ele aldıkları konunun bir hikaye olmasına çok takılı kalmazlar. Başı sonu belliyse arası bir şekilde dolmuştur. O an yazar değil yazı oluşturulmaktadır. Yazı yazıldığı anda yazarla bir ilgisi kalmamıştır çünkü yazılarını herkese yolladığı nokta dışında hayata bakamaz bile. Balkondan bile bakamaz öyle! İçinde sürekli yeni şeyler öğrenme isteği vardır ama bu sadece fazla mahcup olmamak içindir. Kalbi ne kadar temiz olsa da, elindeki konuların daha fazla beğeni topladığı yerde 'mutlaka' bir şarkı vardır. Şarkıyı ise sadece şarkıcı okur. Bu yazdıklarından sonra yazarı, tüm okurların ayrı bir gözle okumasının taşıyacağı yerde yeller esmektedir. Herkes aynı şeyleri düşünmüştür ve de bu söz konusu olduğunda aynı boş ya da dolu sayfaya bakmaktadır. Kelimelerin anlamını yitirdiği yerde mutluluktan uçuyorsa bir yazar; mutlaka büyük bir sorun vardır ve bununla herkes baş etmek zorunda kalsın istemez yazar olarak. Yanlış haberlerden tiksinir. Affedecek bir şey yoktur çünkü affedecek bir şey olması için 'olmaması' gerekir. Olan bir hatayı 'asla' affetmez. Hatanın olmadığı bir delik varsa oradan bakar hayata... hataya sebebiyet vermek sonsuza kadar hata yapmak demektir. Kendi hatalarını üstlenmek isteyen birini: öldürebilir.

Şarkıcı

Bir şarkıcının hayatta en son istediği şey 'nefesinin daralmasıdır' çünkü bu ona şarkı söylerken asla olmaz. Hayatta da en az o kadar rahat ve kendisine aynı güvenle bakan birisidir şarkıcı. Yani amacı insanlar onu tanımasın değildir de, insanlar onu tanısındır. O nedenle şarkı sözleri kaleme alınmış alınmamış pek takmaz ama bu durum kendisinin rahatlığı söz konusuysa şayet, en az şarkı söylemiş kadar mutlu olmuş olabilir ve bunu daha farklı şekilde ifade etmek istemez. Yani şarkıcıların yazarlar gibi farklı farklı ifade biçimleri kullandıklarına hemen hiç tanık olmayız. Bilmiyorum bu nedenle mi ama biz de onlara sürekli 'ne güzel okumuş şarkıyı' deriz. Aksi durumda sizi bilmiyorum ama ben de nefes darlığı yaşamak istemem. Bize verecek haberlerinin en önünde bir şarkı vardır ardından kendileri de konuşmaya başlarlar. Bizler ise ilk haberi alabildiysek kendilerini dinleriz. Bir şarkıcıya şarkıcı denmeyebilir. Ses sanatçısı denmeyebilir. Kendi kimliği ile hitap edilmeyebilir. Kendisinden söz edilmiş olması yeterlidir çünkü bazen sadece aklınızdan geçen bir şarkıdır. Şarkıcıların en önem verdikleri şeyi anlamak için bir dünya insana bakmak gerekir. Yani onlar yazarlar gibi en önemli konunun ele alındıktan sonraki en önemsiz haliyle falan uğraşmayabilirler. Bu nedenle bir yazar için yazmaya başlamadan önce ya da okurla ilk buluştuğu anda bir şarkı büyük bir önem taşıyor gibi görünmez ama şarkı kendisiyle hemfikir olmadığı sürece, ortada bir konu yoktur. Şarkıcıdan geriye şarkının içinden çıkan bir şey kaldıysa o yazarın da işi değildir, şarkıcının da. Hayatın akışına bırakılacak konulara belki bir şarkıcı tekrar şöyle bir bakabilir, şarkıyla birlikte nereye gideceğine kendisi karar verdiği kadar dünyadadır da! Bu büyük bir haber olmadığı gibi, küçük bir havadis de olmamalıdır çünkü orada sadece kendisinin olduğu bir yerdedir. Sektörde ise kendisini taşıyabilenler ya da kendisini kendisi kadar ve bazen seyircileri kadar anlayamamış insanlar da olabilir. Onların da bir en sevdiği şarkı olabilir. Bu durum da bir şarkıcıyı bir başka meslekten biri olarak yeterince anlamak zaten mümkün değildir. Bu bir kez şarkı okumaya benzemez! Yani bir insan bir kez şarkı okudu diye şarkıcı olamaz ama bir şarkıcı bir kez şarkı okusa da şarkıcıdır. Benim tek başıma oturduğum masada: aklımda bir şarkıdan ne kalmıştır ki, dediğim yerde binlerce şarkı yazılıp da ben tek kelime yazamayabilirim de. Herkes şarkı sözleriyle ilgilendiyse bir an, ben de yazmışımdır. O sözleri düşündüğümde aklıma tek bir şarkıcı bile gelmiyor, onlar müzikleriyle var. Oysa bu yazının yanında bir de şarkı olsa, böyle bir şarkı var mıdır dediğimde bu işi bile o nedenle yapmışım da şarkıyı bulmuşum da falan gibi görünebilir. Bunlarla uğraşmak için insanın deli olması gerekir. Müzik öyle değildir ki: müzik mükemmel bir şey barındırır, harika bir iletişimdir, muhteşem bir enerjisi vardır, insanı alır götürür ve de sakinleştirir, insana bazı şeyler sunar. Bir şarkı dinleyebilir miyiz, dersin, şarkıcısın da belki ama bense bu yazımı okumak isterseniz ben sizi hiç oyalamayayım, sadece nelerle uğraştığımı bilmenizi istedim, derim. Bunu dediğime bakmayın. şarkıların dünyasında herkese okunacak bir şarkı vardır bir de şarkıyı söyleyen. Yazıların dünyasında ise ya bir yazar vardır ya da yazı. Bunların birbirine karıştırılmasından hoşlanmıyorum ama zaten böyle bir konu olmayan yerde bir de şarkı bulmanızı dilerim. Bugün benden fazla söz edildi sanmayın. O çok sevdiğim bir şarkıcı.


Fotoğrafçı

Dünyanın en zor mesleği şu anda fotoğrafçı olmaktır. Bir fotoğraf çekmek ne kadar zevklidir diye düşündüğünüz anda elinize bir fotoğraf makinesini anlatan bir kitapçık geçer. Fotoğrafların dünyasında her şey anında olmuş gibi görünür. Fotoğraflar hızla çekilir, hazırlanır ve de hayata kazandırıldığında fotoğraf karesi içindeki her şeyin aynı yerde olduğunu bir de kendiniz anlarsınız. Fotoğraflar insanın elinde değersizleşmesin diye insanlar genellikle albümlerden faydalanırlar. Bir fotoğrafı anlatırken içinde yer alan şeyleri bir yağlıboya tabloyu anlatır gibi anlatmayız. Fotoğrafa bakıp anlam çıkarıp bir sonuca varanlardansa nefret ediyorum çünkü insan önce fotoğrafı planlar sonra çektirir fotoğrafı ve kendi planlarına uygun olduğundan emin olmak ister. Fotoğraflar ne yazık ki günümüzde inanılmaz bir şekilde suiistimal ediliyor. Fotoğraf için en gereksiz konu bir insanın o fotoğraf için yazdığı yazıdan bir sonuç çıkarılmasıdır ama bir sonucun çıkarılmasına engel olan fotoğraflar da başarısız ve de çirkindir. Örneğin bir fotoğrafın içindeki ördeğin tek ayağı çıkmışsa ördeğe tek ayaklı yazısı yazılmışsa, insan bir daha dönüp acaba iki ayağı var mı, demez. O artık lanetlenmiş bir fotoğraftır. Oysa fotoğraf çekilirken insanın aklı başka bir gezegende de olabilir, bütün amacı fotoğrafta güzel çıkmaktır. O şekilde tek ayağını kaybeden bir ördek düşünün ve bu ördeğe şimdi daha iyi bir fotoğraf çektirebilir misiniz? İşte hayat da böyledir. Fotoğraflarla harcandığında, harcanır gidersin, ziyan olursun. Beğendiğin bir fotoğrafı beğenmek için her zaman sahip olduğun nedenlere sahip olman gerekir. Ördek tek bacaklıysa şayet zaten, neden fotoğrafta öyle çıktım diye üzülsün? Yani dünyanın en zor mesleklerinden bir bence fotoğrafçılık. Fotoğraf çekilirken ne çıkacağını asla bilememek gibi değildir hayat. Ben mesela her fotoğrafta değişik çıkıyorum. Öyle bir şey değil bence, insan neyse odur ve de fotoğrafta ne çıkacağını bilemez. Ama fotoğraflar çok çok farklı olabiliyor ne yazık ki. Bazı insanlar fotoğrafına bakıp beğendikleri bir ürünü satın alırken ne satın aldığını bilemiyor sanırım. İyi bir fotoğraf satın almak için fotoğrafa kendini yam yam gibi yedirmeyebilmen gerekir. Fotoğrafta bir ürün kalmalıdır. O kadar emek verip çektirdiğin fotoğraftan aklında ne kaldı? Başka bir gün, başka bir kare, başka bir insan! Herkes birden fotoğrafçılara lanet okumasa da olur. Bazı kareler lanetlenmiştir… internetin fotoğrafçılıkla bir ilgisi olmadığını düşünmek için spastik olmak gerekir çünkü herkes fotoğraflarını koyuyor internete. Ama çoğu bu şekilde! Bir vesikalık insana ne anlatmaz ki zaten başkaları anlatsın! Fotoğrafçı bunu umursamaz, fotoğrafı umursar… mesela siz o an kendiniz kodeste gibi mi hissettiniz? Öylesinizdir onun için! Sizden çok fotoğrafınızın anlattığı bir şey varsa: ölün daha iyi. Benim hayatımın en iğrenç anısı da bunun gibiydi! Bir adamın bir sürü fotoğrafını zihnimde bana izletip, yanına sevgilisini koyup, sonra da bana: defol git kitap oku dediler! Ben savaşa gidiyoruz sandım. Umarım ölürüm yakında. Ona da filmi mi diyecektiniz?


Ölü Sunucu Kameraman

Sunucular, haber spikerleri, eğlence programı sunanlar falan hep aynı kişiler mi sanıyorsunuz? O kişiler sizce kendi adına konuşamayan tipler mi yoksa programlarını havada karada sunup, bizi çekilen programdan mahrum mu bırakmak istiyorlar? Neden o kadar saygı duyduğunuz spikerin yanında aynı saygıyla hareket edemiyorsunuz? O herkesi idare ediyor, siz kendinizi idare edemiyorsunuz. Her neyse, ben burada sunucuları anlatacağım: canım istedi de ondan. Öncelikle sizi kim davet etti? Elinizdeki fotoğrafla bir ilginiz yoksa neden buradasınız? Başvuru sebepleriniz dolayısıyla yayınlanan programla ilginiz yoksa neden buradasınız? Varsa neden? Oysa ki orada herkesin yarıştığı bir alan ve de bunları anlatan biri var. Neden içimizi daraltıyorsunuz? Şimdi gene sizi mi sunacaktı? Ortada sunulacak bir şey varsa şayet, onu bırakıp başka şeyler mi anlatacak? Yani şimdi havada ne yapacak ki, buradasınız? Beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Sunmuş, bitmiş işte... çoktan sunulup bitirilmiş bir şeyi ne diye kafamızda oynatıyorsunuz? Adamın sunarken aklında belki gökyüzü vardı, içinden siz mi çıktınız? Bu açıdan da siz mi varsınız? Yani insanların sundukları kişilerin daha ileride bir yerde yürümesi gerçekten çok sıkıcı. Program canlı yayın gibi, biz burada eski kaset gibi sıkıldık sizden. Gelinler, kaynanalar, ölüler, diriler... hepsi burada! Neden? Ben programı sunmuyorum. Bu açıdan pek çokları gibi bir seyirciyim. Şimdi yani beni de kendinizle aynı kefene mi saracaksınız? Bir insanın: ben sunucu olacağım inşallah, demesi başka şeydir. 7 senelik programı anlattırıp, hadi sonra görüşürüz demesi başka şeydir. Yani şimdi size mi hoşça kal diyemiyor? Bu durumda bana demiş! Bir milyar kişi sizi şurada alkışlasa; ben ne yapabilirim? Ne işim var ayrıca benim gelin programında? Ben evli değilim. Üç dakika sonra affedilen bir şey mi sandın kendini o program öyle olunca? İşte bu haldeyiz, markete bile gidemiyoruz: bizi yarışmacı sanıyorlar ya da henüz evlenmemiş biri olarak haddini aşan biri! Ben sunucuya saygı göstermeyen birini niye affedeyim durup dururken? Sonuçta onun programı değil mi bu? Ne var bunda, fotoğrafı da varmış, evlenmiş de; bana mı sormuş ki şimdi anlatıyor? Diyelim ki kimse sizi izlemek istemiyor, ben mecbur muyum bunu dinlemeye? Benim susturamadığım ihanetin kirli cadısını sen mi susturdun? Kamera açılıp, kapanıyormuş. Boşuna kendini spiker sanma. Sunucu yerine sürekli kamerayı anlatan bir sapık var, orada da bazı farklı insanlar. Kamera öyle bir şey ki, ortandan çatlasan -gene de kameradan söz ediliyordur. Senden değil.

Buyrun anlatın!
İnanamıyorum bu ben miyim... derhal dünyaya dönmeliyim.
Bu sadece kamera. Kusura bakmayın.


To Re Amor

Biz dünyada buluşacağımız gün, cehennemde olurduk fikren, oradan anlardık
Ama zaten anlamıştık gideceğimiz yeri denildiğinde elimizde bir kitap olurdu
Ama konu sadece romeo ile juliet buluşması olunca oradan çıkıp bir yere varmak o tarz bir zihniyet için zor olurdu
O da kitap
Şarkılar söylendi edildi hep oku diye kitabı
Varsa yoksa yazı yazdım
O da nesi
Kimmiş
Neredeymiş
Nasılmış
Başkasıymış Romeo
Biz de ona şarkı söyledik ama şu halimize bak
O kadarını anladım ama
Daha derine inmek gerekirse cehennem korkunç bir yer olsa gerek
Oradan çıkmak isteyen var mı diyemiyoruz
Gitmek istemeyen var mı diyemiyoruz
kalmak istemeyen var mı diyemiyoruz
Oku diyoruz ama onu şarkılar diyor
Bu sadece büyük bir masal
Sen bu tarafa pek bakma diye


Amma ma ma baktınız

ma

bana

(tebi tebi)

Yani hiç sevmem
Bu hangi meslek
Onu olayım gene
O kadar çok sıkıcı ki
İnanamıyorum bunu yine unutacağıma da
Sadece kendimi yiyip bitirip çok sıkılıyorum
Oysa herkesin olması gereken yer zaten daha ideal bir yer
Kalsaydınız yerinizde bana yeterdi zaten
Ortada da bir kaç notalık şarkılar vardı
O da bana yeter gene umarım
Gerisini bilemeyeceğim
ben sadece yazarım

Ziyan Oldu Ömrüm

Yani biz sağa gideceğiz buradan

Cen

Ölünce inşallah

Soldayız ama çok kısa bir an

Ce hecen

Dünyada bir gün tanış diye solda bir işaret

Hemen git yarış diye

Öleceksin yarın ve sağda bir nimet

Artık yani sanki sola çadır kurmuş bu kitap

Asıl kitaptan önce solu mu anlatacak her hitap

O kadar iğrenç ki anlatamam

Ne biz gene buluşamadık mı

Gene soldayız

Artık ateşe elini mi sokacak

Ölüp ölüp sola koşanlar

hangi cehenneme gidecek

Buradan gidilecek yer değil ki

Burada kalınacak yer de değil

Neden bahsedecek

Yazmış cehennemi aklına

Sürekli bizi anlatıyor dünyada

O kadar iğrenç ki

geri zekalılarla uğraşmak

Allah hepsinin cezasını versin

Bir daha da gelmesin dünyaya zaten

Çünkü yoklar bu baktığım açıdan sağda

İşi gücü cehennemden yola çıkmış birini aramak

Keza kötü haber yayılmış

Aşk olsun susturana

Onlar sanırım cehennemde

Burada öyle bir konu yok da

Burasıymış güya

Dünyada öyle konu yokmuş

Ben zaten sürekli sağa bakıyorum konuşurken

Sana mı anlatacaktım cehennemi

Defol git hemen

Bence herkes cennette

Ama lanet olasıca masal kılıklı insanlar

Başka şey yok ki yanımızda

Romeo sen cehennemde kal diyeceğim

Ve bir dünya insan peşinden mi koşacak

Oku kitabını bul Romeo'yu

Ne işin var benimle

Bu açıdan cehennemde

Okumadan cennet bile dedirtmeyecek mi

O kadar salakla uğraşmak zordur

Onlar da hepsini yakmışlardır

Belki bunu anlatıp yola düşecek ve cennete gidecek

Sana ne bizden geri zekalı

Öl geber bitmeyecek bu buluşamamalar

Peşimde Juliet

İnsana sürekli vakit kaybettirecek bir kendini bilmez seyirci

lanet olsun zaten

Tiksiniyorum o insanlardan

Geberesice zihniyetlerinden

Biz de ne anlatalım

Filmciler olalım da yanmak nedir görsünler

Beni film zannedecek it sürüsü

Beni şarkı sanacak kuyrukta bekleyen

Kim ne nedir bilmeyen

Sonsuza dek affetmeyecek

Ben

Bıktım geveze ruh hastası kendini bilmez spastiklerden

Cennetteysek hepimiz

Ne işin var benimle cehennemde denilenlerden

O zaman da şiir yazıp cehenneme atacak

Ne olacak sandınız yani

Elinde şiir orada mı bekleyecek bir buluşma gününü

Ömrünü cehennemde mi heba edecek

lanet iki tiyatro izledi diye

Sonu hep lanetle mi bitecek

geber

Bence GEBER!

Ama onlar gebermek nedir onu da bilemeyecek

Artık midem bulanıyor bu durumdan

10 yaşımdan beri beni bulacak bir hayvan daha var peşimde sanan insanlardan nefret ediyorum

GEBER!

Aklım hep cehennemde kalacak yoksa

Cennet nedir bilemeyecek

Bence artık GEBER

Dünyasızlıkmış!

İşkence gördüm Elinde silah da olabilirdi Bence kesinlikle sapıktı Ayrıca da işkence gördüm

Düşün Düşün

İki kişilik buluşma

Cehennem diyip

kavuşma

Bütün cehennemi

Topladınız başıma

Dünya haliymiş

Çöpçatanla yarışma

Sonsuza kadar özür dileme benden

barışma

Onlara Olmazdı

Yani ben sadece cehennem şiirleri mi okuyordum
Yani ben neden o kadar çok kere cehennem demiştim
yani dünyayı isteyene cehennem veriliyorsa
ne vardı bu dünyada bu kadar kötü de cehennem denildi
yani cehenneme de ibadet edecek değildik ya
neden vardı cehennem
neden adam cehenneme atılmıştı
cehennemlik miydi gerçekten
öyle olmasa şeytan niye vardı
neden müziğe şeytan işi denilmişti
herkes cehennem diyerek sevdiğini bulabilir miydi
şayet konu cehennemse başka plan mı yapılmalıydı
Cehennemde ılımlı mı olmalıydı
işte bunlar korkunçtu
Bana ne dedim herkes cehenneme gidecekse
Gidilecekse ben kendim gider
Yolu bulurum
Rahat bırakın beni
Hiç mi cennet demedik
Onlar bayanlardı
Biz iki kişiydik
Peki
Dedi
Sözleşmeyi imzaladı
Herkesi aynı yere yollayabilen biri mutlaka vardı
O kişi artık bendim
Cehennem desem cennet kuşları uçardı üstünüzde
fakat cehennem konusunda anlaşamadık
Kitabı okusam da tek kendim mi cehennem diyecektim
Yoo kitapta herkes gidiyordu
ben kendim gideceğim dedim
Dedim ama bin yıllık ömür törpüsüydü
başladılar yüksek sesle dua okumaya

uzun zaman ilgisiz kaldım alakasız yazılar yazdım
ama çıkış noktası buydu
benden başka ne olabilirdi cehennemde
şiirler falan vardı galiba
Çok sorun değildi

Bunu da bizim okul projem sandılar
Yoksa beni hapse atarlardı belki okuldaki polisler
Pek korkmadım
Ama konu gerçekten de cehennem gibiydi
Bu şekilde fal bakmak zorunda kaldık
Cehennemin başında iki kişi yola koyulmuş belli mi gidişi

Yani maksat yaygara koparmaktı bence
Kopuyordu
Yoksa yani ne fark ederdi
Sanki cehennemde mi kalacaktık cümbür cemaat de bütün hatalar affedildi bütün küsler dünyayla barıştı

Diyelim ki okul korkunçtu
Diyerek fal bakmaya devam etti

Oku yani o açıdan dediler
mesela bu ne demekti
O açıdan ama herkes anlaşmış mıydı
Yoksa bu o durumdaki yalnız biri için herkes mi demekti
Neyse yani
Sonuçta en güzel konu bu değildi
O konu böyle olsa herkes tıpış tıpış giderdi
Ama salgın olmaması söz konusuydu
Hastalıktan en çok korkan kişi de ben kendimdim

O yüzden de ben kendim giderim diye okuyayım en iyisi

Çünkü ben kitap okuyorumdur belki evde gene
Bu tarz şeyler de hep gerçek oluyordu
Ama biz oradayken cenneti düşleyen biri lazımdı bazen
bazen de farklı bir yolun başında duran biri
bazen de dünyadaki halimize 'yok ı ıh' derdik

Biz iki hepsine 'hı hı' diyorduk öyle olsaydı
Böylece o konularda rejim yapmak, kedili kazak giymek falan gibi şeyler ve ekonomi falan olabilirdi dünyada
O zaman işte sanat sanat da demek zorunda kalmazdık

Ör: Öyle olunca kazak alalım mı, dedi ve belki de beni sevdiğine karar verdi.
Ama işte bu açıdan da bir gelecek görmesi gerekiyordu.

O zaman da işte sürekli televizyona bakamadım... çoğunlukla sağa baktım.
Sağa sola bakmadan kitap okumak da güzel olabilirdi... ama bu konu neyle ilgiliydi
Olan her şey o adamla ilgiliydi ve hiçbir şey anlamıyordum
Yani şimdi burada kimdi
Hiç bilmeden yapılacak bir şeyler olmalıydı
O da buydu
Neyse ki reklamlar da öyle bir konuydu
Ama işte ben burada bir gazoz içsem o bunu çay diye anlar böyle bir konu muydu

Ama gene de o konu böyle olmasaydı
hepsi gerçek oldu sen hala şuna ı ıh diyemedin derlerdi bana
Falan hep bendim herhalde dedim
Hiç kimse bunları düşünmüyordu

İyi ya
Onun mesleği buydu
İyi o zaman BENCE ŞİİR YAZSINDI ARTIK
Neyse işte bu konulara ilgim varmış demek denildi
Ne iyi oldu mesela öyle bir konu da evet böyle bir konu da
Bir şekilde bize iyi geldiğini düşündük

Fakat olsun n'olcak daha önümüzde sonsuz yıllar var dedik öyle
Nasıl dedik böyle

Acaba bizim bahçedeki kirpi nereye gitmişti
Düşündükçe bana bunlar da oluyordu

Sandık mı, dediler, güldüler.
Beş yüz şarkılık playlistimin tek Türkçe şarkısını bulmuştum artık

Her şey yeni başlıyor gibi oldu gene
Demek playlist yapmak zorundaydım
Sonra o gazoz da neydi aklımdaki
O zaman bunlar gerçek olurdu belki

Yani gene de koş git yetiş yarış anladım mı bunu
Ama bunlar bugün oluyordu
Ama oluyordu
Milyonlarca olan şey arasında olmayan tek şey vardı belki ama onların arasındaydı gene de
Öteki türlü: BİRİ BİZE BİR ŞEY DİYORDU AMA NE? ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİLDİ.
Yani şimdi sadece okuyarak olan -neyin karşısında, okumayıp pes ettiğim günleri unutmuş muydum ki sadece okuyarak olan şey olmasındı

Misafir geliyor kesin
Yok hayır
Olurdu
İyi o zaman

Yani şimdi sen dart oynamaya böyle mi gidiyorsun diyen arkadaşımla sizi ben mi tanıştırmıştım
Yok hayır olamazdı
İyi ya olmuyordu

neyse biz de bu açıdan bakmamıştık zaten
Kedi kucağımda uyuyordu
Bir süreliğine vedalaştık
Çocuk ne güzel yapmıştı ödevini
Ben de yapsaydım artık
İşte buna 'peki' dedim

Kime yorum yazsam çıkacak isyanı bastıran fotoğraflar vardı
Çünkü şiir hakkında tek bildiğim şey isyan çıkarmamaktı

Bu benim ödülümdü
Tamam
Demek fotoğrafım vardı!
Yani böyle salak salak düşünürüm ben yalanları
Aklımın bir yanı hep yanlışı düşünür ama yapmam pek mecbur kalmadıkça
Yani bunlar normalde masaldı
gerçek olsaydı sizi evrenin neresinden selamlayacağını bilirdi

Saçma sapan şeylerin de olabileceği kanısına nereden varabilirdik
Tercih etmiyordum nasılsa
Detayına inememekle suçlandım

Eşlerine bunları demezdi


Bunlar olmazdı

Fal bakmaya ihtiyacı yoktu ki

İnsan kendisi anlar ya da anlamazdı

Her bi halta kader demezdi



Beni Arama

bana rahatsızlık veriyorsun
yanında bir adet beni rahatsız ediyorsun
bana iyi geliyorsun
yanında bir adet bırak şunu n'aparsa yapsın
bana huzur veriyorsun
yanında bir adet huzurun tanımını bile bilememek
anne neredesin
yanında bir adet sonsuza kadar konuşmak
baba ya sen
herkes ne der ne yapar
karşılıksız seviyorsun
yanında bir adet karşılıksız seven
tarafsız bakıyorsun
yanında bir adet tarafını eleyen
göz koyuyorsun
gözünü çıkaran

İletişim Sorunu

Ne yani fazladan bir gurur duymaktı
Ne eksik gedik bulmaktı
Bilmiyorum ama
Ne alakası var beş ayrı kadınla demek yerine
Bana bunları diyecek olan mıydı
Anlayamadım okumadan
Anlamıştım kendim istemeden de olsa
Okumanın önemi büyüktü
Artık dedim 'neyse ne' diyebilince
okurum
Eh işte
Böyle denirdi
Bu açıdan herkesin bakıp dilek tuttuğu
Adına dünya dediği biriydi adam
O da olunca olurdu
Olsun dedim madem öyle oluyormuş
O şekilde okurum
Göz yummam beklenen şeylerden biri bile ne bana ne de hikayeme uyuyordu
Bu affedememek gibi değildi
Göz yummaktan nefret etmek gibiydi
Affedememenin ayrı bir şey olduğunu da öğrendim
İkiyüzlü olmanın korkusunu yaşadım da ondan dedim
Fakat vardı işte şarkılar
Şunu da anlayamamışsa ne konuşup duruyorlardı bu sanat severler
O an bana kimse silah tutmadı
Ben şanslıymışım
Ezbere okunan 30 şarkılık bir sahnede bir sanatçı vardı
Yıllar öyle geçseydi elimden kim tutardı
Her şey aynı anda olup sıraya girdiğinde
O yanlış zihniyet oradaysa
Ki buradaydı
Sonsuza kadar öylece süren iletişim
Bin parçaya bölündü
Birbirini tanımayan insanlar aynı anda yanımda olamayacak kadar birbirlerine karşıydı
Sanki şarkıyı ben okuyordum da
Niye anlayamadım
Böyle de binlerce başka şarkı sıraya girdi
Konu müzik olsa gerekti
Ama değildi
Ne yeğenimle evlenmesi dedim
APitbull mu


Ha anladım

Köpek

Sanat dünyasında oluyordu bu tarz numaralar he
Sanmam
Kendimi tanıtmam imkansızsa
Onu tanıtıyordum dünyaya gibi oldu
Kendimi tanıtmam imkansızdı demek
Boş ver falan diyordum herkese
İçimde pek hırs kalmıyordu
Kızdılar
Gidince beni buluverselerdi ya ha
Ben ama henüz dünyadayım dedim


Aman gene bunları mı kafama takmıştım

Şimdi bunun üstünü örtecekler



Galiba Biz

O derece kadersiz biri olarak öğrendiğim bir şey daha mı vardı acaba
Yani şimdi bütün o duyduğum haberler fotoğraflar kaderdi
Ben kimse buna isyan etmesin diye amcamın oğlunu bulmaya karar verdim
O da bizim ona uzattığımız mikrofonu bize geri uzattı
Biz de gökyüzüne tekrardan baktık ki
Sadece salak salak konuşsan tekrar dünyaya gelsen ve sade temiz bir aile istesen
Kullanabileceğin kelimeler yanında duruyor mu ki dedik
Geri zekalı gibi konuşma mı demekti bu
E, konuşma
Sahi hiç konuşmayan biri olarak neden feminizm okuyordum
Her şeyin çaresi varsa öyle mi yapmak lazımdı yani
Benim mesleğim şeytanla ilgisiz
Bilginize
Ayrıca o kadar kereler kardeşinle eşini sorgulayan insanlardan sonra ne polisi ve de hiç anlatmak istemediğim şey o muydu şimdi ki başkasının düğününe kırk yıl evvelden hazır olayım
Buldum bu konuyu böyle değildi
her neyse her şey affolurdu
Ama ben hiç mi kıskanmıyordum kimseyi
Ben delirmiş miydim
Herkes neler yapıyordu kendini perişan ederken
Aslında tarzım değildi
İşkence gibi geldi bana o kadar eziyet bir yana bu ne biçim dünya
Yani ben şimdi bunları demeyecek miydim bunlara
O zaman da otur yaz aptallık etme
Ben insanları dinlerken kapalı kitap gibiyimdir
Açtırma ağzımı söyletme kötüyü: bu
Şiir ve davul zurnalar da ondan
Ben polis değilim ama bunu her aklı başında polis de anlayabilir
Bu haberi bekliyordun benden öyle mi
Hiç sanmıyorum böyle olduğunu
Ne yani beklenen şarkıcılardı
Öyle de acaba Amerika'da kutsal kitap var mıydı
Öyle de bir kitap okuyup evet mevet diyemeyeceğin konular sıraya girdi
Tamamdı kesin olmuyordu bunlar bana
Okursam değişecek olan kader neydi bizimki kitapta yazılıysa
Gene bu yazılar
Gene şiir

Hiç mi anlatmak istemediğim konu yoktu
Yani hani sanatçılara öyle şeyler denmezdi de biz susmuştuk
Sonra ne oldu
Sanatçı kuzeninse sorun mu vardı
Babamın yeğeni
Neydi o konu ya
Her dakka ama
Evde kitap okuyoruz aslında

Yani beni gazozları anlatayım diye ayağa dikti
Ben bunları yazıyorum
Çok farklı şeyler değil
Mutlaka yazılmıştır bunlar da öyle bir konu
Bu açıdan bakınca alaka kurmak istediğin şeyler ne olabilir bilemiyorum
Şimdi bir roman okuyasım var diyemiyorum mesela
Bu mu iletişimdi
Ama kedi o kedi
Ağaç o ağaç
N'apabilirimdi
Sakın böcek deme şimdi
Müziği takip et
Akışını izle bari
Olur peki
Madem ki aynı dili konuşuyoruz
hata yapmak çok mu kolaydı
Bir gün diyeceğiz ki :bunlar mı olmuştu
hayır
Özgürlük de neydi

Yani Biz Şimdi

Yani biz şimdi savaşa hayır mı diyorduk
Bütün kitaba hayır mı diyorduk
Yok ben de o kadar beğenmedim dedi
Yani ben şimdi yangın filmi mi yazıyordum
Yoksa cehennem alevlerinden mi bahsediyordum
Yani biz şimdi
Yani biz şimdi kimyager miydik
Yani biz şimdi tek eşlilik mi diyorduk
Ruh eşlilik mi
Ruhsal bunalım mı
Ruh mu
Yani biz şimdi kavgaya dövüşe mi karşıydık
Dayak mı yemeliydik
Dayak mı atmalıydık
Yani biz şimdi
Yani biz şimdi hastalığa mı yakalandık
Hastalık mı çok acı
Hasta olmak mı
Hasta etmek mi
Olmak diyebilecek misin
Yani biz şimdi yarım ağız anılarımızı mı yakalım
Kitaplarımızı mı silelim
Ödüllerimizi mi alalım
Yani biz şimdi
Yani biz şimdi küstük mü barıştık mı
Klasik dünya halleri de
Yani biz şimdi


Sokağa çıkmamak

Yani şu şarkı da cayır cayır yanıyorken

Paramız mı yanıyordu

Yani biz şimdi


Unutmam!

Müziğe, şarkıyı icra edene bakıp rahatlıkla kendimizi, en azından kendimi görebildiğim bir dünya vardı, bir de aşk!
Aşk niye ona dedik? Sırf şarkılar Allah seni kahretsin dedi diye mi? Hayır! Biz kendimizi de gördük.
Döndünüz oradan hareket edip bir takım tanımadığım insanlar
Oturduğum sandalyeye müdahale edip hareket eden müziğin içinden
bana kendim hakkında tarzım, tipim, amacım, zihnim, olmayan şeyler uydurdunuz
Bu kadar müzik sömürüsüne kimse tahammül edemez
Sonra da dediniz ki madem ki kendini gördün
Şimdi de böyle bak; biz varız ve sen yoksun
Ben de ruhum da ruhum diyemedim başladım yazmaya
Şimdi yani onun dışında bir meslek düşünene kadar şunu düşünün
Bakıp da sadece müziğe ayna diyen polis sana niye demesin?
O şekilde doldurulan yıllar
Fotoğraflar
Cehalet değil de
Aklı fikri kitapta olan birinin bundan mahrum olmamaya çalışması mı cehaletti
Çok kızmamın dışında bir zihnim var
Ruhum ise ferah müzikle
Spastik değilim
Yazarım
İki kişilik rezerve demeyi unutmuş gibi

Yeni Bir Bakkal

Ben yani okursam mahcup olabileceğim için kadere
Mahcup olamadım ona yeterince
Ruh insanı doğmadan bir kaç ay evvel kaplar ölürken de terk eder
Artık okurum
Sabahları yüzünü yıkamak dışında bir anlamı olmalı dünyanın
Okuduğum kitabın sırrını yazarlardan çok sen bildin sanabilirsin kitap okursam
Neyse yani senin de mi bir fikrin vardı dedim
Şiirle şarkının farkını bana şarkı ne değildir diyerek öğreteni dövmek istemeyen var mıydı ö devirde
Bilmiyorum bu benim ilk dünyaya gelişim
Acaba ruhum var mı
O kadar kirli olmasının da bir nedeni olmalı mı
O kadar ruhsuz biri nasıl bu kadar çok üzülmüş merak ediyor musunuz
Bakkala giderken araba ezmiş
Yan yan bitmez o şarkı
Ben
Sen
O
Bunlar
Bakkal nedir? Bakkallar bana hep işlerine kaldıkları yerden devam ediyor gibi görünürler. Bakkalda her şey var, deriz nedense ama mesela aradığımız kremayı bulunca ‘vay be varmış’ deriz, ayrıca mutlu oluruz. Bakkal bu mutluluğu bilmez. Bakkal bütün gün orada öylece oturup ıslak mendillerin de olduğu kasadan bize sakince para üstünü verir. Markettekiler gibi acele etmez. Bakkalın sürekli elinin altında olan gofretler dükkanın büyük bir bölümünü kaplar gibi görünür. Deterjanları görünce, ne kadar da büyükmüş raflar, diye düşünebilirsiniz. Bakkalın içinde plastik toplar durmaktadır, daha doğrusu hemen kapının dışında. Bakkaldan aldığınız pirinci açtıktan sonra geri iade edemezsiniz büyük bir sorun olmadıkça ama marketten aldığın ürünün paketinde en sevdiğin kahraman yok diye geri iade edebilirsin belki de. Bakkala gitmek gibi bir şey herkesin başına gelebilir. Bakkallar hayatımızın en renkli anlarında hemen uğrayıp eve bir akşam yemeklik alışveriş yaptığımız bir yerse çok zenginiz demektir çünkü o tip alışverişler marketten yapılır. Aslında bakkallardan bahsederken dinlemek istediğiniz müzik mutlaka türk müziğidir ama bakkalda farklı bir şey de çalabilir. Bakkalların dışına asılan bazı posterler vardır, üstünde elma, limon ve ayva resimleri olan posterler. Yani bakkallar kasayı ve kredi kartı makinesini çok sık kullanıyor gibi görünmezler. Markette ise sürekli sırada bekleyen insanlar vardır ve az şey aldılarsa başka sıraya girerler. Bakkalda ne olabilir başka yani bakkalda çok sayıda sakız olmasının dışında ne gerek var bakkala… olur mu, her gün gidilir bakkala. Bakkalda gazete olur, ekmek olur, soğan falan da olabiliyor bazen. Küçük köylerdeki bakkallarda kışın hiçbir şey satılmıyor. Bazen kapatıyorlar. Bakkala giderken eşofmanla gitmek için yürüyüş yapmış olmak gerekir. Bakkalın ellilik bozacağından emin misin? Bakkalın telefonu var mı sizde? Bakkaldan al dondurmayı, oranın azı çoğu yok, hem eve yakın erimez. Bakkalla aramız iyi, yazdırıyoruz bazen, sorun değil, öderiz. Bakkalda peçete var mı? Bakkala da gelmiş o marka kurabiye, alırız artık hep. Bakkala kim gidecek şimdi, evde yok mu emin misin?


