Romanlar

KİTAP: KİTABIN SONU Beat Kuşağı
Okunma: 123
Hep de Böy - Mesaj Gönder


Arı Maya Disco’da

Arkadaşları: Ülkede milyarlarca insan yaşıyor gibiymiş... kitap bitmiş bana tekrar sormuşlar; bu durumda aklın fikrin o adamdaysa nereden bildin benim de bir sevgilim olacağını, dedi! Dünyada bu cümleyi kurmak bile yasaktı mesela, saadet dilemek. Sen de karşında birini gördün, ay dedin inşallah aklı kendi başındadır. Ne alaka yani hiç! Onlar gökyüzüne falan inanmıyorlarmış. Sen de mutluluklar dilemesen başına üşüşmezlermiş. Hiç öylesine aklından geçirmişsin ama gerçekten de konu neymiş? Benim hiç değilse konu neymiş!!! Beni sonsuza kadar suçlamışlar... demiş ki, sizi belki de başka bir yaratık davet etti. Çünkü artık konu ben de değilmişim, biz de. Sadece amaç beni rezil kendisini vezir etmekmiş. En gereksiz soruyu kesin o sormuş. İyi ya yokmuş bir konu. Konu olmadığı için de bir konu varmış gibi olmuş. Milyarlarca insan ve biz de! Kendisini ne sanmış hayvan? Bu konu hiç kapanmasaymış belki kendisini insan olarak kanıtlayabilir gibi hissetmiş. Ben düğün listesi yapacaktım ama bu şimdi suç ve suçluluk kitabı. Sevgilisi dünyada diye kızmış ve beni cezalandırmış. Bu kadar kepazelik nasıl bir programa dönüşmüş ki? O kadar maymunu aynı odaya koysan iki gün sonra gazeteye çıkar, biz niye çıkmayalımmış? Mayalı poğaça tarifi. Belki maymunmuş. En zor kitabı bana vermiş, kesin çünkü onunmuş. Oysa ormanlar çeşit çeşitmiş ve her bir ağaç bu çeşitliliği gösterse de her bir orman bu çeşitliliği... her neyse, o kadar kıskanmış ki, bana eziyet etmeye karar vermiş. Kar ne zaman yağacak? Bu bizi sonsuza kadar oyalarmış, olurmuş bitermiş. Bu durumda çenemi kapatırsam bu sorun bende sanılmazmış! Belki akrabasıymış. Her neyse, o düğün de olursa beni çağıracakmış. Zaten en kötü görüntüsü bile bu isyanı bastırırmış. Kalbi kırılırsa beni affedermiş. Zaten ayvayı yemiş. En iyi arkadaşın ise seni yemeğe çıkarmak istiyormuş. Sıradan bir gün müymüş? Bu durumda biri mutlaka bir probleme parmak basarmış. Artık yeterince üzgün olmamayı öğrenmiş miyim? Neyse neymiş, olacağı varsa dünyada böyle bile olurmuş. Bu durumda yolu şaşırmış, bize uğramış.

Kendisi de: Baba akşam disco'da olacağız...

AMAN TANRIM! BEN NE DEDİM...

Bir dost: Bir sevdiğin var mı?

Ben: Hayır yok. Var aslında... neyse işte, o evet!

Ben evet, yani bir insanın bir amacı olur diyeceksin: İş! Ne işi? Ne işin var orada?

Ama bizi hepimizi davet ettiler? Kim davet etti?

Misafirler oradan evlerine geçeceklermiş: düğün 40 gün 40 gece mi sürdü? diyorlar bana.

Bu sorun hallolamayacak bir şey miymiş? Şart mı Disco'ya gitmek?

Hayır.

İyi. Annene sor...

Annem izin verdi.

İyi peki.

Neyse işte, kimse yoktu.

Eve döner.

Ödevim var. Yorgunum. Ödevim var. Yorgunum. Ödevim var yorgunum.

Onlar şimdi bize kitap oku mu diyorlar?

Hayır.

Bir kahve içelim...

Okul müsameresi olacakmış.

TV'de konu hafife alınmış.

Sen hiç kitap okumaz mısın denilmiş.

Konu ne? BİR İŞ. SEVMEK.

Ne alaka anlamadım. Yarış atı alacakmış bana...

İyi. Siz bilirsiniz.

Taşınıyoruz bu şehirden.

İyi olur.



Git kendin oku!!!

Sen şimdi neye hayır dedin?



Baba? Baba?

He, yok bir şey. Onların Disco'su var. Mutsuz. Zengin.

Kıs şu müziği... demez ama asla. Siz biraz karıştırdınız:)

Kapı çalıyormuş.

Dublaj Konu-su

Benim aklıma bir şey getirmiş, kitap ya da bir şey... yazıyorum, paylaşıyorum: şurada şeytan de aynı şey! Yani bana bu açıdan ne diyecekmişsin?

Onlar da bu şekilde şeytanın bildiği kitabı mı bana dönüp anlatacaklarmış. Kitap zaten benimmiş. Sana ne şarkıymış. Ne istersem onu düşünürmüşüm.

Bu şekilde olmuyor dublajlar... dublaj ciddi bir iş. Dublaj için konuşması düzgün ve eğitimli (seslendirme) sanatçılar, ses geçirmeyen bir oda, stüdyo ve kasetler oluyor. Böyle havada olmuyor. Çok şeker bir meslek gerçekten, bir kere aç kalmazsın, eminim. Ayrıca o kadar çok film, çizgi film ve reklam işi oluyor ki derken ne demek istiyoruz? Mesela hiç kesemeden kaç saat konuşup emek veriliyor o çalışmalara. Önceden hiç prova yapıp çalışıyorlar mı? Bunları hiç bilmeyen birinin bile düşünebildiği bir ülkede, bu konuda eğitim almak istesen tek tuşla yanında numarası ve de bedava bile olabilecekken konu ne? Bir konusu var mı filmin? Pratikte uygulanabilir bir konusu olmasından çok, konuşmaların üstüne sesler yerleştirilmiş ama nece? Amacı neymiş filmiş... Türkçe altyazı yazmak mı, demek ki başka bir dilde. Stüdyoların içindeki ses geçirmez süngerler var ya, oradan mı tanıyorsunuz beni şimdi? Hayır. Aslında normalde kataloglar oluyor, oradan bakıp ses CD'sinden dinleyip seçebilmeniz lazım. Ben o şirketlerden birine kayıtlı değilim. Bu konu öyle olsa: belki buydu işim... o yüzden de değil. Dublaj sanatçılarının ellerinde kağıtlarla provalar yaptıklarına hiç tanık olmadım, genellikle hemen okumaya başlıyorlar... durum stüdyoda bu ama metinler kendilerine önceden teslim edilirse de elbette okuyorlardır. O konu var ya ne? O. Evet. O. Üç bin kes eminim sessizdir dediğim yeri dünyaya indiren adam. Dünyaya ben mi indim sandın? O bölüm olduğu gibi başka yaratıklar... dublaj sanatçısı ne yapabilir bu konuda? Hiç. İyi. Demek ki o yüzden de filmler yapılıyor olabilir. Bütün bunları değilse de dublajı yapılan sesi filmin üstüne yerleştirmek ise başka bir uzmanlıkmış. Yani evde olacak basit ses kayıtlarını bunların dışında tutuyorum, öyle mi? Sanatçımız kulaklığını taktı, sesini dışarıdan da kulaklıkla duyabiliyorlar... içeride bir mikrofon var. Belki de uzay gemisi gibiymiş. Bir film izleyeceğiz, burnumuzdan geldi. Niye? Dublaja çağırdılar. Öyle mi? Belki de doktormuş. O şekilde mi metinler geçiyor elinize? Hayır. Ama biz evde öyle izliyoruz. Bu kadarcık da olsa bir dengesi olurdu eskiden filmlerin. Gene vardır umarım. Dünyada neler oluyor diyebileceğimiz tek nokta olduğu için dublaj, konuyu anlamaya çalışabilirim. Aksi durumda zaten hiç anlamadığım bir filmden ayrıca bir şey anlamıyorum! Bizim eve sünger döşeyeceğinize gidin bir dublaj nedir araştırın. Köy yeri, açık hava... açık havada da bazen kayıt alınıyor ama ses çok kaliteli olmayabilir. Kapalı mekanlarda ise bazen sesi direk kaydetmiş olabilirler... tabii o kadarını bilemiyorum demek oluyor. Bol şans. Sesini nereden aldın? Aynen oraya gidiyor...