O da başka şarkı yazmış işte: unuttun mu beni diyor, cidden.

Müzik vardı, der yani. Orada yokmuş ama... olsun duyar o beni.


Ne Yani Şİkayetin Mi Var?

Ses ölsün diye yapılan başka bir ibadet bilmiyorum!
Yani bu şarkının canlı performansından yükselen ışığın bir enerjisi vardı. O ışıkta belli ki gereken ‘her şey’ vardı. Yanıtlanamayacak tek bir soru yoktu. Hatta insan kendisini ‘herkesle’ tanışmış gibi hissederdi… şimdi şarkılara bakıyorum da, hepsinin ‘nota’ diye özetlenmesinin bir nedeni cardı bence. Kimse küfür eden kitapları not almıyordu. Onlar adeta yazılı olarak bize şöyle bir göründü… belki sonra ben kaleme alırım diye görünmüştür bana. Derken masal bu ya, o sesin enerjisiyle sadece bakkala gidip, baktığımız ışığı da televizyonda görüyorduk. Adeta sağır olmuştuk ama sağır olmamıştık: aslında herkes -demin sen güzel bir şarkı okudun ya, falan demektense, kendi kendine bir melodi mırıldanabilir haldeydi belki. Bunlar o sesin ayakta duran ve yol gibi algılandığında her neye baktıysan oraya varan ışıktaki gibi olmalıydı ama ne yazık ki o kadar değişik düşünceler varmış ki, o sesten biri benim şarkımı okursa, ben beğenildiğimi sanıp beste yaparmışım! Onu da duymak nasip olmazdı normalde ama şimdi internet var, belli ki onları da ben mırıldanmıştım sessizce. Şimdi neden ses kütlesinin içindeki ruha değil de ses alabildiği zihnimin tek köşesi ‘onun yokluğu olan’ cümlelere herkes kulak versin ki? Böyle de fal bakan densizlerden bazıları göründü… çünkü onlara fal diye bakmadığım gibi, açılan fala da bakmıyor, görüyordum. Bir anda 30 yıl geçti! Üstümde maymunlar tepindi. Şimdi yani hayvanat bahçesine mi baktım ben? Niye anlatayım bunları size madem okumayacaksınız, ayrıca ses kütlesi diye tepinilen şeyin bir nedeni olsaydı, o da kendisi olurdu: böyle de bende yoktum. Çünkü sonsuza kadar ettiğin küfür baktığım ışıkta yerini bulmuyor: İT! Onun kedisi, benim köpeğim yoktu. Bu mu yani dünya… Bu şekilde kimin düğününü planlamış olabilirdim ki, Hindistan’a gideyim, herkes aynı anda evlensin, şaka değil ki! Korkunçtu işte. Yürüdüğünüz yolu sevmedim. Notaymış işte, biz de okuduk falan mı bu! Neden ben hırsızım diye bağıran adama bakıp: sevgilin yok, bir küfrü hak ettin, bu benim kendi anım, mutsuzum müzik dünyası berbat bir evlilik falan demektense, susmuyorsunuz. Işıktaki kitaba, aynı ses kütlesiyle yürüyemem değil mi? Demek kompleks sesleri bilmiyordum hala. Bin tane gereksiz kitap ve boş bir çaba yanında. Ayrıca mesleğimden sana ne! Amma da harita… kitabı ses kütlesine okutan adama mı kızacağız, karar verdiniz mi? Beğenmiyorum. Nerede kalmış aptal bulmak, nefes almak için evde oturmak yetmiyor… şimdi televizyona bakıp bakıp bana zarar verebilirsiniz, öyle mi? Bu tarz biri de burada sevilmiyor. Bunlar da herkesin ağzına yakışmıyor. Baktığım yere bakmayan biri yola bakıp bakıp ses enerjisine doğru konuşunca o küfürler bitmiyor. Belki akrabammış sanmıyorum -ağırınıza gidiyor. O kadar yazdık çizdik -şimdi herkes başkasına küfür ediyor -kitaplar bana yeter. Orada bir kişi kalıyor, o da yazar. E, o da ama işte ‘sürekli yazar sensin’ diyor. Bu haksızlık dünyada varken daha neler olmazdı ki. Sahipsiz mi sandın? Herkes köpekler ölmesin diye bağırıyor! Ne yazık ki vahşice binlerce köpek ölüyor… İşte beni onlardan biri sandılar da ondan oldu. Bu şimdi o ışıkta abim mi var: bu adam da abinmiş falan, diyorlar çok ayıp. Şimdi yani yazmasam her abi dediğimde küfür ediyorlar. Hangi cehennemin bunlar! Adam kendi enerjisini, nereye davet edildiğini tanıyamıyor da ondan mı kitap okuyor? Sanat dünyanızın mesajı bu mu? Bunu da okuduğum her kitaba diyorlar. Bildiğin dinime küfreden müslüman olsun. Neyse canım sadece yazarlar desin, biz de konuşalım!!! HA HA AH… YUH !


Şahitler!

O kadar konuya hakim değilim derken iyi gidiyordu! Bilememek, sanmamak, sonunu getirememek, anlayamamış olmak, tercih etmemek, söz konusu olmamak... oysa ben öyle miydim? Elinden geleni yap şimdi, her şeyi yaz! Oysa ben öyle miydim? Ben de, dediğimizde o 'de' ayrı yazılıyor çünkü bilmiyoruz, hep yanlış yazdık. Bende dediğimiz zaman ise var demek. Oysa ki 'ben de' ayrı yani hem sen hem ben gibi ayrıca ben de anlamına geldiği gibi aynı zamanda da ayrı yazılıyor. Ben de. Şimdi yani uygunsuz ya da kılıfına göre şerbet verilmiş şeyleri ben uydurmadım de dur. Misafir geliyor mu demekti? Ne yazık ki öyle de olabilir... a da dizi film olmayabilir. Ben size dizi yazın mı dedim? Falan filanmış... oysa ki ben ne diyordum? Olsun o da okur. Peki. Şimdi o anda demek ki sanatçılar da o dönemde izin isteyip şarkı okuyabiliyorlarmış, gibi de anladım diyelim ki. Bu bana oldu! Aynı konu değildi ki... İnsan düğüne şarkı bilmeden nasıl gider? Gitmeliymiş. Bence de dedim. Mesela ben bu şu an kimsenin seslendiremediği şeyi gönlümden okurdum. O da tercih edilmedi. O konu da bu değil. Her neyse dedim okumam o zaman. O konu da o değil. Ban da gına geldi yani elalemin düğününü düşünmekten. Bu konu da, o değil. İnsan böyle kendini falan yazamaz, davasında haklıysa, ki değerlidir eminim tüm şarkıları da... olabilir. O konu da o değil. O zaman da çok sıkıldım yani bildiğin nefesim daralıyor, sen nefes aldığını sanıyorsun, fena olmuyor. Edebiyat da bu değil-miş.

Oku Kitabımı

Sigara içerken siz… ben bir bebek tulumu gördüm şimdi demin, o an o konu kimindir, herkesin! Tulumlar herkese satılır ne de olsa ama herkes almaz.
Diğer yandan şimdi ben sanatçıya bakıyormuşum, sanatçı değilim gerçekte o açıdan neyse işte sen bunu mu anlamadın deniyor kitaba, çocuk da evet diyor, orası da cennet. Evet deyince ama kitabı değil onu görüyor. Yani buradaki kitap oyuncak da olabilirdi. Tüm yazarlar buraya, top, tüfek, klima… yani canı ne isterse koyabilirler. Evet. Evet. Sigara! Sen sonuçta onu anladın bak… yok o da değilse bunu anlatanı anlatanı da değilse konuyu konuyu da değilse sürekli olan şeyi falan… anladın sen demin. Demin demin de! Çocuk kiminmiş demek ki bu durumda? Çocuk da bıraksan sonsuza kadar bütün suç ve cezayı anlatır-mış, sevindik. Ne yani onu o mu anlatıyormuş, biz de neler dedik size. O zaman da yaz bana… ama sen var ya oku aslında hepsini. O şekilde ama o hiç tanışmadığım kuzenimin kitabı. İşte bu şekilde filmler de olabiliyormuş dünyada. BİZ AMA GERÇEKTİK! Yani ne başıma gelmiş? Hiç. Bu açıdanmış. Yani biz gerçektik. Onlar filmdi. Sigara… sigarasız… sigarasız lütfen.
BU KONU YİNE DE ÇOCUKMUŞ. Sevindik

Kırtasiyeden Dönüş

Yani kuzenimle herkese vereceğimiz tek mesaj: kitabımı oku
Ona işimi, evimi, hangi sitelere girdiğimi, kaç kitap okuduğumu ve bu nedenle kendisi gibi şarkıcı olup olmayacağımı sorarken...
Hem eğlence hem iş, hem okuma hem de ne dediğim kişiye -çekil git, işimiz var, diyorsunuz öyle mi?
Bunları hiç demeden ideal bir tablo görmek mümkün müydü?
Bu ama o açıdan bana oluyordu ve de yüzüğü kime taktığınıza değinmek bile istemiyorum son kitabımda yine.
O yüzden mi Pitbull'du! N'apalım yani bu da İstanbul'du. Şimdi öyle değil ki.
Aynı şey zaten sevgili olanlar ayrılsın diye oldu diye mi bu bana oldu?
Bu durumda hepimiz birbirimizi rahatlıkla suçlayabilir miydik ki şimdi barışalım?
Aramızdaki yabancı da kim diye sorduğunuzda bana ve şimdi ünlü diye sevdiğime karar verdiğimi düşündüğünüz değerli kişiye;
ben kuzenime baktım diye mi Amerika'da doğdu: sanatçı, demekmiş.
Buna her yazının temeli diyebilsek de hayata uyarlamayalım diye derken, siz de kimmişsiniz ama biz hikaye olmuşuz ne yazık ki.
Şimdi yani herkese açık bu sitede, konu ne ki sürekli üzülmekten söz edelim? Bizmişiz, aman.
Sonsuza kadar kitap okuma diye, ayda bir verilen arada neden berbat dediğimizin hastalıksız tanımı.
Ne de olsa bu mu eğlence derken: BANA BİR MESAJINIZ MI VARDI?
POLİS. AMCAM.
Hani yeğeniydi?
Çok şükür konu böyle oldu.
Bunu güzel anlatmanın bir yolu var mıydı?
Ne yani bu açıdan sadece kitap mı okuyacaktık?
Whatz up icat edildi mi?
İyi de ben okumuyorum ne yapacağım?
Dünyanın durumu bu mu ki bunu anlatalım?
Karnımız nasıl doyacak, çalışmayacak mıyız?
Kuzenine bakıp bulamayacağın adamı bari kendin bul!
BUL EVET DEDİM. PİTBULL ANLADIM. BEN ALMAM.
E o şarkıcı oldu mu ki okuyacaksın
Sahnede var ya zaten muhteşem
Evet ben okurum
Yok ya edebiyatı şimdi
E yani bu da yanında sen gidip kitap mı okuyacaksın ben tanıştırmasam


Wy Clef artık polisi ara diyormuş şarkısında.


Bak şimdi: orada başka bir kişi var mı?
Bu da benim ruh sağlığım için.
E bu durumda okumaya gerek var mıydı?
Vardı.


Kitapçılar: Kitapçılar denildiğinde aklımıza ilk olarak hemen kitaplar gelmeyebiliyor, kitapçılar da gelmeyebiliyor, sanki hep sonradan hatırlıyoruz kitapçıları. Önce sa de ce aklımda var da sonra kitapçı hangi kitapçı ya da ne gibi bir kitap falan derken gidince bakarım, demek aklımıza bir kaç dakika sonra gelebiliyor. Kütüphane öyle değil ama kütüphane deyince hemen binlerce kitap geliyor aklımıza. Sonra da evdeki yarım kalmış kitabımız... hatta kitap deyince de aklımıza ilk olarak 'bir yazar' geliyor, adıyla beraber ya da adından bağımsız kitabının adıyla da olsa, bir yazar. ben mesela şimdi, var mı acaba hiçbir mesajım? Konu da yani sevindirici değil, komik mi? Öyle olmasa da çok iyi olur. Kitap alınca insan sevinir. Şimdi düşünebiliyor musun bütün bunlar bu açıdan? Evet kitaplar güzel kokar, raflar tozlu görünür bazen çünkü kitapları çok iyi tanıyamamışızdır, kitaplar elimize yapışmasa iyi olur, kitap okumanın faydaları anlatmakla bitmez ve kitapçıya girer: hayalinde gördüğü o kitabı bulmaya çalışır ve alır. Adı neymiş diye bakar çünkü aslında sadece sarımtırak sayfaları olan bir şey görmüştür hayalinde. Yani şimdi o kitabı mı alacaktır yoksa aklındaki başka bir kitabı mı? Almasam da olur der. Ama kendisi ne yazacaktır asla bilemez, hayatı boyunca yazacağı her şey zaten yazılmıştır aklında vardı, sa de ce onları bir ara yazmalıdır bilgisayarda. Sen otur hepsini yaz! Tamam kütüphanemin raflarını düzenlerim, fazla kitapları atar, veririm. Kitapçı ise okunmamış kitaptan tek bir iz taşımaz. Yazılmamış kitaptan belki ama hepsi de okunmuş gibidir. Polisiye de okumalıyız. 2020 BUGÜN. Demek ki kitaplar böyle konulara da değinirdi. Kitap insanın dostuydu. İçeride renkli kitaplar varsa biz de bir şey satın alacak gibi hissederdik. Sonra kitapçıyı dolaşıp çıkardık bazen, almazdık. Kuzenime hiç kitap hediye etmiş miydim? İnternet kitapçılarının ufku çok mu parlaktı? Peki ya amcam? Yazdığı şarkı benim için ne ifade ediyordu? Kitapçıda satılan oyuncaklardan daha şımarık bir şey geliyor mu aklınıza? Kırtasiye bölümü biraz küçükmüş. Kitapçıya giderken neden kendini bakımlı hissedersin de sağlıklılık çok umurunda değildir? Kitapların eline geçtiği anda neden aklına hemen okumak gelmez ama gene de okursun ve kitap bitmiş kadar mutlusundur? O kitap diğer kitapçıda var mıdır? Kitapları sevdirmenin yolu okumak değil midir? Kütüphanede ise bir kitap sana doğru raftakilerden az daha ileri atılmış gibi uzaktan bakar ve bir an evvel okumak diye bir şey yoktur sanki. Normalde tam tersi tabii ama okul kütüphanesi insana asla öyle hissettirmiyor. Kitabı okumadan önce ise hafif bir yorgunluk çöker insanın üstüne, sanki saatlerce öylece oturur okursun. Ne iyi oldu dinlendik biraz, dersin. Fakat işte komikse kitap gerçekten, tek başına gülüyorsundur, belki herkesle birlikte, aynı paragrafa. İnsan kendisi yazarken öyle de, okurken çok farklı oluyor doğrusu. Adeta aradığım kitap hiçbir yerde yoktu. Yani şimdi başka mesajım var mıydı size böyle de mi oluyor? Hayır. Aklını kullan, zamanını iyi değerlendir. Bir kitap sonsuza kadar 'korona' dese de herkese bu mesajı veremeyebilir. Yazar bu konuyu sa de ce düşünmüştür. Acaba dışarıda neler olmaktadır, işte bu biraz üzücüdür. Şartlara uyum sağlamış ve kendini meşgul edecek bir şey bulmuştur. O da şimdi böyledir. Bu şimdi hangi kitaptan bahsetmektedir, yarın yayınlamayacaktır! Artık çok geçtir, finish'e varmıştır. İşte bu beğenilmektir, yazar olarak da olsa!!! O karikatürler 'bu açıdan' nedir? Kitapçılardaki karikatür dergilerini hep alan kişiler gene alırlar nasıl olsa gibi görünür, yeni bir dergi çıkınca biz de seviniriz. Ne demektir? Hiç. Fakat kedi kuzenimin değil, adamındır. Artık mesela kitabı okumamın tek yolu kuzenim gibi görünür. Oysa BEN KENDİM OKURUM. Gene de bütün bunlar bir fotoshop yakıştırması kadar basit değildir. O ama şu anda yapabileceği bir şey olduğunu zanneder. Yani bu muhteşem şarkı diye bir haber yoktu ama telefonumuz öyle çalıyordu. Yarın bu konuyu ele alalım, şimdi bu. Evet ama onca yıl tek bir kitapçıya bile gitmedin Çin'de, bunu daha ne kadar saklayacaksın herkesten? Oysa ben sadece 28 Türkçe şarkı bildiğime göre dinliyordum bunları. Dinlemeden bilemezdim. Sanırım kulaklığım vardır ama yanlış yazdığım tek cümle beni sürekli yazmakla meşgul edebilirdi.


De Ki Veteriner

O en önemli kişi neredeydi? Karikatürleri sadece o yapabiliyorken neden hepimize karikatür muamelesi yapılmayacak bir dünyada olmayalımdı ki? O konu adamdı ama babam yani bunlara mı 'estağfurullah' demişti, yoksa kuzenimin kitabının yanındaki iş, güç, eğlence konseptinin üstünde baş gösteren bir aşk hikayesi mi vardı? Ne fark eder, dedik, sonuçta yani elimi uzatacağım raf bu konulardan ibaret, bense evrenden bir mesaj beklemiyorum. Demek mesaj beklemiyordum! Onca şarkı, yani, her neyse, sonuçta mümkün müydü mesajı iletmemiş olmak? Gülüyoruz ama gıdıklarlarsa... mutlaka birinin aynı şeyi söyleyeceği bir köye doğru arabayla gidiyorduk. Okumanın yanında, bir oku mesajı da neydi ki? BAR OK! Gerçekten de termal otelde bu tabela vardı. Barok incelenmeye değer bir tarz olsa da, konuya yüzde yüz hakim değildim. Sağ elim kuzenimin kitabına işaret ediyorken; mesaj ne? Oku istersen. Peki -ne çok gezdik, kaç ülke gördük, o lokantadan bizi nasıl kapı dışarı ettiklerini gördünüz mü, konsere zor yetiştik, meğer o ülkede çay içmek yasakmış, o konser muhteşemdi. Sol elimde eğlence -tam da o kitabı bu açıdan boş ver... tamam da ben kaç kere adak adamıştım? Eee, benimki bu açıdan ama ne? Kitap! Peki nerede sizce o en önemli kişi? Annemle aynı yerde. Neyse anne gidelim buradan. Gideriz sonra! Kendisinden bir mesaj beklemiyorum da... peki tamam anladım. Bu mesajı bize o yollamadı mı ki, biz şimdi kendisine ödevimizi yapıp geri iletmeyelim? Konu da neydi? !!! O tabii... O! Ama bir konu daha olsaydı eğer iletilecek, mesela ben ve kendim, o da o kadar. Buna minnettar olmaya kalmadı, bu konuda neler bildiğime dair bir ipucu da elimde yoktu ama sonsuza kadar sürecek olan mesaj şarkıda mı gizliydi ki? Öyle olsaydı ben yanmıştım çünkü sonsuza kadar ne istemediğimi bilmekten başka bir kolumu da yitirmiş olurdum. Bu açıdan sessiz olun da, biz de her şey yolunda diyelim... bunun için görüşmeye gerek var mıydı ki?

Veterinerler: Bütün aşıları tamam mı? Tamam evet! O kadar da önemli değil gibi gelir insana. nasılsa kedisi hasta falan olmayacaktır. Demek hem kediler hem köpekler var. İyi peki, araları iyi mi diye sorar bize veteriner. Veterinerlerin yarın için hemen gelin dememesi de fena fikir değil, gelin dedikleri anda gözümün önünde bir kitap var mıydı? vardı çok şükür. nasıl olur, sol kolumu neredeyse yitiriyordum... bu çok sık rastlanan durumu bu dünyadaki varlığımla öfleyip, pöfleyerek açıklayamayacak kadar iyi durumdaydım. Az önce neler olduğunu gören var mıydı? Bütün bu mesajlar gerçek olduğunda, senaryo gibi yazılıp kendi aramızda oynanır mıydı yoksa herkes 'kitap' derken ya da demezken neden bahsettiğini anlar ve kendisi için yeterli olan bu durumu değerlendirir miydi? Kedi ne yapardı? Bu açıdan bu sınav -o adama hayır demek ve o kuzeninin şarkıcı olmasıyla ilgili mesajını kendi hayatına uyarlamak mıydı? Kedi bunu anlamayabilir miydi? Hayır. Oysa ki fotoğraflarda bütün bu mesajın anında sağladığı sessizliğin üstüne çıkan bir tavır bile yoktu. Ne şirin, veterinerdeki poster ne kadar da tatlı, öyle değil mi? Ama işte mesaj üstüne mesaj üstüne mesaj üstüne bir önemli kişi falan, olmuyor böyle. Bu olmayabilen şey de bana cazip geldi çünkü olmadığında elimde yerinde duran bir kitap ve hakkında düşündüğüm olumlu olumsuz her şey olabilirdi! OLUMSUZ: KÜFÜR! OLUMLU: İYİLEŞMEK! Bana bunu yapmayın falan gibi değil yani o dediğini bu zaten yapmıyor bu da bana yetmişti. İğne. Tamam şimdi seni güçlendirecek bir vitamin verecekler, hepsi bu, tabi tabi tamam şimdi. Veterinerlik okumaktan iyidir belki de veteriner olmak, bilemiyorum. Veterinerdeki oyuncaklara bayılıyorum, görüş alanım temizleniyor adeta, sanki artık arabanın camını silmişim de yolu görebiliyorum gibi geliyor bana. Onun ellerindesin her şey yolunda. Birazdan çıkacağız buradan ve evde tuzlu kurabiye yapacağım. Zaten televizyonda da çok iyi bir maç var. Neden bunlar hep veterinerde aklıma gelir? Sahi siz benim resim sergime gelmiş miydiniz? İyi etmişsinizdir eminim. Gene de ben de sa de ce sakin olmalıyım. İyi peki ondan mı! Temiz bir yer derken daha anladığım gibi. Temiz bir yer. Ayrıca da çok teşekkür ederim. Veteriner çok daha iyi biliyordur tabii. Veterinere yürüyerek gittiğimiz için sorun yok. Veterinere rağmen bu bir daha olmayacak. Veterinerdeki en son konuşmamız neydi? Veterineri ara bir randevu al. Yani ne alaka şimdi şu şarkı, derkenki gibi ama bu da ı ıh! Şu çimlerdeki otlardan seviyor, iyi mi? Yesin onlardan sorun yok. Peki. Veteriner bizim eve çok yakın, ama gene de bakkal gibi veterinerle aynı mahalledeyiz diyebileceğim bir kavram değil. Dönüşte bakkala uğradım, kedi maması aldım. Emin misin? Bunları düşünmek mümkün müydü? Evet.

Makyajla Uyumaktansa

Şimdi; ben bir keresinde çok kötü bir gün geçiriyordum ama kendim çok kötü değildim, o gün çok kötü bir gündü. Birden bir gazete kayıt cihazına kaydettiğim şarkılarla hiç kimse ilgilenmedi. Diyelim ki çok güzel olmuştu ama şarkı ilk derken do notasından bütün enstrümanlar başka bir sese basıyordu. Diyelim ki ben o enstrümanlara kayıt için ayırdığımdan daha fazla bir kuruş ödemeyecektim. Ya da diyelim ki ben onları bu şarkılar benim diye bir sözleşmeye aldım ama sözleşmede sadece benim imzam yok tabii bunu bir şirket yapıyor. Diyelim ki o ses kayıt cihazına kaydederken ben sevgilerimi yazdığım şeyi fısıldarken sen ne konuşuyorsun diyorum herkese! Ya da diyelim ki o şarkıları unutmamın ardından o şarkıları unutmadım ki... Hatta diyelim ki o şarkılardan sonra binlerce yazı yazdım hiçbiri o şarkılarımla ilgili değil. Şimdi biz belki de diyelim ki, çok çok iyi olurmuş o şarkılar olsaymış, o da yok çünkü o şarkıların sözlerinin aynılarını falan hep duydum sonradan televizyonda bir musiki kanalında, o da bana yetti, Türk Sanat Müziğini de severim ama her gün dinlemiyorum denebilir. İşte o şarkıların altındaki davul, üstündeki zurna, sesindeki tını rezil oldu gitti çünkü bu çok kötü bir dünya ya da harika oldu, ne kadar da mutluyuz diyeceğiniz konu! KOCAMAN BİR ÇARPI İŞARETİ. Hatta o da değil... o da değil... o da değil... o da değil! Her şeyi siliyorsun, aman o şarkı da o şarkı: o da yok. Ben hepsini bir kere dinledikten sonra ne yapmayacağıma çoktan karar vermiştim... Ne yapacağıma da çoktan karar vermiştim. Ayrıca da ne dersen de, o açıdan sen büyük bir yalancı olmaktan öteye tek bir adım bile atamazsın: işte ciddiye aldığınız konu. Ne yani, ben miyim? Evde tek başınayı izle... falan. O şarkıya tek bir nota çalmadı ki kimse: geri kalan her şey doğru olsun! İşte ben de öyle... Tamam da okumuş muydum? Evet.

Kozmetik: Kozmetik derken daha baktığım şu ilan var ya, aklıma o şarkı geldiği saniyede vaz geçtiğim bir resimden ibaret. Kusmamız şart değil, makyaj mı? Var gene de öyle bir konu ama sürekli sana 'yalancı, yalancı' demiyor mu? neden gene de aklımda tek bir ruj bile yok? Aradığın özgürlüğün içinde daha önce yapılmamış bir şey yapıp da sokaktaki bir eczaneden göz farı almak bile olsa, bu şimdi o seslerle, süslerle o şarkıyı yanına alıp da 'ne desem boş, ne desem yalan' demek mi ya da öyle değilse de peşinden koşmayacağın bir şarkıyı şimdi çok sevmek mi? Makyaj çok da yalanlardan yalan beğen konusu değil bence. O nedenle otuz şarkı daha yazsam yeridir, sen bana ne anlatıyorsun mu diyeceğim? Bütün dünya şimdi senin yüzünden mi yalancı? O zaman sen de bana 'bütün bunlar muhteşem, ben harika bir müzisyenim' demeseydin. Neden dedin ki? Ayrıca da sana soran olmadı dediğim şarkıya da sahip çıkıyorum, tıpkı hislerim gibi. Git makyajını temizle. Dünya bu çöplükten ibaret şarkılar söz konusu olduğunda. Bu kitap ise: inek, diyor, o inek bir şarkı da. O kadar yalancı değil yani. Kozmetik dükkanlarında her şey satılır ama benim aklıma hiç sürmediğimi zar zor anladığım bir kırmızı ruj getiriyor. Dudağıma yaklaştırırken ruju, anlatabiliyorum sürmediğimi. Oysa koca mağaza desen aklıma gerçekten de kırmızı ruj dekorasyonu bile getirebilir. Sen nasıl kırmızı ruj deyince kırmızı rengi değil de ruju düşünürsün, bu da öyle. Salatalık maskesinin de sadece kokusunu merak ediyorum ve o merak benden gidince satın almıyorum. Şimdi yani ne alaka diyeceksiniz ama benim yapmadığım bir makyajı size nasıl anlatacağıma hala karar veremediğim başka konular da var hayatta: bu mu yalan? Yani şu adama var ya ayıp olmasın-mış: 'Sen bana makyaj yaptırdın' soruysa, yanıtı da 'iyi bu da köpekleriymiş' olabiliyor... Ne alaka? yani sevmediğim bir konu da değil ama artık makyaj yaptığımı değil de makyaj konusunu anlatır haldeyim. Ne alaka? O kadar da dert değil, gerçekten mutlaka başka bir nedeni vardır makyaj yapınca kendinizi daha iyi hissedecek olmanızın bence. Önce bu konuyu halledelim de, neyse ne! Ne alaka? Derken o günü unutmak mümkün mü canım, gerçekten de makyaj konusunda yol almak istersem tek yapamayacağım şey eğitim almak gibi sadece. O da o ama... öyle! Burası çift katlı otobüs gibi dersen ben farımı anlayabilir miyim? Öyle bir yer mi? Artık internet varmış. Bu konular yokmuş pek... ne alaka? Sarı renkli bir pantolonum vardı, onu hiç giymedim ama giyseydim çok güzel makyaj yapardım, onun gibi bir şey: mutluluk! O şarkıyı internetten kazıyacağım ama yüzümü zımparalattığımı kimseye söyleyemeyecek miyim artık? Aman o ne ki, limon suyu sürmek gibi bir şey... o kadar yakmıyor kozmetik ürünleri. Ben şahsen basit bir günlük yüz bakım setini tercih ederim, ne demek? Düşünsene bu konuları biraz, hayatında ne kadarı var? Bu hayat yalan. Peki bir şey soracağım, yasak olmasın mı yani kırmızı kazak giyip turuncu ruj sürmek? Senin rimelin o kadar, bilmem ne. Oje ise çok büyük bir kabiliyet istiyor, yine. Uygulanması şart değil. Anlık şeyler. Aynı gün çıkmış mı? Çıkmış. O kadar yorgunum ki, şuraya bayılacağım şimdi... ondan mı? Ayrıca da o aseton yoksa evde, neye yarar? Aseton kokusunu sevmemek için hiç oje çıkarayım dememiş olmak lazım. Ben neredeyim? Vay be! Şimdi biraz iyiyim. Asla biraz daha iyi değilim de ondan. Şey yok mu, bütün yüzü bir salisede toparlayan fırtına gibi dağıtımı yapılmış olan ampullerden? Vardı. Sanma ki bu dünya da yalan.

Bilgisayar Oyunları Gibi

Yani şimdi bite bite o oyun mu bitti? Bilgisayar oyunlarından ne anlarlar hiç düşündünüz mü? Senin kalbin temizmiş de ondan, biz onları düşünecek kadar aklımız ermeyen şeylerle uğraşmıyoruz. Çok iyiyiz çünkü... niye biliyor musun? Ne daha iyi, ne daha kötü, sadece sevmekle ilgili! E, nasıl olmuş törenleri? Bilmiyorum ben katılmadım. Aslında var ya, şu son yirmi yıl o basmadığın nota gibi! İyi tamam. İnsan hayatta ne sevebilir zaten? Yani şimdi onca yıl sevgisizlikten mi bahsettik sanki, altı üstü bilgisayar oyunları yerine böcekleri sevmekten bahsedelim diye. O konu da ama öyle! İnsanın en sevdiği bir yazma hobisi olabilir: onu geçecek bu adam, yazdırmayacak mı? Sevgisini katamaz mı yani yaptığı hiçbir şeye? Söylenmişsin aynı şey! Peki ama zaten ben hastasıyım o bilgisayar oyunlarından birinin, yeterli değil mi? Sürekli bu kaset çalacaksa, yeterli derler. İyi peki, hangi bilgisayar oyununu seviyorsun en çok? Onu oynarız! Hani şu dövüş için epey bir ön hazırlık yaptılar ya şimdi, onu. Neymiş çaresi, merak ettim doğrusu? Çaresi şimdi bilgisayarda, sonra komşu falan da dersin ama... sanmam. Deprem bölgesindeyiz! Korkuyorum. O kadar çok sevecek başka bir şey bulamadığımdan o oyunu oynamıyorum, hani yer sarsılıyor ve dağlar yarılıyor ve o nedenle konuşuyorum şu anda, hiç anlayan kim, anlatmak ne mümkün? Anladım. Bilgisayar oyunu. Eski bilgisayarımı hurdaya verdim de ondan. En sevdiğin şeyden bahsedebilecek misin, bak nefret ettiğin karakter tam karşında zaten. Hani daha iyi, daha kötü olmazdın sen? Bu ama oluyor seninkine, ben karışmam. Ne olabilir, ne yapabiliriz bugün, ne vardı başka? Salata yeriz. Cipsleri doldurduk naylon torbaya, iyi mi yani? Bir şey diyeceğim, Davut nasıl iyi mi? İyi. Gördün mü bak, konuşacak hiçbir şey yok. Senin yüzünden oldu... ne olduysa? Ne oldu? Aman, hiç, oyun oynuyorlar gene. Anladım, sen iyisin. Bilgisayar oyunları dünyasında muhteşem hikayeler var. Her kahraman, her oyunda ciddi bir rol alıyor, film gibi yani gerçekten de, onu tanıyanlar oyun dünyasına çok hakim demek. Bilgisayar oyunlarını en seven kişi olarak tarihe adımı yazdırmazsam eğer kimse beni anlamayacak. O kadar vahim durum, anladım, ben hiç başlamayayım en iyisi. Direk oyuna geçelim... Bu suçluluk hepimizi kemirip duracak. Bilgisayar oyunu demek istemiyorum aslında, oyun konsolları, dev ekran, super sound system of the ground falan diyesim var şimdi. Yoksa sürekli üzülüp duracaksın, sevgini kat, sevgini kat. Evet ama adam beynimde oynuyor sanki, üç boyutluymuş. Peki anladım, küstüm, eve gidiyorum ben, oynamayacağım. Herkes şiir şarkı yazıyor, senin şu haline bak. Olsun ama onlar da bilgisayarda oyun oynayacak. Bunu biz anlatmayalım, kendisi karar versin. Çocuk özgür bırakılacak. Bilgisayar oyunları çok sade tasarımlı, çok temiz görünümlü bir kutunun içinde geldi, orijinal. Tamam da şimdi en sevdiğin bir ne var başka? İyi peki kimmiş? Sanmıyorum yani, oynama bilgisayarla, oynama demeyiz sürekli. Daha saçma bir şey bulunamayacak. Sana ne ben o karakter için dedim, sana demedim ki. Peki ama oyunun bozulacak. Bozulmaz, süper yapmışlar onları. Neyse? Başka ne var, en sevdiğin? Tamam işte o. Her şey normale dönecek. Anladım! O filmi izleyelim. Televizyonu eski haline döndürelim, kabloları çıkaralım, tavana ışık asalım ve camı açalım, olur mu? İnsan neyi sevebilir ki. Küçük bir kase yok muydu? Yok. Tamam ben çorba yaparım. Bebek oyunları var hani, elbiselerini giyiyor, süt içiyor... o mu gene? O. Şimdilik bundan ibaret, birazdan içinden kaz çıkacak. Bunun kötü sonuçlarıyla da sen yüzleşirsin artık, herkes 'kaz' diye bağırırsa, kuş gribi var çünkü artık bağırabilirler, oyun yasaklanır. Tamam. Bunun kötü sonuçlarıyla ben yüzleşirim. Bayılırım tavuk çizmeye, karnında ok olan tavuk resmimi gördünüz mü? Hayır. Oyun için öbür bilgisayarı getir bak, süper, mükemmel, muhteşem. Kesinlikle öyledir eminim. Anladım, normal dünya, sıradan hayat.


Fareler Ve İnsanlar

Şimdi konu tapmakken, buraya kadar taptığım konudan bahsedemedim mi? Geçeceksin... kocaman bir dünya! O dünyada birbirini bulmaya çalışan iki kişi henüz sorunlarıyla sevdiği şeyleri birbirinden ayırt edememiş gibi görünüyor, henüz yazılmamış da ondan olabilirmiş. Bu durumda mesela: bakıyor muydum, kimdir kimdir kimdir o? Onu hangi film oynamış? Şimdi de bu dünyada birbirini bulmaya çalışan iki kişi varmış. Gün bugün! Hepimiz yaralandık. Ben de üzgünüm. Yoo, hiç de bile!

Hayatı akışına bıraksaydım şimdi, konu ne olabilirdi? Diyelim ki sokağa kadar çıkmadım, site içinde geziniyorum, orada bir adet ağaç altında kendimi iyi hissettim diye bekleyip duracağım şimdi, öyle mi? Yok hayır yürürüm biraz. Peki tamam o zaman. Yoo, hiç de bile! Yani şuradan şuraya dönmek nasip olsun. Olsun bakalım. Şimdi aynı oyunu oynamayacak mıyız?

O şekilde çıktık yola, en azından konuşulsun denilen konulara değinmek bile istemediğim için yazıyorum. Buradayız! Evet. İçimden bir ses demeliymiş ki, şu iki kişi şu şu, biri ben bile değil miyim? Kuzenimmiş. Çok şükür... yine de dalga geçilmeyeceğini umuyorum yani o kadar sevilecek şeyler yazmıyorum. Olsun bu konu da öyleymiş, böyle de olsun. Geçeceksin bir dünya. Peki, bence de olmasa iyi olurmuş. Demiyoruz yoo hiç de bile! Kalbinin sesini dinleyerek şuradan şuraya gitmek nasip olsun.

Şu anda konu ne? Eğitim almak mı? Yok, o kadar güvenmiyorum kendime. Sanat dünyası mı? Yok o kadar güvenmiyorum kendime. Resim sergisi gezmek mi? Yok o kadar güvenmiyorum kendime. çay içmek mi? Yok o kadar güvenmiyorum kendime. Yoo, hiç de bile! Nasıl hayat akıp gidiyor, o da olur öyle. İyi olsun o zaman. Olsaymış.

Şunu bana demezdi, he. Nasıl geçeceksin koca dünyadan, vaz geçeceksin hedefe varmaktan. Aman Tanrım! Fareler.. Anladım.

Şimdi ise kahroluyorum her gün. Perişan olmaktan utanmıyorum çoğu zaman. O kadar üzgünüm ki diyerek anlatamayacağım bir his. Ağlayacak bir omuz aramıyorum, ağlayan biri! Ufukta güneşin ince çizgileri, kendimce gittiğim yoldan bin kez attığım adımlar hep daha geriden beni takip eden bir başka gözyaşı gibi, tanımsız kalmışlar, aniden sızlamış içi.

Öyle olsun şimdi. Denizin ortasında bulsun beni. Söz edilebilir, konu Türk filmleri. her gün her gün bu konu. Neyse artık sorun yokmuş gibi, her şeyi siliyorum. Kim bilir, kaç deli daha aynı seven sevilen tebessümü taşıyor baktığı yerde ve kim bilir kaç kez ileri atılmış sözcükleri. Sus! Sus! Zaten durumumuz çok kötü. Fare mi çıktı evde? Hayır.

Anladın mı farkı Sis'cim? Anladı bence kedi. Yok ama yanımda. Yoktu yani... Ne vardı? Gel bak, evladım: nesi var!

Koridorun Sonu

Evet ama öyle konu; o konu var, ben sesi oradan alamıyorum kendi adıma. Hafifçe başımı sallarsam, onaylasam herkes... herkes iyi evet. Şimdi bana göre ne ki, hepiniz kim olmadığınızı biliyorsunuz ama ben sizin kim olmadığınızı bilmiyorum. Hafifçe kafamı kaldırdım, olamaz gene 2020 ve de bu balina posteri var karşımda, demek ki gerçekmiş. Sanmıyorum yani, ne bu böyle seviye testi gibi dememişimdir. Hepimizi ilgilendiren daha soyut bir konu aramıyorum gerçi ama gene de 'olamaz, değil mi bu'? Yani şimdi bu soyut mu? Bu soyut değildir demek soyut mu? O kadar bilinmez, ispatlanamaz bir dünyada mı yaşıyoruz şimdi? O kadar inanılmaz olan nedir anlayamadım? Yani ben şimdi mesela salak salak gülüyorum ama aklıma bir arkadaşım geliyor, o kadar salak bulmuyorum kendimi, gülmüyorum. Bu soyut mu yani? Hiç arkadaşım da mı yok benim? Olsun resim yaparsın, soyut öyle bir konu! Peki tamam. Her şeye olur dedik şimdi, ne yaptık biz, neden hiç seçici değiliz aklıma danışamıyor muyum artık? Para para para... Ne zaman bu kadar inanılmaz olsam para söz konusu oluyor, benimle en küçük bir ilgisi yok, arkadaşımla mı var, bilemiyorum. Birden çıkıp araba alsaydım yeterince soyut güzel bir rüya görmüş olurdum öyle değil mi? Yani şu anda hepimizi böyle düşünüyorum. O da belki onun arkadaşı! Hep beraber diyerek tekrar hapşırdım. Bunu arkadaşımın duymadığını düşünerek iyi olduğuma inandım. Ona söyleseydim o an, belki de hastayım ben derdim Allah korusun. Ne az evvel öyle bir konuydu? Neyse şimdi... boş ver... neye derim ben, kime derim? Belki de kürekleri ben çekerim. İşte o adam da ı ıh. Evet.

Acaba bunlar şımarıklık mı? Bunlar acaba neyin denemesi? Acaba bunlar bizi hangi noktadan aldılar da şimdi buraya bırakacaklar? Para havuzlarının içinde yüzmekle aç kalmak arasında bir yerdeyim gene. Aslında karnım tok, evin çatısı var ama bunu öngöremedim. Bir tasarım harikası bana bu kadar güzel görünsün de parasını sorunca arada dağlar var, uçurumlar var de diye bu kadar çalışkanım. Bankalar öyle bir yer bence, herkes sakin sakin çalışıyor. Yani ben şimdi bu içinde bulunduğumuz şartlar yüzünden hayal mi kuruyorum? Ne kadar konuşmuş ya da ne yapmış olabilirim ki bu konu buna hizmet etsin diye dünya bu hale gelsin? Neden? Demin herkese merhaba demedim mi? Demedin bence! Dedim, bankaya girdim ve iyi günler, dedim. Artık veteriner de bana sa de ce veteriner gibi görünüyordu, kediyle köpekle bir ilgisi yoktu. Bu balkondan gelen klimanın sesi ise aynı şeyleri hissettirmiyor. Bilgisayarım da öyle hissettirmiyor. Herkese merhaba demek de öyle hissettirmiyor. Aşıksın sen! Hadi be...

Hepsi alt çekmecem yüzünden oldu. Şimdi hadi be dedim ya, sevindik biz hepimiz. Boş ver sonra bakarım çekmeceye, sadece dışı ahşap kaplı ve de güzel bir ağaçtan yapılmış, hepsi bu. Meşe. Bankada meşe ağacından bir şey görseydim düşüp bayılırdım belki de. İnsan bu açıdan ne diyebilir bir filme? Şimdi yani aynı kazağı giydi diye bir şey düşündürdüyse, benimkisi evde mesela, bunu gene giyeceğim, diyelim ki hırka! Burada karantinadayız diye... bu kadar hırka var yanımda, bir tane. Ama fotoğrafa baksan inanamazsın evde bende bu hırkadan bir tane olduğuna. Belki giyerim... Bankaya hırkayla gittim çok ama aslında gri olanı hep daha uygundur. Aklımda bunlar var ve bu diğer hırkam bana kendimi korkunç hissettiriyor. Aklıma çoraplarımı getirmemeye çalışıyorum ama aslında ayakkabılarım var. Ayakkabılarımızla girdiğimiz kuyrukta ise sadece hırkam görünüyor. Filmde bu detayları alın lütfen! Yani öyle bir dünya değil ki şimdi ben bunları nasıl sipariş veririm. Neyse ödemeyi yaptık ama ben yalnızdım. Bütün bunlar oluyor işte ne vardı diyeceğim siz banka memuru değilsiniz. Ondan herhalde biraz kırgınım ben de. Peki. Kayıkla denizde karşıya geç, için açılır. Gerçekten kürekleri ben mi çekeceğim? Umarım beni unutur kendinizi anımsarsınız desem ne kadar yapmacık olmuş olurdum. O kadar işte. İnsan zayıf. Nihayet onu akıl ettim, resim yaptım. Öbür resimlerim soyut muydu yani? Arkadaşım da okul bi... neyse siz onu tanımazsınız. Hadi buyur.

Lokantalar Zincirleri

Yedin, içtin, sınavlarını verdin, yıllarca güldün eğlendin, bi çekip gitmeyi bilemedin sen: ne bu lokantalar mı? Lokantalardan söz etmek için biraz fazla uzağınızda değil miyim acaba? Lokantalar her zaman en güzel menüyü insana sunmaz, elinde ne varsa onu sunar ama bu iki özellik de yok sende. Yani bir an evvel evine gitmek lokantalar için mi geçerli bir kavramdı? Bizim ne eksiğimiz vardı? Yarın buralarda olmayacağım, dediğim gibi bir sonraki haftayı planlamak da nesi? Neden tam 'ben ölünce' diye okurken adam, 'sen gülünce, sen sevince, sen bilemeyince, ben bilince...' diye güçlendiriyorsunuz, lokanta menüsü mü bu? Kaç kez 'aptal' dedin bana, şimdi desene! Hiç denemediğim bir yemek de varsa, hiç denemediğim konuların arasında, her şey pembe mi oluyordu? O da Amsterdam mıydı? Hayır. Neden bıktırıyorsunuz insanları 'ben bunu yemeyeceğim geri vereceğim' diyerek tabakları kırmışsın aynı şey mi? Bu kadar sıkıcı bir yemek planlamamak da nesi, şimdi biz böyle mi ölüp gideceğiz? Sadece mutluluğu arayanlara 'sen mutsuz olmayı da hak ediyorsun' mu diyecekler? Düşüncelerin dünyasında fazla yüzmemenizi dilerim, orası çok kaba bir yer desem de, başka ne var ki elimizde? Lokantalar bunları düşündü diye kimseyi kovmazlar ama filmlerde öyledir.

Şimdi sonsuza kadar benden beklediğin bir yumurtalı omleti lokantadan almaya gidiyorsun ve eve omletle döneceksin, burası kesinlikle Türkiye değil. Dünyanın geri kalanını gezerek nerede olduğumu anlamaya mı çalışacaksın? Çalışalım diyorlar. Lokantada çalışalım, hem iş hem eğlence. Ben çok fazla tercih etmiyorum. Bu açıdan sadece düşünmek yetmezdi, çalışmak lazımdı, onlar tercih etmiyorlar. Kendimi uydu anteni gibi hissediyorum, herkesin televizyon sandığı bir anten. Hiç aklın almıyor mu? Neyse boş ver zaten! Anteni televizyona anlatmayacak mısın, diyorlar. Anten lokantanın dışında asılı, bayrakların hemen yanında... sonuçta o tarz bir balık lokantasına gitmiştim bir kere, tamam orası: şimdi televizyon, diyorlar. Aman canım televizyon demeyen insan mı var bu dünyada ama bunlar uydu antenine televizyon diyorlar. Çok kafam karışık diye başlıyor muhabbet, antene bakarak anlatmaya devam ediyor, kimse huzursuz değil, muhabbet huzursuz edici. Çocuk kar yağdığı için lambanın altındaki karlara bakıyor, bu harika şehir manzarasına kendi bakışlarını katıyor. Biri ona kendi bakışlarının önemsiz olduğunu anlatıyor sürekli. Menüde makarna yok muydu? Tamam ondan. He, yok o çalan şarkıdan değil yani ondan.

Lokanta değil, restoran değil, balıkçı değil, cafe değil... çok çalışırsan bu konuları eğer, hayatta anladığın tek şey hiçbir şey değil! Keşke yağmur yağmasaydı kar yağarken, keşke elimdeki peçete sarı renkte olmasaydı, keşke hesap tuzlu olmasaydı, keşke seçici biri bunları dahiyane bulmasaydı, keşke... şimdi ne kadar da gerçekçi, ne kadar da keyifli bir yemek oldu bu. Sadece akrabanı çağırmayı unuttun ve beni de! Kapıdaki araba benim değildi. Eve dönebilmem gerekirdi. Bu kadarını yapamadıktan sonra, neden onca fikir aklında birikti? Bir daha da gitmezsin Almanya'ya patates yemeye. Olamaz mı, para biriktir, e iyi ya birikti. Çok mu zor durumumuz? Lokantalar da var, kalabalık da, acaba hangi saz ekibi unuttu?

Otel'de Bir Kitap

Yani şimdi Ahmet Bey sağımda olsa, bence hepsi de film değil, bu o dediğim gibi kafamı çevirdiğim yerde bir film yazılı olup olmadığına bakacağım ama aslında sadece evde bulaşıkları yıkarken aklıma geldiğinden değil, film derken aklıma gelmediğinden bir hamle yapacağım, bütün çocuklar satranç öğrenecek ve ben bunları sadece bu hamle için yazmış olacağım, diğer satırlar Hamlet'ten söz edecek ve yorgun olduğumu unutacağım: yorgunsun ama! İyi peki yorgunum, olur ama yorgunum, sadece bir nedenle değil her nedenle yorgunum. Bunu dağlara taşlara haykırmam gerekirse, tekrar yazacağım. Otellerin çalışma temposu insanı şaşırtıyor, çılgına dönüyoruz bir şey ters giderse, mutluluktan uçuyoruz eğer halılar güzelse. Sadece ılımlı, sevgi dolu olmamız yetmiyor bize, tüm otel çalışanları 'iyi insanlardır' diyebilmeliyiz. Peki onu da anladım, Şebnem Hanım için de aynı şeyleri diyecek miyiz? Bey, diye yazdım mı diye tekrar kontrol etti. Evet, bu bir resim kursu değildi ve de mutlaka köyde böyle bir durum vardı. Biz bir an evvel otelden çıkıp şehri gezmek istiyorduk ama aslında oteldeydik, hem de daha check in bile yaptırmamıştık. Biri o an, biz de öyle, demişti. Demiştir kesin. Demisti! Dedi mi peki? Şimdi mi? Bu şekilde köydeki okula doğru yürümeye başladık, kimseden çıt çıkmıyordu. İyi biri olmasaydı bize köydeki tek sahile giden yolu anlatırdı belki de ama köydeki ünlü sebzeli piliç lokantasının köyün en iyi insanları olduğunu anlatmayabilirdi. Tam yazacağım, oturmuşum masanın başına, bunlar gerçekti, ben uçan halıları izlemiş miydim? Hayır. Demek ondan yazar oluyorlar diye havanın içine sızmış güneş ışıklarının açığa çıkardığı mavi rengin soluğunun bir rüzgarla odanın penceresinden hareket ederek havalandırdığı örtünün rengini tam tahmin ettiğim gibi kendi renginde olduğunu gördüm. Biri sürekli: turkuaz diyordu. O da kimdi acaba diyen var mıydı, bilemedim, bence kitaptı, o hangi kitaptı acaba?

Sırt çantam öyle değil ki, sadece eski, aylardır aynı çantayı kullandığım için, şimdi hemen gidip yıkamadığım için, birazdan ev ödevimi yüzüme fırlatacağı için, aynısından az aşağıdaki dericide satıldığı için... her nedenle eskiydi. Eski güzel bir otel diyerek, Ahmede Bey burada mı, dedim. Yazabilirsin, yazarsın sen de. İşte büyük sırrımızı açıklamayacaktık kimseye, bunlar bu şehrin tek turistik gerçekleriydi, o konu öyle olup da bize 'herkese bir şey de' dememiş olsaydı, ben asla yazamazdım. Otelde akşam saatlerinde yapılacak gösteri köyün neresindeydi acaba? Biz köyde kalıyorduk öyle değil mi? Yoksa otel miydi? İyi biri gene de bunları düşünürdü ama bunlardan yola çıkıp da: sen, gel buraya, seni kendime seçtim, demezdi. O kimdi? Onlar şarkıcı, onlara öyle şeyler olur, diyebilmiştik. Bense hayatımda sadece bir kere 'sanatçılar ne alemde' demiş olduğumu anımsamak için yazmaya başlamalıydım, çalışmalıydım. Bunu iyi bir nedenle yaptığımdan emindim ama ne sebeple aynı hava akımında gezinmediğini anlayamıyordum. Odalarda klima var mı, çay servisi falan, ne bileyim ben işte sonuçta köyde hiç lokanta olmayan hali otelde yemek gibi ama o kadar sıkıcı değildi, yanımda bir kitap vardı. O açıdan bu yanımda hiç kitap olmaması gibi bir şeydi. Evet, elbette o açıdan, bir önceki makalemi okudun mu falan buna diyorum galiba gene. Oysa yemek de yenirdi! Gülmeye başladık. Bütün bunlar bir otel tabelası için söylenmemiş gibi değildi. Adamın evinden görünen otelin tabelasında bir harf vardı! Değerli bir harf ya da tek harfi kalmış bir tabela. Milli marşımızı okuduk, okul öğrencilerle doluydu. Mutluyduk... Takıcıların önünden geçerken 'ucuzmuş,iyi gene, biraz bakalım da' dedik sadece, hiç bunları düşünmemiş miydik? Biri bana bunları dese belki de ölürdüm, yani bunlar şimdi aşk mıydı, meşk miydi? Bomba bu köyde değildi. Şimdi bak bunları yazmak ayrı şey, bir insanın hayatına bomba gibi düşmek ayrı...


Ayakkabı-cı Vardı Ama

Kutu, kutular, küçük kutular, büyük kutular... ayakkabıları aldıktan sonra kutusunda saklarsam kutusundan hiç çıkarmazsam yeni kalırlardı. Halbuki giymeyecek miydim, nasıl yeni kalacaklardı? Yani bu şu anda oluyor mu? Öyle olan biten bir sayfalık bir yazı, daha fazlası değil asla bu dünyada, ama benimki okumadığım için dünyada asılı kalmış gibi, benimkisi kimi bilir göğün neresinde, gene yıldız kaydı ama o marka da neydi öyle? Konu gene de ayakkabıcı! İyi tabii, o da öyle olmamış mı, yani baktığım yerde hemen bulacağım bir şey değil ama enerjisi sa de ce bence güzel, bana göre iyi, onun dışında ayakkabıcı. Evet biz şimdi ayakkabıcı mı dedik, evet, biz o gün ayakkabıcıya mı gitmiştik, evet, biz şu anda ayakkabıcının yanında mıyız, evet ama yanımda o gün yanımda olan kim vardı ki bugün tanıdığım ama bu ayakkabıcıda denk gelmediğim arkadaşıma da bir kez rastlamıştım... o hikaye öyle olsaydı o da şimdi yanımda olurdu ve o bir çocuk burası da büyüklere ayakkabı satan bir ayakkabıcı. Konu gene de tamam gibi görünüyor. Biraz sıktı mı ayağınızı, umarım sıkmadı demek oluyor. İnsanlar ayakkabı koleksiyonlarından falan söz edebiliyor. Benim için o konu gene ayakkabıcı! Bir anda irkildim; bu kocaman oyunun içinde ne de olsa mutlaka gerçek olacak şeyler vardı ve ben sıraya girdim. Derken bugün o ayakkabı kutusunun içinde ne olduğunu anlamadığım bir başka senaryo peşimden kovalamaya başladığında, yok canım olmaz diyemedim ama çocuk gerçekten de bugün yanımda değildi. Oysa çocuğu da önceden tanıyorum yani. Yedi sekiz yaşlarında, aklı başında, akıllı uslu... okumayı seviyor, bir tanıdığımızın oğlu. Peki tamam, o diyelim ki prensti! Olsun, gene de yanımdaydı. Ben bu konuyu kendisine değil de, evrene değil de... neyse yani ben bu konuyu açmak için değil de, kapatmak için yazıyordum daha çok. Gerçekten de konu neydi? Bu var ya bu şarkıcılara olmuyor mu? Hayır! Peki dedim. Anladım.

Ayakkabı boyasını da ayakkabıcıdan almak, iki ayakkabı daha almak, ayakkabılarını çok sevmek demek çarşıya gidip bir ayakkabı almak demek değildi. Bu da mı yani ayakkabıcı demekti? Bu yani mankenlere olmuyor mu? Hayır. Peki dedim. Anladım. Elbette canım, ayakkabıcı olmam mümkün değildi. Kaderimin yanlış sayfasından bahsetmek için hiç bilmediğim bir sayfa bulup açmam lazımdı, o da yoktu. Ben bu açıdan söylenip dururken ne anlatıyor olabilirdim? Bunu anlamak o kadar zor muydu? Belki konu ayakkabıcı? Hayır! Ben şu anda yanlış sayfadaydım ve o konu böyle açıklanmalıydı. Neden bana dair tek bir şey yok ve yazarların isimleri gene de sayfalarda dolanıyor. Bunları anlamaması mümkün biri miyim ki şimdi o adını haykırdığınız yazarın hakkında bilmediğim tek şey bu olsun? Bu da bana olmuyor. Bir yazı ya yazıdır ya da anlaşılmıştır. Ne yani olmuyor mu? Olmuyor. İyi siz bilirsiniz... Ayakkabı alamadan eve döndüm.


Böyle Biriyim

Adamın playlist'inden (yani benim) 566 şarkı silindi, geriye bir tek 'belki sevgilisidir' dediğimiz birinin şarkısı kaldı. Bir şarkı daha vardı ama o benim bir anımdı belki de yani anladım, anladığım bir konuya dair sürekli hatırlatmada bulunan bir şarkı. Konu neydi? Acaba sahilde miydi yoksa silahlı saldırı mı olmuştu? Bana şarkı anımsatsaydı, fena değildi. Bana şarkı sözleri öyle diye konuşan insanlar hiç peşimden şarkı yaz diye gelmesin miydi? Bilmiyorum! Onlar nasıl ne alaka şimdi, o sana öyle görünmüş, ben şarkımı okur giderim diyorsa ben de kitapsız tek bir salise bilmiyorum! Ne yani bilmiyor muydum? Böyle konuşup kitap yaz o zaman gibi değil ki, şarkılar böyleydi. Öyle. O da bana öyle görünmüş. Bunları düşün de iki adım ileri gidelim diyenler mi ararsın? Televizyonu aç. Hayır yani sürekli bana haklısın diyip haklı birini arıyor gibisiniz ama ben haklıydım. Eminim siz de haklısınızdır: o da ne, şarkı. O O O O O
Peki. Böyle de eve tıkıldım kaldım. Yani sokağa çıkmak ne mümkün. Ne bu şimdi internet miydi? İşte öyle de -hayır, yani böyle de hayır. Hayır dedim diye bara gitmek de nesi? Avukatınız televizyonda göründü. Kimse bana hayır falan demiyordu ama çok çok sıkılmıştım. İyi peki sıkıntıdan. Kapalı. Kapalıyız biz, yanlış tahminlere hepimiz kapalıyız. Bu bir tekel bayii olabilir miydi? Şa bile diyemezsin sen ; RAP miydi? herkes evinde içiyor, bu nasıl bir ülkeydi? Nasıl bu kadar yanlış tanımıştık? Neyse vardı öyle bir kasabası. Neden sürekli hevesimi kırıyorsunuz? İyi peki git. O vakit de bu gene de Tekel Bayii idi. Dükkana girdiğin anda zaten konsere girmiş gibisin... ya da her neyse, o müzik ortamına. Ne peki bizim ev miydi? Ben ama okuyordum öyle değil mi? Diyelim ki öyle.

İşte o iyi biriydi. O adam iyi biriydi çünkü orada bulunmak için ya konsere gitmem ya da bu iyi birine merhaba falan demem gerekirdi. Bütün iş yerim aynı konseptte olamazdı ya. Ondan galiba biz aynı ayağımızı kullanıyoruz o tip yerlere girerken. O kadar yardımcıydı ki kitaplar, inana mıyo rum dünyanın haline, halime. Tamam yani, demeyelim tapınak, yazılmasın film, ya evime dönmeyecek miyim? Yok. Mümkün değildi artık anlaşmak. O tartışma bitmeyecekti. Ya ben kimim, kimsesizim ya da bugün hevesim yok ama gerçekten de dertsizim. Gene sıkıldım. Gene nefesim daraldı. Bu evde müzik çalmıyor muydu? Dışarıda tek bir adını bildiğin müzisyen yok muydu? Her neyse ya, yok muydu! Şarkılar yazıldı. Şarkılar silindi. Hepsi benim başımda ihale gibi, 3-5 adet kariyer planım silindi. Ne bu çok mu içiyorum ben? Hayır. Bu diyebilene zaten AŞK olsun.


Astrolo-jo

Ben fal mal bakmıyordum, o konu da böyle olursa iyi der, yaşamımı sürdürürdüm. İnsan bu kadar resimlerle çevrili bir dünyada neyi anlamazdan gelebilirdi? Birden bir anımı anımsadım: astroloji haritasına bakmadan yazdığım falı ama karakterleri çok güzel de uymuştu, zaten o rock dergisiydi, yani sonra dergi de basılmadı, dergi hatta çıkmadı! Gene de o konu böyleydi. Neydi acaba bu astroloji konusu? Okuması en kolay kitaptı bence. Ne dese bana uyuyordu. Hatta burçların hepsi bence bana uygundu ama ben benimkine 'bence de' diyordum. Günlük fal yorumları okur muydum acaba hiç de şimdi bunları yazıyordum. Zaten ben 'ben astrolojiden anlamam' demiştim, dememiş miydim de şimdi gene yüzün kızarıyordu? Bu kesin başka bir konuydu. Neyse ki biri zaten böyle diyordu. Tamam ben de dedim ama şimdi herkes duydu. Şimdi bu o bütün burçların toplamı gibi bir şey miydi mesaj olarak? Bunları yazan adam ya da bayan her neyse, akşama kadar burç yazıyordu demek ki. İşte ben de öyleydim. Haritaya bakmak falan hadi neyse de, yarın güneş gözlüğü takma çünkü çok eleştiri alırsın gibi! Peki ama hava bulutlu muydu? Belki de onlar dergiyi çıkarıyordu gene, kim bilir. Adı neydi anımsıyor musun? Yok hayır, aynı sokakta başka dergi vardı. Peki karakteri iyi miydi? Yani bu şimdi iyi bir konuydu ama normalde biz anlaşamazdık. Esnedim, aynı şey. İyi sen okumasan da olurdu. Hakkımda söylenen her şeyi öylece dinliyordum demek ki, bu muhabbet etmekle aynı şey miydi? Hayır. Ne demişti gerçekten de o asıl astroloji uzmanı, ne demişti? 2003 falandı bir kere, muhtemelen ben gene 'ne demek ki sevgi anlaşmak değildir' falan diyordum. Sanırım biraz da ondan bu konular var. Hayır olamaz gene bilmiyordum. Şu anda peki bu açıdan mı bilmiyordum! İyi peki, bilmiyordum. Biz ama binlerce kişi gayet de iyi anlaşıyorduk bir sanal ortamda mesela ya da bir yuvarlak masa etrafında. Bu konuda yapmam gerekenler her ne ise sonunda 'çünkü ben boğa olarak sanatçı ruhluyum' der ve paçayı kurtarırdım. Hepsi bu. O kadar büyük bir ilgim var gibi görünse de o kadar büyük bir ilgim yok tabii astrolojiye. Felsefeye olan ilgisiyle kimdi bu prens? Nasıl bildi o evden taşınacağımızı? Bunu anlamak için de eğitim alman lazım ama. Tamam, anladım.

İşte öyle sustum, sustum, sustum... bir arkadaşımla aram nasıl diye hiç sormadığım gibi -şu şu yıl, şu gibi biriyle tanışmak da öyle bir konuydu yine de. İşte o konu da, iyi, öyleydi. Yani ben bunu sormalı mıydım? Onun burcu ne ki? Bilmiyorum. O zaman olmaz. Şimdi Hacivat Karagöz'ün karşısında ne düşündü de bunu dedi? Bu şekilde milyarlarca soru sordum ben ama bunlar yazı. Bu ama böyle 'demek sevgi anlaşmak değildi'. Değildi demek. Bu konu biraz da 'öyle' oldu mu? Tamam dedik, bir şekilde kurtuluruz, o uzman da dedi ki araban kırmızı olmasın, kaza yaparsın. Hayatına sevmediğin kişiler gelecek, ne demekse, hiç anlamadım ama bu kesin gezegenler yüzündendi. Yani şimdi ben bunları hangi soruyu sorduğum için anlıyordum? Mesela 'şerbet alır mıydınız' der ve elinde tepsiyle geri gelir, nasıl bir insandır? Bunu mu sormalıydım! Emin olamazdım. Bundan emin değilsem, bundan da emin olamazdım. Sağlıklı bir yüz yıl söz konusu muydu? Geçmiş yaşamlarda herkes etki altında kaldıysa birinin kraliçe olması şart mıydı? Birden artık ben ben değildim, inanmıyorum ya, peki tamam hepsi yalandı. Anladım dün bankaya giden soyut resim resmi bugün demek bu yüzden dedim. Kesin resim kursunda her şey mükemmel olacaktı. Astroloji ne güzel bir konuydu, en azından artık mutluydum, rahat bir nefes alırdım. Hiç öyle sorunlu bir dönemden söz etmedi, arada aklıma getirirdim belki de. Yani ben şimdi geçmişimi mi merak ediyordum? Yok artık daha nelerdi... Ama videosu altı ay önce çekilmiş, olsun onlar haritalarda vardı. O kadar güzel bir konu ama normalde o kadar güzel bir şey demesi lazım. Demedi. Hiç demiyorlar bana ama pek kolay olmuyor gezegenleri düşünmeden dinlemek onları. Yani şimdi gidip kırmızı araba alamaz mıydım? Kendimi kısıtlanmış hissediyordum. Ama yani normalde zaten kırmızı araba almam. İşte bunlar her gün kahve molası vermek gibi bir şeydi. İşte bu benim de yazmadıkça gelmiyor aklıma. O ses kafamdan çıkıyor ama acaba nereye değiyordu? Sonuçta fazla taklide gerek de yoktu. Bunu sesle anlatacak sanatçılar boğa burcuydu! Kesin... Böyle bakmıyorlar yani. Şimdi ama o konu o yüzden -ne anlarsın?


Internet-te Samanlık

Bizim zamanımızda internet yoktu. Ne demekse, sanki şimdi hayatta mıyız, o da belli değil. Peki. Az önce bir şarkı dinledim, o o o diyor, tamam, dün ben de dedim, o şarkıyı da ilk kez duydum ama öyle bir o o o dedikten sonra. Hep konuları bence çok alakalı bence, şarkıların sözleri çok alakalı benim yazdıklarımla ama niye? Gerçekten de o kadar alakalı mı emin değilim tabii... o o o deyince insan daha bir gerçekçi oluyor çoğunlukla, bu da bana zaten hemen hemen her gün oluyor. Şimdi o şarkıların hepsi farklı bir şey okumuş, hepsi aynı şeyi yazmış, o da çok anladığım bir konu değil. Dışarıda ise bir bahar havası var. Yollara düşsem, yürüsem, çiçek toplasam: hepsine şarkı demek içten değil. Diyelim ki şunu soruyordum kendime, insan işi olmasa da çıkar yürü mü acaba? Bunu yani, bu konunun en mühim olduğu noktaya ben kendim soruyordum caminin önünden geçerken. Yani ben şimdi o cevabı duymuş muydum? Yani ben şimdi bunu sormuş muydum? Yani şimdi benim ne ilgim vardı? Bu konu peki, var mıydı? Vardı! Peki, ben anladım, çıktım biraz yürüdüm. Bu bana olmuş muydu? En iyi ben biliyorum bu konuyu diye beni çok sevdiğine karar vermişti birileri yine çünkü öteki türlü o konu benim hayatımda gerçekten yerini bulmuş muydu? Başladılar yarışmaya! Kiminle? Benimle tabii... kimle yarışacaklardı.

Bu da yani internet. Olabilir, ben izlerim, süper dedim, o an biraz rahat ettim. Artık şunları atardım aklımdan da aklımı ona verirdim. Bu konuyu bin kez düşünmenin alemi yoktu ama o kavganın içinden de beni bulmuş muydu? Yani şimdi bende var mı bir kavga? Yoktu demek ki hiç kimse! Yani şimdi bu yazı da neydi madem bir anlık ve hiç öylesine. Yani ben şimdi bunları düşünmüş müydüm ki? Yazmadan anlayamayan bu benim hiç farkım var mıydı şu yazıdan. Neyse ki yürüyüş yaparım demiş miydim? Tam da o an bunu gerçekten de demiş miydim? Bunlar nasıl verilerdi? Bitkiler alemini okusam olmaz mıydı? Bitkilerin kitapları zaten var, boş ver sen aynı yoldan yürü. Bu laf böyle de yerini bulmuş muydu? İyi kim vardı bizim evde şimdi madem ki internette? Anladım gene de internet de. Yani şimdi herkes bunu mu düşünsündü, işi vardı, gücü vardı ama bence de bu konu yok olmuş muydu? Böyle de bu duruma razı olanlar, söylediklerimden tek kelime anlamayanlar var ama ne yazık ki şarkı da okunmuş muydu? Peki ben televizyonda gördüm: okumuyorsunuz da ondan üzülüyoruz, dedi. O şarkıcı da bunu duymuş muydu? Böyle yani bu ses de neydi, peki ya gürültü, iyi de bunlar hepimize olmuş muydu?

Yani ben şimdi şuradan şuraya yürüyebilecek miydim? Elimde bir kitapla gülecek miydim? Sokak şarkıcısı da olacak mıydım? Anladık da normal hayatta ne yapacaktım peki? Hiç n'apacaksın? Tamam. Bunların yerine bir adam koymuş muydum! Hiç sevmiyorum. Nefret ediyorum internetten. Boyadığım ağacın da resmini koymuş muydum?


Bir Gazete Aç

Bir gün biter, bir gün başlarken hayatta nerede olmak isterdin? GAZETE! GAZETEDE! GAZETE DE! Böyle bir yerde, hadi neyse... Ben de bu tarz bir kitap okudum önce, sonra o tarz bir başka kitabı gene okudum, sonra da bu tarzdan o tarza geçmeye çalıştım. Şimdi ise düşünüyorum, öyleyse varım. O adam ama... neler çekti biliyor musun? Gazeteler benim hayatımda öyle büyük bir yer kaplamıyor. Mesela her yemekten evvel dua etmek gibi değil benim için, o kadar ciddi bir ritüeli yok. Gazeteyi açıyorum ve bunları şu an düşünen ben miyim, onu da bilmiyorum. Belki o kitabın yazarı yani yazmış bir şey, bunlar da anlaşılıyor. Bizim okul ama öyle miydi? Öyleydi. Varsa anlaşılacak bir şey, mutlaka yazıyorduk. Bu şarkıları açıp açıp kapatsak da, onlar zihnimde o haberlerle aynı yerde durmuyor bir türlü. Benim yazdığım kitaba göre, ne okuduysam, onu anlamadım ya da onu anladım. Bu öyle değil ki! Ondan mı şarkıcılar da gazeteye çıkıyorlar? Bence de bu konu öyle değil... yani mutlaka bir şarkı da yazmış bunu. Peki! Gazetelerin en baş köşesi yeterince anlamlı, korkutucu, caydırıcı ama ben okuyup okuyup saçmalıyorum aynı şey. Peki ama aynı şey miydi? Öyle bir dünyaydı ki 'şey' diyemediğimi sadece Amerikalılar biliyordu. Şimdi: gazetenin bir amacı var mı bilmiyorum, ben her gün okuyorum sadece. Başlıkları düşün -hastayız, yorgunuz, açız, kalıcıyız, gidiciyiz vs. vs.
Yani ben şimdi, boş ver şu sonsuza kadar süren şarkıyı, sen konuş, desem, sana ne dememiş olabilirim? O yüzden de böyle bir şey demiyordum. Konular vardı! Ben demiyordum. Konuların kapatılmasının tek yolu, kapanabilecek bir konu seçmek gibiydi. Ben 'bu konuyu' seçtim. Bu da düşünmüyoruz demek değil, okumuyoruz demek değil. Bu konuyu nasıl kapatacağına karar vermiş olmak. Şu kitap da 1969'dan beri istikbal göklerdedir, diyor. Bu durumda ben yeryüzündeki herhangi bir konuyu kapatabilir miydim? Hayır. O yüzden bunun yeri ayrı, onun yeri ayrı.