Bütün bunlar olmasaydı; o konu o. Anladım. O adam. Tamam, derdim... ama şu anda konu neymiş? Eee, o da benim kendi içses yalıtımımmış. Bütün evreni arasan: BULAMAZSIN. Neymiş? Telefonu sessize almış. Tam o sırada konu telefonu sessize almak değil miymiş? Konu gerçekten de ne anlamadım ama okudum diyebilir tabii sanatçı ama biraz fikri olsa fena olmazmış. O ne saçma huri, ne tuhaf cin! Belki de sesine bilgisayardan bir ayar yapılmış. Ama ne vakit kaybı: gece yarısı dublaj. Ne alaka anlayamadım:) Kelimeler ağıza oturmuyormuş. Tüh. O kadar da önemli değilmiş.

Trilyardr Sanmam

Dünyada nasıl bilgi göreceli bir kavram, ekonomi de başlı başına ayrı bir gündem, apayrı bir etkileşim şekli var mesela, o onu etkiliyor, o onu! Ha ha ha... Son dakika bir gelişme oluyor bütün tablo etkileniyor. Asla bireysel olarak ifade edilemeyecek bir yerde duruyor, terminoloji olarak. Hayatın içindeki yeri ise, ödemeler yapıldı mı, otomobil almak için belirli bir bütçe planın var mı, bu ara ne tip markalar revaçta, dünyada neredeyiz, konuyla ilgili açıklamalarda bir çalışma paketi var mı gibi sadece haber gündemlerinde bulabileceğimiz bazı ekonomi konuları. Biz de yani hiç parasız sokağa çıkma, bizim kasabın bu zamlardan haberi var mı, o alanda yapacak bir şey var mı gibi boş boş konuşurken ister istemez ekonominin kenarından geçmişizdir. O konu da ne olabilir, çok da kaptırma kendini vergilere, sigortalara. Ama bizim hayatımız öyle mi? Değil elbette. Mesela bizim buğday depolarımız falan yok, dedemin bir lafı var 'sen beni ... Bankası müdürü mü sandın' başka bir veri yok elimizde. Ortada bir yılbaşı programı var diyelim ki. Bu yazıyı herkese sunup ne yapabilirsin, Tweeter neden aslında bir canavar değil ama gene de konuyla ilgili sembolik bir dur tabelası? O konu öyle iki fotoğrafla geçiştirilecek bir konu değil. Ağaçların ışıkları yanıp yanıp sönecek ama biz en güzel süsleri görememiş olacağız, bitecek. Hayırlısıyla inşallah öyle olacak! Yılbaşında hangi şirketler birleşmiş haberleri izleyen tipler vardır ya, öyle olmak istemiyorum. Doğru. Tombala ise konuyu yeterince açıklıyor, oynuyoruz. Yılbaşında sen bana 3. el araba alsan bile sevinirim... haydaaa! İndirimleri seviyorum ama hiç bir indirim kuponum olmadı. Televizyonda bir program vardı, sırf bu konu. Burada dört yıl 'niye burada balık yok' dedim, halbuki şimdi bütün ülkeye balık dağıtıyorlar buradan... şimdi yani ben ne alaka? Yani ben aç değil açıkta değilim çok şükür. Bilmiyorum mesela bu nasıl anlatılır. Bu nedenle göklere uçacak olsaydım ki göklere uçacak olsaydım... uçabilirdim kendim. Bu kadar haberi filmlerden ya da hayatın sille yemiş bir film karesinden almaya alışık olmadığım gibi, tercih de etmiyorum. Mücevherler ise 'teşekkür ederim, ben almayayım' demek gibi bir şey sanki. Olabilir! Ekonomi öyle mi ama? Değil. Adam dünyanın en pahalı koyununa ödediği parayla istese 25 yıllığına beni işe alır ama ben koyun bakamam. En optimist konuşmalar reklamlarda var, o da bize en küçük bir rol vermiyor, sadece markete gidiyoruz. Bu ne yani paranın değerini açıklar gibi bir tavırla kendinden o kadar emin olmak ne? Hiç. Böyle saçma sapan bir yazı bile daha anlamlı. Yardımlaşmak bu kara kolay mı? Yoksa biraz da olsa insanın kendi vicdanına ihtiyacı mı var? Oysa üstümüze şıp şıp sular damlıyor. Eski deri parçalarından yaptığım kumbaranın içinde bir kuruş yok. Adımını atsan ekonomiyi etkiliyor. Kaptırdın, hepsini başkasına kaptırdın:) Sistem belki biraz değişti, hava kirliliği korkutucu boyutlara geldi. Aşk mı? Şöyle bir kelime bak -Karadeniz Levreği. Ne peki? Bilmiyorum, gemiyle dünya turuna çıkmışlar, bu yüzden galiba. Tarzımı hiçbir konuda değiştirmedim ama şu da yani bambaşka bir edebiyat kolu, ne yapabilirim? Alamıyoruz. Ekonomi haberi? Onu alıyoruz. Trilyardr

Her Namazda Film

Namaz en kutsal ibadettir. Filmlerde görmek, adını duymak ya da konuyla ilgili az çok fikir sahibi olmak: hiçbir şey ifade etmez. Sadece kendin adına bir karar alır ve o saatteki namazını kılarsın. Namazda Allah ile bir saadet vardır, bir huzur vardır... görevini yerine getirmek ile Allah'a seslenmek arasında bir yerde dik bir duruş vardır ama bunu hayatın içinde tanımlayamazsın. Namazda her bir peygambere tek tek saygı duymuş olmak vardır. Namaz bazı konuları kitaptan kavramış olmak gibi değildir, kitaba iman etmiş olmaktır. Namazı çok doğru kılamayan biri de bunları yaşayabilir ama sonuçta ne olursa olsun doğru kılmak için Allah'a verilmiş bir söz vardır. Bu açıdan nedir, ben de bugün bir filmde izledim, bayanlar namaz kılıyorlardı. Evet! Namaz öyledir... kitaptaki gibi -yapma, etme, eyleme denilen hitaplardan hiçbiri yoktur ve sadece dua ile ibadet etmek vardır. Bir öğüt alınacaksa o da namazı doğru kılmaktır. Sabaha kadar aynı enerjiyle ayakta durmaktır. Benim için saat kaçta kılınırsa kılınsın güne başlamaktır. Namaz ne olursa olsun bölünmez, tamamlanır... ama namaz kılan kişiye karşı saygılı olmak adettendir. Bazen insanlar şöyle diyor -ben bir kez kitabımı okudum, muradıma erdim. Olabilir ama bu hayatın bütününe bakılacak konu mudur? Hayatın bütününde okumak da vardır, namaz kılmak da, dua etmek de... bunlar insanın içinden gelir yapar. Allah herkesi mutlaka doğru yola eriştirir. Bunu hiç aklıma getirmemişken ben gidip kendim namaz kitabı almıştım. Olabiliyor bunlar. Zor değil. Sadece pek fazla konu edilmiyor. İnsanlar dua okumak için bir araya gelip toplanıyorlar ama namaz kılmak için toplanmak sadece camide olur diye biliyorum. Camiler çok güzel, ne kadar bakımlı olduğundan çok orada bulunma nedenini insan kendisi idrak ediyor. Bir sessizlik var. Halılar var tertemiz. Hoca var. Namaz kılan insanlar var. Bu budur. Bütün gün namaza yetişmeye çalışan insanlar vardır. Namaz kılan kişiye 'Allah kabul etsin' denir. Namaz için özel elbiseler vardır. Ne kadar namaz hakkında konuşursan benim için o kadar anlamsız olabilir. Gerçekten de namazı kıldıracak bir hoca lazımdır. Bazen böyle bir film de bize bunları düşündürebiliyor... insanın aklı neredeyse oradadır. Hayatın gereklilikleri arasına binlerce şey katmamaya çalışıp ibadetlerinizi yerine getirmenizi diliyorum. Gerçekten de hayat o kadar karmaşık değil. Bu kadar kolay değil... bu şimdi ne olur, biri bu konuda film yazar. Bana en küçük bir faydası var mı? Hayır. Yine de bundan daha aşağılara atılmak istemezsin. İnsanın evindeki her dakika o anı bekleyerek geçer. İnsan her gün anne babası için af dilemiş olur. Bu burada budur ama hayatta konuşarak anlam kazanan bir konu değildir -yani işe gidip ne dersen onu yaptıracağın bazı toplantı konuşmalarından daha gereksiz zannedilmesine izin vermemeni diliyorum. Bu konuda insan sadece kendisine yardım edebilir. Tek bir yardımcısı yoktur... Güzel filmdi, ne diyim? İnsan dilerse bütün namaz borçlarını tamamlar... Sevilerimle. Saygılarımla.