Evet ama gazeteye çıkacaktık belki de. Yani şimdi şuna olabilir diyeceğim, günlerden ne? DÜĞÜN. BAYRAM. Çok üzgünüm... ne bu böyle, o konuların kapatılmış hali bu mu? 'Halim perişan' İnsanın kimden bahsettiğini anlatamaması, adının iki harfi dışında aklına getirememesi ayrı şeydi, adını sanını bilip hayatının 'içine edilmesi' başka: bu mürekkep miydi? Yani siz ille de birini affetmek için dünyadaki tüm araçların içinden gazeteyi mi seçiyordunuz? Bitmek bilmeyen haberler tercih edildi. Ben gazete okuyamıyordum! Bunlar hep düşünüldü mü? Tamam. O fotoğraf da gerçekse, gazete onu koymadan edemiyor mu? Ben bu noktada: dünyanın en sinirli insanı olmaya gayret ediyorum, bazıları da kader işte, koymuş gazete diyorr. Bu sorunu yaşayan insanlar bunu hak etmiş mi? Ben nereden bileyim? Yani bitmeyen gün ve gece sen misin şarkıı mı? Bunu ne sebeple bana diyor? O sinir de bitmiyor... bitmeyecek de. Ama bugün burada bitiyor. Bugün burada derken, filmler mi çekilmedi? Evin bahçesine fotoğrafçılar mı gelmedi? BU GÜN! BURADA BİTİYOR. Bitmezse: sonsuza kadar üzülemiyorum. Ben doğduğumda, ağlama sorunum vardı.



Bir Ayrılık Filmi

Filmler! Ben yani şimdi elinde Playlist'i ile dımdızlak kalmış birinin filmini yazsam bir kişi gelmez, o da ben miyim? Sen şimdi normalde bana: şu çocuğu çok beğendim, git kız konuş desen... neler mi olurdu? Ben kendim o üç heceli 'o' diyen şarkının o bölümüyle kalakalırdım ve de cenneti düşlerdim ve bir tek sizi orada görürdüm. Bu ama filmdi! Bir düğün şarkıcısı görüyoruz. Biz şimdi tanınmıyor muyuz? Aklımda bir kitap var, öyle bakıyorum ekrana, bir şey anlayacak gibiyim filmden ama tam o müzisyenleri hiç ilgilendirmeyen gerçek dışı sahneden biri benimle film izlemek istiyor. 1922. Siyah beyaz. Kültür birikimi? Sıfır. Her dakika biri: şu sevgilisi şarkı okuyan adam film yapsın diyor, o kesin başka kadın. Şarkılar sanırım notalar gibi aynı anda okunuyor, buna şehir hayatı diyenler de olabiliyor. Olsun, ben de kırkımdan sonra film izlerim. Peki. Bu o açıdan anlatınca güzel de, benim 'sıkıldım' deme halim. Filmin konusu şu olsa, neyse ne, izlerim. Dış ses: mimarları yaz. Normalde ise, bugün bize gelsene kurabiyelerim yandı, demeliydim. Dedim. Olsun. Televizyonda bir sürü şey vardı ama ben bunlar film olsun istiyordum. O şekilde konsantrasyon eksikliği hissediyorum ne yazık ki ama o kadar kanıksadığım bir durum değil. Ben film yazsam ne yazardım. Hangi programı açsam bu film oynuyor sanki. Pek fazla film de izlemem diyorum ama aslında izleyemiyorum. Bu mu şimdi dünyada böyle sorun istememek? E, tabii ki. Çıkalım, gezelim ama konu ne: hiç sinemaya da mı gitmeyeceksin? Benim artık aynı kitap aklımda yok sanki, gitti. Olsun, ben de yazmam film. Bu film bize ne yapsın? Oyuncuları okudum mu? Hayır. O ama oyunculuk.

Sanki filmi ben yazmışım gibi üstüme yürümüyorlar mı, gıcık oluyorum. Tabii kime diyeceksin, kimseye ve öyle daha da yoruldum. Ben film izlemenin önemine inanıyorum ama bu kesinlikle çok film izlemek mi, emin değilim. Öyle de sanki haddimi aşıyorum. ne alaka yani sonuçta ben oyuncu değilim. İzlemem izlemem, dedim ve kitap okumaya başladım. Hayat sürüp gidiyor... e, film öyle bir şey mi? Başı sonu var yani. Öyle değil mi? Bence var, yoksa izleyemiyorum ama zaten de izleyemiyorum. Oyuncularla çay sofrası kurmak gibi bazen de. İyi. Şunu şu film hiç değilse demiş. Süper. Sen nasılsa izlemişsin. Yok be ne alakası var, sonuçta ezber yapılmıyor ki. Tanımıyoruz da ondan ama tanınmasa da olurmuş film. Yani hiç bana göre değil mi? Bilmiyorum. Konusu neymiş? Şu adam var ya şu şarkıcı... evet ama onun seyircileri mi hedeflenmiş? Hayır. İşte bunu anlayamıyordum artık, bunu bir kere duydum, sonsuza kadar anlayamayacağım gibiyim. Hayır. O konu öyle olsa, benden bile ayrıl, sevdiğini sandığın herkesten ayrıl. Niye bana soruyorsunuz? Dahi olmak lazımmış yani şunun olmadığını anlamak için. Ben de bunu anlayamıyorum, öyle mi? Aklım nerede? Gökyüzü. Gökyüzü. Ne peki kimler ayrılmış? Bana ne... hiç beni ilgilendiriyor mu bak. Bütün formüller var. Siz insanların midesi bulansın diye kötü yola sapıyorsunuz. Bu da yani film miydi sanıyorsun? Bu ben söz konusu olduğumda yeryüzündeki en iğrenç hayattı. Şimdi yani ona göre mi düşünelim? Filmden açık havaya bakıp nefes aldın ya, işte o değil. O filme gitmek. Ama o değil. Önce o olsun. Sonra filme gideriz o zaman. Umurumda değil. Evde var internet. Köydeyiz. Olabilir...

Ressamın Alınyazısı

Sabahın 8'inde ne ilhamı? Gözünün önünde boyalarla, evi toplar gibi bir edayla mutfağa gitti. Gözleri var mıydı? Kitabını mutlaka okumayı bitireceğine karar verdi. Okurdu, sahilde, plajda, teknede, ağaç üstünde okuyanlar var. Ben okuyamıyorum mesela, sadece evde. Üç dört sayfa okuyorum bazen ama mutlaka vakit geçirmem gereken bir yerde beklemem gerekiyorsa falan. Öyle çok fazla tek başına salata yiyen bir tip de değilimdir ama illa ki vakit geçirmem lazımsa, mesela doktorla sinema arasında beş saat var ve ben de o semtteysem ya da iki film arasında. Arada uçurumlar vardı. Resimleriyse öyle değildi. Eline aldığı anda aradaki resim yapmadan geçirdiği mesafe hemen kapandı. O gerçekten de anı yakalamaktı. Renklerin yerinde olup olmadığını tekrar kontrol etti. Resim yapmaya başlayana kadar her şeyi düşünmeye vakti vardı, hatta biraz konuşabilirdi. Yazı yazmak öyle değil mesela, sürekli konuşuyor insan başka bir dilde bile olsa: neden resimlerimizi anlatmıyoruz yaparken, diye haykırdı. Tek duyabildiği ünlü ressamlardan o gün okuduğu kadar birinin stilinin hangi salonda sergilendiği gibi bir bilgiydi. Neyse dedi, o tarz çizgileri bilmiyorum, bana yakın olan bir şey olmalı. Elini boyaya sürdüğü anda bir bütün gün geçmişti, ara verip biraz dinlendiğinde bütün gün geçti diye düşündü, resim bittiğinde bütün gün geçmişti.

Bitirdiği resme tekrar baktığında güzel olduğunu düşündü, bunu düşünmek bile aklına gelmemişti, buna inanamadı, yoo, güzeldi. Ben de aynı şeyi yaşadım ama kesinlikle konuşmuyorlardı. Güzel falan da demiyorlardı. Konuşsaydı ne derdi acaba diye düşündüm? Boyalarla ilgili olmayan bölüm, çizgiyi tamamlarken başka bir çizgiyi sildiğimde ikisinin aynı olduğunu gördüğüm günkü gibi olur muydu gene? Olmazdı büyük ihtimalle, böyle şanslar insanın yüzüne bir kez güler gibiydi. Resim yapmaya devam edecek miydim acaba? Resim güzel olmuştu, niye devam etmeyeyim ki dedim ve sergiye gider gibi kursa gitmeye devam ettim. Oradan çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Kursa gitmeseydim belki de resim yapmazdım. Gerçekten de çok seviyorum resim yapmayı ama insanın toleransını hayata açması gereken noktada sanki ben yokum. Bu eve yorulup dönmeye de benzemiyordu. Eve döndüğümde elimde bir başarısız sayılmayacak bir resim vardı. Bu daha çok 'kulağını kesmiştir' ile 'yok canım kesmemiştir' diyen tablo gibiydi. Sanki evrenin en başarılı ressamı olacaksam da resim yapmayabilirdim. Kitaptaki karakterleri boyasaydım eğer boyalar ne yapacağını bilirdi. Amatör ve profesyonel farkı benim için bu muydu? Resim defterine bakmadan resim yapmayı akıl edemeyen biriydim hala. Bakınca da başka bir şey düşünemiyor insan, kitap öyle değil ki... geride yapılacak binlerce iş bırakmak gibi kitap okumak. Kitap var elimde yani alt katta değilim demek ya da bahçede de okuyabilirdim. Neden olmasın? Bir gün bunları anlayabilirim. Kendimi. Enerjisini. İlk çizgi oldu ya, yüzüm güldü... o aynı tebessümün hissiyatı sadece böyle yok oluyordu: yazarak! Artık gözlerim özgürdü. Bunları yayınlamasam da olurdu. Bunu yazmamak imkansızdı.


Yayın Mayın Halleri

20-27 yaşları arası o lanetli yıllar. 3 - 5 kötü gün ve bitmeyen bi kabus.... 20 yıl kitap oku, sileriz onları yerine yenisini koyarız. Yok sağ ol var evde namaz kitabım okurum. Şeytanla evi arasında adama şeytana giden yolu gösteriyor. Günün en verimli tek anlamlı saatini öyle mi harcayacaksın? Ufacık Bir Peygamber'i okudunuz mu? Heh, onu ben basamazdım, niye? Kitap istiyorsun asıl bir kitap, sol elinde kitap sağ elinde kütüphanedeki gerçek kitap -biri sana sürekli masal anlatıyor. Hangisi ile yazacaksın? Ne zaman yazacaksın? Ne okuyacaksın? O konu da o adam, o konu da o adammış. Ben kitabı değişmeyecektim. Her neyse dedim. Bu değil galiba... olamaz bu kadar saçma meslek. Yok okudum, yayınevlerini araştırdım o kadar saçma değil mi? Pahalı! Çok pahalı. Hep pahalı. Fakir. Çok fakir. Hep fakir. Her bir haltı yazacaksın diyorsun. Beynimin neresine ne sebeple hitap ediyorsun. Ben mi dağıtacaktım kitabı. İmkansız. İmkansız şarkı oldu. Avaz avaz bağırdılar oku diye, yalan derken şarkı oldu. Beş para etmedi gene. Yayınevim açılmadan kapandı para biriktirmem imkansız. O adam da ne yapsın öyle bir durumda, şeytanın yanına gidip nöbet mi tutsun? Bu kimdi peki? belki bendim. Belki hikayesini beğenmeyendim. Belki doğup doğup dirilmeyendim. Neydi bunlar gene böyle... bana masal anlatamazsın gene de! Çeneni kırarlar, ben biraz şaka yaptım.

Uyanıp işe gidemeyenler, yüzüğü takmazsın on iki yıl diyerek sevinemeyenler, çikolata yemediğin günlere sayarsın adamı diyerek günlerimden yiyenler ve bir bakarsın en sevdiğin yazar ama ne yazık ki hapse attın! Neymiş biz iletişim kumkumasıymışız. Yapmayın bunu. Ben size masal anlatırsam ister dinlersin ister dinlemezsin. Sen mikrofonu zaten niye boşuna kaptın. O kadar basit değil bu konular. Bana zaten manevi işkence yaptın. Yokum diyorum burada, anlayamıyor musun kim var, anladığın anda mikrofonumu kaptın! Niye? Sana mikrofon mu vermiyorlar artık. Bunu da yarış mı sanacaksın? Evet. Buymuş yazmak. Yazar diyeceksin, köklerime kadar soyup soğana çevireceksin masal olacak ben kimi dinlediğime karar verdim diye sen kimi duymadığını seçeceksin! Ne alakası var benim kitabımla? Onu da bana mı diyeceksin. Aynı kafayla yayınevlerinden soğudum mu ben? Buna da dünya mı diyeceksin? Neymiş aynı laf şarkıda varmış. Ben ezbere söylesem şarkıyı daha dinlemeden bana hırsız diyeceksin, öyle mi? Ben nasıl aynı şeyi duydum da anladım, umursamayacaksın. Beni ezbere bilmenin cezasını bir türlü bilememek olarak anlayamayacak mısın? Ne işe yararsın sen bilmiyorum ama biz de açız diyeceksin, açığız diyemeyecek misin? Bir de utanmadan taş attın. Yeniden doğsam: ziyan olacak olan da nesi? O kadar masalı sen kime anlattın? Onu da ona diyemeyecek misin? Bunu anladın mı düz cümle, güzel, iyi, hoş, inanç? Bir satırda da hepsini kendi kolun gibi çöpe attın. Ne bu, sokakta satılmayacak mı? Geçeceksin. Boşa attın!

SES Teknik Olarak

Ne derse olmuyor muymuş? Oluyormuş. Bu ama oluyormuş. Hayır bu oluyormuş. Çevrelemiş mi her şeyi? Çevrelemiş. Asıl biz şaka yaptık, yapmadık mı sayılıyor. E, o şarkıymış da ondan. Bir nota şemsiyesi varmış. İyi ya bizim de varmış. Değişik şarkı okusunlar artık, ben başka bir şey diyecektim! De... Sesi açmış mı? Hayır, ayarlamış. Burada başka konu var mıymış ama? Varmış ama nereden türemiş! Ne peki? Aramızda dağlar mı varmış? Hayır. Mikrofona konuşmak gibi bir şeymiş, yani sen bir şey dermişsin, ben de anlarmışım aynı nedenle gibi... ben de mikrofon yüzünden anlıyorum ama mikrofon mecazi anlamda. Ne peki? Kötü bir haber mi? Yoo. Şarkı söylenirken söyleyen dinliyormuş, dinleyen anlıyormuş. Kim peki? Tanıdık mı? Kim tanıdık mı? Tamam ben anladım, onu diyormuş. Evet. Onu o da diyormuş! Hayır. Anlamadım.

Sonuç: Son teknoloji araçları dergileri resimleri sevda çilesi ve benzeri... nereden çıktı? Ben böyle bir şey sormadım yani. İstesem yazardım. Olabilir ne var bunda! Bilmem. Acaba bana sorunca bana mı cevap veriyor? O işte mikrofondu. Sen yaz dedi diyelim ki. O da mikrofondu. Sen mikrofonu anlat dedi diyelim ki. O da mikrofondu. Ben sormadım ki bir şey... o mikrofondu. Diyelim ki sordun! O da mikrofondu.

Sonra: Çıktık mikrofon almaya gittik. Öyle olsa öyle olurdu. Ne olurdu yani ben yazar mıydım? Yazardım ama şarkı.

İşte aşk da onun gibi bir şey mi? Hayır. Ama dergiler göründü. Okuyabilecek miyiz şimdi? Hayır. Mikrofondu.

Anladım. Hoşça kal.

Ses geçirmiyor muymuş?

Aşçının Selamı Var Mı?

Sen şimdi her şeyi yazabilirsin. Aşçıyı kimse görmedi, herkes garsonu arıyordu. İyi, tesadüf oldu, o hanımın eşi de aşçıydı. Bence de sen şimdi istersen beni yemek yapma zahmetinden kurtarırsın. Bunu daha önce hiç yapmadım mı? Sen neyi beğeneceksin? Domatesleri doğradı ve de fazla ses etmeden hemen patatesleri doğramaya geçti... masal bu ya şimdi, kızgın yağı kaç kez kullandığını kontrol etti ve hiç zorlanmadan döküp yeni yağı koydu, neyse ki yağ kızgın değildi de bunu yapabildi. O kadar zordu ki böyle bir şey düşünmek, mutlaka işini bildiği için yapabildi. Salata temiz mi diye düşündü, hepsini tekrar suya koydu, sudan çıkardı. Bütün işi kendisi yaptı. Oranın yemekleri karşısında susup oturan birinin ne beklediğini bilmesi hoşuna gidiyordu. Ne pişirirse pişirsin, kalamarı ünlü olduğu için kalamar isteyenler sanki daha hızlı alacaklarmış servisi ya da daha sabırlılarmış gibi gelirdi ona. Aşçılık okulundayken marifetli elleriyle bıçağı kullanmayı öğrenmişti ve zamanla bu konuda uzmanlaşmış gibi göründü. Yayınevlerinin, hastanelerin yaşamadığı bir sorun arıyordu sanki kendisine ve anladı ki herkes aynı dertleri yaşıyor, herkes aynı sevgiyi taşıyor... fakat sorunsuz tek bir günü geçmiyordu, neden? Her gün orada yiyen bir adam gibi hissetti kendisini. Evde yiyebilirdi oysa, o sadece çorba içiyordu, gene de böyle bir derdi yok muydu acaba?

En son ikramlıkları hazırladı ve işi bitti adeta. Daha on iki masa vardı içeride, neden işinin bittiğini düşünmüştü? Aslan payını kapan biri: bunları biz ısmarlamadık, dedi yine. İkram olduğunu duyunca sevindiler hep birlikte. En küçük bir fikir birliğine varmak mümkün müydü ki şikayet formunu dolduran herkes aşçı hakkında iyi şeyler yazmıştı ama kendisi yine de tüm iş yerinin eleştirilerini üstlenmişti. O çarşı alışverişini de üstlenecek gibiydi ve bunu da yaparsa hafta sonları daha fazla çalışması gerekecekti. Aşçı yaptığı yemekleri büyük bir kazanda kaynattıktan sonra aynı kazan hakkındaki şarkı çalıyormuş gibi geldi ona, bu benim kazanı diyor dedi. O şarkıyı bilenler hep o lokantaya gitmek istediler. Sakin olmasının tek nedeni yandaki lokantada da aynı yemeğim pişmesi olamazdı ya, hayatta pek çok şeye anlam veremeyişinin nedeni de buydu. Aşçı olarak ellerinin temizliğini falan bilemedikleri için hep yemekleri konuşulurdu lokantanın: manzarası iyi, manzarası iyi, manzarası çok keyifli... işte bu dedi! Yemekten anladığınıza işaret eder. Kalbinin derinlerinde en sevdiği kişi olan hanımıyla birlikte çalıştıkları için eve götürdükleri iki lokmanın tadına şimdiden varmıştı. Aşçı olarak çok da dağları ben yarattım, en güzel yemek benim demezdi çünkü bunu gelen müşteriler desin isterdi. O gün oraya laptop ile gelen biri 'acaba bilgisayarımı saklayabileceğiniz bir yer var mı' dedi. Beyaz giysileriyle aşçıyı görünce inanamadı, bu ne kadar da enteresan bir konuydu böyle, aşçılar vestiyeri ele geçirseydi ne kadar kalabalık olduğunu anlardık içerisinin. Adamın laptop sorununa bir çözüm bulunamadı ama kimse onun bu isteğine şaşırmadı. Sanki bütün gün o müşteriyi beklemişlerdi. Aşçınıza söyleyin, biraz hızlı olsun! Aşçınız için en iyi puanı veriyorum. Aşçınızın önerdiği yemek nedir? Yakında lokantanın adını da değiştirecekler, dedi adam ve hiç çıkmadığı mutfağa geri döndü. Aşçı olarak değilse de, iyi biri olarak saat kaça kadar çalıştıklarını tekrar etti ama onu anlayan da kimdi? Kapanışa yakın kimse gelmez, herkes terk ederdi. Aşçı olarak anlaşıldığı gibi dünyada bir varlık göstermek için evini lokantaya çok yakın tutmuştu ama çocuklarına aşçılık dersi vermiyordu. Onlar okusun yeter dedi.

Avukatın Telefonu

Avukatın bakamadığı binlerce dava arasında biz de vardık. Avukat Bey çok fazla film izlemememizden yakınınca, hemen konuyla ilgili bir şey bulduk ve izlemeye başladık. Bu konuyu bir daha duymak istemiyorum diyenler sıraya girince, biz de her şeyi bilemeyeceğimize kanaat getirdik. O kadar komikti ki bu durum mutlu son bekleyenler için, o kadar çok film yazamayacağımıza karar verdik. Burada bir yığılma, bekleme olmasın derken adamcağız işine gücüne bakıyordu belki de: yani biz şimdi bunu nasıl dedik? O kanun yasası çıktığından beri falan anlamam ben, o konu kesin öyledir anlarım. Ne bunlar da masal mı? Eh, ben avukat da değilim hepsi bu. Peki. Karakterleri yaz o zaman, neden yazmadın? Komşumuz evvelden avukattı da. Anladım. Bir anım var onunla, ben kendim dip not geçeceğim: birazdan polisi arayacağım. Olur. Arayın. Oysa avukat bu davaya bakmıyordu, yine de konu hiç de karamsar değildi. Dünya aydınlandıkça aydınlandı, ben aynı kaldım. Dosyalarda ne yazıyor diye merak edenler gene de avukatı arayabilirlerdi ama o dosyalarını herkesle paylaşmazdı. Bana sorarsanız sadece: böyle insan mı olur, dedim! O zaman da o adam dedektiftir de ondan, sen niye şimdiden aklını karıştırıyorsun ki? Video gibi kurdukları da neydi işte, telefonu tuşla, telefonu tuşla... biz ama öyle miydik?

Neyse işte, sonuçta bu bir avukattı. Ben o kadar mutlu biri olmak için yine kendimi seçemiyorum zaten. Bu da yeterince garip değil mi? Ne yazarsam yazayım aynı senaryonun en anlamadığım, en sevmediğim, en olmayacak versiyonuymuş, o da gökyüzünde olmayan bir versiyonmuş. Peki ben bundan haberdar mıydım? Bunu avukat mı sormuştu acaba, ben mi? Ne gibi bir saçmalıktan sorumlu tutulduğumu da sadece Allah bilirdi, öyle mi? İyi de ben avukat mıydım? Bir fotoğraf belirdi hemen. Bu konuyu bir şekilde doğru yere teslim edebiliyorduk ama evde durdukça yıllanan şarap olma özelliğini yitirmemeliydi. Bu yüzden avukat tutan birini tanıyor musunuz? Hayır. Ben haksızdım, yani sanki bu yüzden avukat tutacaktım da bu açıdan haksızdım. İşte öyle bir konu bu açıdan neydi peki? Bütün bu satırların altına isteyen istediği masalı yazardı da beni yazamazdı. İyi ya öyle bir yerdeydim ama biz öyle miydik? Umarım dedim yani umarım öyleydik. Bu da nesi şimdi? Amcasının oğlu, ay yok, neydi be teyzemin. Anladım. Tamam. Her neyse dedim... ben onu ona derim, öyle mi? derim evet. Ben parayı öderim. Ben borç yazdırmadım hiç. Ben hiç para biriktirmedim. Ben hiç mi çarçur etmedim? Sanki bu konu şimdi neydi... Bütün bunlar ben miydim? Neden bana anlatıyorsunuz o zaman. Ben mesela 'yarışma programlarını beğenmeyen hedef kitleye yönelik reklam yazılması' önerisinde bulunmuş bir insan mıyım şimdi de, bana aşktan meşkten söz ediyorsunuz? Tamam. Belki öyleydim. Neydim belli değildi... aramızda dağlar mı vardı yani. Şu da avukat ne demekse odur. Savunur. Ben bunu mu savunmuştum? Evet. Sen şimdi yeryüzünde ne savunmadığımı sanabilirsin O AÇIDAN? Biz de işte o açıdan. Huzurlu. Sakin. Çalışkan. Özdeşleşme sorunu olmayan. Akıllılığa önem veren. Zekasına güvenen. Evet ama ben öyleydim. Herkes öyle miydi? Ha ha ha... aç o şarkıyı da bak kim öyle! Öyle miydi?


Demir Parmaklı Adam

Kendisi ben gardiyanları gerçekten mi çağırıyorum, deyince, hayır, şeytana hayır diyorum, demiştir belki de bence. Ama ben şimdi iyi miyim ki, hayır, yalnız mıyım ki, hayır, mutluluk bilmez miyim ki, hayır, bu mu yani bunu mu anladım, hayır. O aşamaya benimle bir türlü geçemiyorsunuz gibi tabii yine de çünkü bu ne ki, insanın aklındaki bir hikaye formatı ya da mantığı ya da temeli... sen bunu okurken takip ediyorsun. Nereye yani? BU kapının önündeki ağaç mı? Hayır. Haydaaa... hani ağaçtı? Biz küstük onlarla.

Peki, olsun, gene de gardiyanlar bak şimdi. Hayır. Bu internet mi? Hayır. Hapishanede TV var mı? Hayır. Suçu neydi? Kim olduğunu anlayamadı. Ben film delisi değilim ama gardiyanlara çok uzun roller vermiyorlar. Genellikle suçlular oluyor ortalıkta, nedense. Filmler çok anlamadığım bir dünya benim için şimdi öyle mi? Filmlerden anlamasam bile film izlemek nedir ayıramam, öyle değil mi? Şarkıda ne kadar hayır dediği şey varsa oraya koymuşlar adamı, daha da laf yetiştirecekmiş arkamdan ama : HAYIR. İnsanların içeri anahtarla girdikleri kare var ya, işte o gardiyan, sen bütün film gardiyanı düşünüyorsun ya, işte ona da hayır. Bunlar o kadar mühim mi yani? Allah aşkına yani, bu şurada önemli olsa ne olur, olmasa ne olur? Buraya noktayı kodun mu? Hayır. Başka kanala mı geçtin? Hayır. Neredesin, neden anlayamıyorum? Hayır dedim ya. Hayır. Ha, o benim şiirim miydi? Hayır. O kadar korkmuyorum ama bu hayır denilen şeylerin arasında gezdiğimizden nasıl emin olacağız? Başka bir kavram yarattığımı sanmıyorum, oradan anlayabilirsin. Yani şurada: biz hepimiz için, hepimiz birimiz! Hayır. Diyelim ki ben yanlış yazdım! Bunları nasıl sahiplenebilirim başka türlü? Hayır. O soru da yok mu ortalıkta? Hayır. Yani özetle şu şarkıya bu anlamda olduğu gibi hayır denilmiş mi? Denilmiş. Bu konu böyle. O da normal şarkı... Şimdi ben gardiyan olsaydım mesela, şarkıya bakıp ne düşünürdüm? Hiç. İşte ben de öyleyim de. Hiç yani. O zaman kadar şarkıya hayır diyecekmişsin! HAYIR. Sol ki üç dört: hayır. Belki sonra anladım ben onu! Hayır. Tamam, buna babam da hayır der. Hayır.



Aniden biri: HAYIRDIR İNŞALLAH



Bir tek ona mı hayır dedin? Hayır.

Neresi?

Evet. Hayatı boyunca hiç yalan söylemediği bir konu vardı ve o konu hakkında çok şey bilmiyordu. Kendisine zorla yalan söyletildiğini iddia ettiğinde kendini çok kötü yerlerde buluyordu ama aslında sadece 'SARI GİYMİYORDU'. Uzaktan işaret ettikleri butiğe tekrar bir göz attı ve anahtarlarını tekrar tekrar kontrol etti. Evet. Orası kendisinin butiğiydi. Ne vardı bunda, herkes de çalışırken sürekli böyle şeyler düşünüyor olabilirdi sadece, hepsi bu. Elinde neler vardı: tatlı dili, güler yüzü ve de temiz, şirin kıyafetleri. Bazıları salaştı ama hepsi de yeniydi. Ne yapabilirim yani bu bekçilik konusu kitapta yoksa sadece ve siz sürekli başka bir kitabı zorlarsanız! Moda okumasına gerek yoktu, gene. O konuyu sadece soracaktı. Tamam. Butik iyi fikirdi.

Bence biz giysilerimiz için yaratılmıştık. Tamam. Olabilir. Ondan mı yani gittin aldın. Aldım evet. Üç tane, hem de şey! Ney? Şey yani... Pahalı? Ucuz? Bunu daha önce demiştin. Yani butik de o kadar tek odalı hücre gibi değil, genişti ama o kadar ferah değildi. Kliması çalışmıyordu da ondan. İyi peki. O renkler harika, ben butik açsaydım bambaşka olurdu. Mesela ne olabilirdi... bambaşka işte, kendi t-shirt tasarımlarım olurdu. Tabii, çok samimiyiz biz onunla. Anladım, benim aram o kadar iyi değil o kaygan kumaşlarla. Olabilir. Biz bunları nereden getirteceğiz? Amerika tabii. Neresi? İtalya olabilir. E, çok güzel de konu şuydu:

- Ne kadar?

- Size bedava.

- Neden?

- Defolu bunlar.

Artık kendi butiğimi açabilirdim. Butiğin en sevdiğim yanı beni bu hayalden asla uyandırmamasıydı. Olabilir. AVM'de de vardı bunlardan Almazsın olur biter. Keşke küçük biblolar satsaydım, diye düşündü ama! Hayır. Bunları o düşünmedi. Biz uydurduk kaydırdık, yaptık. Sıfır ama sıfır kazanç. Öylesine satış var ama o kadar da boş bir çaba değil. Anladım. Zararına satışlar haftası. Hiç de cool değil. Niye bence böyle daha cool. Var mı öyle bir tasarımınız diye sipariş verdi. Anlıyorum. Yok aslında.

- Hı hı!

- Alıyor musunuz?

- Hı hı.



Yok be. Aklımın ucundan geçmiyordu, gene de aldım. Helal olsun. Çok yakışmış. Güle güle kullan. Sağ ol.


İsyan Pişman

Tek başıma yaşayamayacaksam neden akıl verdin bana
Kendimi sakınamayacaksam neden kitap verdin bana
Niye anlattın cenneti sevgilini dilemek yasaksa
Neden ruh verdin tanımak vicdansızlıksa
Niçin sevgiyi tattırdın kendime hasret çekmekse
Niye sabır verdin her gün iç çekmekse
Neden bir yol yordam öğrettin hepsini unutmaksa
Niçin ellerini uzattın kalbimi yerinden sökmekse
Neden yollara düşürdün ölüp gitmekse
Nasıl son verdin aşk bir nefesse
Nasıl gördün bizi eğer anlatmamaksa
Nasıl umut verdin her gün yitirmekse
Niye iki göz verdin
Ne diye başarı paylaşmamaksa
Sen neden yoksun yokluk varlık demekse
Neden niyet edeyim niyetini bozmaksa
Neden düşman olsun bana en baştan hep bilmekse
Nasıl dost olsun bana hep yanında olmaksa
Neyi yaşayacağım kendim bir tas çorba az bi ekmekse


Bu nasıl eziyet anlayamadım gerçek çekip gitmekse

Bu kadar hüzün niye asla anlaşılmamaksa

Bu konu nerede gizli seviyesi pisletmekse

Bu şiir niye her gün eve dönmekse

Bu ne biçim kader aklanamıyor paklanamıyorsa

Bu ne biçim sır yollara düşüp kaybetmekse

Sen Dersin

Herkesin fikri kendine
Herkesin aşkı tarifi dilinde
Herkesin tarzı bambaşka
Ben seni hiç bilemedim mi
İkiye bölünmüş cümlesi
Elinde bir huzur nefesi
Sonunda onu görmek varsa
Ben başladığım işi bitirdim
Göremedin mi
Ben bunları boş ver
Hepsi var hepsi tamam
Okursun ben anlamam
İyi de oku demedin mi
Sen sadece kendin anlamazsan
Bunları boş ver demedin mi
Elimde iki telli sazı
Elimde bir nur ışık süzülmüş bir bakışı
Olsun neyse diyemedin mi
Gene de bir yola giremedim mi
Sırf ifade zaten bunlar
Sırf harf bunlar
Sırf karın ağrısı
Ne sen beni gör
Ne ben seni bileyim
Olsun ne yapalım
Tek kelime bulamadın mı
İyi de konu ne
Anlayamadım mı
İyi de sorun ne istemedim mi
İyi de derdi ne sevemedim mi
İyi de ne gerek var seçemedim mi
İyi de ne alaka diyemedim mi
İyi de önemsiz bulamadım mı
İyi de karakterini yazamadım mı


İyi de pişman bile olamadım mı

Biz susalım sen konuş

İnsan bile olamadım mı

Bir köşede kendi başıma

Sesini duymadan edemedim de hangi canavar

Ben bile öldüremedim mi

Cansız Beden

Ölmek nedir bilmiyorum zaten

Dağlar seren önüme ölüm

Ardıma bakmam şimdi varken

Dönüp dönüp baktıran ölüm

Sonrası olmayan her anı tatmaktır hayat

Belki sevmek gerek ölümü bile

Yol yok yordam yok

Ölüp de dirilmek yok

Sen varsın

Ben varım

Nereye gider bu işin sonu böyle deme

Şiir de var

İnsan da

Ölmesini bilene

Ölümü gezdirme

Arabanın arkasında

Yaşıyoruz hepimiz diyemeyen başıma

Neylesin ölüm diyen bir kadın tek başına

Ya ruh niye

Niye insan

Sanma ki sıradan bir konu

Haritayı elime de versen

Gerçekten anlamazlar

Hiç anlayamadım ben

Dön başa baştan



Çok Mu Karışık

Şimdi çok değişik bir şey diyemem
Birazdan burada olmayacağım
Sen Jesica Anna bana su verir misin
Aynı şey yani
Anladım tamam
Evet
Her dakika ölürüm ben
Zaten
O adam da oradadır
Neyse ne peki
Gökyüzünde
Gök yüzünden
İyi ya herkes orada
Bence de
Kim bu ufaklık
Ne işi var dünyada
Ben şu kitabı istemem


Şu kitabı isterim

O anlamda

Gibisinden
Ne diyorsun sen
ÇOCUK
ÇOCUK
ÇOCUK
ÇOCUK
AL ŞU KİTABI OKU
AL ŞU KİTABI OKU
AL ŞU KİTABI OKU
İstemem
Aklım neredeymiş benim
neden dedik ki bunları
Bilmiyorum anlat bakalım
Gel de anla
Ne açıdan diyeceğim
SUS
Biraz
Birazdan anlarsın sen de
İyi peki
Aynısından
Ağlıyorsan
Anlarım tabii o zaman
Kris Dede
Ve ben
Haydi şimdi
Burada
Buradan
Buradan
nereye
Bilemem aklım fikrim olmadan


Ama her gün de BÖYLEYİM

bence de ne işi varmış dünyada

yani bence


Ondan Yani

Yoo güzel şarkı
O şarkı zaten
ben aklıma geleni konuşmadım
Düşünebildiğim kadar konuştum
Konu konuşmaksa mı konuşalım yani
Olur tabii konuşalım
Niye diyeyim amcamın oğlu mu
Peki anladım güvendeyiz
Anlıyorum ama konuşamayacak ne vardı
Yani aklımı okumanın bir yolunu buldun mu
Onu ben de buldum gerçi
Sa de ce okuyamıyorum
Aklını okuyamıyorum
Anlık bir şaka gibi oluyor değil mi
Evet biraz da heyecanlanıyor insan
Bu alışık olmadığı bir durum
Yani gerçekten de ben bunları istesem derim
Ama demiyorum önemli değil
Hiç konuşma diyen insan tanımadım
Gerçi çoğunlukla haklıyım
Ama bu dünyanın derdi mi
O konu mesela öyle
Bilemiyorum
Öyledir belki de diyorum
Kimse kızmıyor
Herkes kızgın
Olsun ne yapalım
Düşünüyoruz yine de
Belki de
Belki de hep sustum
Burası da zaten facebook sayfam gibi oldu
İyi peki utanıyorum ama neydi ki
Dışarıdan bir göz ne görürdü
İçerden bir bakış ne bulurdu
Belki herkese göre buydu
Kime göre ayıp olurdu
İyi ben de zaten bunu bugün yollamayacaktım
Bu şimdi normal
O konu da normal yani iyi oldu
Iyy
Niye yapmışım öyle
Bilmiyorum hiç düşünmedim
O aklıma geleni
Aklıma geleni
Aklıma geleni
O kadar üzücü değil
Ama o aslında aklına gelen
Çözümünü yansıtmayan problem gerçek değil

Bu Ara Yok Yarışma

Bugün ne kitap okudum, ne film izledim, ne de başka bir şey yaptım yarışma programı izledim. Oh akşam oldu nihayet yarışma programı izledim. Ben ama öyle biri miyim ki yarışma programı izledim? Katılsaydım sıfır alırdım, katılmayacağımdan emindim, o kadar da emin değildim... çok güzel bir program olmuş olabilir, mutlaka arkasında iyi bir ekip vardır ama ne anlatıyorlar acaba, merak mı ediyorum? Yani oturup dinleyebilirdim. Evet. Ayrıca zaten o şarkı çok güzel denmez ki... o programın şeyi. Neyse işte. Gerçekten de ırım kırım etmeden o kadar güvenle yarışmak benim için ütopik bir durum. O anlamda özdeşleşmem imkansız olduğu için çok memnunum. Aslında ne oluyor biliyor musunuz? Mesela orada büyük bir düzenin içinde kaybolan, bulunan, ele geçirilen, taht kurulan sembolik bir oyun olduğunu düşünün, bize bir şekilde o oyunu yaşatıyorlar. Bence öyle yani. Güzel.