Nezaketen Keten

Protokol iletişimde, resmi törenlerde, yazışmalarda, görüşmelerde ve tüm gelenek ve göreneklerde davranış biçimlerini ve iletişim şeklini belirler. Protokole uyulmadığında büyük felaketler olmaz. Bazen sanatçılar ünlü olmadan evvel davet edildikleri bir yerde hiç yemedikleri bir yemeği yerken ne kadar zorlandıklarını gülerek anlatırlar. Nezaket nerede baş gösterdiyse oradadır. Belli bir konuda sessizliği korumak adına hassasiyet gösteremeyen insanlar ile protokol kurallarını harfiyen yerine getirememiş kişiler arasında dağlar kadar fark vardır. Protokol konusunda insanı eğitmek mümkündür ama nezaket belli durumlar karşısında ortaya çıkmaz, ya vardır ya da yoktur. Yani nezaket kuralları derken ne demek istiyoruz lütfen iyi düşünün. Bir insanı evde tek başınayken çoraplarıyla geziyor diye yargılamak gibi bir şey olmadığı gibi bu tarz bir ahlak anlayışının dünyada yeri yoktur. Oysa bir kurum bu tarz bir tanıtım filmi yapabilir, bu onların bu onurunu koruyan kurallara riayet etmedikleri anlamını taşımaz. Protokol kuralları ülkeden ülkeye göre de değişir. Farklı mevkilerden kişilerin uymak zorunda oldukları aynı protokol kuralları onların her birinin iletişimini belirlediği gibi toplumda da uyulması gereken bazı kurallar toplumun eğitim seviyesini ve geleceğe dönük yatırımlarını şekillendirir. Filmlerde bazen protokol kurallarının en yanlış anlaşılmış halleri görülür, bunu dile getirmek için bile protokol nedir bilmek gerekir Vahşi kabileler de misafir ağırlamaktadırlar ama henüz diplomasi tarihteki yerini bile almamıştır. Karşılama ve uğurlama törenlerinde erkekler sıraya girer ve bayanlar girmez gibi bir kuralı pratikte uygulamak için belki tek geçerli alan oturup protokol ve görgü kurallarını okumaktır. En cahil insanın bile başına gelmeyecek olayları sıralamakla en cahil insanın başına gelecek olayları sıralamak arasında da uçurumlar vardır. İnsanlar belli bir seyirci kitlesine hitap ettiğini unuttuğunda dağlar yerinden oynamaz diyemiyorum ama protokolün daha sade geçerlilik alanları vardır. Biz de törene katıldık ama orada uçurtma şenliği havası vardı... biz de yemek yedik ama çatallarımız masanın ortasındaydı falan derken neyin arkasına saklandığımız çok önemlidir. 'İyi günler' dilemeyen bir toplum düşünebiliyor musunuz? Ben düşünemiyorum doğrusu... Hoşgörü de sınırları olan bir kavramdır. Belli bir görüş alanında kabul edilebilir karşı görüşlerle karşılaşıldığında kendi görüşüyle aynı ölçüde anlayışlı olabilmektir. Belki bunların resmi tanımları daha kapsamlıdır... o kadar da önemli değil. Sevilen biri olmak için her şeye uyum sağlamak dünyanın neresinde görülmüş ya da hiç uyumsuz insan var mı ki? Bunlar gerçekten de bazı kuralların yozlaştırılmaması adına önem taşıyor benim için -yani kurallara uyum sağlamakla kuralsızlığa uyum sağlamak arasında zaten uçurumlar vardır. İnsan özgürce yazabilir ama konuşurken çok daha az ve öz konuşur. Her şeyi birbirine karıştırmamak ise basit bir sözlüğün bile anlatabileceği bir evrendir. Protokolde insanlar yargılanmaz, kınanmaz. Tanıştırmada protokol var mıdır? Sözlükte yoktur! Tamam o zaman, kavgadan sonra selamlaşma kurallarını uygulayalım... belki bu sizi biraz güldürür.

Alkolsüz Yaşama Geçiş

Alkol alınan bir yerdeydi... hani şu haftada bir zorla davet edildiği için gittiği yerlerden biri. Gerçekten de haftada bir ya içer ya da içmezdi. Davet etmek, davet kabul etmek nedir sanki böyle öğrendi. Elinde bir kadeh varsa onu döküp ziyan etmemekten başka bir şey düşünmezdi. Aklında sadece içki yoktu, alkol vardı, alkolü sevenler, içip içip kuduranlar, delirenler... sanki başı dönüyormuş gibi bir tablonun içinde dünyanın derdi, dünyanın yükü, dünyanın tanıdığı tanımadığı her yüzü resimlerin içinden kendisiyle konuşup bir hikaye anlattı ama konu sadece alkoldü. Kendi düğününde de içmeyecek değildi ya. Hangi alkol sarhoş etmezdi? Kendine gelince namaz da kılardı ama o an bir yoga teklifi aldı ve reddedemedi çünkü aksi durumda bacakları tutmazdı. Polise yakalanmamak aklının ucundan da mı geçmedi. Her şeyin bir ayarı varsa neden kadehte durduğu gibi durmuyordu. Alkol yerine şarkı, şarkı yerine müessese, müessese yerine yeni açılan bir park kondu. Aslında alkol almasa da olurdu diye kendisine başka sarhoş ediciler tanıtıldı. Bazı şeyler hiç konuşulmasa da olurdu ya, o konu kesin alkoldü. Bir kadeh alkolün yerine iki tencere makarnayı koyup adına aile denildi. Alkol bütün hayatını ele geçirmiş gibi sahte bir sahne kendi hayatında yurt dışına devroldu. Gerçekten de sarhoş olmazdı, uykusu gelirdi ama sarhoş olup sapıtmazdı. Dans etmeyi çok severdi ama neden acaba, yoksa çok mu içmişti? Bu çemberin kendi etrafında döndüğünü kimseye anlatamadı, ne kadar da masumdu programlar, filmler, kırk yıllık mevzuların televizyon ekranlarına taşınması, demek alkol reklamları yasaklandı. Neden? Sanki dünyada başka bir şey olduğu vardı. Kendisine geldiğinde bütün hayat planı çizilmişti... elindeki kadehin içinde kim bilir kaç kişi dans ediyordu? Kaç kişi hasta olmaktansa içerim dedi. Kaç kişi fotoğrafına çok benziyor şu bardaki şişe dedi. İnsan ailesini de mi tanıyamadı canım, bunu kesin başka biri dedi. Bütün şarkı kıyameti anlattı ama bir kişi bile derdimi duymadı. Ne varsa o şarkılarda vardı, bir anda binlerce şarkı çaldı. İnternetin elbette her şeyin kısacık bir anda olması anlamında bir suçu yoktu. Şimdi bu çok mistik bir şey gibi anlatılacak mıydı? Anlatılmasa ne olurdu ki, korktuğun başına geldi -sanki herkes alkol komasındaydı. Kimse birbirini duymuyordu, müzik yüksekti falan deseniz anlarım. Değildi... elindeki kadehle barışamamış insanlar kümesi gibiydi. Bir kadeh, üç kadeh, o kadar önemli değildi... yani şu konu nasıl olur da açılır? Şu konu nasıl olur da kapanmak bilmez? Alkolikler derneğine git daha iyi, o ne saçma bir ilişkiydi. Alkolün de o kadar suçu yoktu -hayat ne yazık ki: ben almasam da olur, denilen bir kadehlik düşüncenin arasına sıkıştı ve bir daha oradan hiç çıkamadı. Bunun aksi de anlatıldı ama bu hata yapıldı ve sürekli bu hata yapıldı. Gökyüzüne bak bari, salak olma, bana bakma sen ben sarhoş olmam ama şuracıkta ölsem gitsem gene de geri dönemem inanmasam. İçki de olsa bir konu vardı: alkol gibi bir kelimeye sığacak mıydı konu, sığmayacak mıydı? Giden gitti. Kalan kaldı. Eminim onların da bir bildiği vardı ama ne yazık ki bize bunu alkol bile ispatlayamazdı. Bunları bir alkol içmeye son verme konuşması takip etti: sevgilimi elindeki kadeh sandı. Olsun. O da insandı. O da neydi? Herkese ikram edildi mi... hayır. Herkes gitti kendisi aldı. Dünya mı dedin? Alkol benim düşmanımdı. Bunları dinleyeceğine, bir kadeh içmeye karar verdi. Aslında bırakabilirdi... Çok sıkıcıydı. Bir kadeh daha alır mısınız? Hayır. Teşekkürler. Anladım. Paramız yoktu. Yok yok, vardı.

Bir Yandan Spor

Spor salonu açmak için sporcu mu olmak lazım? Sporcu fit vücuduna sahip olmak için sporcu mu olmak lazım? Sağlıklı yaşamak için sporcu mu olmak lazım? Sporcular çok disiplinli yaşarlar ve aslında her birimiz de hobi olarak hayatımıza sporu davet edebiliriz... Sporun faydalarından bahsedildiği anda aklımıza gelen 'yeni bir spor dalıyla uğraşmak' ne kadar mantıklı? Benim en sevdiğim spor yürüyüş yapmak. Koşu bantlarında kalori yakmak diye adlandırılan kilo verme ritmine ne kadar alışıksınız? Bilemiyorum... hemen bir form doldurun ve sizin vücut ölçümleriniz yapılsın, belki de o kadar aceleci olmayın ve kendinize uygun bir spor dalı buluncaya kadar sabredin. Küçükken bale yapardım, sahilde sörf yapardım, kayak tatilinde kayak... ormanda jogging ya da hiç yamaç paraşütü yaptın mı, çok zevkli... bunları sık sık duyarız ama hiçbiri de hayatımda büyük bir öneme sahip olmadı. Beni sporla ilgili tutacak olan asla bu anlayış değildi. Yoga konusunda doğuştan gelen bazı yeteneklerim olsa da yoga zaten çok küçük hareketlerle vücudu esnetebilmeye dayalı, sakinleştirici bir zihniyeti beraberinde getirmeli benim için. O zihniyet yoksa ben yokum diyemiyorum çünkü o zihniyet de hoca olmadığınız sürece evde kendi başınıza yoga yapmakla alakalı. O spor salonuna yazılıp da parende atamayan kimseyi tanımadım. Gerçekten de bunlar denemekle ve doğru yerde, doğru hocayla, doğru zamanda belirli bir pozisyonu yakalayıp doğru duruşu yakalamakla falan ilgili diye biliyorum. Bende büyük coşkular uyandıran bir şey asla olmadı çünkü benim yapımda yok zıp zıp zıplamak... ama dans etmeyi ayrıca seviyorum. Ne alakası var diyecek olursanız eğer, biraz ısınma hareketi yapmak yerine bile evde dans edebilirsiniz. Aynanın karşısına geçip dans eden çocuklar gibi mutlu olmayı hiçbir zaman unutmadım. Spor salonunda ise Zumba ile süren bir dans seansı bu pandemi döneminde spora gitmekle ne kadar alakalıysa benim için de o kadar dans etmekle alakalıydı. Yani; alakasızdı. Bacaklarınızda varis varsa mutlaka kaldırıp duvara yaslayın, o şekilde geçer. Ellerinize spor yaptırmayı unutmayın. Yüz yogası denediniz mi? Harika oluyor... Benim için bu tarz bir muhabbet ile spor arasındaki alaka asla profesyonel bir spor hocasının size size bir spor salonu adına sunacağı faydalar gibi değil. Sporcu içkileri neler? Sporda kaç kişi vardı bugün? Bugün spordan duş almadan mı çıktın? Yani sanatçılar gene de bunları çağrıştırabilse keşke... ama bana göre değil, anlatamıyorum. Haydi şimdi internetten bir dans videosu bulup zıplamaya başlayın... kim bilir belki size her şeyi unutturur! Tenis? Tenis hocası olsaydım keşke! Ne alaka yani... Daldan dala atlayıp atlayıp, aynı yere konalım, olur mu? O spor aletleri sigortalı mı? Çok pahalı değil mi spora yazılmak? Haftada üç gün git kesin... anca forma girersin. Sanırım tanıdık yüzler görüyorum. Anladım. Biraz destek almaktan zarar gelmez. Salonu başka şehre almışlar... bilemiyorum. Sizce sağlıklı mı? Umarım yüzebilirsin:)



Belde-sel

Yani ben şimdi kendi adıma faydalanamadığım şeyden tüm şehir bir fayda gördü diye faydalanacak olsam: TAM OLARAK 'BUNU' ANLAMAZDIM. Yani anlayamazdım ama bu yazdıklarımı anlamazdım. Bir nedenle düşünüyorum da, bir video izledim ve etkisi altında kalmayı tercih ettim bir şeyler düşündüm falan, bir başka resim, bir tablo ve beni bana andıran her şey sokaktaydı. O kitabı okudunuz mu gerçekten: Küfür Sokakta. O benim kitabım değil ki, habire anlatacaksınız sırf okudum diye, ben gene bunu anlamayacağım. Sonra da olsun diyeceksiniz ama ben bu dünyadan bir kürdan bile dilemedim. Ayaklarımı bastığım yerde şimdi Red Kid var. Neyse işte, kit, Karete Kit. Benden bu tarz bir yanıt bekliyorsanız alamayacaksınız çünkü o bölüm bana ait değil. O olası bir başka kitap söz konusu olduğunda konu olmuş bir konu. Çılgınlar gibi bana Ret Kit içinden mesajlar yağacak havadan karadan ve ben anlayamayacağım için boşuna bir yorgunluk için tasalanmaktansa kendi kitabımı okuyacağım. Bu adam o kadar ünlü ki sokakta yürürken şimdi etrafa bu tarz kitaplar ve masallar anlatıyor gibi düşünülüyor. Ben de şuradayım ve şu saatte evde olacağım demeyi seven bir insanım. Böyle masallarla sokakta dolanmaktansa nefret ediyorum. Bilin bakalım kaçta evde olacağım? Eh, yine de yolda kaza yapmaktan iyidir ama ne yazık ki öyle bir derdim de yok. Ya ölüyüm ya diri. Yaşadığımız semt ise benim için önemliydi. Eskiden daha da önemliydi. Gurbete gidip toprağı öpen sanatçılar gibi özlerdim gerçekten ülkemi, evde otururken bile. Bilmiyorum anlatamadım mı? Bütün hayatınız televizyon olmasın yine de. Bence çok kötü bir alışkanlık üstelik de. Bu masala inanan yok mu, sen yine bir çizgi film anlatacaksın... ama kimse bilemez bu yazdıklarımda ne hayır var. Ben de bilemem... ben bu şekilde bilmiyorum. Bilmemeyi de tercih ediyorum. Dahası, bu bilmediğim şey benim diye üstüme geleceksiniz. Ben o kadar önemli bulmadığımda kendimi bir sözleşme imzalarken bulacağım. Bu durumda en küçük bir ilgim olmayan başka konular açılacak... bir başka kitabın adını ezberlemiş gibi hava atacaksınız ama ben o kitabı okudum bile diyemeyeceğim. Böyle! Bu yalnızlık beni öldürecek. Hepsi bu. Semt dediğim anda aklınıza ben değil de toprak gelse keşke ama nerede? Bugün yağmur yağdı... o bile yalan. Ne kadar sıkıldığımı anlatmak isteseydim dışarıya da bu gözlüklerle bakardım ama o kadar sıkılmamın nedeni de bunlar değil. Nefes almakta güçlük çekiyor gibiyim. Suyun altında bir dalgıç, aynı şeyi söyleyip suya atladı bence. Burada başka konu var mı sanıyorsunuz... yok. Köpekbalıkları da tam olarak bu kadar korkutucu. Bunu nasıl anlayamıyorsunuz? Semt evet. Belde. O gün yaşadığım yerlerde değilim şimdi. Bir an içinde her şey oldu, herkes vardı ve ben sadece taşındım. Burası da bir belde... yani internet sahası değil. Belde dediyse: belde! Adeta dememiş gibi... halıcıyı aradım, halıları yıkattım, marangoz kapıları tamir etti vs. vs. Şimdi kim yaşıyor o beldede? O şekilde asla şikayetçi olmayacaktım. Şimdiyse hiç keyfim yok, o anlamda, burada. Sanmam. Bu kadar da zorba, bu kadar da aldanmış, mecnun değildir. Bizden ses alana da bak. ya da boş ver. Hiç bakma! Damızlık koyun almış adeta. Anladım: bu benim başarım değil:) Bravo da. İyi iyi... o da iyi: semt pazarında.