Bu mesela bir futbol maçı gibi değil, tam olarak kaybeden ve kazanan yok. Yarışanlar var. O şekilde düşününce insan, bugün mesela daha az yazsaydım, ne işim var internette, kitap bassaydım vs. bu oyunun içinde gözle görülür bir şekil almıyor elbette. Yine de insan bazı düşüncelerini bazı oyunlardan bağımsız şekilde doldurabiliyor. Sürekli çok iyi yönetildiğini düşünüyoruz. Açıyoruz, vay be bunu ben mi sonuna kadar izledim, diyoruz. Kaliteli olduğunu düşündüğümüz noktada hep yarışmacılara odaklanıyoruz. Aslında ne? Diyelim ki benim kaybettiğim bir oyunu oynuyorlar. Bu durumda ne diyebilirsin, gerçekten de ne kadar da güvenilir, artık ben de kazanırım falan denir mi hiç? Bence denilmez. Yine de güzel. Peki! Ama o oyunun yokluğuna rağmen sürüp giden bir şeylerden bahsedilebilir. Mesela ben basketbol oynamıyorum ama oynasaydım eğer mutlaka topum olurdu. Belki de bu da televizyondaki büyük bir turnuvanın tamamlayıcı ögesidir. Bilemiyorum. O kadar da kötü değil ayrıca, mesela o yemeklerin tadını hiç merak etmiyorum ama evde aynı gün adı geçiyor yemeğim ya da sebzenin. Onun gibi bir şeydir kesin. Anladım, bu ara çok fazla var televizyonda ama bu böyle sürüp gitmez bence. Sürekli bu kadar çok yarışma programı olmaz. Bu mantıken vakit doldurma politikası. Öyle inanılmaz espriler yok. Hatta biraz daha esprili olmaları belki de mümkün değilmiş gibi duruyor ama bu kimsenin umurunda değil. Onlar kesin öyle insanlar, diye düşünülüyor. Bazı ciddi kararların verileceği bir mecra değil nasılsa, sadece bir eğlence programı. O anlamda düşünülürse, ben kaç kez izledim parmakla sayılabilir ama sanki sürekli izliyorum gibi de, asla yabancısı değilim. Şimdi mesela bunu yazdım ya! Farklı. Artık sürekli izliyor gibi değilim. Ya da bugün de böyle bitti. O açıdansa belki köşe yazarı olmalıydım. Bilmem anlatabildim mi? Saygılarımı sunmadan edemeyeceğim... Biraz gülümse! Düzelir. Diyebilecek miyiz -iyi olan kazansın. Belki. Sonuçta ben mi kabak yaptım? Hayır.

Az Okuyoruz

Bütün kitabın içinde iki satırlık şarkı vardı, ben bu kadar sevindiğimi anımsamıyorum ama kitabı tekrar açabilecek miydim? Müzik çok güzel bir şey, bir anda içinden bir şarkı gelir okursun ya da aklına başka hiçbir şey gelmez ve bir şarkı okursun. Olabilir, melodi iyi güzel, biraz desteklense belki de süper. Şimdi kitabı açabilir miyim yani? Sözleri nasıldı? Hala iyi miyim? Kitap okumanın faydası büyük. Videosu değil mi o, anlayamıyorum, hala do re do mi do! Peki ya o öbür şarkı okunurken neler oldu? Sen kötü bir rüya gördün ve hepsi de şarkı mı oldu? Artık sadece anlayamıyorum. Bütün suçu birine atmam gerekseydi, bu kitabı kapatıp başka bir kitap açmam gerekirdi ama ben bütün o kötü kabileyi bu tabloyla özetlemiş oldum. Öff, kim duymamış olabilir bunu? Kim dinleyecek şimdi onu? Oyunun bir kolu deseydin eğer tek bir nota yok ama öyle konu. Bıktım diyorum, bir kitabı elime alıp bu kadar çok şey anladığıma inanamıyorum. Evet ama buydu konu! Sanki asla yoktu hiçbir doğum günü mumu! Bunu yazamam anlayamıyor musun zaten? Yazamam ve gene de oydu konu! Eğlenceyse eğlence ama sanki dolu dizgin umut yolu ya da değil -oysa onun da yolu düz ve dosdoğru. O video kadar olamadın mı? Olan bana olur. Anlamıyor musun bu dünyanın ne kadar zor bir yer olduğunu! Ne varmış yani, ben oymuşum, o imiş sonu. Kafiye olsun diye değil neden demiş diye bana sorunca biraz uzamış konu. Şarkıymış da ondan, kimse bir şey anlamamış. Buymuş sonu. Neymiş konu? Peki neymiş konu? Sihirli elleri değseymiş, anlarmış bunu. Anlamazlar. Öyle bir bakarlar ki anlamsız olsun. Korksun kaçsın. Nefret etsin. Saklansın. Müzikle ilgisi yok bence, bu gibi durumlar varsa olur konu.

Bu kadarı da fazla! Sanki daha önce hiç demedim bunu. Henüz bir şarkı okumamış mı bunu. Artık ellerim dolu, okuyucum yorgun ve mutlu son arıyorsanız, ne açıdan bakacaksınız konuya. Sevgiye giden yoldan dönen anlamsız bir şaka sizi üzmeyecekmiş, ben ise alışkınım öyle mi, aklımdaki düz yolda karşıma koyun sürüsü çıkmış gibi. Akıl mı bu! Hiç kullanmıyor muyum yani. Yansıtıyormuş kamera, iyi oku bak görürsün, bak da anla... Kitap öyle bir kitap mı, demiş. Ben eve gidiyorum derken, yanlışlıkla geri dönmüş. Seni bir yerde görmüş ama ne görmüş. Olabilir. Bak kamera seni çekiyor sen aradaki duvarı izliyorsun. Üstelik de terbiyesizlik diz boyu. İstersen anlatırsın bunları, öyle bir yermiş ama bu mu konu! Ben bu kadar sıkıldığımı, bu kadar nefret ettiğimi anımsamıyorum. Dur da anımsatalım bak; gene dünya aldatacak seni, sen dünyasın ve ben buradayım, anlayamadın mı gezegeni! Yani inanılmaz insanlar var. İnsanlar ise varmış. Oku. Oku. Bulursun onu. Dönüp beni mi bulacakmış? Orada su yok, çilek yok ve ne yapabiliriz acaba! Oku ama buymuş konu. Kalbi yok muymuş? Neymiş peki? Konu olmuş mu konu? Ben o kadar çirkin bir son beklemiyorum yani aynı şey mi? İyi peki, seninki de oradaymış, şimdi bu kitap mı değil yani? O kadar lafı nereden buluyorsunuz bilmiyorum ama bu saatten sonra beni bu anlamda değil mutlu etmek, mutsuz bile edemezsin anladın mı beni! Tamam işte, konu bu mu? Bu kadar da olmaz: evlenmeden boşan, evdeyken hapis yat, rüya görmek için rüyaya yat! O kadar da olmaz anladın mı onu? Yok ama o şimdi bunu, bunu. İyi de neymiş konu? Acaba beni seviyor mu? Seviyor musun böyle de yani! Bütün müzik dünyasını ele geçirmiş de, şarkı olmaması yetmezmiş gibi, ben de bir yolunu bulmuş muyum öyle deme demenin? Bulamamışım. Tamam o zaman. Odur konu. Ne sebeple müzisyen geçiniyorsunuz siz, diye. Bu düz yol da benimkisi sadece boru mu? Oku. Sahnede ezan okuyanı hani. Olsun aman buymuş konu. Cevaplarımız hazır, yolumuz ışık, yerimiz belli, buymuş sonu. Buymuş sonu. Buymuş sonu. Bitirmek için okuduğun bir kitap mı ki? Git de sor oldu olacak. O konu öyle olsa, soramazmış bunu. Bunları yazmazsam ne oluyor biliyor musun? O kadar haklı oluyorum ki bunca zaman şuursuz olmam gerekirdi. İşte bu saçmalığın yerine kitap mı okuyacaksın ki? Üzme kendini. Oymuş sonu. Buymuş ama konu. Buymuş ama konu. Ama onlar saldırgan ve azgın bir kabileydi.

Kovulmuş Şey

Kadın kesinlikle şok geçirdi. O zaman kadar adı arkadaşlık ya da sevgililik olsun onun için arkadaşlıktı ama ne yazık ki adı bile arkadaşlık değildi. Oku ama kitabı! Derken ne yazık ki o konu gene böyle olduysa da, benim derdim başka... dünyanın yükü göründü, herkes 'bu olsun' diye bağırdı. Bu: yani adamdı da. Kadın kesinlikle artık çocuk doğurmak istemiyordu. O kadar kötüydü ki olanlar, ancak müziğin sesini açarak bunları unutabilirdi. İyi bir, iyi hoş denilen şeylerin aslında dam seçmek olduğunu hiç düşünmemişti daha önce. Evet ama adam çirkindi. İyi halttı zaten. Neredeydi? Ne yapayım yani kaç yıl sonra ne olacaksa falan o adama mı demişti yoksa kendisine mi? Kendisine dediyse eğer çok kötüydü çünkü görüntüsünden silemediği şeylere boş ver olmaz nasılsa diyordu gibi oldu aynı zamanda. Bu korkunç durumun çok daha kolayca kabullenildiği durumlar vardı elbette ama onlar aşırı cahil insanlardı. Mesela kırk kere evlendi çünkü adam ona evlenmeden dokunmayacaktı ve tek isteği ona dokunmaktı. Ya da tek isteği ona dokunmak olmasaydı eğer neden tepesinin tasını attırdığı göğe bile bakacak yüzü olmasındı ki? İşte o adam kimdi? Neyse yani! Dokunmamıştı AMA BENCE ELİNDE BIÇAK VARDI.

Şaka yapmıyorum. Ben gerçekten ölmek istiyordum. Korkunç derecede bıkmıştım... sürekli bi bakıyordum ölmemişim! Nasıl olurdu bu? Nasıl ölmemiş olabilirdim bu, yanımdaki şimdi diye adama haber verdi. Umdu ki bunu polis duymuştu. Her neyse yani kır düğünü de yapsa konu buydu. Bana zaten biraz dokunmuştu. Çok merak ediyorsanız eğer zor, okursan anlarsın... konu daha da berbat, diyen biri oluyordu tabii. O da harbiden de adının ilk hecesiydi belki. Peki ama bunu kim duymuştu? Bu gibi şeyler gene de birini ilk tanıdığında aklına gelmiyordu ama hayat bundan ibaretti. Bu tarz cahil cühela insanlar. Başından atmaya bak ne diyeyim zaten! Yani böyle de mi ölsündü? Bir senaryo daha oynamaya başladı -gerçekten de ölmüştü, biri ölmüştü. Ondan iyiydi bu durum. Fakat ben böyle ne diyor olabilirdim ki? Cehaletin öbür yüzü ses mi, ışık mı? Neyse işte, keşke bitmeseydi, diyebildiği anda bitti. Eh işte, sen nasılsın dedi! O da 'bok gibiyim' dedi. Demek ki bu şekilde koyu falan demeyelim de okuyalım dedik öyle mi ki? yani benim aklımın ucundan geçmiyordu ama sürekli bir cinayet filmi oynuyordu gene. Anladım demek aklından geçmiyordu: salak mısın sen? Diyelim ki beni şurada öldürdü yani, o kadar bıkmıştım ama bu dünya da buydu, bana bunu sürekli hatırlatabilecekse eğer, o oyunu da oynardı. Öyle de bence geri zekalı. O yüzden mi çocukları olmuyordu? Spastik. Biri dedi ki: neyse işte bunlar küfürdü. O kendisi küfürlü biriymiş zaten falan. Yani bana onları hatırlatıyorsun: Allah belanı versin, kime diyeceksin? O da bu nedenlerle şeytandı. Sanki yani ayine geldiler, gitmekten haberleri yoktu, bizim evde kendisini komşu sandı: o da caniydi. Televizyonda da neler neler aman da aman: bunlar yani normaldi! Demek ki dedim yanlış zamanda geldik dünyaya. Yani aslında sürekli kanırttığın cümle ne yazık i şarkı değilken zaten yeterince iğrenç geliyor kulağa. ne okuyorsun adamın tepesinin tasında? Pislik yuvasıydı. Oysa ki polis bence beni arıyordu. Bunların hepsi de polisten kaçacak-mış! Artık çay, zeytin falan da çekmiyordu canım. Benim mi her dakika asabımı bozacaksın, neymiş aman: sıradanmış. Adamlar si.ie özgürlük arıyormuş. Aynı şey miydi: kadın kocasını bulmak istiyor. Üç dakika rahat yok kendi evinde. Ne diyecekti şimdi sana: şuraya gitti it sürüsü mü diyecekti, yoksa sen de it sürüsünden biri olduğun için bunu yanlışlıkla kocasına mı dedi? Yok be çikolataydı. Nefesti. İstersen toprak de -deprem oldu. Beni canlı canlı gömdünüz, dedi babam da. DEFOL. Lanet olasıca şarkı.

Bu mu yani sınavdı? Bana ne böyle sınavdan zaten. O konu var ya öyle oldu: G.B. seviyor seviyor aman o mu be! İnanamıyorum gerçekten de. Yok hayır, şeytan masumdu da, siz biraz ters gittiniz. Artık öyle görünse de olmayacak şeyler sıraya girmişti. Hepsi oluyordu da, sa de ce ben depremde ölmemiştim. Bu mu yani şeytandı? Yani öyle de var demek ki bir adalet. İki tane şarkıyı zorla okuyacaksın, sonunda aradın da buldun yani diyecekler, o da yok! Sürekli şarkıyı sorunca bulamıyormuş: başka bir deli daha. Değil mi yani suçlu? Bilemiyorum, siz kime diyorsunuz? Allah korusun içinden demiş. Dışından demiş... yer gök inlemiş. O nedenle kovulmuş şeytan cennetten. Onun yerine ben öyleydim. O zaman da inanmıyorlarmış. Bu gibi nedenlerle onlarda bir nota var, bende yok mu! Aman Tanrım! Görmemişin notası olmuş. Sanki ne... falan diyordum adama. Onlar gereken kişiye iletiyorlardı bu eziyeti. Merak etme. Hadi beni aşık edin! Ha ha ah... be. Gitti.

Yok, dediler, bıçak silah hep eski anılarım.
E, şimdi polise sorsan adam teslim olmuş. İki gram aklı varsa ben insan değilim. Öteki türlü o anım okul korosu diye: ölmeden mezara koydunuz beni, türküsünü okuyordum. Ona nispeten başka bir şey okumak istedim elinde nota olan adama. Çünkü dedemin dedesi de şehitti. Ve bu hiç de komik değildi. Aynı anda bunlar da oluyordu ama şarkıya olmuyordu. Şarkı it diyordu, git duyuluyordu. Ben öyle değilim yani! Yani ben öyle değilim... Bu açıdan tiksiniyorum. Sonsuza kadar da lanet okuyacağım... yani belki şarkı okusam da olurdu, saklanırdım perdenin arkasına, ben insanım derdim, sen duyardın aslında. Ama yazı daha iyi: lanet de okuyor.
Yok be! Burada adam, arka bahçede bizim, çay içiyor. Senin neren özel? Hani meleklere inanacaktık ama! Öyle olmasa bu dünya da buymuş. O dönemde yokmuş ki dünya, bunları bir şekilde anlamışlar.
Neyse, geri zekalı doğmuyormuş kanı uyuşmasa da. Orada halbuki, çocuk zaten öyle doğmuştu, vardı besbelli. Konu şu ki, ölmesi için şeytana ihtiyacı yoktu. Onun için ölmeliydi.
İyi ya gerzek değilmiş, evlenelim dedi. Bence öldü, anlayamıyor musun? İyi, peki. Benim çocuk seninmiş. Doğru tabii, nasılsa bir gün ölecekti. İlle şeytana mı verecekti canını anlayamadı o da. Gene de yoluna gitti ama çok mutsuzdu. Yaşayacağı yerde ölmüş, öleceği yerde yaşıyor gibiydi: bu durum onun gözyaşıydı, kaderiydi. Umarım polisti. Umarım polisti. Neyse. Bu benim kendi sınav kağıdımdı. Sen ayrıca git oku... DEPREM OLMASIN. DEPREM OLMASIN. Benimle kanı uyuşmadı diye mi kovulmuş şeytan? Onu da sana zorla dedirtiyorlar. Diyelim ki oradaydı, şeytan da vardı kocası da; ama bakıp bakıp 7 sülalesini anlattı ne yazık ki. Adam hangisine gidecek net değilmiş de; cennet mi, cehennem mi? O konu böyle olsa yani. Yok ya, inanmazlar. Bunu senaryo sanıp oynuyorlar. Olsun. Spastik değildi. Neyse o da belki dedemdi ama bu açıdan mı cennetti ama cehennem gibiydi? İşte o şeytan. Bizse hepimiz öleceğiz, denildi de ondan. Artık Allah korusun buna mı demiştim, neyse ki bunlar kitapta da vardı. İyi ne yapalım? Şeytan ne dedi? Fal mı bakalım? Ne işe yarar bu hayvan... hiç. Yani dilersen bilmezden gelebilirdin, insan olsan. Ya da bilip bileceğin odur, şeytan. İşte onu anırtanı öldürün bence. Bizi soyup soğana çevirdiniz, sizi öldürmesinler diye. Olsun ama geri zekalı değildi. Güya insan. Ne ödlekmişsin be diyeceğim ama mümkün değil size laf anlatmak, gene şeytana giydirdiniz pabucu, gene insan sandınız şeytanı giydiremeyince bana ettiğiniz küfrü. Ayrıca da defol! Şeytansa şeytan... kovulmuş yani cennetten, bu açıdan. O yüzden şeytanın resmi yerine ademle havvayı da boyuyorlar bazen. Sonra şeytana bakıp bakıp ağladılar. Korktular falan. Sinir bastı bana biraz... SES! Ölmedi işte. Ölmedi. Hayır. Ben buna demedim. BEYİNSİZ!!! O açıdan iyi de bu açıdan korkunç olan ben değilim yani: şeytan.



Sessepeti



Sonra ona tekrar 'geber' dedi. Geber demedik, denildi, diye bağırdı. Neyse dedi biri, olabilir, zaten bu dünyada olan biten yok, ölüp giderim. Bu durumda susarlardı. Tamam dedi, şimdi sen istersen eve gider okursun. Yani o konuyu, bu açıdan demişti. Anladım tamam... şey fanın dümbelepi kimseye cazip gelmedi. Fa mı o? Hayır. Öyle de ayrılırız, dedi. Hiçbir şey demeyenler ise bizi seslendirip, sulayıp falan besleyip sonra da bize saldırıyorlardı. Benim kendilerinden biri olduğumu düşündüler. Yani herkesin herkesin aradığına bulduğuna ve sahip olduğuna müdahale etmesi saadet arayışı sanılmalıydı. Bu gerçekten de benim için artık mümkün değildi çünkü her anlamda evim başıma yıkılmıştı. Şu olacak şey görünsün ama olmasın kolaysa dedikçe onlar, ben depremde ölmeyebiliyordum sözde ama o konu o adam -kıskanır seni, sen sahil kasabasına kaçarsın, peşinden gelir falan: bu ses! Ben de şehirdeki evin bodrum katındayım, belki beni kurtaramıyorlar. Sürekli bu kabusu görmüyorum çünkü kasabadayım ama böyle de beni o lanetlenmiş ses takip ediyor. Ayrıca da bu senaryolar birbirine uymuyor. Yani ne anlamda çok mutlu olabilirim anlayamıyorum zaten! Mutsuz olmak ise bana ait bir kavram değil ama bazen dayatılıyor.

Toprak aslında daha vefalıydı, öl onun ikinci adıydı. Üstünde davul çalanlar hep toprakla konuşurdu da, toprak davul çalanlarla nadiren kavuşurdu. Bu şekilde anladıklarımızı çok fazla tercih etmemiştik ama ateş etrafında toplandığımızda gerçekten de bir kuruş harcamadan, toprağa sormadan etmeden neşemizi hayata doğru çevirmiştik. Bunları hep işaret sanan bazı deliler vardı -ateş yandıysa mutlaka mutludur onlar, gibi. Yani yeryüzü biz yetmiş de artmış, ondan mı gökyüzü var? Bu soruyu belki toprağa yöneltmiştir. O anlamda çok büyük bir farkımız yokmuş, inanabiliyor musun? Ben inanamıyorum doğrusu çünk anlamadım Tanrılar bize ne beğendirtmiştir. Bu kadar büyülü bir evrende gözlerinin önüne sahte resimler getirmeni emretmiştir belki de, kim bilir. O kadar iyi niyet şimdi nereye gitmiştir? Ateşin yanında yok mu adam? Tamam üzüldün sen, adam eve gitmiştir. Ben anladım -savaş çıkmasın da savaşalım. Neden? O iyi biri de ondan, sadece iyi biri. İyi biri de bence bu. Yani benim binanın altında kalmamı toprak ile kendi anısı mı sandı? Internetiniz gitmiştir. Sana sarı bir eldiven almıştım ya, diye vurguladı. Sesin içinden duyulabileceğinden emindi. Eşini böyle de avlardı. O tarz bir kabileyi yok etmiştir. Bizi niye etsin? Dersin işte, arkadaşım o bölümü okudu ama anlamadı. Kim? Bilmem. Benim tanımlı olduğum dünyada bunlar tanımsızdı. Kara kuru bir şey, iki önceki ağlamanı gerçekten siliveriyordu, yerine yerini insana benzeyen ama seni andırmayan bir salatalık turşusu alıyordu. Olabilir. Gene de toprakla ilgili galiba... e, tabii. Buna bile sevindi. Yani şimdi o ses komşunuzun mu? Hayır. Rolling Stones'un. Neyse, Tabrıluklakar bunu hepimize demişti. Peki sen ondan mı eğitim aldın? Biz sana kepazeliği anlatmasak yazamazdın dedi biri ama dünyalı! Dünyada değil yani, dünyalı. Artık aradığım buydu... yoktu, yok! İyi ne yapalım, yoktu. Zaten çamurun kıvamını yağmurdan da anlaşılacağı gibi yerin dibinden yükselen bir ses aldığında hepsi suya batmıştı. O senin sesin miydi? Belki adam aynı sesi arıyordu! Ne kadar saygısızsınız. Bitkiler bile anladı şunu ve son gördüğümde sadece iki ansiklopedi etmişti. Aslında normalde kitapta daha iyi bir laf etmişti! Adeta kıyamet kopmuştu da ondan buradaydık. Sen de ama her defasında şifreni giriyorsun: işte buna gülmüşler. Biz pek gülmedik şimdi. Başı güzeldi öykünün...


Su Tabancası İses

Niye küfür edemeyeceğini gene anlamadı. Kovulmuş olan da neydi diye tekrar sordu. Ne konuda olursa olsun aşkın önemi büyük olsaydı, burada da olurdu. Neye bakıp bakıp, böyle de olmaz ki diyecektik? Biz iyiydik, işimiz kolaydı, cennetliktik (yani Stratejkuvarz'da yaşayanlar) ama ne yazık ki bu sadece bir sınavdı. Olur mu ama niye? Bu sınavdı. Peki ya Kravzuar canavarları ne yapsındı? Ben tek başıma sürününce o kadar işinize geldi ki, herkes parkta buluşalım diyerek beni bulmaya çalışıyor halde kendine şaştı! Sen şimdi yani, beni ne bakımdan tanıyorsun? Hiç. Merhaba. Merhaba. Bu kavram az da olsa mutlu çiftlerde var mıydı? Bizde hiç yoktu. Peki mesela sen şimdi umarım sevdiğini bulunca bize de getirirsin! Mümkün değildi bu, olamazdı artık. Beni çoktan silmişti, yola koyulmak için önce bana bir bela okudu. Bu onlar için çay içmek gibi bir şeydi. Peki mesela, sen hiç mi sevdiğin bir gün yaşamadın? Nasıl yola çıkacaksın? Sus, dedi. Sen var ya sen, sana kimse bela okumamış da ondan. Yani biz konuşuyorduk, onlar da başkalarından haberler aldıklarını bilir gibi bizden bir şey saklıyorlardı ama ne! Ben de o kadar iğrenç biri de olabilirim, o kadar iğrenç biri de olmayabilirim. Ben kendime ne saklıyorsam bunları sildi, süpürdü, pisletti, aşağıladı: sonra da bu çirkin filmde oynamaktan çok korkacağımdan söz etti. Artık ben bu sesi, dinlediğim şarkıyı konuşup anlatan insanları bu yüzden mi sevmiyordum?

Olur mu! Sonuçta onlar gerçekten de beni rahatsız etti. Aman benimkisi de rahatsızlık mı sayılırdı. Onlar iyice yerleştiler yerlerine ve bana dediler ki: sen benim kim olduğumu öğren ve bunları yazma. Ben de yazacağım dedim ama bu her ne kadar zindana atılmak değilse de, düz bir yol ya da zindana atılmamak gibi görünmüyordu. Tamam dediler, o zaman sen adamı boş ver bizle gel. Ne bu be, sanki aynı haltı biz de yemedik diyerek eşleriyle övündüler. Bu, kızların gitmeyeceği bir Kravzuar canavarı demek değildi ki! O zaman da beni eve tıkıp, atıp, unutup ya da bir başka zevzekle baş başa bırakıp, Kravzuarlılar ile dans etmeye gittiler. Kimilerine göre bunun bir zamanı vardı. O da belki sonra bana bunu yapardı. O anda herkes, 'intikam almak yok ama anladınız mı beni. Bizde yok!' dedi. ne yani biz şimdi bunlara mı kaptırmıştık kızı diyerek, gelip arkadaşımı evden kovup gene bana saldırdı. gerçi arkadaşım da önceden bu saldırıdan beni haberdar etmişti. Ben o konsere gitmedim ki, dedim. Kimin abisi öldü, diyerek bana baktı ama o kitabı bin kez okudum da diyebilmeliydi. Nasıl hem bunu diyecekti hem de onu... tekrar kendisine ait olmayan bir geçmiş canlandı ve konu aşk da aşk yani korkunçtu bence, çoğuna göre üzücü. Belki de konu bu değildi ama gene de vardı bir bit yeniği. 'Ne?' Adam çok nadir bu gibi durumlarda konuşurdu... Ne, dedi. Yani bunu adam demedi ama biri dese o bunu demiş olurdu. Tamam, dediler... git o zaman. Senin durumun iyi. Keşke dedim bunu tekrar duymaktansa kitap okusaydım. O kadar sıkıcı ve bir bu kadar korkunç olan şey de vardı. Ben herkesi affettim de ne demekti ki? Öyle olsa neden sürekli hatalarından bahsetsinler çünkü onların eşleri kendilerini böyle de bulurdu yaşanan kader değildi. Yaşanmamış bölüm de her dakika bana tekabül ediyordu ben de yazdım, sana... diyecekmişim ona. Çünkü o vardı da, onlar yoktu. Bu dünyada sahte peygamberler yoktu. O vardı. Ben ama nasıl severim karikatür çizmeyi. Çiz bakalım. Tamam şimdi diyelim ki biz Stratejkuvarz'lıllarız. Bu bölüm ise ağaçtı. Toprak değildi. Ağaçtı. Bence beni çok seviyordu, hiç gitme buradan, bizle kal dedi ama dünyada yok olma tehlikesi olunca biz yanlışlıkla buraya düştük -o konu da ağaç mı? O da ne ki, ağaç onun için de başka bir anlam taşıyordu demek ki. Evet. Özeldi. Peki ya su? Ne bileyim ben onlara göre de ağaçtı. Neydi peki...


Açılın. Ben doktorum.

Doktorlar… doktorluk eğitimi olanlar… doktorluk yapanlar… konu ne?
Bir adam.
Yanımda ama o bir doktor şimdi.
Neyse, o çalışmama ‘yeterli değil’ diyormuş şimdilik.
Oysa yani tüm dünyaya bir mesaj iletse de, kitap dünyada mı?
Hayır.
İyi ya işte, oradaymış.
Dünyaya ne mesaj vermiş?
Bilmiyorum, galiba o sadece seslendirmiş, duyabileceğimiz kadar.
O mesaj var ya, birisi için doğru. Her neyse, tamam, ben zaten kitap falan istemedim sayılır.
Niye?
Çünkü dünyadaydı.
İşte o bölümü yazamamış.
İyi. Ben kendim çeker giderim.
Şu anda zaten çok uzaklarda…
Olsun bak, o bu konuya o şekilde hayır, diyormuş.
Neden?
Bizim şiirde de o konu vardı da.
Her neyse, şiire ne diyormuş…
Anladık bir konu.
Konu ne?
Şimdi herkese soruyormuş.
İyi. Ben kaçtım.
Hoşça kalın…


Utan Utan

Anlaşıldı. Ben bu konulardan anlamıyordum. Hepsi de hemcinslerine karşı yeterince sanatkar ruhlu, onun dışında tam bir kabullenişle karşı tarafa geçmiş gibiydiler... doğuştan öyleler, denirdi. Kimse onlara inanmazdı. Ban bir şey olursa diye korkup hiç kimseyi kıramayacağını düşünen bu adam da neredeydi acaba? Bazı ülkelerde konu çok daha medeni noktalara taşınmış gibi görünüyordu. Onlara karşı sevgi duymamak imkansız gibiydi. Sanki hiçbir şeyden korkmuyorlardı. Kurtulmak için değil de, hayatı aynı şekilde sonlandırmak için yaşıyor gibilerdi. Ben de bana iki hikaye anlatıldı diye onlar gibi olmasaydım sakın. Bunu hiçbiri istemezdi. İçinde bulundukları durumdan değil, aralarına yeni birinin katılmasından nefret ederlerdi. Bu o kadar kolay sahiplenilecek ya da bir nedenle isimlendirilebilecek bir konu değildi. Gerçi konu da neydi? Beni ilgilendirmez, diye düşündüm. Emin ol ilgilendirmese ilgilendirmezdi.

Konuşan bitkiler gibiydiler. Sanki her şeyden haberleri oluyordu anında ve konu sadece Münasebetsiz Mehmet Efendiydi. Konu oralara gelmese de bu durumu hemen çakarlardı. Onların karşısında daha iyi olacak bir şey bulamazdın. Daha sempatikti, daha şirindi, daha iyiydi diyemezdin. Asla kıskanmaktan vaz geçmediler ama kıskançlık daha tuhaf bir şeydi aslında: onlar kıskanmamayı öğrenmişlerdi! Kıskanmamak o kadar geride bırakılmış, unutulmuş bir konu olmasaydı eğer, ne yazık ki kıskançlığı asla su üstüne çıkarmamayı akıl etmek zorunda kalmazlardı. İnsanlar kıskanabilir, bu normal denildi. Bunu bir şekilde diyebilmişlerdi. Sade ama çok kendine özgü bir duruşu vardı. Bu tarz bir tehdit yeryüzünde bile yoktu, şimdi nereden çıkmıştı? Gerçekten de bir senaryonun içine endişe ile tıkılacaklarını bilselerdi korkarlardı. O kadar kötü değildi biliyor musun peki? O kadar kötü değildi. En iyi en mesafeli arkadaşın da olabilirdi. Sadece bir an için doğru karar vermek istedi ve gitti. Demek istediğim kulağa canavar gibi gelmiyordu normalde bunlar. Anlayamıyordu insan ve bazıları bizdendirler. Bilemiyorum... davulun sesi uzaktan hoş gelir. Her insan hata yapabilir. İnsan başına gelmeden anlayamayabilir. Bu tarz bir durum değildi gerçek hayatta... demek istediğim, onların deprem fobisi yoktu belki. Benim de yoktu zaten. İyi. İnsanın zihni nasıl bu kadar çabuk karışıyor anlamak mümkün değildi. Konuşmak ise imkansızdı: artık kaos beynimin içinde film gibi oynuyordu. Fakat çok cool'du -yani soğanlı domates teslimatı yapan bir diğer çalışanın eline geçen iki kuruş ve aldığı simit cool'du. Bizim yüzümüzden mi vaz geçtin canım? Kusura bakma... diyerek müziği açar mıydı acaba? Bilmem. Ben açardım. E, iyi aç hadi. O an kıskanmamak o kadar çirkin bir konuydu ki anlatamam -eşinin ölüm kalım savaşında bunları mı düşünüyordu gene. İnanamadı. Ben de inanamadım. Anladım. Sorun yoktu. Sorun yok mu? Yok. Sağ ol. İyidir. Bana öyle geldi belki... bu sesler benim için o kadar korkutucu değildi. Olanlar çok korkunç görünüyordu -şimdi bu korkunç mu? Hayır. Sinir krizi geçireceğimiz anda susmuştuk. Utan dediler. Utandık.

Çocuk-Ço

Sen daha gelme çocuk. Dünya kötülüklerle dolu. Hayat zor. Bize bakmıyor çoğu insan, sevdiğim. Sen de gelme zaten… zaten özledim. Bir bakayım, ne işin var şimdi, ne ödevin, annen nerede ya da kimsin. Belki mümkün değil de ondan anlatıyorum bunları sana, belki mümkün değil aşk ve sevmek nasılsa yalan. Olsun ama eğlenmedik mi? Sen bize bakma şimdi ama biz de yani hiç gülmedik mi? O kadar güzel ki hayatı anlamak, bu noktada samimiyete taş çıkartan da neydi mesela adı samimiyet olsa. Tamam anladım. Seneye artık… Hiç böyle bir şey dememiş ki, boş ver. Kolaylıklar zamanla gelir, sen önce hele bir sev. Bu da umut. Kalitenin adını koymadan tek kelime yazamazdım ben… ne de olsa mutluluk. Bu kadar insan niye çılgınlar gibi zaten bilmiyor musun? Haydi anlat da duyalım, inançlı biri mi bari. Gerçekten de seçemezsin ama sanma ki seçilmemişsin. Şimdi korkma ya da korktuysan da boş ver gelme. Sakın anlatma kimseye. Adı ne? Umutluluk mu? Bu ne kadar da bilinçli bir toplum diyormuş. Fakat işte ölüp de dünyaya gelmeyecek olan bendim. Olsun dedik, sen de belki sevdiğine kavuşursun falan… hikaye yani. Ben şimdi o kadar içimden 'eşim eşim' diyorum ki, ne desem suç. Bu karikatürler bize iki asır yeter diyeceğim ona. Umarım en kısa zamanda kavuşuruz çünkü… neyse işte. Geri kalanı dünyadaysa anlamadığımız bir yermiş. Cehennemin dibi de ona dedim yani beni yollamasın gibisinden. Hep yanımda kalsın. O konu zaten öyleymiş. O kadar yani… bu konuyu ne kadar uzatabilirsin bu şartlarda? Anlat demişler iyi ki. Anlatıyoruz. Demişler ama!!! İki roman var birini bile bulamadı -ben yazıyorum: sen sus diye!