Turşu Gibi

Sesini taklit ettikleri adam kendi başına gerçekten de albüm yapmış. Ben gerçekten de düşündüğüm tek bir kelimeyi hayata aktaramadım henüz. Demek ki adamlar videoyu da çekmiş. O da kendi müziğine gerçek tanığı bulamamış. Biz ise henüz kebap salonunu kime hediye edeceğimize karar verememiş gibiyiz. O kadar geri zekalıyla aynı anda görünmediğini sanabileceğin bir baskın senaryosu sürmekte ama bunu diyorum çünkü herkes bir gün televizyonu açıp birine geri zekalı demek isteyebilr. Bunları size zaman olarak çok öncenin eskinin programı gibi yutturacaklar ve ben tatlı turşu nasıl yapılır bilmiyorum diye yollarımız yine ayrılacak. Konuş konuş... o gün benim Tanrım ortalıkta yoktu... belki anlarsın şimdi, topraktan az yüksekte de varsa yoksa bir şarkı ki artık hiçbir yerde çalmıyordu. Neden? Benim tepemde değildi çünkü, sahnedeydi. Ben edebiyat o da tiyatro, bu kadarı çok doğrusu biz yazar olamayız artık -siz bizi katil edeceksiniz gerçi. O aynı kalabalıktan her gün bir başka ses yükseliyor artık ama ne yazık ki denizin bile dibi. O isyanı bastırmak gene bana düşecek çünkü o konu sadece burada öyle, bana hitap edildiği gibi, sizin oyunlarınızın hadsiz uçurumları gibi değil. O baktığım açıdan ne olacak, hepiniz de neden cezayı hak ettiğinizi anlayacaksınız, benimki anlatılır gibi değil. Bütün bunları sünger gibi sineye çektiği sanan biri bana her gün burada tecavüz ederken sesin sistemini araştıracaksınız belki. Normal bunlar. Normal gibi... bünyesi alanlar ayrı bir kader yaratıp insanı doğru zindana çağırıyor. Ben başı dönmüş bir şiir müptelasıyım, belki hepsini hazmedemem ve ceza gününü gerçekten de yazıldığı gibi yalanlamayabilirim. Beni okumamakla suçlayacak sonra da yobaz diyeceksiniz. Ne de olsa şeytanın da oyunu değil mi bu, elbette oynayacaksınız. Ses geçirmez bir camın arkasına beni tıkıp, dışarıdan benden ses alabildiğinizi sandığınız bir yerde çamurlarla oynayacaksınız ve ben de isyan etmiş sanılacağım: neden camın arkasındayım, neden camın arkasındayım. Sonunda turşuyu sudan çıkaracaksınız ve bu seremoniden ne kaparsanız yanınıza kar kalacak. Umarım şimdi neden cehenneme gideceğimiz anlamışsınızdır. Bu sadece beni hasta edecek, ona inanan kim, buna inanan kim? Bir dünya hasta insan gururuna yenilecek. Ve beni konuşmamakla suçlayacaksınız. Öyle olacak... cehennem de şaka değil. Böyle olacak korkarım ama öyle olacak. Bir rejim yapmıştım ondan turşu yasaktı. Bütün irin ve sivilce konusu gene üzerime ihale gibi kalacak... en iyisi HİÇ YEMEMEK. O da ne? Yemek! Anlamazdan gelip boş boş bakarsanız yüzüme, bunun adı anlamayana sessiz demek sanılsın diye: öldür lütfen. Beni de öldür -öyle.

Mahcup

Uzak bir dost: Karıyı görmedin, alakası yok yani yürüdü gitti sonra neyse ben seni ona götüreyim en iyisi, çok kötüydü ya, o kazayı görsen ölürdün vs. vs. Ne arıycam bir daha bilmem ne.

Ben (içimden):Ben de aslında mesela mahcup olmayı bilmeyen insanları hiç sevmem.

Dış Ses: Hı hı.
Ben: Mahcubiyet ne bir düşünürüm bir ara. Ben mesela ağaç yaşken eğilir diyebilecek miyim evlatlarıma? Kime? Her neyse... Bence mahcubiyet ayrı konu, mahcubiyet ayrı konu. Mahcup olmakla alakalı olarak ne düşünebilir insan. Asıl mahcup olması gereken kişiler asla mahcup olmuyorlar sanki. Herkesin işi ayrı gücü ayrı ama gerçekten de söz falan vermiyorlar. Söz verselerdi çok mahcup olurlardı onlar da. Yazık ya kedi almış. Ben de çok mahcup değilim ama mesela üstüm başım tertemiz olsa bile yani, mahcup olmamak elde mi ki? Bir mahcubiyet şartsa sorun olmuyor. Bugün biraz mahcubum yani bir imza günüm bile yok. Aradaki adımlarımdan her biri için mahcubum, düğünüm olsa bir kişi bile gelemeyecek. Mahcup olmakla alakalı olarak aslında dünyaya bir bakıyorum da, ben hemen kaçmalıyım, biraz da mahcubum... keşke o kadar şuursuz olmasaydım ama sorular o kadar beni mahcup edecek gibi değildi, ben öyle bir şey yapsam çok mahcup olurdum. Size karşı çok mahcubum diyeceğim kişilere bile sadece 'tabii asıl seni arayamadım' diyebiliyorum gibi... onlar da zaten beni niye arasın, ben onların telefon rehberi miyim ki? Niye tanıştırdım sizi, çok mahcubum... gerçi hiçbiri benim fikrim değildi ama gene de çok çok mahcubum. Sonra ne bileyim mesela yemek yapsam gibi değil benim, afiyet dilememiş olmak gibi. Mahcup işte. Mahcup neyse o!

Öyle bir konu: Defol git zıbar!!! Bir daha görmeyeyim seni.

Çok mahcubum. Neden on yıl sürmedi?



Papağan edebiyatı: Ben tanıştırmadım sizi. Kes artık.



Yok ya, bugün tırnaklarımı kesmedim mesela, o tarz bir ... neyse ben eve gidince düşünürüm bunu.



Bir dost: Takma ama fazla...



Otobüs şoförü: Gene çok dalgınsınız.



Bilet!!! Yaşasın, biletim vardı... elimde biletim vardı.

Mahcup Bir Gmzyaşı

Allah kimseyi mahcup etmesin, dedi. Yazarken kendi kendisine mahcup olduğu kadar mahcup olmaya çalıştı ama bu artık çok kolay değildi, zor da değildi. Mahcup olduğu şekilde artık bir düşünce sistemi oluşmuştu... göklerden kendisine verilen söze, kendi dileklerine mahcup olması mümkün değildi ama buralarda durum her nedenle farklıydı; adının baş harflerini tozlu cama yazıp izlemeye başladı. Herkesi ilgilendirdiği kadarıyla işe gittiğinde, sadece başıyla onaylayacağı şekilde bilmediği binlerce şeyi onayladı sanki ama kendisi adına sadece bir kaç önemli görev ve çok da ait olmadığı bir iş seçebilmişti. Çocuk kendisinden daha uzun süre yaşayacağından o tozlu camı değilse de, o görevlerden birini görecekti. Yazıların dünyasından tüm toplumun kendisine bir şeyler sunduğu bir yere geçmesi de hiç kolay değildi. Zaten kimsenin bir şey sunduğu falan yoktu. Oysa göklere böyle de geçebilirdi... o bulutlu köşkü ilk hayal ettiğinden beri inanıyordu. Peki ama hangisiydi? Bulutlu köşk mü, kök mü? Her ikisi de olmazsa olmazdı. Gerçi köşkü olmasa da bulutlu köşkü olurdu ama bulutlu kökü olmazsa köşkü olmazdı. Aklına yapacak daha iyi bir şey gelmedi bir türlü, o şekilde tüm inanç sistemine mahcup olmaya karar vermiş gibi göründü. Oysa inanmasının bir nedeni vardı. Aynı dilekleri gerçek olsun diye dilediğinde hangisine mahcup olacağına karar vermemişti. Gerçek olsun diye mahcup olmuştu! Dizlerini kırıp biraz üzgün ve gözleri yaşlı yalvarmaya başladığında, inandığı her şey aslında yanındaydı. O yüzden de bunları ondan istemeye karar verdi. Birden kurumları anlatmaya başladılar... bütün kurumları ziyaret edecekti artık. Yapacak bir şey yoktu. Mutlaka yapacak bir şeyler vardır, diye düşündü. Daha fazla mahcup olamayacak kadar ya da gerçekten üzülebileceği kadar. Ne var bunda, kitap okuyup kendi çocukluğunu araştıracak değil ya, elbette topluma ait bir konu. Bir ses her şeyi böldü:

- Sanırım yeterince çaba harcamadın da ondan.