Nefret 2. Perde

Aslında ona cehennemin dibi demektense, kendime cehennemin dibine git demiş olmalıydım. Ama ne yazık ki konu çocuktu. Çocuk nerede ki, bilmiyordum. ben kendime cehennemin dibine git dediğim anda karşıma çıkan büyük kudret karşısında alabileceğim tüm iyi notu almıştım. Yok! İlle de puanlama yapacaklar... ille de artık saçma sapan işler yapıp, bizi yarıştıracaklar: demek böyle ört pas edildin. Cehennemin dibine gitsindi işte, bu kitap, o kadar iş, o kadar sahte gülücük, o kadar sabır falan bile gitsindi! Ne o :bu kedi iyi mi, bu kız masum mu, bu adam deli mi? bana mı soruyorsunuz? Yok artık... ben yokum diye onlara soruyorsunuz... yok artık, ben oynamıyorum. Sonra ayrıca da daha çirkin olan bir şey bunlara gerçek DENİLMESİ! Bu kadar rezaleti bir arada düşünemeyen bir yetkili neden bunları okuyup kızamasın. Kızsın. Beni mi korkutacaksınız şimdi? Ben zaten daha kızgınım... Ne akıl var ne mantık değil mi bende? Ayrıca ben dedim değil mi size şimdi cehennemin dibine git diye! Bu şartlarda öyle denir miydi, gel de sorasın diye. Ya çok sıkıldım ya. Yeter artık. Oynamıyorum. Anlamıyor musun? Bu açıdansa oynamıyorum... O kadar komik olan ne bilmiyorum ama canını kurtarana biraz gülmüştür, dememiş mi sanki şimdi kimse bana cehennemin dibine git diye. Ne alakanız varmış benimle -aklımda bir tek onun adı ve adının tekrarı varmış da, şimdi ona da SAÇMALAMA de diye. Buna niye geri zekalı diyemesin bir insan bu şartlarda hiç kimseye tek bir lafı yok ise. Yok ise... yok olmakmış belki de. Yok. Şİmdi fikrim yok. Şimdi de zihnim yok. Spastik: onu bana de diye mi niye!

Bunları diyelim anladın. Okudun falan tamamladın. Şimdi ben bazılarına duyurdum, bazılarına duyuramadım: NİYE? VARSA VARDIR. YOKSA YOK. BIRAK BENİ. KORKUTMA İNSANLARI. Kim bilir neymiş sırları -diyemiyoruz da. Bıkmak yani bu anlamda. Ne demek ben öyle miyim? Kime diyeceksin beyinsiz ki şimdi adı yok sanı yok kitapsız... Geç bunları yani. O konu öyle olsa ben üniversite birden terk olurdum. Değil işte... düşündüm ben onu da, anladım tamam: dersin yine!!! Yani bu şimdi anlayamamak mı?


Nieye! Ne alaka?



Diyelim ki yalnızlık nedir şarkının bir kaç notası, sen ondan haberdar değilsin ve bana gene yalnızlıktan söz ediyorsun -bir nedenle. O zaman da o bu ses değil, toprak o ses değil, ben o ses değil fakat o biliyormuş yalnızlık nedir. Senin sesini de bilecek olsaydı bu açıdan sen şu anda onun yanında olmuş olurdun. Demek ki bana 'ne yanı ben onun için küfretmedim mi' demen yeterli değil. Onu da ne anladın bilmiyorum ama o açıdan da ben buradayım, orada değil -iki kişilik kraliyet sanana kadar oradaki burayı, gidip bulsaydın kendisini daha iyiydi. Normalde iyi değil ki! Benim yapım bu, yani benim yapıma çok çok ters de o yüzden sen burada değilsin.

Oh şimdi burada, yanımda, birazdan yazacak bana... seninki kim. Oh be sonunda oldu falan deriz gene biz de. Oh demedik mi bin kere. Bak ne güzel şarkı falan...

Herkes mutsuz ama hasta, yorgun, depresyonda ve de korkmuş durumda. Senin hiç umurunda değil mi?

Bu yani okuyunca 'bunu' gerçek mi oluyormuş? Niye dinlemişiz o zaman müzik, bu çok saçma değil miymiş?

Sana ne? Ben onun için dinledim kendim, de ki ödev, de ki bir bahane daha bulamadım çalışmaya.

Tamam o zaman. Bu adam sanatçı. Ne yazık ki şu anda çekimde. Du bakayım: yok yok evlenmemiş.

Ne yani bunu onun için yapmıyor muymuş?

Hayır.

O zaman kitap oku.

Hayır. Yani okurum. Bu müzik şimdi.

Ne müziği be otuz yıl geçti. Biri durdursun şu şarkıyı.

O mu senin şarkınmış. Oh, onlar kesin mutluymuş.

Olur mu ama mutsuz muş...

Öff sıkıldım, bir kişi de şunu anlatmasa keşke.

Niye sevmiyor musun sanatçıyı? Kendin yaz be.

Anladım. Ben yazarım.

Nasıl?

Şimdilik okula gidiyorum. Bütün bunlar o yüzden olmuş. Yazar olmak için herkese yollamak lazım.

Aman. Abartmışsın. Ne var ki bunda... Gereksizmiş işte. Boş versene. Bana mı dedin boş versene.

Çok cool'muşsun.



Ben de öyle. Sen cehennemi boyla diye değil de, kendim giderim ama nereye!



İyi. Bir de şikayet dilekçesi ver bari.



Bu her zaman işe yarar. Sen hangi şarkıyla çekip gidecekmişsin?



Neyse işte. Varmış öyle bir şarkı kesin... gene de hiç derdim değilsin.



Ondan mı yani sırf müzik var? Benim için?



Aman Tanrım ölüyor sanki... ya da ben ölüyorum.



Peki niye müzik var?



Sen de ona mı okuyorsun!



Yok hayır. Ben gerçekten ümitsizim. Seviyorum...



Bu ne dünya aşkı! Bula bula beni mi buldun?



Hayır.



İyi o zaman... seni gidi korkusuz canavar.



Tanrım buna bi son ver demiştir.



Kısa Bilgi

O aile değerlerini çok iyi bilirdi. Ailesinin inançlı insanlar olmasından dolayı mutluydu. Gerçi pratikte sürekli dinle ilgili görünmezlerdi ama inançlı olduklarını bilmesi kendisine yetmişti. O kadar iyiydi ki anne ve babasının çalışan insanlar olması, bundan dolayı en küçük bir tereddüt yaşamamıştı hayatında fakirlik çekeceğine dair, evlerinin çatısından da kendisi gibi emindi. O evde yaşananlar o evde kalırdı. Kimseye sır vermez, kimsenin sırlarını da başkalarına vermezdi. Sevdiği şeyler arasında evin bir kızı olmak ve ağabeyi ile kitaplar hakkında kısa sohbetlerde bulunmak vardı. Bazen aile ziyaretlerine gittiklerinde 'Sevda teyze, sizi de fazla tutmayalım' der ve kısa zamanda, hava kararmadan eve dönmeye çalışırdı. Evlerine gelen misafirler aynı özeni göstermeseler ne yapardı diye düşündü ve evdeki beyaz örtülerin yerine koyu renkli, hani üstüne bir şey dökülse de anneannesinden kalma klasik takımlarının kirlenmeyeceği gibi bir tutuma sebebiyet vermeyecek bir örtü serdi. Evde böyle küçük değişiklikler yapmak hoşuna giderdi. Bu tarz şeyler herkese sergilemekten hoşlanmazdı. Eve yeni alınan bir bardak takımını ise mutlaka yıkar misafire çıkarırdı. Hayatı boyunca televizyonda izledikleri her şey bir araya gelse şu dizinin sevimli kahramanına duydukları ilgi kadar etmezdi. Evde pişirdikleri tepsi böreğinden komşulara da ikram etmeyi istediğinde annesi kendisinden yardım istemişti. Ödevleri de fena sayılmazdı, sınıfta kalmamasına yetmişti. Bir çocuk okutuyorlardı, tatile gittiklerinde kalan gelirle okullara yardım eden bir tura katıldıklarında faydalı bir şey yapmak korkunç olamaz diye düşündüler. Çevrelerindeki çocuklar aileleri bakımından bu kadar şanslı değillerdi. Çoğunun aklı dışardaydı ve bir aile için önemli olan bazı değerlerden habersizdiler, onlara bunları öğretecek değillerdi. Bir gün o çocuklar hayatta bildikleri her şeyi bu aileye öğretmeye karar verdi! Çocukluğun Tarihi'ni okuyun...

Boşanma -mız

Bütün bunları dinleyen biri size de duyurduğunu düşündü: kendisini bir diziden ayırt edebilirdik. Banama söylediğim her şey uzaya uçmuştu. O adam ise uzaydan yeni inmiş gibi bir dizide rol aldı. Kendisine sadece 'inşallah' diyeceğimiz bir noktada artık filmleri oynuyordu ve de okuduğum kitaplardan bir iz bile taşımıyordu. Acaba gazetede mi çıkacaktı? Aman Tanrım! Yaşıyor...

Kedilerin Dünyasından

Kediler dünyanın en tatlı yaratıklarıdır mı diyorsunuz ki? Onlar için mutluluğu tanımlamak isterdim doğrusu… kediler sakinken çok sakindirler, bir köşede bir bütün gün huzur içinde uyuduklarını görebilirsiniz. Bu ne mutluluk diye düşünecek olursanız, onların uyku mahmurluğu çekmediğini ve hemen hoplayıp zıplamaya başladıklarını görebilirsiniz. Kediler çok fazla miyavlamaktansa hemen her şeyi anlamaktan yanadırlar. Mesela kitabın üstünde uyuyorsa, size ‘git kitap oku’ demekte olabilir. Kediler ne yer diye düşündüğünüzde aklınıza bir kedi gelmiş olmalı. Bazen bu kadar yemek sevmeleriyle o kadar yemek seçmeleri arasında bir alaka kuramıyorum gerçekten de. Aldığınız oyuncaklarla oynamak için bile onların bir videosunu çekme ihtiyacı hissedebilirsiniz çünkü kendilerini anlatma şekillerine en uygun araç video gibi görünür önce. Kapının önünde durum, kapıyı açamayacağınız kadar ayağınıza dolanıp aslında size kapıyı aç demekte olduğuna inanmakta güçlük çekerseniz şaşırmayın. Bir süre sonra miyavlamaları da öylesine mızmızlanmak gibi gelebilir kulağınıza ve bunun öyle olmadığına sizi ikna etmek için her şeyi yapacaklardır. Kedilerin asıl huzur çıkardıkları sesler daha çok mırıldanma ya da hırlama gibidir. Kedi deyince akan sular durur diyorsanız öncelikle iyi bir araştırma yapmanızı öneririm çünkü onlar aslında bizim tahminlerimizden çok öte bir yerde değil, biz neredeysek orada olmayı severler. Kedileri aynı yerde ya da nerede uyumaları konusunda eğitebilirsiniz ama bazı konular var ki asla değişmiyor. Mesela bebekken koltukta oturmaya alışmışsa bir daha oradan inmesi için evden taşınmanız gerekebilir. Kediler her anlamda size karşılık verebilecekleri konular anlamında sahiplerine çok düşkündürler. Sizin düşünmediğiniz bir şeyi asla düşünmezler. Doğuştan gelen alışkanlıklarını bile sizinle edindiklerini düşünmeleri daha akla yakındır. Bir kedi dünyanın en iyi arkadaşı olarak sizinle kadeh tokuşturmak bile isteyebilir ve ayağını o kadehin üstüne uzatır, belki bir kereliğine de olsa meyve suyu içebilir. O tip yiyeceklerden vaz geçerken sadece hazır gıdaya kendini teslim edebilir. Bunlar sizi de şaşırtmasın ama benim kedimde bunları az çok gözlemleme şansım oldu diyebilirim. Bu kadar rahatına düşkün bir hayvan olabilir mi? Ayaklarını uzatıp bilgisayarın üstünde oturmak istediğinde sizin onu yanınızda istediğinizi düşünmüş olabilir. Çabucak sevdiği şeyler arasında ellerinin ve ayaklarının yıkanması olduğunu mu sanıyorsunuz? O hafifçe elleri ıslansa iki saat de kendisi temizlenir. Ev kedilerinde sık rastlanan bir durum da şu ki bahçeli mekanlarda gezmeyi seviyorlar ve eve her gün aynı saatte dönmeleri bizi mutlu ediyor, bunun belki de farkındalar. Kediler hakkında atıp tutmaya başlamadan önce onların her birinin daha sevgi dolu bir ortamdansa sizi aradığını unutmayın. Şimdi büyük bir kedi ailenizin olmasını ister miydiniz? Bana giysimin kemerini getirdiğinde dedim ki asla ayakkabılarımın üstünde uyuyan bir kedi gibi değil! Yılın en güzel kedisini izlemek için televizyonun başına geçebilirler ama kendilerinin o tarz bir eğilimleri yoktur. Kediler için en güzel durak yine uyudukları sepetin içi olacaktır. Kedileri çok seviyorum… Kitap okuduğumda kolaylıkla uyuyor. İş yerine gitseydim orada da uyurdu sanırım. Kedi gibi bir dost edinmek için yoga yapmanız yeterli belki de, kim bilir. Gözlerinizin içine bakarak sizden izin istediğinde zaten bir şeyler öğrenmiş demektir. Şimdi onun adını bulalım: minnoş, miyavcık, missella,… çoğunlukla aklımıza bu heceler geliyor ama çok da emin değiliz. Size göz kırptığını görebiliyor musunuz? Anladım. Onu da size bırakalım. Kedim evde beni bekliyor, acele etmeliyim, maması bitmiştir! Yani o kadar da basit değil, çoğunlukla çok daha güçlü bir iletişim. Ufak tefek talihsizlikler atlattıklarında çok fazla üzülmezler. Dokuz canlı oldukları doğru diye biliyorum. Kedinin önüne ne kadar çok oyuncak koysanız da sizinle mi oynamak istiyor. Mümkün. Çok seviyorum… çok. Hiç üzülmeyin. Bir keresinde kendi adını televizyonda duyup hemen ekranın başına gitti. Çok gülmüştüm😊

Giysilik İmajım Eksikti

Artık Son Bu Sızı

Artık kurşunlar sıkarsınız öldürmez beni
Sevgisiz susuz kalırım yıldırmaz beni
Gülümsetir resmin hiç ağlatmaz beni
Geri verir ellerimi kaderin teslimiyeti

Daha ileri gidersen soldurmaz gülleri
Az daha bakacak olursan göstermez katilleri
Biraz anlarsan çılgınlıktan zavallı elleri
Sonsuza uzanıyor besbelli gözleri

Artık günler çığ gibi düşer üstüme
Herkes tanıdık bir şey görür
Ama beni göstermez hiç sümbülleri
Kar taneleri tutar ellerini kaderin

Artık bir daha akmaz musluktan su
Artık ağzımın tadı tuzu humuslu
Artık sadece bir saatlik dava ömürlük huzurunsa bu
Şiirler bile anlar kaderim anlamaz beni

Artık girişte bekleyen hayvan belgesellerden
Yine arayan soran yok alışkanlık bu dillerden
Alışkanlık bu dünlerden
ve birinden biri kaderin biri anlamaz beni

Tek Giysin O: Açıklama

Güzel giyinmek denildiğinde aklınıza neler geliyor acaba? Yani insan kendi kaderiyle kitabı bir tutar, birini anlayan diğerini de anlar. Bunun için konunun kitap olduğunu bilmek yeterlidir. Butikten avukat olmak üzere ayrıldım. Yani babam ve bir koca dünya insan ile sokağa çıktığımda bile hissedebileceğim bir şey bu çünkü avukatlık yapacağım konu bu dünya ya da lanetlenmiş fikirler değil. Yok çok güzeldi giysiler ama hep haki yaka. Aynı nedenle dünyaya suç atacak değilim. Suç ya da suçlu bulacak değilim. Ama bir insanın babası ile olan iletişimine yeryüzünde hiç kimse sahip değildir. Mor mesela ama haki yaka. Nasıl ele alınmış bu konu dünyada bir anlamda modada, moda da. Anne sen hiç hakim yaka kullandın mı? Yani aynı kulvarda yüzdüğümüz zaman dedemden söz edecek olan annem burada hakim yaka kullanmaktan bahsediyor. Ne alaka bilmiyorum… duymuştum bir kez gerçekten de. Burada daha büyük bir güçten, anlaşılacağı kadar insanın kendi umutlarında bile bir şey anlamadığı ama aynı noktada buluşulduğunda bu henüz bilmediğimiz yerde bir mutluluk olduğu hissi var (cennet, gökyüzü, kudret, bereket…) ama bulundukları yer dünya. Bu t-shirt ile bikininin aynı renklerde olmasının bir nedeni var mı hala? Bu renklerin kullanılmış olmasında bir amaç var mı, tek amaç var mı diye sorulmuş. O bardaki herkes öyle giyinmişti, sonuçta sahil: peki böyle de size iyi eğlenceler diliyorum, öyle mi? O aynı amaçla bakıldığında dünyayı kendi gözleriyle gördüğünde sadece ‘tek olanı’ görüyor. Onlar eğlenebilirler benim gözümde. Bilmiyorum mesela birisi için dalgıç kıyafetleri normalmiş, benim içinse yazmak daha tahammül edilebilir bir durum ama sevgilimi öpüşürken görseydim bir daha yüzüne bakmazdım ama ben. O açıdan dünyada aradığı kişiyi gökte bulmuş olsa da herkese verdiği mesajın içinden sıyrıldığında herkesle aynı tartıya konmaması gerekiyor-du. Niye ne alaka? Kitap da… o daha özel vasıf bir tek bende yok ama anlamı ona yakın. O t-shirt olmamış ha. Yani daha beğenecek bir şey bulmamış kendisinde o yüksek adalet dışında. Boş ver. Zaten daha çok beğenecek bir başka şey aramıyor dünyada. Burada millet öyle. Yani insanlar hep birlikte aynı noktada mutluluğu tanımlamışlar ve başka hiçbir şey aramıyorlar -sadece onu, sevginin kaynağını ve de yaratıcılığın hakimiyetini ve de ululuğu ve de devamını bilmedikleri her şeyin anlamında yatan saadeti bilmemekle ilgili o. Ne alaka? Artık okudukça gözlerinde yaşlar gelecekse, ne alaka azim, ne alaka bilmek, ne alaka zeka, ne alaka arkadaşlık ne alaka… elinde bir kitapla arınıyorsun tüm hissettiklerinden belki de, çünkü ondan bir parçasın sadece sen ve kitap da. Söz konusu olan iyilik güzellik düşünmekse elbette… bir diğer insanın seni anlaması ya da anlamaya çalışması imkansızsa da. Sana daha önce bu konuda sapık olduğumu söylemiştim, neden davetimi kabul ettin? O bu konuda çok kararlıdır da ondan. O bir konuda çok kararlıdır da ondan. Doğru. Kendine cevap veremediğinde sadece o büyüklüğe ve ululuğa yanıt verdiysen, doğru: iç sesin doğru, kalbin doğru, bilmediklerin doğru. İş yeri de olsa kabul etmemeliydim. O şekilde kariyerini öğrenmek isteyen bir yapın yok bence ama tüm bunlar için çalışmalısın da. Her neyse… giysi diyorum giysi. Yani elle tutulur bir şey de, eline aldığında kalitesine baktığında kumaştan olan giysi. Bu devirde bu konu öyle mi? Elindeki kumaş senin her döneme hitap eden kalbindeki inanca yakın mı? Evet. Bu durumda onay verdiğin şeye olan sevgini daha çok kumaşlar mı örtüyor, yoksa o mu… varacağın son nokta mı, ikisi de aynı kapıya çıkmalı. Hatta bunlar tasarımlar. Yani aynı amaçla birleşmişler… elindeki boya ile ilgin ne kadar bilmiyorum ama beğenini ona sunabildiysen ne ala. Ne alaka? Hiç. Yani ona döndün yüzünü ne alacaksın şimdi. Öde çık. Teşekkür et bari. O kadarını duyuyormuş adam güya -sadece n’aber dedim. Yani bu teşekkürden tüm canlıların haberi olmalıymış belki ama bir çeşit alışveriş yapmakla ilgili olup, beğenmekle ilgili olup elini attığın yerde, herkesten sıyrılmış bir sevdiğin canavar var belki ama o adam bunu duymuş, anlamış, onay vermiş -başını eğip ona hizmet. Sadece iyi dedim. Yani ben de elimdeki kumaş parçasını parçalamaktansa ona iyi dedim. Niye? Bilmiyorum… belli ki nedeni o, nedeni başka bir şey. Ne alaka? Yani elindeki ayna olsa zihninde olup bitenler tüm dünyanın anlayacağı her bir konu alakasız gibi görünüyor bir yandan da sadece o adam O ADAM. Bu, alakası… çay bile demle. Bu giysi bununla olmuş mu? O giysi onunla olmuş mu yani bu giysi bununla olmuş mu? Bu giysi onunla olmamış bence o yüzden de OLMAMIŞ BENCE ÖYLE BİR ŞEY DE. Niye? Çünkü olan biten her şeye rağmen olmayan bir şey daha anlayışlı, daha hissiyatlı, daha sade… Ne alaka? Elinde olan dilinde, dilinde olan elinde yok da ondan. Nihayet bayan bluzu deseni üstünde ‘o o o’ yazan bir t-shirt buluyorum. Konu benimle alakalı, ailemle değil… aynı şey yani, parayı babam verdi aldım gibi düşün. Yok bir konu. Memnunum yani! Muhabbetten yana şansım yok ama hayatı seviyorum, fena değil. Ne alaka? Karar aşamasında olan da ne, her şey yolunda mı yolunda. Okul formalarımız derken her gün üniversiteye aynı kazakla gitmeye başlamıştım. Bütün bu konular yoluna girmiş ben de pratikte aynı mantıkla yol alacak gibiydim. Üstümden hiç çıkarmadığım bir hırkayla sanki yıllarımı geçirmiş gibiyim. İnandığım her şeyi yanıma alıp, inancımı en yüksek mertebeye taşıyacak gibiydim. Bir etek var hani atmamıştım, işte o sanki buradaki bir okulun formasını andırıyordu, benimkisi varla yok arası bir siyah edinmek. Hayatla vedalaşmak için en doğru zaman bu gibi görünüyor, nerede kalmış bir kariyer edinmek buraya kadar anlaşılmadıysa edinmemek. Siyah hep çok parlak gelir bana aslında biraz da renk. Hayatı sıfıra indirirken elindeki tek silahtan faydalansa bu siyah olurmuş gibi ama kendisi için siyah matem rengi olarak parlak bir renk. O da olmasa sarı elbiseni git yak, demiş, ondan mı (bkz. buhari) Sokaklarda da olsa bir uyum sağlamak. Yürüyüşüne dikkat etmek, nereye gittiğinin farkında olmak, neden söz ettiğini unutmak, neden bahsedildiğini düşünüp, kim için yaşadığını görmek. O kadar lafı bir kerede hazmetmek. Yani ‘evet’ dediğin anda ona teslim olmak sadece, sadece kendini bulmak, onayladığın her şeyde tek bir kelime bulmak. Konu ne? Annem babam ben… Ne alaka? Kitap ve hoca burada… neden? Çünkü o noktada dünyadasın da. Ne alaka? O noktada yani aç bir film izle bile… yok! Hiç bir ilgin, en küçük bir alakan yok dünyayla. Evet. Nota. O terliklerden bende de var. Terliklerini kapının önünde bırakmış… ya düğün var ya cenaze ya da caminin önündesin. O esmer kadını ben de boyadım. Yani ona olan sevgini ifade edeceğin başka hiçbir şey yok. Kot dediğin anda gündüz çarşıda gezen Madonna’yım. Artık yani dünya sana ona olan sevginin gözünden bir göründüğünde aynı karenin içinde kendini gördüğünde aklına gelebilecek her hangi bir şey senin için aynı önemi taşımıyor. Dışarı çıktığında aklında her ne olursa olsun bu alıp verilecek bir şey değil. Daha soyut bir alemdesin ve de aynı karenin içinde olmayan bir şey var, hayat ondan ibaret. Ne alaka? Günü iyi değerlendirmekten tut da, hayatı dolu dolu yaşamaya kadar, o. Kendine bir dönüp bakacak olursan eğer, bütün dünya o aynı günden ibaret. Üstünde bir kot ya da elbise. Bazen diyorum ki üstümü başımı yırtayım da konu olduğu gibi görünsün: kotumun yarısı çöpte, aklım sende sanılsın. Yani aklını yatırdığın hiçbir konuda onay alamadığın bir başka dünyan var senin, henüz gerçekleşmemiş, aslında sürekli elde ettiğin. Vay be! Beğeniyorsun ve beğendiğin anda içinde bulunduğun bütün sistemi beğeniyorsun. Ne alaka? Sistem de aynı paketin içinde değil, sen de aynı güçle yönetiliyorsun. Elindekinin değerini bildiğinde zaten çok fazla şey anlamak, yaşamak, bilmek istemezsin. Aynı sadelikte bir kaç adım atmak bile daha anlamdır… hayatın ise o kadar anlamlı değildir: gerçekten nereye gittiğini bilmelisin. O kadar mutluyum ki şu anda, ilk kez bu kadar uzun bir yürüyüş yaptım, yani bu eşofmanlar bana sahilde yürüyüş yapacağım birini mi anımsattı? Yani hediyelerden bahsedeceğin yerde, oturmuş yürüyüş yapmaktan bahsediyorsun gibi… o kadar büyük bir mutluluk tarif edilmez. O işte, yolda dayak yemek. Üstün başın tertemiz, aklında her şey yerine oturmuş, sadece bu bir düğün günü değil. Anladım. Bunu anladığın anda gerçek dostların kalır, sahteleri gider. Ne alaka? Konuya en başından başlamış gibisin, üstünde gene kot var. Bu hırkadan herkeste var diye mi markalara çok düşkünsün? Damgalanmış koyun gibisin belki ama bunun nedeni dünyanın karanlık olması değil, kendi fikrinden uzakta olman. Aşırı komiksin biliyor musun? Burada seni güldüren şey her ne ise, o zaman burada olmamakla ilgili de ondan. Ne bileyim, zekice giyinmek demişken aslında elindekinin değerini bilmek demiştir belki de. Elindekinin değerini bilmek istiyorsan bunu sonlandırabilirsin de, taçlandırabilirsin de ama elindekinin asıl değerinden haberdar olmadığında amacına daha yakınsın: o orada. Yok be, şimdi ne alaka? Yani dünyada yok ya, o anlamda uzakta olması gerçekten anlamlı, çünkü her insanda var, düşünsene… o ise sadece uzaklarda. Onu yakına getirecek bir araç aramıyorsun aslında, kendini görebileceğin bir dünyada belki bir sesleniş göklere… hep de tam o anda. Başını öne eğmiş yürüyorsun, kafanı hiç kaldırmadın farkında mısın? Hiç kimseyle iletişim halinde olmadığın bir evrendesin yani, sadece dünyada da değil. Değilim. Ben onlardan biri değilim… o evrende yaprak kıpırdasa: ben onlardan değilim. Ne alaka? Orası da bir yer -gidilecek bir yer. Araba! Elindeki her şeyi kendi amacına uygun kullanabilmekle alakalı ya da kitapla. Anladım. Sağlaması yapılacak hiçbir şey olmadığı için, biraz anladın ya da anladığını zannettin. Bence gerçek güzellik temiz hissetmektir, yüzündeki ışık zaten normalde kalbimden gelir, o kadar uzağa gitmene gerek yoktu anlatamadık mı? Bilmediğin işlere asla bulaşma, sen kendi işine gücüne bak. Her gün açtığın temiz sayfada da ellerin temiz mi? Uzattın. Ellerini uzattın ve bir şeye uzandın, belki evrene. Sence ellerin var mı? Yok. Bırak. Hayatındaki her başarılı günü tek tek geride bırak. Ne alaka topluluk? Onlar hayattaki her şey kadar ilgisiz ve her şey kadar uzak. Onlar gerçekten de dünyada tanımlamak isteyeceğim en son şeyin evrendeki tanımsızlığı. Çok kırılgan bir tipsin. Öyleyim… havadan sudan bahsetmek için bana odaklanan her şeyi öldürebilirim. Ortada sadece ben varım. Bu nedenle kırılganım. Oysa çekip gitmeyi çoktan öğrenmiştim. Gene anlamadın. Elbisenin altına topuklu giysen düşersin. Yeniden doğup gelsen, aynı merasimde gene sendelersin. Buradaki herkes kadar zengin değilsin. İnsanlar seni kırmak için değil, senin dış auranda gezintiye çıkmak için değil, dünya döndüğü için değil, senden uzağa, dışarı baktığında koca bir dünya görebileceği için bu kadar ilgisizsin. Sen insanları anlayamazsın. Boş ver. Gerek yok zaten insanları anlamana… onlar o adamın ailesi de olsa bunu yapmıyorlar. Bizle gel. Yani gidilecek bir evren de yok onlar tek başına söz konusu olduğunda. Nereye gideceksin? Hiç. Ne alaka? Ne alaka hiç? Hiç. Yok, yani elbise benim de. Demek istenilen, sahip olduğun hiçbir şey yok çağırıldığın yerde. Artık sadece ona özel bir inanç birikimin var, onu alıp gideceksin. Kusura bakma. Affetmenin imkansız olduğu noktada asla suç bulma anlamında. Vestiyer baksın sana. Yani herkesin giysileri üstünde, dışarıya özel bir ceket kapıda asılı ve o konu sürekli olarak aynı yere dönmeye tekabül ediyor. Ne alaka? Burada susmak, susmayı bilmek, dinlemek çok fazla önemlidir. Bu bana olmadıysa, sana da olmayacak anlamına geliyor. Var bir gece elbisem henüz hiç giyemedim. O elbisenin anlamı sende gene varsa vardır, yoksa yoktur. İnan ki her iki anlamda da boşuna tozlandığı yeri sevmeyecektir… o da senin kendi dolabın. Dolap bekliyor desene. Yani bunu bir butikle özdeşleştirmen imkansızdır, git bir fakiri giydir, demek. O sanatçınınkini tam seçemedim. Allah korusun: bunlar sadece düşünülmemiş, olmuş. Ne alaka? Gözlerini yerden kaldıracağını düşündün fakat henüz şimdi kaldırdın mesela. Bilmem yani intihar da etmezdim. Sadece hayatın sonuna kadar giden yolda, bugünün anlamını bir tek bugün vermiyorsa ölmeyi dilemek. O kadar kötü bir elbise değildi ama aldım. Gözlerin onun iyiliğini göremedi ama gene de o bir kumaş parçasıydı ve sen de aldın. Almadığım bir şeyi anımsamıyorum asla anlatamıyor muyum? Hayır. Onlar almadığın bir şeyi anımsatman için değil, aynı yerde bulunmak için var. Haa… ondan mı şarkı söyledin. Tercih etmediğin bir şeyi de geride bırakabilmelisin. Niye ki? Çünkü hayat o kadar gereksiz değil. Ne alaka? Bir alaka kurmak gerekirse, sustuğun anda da bulursun, yoksa hiçbir yerde bulamazsın. Vitrini çok güzel görsel benim için. Kendi enerjinin yukarı yükseldiği yerdesin ve vitrine bakmak her zaman daha keyiflidir. Çok da bakma… O konuda aynı fikirdeysek mağazayı da beğenirim. O konuda hemfikir olmak için bir böceğe bile ihtiyacın yok ve böcekli bir elbise gördün. Alırsın. Yani bu ben… ve gök kubbe. Hiç bilmiyorum buna mı diyeceğiz şimdi? Gök kubbeyi başımdan alırsanız o kehanet gerçekleşir ve göktekiler yere dökülür sanıyorum. Çünkü bu sadece benim. Bana çiçek aldı. Hayır. Çocuğu için bir şort almıştı, aynısından sana da aldı gibi; yani çiçek sembolik. Gerçekten de almadı. Bunlar benim elbiselerim. Üstünde iyi duran bir şey için bu konu elbiselerinle özetlenecekti az kalsın, değil mi? Ama elbise olarak tanımlandığında benim değilse zaten istemem. Eksik kalsın. Çok güzel bir namaz elbisesi buldum, daha doğrusu uzun kollu, çiçekli, babaannemin vardı öyle, anımsadım. Yani şimdi sen burada elindeki tek güzel şeyi anlatacaksın, karşında da babaannen var. Ona söyle. Ayy… canım benim! Burada nefret etmekle, sevmek arasında bir uçurum var ve karşıya zıplayacak gibisin… Çok severdim babaanneni. O aynı tarzda söylendiğinde sadece rahmet dileyecek olanlardan farklıydı. Baba, babaannemi ara. Şu çanta var ya, eskiden olsa üstüne rozet takardım. Nereye gittiğinin farkındasın umarım. Aynı çantada çocuk taşımak bilezik taşımaya benzer. Çok geç artık. Hayatın en anlamsız günü var aklında ve sadece geç kalmışsın. Hızlanmalısın… Takma! Takı takma yani. Ben sana çanta alırım. İçi boş bir fındık kabuğu. Çok ucuza ithal mal satan bir yer biliyorum. Afrika’da bir gezinti. Oraya gidelim bir gün birlikte. Hayatı geri almışsın. Yok ya ben almayayım! Kimse sevmene sevmemene karşı değil. Sen üstüne alınmışsın. Alakam yok öyle konularla. Gelinlikçide mi? Yoksa şu an orada mı, bilemiyorum ben de. Şapka takıyorum ya hep, biraz tuhaf oluyor da ondan. hayatın bütün yükünü kendi omzuna almış adam. Biraz rahat etmişsin. Ondan mı böyle hissettin? Gereksiz bir tablo bu. Hayır. Anne küpelerimi gördün mü, kaybettim. Neden gökten inip yere bakıp yürek yakıp, onları yazamadım mı ben? Yapma ya ne alaka? Ayıp ayıp. Utan sen de. Ondan mı dalgıçlar şeytan gibi görünüyor! Var. Bir adam var yeryüzünde. Konu onun düğünü de. Yoo… bana hiç öyle görünmedi. Görünmemekle alakalı. O kim ya! Bilmiyorum. A, o kuş bizim mi? Bilmem. Bana BUNU anlatma. İnançsız deme bana. Gelinlik de. Evet.