Bunu bana demiş olamazlardı... bana daha çok 'yapacak hiçbir şeyin sanırım' derlerdi. Bunu aklına gelen hemen her konuya söylemeye başladılar... ya da kendi zihni öyleydi. Karışıktı. Utanmıştı. Korkmuştu. Şu anda hepsi de ne kadar da anlamsızdı! Uzun zamandır kendisi kadar yakın hissettiği gibi doğmuş bir şefkatle bakabilecek miydi ona? Çocuğa? Hayır. Bir ses duvarı her şeyi böldü... oysa her şey de orada gizliydi. Peki ya inançları neydi diyerek okuduğu bilim kurgu romanlarından birini çocuklardan bir kaçının elinde gördü. Öyle olsa uzun yıllar geçmiş olurdu... uzun yıllar. Yere kapanıp ağlayarak bir ömür geçirmek istedi. Bunu gerçekten de istedi.

Bütün çocuklar orada... diye umdu. Gerçekten de umudunu ancak böyle yitirmedi. Umudunu bir arada tutan her şeyin bir cezası olsun istemezdi gerçi ama okuması şarttı. Okumazsa böyle olacaktı. İşte kapı... evet, kusura bakmayın, ben gerçekten de ansiklopediyi okuyamadım der gibiydi, değil mi? Evet.

Gonca’s Müzik Edebiyat

Evet ama bütün şarkılar onu çaldı!!!



Anladım. Sonuç: Bir gün sufi gruplarından birini ziyarete gitmiştim. Bana göre içerideki müziğin güzelliği gerçekten de toprağa yakın olmasıyla alakalıydı. Herkes dünyanın dört bir yanından gelmiş, falan... dışarıda sanki ışıktan bir ses bulutu vardı. Onun biraz da katılığı, yoğunluğu olan bir ses sütunu olduğunu anlayabilirdiniz. Sanki bir gün çılgın bir şarkı çalmış bir partide de, sesin içinde sadece o ışık varmış ve daha sonraya dünyanın peygamberi kalmış... ona da evrenlerdeki adalet tek bir konu altında duyurulmuş, o da müzikmiş. Ama o şarkının son hali olan ışık içinde evrenden, Hz. Peygamberden bir onay taşıdığı için, o müzik gerçekte sadece doğru çiftler için çalmış.

Tanrım, onu vals mi sandık? Ona ne soruldu da benim vals partnerim bütün bunları yapamamakla suçlandı? Ayrıca ne gerek vardı, bunu bir yapan vardı: anladım, yıllarca mesleğim anlatıldı. Konu neydi, dünyada yapacak ne vardı? Ne vardı canım, hiçbir şey... o da bir gün çalardı. Ne gündü o? Emin misin kendisine duyurulmuş muydu? Neden heykeline yakın bir yerde değildik? Kitaplarını okudun mu, bunu yazıyor mu? Neden sürekli felaket haberleri veriyor o zaman? İyi de ne çalmış? Tamam işte çalarmış burada da... Kendin oku o zaman, belki senin için öyledir şarkı! Sen ne anlarsın müzikten... hayır, o benim sevgilim, defol git denilen. ne yapalım yani sütunsa da ses geçirmez mi? Sizin evde ne işi var bak ses kütlesinin. Hay ben böyle müziğin...

Anladım... biraz saygı.

Gök kubbeye doğru gelip... sadece göklere seslenen. Evet. Evet. Doğru yerden... ona seslenen. Müzik benim dünyamdı. Edebiyattı ama felsefe değildi. İçinde tek bir soru işareti bile yoktu.

Gerçeğe yaklaşıldı. Hoşça kalın.



Sanmıyorum

Ben çocukluğumdan beri yanımda olan adam diyordum

Onlar en çirkin anılarını anlatıyordu

Ben şu anda burada yanımda olan diyordum

Onlar başka birini odaya çağırmak istiyordu

Ben yalnız kaldığımda zaten hayatı yaşamış olurum diyordum

Onlar küfürbazdı sadece küfür etmeliydi

Ben o gün olacaklara rağmen orada gibiydim

Onlar her gün olanlar yüzünden suçlulukla oradaydıBir daha karşıma çıkacaklarını sanmıyorum

O şarkılar yazılmıştı gerçi şu anda utanmıyorum

Ben eğlenirdim

Onlar sürekli birilerini anlatırlardıAdam hava atmak için yaratılmış dediler

Geri dönebileceklerini sanmıyorum

Ben şeytanı dışlamıyorum

Sadece onu hiç anlamıyorum

Onlar kendini adam sanıyor

Gerçi konuşmaya başladı ve dedi ki: OLAMAZ! BUNLAR İNSANLAR.

Ben ne dedim? Hiç sanmıyorum.

O dedi diye, adamı affedecek gibiyim!