Su İle Kuyudan Susuzluk Çekmek

Hayatın vazgeçilmezlerinden biri olan sudan bahsederken iyi de su içmeye gelince beni bir düşünce alıyor. Su dünyada her an her yerde var. Tuzlu sularda yüzmek, kıyıda ellerini yıkamak, balık tutmak hep suya yakın olmakla ilgilidir. Su ne kadar hayata geri kazandırılırsa o kadar değerlidir ama bunun nedeni dünyanın ve vücudumuzun dörtte üçünün suyla kaplı olması değildir. Su buharlaşıp atmosfere karışırken neler oluyor diye düşündüğümde birden kendimi yer kabuğundan çıkmış bir damla suyun bitkilerin havayla etkileşimi dolayısıyla nereye kadar gittiğinden tutun da, yağmur bulutlarına kadar doğaya ... buluyorum. Bu boşluğu dolduracak bir kelime bulamıyorum. Ben doğaya hayran değilim, doğa gözlemleyicisi değilim, doğadan çok bilgi, az da olsa bir tebessüm bile taşımıyorum... yani ne demiş olabilirim? Bir insan noktalama işaretleri ile o kadar çok şey demiş olabilir de ondan! Suyla olan alakam da böyle. Sağlıklı su çok su içen sağlıklı olur demek değildir. Vücudumuz su üretmek için yağ, protein ve karbonhidratlardan mı faydalanıyor? Yediğimiz besinlerde de su var. FAKAT: Suyun faydaları bölgelere göre değişir de ondan! Böyle büyük bir bilgiyle sınırlı kalmak istemiyoruz. Su, kalite standartları yüksek insanların bir noktada 'içer misin' demeksizin aklına gelen ilk şeydir -ikramlık gibi değildir yani, su içiyorsundur ya da az su içiyorsundur, sofrada vardır ya da sofrada yoktur. İkramlık olan bazı içecekler de örneğin gazoz, meyve suyu, çay, çorba vs. su bulundurur. Bütün bunlardan bir miktar almak yeterli değil gibi görünür, su da içmek gerekir. Su insanın içini ferahlatır ve temizler. Susamış olmak çok güzel bir şey değildir, az su içiyorsun demek değildir, sanmıyorum -su iç! Bu tarz şeyler yerine daha az sorun olacak bir şeyler bul diyeceğim, yani diyeceğim o ki suyu belli bir sıkıntıyla, kötü bir sebeple içmeyi sevmiyorum. Bu bana 'su içerken bardağa üflemeyin' (buhari) lafını anımsatıyor. O nedenle düşünüyorum ama o nedenle yazmıyorum gerçi, onun gibi bir şey. İnsan nefes de alıyor. Su da içebilir. Su içmeyebilir de. Günümüzde su konusu bir yaşam standardı haline getirildi... bilemiyorum. Sen şunu şunu yapıyor olabilirsin ama 'su içiyor musun' gibi bir tarz var yani çok onaylamıyorum. Suyunu iç, sebebini sonucunu oku anla. Neden su ile kendini güzellik kraliçesi gibi görüyorsun da su içmesen de hayatın yaşanmasa da olur gibi? Büyük ihtimalle bu tarz şeyler herkese olmuyor. Ben ne yazık ki böyle biriyim. Hayata bir kum tanesi eklemektense kendi dengesini bulmaya çalışan biri. Su kanalları nedeniyle böyle biri değilim... öyle bir kitap okumuştum gerçi gerçi ne diyordu, notlarıma bakmam an meselesi. İstanbul'un nüfusu o kadar artmış ki artık dünyanın en büyük şehirleri arasında... 'Suyun suya kattıkları', 'Su ile gidilen su ile gelinen', 'Su içince su diyerek' Bunlar bana göre değil. Şu da öyle bir reklammış ki yani şimdi bunu da diyebilecek miyim? Yani o yüzden... okuyun. Su gibi aziz ol. Bir bardak su içsem ne suçluluk kalır ne bir şey. Şu konu su mu? Hayır. Ama su içiyorsun. Aklında tek bir düşünce olmaksızın, sadece o suyu... Neden? Şımarıklık dünyanın en korkunç şeyidir de ondan. Gerisinin lafı bile olmaz. Sanma ki 'su' olmaz.


Spastik Hastalığı

Beyin fonksiyonlarının tam çalışmadığı durumlarda kullanılan spastik kelimesi için bir araştırma yapmanızı öneriyorum. Beyinde tüm vücudu idare eden komutların yerine getirilmemesi durum da olabilir. Ben burada çok fazla detaya girmeyeceğim ama günümüzde çok rastlanan bir hastalık. Çok fazla detaya girip beynin hangi bölgesinde sorun olduğu belirlenmeksizin bu tip özürlü hastalar için bir arada kullanılır. Gazeteyi açıp, bir kızgınlık anında bir anda ağzınızdan kaçabilecek bir kelime olduğu için çok fazla dile dolandırılmaması önerilir... ne de olsa hastalık hastalığı çağrıştırır. Spastik -kas kasılmasının dış görünüme etki etmiş halidir. Hareket özgürlüğü kısıtlanmış kişilerde tanımlanmıştır. Kan uyuşmazlığı, kızamık, bazı ilaçların kullanımı gibi basit hastalıkların hamilelikte geçirilmiş olması buna sebebiyet verebilir. Doğumda oksijensiz kalma (bu sorunu ben de atlatmıştım) bir darbe alma (bunu yaşamadım çok şükür), beyinde zedelenmelere sebebiyet verebilir. Spastik çocukların eğitimi için atılacak adımlar aynı olsa da her bir çocuğun eğitimi için olağanüstü bir çaba harcayan sağlık çalışanları problemlerin çözümlerine ailelerle birlikte yönelirler. Hayatı gittikçe zorlaşan biri düşünüldüğünde erken tanının önemini bir kez daha düşünebiliriz. Onların otobüsü kullanmaları, basit ev ödevlerini yapmaları, yemeklerini yemeleri ailelerini sevindirmektedir çünkü onlar topluma kazandırıldığında bir ışık yanar. Bir kaç hastalığı bir arada yaşayanlar oldukça şanssız sayılır ama ümitlerini kırmadan doktor doktor gezseler de bazı rahatsızlıklar iyileşmez. Ne kadar az sorun yaşarlarsa topluma uyum sağlamaları o kadar kolay olacaktır. Her çocuk için farklı bir rehabilitasyon programı hazırlanır. Bir film vardı, özürlü bir çocuk fabrikada çalışıyordu, adı neydi, babam galiba... fabrikada basit işler yapmaya başlamıştı. Günlük yaşam egzersizleri nedir? Çocuk kendine yetebilecek mi? Bunlar evin içinde sağa sola çarpmadan yürüme, sokağa çıkınca kısa zamanda eve dönme, özürlü hastalarla bir arkadaşlık ilişkisi geliştirebilme gibi... yine de kulakları iyi duyuyor mu, göz sağlığı yerinde mi diye sık sık kontrol etmek gerekir. Konuşma bozuklukları hemen fark edilir. Koordine çalışmayan kaslar sürekli gözetim altında tutulmalıdır. Terapi tek çözüm gibi görülür. Ne yazık ki çok sık görülen yaygın bir hastalıktır. Nöroloji uzmanları bu durumu çok iyi bilirler. Ciddi müdahalelerle oturma kalkma bozuklukları düzeltilebilir. Cisimleri kavrama bırakma fonksiyonundaki bozukluk doğumu izleyen yıllarda ortaya çıkar. İnsan çok üzülüyor doğrusu... o kadar derin bir hastalıkla yıllarca uğraşmak çok zor olmuştur eminim. O aileler için yapılacak bir şey var mıdır? Filmlerde de olsa onları anlamak için dahi olmaya gerek yok! Biraz sevgi, biraz şefkatle bütün hayatlarını geçirebilirler. Onlara uzatılan eller mutlaka kendi ruh sağlıklarını da düşünmelidirler. Bu spastik kelimesini olur olmaz her yerde kullanmayın, çağrışımları çok boyutlu olarak insanda bir o kadar gereksiz his barındırıyor. Beyin normalde önemli bir organdır ve kendi fonksiyonlarını kendi idare der. Çok zor çok! Bir arkadaşımın kız kardeşi spastikti ve inanılmaz zorluklar çektiler sonra da yurt dışından gelen bir doktor çözüm olarak yatılı okumasını önerdi ve ben de spastiklere bakım sağlamaya karar verdim, gibi basit değil. Zor. Büyük maddi ve manevi destek lazım!


Mühim Olan Sağlık-Mış

Yaşlı olmak nasıl bir şeydir hep merak etmişimdir... yaşlılık o kadar da merak edilecek bir şey değil aslında. Bu iki cümle arasında sıkışıp kalmış hayatlarımız için yapılacak ne var diye bir kez daha sorduğumda aklıma hiçbir şey gelmiyor. Mesela sağlıklı beslenmek, mesela eve bir büyük televizyon daha almak, mesela hayatını deniz manzaralı bir evde geçirmek, mesela bir hizmetçi tutmak, temizlik işleriyle fazla uğraşmamak, mesela kaldırımda yürürken önüne bakmak, mesela haberleri açıp bütün gün haline şükretmek... bunlar her birimiz için geçerli koşullar ve sayılarla ifade edildiğinde kaç yaşında olursan ol, bu çemberde bir şeyler yaşıyorsundur. Köyde de olsam, eve küçük bir radyo mu alırdım? Belki bu da aynı şey... İnternetin başından ayrılmamak... o kas hastalığına karşı uyarıldığında, azıcık çıkıp yürüyüş yapmak niye sanıyorsunuz? Elbette bunlar hep yaşam standardımızı belli bir seviyede tutmak için. Bu tarz yazılar yerine daha çok ekonomi haberi mi okuyacaksınız, belki de o dönemde kendiniz bir dergi çıkarıyor olursunuz, şimdiden çalışmaya başlayın. Yeniden doğmak daha fazla mı önem kazandı, bunu da biraz burçları okuyup, azıcık da olsa hikaye kitabı karıştırıp bir kase patlamış mısırla geçiştirebilirsiniz ama ben şimdi tuzsuz mu yerim her şeyi, bilemiyorum. Bir yemeği de az tuzlu sevebilirsiniz. Emeklilik hazırlıklarına başladım gerçi ama çok fazla çalışmadım, belki hayatımın devamını daha fazla çalışarak geçirebilirim. Bu tarz şeyler düşünmek bana her zaman whatzupp mesajlarından daha anlamlı gelmiştir. Kedisiz yaşayamam doğrusu, kedimi yanıma almayı çok isterim. Bu tarz şeyleri sürekli konuştuğumuzda ne yazık ki hayatımıza hangi gerçekleri çektiğimizi bilemeyiz. Durduk yere kendisini yaşlandıran bir sinema sanatçısı gibi olmak istemezdim. Yazmak daha anlamlı ama ne yazık ki hiçbir şey düşünmeden yazdığım için 'parmaklarını yorma' diyecekler. Bu da çok komik değil ama belki bundan sonra daha fazla film izlerim! Neden? Yani yapmadığım bir şey arıyorum... aslında filmleri çok fazla sevmiyorum, film izlemeyi seviyorum. Belki bir bakımevimiz olur ve ben de orada kalırım... belki bir hobim olur yaşlanınca da yaparım. Yani siz böyle bir insan düşünemiyorsunuzdur. Aslında ben de düşünemiyorum... sanki yaşlılık nedir bilmeyen bir gezegende yaşıyorum ve o da uzaklarda bir kar tanesi kadar mı görünüyor? O kadar kafaya takmıyorum... Ben yaşlı olsam, beni ziyarete gelseler: bugün şunu yaptım, bu ara böyleyim falan derdim mesela. Ama sanmıyorum yaşlılar evine gidip ille de bunları konuşmak isteyeceğimi. Gerçi orada sahneler de var: çıkıp tiyatronuzu sergileyebilirsiniz! Çok teşekkür ediyorum. Biraz da korkuyorum... şaka bir yana hepimiz için belirlenmiş olan doğruların arasında hayatı tek başıma sonlandırmaktan. Aslında o kadar da korkunç değil yaşlılık... düşünecek olursan, her yaş benim için aynı değil mi? Mühim olan sağlık-mış. Her neyse, konu neymiş?

Covid Co-19

Kovid 19 haberleri izlemek haberleri izlemek gibi bir şey oldu. Ben mesela dünyanın sonu geliyor, canavarlar yeryüzüne inecek falan sandım ama ne yazık ki Covid 19 hastalığıymış. Dünyanın büyük sorunları arasında gündemimizden hiç düşmeyecek olan bu hastalıkla savaşmak için evde oturup tedbirli olmak lazım öncelikle. Tam bitti kurtulduk dedik, yeniden başladı ne yazık ki. Bu hastalık sadece dünyada var, bilmem insanlar bunun farkında mı? O kadar sağlıksız koşullarda yaşıyoruz ki artık, her yerde maske takıyoruz. Hastanelerin durumu içler acısı, yoğun bakım dolu, bütün odalar dolu ve hasta sayısı çok fazla. Dünyada olup evrende olmayan başka bir şey biliyor musunuz? Belki bütün mikroplar yerin dibine geçer de yok olurlar. Belki yakmak lazım bu mikropları ama mikrop da değiller ki virüsler. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın bunun için mi demişler yani? Anlayamıyorum. Covid 19 için söylenecek şeylerin başında daha önce de Covid vardı dünyada değil... bu farklı bir virüs çeşidi: herkesi ölümle tehdit eden bir bilinmez. Evrendeki her şeyi açıklayabilen bilim bunu açıklayamıyor. Genelleyicidir -bilim tek tek olguları değil, olgu türleri ile elde edilen sonuçları ifade eder. Buharlaştı uçtu mu bu aşılar, hayır, elbette hepsi yerli yerinde ama ne yazık ki sıvıların bulunduğu kabın şeklini alması gibi açıklanamayacak kadar zayıf, etkisiz ve sağlıksız bu virüs. Hayatta insanın başına böyle bir şey gelse eleştirilmez normalde ama bu kadar bilinçsizce başka insanların hastalığına sebebiyet vermek başka nasıl açıklanabilir? Travmatik olaylardan sonra, kaçış, yüzleşme, uzaklaşma ve de kendinle barışma olur. Olmuyor işte... sanki sürekli olarak hasta olsak da olmasak da Covid 19 ile yüzleşiyor gibi görünüyoruz hepimiz de! Çocuklar okulda yerine getirecekleri programları evde uygulamak zorunda kalıyor ve biz sürekli interneti olmayan çocukları düşünüyoruz. Bireysel potansiyellerin bu kadar hunharca yok edilmesine gerçekten de karşıyım. Çalışma prensiplerimiz tek bir raporla hiçe sayılıyor. Zeka, dengeleme, bilişsel (öğrenime yönelik) yapılar ve uyum, toplumdaki yerini evlerinde yalnız oturan, hayatları başkaları ve bilmedikleri bir virüs yüzünden sınırlandırılmış insanlara bıraktı. Bir bakın: nesilden nesile bilginin işlenmesinde Covid neredeyse, biz de oradayız! Çünkü Çin'de bir kişi hastaydı, böyle mi diyeceğiz şimdi? Şu dünyanın düzenine bir bakın. Bir kaptan bir diğer kaba su aktarır, zihinlerimizi koyar gibi sükunetimizi bile dökemiyoruz. Bu Covid denilen canavara karşı empati ve şefkat geliştirebilecek misin ki şimdi? Sadece özlemini çekerek sevgi iletişimi kurulur mu? Elimizde kitaplar yerine kulaktan dolma bilgiler ve hasta sayıları var. Fedakarlık çalışanların hayatının sömürülme derecesine taşındı ama... insanlar evlerine dönemiyor. Duygu ve düşüncelerim bireysel rollerimle tamamen zıt yönde bana cephe almış gibi! Bilinçsiz özdeşleşmeler gibi! ne o? Belki elimizde bir aşı var ve Covid olmamak için bu aşıyı olacağız. Çaresi var mı? Çaresi var mı çaresi? Yok. İnsan çok yönlüdür... iletişime ne verdiyse, onu geri alacaktır. Köprünün karşı tarafında Covid var ve yapılacak hiçbir şey yok. Herkese verilen bireysel bir görevi üstlenmiş olmak belki de korkunç bir şey ama yol ayrımlarında toplumun bütününün faydasını gözeten şeyler seçilir ve kalır. Öznel yorum ve anlayışlar bilimi azımsamaya başlarsa hiç de iyi olmaz. Tek seçim özgürlüğümüz vicdanımız! Kötü alışkanlıklardan vaz geçmek dinamik yaşam kaynakları etkileşimleri getirmesidir, etkinleşmesidir: bunları bir kez daha düşündüğümüzde belki de 3000 yıl sonrası olacak.


Deprem Filmi Mi?

İllüzyon -ist: Neymiş efendim şarkının içindeki sesin yoğunluğundan bana bir resim görünmüş, o da bana mı aitmiş canım, değilmiş. Neymiş peki, gelmişler gökten inmişler ama fotoğrafları ayrı bir hikaye anlatıyor, kendisi ayrı: acaba kim hangisini sahiplenecekmiş! Neymiş ne? O konu öyle olsa bütün şarkılar o ses yığını için çalarmış, sesler 'gök be gök' diyerek yükselir fakat bu bile yeni bir film bize gösterirmiş de, gerçek de olurmuş. Neymiş yani neredeymiş? Şimdi o filmlerden biri oynuyormuş da ondan bize artık ihtiyacı yokmuş. Neymiş tam olarak? O film değilmiş ki, sadece ses kütlesinde görününce kendi kaderi sanmış. İyi ne alaka kimmiş? Kimmiş kim! Onlar da çok merak etmiş. Neymiş yani, kiminmiş? Bilmem. O şarkı zaten yazılmamış. Niye yani kimmiş? Hiç öylesine, gerçekten o ses kütlesindekini oynamıyormuş ki sadece karakteri o filmdeki gibi berbat bir şeymiş. Neymiş yani? Yapay sesler doğada yoktur. O sesi toprağa gömemem anlıyor musun şimdi... ben sadece toprak ve gök arasındakilerle ilgiliyim. Evet doğada doğal sesler var. Hiç aklınız alıyor mu? Biraz. Şimdi biraz, evet... NEYMİŞ NE? Sonra o arada iki kitabım daha oldu ama başkasınınmış, o da okumuyormuş zaten. Bu şekilde iki üç kitap okudum. Bir iki sunum yazdım. Hiç onu da kimse okumadı. Her neyse, sigortalatın. Olsun, o gene de o adamın kitabıymış. Bu arada ses kütlesi kullanım alanlarını araştıracak gibiyim yine yani, niye? Belki bir konu varmış çünkü mesela o filmi yapmazsak seni öldürürüm, gibi. Yani iletişime geçebileceğin tek yaratığı bulup beni kaybet diye demek ki. Bunu ben kendim ayrıca dinliyorum. Bu yazıya mı güvenecektin? Dünya dememiz mi lazım? Hiç alakası var mı ki o yaratığın benim kitabımla? O da yani ayrıca anlatmana gerek yok diye... Ben şimdi anlatmıyor muydum yani?

Kentlerdeki ilişki ve iletişim ağlarının kentsel dinamikleri etkilediği yoğunluğun birbirine bağlılığı artırdı ve bunun da yenilikleri peşinde sürüklediği sonuç olarak kentsel gelişim dinamiklerini etkilediği görülmektedir. Yeniliklerin hızına yetişememek inovasyonun önemini kavrayamamak kentsel refah düzeyini istenilen seviyede tutmayı engelleyebilir. Son yıllarda kentsel gelişimin yavaşladığı endişesi açığa çıktı. kullan at modeli Sanayi ekonomisinde görülen materyalleri devasal atık bakışına sebebiyet verdiği dezavantajı ile değişik formlarda atıklar da olabiliyor. Katı atıklar çöp inşaat yıkım atıkları tehlikeli atıklar ve diğerleri. bu konuda güvenilir çok az veriye sahip olan...

Ben şimdi :dönüşüm, demeliyim. Böcek. Şimdi karede böcek var. Hiç haber yok mu haber, sağ ol pek ihtiyacım yok. Adam zaten oralarda. Niye bak bu film gibi, belki bulursun. Ha ha ha ha... Amma seveni varmış: BİZMİŞİZ! İyi, bunu araştırmalıyım... onu ise bulmalı. İyi hadi bulursun inşallah bir konu da yazarsın. Bu çünkü böyle yaratıcı tıkanıklık eseriymiş... neden ki, ne gerek varmış, harbiden ne gerek varmış. Sizin ama öyleymiş. İzlemişsin filmlerini mi ne!!! Çok komiksiniz, gerçekten. Kalsın. Ben oynamıyorum. Hiç sevmedim zaten... niye yazmadan kafamda görünsün ki kitap, ayrıca görünmese ne olur. Ama bak şimdi göremeyeceksin adamı! Görsem ne olacak anlamadım zaten... olmaz olsun öyle film.

Canavarlar: Dünyayı kurtarmalıyız! Boş ver ya... çok da mümkün değil.



Ben: Umarım sorun çıkmaz.

Olsun ama bizmişiz.

Ben: YARDIM EDİN... YARDIM EDİN BİZE!

Bir İpucu -Fransızca!

Şimdi: Ben Fransızca bilmiyorum, Fransızca konuşuyor, ben üniversitedeyim, lisede ama, ben işe girdim çalışacağım, kendisi ünlü biri... şarkı ise, hiç dinlemedim ama bir şey yazdım, o konu gene böyle... neredeymiş diyorum, açıyorum Youtube'u, neredesin diyor şarkı Fransızca ama Türkçesi için çevirmeni açıyorum, neymiş diyorum, bir yazı yazıyorum. Adamın kitabıymış, kitabı! Sonra yeni bir şarkı çıkıyor: nereliysem oralıyım diyor, şimdi bulduğum şarkı. İnanılmaz bir uyum var burada... sorular açık fakat cevaplar şarkı değil ne yazık ki! Ya olamaz ya, olamaz böyle bir şey anlamıyorsunuz işte. Papa (baba, o, ululuk, yücelik...) nerede diyor, ben nereliysem oradayım diyor şimdi -aman efendim bu Youtube mu? Beni ilgilendirmez anlıyor musun gene de. Japonca mı? Niye? Burada fısıldaşan bir halt sanıyor kendisini, buna hiç bir inançlı insan kendini kaptırmasın lütfen. HANGİ ŞARKIYI AÇSAM BANA BİR ŞEY DEMEZ Kİ? O da benim kendi şarkımmış. Ulusal, dünya turnesi, tüm dillerde bilmem ne, ne teklif ederse kabul etmeler, o kadar çok sevmeler ayrılamamalar... bunlar da yalan.

Daha Sonra: Kandinsky köln konferansında içeriğin soğuk renklerle ortaya konulmasının trajedinin kendine en yüksek soğukluk içinde saklanmasına bağlıyor. Yine de en yüksek soğukluk renkler söz konusu olduğunda en yüksek trajedi midir? Bu ruh hali ile yaptığı resimlerin devamında buna benzer bir dünyanın kapılarını aşacağı yada açacağı hissine kapıldığını söylüyor. Merly Streep oyunculuk eğitimi alırken en zor rollere yıllarca hazırlanmanın yanısıra (korkunç sahnelerin ardından gelebilecek olası her izlenime karşı kendilerini hazırlıklı tutmak için) basit ve doğal konularla rollerine başlamayı tercih ettiklerine değiniyor -örneğin bir şeker alabilir miyim... çayımı... gibi basit bir şeyi aklına getirip daha sonra bir savaş sahnesi çektiklerini değiniyor. Resimsel algılamalar da ise aynı temaları ele almak bir güç gösterisi gibi geliyor ressama. Üsluplaşmış biçim tehlikesi yaşayamayacak kadar zayıf biçimleri ele alır, onlar hemen yok olurlar -dekoratif biçim tehlikesi bu tür biçimler dışsal bir güzellik sunarlar içsel anlamda hiçbir ifadeleri yoktur -deneysel biçim tehlikesi deneysel ile ortaya çıkar ancak sezgiden yoksun oldukları için yapmacıklık taşırlar. Ressam kendisini defalarca umutsuzluğa sürükleyen aynı olgunlukla kendi biçimsel öğesini atacaktı. sanatçının kendi hedefini dahi anlayamadığına değinildi. Hiçbir eğitim bunu açıklayamaz. İnsanların ruh hallerini resimlemek istemiyordu. Bütün bunlardan da çok ilgili olmasa da Atatürk'ün neden her konuşmasına 'söylediklerini farklı dillere tercüme edecek kişiler olup olmadığını sorarak' başlamasını anlayabiliriz.



O kadar mutluyum ki... resim yapıyorum! İyi de niye çorba yapmıyorum -televizyonmuş ama. İstemiyorum. İstemiyoruz biz. Teşekkürler.



Kaç dil biliyorsun? Neyse gerek yok. Otur bakalım. Sana bir çevirmen işi buldum falan demiyorlar mı? Olabilir. Dayak her dilde dayak ama... çok sevmiyorum.


Yıldırım Konferansı?

Türk marşı 1783... Mozart? Wolfgang Amadeus Mozart! Kendisi gibi tek bir nota basmamış olanların dünyasındayız ve ONA Mozrt diyoruz. Onun için konu o kadar eşsiz olmak değilmiş ki, o notalara basmış. Orada, tamam buna iki kişilik şato dedik şimdi adı da gerçek aşk. INTERNETTE VARMIŞ! Yani, mesela bütün internet bana bir şey anlatıyor ve ben de anlıyor gibiyim... neymiş yani, varmış bir uyum, bende de varmış. Bir varmış bir yokmuş, herkes aynı notaları okusa konu neymiş, herkesin şarkısı özelmiş ve konu gene de buymuş. Ama yağmur yağmış!!! Yıldırım aşkıymış bu -tam yağmurun yağdığı yerde var mıymış ki? Yıldırım niye ağaca düşer? Boş arazide bir yükseklik olunca, ağaç gibi... onu çarpıyormuş. Bulutlar da aynı pil gibi, üstü pozitif yüklü altı negatif yüklü ama ne yazık ki konser bu anlamda iptal olmuş. Yine de bir elektrik boşaltımı olunca da yıldırım söz konusu olmuş. Şimşek olsa neyse! O aynı elektrik boşalımı ışık olsaymış, adı şimşek olurmuş. Yıldırım ise gök gürültüsü ve şimşekten oluştuğu için beni hep korkutmuştur. Negatif yüklü bulut ve pozitif yüklü yer... doğru orantılı olarak bir artış gösteriyormuş ve aradaki gerilim arttıkça havanın delinmesiyle oluşan boşlukta buluttan toprağa ve topraktan buluta deşarj başlarsa Kızılderililer buna ne isim verirdi? Ben de bunu merak etmişim. Her saniye bir yerlerde şimşek çakıyor, sen şimdi onları mı takip edecektin? Bu şekilde ölme riski çok düşük bir risktir... nitrojen ise bilinen bir faydasıdır. Fakat nitrojeni çok iyi bilmiyormuşum!!!

Tam o sırada siz: Nitrojen ile ilgili şakalar yapalım, espriler yapalım, nitrojen çok kafa bir şeydir, nitrojen bizim farkımızdır.

Bu açıdan siz: Gitmedim mi konsere, yoo iptal oldu!

O açıdan siz de: Sağ ol. Çok meşguldüm, seni hiç arayamadım.

Ne açıdan siz: Mozart da mı dinlemedin hiç?

Bir başka yaratık: Burada siz de varsınız. Burada siz de varsınız.

Bir diğer varlık: Sen anlamazsın. Sus şimdi... senin ne anladığını ben bilirim. Ben bilemem.

Bir açıdan bizler: Güzel müzik.

Biri bizimle arkadaş olmak istiyor ama sadece benimle arkadaş olacakmış. Öff!!! Çok sıkıcı.

Biri sizinle çalışmak istiyor ama sadece bize izletecekmiş: Öff!!! Korkunç. Çok sıkıcı.

Ne peki? Sadece müzik mi?

Yazıklar olsun. Yıldırım da şans mı...

Bunlar dip not gibi her yazıya giriyor artık, bu benim tarzım canım, şansım yok ve şan dersi almadım. Birazdan çayı demleyeceğim, sıcak marmelatlı çörek yapacağım, elimdeki kitabı hiç bırakmadığım bir köşede oturacağım ve siz bunları mı anlatacağım sanıyordunuz peki? Işık parlaklığını hiç yitirmedi, bütün yıl aklımdaydı, o anda sanki bütün dünya geride kaldı ve sadece bir ışık vardı, o konudan haberdar değilim ama sokağa çıksaydık da konu yani aynıydı: ıslanmamak. Yağmurun bir rengi vardı. Yağmuru sevmemin bir nedeni vardı anlıyor musun hiç? Yağmur için en güzel günler yağmurlu günlerdir denildi. Yağmur için bereket denildi. Yağmurda çamura battıysam bu yağmurun suçuydu. Yağmur biraz ıslanmama bile gök boşaldı dedi. Yağmur artık beklenen bir doğa olayıydı. Yağmur henüz bir felakete dönüşmemişti. Yağmurluklarımızın hepsi de özgüvenli ve sevimliydi. Yağmursuz geçen tek bir günüm olmadı.

Ama yıldırım çaktı! Ay pardın şimşek... Buna yeryüzünde bir kişi bile gülmedi biliyor musunuz? Siz anlamazsınız. Varsa yoksa dalga geçersiniz. O da Mozart'tı.



Arı Maya Disco’da

Arkadaşları: Ülkede milyarlarca insan yaşıyor gibiymiş... kitap bitmiş bana tekrar sormuşlar; bu durumda aklın fikrin o adamdaysa nereden bildin benim de bir sevgilim olacağını, dedi! Dünyada bu cümleyi kurmak bile yasaktı mesela, saadet dilemek. Sen de karşında birini gördün, ay dedin inşallah aklı kendi başındadır. Ne alaka yani hiç! Onlar gökyüzüne falan inanmıyorlarmış. Sen de mutluluklar dilemesen başına üşüşmezlermiş. Hiç öylesine aklından geçirmişsin ama gerçekten de konu neymiş? Benim hiç değilse konu neymiş!!! Beni sonsuza kadar suçlamışlar... demiş ki, sizi belki de başka bir yaratık davet etti. Çünkü artık konu ben de değilmişim, biz de. Sadece amaç beni rezil kendisini vezir etmekmiş. En gereksiz soruyu kesin o sormuş. İyi ya yokmuş bir konu. Konu olmadığı için de bir konu varmış gibi olmuş. Milyarlarca insan ve biz de! Kendisini ne sanmış hayvan? Bu konu hiç kapanmasaymış belki kendisini insan olarak kanıtlayabilir gibi hissetmiş. Ben düğün listesi yapacaktım ama bu şimdi suç ve suçluluk kitabı. Sevgilisi dünyada diye kızmış ve beni cezalandırmış. Bu kadar kepazelik nasıl bir programa dönüşmüş ki? O kadar maymunu aynı odaya koysan iki gün sonra gazeteye çıkar, biz niye çıkmayalımmış? Mayalı poğaça tarifi. Belki maymunmuş. En zor kitabı bana vermiş, kesin çünkü onunmuş. Oysa ormanlar çeşit çeşitmiş ve her bir ağaç bu çeşitliliği gösterse de her bir orman bu çeşitliliği... her neyse, o kadar kıskanmış ki, bana eziyet etmeye karar vermiş. Kar ne zaman yağacak? Bu bizi sonsuza kadar oyalarmış, olurmuş bitermiş. Bu durumda çenemi kapatırsam bu sorun bende sanılmazmış! Belki akrabasıymış. Her neyse, o düğün de olursa beni çağıracakmış. Zaten en kötü görüntüsü bile bu isyanı bastırırmış. Kalbi kırılırsa beni affedermiş. Zaten ayvayı yemiş. En iyi arkadaşın ise seni yemeğe çıkarmak istiyormuş. Sıradan bir gün müymüş? Bu durumda biri mutlaka bir probleme parmak basarmış. Artık yeterince üzgün olmamayı öğrenmiş miyim? Neyse neymiş, olacağı varsa dünyada böyle bile olurmuş. Bu durumda yolu şaşırmış, bize uğramış.

Kendisi de: Baba akşam disco'da olacağız...

AMAN TANRIM! BEN NE DEDİM...

Bir dost: Bir sevdiğin var mı?
Ben: Hayır yok. Var aslında... neyse işte, o evet!

Ben evet, yani bir insanın bir amacı olur diyeceksin: İş! Ne işi? Ne işin var orada?
Ama bizi hepimizi davet ettiler? Kim davet etti?
Misafirler oradan evlerine geçeceklermiş: düğün 40 gün 40 gece mi sürdü? diyorlar bana.
Bu sorun hallolamayacak bir şey miymiş? Şart mı Disco'ya gitmek?
Hayır.
İyi. Annene sor...
Annem izin verdi.
İyi peki.

Neyse işte, kimse yoktu.

Eve döner.
Ödevim var. Yorgunum. Ödevim var. Yorgunum. Ödevim var yorgunum.

Onlar şimdi bize kitap oku mu diyorlar?
Hayır.

Bir kahve içelim...
Okul müsameresi olacakmış.
TV'de konu hafife alınmış.
Sen hiç kitap okumaz mısın denilmiş.

Konu ne? BİR İŞ. SEVMEK.

Ne alaka anlamadım. Yarış atı alacakmış bana...
İyi. Siz bilirsiniz.

Taşınıyoruz bu şehirden.
İyi olur.


Git kendin oku!!!

Sen şimdi neye hayır dedin?



Baba? Baba?

He, yok bir şey. Onların Disco'su var. Mutsuz. Zengin.

Kıs şu müziği... demez ama asla. Siz biraz karıştırdınız:)

Kapı çalıyormuş.

Dublaj Konu-su

Benim aklıma bir şey getirmiş, kitap ya da bir şey... yazıyorum, paylaşıyorum: şurada şeytan de aynı şey! Yani bana bu açıdan ne diyecekmişsin?
Onlar da bu şekilde şeytanın bildiği kitabı mı bana dönüp anlatacaklarmış. Kitap zaten benimmiş. Sana ne şarkıymış. Ne istersem onu düşünürmüşüm.
Bu şekilde olmuyor dublajlar... dublaj ciddi bir iş. Dublaj için konuşması düzgün ve eğitimli (seslendirme) sanatçılar, ses geçirmeyen bir oda, stüdyo ve kasetler oluyor. Böyle havada olmuyor. Çok şeker bir meslek gerçekten, bir kere aç kalmazsın, eminim. Ayrıca o kadar çok film, çizgi film ve reklam işi oluyor ki derken ne demek istiyoruz? Mesela hiç kesemeden kaç saat konuşup emek veriliyor o çalışmalara. Önceden hiç prova yapıp çalışıyorlar mı? Bunları hiç bilmeyen birinin bile düşünebildiği bir ülkede, bu konuda eğitim almak istesen tek tuşla yanında numarası ve de bedava bile olabilecekken konu ne? Bir konusu var mı filmin? Pratikte uygulanabilir bir konusu olmasından çok, konuşmaların üstüne sesler yerleştirilmiş ama nece? Amacı neymiş filmiş... Türkçe altyazı yazmak mı, demek ki başka bir dilde. Stüdyoların içindeki ses geçirmez süngerler var ya, oradan mı tanıyorsunuz beni şimdi? Hayır. Aslında normalde kataloglar oluyor, oradan bakıp ses CD'sinden dinleyip seçebilmeniz lazım. Ben o şirketlerden birine kayıtlı değilim. Bu konu öyle olsa: belki buydu işim... o yüzden de değil. Dublaj sanatçılarının ellerinde kağıtlarla provalar yaptıklarına hiç tanık olmadım, genellikle hemen okumaya başlıyorlar... durum stüdyoda bu ama metinler kendilerine önceden teslim edilirse de elbette okuyorlardır. O konu var ya ne? O. Evet. O. Üç bin kes eminim sessizdir dediğim yeri dünyaya indiren adam. Dünyaya ben mi indim sandın? O bölüm olduğu gibi başka yaratıklar... dublaj sanatçısı ne yapabilir bu konuda? Hiç. İyi. Demek ki o yüzden de filmler yapılıyor olabilir. Bütün bunları değilse de dublajı yapılan sesi filmin üstüne yerleştirmek ise başka bir uzmanlıkmış. Yani evde olacak basit ses kayıtlarını bunların dışında tutuyorum, öyle mi? Sanatçımız kulaklığını taktı, sesini dışarıdan da kulaklıkla duyabiliyorlar... içeride bir mikrofon var. Belki de uzay gemisi gibiymiş. Bir film izleyeceğiz, burnumuzdan geldi. Niye? Dublaja çağırdılar. Öyle mi? Belki de doktormuş. O şekilde mi metinler geçiyor elinize? Hayır. Ama biz evde öyle izliyoruz. Bu kadarcık da olsa bir dengesi olurdu eskiden filmlerin. Gene vardır umarım. Dünyada neler oluyor diyebileceğimiz tek nokta olduğu için dublaj, konuyu anlamaya çalışabilirim. Aksi durumda zaten hiç anlamadığım bir filmden ayrıca bir şey anlamıyorum! Bizim eve sünger döşeyeceğinize gidin bir dublaj nedir araştırın. Köy yeri, açık hava... açık havada da bazen kayıt alınıyor ama ses çok kaliteli olmayabilir. Kapalı mekanlarda ise bazen sesi direk kaydetmiş olabilirler... tabii o kadarını bilemiyorum demek oluyor. Bol şans. Sesini nereden aldın? Aynen oraya gidiyor...
Bütün bunlar olmasaydı; o konu o. Anladım. O adam. Tamam, derdim... ama şu anda konu neymiş? Eee, o da benim kendi içses yalıtımımmış. Bütün evreni arasan: BULAMAZSIN. Neymiş? Telefonu sessize almış. Tam o sırada konu telefonu sessize almak değil miymiş? Konu gerçekten de ne anlamadım ama okudum diyebilir tabii sanatçı ama biraz fikri olsa fena olmazmış. O ne saçma huri, ne tuhaf cin! Belki de sesine bilgisayardan bir ayar yapılmış. Ama ne vakit kaybı: gece yarısı dublaj. Ne alaka anlayamadım:) Kelimeler ağıza oturmuyormuş. Tüh. O kadar da önemli değilmiş.