O artık melek değil ki

Melek olduğunu sadece o biliyor

Şeytanı affedince kendini affedilmiş sanmış

O nedenle de melek diyen ilk insanı vurmuş kınanmış

Şeytan dedikodu yapıyor sanılmış

Olur mu canım çocuklarına da bu olmuş

Herkes tavır almış

Tanrı herkesi affetsin

Gerçi nasıl 'kabul etmiyorum' desin

Bir nedenle ilişki sanılmış

ne yatak ne yorgan

Sadece bir gece için suyunu sıkmış faydalanmış

Sana da çok gerek kalmamış

Belki dünyada her şey yalanmış

Bütün bunlara göz yuman bir adam da

Elmayı ne sanmış

Elbette o bölüme saygı duyulmayacakmış

Saygısızlıktan çırpınan bir diğeri de

O sesi bizden alıp

Aynen monologdan diyalog çıkarmış

Biraz dedikodu etmeyen mi varmış

Bu korkunç günün sonunda en kötüsü aldatılmakmış

Sayısız örnek varmış böyle

Konu bu olsa kitapta ne yazmış

Gerçekten de sansürlenmiş çıplaklıkları

Öyle olunca bari biri anlatsın yoksa biz ölürüz demiş

Çünkü bazı canlıların insan olduğu yalanmış

Çünkü herkese şarkı dedikten sonra bir bakmış sevgilisi o şarkının içinde kalmış

Çünkü geri adım attığı yerde kendisinin oynayamadığı bir video varmış

Başka hiçbir şey yokmuş

Ama şimdi belki öyle olmuş

Ne malum öyle olmayacağı

Tamam belki olmazmış

Olur mu ama o da o kattaymış

O da o kattaymış şey yani

Olmaz mı canım

Olurmuş

Hiç başka lafı yokmmuş ki

Yokmuş ki

O olay öyle olmasa yokmuş

Ayılmış bayılmış kıvranmış

Sonunda sevdiği bile yalansa

neden şarkılar çalmış

Belki bunlar benim suçummuş

Adı neymiş

İntikammış

Sıktınız ama he

Onu da diyemeyince

Geriye ne kalmış

Dünyanın en kötü düğünü olsaymış

Benimkisi olurmuş gibi başlamışlar canlandırmaya

Damat yokmuş

Bir sürü it kopuk varmış

ne ana ne baba

Bütün hayalim de

O gün bize burada zor gelen

cennette kolay gelecekmiş

Olur mu ama burada zor gelen

Daha zor

Daha çirkin

Daha edepsiz

Daha kabullenilmez

Daha iğrenç

Olur mu

ben affetmek nedir bilmez miymişim

Adeta damat yokmuş



Neyse işte bunlar televizyonda oynuyormuş

Netflix süpermiş artık hadi buluşalımmış

Allah düşman başına vermesinmiş

Olur mu ama belki de düğünmüş

İyi peki o düğün günün kaderinmiş

Neyse işte gökyüzünde iyiymiş oo konu

Yok yok

O konu

YOK O KONU

Olsun okursun ama

Bir daha bu dünyaya gelmek istemiyorum

Tiyatrosu yetti gerçi

Ana Fikir

Bak şimdi, sen bir dilek tutmuşsun, sonra da bu dilek nedir unutmamışsın ama nasıl kabul olduğunu unutmuşsun. Sonra da pek çok seyahat yapmışsın, tonla okul bitirmişsin ya da uzun bir yürüyüşe çıkmışsın ''sadece''. Bu biraz saçma olmuş çünkü o anda sana -nasıl kabul oldu dileğin, kabul olmadı mı dileğin, ne tutmuştun, diye sorsalar diyecek hiçbir şeyin olmadığı için sürekli okula gidip yürüyüş yapmak isteyen biri olduğun sanılmış. O nedenle sanırım romanlarda hep uzun kır yürüyüşleri yapıyorlar ama burada ana fikre bağlı kalmak mecburi olsaydı, elbette olurdu. Demek ki olmayacakmış!!! Gene de neden bahsettiğini daha iyi açıklayan bir kitap elbette varmış ama bu sürekli sadece açıklıyormuş. Ne demek bunlar, onu açıklıyormuş yani ne anladığın pek umurunda değilmiş. Daha çok hayatını nasıl değerlendirdiğin umurundaymış. E, iyi... nasıl değerlendirsin? Açıklandı mı sonuçlar? Elinde bir konu, evinde bir kitap var, sahne dolu, konu oyun gibi: ana fikir neymiş? Geçiyormuş yıllar bak, yazdın yazdın, yaşamın ya sürecek ya da sürmeyecekmiş. Bu arada iyi bir iş teklifiyle birlikte gökyüzüne ziyarete gitmek çok kibar olsa da gerçekte o şekilde mümkün değilmiş. O da çok süper bir dilek gibi olmuş ya da o da mümkün gibi! Öyle de iyi, aklın neredeymiş? Bu kitap da öyle, olduğu gibi ne olursa olsun aynı yere davet ediyor fakat yürüyüş de nereden çıkmış? Çamurdan yapıldığımı tek bilen falan demek istiyormuş kendisine. Buradaki ana fikir neymiş? O size yarın çaya geliyormuş! İşte ben böyle de gerçekten gider miydim yoksa ne güzel, öyle bir yermiş... falan mı derdim yoksa zaten orada mıydım? Onlar da ne bilsin benim ne dilediğimi! Neyse işte, o da bilsin demiştim. Bu kadarına herkes şarkı yazarmış. neyse, öyle de bakmış yazar olduğu için ya da hayatı bok gibi olduğu için pek çok şey hayatından elenmiş... o da onları yazmaya karar vermiş. Mesela 'ben olsam suratının ortasına bir tane patlatırdım' gibi. Bunun da bu dünyada hiçbir amacı, belirgin bir hedefi falan yokmuş. Öyle de ilk kitabını çöpe atmış, ikinci kitabı yayınlanmamış, üçüncü kitabı satmış ama adı neymiş, dördüncüde adamın adı hariç hiçbir şey kalmamış. Ne yani bunu mu dilemiş? Bunu kendisine çok fazla sorduğu için yazmak pek sorun olmamış ama tam o anda mesela aynı nedenle sevgilisine mektup falan yazamazmış. Bu dilek kutusunun dışında gelişen olaylara bir son vermek istemekle aynı şeymiş: bugün çay içtim, dese... aşık olduğu sanılıyormuş. Ne yani ne sandıysa onlar da mı doğruymuş? Peki ana fikir neymiş? Ne neymiş? Bütün kitabı şimdi mektup zarfına koyup yollaması lazımmış ve de vaz geçmiş. Çok zormuş bu çok!!! Niye? Bunu da dilememiş mi? İlk dileğiyle dalga geçilmesin diye ikincisinden vaz geçmiş. Neyse işte, çocuk da kazanmış bir okul, gitmiş. Çok şükür, o konu böyle olmuş. O dileğin var ya şu anda zenginmiş, köşeyi dönmüş! Yok yok, aslında dilememiş! Kendisini hayatta hiçbir şey dilemedi sanan bir deli varmış. Ya da bir kaç deli... ama sapık da neymiş? Daha da tuhafı herkes aynen böyle düşünüyor gibiymiş, en azından beni anlarlarmış... bu zor değilmiş. Ama önemsizmiş. Bu bölümü aklımda bile yazılı olarak harf harf önemsizmiş. E öyle ama o konu... belki de senin için önemli olan bilmem ne! Artık var ya, dilek deyince midesi bulanıyormuş. Ne yani bu hala sadece dilek miymiş? İşte biri de oraya davetliymiş ama biri de o davet edeni dilemiş bulunmuş. Böyle de herkes 'kimmiş' demiş... kimse hangi şarkı o ya da which yaratık dememiş! Kim demiş. İşte oralarda bir yerde çıplak iki insan mı gene bilemiyorum. Bari bir kişi olsaymış da size selam yollasaymış. Bu da :bugün kimseye mektup yazma, demekmiş. Olsun. Evinde çay var hiç değilse... ya da süt, soğuk süt. Buz sür. Yok bir şeyim yok. Hafif bir yanıkla atlattım. Kolay mı sandınız ki siz bunları yapmayı!!! Neyi...

Kakafonik Öğüt

Diyor evet, ne diyor, yazılı yani bunlar, niye sınav mı var, peki ama ne yazarsan yaz, o yazar zaten hafiften üşütüktür, çok da sorun değil yani... kendine ait bir iki amacı mı var! Peki ya dostluk... ya arkadaşlık... hani kitap en büyük nimet, en iyi dostundu. Yani sen yeme içme bana laf yetiştir sonra da iş nerede yokluk içinde yüzüyor oraya yerleştir, cahil diye çocuklara ver veriştir, biz ama öyle yapmayalım. Yaz her şeyi yaz ki bir yolu var sanılsın ama ilimden bilimden haberi yok bilinsin. Sabah uyandım, içimde hafif bir tebessüm vardı 'Allah hayırlı yazılar yazsın'. Sen ama sanata bak, bakma ver veriştir... eminsin. Daha sonra okursun, neden? Çünkü adımını atsan, ne yapsan da kitaptan haberdarsın ama o kararları vermek için ya onay almalısın ya da başına buyruksun. Anlamazsın yani; adam orada, sen de yavaştan gidersin. Adam orada yani, haberin yok, bir acayip gidersin. Bu şekilde misafir beklediğimi sananları şiddetle kınıyorum, sonsuza kadar da kınayacağım bence. Kitabın konusu bu olsun. Neden? Size benden mi haberler versin kitap? Tamam, o adam ünlü olsun! Bunları silip atmış bir kardeşimiz, kapıyı çalarken sollamış geçmiş kardeşimiz, ne diyelim hoş gelmişsin, sefalar getirmişsin. Onlar da bakmışlar buketi yanlış koltuğa atmışlar, bari tutanın haberi olsun.

Bugün bir kahve yapmış. Bugün tatile gitmeye karar vermiş. Bugün işler biraz kesatmış. Bugün kısa bir yürüyüş yapmak istemiş. Bugün deniz havası iyi gelmiş. Bugün o aynı diziyi takip etmiş. Bugün sevdiği bir kaç şeyin arasında iki kaşık da bal varmış. Bugün biraz canı sıkkınmış. Bugün biraz da neşesi yerindeymiş.

- O adam var ya şu anda bir kadınla!!!

Ne diye seksen yıl geç gelmiş dünyaya?

- Genç biri varmış. Oku da bak!

Okudum gazeteyi... beyinsiz it sürüsü yiyen kafir oğlu kafir demişler. Savaş çıkmış.

Neyse, senin misafirler de gitmiş. ben olmasam yatıya kalırlardı, demiş. Kendisini ne sanıyorsa, günlük gazete sanki... geri zekalı.

Bu şekilde şarkıya üfleyerek şeytanla konuşmak da mümkünmüş. Biz ama öyle miyiz? BENİMKİSİ DE TELEPATİ. BİZ AMA ÖYLE MİYİZ? HAYIR.

Öyle tabii, it sürüsünü yemişler de ondan.

Anladık mı böyle de kitabı? Hayır. Keşke dünyaya bir daha gelmesem yani... o kadarını aynaya bak ve anla inşallah. Ama sözünü tutmadın, gelmedin sen.

Sanırım artık aşık değilim. Neyse, belki gazeteci olurum. İnanamıyorum...