Trilyardr Sanmam

Dünyada nasıl bilgi göreceli bir kavram, ekonomi de başlı başına ayrı bir gündem, apayrı bir etkileşim şekli var mesela, o onu etkiliyor, o onu! Ha ha ha... Son dakika bir gelişme oluyor bütün tablo etkileniyor. Asla bireysel olarak ifade edilemeyecek bir yerde duruyor, terminoloji olarak. Hayatın içindeki yeri ise, ödemeler yapıldı mı, otomobil almak için belirli bir bütçe planın var mı, bu ara ne tip markalar revaçta, dünyada neredeyiz, konuyla ilgili açıklamalarda bir çalışma paketi var mı gibi sadece haber gündemlerinde bulabileceğimiz bazı ekonomi konuları. Biz de yani hiç parasız sokağa çıkma, bizim kasabın bu zamlardan haberi var mı, o alanda yapacak bir şey var mı gibi boş boş konuşurken ister istemez ekonominin kenarından geçmişizdir. O konu da ne olabilir, çok da kaptırma kendini vergilere, sigortalara. Ama bizim hayatımız öyle mi? Değil elbette. Mesela bizim buğday depolarımız falan yok, dedemin bir lafı var 'sen beni ... Bankası müdürü mü sandın' başka bir veri yok elimizde. Ortada bir yılbaşı programı var diyelim ki. Bu yazıyı herkese sunup ne yapabilirsin, Tweeter neden aslında bir canavar değil ama gene de konuyla ilgili sembolik bir dur tabelası? O konu öyle iki fotoğrafla geçiştirilecek bir konu değil. Ağaçların ışıkları yanıp yanıp sönecek ama biz en güzel süsleri görememiş olacağız, bitecek. Hayırlısıyla inşallah öyle olacak! Yılbaşında hangi şirketler birleşmiş haberleri izleyen tipler vardır ya, öyle olmak istemiyorum. Doğru. Tombala ise konuyu yeterince açıklıyor, oynuyoruz. Yılbaşında sen bana 3. el araba alsan bile sevinirim... haydaaa! İndirimleri seviyorum ama hiç bir indirim kuponum olmadı. Televizyonda bir program vardı, sırf bu konu. Burada dört yıl 'niye burada balık yok' dedim, halbuki şimdi bütün ülkeye balık dağıtıyorlar buradan... şimdi yani ben ne alaka? Yani ben aç değil açıkta değilim çok şükür. Bilmiyorum mesela bu nasıl anlatılır. Bu nedenle göklere uçacak olsaydım ki göklere uçacak olsaydım... uçabilirdim kendim. Bu kadar haberi filmlerden ya da hayatın sille yemiş bir film karesinden almaya alışık olmadığım gibi, tercih de etmiyorum. Mücevherler ise 'teşekkür ederim, ben almayayım' demek gibi bir şey sanki. Olabilir! Ekonomi öyle mi ama? Değil. Adam dünyanın en pahalı koyununa ödediği parayla istese 25 yıllığına beni işe alır ama ben koyun bakamam. En optimist konuşmalar reklamlarda var, o da bize en küçük bir rol vermiyor, sadece markete gidiyoruz. Bu ne yani paranın değerini açıklar gibi bir tavırla kendinden o kadar emin olmak ne? Hiç. Böyle saçma sapan bir yazı bile daha anlamlı. Yardımlaşmak bu kara kolay mı? Yoksa biraz da olsa insanın kendi vicdanına ihtiyacı mı var? Oysa üstümüze şıp şıp sular damlıyor. Eski deri parçalarından yaptığım kumbaranın içinde bir kuruş yok. Adımını atsan ekonomiyi etkiliyor. Kaptırdın, hepsini başkasına kaptırdın:) Sistem belki biraz değişti, hava kirliliği korkutucu boyutlara geldi. Aşk mı? Şöyle bir kelime bak -Karadeniz Levreği. Ne peki? Bilmiyorum, gemiyle dünya turuna çıkmışlar, bu yüzden galiba. Tarzımı hiçbir konuda değiştirmedim ama şu da yani bambaşka bir edebiyat kolu, ne yapabilirim? Alamıyoruz. Ekonomi haberi? Onu alıyoruz. Trilyardr

Her Namazda Film

Namaz en kutsal ibadettir. Filmlerde görmek, adını duymak ya da konuyla ilgili az çok fikir sahibi olmak: hiçbir şey ifade etmez. Sadece kendin adına bir karar alır ve o saatteki namazını kılarsın. Namazda Allah ile bir saadet vardır, bir huzur vardır... görevini yerine getirmek ile Allah'a seslenmek arasında bir yerde dik bir duruş vardır ama bunu hayatın içinde tanımlayamazsın. Namazda her bir peygambere tek tek saygı duymuş olmak vardır. Namaz bazı konuları kitaptan kavramış olmak gibi değildir, kitaba iman etmiş olmaktır. Namazı çok doğru kılamayan biri de bunları yaşayabilir ama sonuçta ne olursa olsun doğru kılmak için Allah'a verilmiş bir söz vardır. Bu açıdan nedir, ben de bugün bir filmde izledim, bayanlar namaz kılıyorlardı. Evet! Namaz öyledir... kitaptaki gibi -yapma, etme, eyleme denilen hitaplardan hiçbiri yoktur ve sadece dua ile ibadet etmek vardır. Bir öğüt alınacaksa o da namazı doğru kılmaktır. Sabaha kadar aynı enerjiyle ayakta durmaktır. Benim için saat kaçta kılınırsa kılınsın güne başlamaktır. Namaz ne olursa olsun bölünmez, tamamlanır... ama namaz kılan kişiye karşı saygılı olmak adettendir. Bazen insanlar şöyle diyor -ben bir kez kitabımı okudum, muradıma erdim. Olabilir ama bu hayatın bütününe bakılacak konu mudur? Hayatın bütününde okumak da vardır, namaz kılmak da, dua etmek de... bunlar insanın içinden gelir yapar. Allah herkesi mutlaka doğru yola eriştirir. Bunu hiç aklıma getirmemişken ben gidip kendim namaz kitabı almıştım. Olabiliyor bunlar. Zor değil. Sadece pek fazla konu edilmiyor. İnsanlar dua okumak için bir araya gelip toplanıyorlar ama namaz kılmak için toplanmak sadece camide olur diye biliyorum. Camiler çok güzel, ne kadar bakımlı olduğundan çok orada bulunma nedenini insan kendisi idrak ediyor. Bir sessizlik var. Halılar var tertemiz. Hoca var. Namaz kılan insanlar var. Bu budur. Bütün gün namaza yetişmeye çalışan insanlar vardır. Namaz kılan kişiye 'Allah kabul etsin' denir. Namaz için özel elbiseler vardır. Ne kadar namaz hakkında konuşursan benim için o kadar anlamsız olabilir. Gerçekten de namazı kıldıracak bir hoca lazımdır. Bazen böyle bir film de bize bunları düşündürebiliyor... insanın aklı neredeyse oradadır. Hayatın gereklilikleri arasına binlerce şey katmamaya çalışıp ibadetlerinizi yerine getirmenizi diliyorum. Gerçekten de hayat o kadar karmaşık değil. Bu kadar kolay değil... bu şimdi ne olur, biri bu konuda film yazar. Bana en küçük bir faydası var mı? Hayır. Yine de bundan daha aşağılara atılmak istemezsin. İnsanın evindeki her dakika o anı bekleyerek geçer. İnsan her gün anne babası için af dilemiş olur. Bu burada budur ama hayatta konuşarak anlam kazanan bir konu değildir -yani işe gidip ne dersen onu yaptıracağın bazı toplantı konuşmalarından daha gereksiz zannedilmesine izin vermemeni diliyorum. Bu konuda insan sadece kendisine yardım edebilir. Tek bir yardımcısı yoktur... Güzel filmdi, ne diyim? İnsan dilerse bütün namaz borçlarını tamamlar... Sevilerimle. Saygılarımla.

Nezaketen Keten

Protokol iletişimde, resmi törenlerde, yazışmalarda, görüşmelerde ve tüm gelenek ve göreneklerde davranış biçimlerini ve iletişim şeklini belirler. Protokole uyulmadığında büyük felaketler olmaz. Bazen sanatçılar ünlü olmadan evvel davet edildikleri bir yerde hiç yemedikleri bir yemeği yerken ne kadar zorlandıklarını gülerek anlatırlar. Nezaket nerede baş gösterdiyse oradadır. Belli bir konuda sessizliği korumak adına hassasiyet gösteremeyen insanlar ile protokol kurallarını harfiyen yerine getirememiş kişiler arasında dağlar kadar fark vardır. Protokol konusunda insanı eğitmek mümkündür ama nezaket belli durumlar karşısında ortaya çıkmaz, ya vardır ya da yoktur. Yani nezaket kuralları derken ne demek istiyoruz lütfen iyi düşünün. Bir insanı evde tek başınayken çoraplarıyla geziyor diye yargılamak gibi bir şey olmadığı gibi bu tarz bir ahlak anlayışının dünyada yeri yoktur. Oysa bir kurum bu tarz bir tanıtım filmi yapabilir, bu onların bu onurunu koruyan kurallara riayet etmedikleri anlamını taşımaz. Protokol kuralları ülkeden ülkeye göre de değişir. Farklı mevkilerden kişilerin uymak zorunda oldukları aynı protokol kuralları onların her birinin iletişimini belirlediği gibi toplumda da uyulması gereken bazı kurallar toplumun eğitim seviyesini ve geleceğe dönük yatırımlarını şekillendirir. Filmlerde bazen protokol kurallarının en yanlış anlaşılmış halleri görülür, bunu dile getirmek için bile protokol nedir bilmek gerekir Vahşi kabileler de misafir ağırlamaktadırlar ama henüz diplomasi tarihteki yerini bile almamıştır. Karşılama ve uğurlama törenlerinde erkekler sıraya girer ve bayanlar girmez gibi bir kuralı pratikte uygulamak için belki tek geçerli alan oturup protokol ve görgü kurallarını okumaktır. En cahil insanın bile başına gelmeyecek olayları sıralamakla en cahil insanın başına gelecek olayları sıralamak arasında da uçurumlar vardır. İnsanlar belli bir seyirci kitlesine hitap ettiğini unuttuğunda dağlar yerinden oynamaz diyemiyorum ama protokolün daha sade geçerlilik alanları vardır. Biz de törene katıldık ama orada uçurtma şenliği havası vardı... biz de yemek yedik ama çatallarımız masanın ortasındaydı falan derken neyin arkasına saklandığımız çok önemlidir. 'İyi günler' dilemeyen bir toplum düşünebiliyor musunuz? Ben düşünemiyorum doğrusu... Hoşgörü de sınırları olan bir kavramdır. Belli bir görüş alanında kabul edilebilir karşı görüşlerle karşılaşıldığında kendi görüşüyle aynı ölçüde anlayışlı olabilmektir. Belki bunların resmi tanımları daha kapsamlıdır... o kadar da önemli değil. Sevilen biri olmak için her şeye uyum sağlamak dünyanın neresinde görülmüş ya da hiç uyumsuz insan var mı ki? Bunlar gerçekten de bazı kuralların yozlaştırılmaması adına önem taşıyor benim için -yani kurallara uyum sağlamakla kuralsızlığa uyum sağlamak arasında zaten uçurumlar vardır. İnsan özgürce yazabilir ama konuşurken çok daha az ve öz konuşur. Her şeyi birbirine karıştırmamak ise basit bir sözlüğün bile anlatabileceği bir evrendir. Protokolde insanlar yargılanmaz, kınanmaz. Tanıştırmada protokol var mıdır? Sözlükte yoktur! Tamam o zaman, kavgadan sonra selamlaşma kurallarını uygulayalım... belki bu sizi biraz güldürür.

Alkolsüz Yaşama Geçiş

Alkol alınan bir yerdeydi... hani şu haftada bir zorla davet edildiği için gittiği yerlerden biri. Gerçekten de haftada bir ya içer ya da içmezdi. Davet etmek, davet kabul etmek nedir sanki böyle öğrendi. Elinde bir kadeh varsa onu döküp ziyan etmemekten başka bir şey düşünmezdi. Aklında sadece içki yoktu, alkol vardı, alkolü sevenler, içip içip kuduranlar, delirenler... sanki başı dönüyormuş gibi bir tablonun içinde dünyanın derdi, dünyanın yükü, dünyanın tanıdığı tanımadığı her yüzü resimlerin içinden kendisiyle konuşup bir hikaye anlattı ama konu sadece alkoldü. Kendi düğününde de içmeyecek değildi ya. Hangi alkol sarhoş etmezdi? Kendine gelince namaz da kılardı ama o an bir yoga teklifi aldı ve reddedemedi çünkü aksi durumda bacakları tutmazdı. Polise yakalanmamak aklının ucundan da mı geçmedi. Her şeyin bir ayarı varsa neden kadehte durduğu gibi durmuyordu. Alkol yerine şarkı, şarkı yerine müessese, müessese yerine yeni açılan bir park kondu. Aslında alkol almasa da olurdu diye kendisine başka sarhoş ediciler tanıtıldı. Bazı şeyler hiç konuşulmasa da olurdu ya, o konu kesin alkoldü. Bir kadeh alkolün yerine iki tencere makarnayı koyup adına aile denildi. Alkol bütün hayatını ele geçirmiş gibi sahte bir sahne kendi hayatında yurt dışına devroldu. Gerçekten de sarhoş olmazdı, uykusu gelirdi ama sarhoş olup sapıtmazdı. Dans etmeyi çok severdi ama neden acaba, yoksa çok mu içmişti? Bu çemberin kendi etrafında döndüğünü kimseye anlatamadı, ne kadar da masumdu programlar, filmler, kırk yıllık mevzuların televizyon ekranlarına taşınması, demek alkol reklamları yasaklandı. Neden? Sanki dünyada başka bir şey olduğu vardı. Kendisine geldiğinde bütün hayat planı çizilmişti... elindeki kadehin içinde kim bilir kaç kişi dans ediyordu? Kaç kişi hasta olmaktansa içerim dedi. Kaç kişi fotoğrafına çok benziyor şu bardaki şişe dedi. İnsan ailesini de mi tanıyamadı canım, bunu kesin başka biri dedi. Bütün şarkı kıyameti anlattı ama bir kişi bile derdimi duymadı. Ne varsa o şarkılarda vardı, bir anda binlerce şarkı çaldı. İnternetin elbette her şeyin kısacık bir anda olması anlamında bir suçu yoktu. Şimdi bu çok mistik bir şey gibi anlatılacak mıydı? Anlatılmasa ne olurdu ki, korktuğun başına geldi -sanki herkes alkol komasındaydı. Kimse birbirini duymuyordu, müzik yüksekti falan deseniz anlarım. Değildi... elindeki kadehle barışamamış insanlar kümesi gibiydi. Bir kadeh, üç kadeh, o kadar önemli değildi... yani şu konu nasıl olur da açılır? Şu konu nasıl olur da kapanmak bilmez? Alkolikler derneğine git daha iyi, o ne saçma bir ilişkiydi. Alkolün de o kadar suçu yoktu -hayat ne yazık ki: ben almasam da olur, denilen bir kadehlik düşüncenin arasına sıkıştı ve bir daha oradan hiç çıkamadı. Bunun aksi de anlatıldı ama bu hata yapıldı ve sürekli bu hata yapıldı. Gökyüzüne bak bari, salak olma, bana bakma sen ben sarhoş olmam ama şuracıkta ölsem gitsem gene de geri dönemem inanmasam. İçki de olsa bir konu vardı: alkol gibi bir kelimeye sığacak mıydı konu, sığmayacak mıydı? Giden gitti. Kalan kaldı. Eminim onların da bir bildiği vardı ama ne yazık ki bize bunu alkol bile ispatlayamazdı. Bunları bir alkol içmeye son verme konuşması takip etti: sevgilimi elindeki kadeh sandı. Olsun. O da insandı. O da neydi? Herkese ikram edildi mi... hayır. Herkes gitti kendisi aldı. Dünya mı dedin? Alkol benim düşmanımdı. Bunları dinleyeceğine, bir kadeh içmeye karar verdi. Aslında bırakabilirdi... Çok sıkıcıydı. Bir kadeh daha alır mısınız? Hayır. Teşekkürler. Anladım. Paramız yoktu. Yok yok, vardı.


Bir Yandan Spor

Spor salonu açmak için sporcu mu olmak lazım? Sporcu fit vücuduna sahip olmak için sporcu mu olmak lazım? Sağlıklı yaşamak için sporcu mu olmak lazım? Sporcular çok disiplinli yaşarlar ve aslında her birimiz de hobi olarak hayatımıza sporu davet edebiliriz... Sporun faydalarından bahsedildiği anda aklımıza gelen 'yeni bir spor dalıyla uğraşmak' ne kadar mantıklı? Benim en sevdiğim spor yürüyüş yapmak. Koşu bantlarında kalori yakmak diye adlandırılan kilo verme ritmine ne kadar alışıksınız? Bilemiyorum... hemen bir form doldurun ve sizin vücut ölçümleriniz yapılsın, belki de o kadar aceleci olmayın ve kendinize uygun bir spor dalı buluncaya kadar sabredin. Küçükken bale yapardım, sahilde sörf yapardım, kayak tatilinde kayak... ormanda jogging ya da hiç yamaç paraşütü yaptın mı, çok zevkli... bunları sık sık duyarız ama hiçbiri de hayatımda büyük bir öneme sahip olmadı. Beni sporla ilgili tutacak olan asla bu anlayış değildi. Yoga konusunda doğuştan gelen bazı yeteneklerim olsa da yoga zaten çok küçük hareketlerle vücudu esnetebilmeye dayalı, sakinleştirici bir zihniyeti beraberinde getirmeli benim için. O zihniyet yoksa ben yokum diyemiyorum çünkü o zihniyet de hoca olmadığınız sürece evde kendi başınıza yoga yapmakla alakalı. O spor salonuna yazılıp da parende atamayan kimseyi tanımadım. Gerçekten de bunlar denemekle ve doğru yerde, doğru hocayla, doğru zamanda belirli bir pozisyonu yakalayıp doğru duruşu yakalamakla falan ilgili diye biliyorum. Bende büyük coşkular uyandıran bir şey asla olmadı çünkü benim yapımda yok zıp zıp zıplamak... ama dans etmeyi ayrıca seviyorum. Ne alakası var diyecek olursanız eğer, biraz ısınma hareketi yapmak yerine bile evde dans edebilirsiniz. Aynanın karşısına geçip dans eden çocuklar gibi mutlu olmayı hiçbir zaman unutmadım. Spor salonunda ise Zumba ile süren bir dans seansı bu pandemi döneminde spora gitmekle ne kadar alakalıysa benim için de o kadar dans etmekle alakalıydı. Yani; alakasızdı. Bacaklarınızda varis varsa mutlaka kaldırıp duvara yaslayın, o şekilde geçer. Ellerinize spor yaptırmayı unutmayın. Yüz yogası denediniz mi? Harika oluyor... Benim için bu tarz bir muhabbet ile spor arasındaki alaka asla profesyonel bir spor hocasının size size bir spor salonu adına sunacağı faydalar gibi değil. Sporcu içkileri neler? Sporda kaç kişi vardı bugün? Bugün spordan duş almadan mı çıktın? Yani sanatçılar gene de bunları çağrıştırabilse keşke... ama bana göre değil, anlatamıyorum. Haydi şimdi internetten bir dans videosu bulup zıplamaya başlayın... kim bilir belki size her şeyi unutturur! Tenis? Tenis hocası olsaydım keşke! Ne alaka yani... Daldan dala atlayıp atlayıp, aynı yere konalım, olur mu? O spor aletleri sigortalı mı? Çok pahalı değil mi spora yazılmak? Haftada üç gün git kesin... anca forma girersin. Sanırım tanıdık yüzler görüyorum. Anladım. Biraz destek almaktan zarar gelmez. Salonu başka şehre almışlar... bilemiyorum. Sizce sağlıklı mı? Umarım yüzebilirsin:)



Belde-sel

Yani ben şimdi kendi adıma faydalanamadığım şeyden tüm şehir bir fayda gördü diye faydalanacak olsam: TAM OLARAK 'BUNU' ANLAMAZDIM. Yani anlayamazdım ama bu yazdıklarımı anlamazdım. Bir nedenle düşünüyorum da, bir video izledim ve etkisi altında kalmayı tercih ettim bir şeyler düşündüm falan, bir başka resim, bir tablo ve beni bana andıran her şey sokaktaydı. O kitabı okudunuz mu gerçekten: Küfür Sokakta. O benim kitabım değil ki, habire anlatacaksınız sırf okudum diye, ben gene bunu anlamayacağım. Sonra da olsun diyeceksiniz ama ben bu dünyadan bir kürdan bile dilemedim. Ayaklarımı bastığım yerde şimdi Red Kid var. Neyse işte, kit, Karete Kit. Benden bu tarz bir yanıt bekliyorsanız alamayacaksınız çünkü o bölüm bana ait değil. O olası bir başka kitap söz konusu olduğunda konu olmuş bir konu. Çılgınlar gibi bana Ret Kit içinden mesajlar yağacak havadan karadan ve ben anlayamayacağım için boşuna bir yorgunluk için tasalanmaktansa kendi kitabımı okuyacağım. Bu adam o kadar ünlü ki sokakta yürürken şimdi etrafa bu tarz kitaplar ve masallar anlatıyor gibi düşünülüyor. Ben de şuradayım ve şu saatte evde olacağım demeyi seven bir insanım. Böyle masallarla sokakta dolanmaktansa nefret ediyorum. Bilin bakalım kaçta evde olacağım? Eh, yine de yolda kaza yapmaktan iyidir ama ne yazık ki öyle bir derdim de yok. Ya ölüyüm ya diri. Yaşadığımız semt ise benim için önemliydi. Eskiden daha da önemliydi. Gurbete gidip toprağı öpen sanatçılar gibi özlerdim gerçekten ülkemi, evde otururken bile. Bilmiyorum anlatamadım mı? Bütün hayatınız televizyon olmasın yine de. Bence çok kötü bir alışkanlık üstelik de. Bu masala inanan yok mu, sen yine bir çizgi film anlatacaksın... ama kimse bilemez bu yazdıklarımda ne hayır var. Ben de bilemem... ben bu şekilde bilmiyorum. Bilmemeyi de tercih ediyorum. Dahası, bu bilmediğim şey benim diye üstüme geleceksiniz. Ben o kadar önemli bulmadığımda kendimi bir sözleşme imzalarken bulacağım. Bu durumda en küçük bir ilgim olmayan başka konular açılacak... bir başka kitabın adını ezberlemiş gibi hava atacaksınız ama ben o kitabı okudum bile diyemeyeceğim. Böyle! Bu yalnızlık beni öldürecek. Hepsi bu. Semt dediğim anda aklınıza ben değil de toprak gelse keşke ama nerede? Bugün yağmur yağdı... o bile yalan. Ne kadar sıkıldığımı anlatmak isteseydim dışarıya da bu gözlüklerle bakardım ama o kadar sıkılmamın nedeni de bunlar değil. Nefes almakta güçlük çekiyor gibiyim. Suyun altında bir dalgıç, aynı şeyi söyleyip suya atladı bence. Burada başka konu var mı sanıyorsunuz... yok. Köpekbalıkları da tam olarak bu kadar korkutucu. Bunu nasıl anlayamıyorsunuz? Semt evet. Belde. O gün yaşadığım yerlerde değilim şimdi. Bir an içinde her şey oldu, herkes vardı ve ben sadece taşındım. Burası da bir belde... yani internet sahası değil. Belde dediyse: belde! Adeta dememiş gibi... halıcıyı aradım, halıları yıkattım, marangoz kapıları tamir etti vs. vs. Şimdi kim yaşıyor o beldede? O şekilde asla şikayetçi olmayacaktım. Şimdiyse hiç keyfim yok, o anlamda, burada. Sanmam. Bu kadar da zorba, bu kadar da aldanmış, mecnun değildir. Bizden ses alana da bak. ya da boş ver. Hiç bakma! Damızlık koyun almış adeta. Anladım: bu benim başarım değil:) Bravo da. İyi iyi... o da iyi: semt pazarında.

Turşu Gibi

Sesini taklit ettikleri adam kendi başına gerçekten de albüm yapmış. Ben gerçekten de düşündüğüm tek bir kelimeyi hayata aktaramadım henüz. Demek ki adamlar videoyu da çekmiş. O da kendi müziğine gerçek tanığı bulamamış. Biz ise henüz kebap salonunu kime hediye edeceğimize karar verememiş gibiyiz. O kadar geri zekalıyla aynı anda görünmediğini sanabileceğin bir baskın senaryosu sürmekte ama bunu diyorum çünkü herkes bir gün televizyonu açıp birine geri zekalı demek isteyebilr. Bunları size zaman olarak çok öncenin eskinin programı gibi yutturacaklar ve ben tatlı turşu nasıl yapılır bilmiyorum diye yollarımız yine ayrılacak. Konuş konuş... o gün benim Tanrım ortalıkta yoktu... belki anlarsın şimdi, topraktan az yüksekte de varsa yoksa bir şarkı ki artık hiçbir yerde çalmıyordu. Neden? Benim tepemde değildi çünkü, sahnedeydi. Ben edebiyat o da tiyatro, bu kadarı çok doğrusu biz yazar olamayız artık -siz bizi katil edeceksiniz gerçi. O aynı kalabalıktan her gün bir başka ses yükseliyor artık ama ne yazık ki denizin bile dibi. O isyanı bastırmak gene bana düşecek çünkü o konu sadece burada öyle, bana hitap edildiği gibi, sizin oyunlarınızın hadsiz uçurumları gibi değil. O baktığım açıdan ne olacak, hepiniz de neden cezayı hak ettiğinizi anlayacaksınız, benimki anlatılır gibi değil. Bütün bunları sünger gibi sineye çektiği sanan biri bana her gün burada tecavüz ederken sesin sistemini araştıracaksınız belki. Normal bunlar. Normal gibi... bünyesi alanlar ayrı bir kader yaratıp insanı doğru zindana çağırıyor. Ben başı dönmüş bir şiir müptelasıyım, belki hepsini hazmedemem ve ceza gününü gerçekten de yazıldığı gibi yalanlamayabilirim. Beni okumamakla suçlayacak sonra da yobaz diyeceksiniz. Ne de olsa şeytanın da oyunu değil mi bu, elbette oynayacaksınız. Ses geçirmez bir camın arkasına beni tıkıp, dışarıdan benden ses alabildiğinizi sandığınız bir yerde çamurlarla oynayacaksınız ve ben de isyan etmiş sanılacağım: neden camın arkasındayım, neden camın arkasındayım. Sonunda turşuyu sudan çıkaracaksınız ve bu seremoniden ne kaparsanız yanınıza kar kalacak. Umarım şimdi neden cehenneme gideceğimiz anlamışsınızdır. Bu sadece beni hasta edecek, ona inanan kim, buna inanan kim? Bir dünya hasta insan gururuna yenilecek. Ve beni konuşmamakla suçlayacaksınız. Öyle olacak... cehennem de şaka değil. Böyle olacak korkarım ama öyle olacak. Bir rejim yapmıştım ondan turşu yasaktı. Bütün irin ve sivilce konusu gene üzerime ihale gibi kalacak... en iyisi HİÇ YEMEMEK. O da ne? Yemek! Anlamazdan gelip boş boş bakarsanız yüzüme, bunun adı anlamayana sessiz demek sanılsın diye: öldür lütfen. Beni de öldür -öyle.


Mahcup

Uzak bir dost: Karıyı görmedin, alakası yok yani yürüdü gitti sonra neyse ben seni ona götüreyim en iyisi, çok kötüydü ya, o kazayı görsen ölürdün vs. vs. Ne arıycam bir daha bilmem ne.

Ben (içimden):Ben de aslında mesela mahcup olmayı bilmeyen insanları hiç sevmem.

Dış Ses: Hı hı.

Ben: Mahcubiyet ne bir düşünürüm bir ara. Ben mesela ağaç yaşken eğilir diyebilecek miyim evlatlarıma? Kime? Her neyse... Bence mahcubiyet ayrı konu, mahcubiyet ayrı konu. Mahcup olmakla alakalı olarak ne düşünebilir insan. Asıl mahcup olması gereken kişiler asla mahcup olmuyorlar sanki. Herkesin işi ayrı gücü ayrı ama gerçekten de söz falan vermiyorlar. Söz verselerdi çok mahcup olurlardı onlar da. Yazık ya kedi almış. Ben de çok mahcup değilim ama mesela üstüm başım tertemiz olsa bile yani, mahcup olmamak elde mi ki? Bir mahcubiyet şartsa sorun olmuyor. Bugün biraz mahcubum yani bir imza günüm bile yok. Aradaki adımlarımdan her biri için mahcubum, düğünüm olsa bir kişi bile gelemeyecek. Mahcup olmakla alakalı olarak aslında dünyaya bir bakıyorum da, ben hemen kaçmalıyım, biraz da mahcubum... keşke o kadar şuursuz olmasaydım ama sorular o kadar beni mahcup edecek gibi değildi, ben öyle bir şey yapsam çok mahcup olurdum. Size karşı çok mahcubum diyeceğim kişilere bile sadece 'tabii asıl seni arayamadım' diyebiliyorum gibi... onlar da zaten beni niye arasın, ben onların telefon rehberi miyim ki? Niye tanıştırdım sizi, çok mahcubum... gerçi hiçbiri benim fikrim değildi ama gene de çok çok mahcubum. Sonra ne bileyim mesela yemek yapsam gibi değil benim, afiyet dilememiş olmak gibi. Mahcup işte. Mahcup neyse o!

Öyle bir konu: Defol git zıbar!!! Bir daha görmeyeyim seni.

Çok mahcubum. Neden on yıl sürmedi?



Papağan edebiyatı: Ben tanıştırmadım sizi. Kes artık.



Yok ya, bugün tırnaklarımı kesmedim mesela, o tarz bir ... neyse ben eve gidince düşünürüm bunu.



Bir dost: Takma ama fazla...



Otobüs şoförü: Gene çok dalgınsınız.



Bilet!!! Yaşasın, biletim vardı... elimde biletim vardı.

Mahcup Bir Gmzyaşı

Allah kimseyi mahcup etmesin, dedi. Yazarken kendi kendisine mahcup olduğu kadar mahcup olmaya çalıştı ama bu artık çok kolay değildi, zor da değildi. Mahcup olduğu şekilde artık bir düşünce sistemi oluşmuştu... göklerden kendisine verilen söze, kendi dileklerine mahcup olması mümkün değildi ama buralarda durum her nedenle farklıydı; adının baş harflerini tozlu cama yazıp izlemeye başladı. Herkesi ilgilendirdiği kadarıyla işe gittiğinde, sadece başıyla onaylayacağı şekilde bilmediği binlerce şeyi onayladı sanki ama kendisi adına sadece bir kaç önemli görev ve çok da ait olmadığı bir iş seçebilmişti. Çocuk kendisinden daha uzun süre yaşayacağından o tozlu camı değilse de, o görevlerden birini görecekti. Yazıların dünyasından tüm toplumun kendisine bir şeyler sunduğu bir yere geçmesi de hiç kolay değildi. Zaten kimsenin bir şey sunduğu falan yoktu. Oysa göklere böyle de geçebilirdi... o bulutlu köşkü ilk hayal ettiğinden beri inanıyordu. Peki ama hangisiydi? Bulutlu köşk mü, kök mü? Her ikisi de olmazsa olmazdı. Gerçi köşkü olmasa da bulutlu köşkü olurdu ama bulutlu kökü olmazsa köşkü olmazdı. Aklına yapacak daha iyi bir şey gelmedi bir türlü, o şekilde tüm inanç sistemine mahcup olmaya karar vermiş gibi göründü. Oysa inanmasının bir nedeni vardı. Aynı dilekleri gerçek olsun diye dilediğinde hangisine mahcup olacağına karar vermemişti. Gerçek olsun diye mahcup olmuştu! Dizlerini kırıp biraz üzgün ve gözleri yaşlı yalvarmaya başladığında, inandığı her şey aslında yanındaydı. O yüzden de bunları ondan istemeye karar verdi. Birden kurumları anlatmaya başladılar... bütün kurumları ziyaret edecekti artık. Yapacak bir şey yoktu. Mutlaka yapacak bir şeyler vardır, diye düşündü. Daha fazla mahcup olamayacak kadar ya da gerçekten üzülebileceği kadar. Ne var bunda, kitap okuyup kendi çocukluğunu araştıracak değil ya, elbette topluma ait bir konu. Bir ses her şeyi böldü:

- Sanırım yeterince çaba harcamadın da ondan.

Bunu bana demiş olamazlardı... bana daha çok 'yapacak hiçbir şeyin sanırım' derlerdi. Bunu aklına gelen hemen her konuya söylemeye başladılar... ya da kendi zihni öyleydi. Karışıktı. Utanmıştı. Korkmuştu. Şu anda hepsi de ne kadar da anlamsızdı! Uzun zamandır kendisi kadar yakın hissettiği gibi doğmuş bir şefkatle bakabilecek miydi ona? Çocuğa? Hayır. Bir ses duvarı her şeyi böldü... oysa her şey de orada gizliydi. Peki ya inançları neydi diyerek okuduğu bilim kurgu romanlarından birini çocuklardan bir kaçının elinde gördü. Öyle olsa uzun yıllar geçmiş olurdu... uzun yıllar. Yere kapanıp ağlayarak bir ömür geçirmek istedi. Bunu gerçekten de istedi.

Bütün çocuklar orada... diye umdu. Gerçekten de umudunu ancak böyle yitirmedi. Umudunu bir arada tutan her şeyin bir cezası olsun istemezdi gerçi ama okuması şarttı. Okumazsa böyle olacaktı. İşte kapı... evet, kusura bakmayın, ben gerçekten de ansiklopediyi okuyamadım der gibiydi, değil mi? Evet.

Gonca’s Müzik Edebiyat

Evet ama bütün şarkılar onu çaldı!!!



Anladım. Sonuç: Bir gün sufi gruplarından birini ziyarete gitmiştim. Bana göre içerideki müziğin güzelliği gerçekten de toprağa yakın olmasıyla alakalıydı. Herkes dünyanın dört bir yanından gelmiş, falan... dışarıda sanki ışıktan bir ses bulutu vardı. Onun biraz da katılığı, yoğunluğu olan bir ses sütunu olduğunu anlayabilirdiniz. Sanki bir gün çılgın bir şarkı çalmış bir partide de, sesin içinde sadece o ışık varmış ve daha sonraya dünyanın peygamberi kalmış... ona da evrenlerdeki adalet tek bir konu altında duyurulmuş, o da müzikmiş. Ama o şarkının son hali olan ışık içinde evrenden, Hz. Peygamberden bir onay taşıdığı için, o müzik gerçekte sadece doğru çiftler için çalmış.

Tanrım, onu vals mi sandık? Ona ne soruldu da benim vals partnerim bütün bunları yapamamakla suçlandı? Ayrıca ne gerek vardı, bunu bir yapan vardı: anladım, yıllarca mesleğim anlatıldı. Konu neydi, dünyada yapacak ne vardı? Ne vardı canım, hiçbir şey... o da bir gün çalardı. Ne gündü o? Emin misin kendisine duyurulmuş muydu? Neden heykeline yakın bir yerde değildik? Kitaplarını okudun mu, bunu yazıyor mu? Neden sürekli felaket haberleri veriyor o zaman? İyi de ne çalmış? Tamam işte çalarmış burada da... Kendin oku o zaman, belki senin için öyledir şarkı! Sen ne anlarsın müzikten... hayır, o benim sevgilim, defol git denilen. ne yapalım yani sütunsa da ses geçirmez mi? Sizin evde ne işi var bak ses kütlesinin. Hay ben böyle müziğin...

Anladım... biraz saygı.

Gök kubbeye doğru gelip... sadece göklere seslenen. Evet. Evet. Doğru yerden... ona seslenen. Müzik benim dünyamdı. Edebiyattı ama felsefe değildi. İçinde tek bir soru işareti bile yoktu.


Gerçeğe yaklaşıldı. Hoşça kalın.



Hep de Böy



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6645
2 Firari Fırtına 4657
3 Mustafa Ermişcan 4149
4 Hasan Tabak 3801
5 Nermin Gömleksizoğlu 3411
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3346
7 Uğur Kesim 3229
8 Sibel Kaya 3119
9 Enes Evci 2801
10 Eyyup Akmetin 2479

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1127 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com