Neyse işte, herkes mesaj atıyormuş. Bu birinin evine şeytanın çadırını kurmakla aynı şey mi sandınız? Yürüyün gidin diye sizi mi bekleyecektik sandınız? Herkes ünlülere mesaj gönderirmiş ben bir karikatürü evde kendi kendime beğenemez belki de yazar olurmuşum mu sandınız? Ne yazık ki bunlar oluyormuş mu sandınız? Sizin lafınızı da bana yazıyor mu sandınız sonuçta? Bu nasıl bir iki yüzlülük. Bu açıdan da çünkü BANA NE ÇİN'DE KÖPEK YEDİYSE İNSANLAR. Bu yani şimdi sapıklık mı değilmiş? Madem ki hiçbir şeye inanmıyor, neden bu senaryonun içindeymiş? KÖPEK ETİ YENMEZ, derken alık alık bana bakma ama. Öyle de suratını damgalamış.

Bu durumda nereye ne üflendi, nedir kıyamet bilemesem yeriymiş.

Afiyet olsun.

Neyse. Köpek yemek yasaklanmış. Konu neymiş konu? Senin köpeğini yemesin bari. Masal da bu hani... BU şekilde biri bile sözünde durmadığı gibi bahçemizi karartmışlar. Şimdi bu ne ki, 'biz kalem mi dedik yani'? Bir de utanmadan bana deli diyeceksin, böyle mi oluyormuş: OLSUN O ZAMAN. Şu şarkıya kakfoni desen, seksen sekiz konser geziyormuşum yalandan! İşte öyle değilmiş şimdi. BRAVO. BRAVO. BRAVO.



Neymiş öğüt? Kakafoni.

Biz de oy verdik, yasaklansın o festival diye.



Öğüt şey ya, karakterinin eğilip bükülmez yanlarını ziyan etme. İyi ya işte kalemmiş.

Öğüt de hani ALANA.

Bu yüzden mi kovulmuş? Evet. Belki de.

Tamam. O kişi benmişim. Senmişin. Hiçbir şey anlamamış.

Kutlama

- Yani ben bugün oy verdim, yarın ağaçları sulayacağım...

- Olsun, senin iyi öyle! Yani orada iyi!

- Ne iyi yani şimdi? Ne alaka anlayamadım...

- İyi evet, o öyle iyi.

- Bana ne senin hesabını tuttuysa ayrıca da benim hesabımı tuttuğu özel bir konu var.

- Ne sizin, kitap mı? Evet. Olsun... buna hayır demedi ki, o burada. Neye hayır demedi yani bu açıdan?

- Bilmem.

- Peki. Bizim de o ama bu açıdan ilim de, bilim de.

- Ne ki o açıdan?

- Yani mesela bugün 'ölmem inşallah' diyorsun, yirmi yıl sonra deprem oluyor.

- Ondan mı demiş kitabı ki? O da o!

- Evet ama o şekilde ben orada olamıyorum, nerede kalmış depremde ölmek istemem.BUNLAR GÖRÜNÜYOR. BİR KISMI OLMUYOR. BİR KISMI OLUYOR.- Peki... burada da konu o değil mi zaten?

- Orayı bilemiyorum, yasak zaten de... buradan epey anlaşılıyor.

- Her neyse yani, seninki de kitap ama bu şimdi bu.

- Niye? Sen burayı biliyor musun ki?

- Niye bilemeyeyim. O da o.

- Öyle. Zaten o öyle ama şimdilik onay verdiği konular arasında bile yokuz.

- Olsun o öyle.

- O başka birinden bahsediyor.

- O da burada. Zaten senin iyi, ilim.

- Benimki ne? Bilim mi?

- Onun için öyle.

- Çok zor çok. BU açıdan çok zor.

- Yok yok, senin iyi.İyi gerçekten de ama meteoroloji gibiyim: üç gün sonra deprem olacak. Yaralanan olmayacak vs. vs.İyi işte. Öyle de iyi...Tamam. Ben şimdi nasıl -kitap oku, diyeceğim herkese?Olsun. O öyle.Ondan sanırım o konuları da yazmışlar... mutlaka okuyun, çok daha iyi olur, eminim. Bu açıdansa bir tek benim için o öyle.Neyse... yani zor beni ayırt etmek gibi mi olmuş? Olsun. Benimki zaten 'ÖYLE'... haklı, hukuklu, kitaplı, liderli... sen şimdi neyi kutlayacaksın? Hiç. Videolar da varmış!!! BRAVO. O da yasak.SefaletTamam bak şimdi öyle mi oluyor

Neye bakayım yani şu anda

Gökyüzü parlak görünüyor

Kitap burada da varmış

Sahneden yansırsa mutlaka bir felaket haberi görünüyor

Ben de o sırada onu diyorum

Biri oku onu oku diyor

O da ne ki şarkı

Ne işi var şarkının gökyüzünde

ne işi var de yu anlatıp duruyor

O korkunç haberdense biri onu mu dinlemek istiyor

Herkes gene ondan korkuyor

Buradan bakınca bir tek o var

O da burada yanımda oluyor

Bütün bunlar çocuk mu demek

Çocuk yetiştirmek

Kusura bakmayın

O konuya da kitap diyor

Yani onu yakına getirecek yine o

De yu mı kalmış anlatmak

Mutlaka bitirecek

Evet ama şimdi ne getirecek

Ya da şarkı o mu demek

Hayır

Hepsini bana diyecek olan

babama türkü mü söyleyecek

Hiç boşuna konuşma

Ben anlıyorum sen anlatıyorsun

hepsi palavra palavra

Üstelik de o da yok yani yerde yok suda yok

Olur mu ama varmış diyecek

ne diyecek

gene onları bilecek

Onlar da oku diyecek

Ama görünen o ki epey zaman kaybı olmuş

Ne sorduk ne anlatıyor

Bir kısmı da doğruymuş

Ne ev ne araba

Hepsini türkü sanmış

Alık alık bakacak

O da sadece orada sanıyorlar

Çünkü konuyu kimden dinliyorlar

Sahneye ne yansıyor

Bu şekilde çıkan savaşları

Din kavgaları diye geçiştirmeyin lütfen

Burada da bende de öyle bir konu yok

Onda da

Bu adam seni anlatırsa ne yapacaksın

Ama 'O LAFIN ÜSTÜNE NE DİYECEKSİN'

O lafın üstüne ne yapacaksın

O lafın üstü ne

O da burada yok

Siz çok ters gelmişsiniz

O lafın üstüne ne diyecek

Ne diyecek: o da o diyecek

Bu açıdansa neye diyecek şarkıya

Neye diyecek şarkıya

Neye diyecek şarkıya

Olsun mikrofona 'evet' diyecek

Biri bunu yuhalarken

ne ederse kendine edecek

N'apalım yani ben de öyleyim

Küçül de cebime gir nasıl diyecek

İnsafınız kurusun

Beni ne sandın ki öfleyip pöflüyorsun

Sakin ol nasıl diyecek

Niye sorayım şimdi ses kütlesini

Bu kavga hiç bitmeyecek

Eyvah Eyvah

Anladım, olamazdım... araştırmalar tamamlanmamıştı. Kitap sudan çıkmış balık gibiydi, daha kağıtlar bile hazır değildi, yani sarı sayfalar. Sarı sayfalar rehber demekti. Gene de okula gitmeliydi. Çok güzel bir diğer kitaptı. Kimi sevdiğinden emin değildi. Belki bir şeyler yazarım diye bilgisayarını açık bıraktı. Üstelik yazdıklarının kaydolmuş olmasına henüz yeterince sevinememişti. Asırlardır aynı şiiri yazmaktaydı ama sanki internette olması riskliymiş gibi onu yayınlayamadı. Bunları niye öğrendiğini asla anlayamadı. Ama onu anladılar! Bu her gün henüz gitmediğin bir yerle vedalaşmak gibiydi. Gene de aklında bir şeyler kalmış olmalıydı. Bütün bunlara gerek yok, dediğini anımsadı. İnanamıyorum böyle duyulduğumuza. Hem böylesi daha kolay, dedi. Artık ünlü olmuşlardı. Bu durumda niye yaşıyordu? Elini toprağa sürdü ve yeniden doğduğunu hissetti. Oysa tarih okuyordu! Bütün bunları bir dilim vitamin deposu mandalina açıklar mıydı? Henüz gitmeyi hak etmediği bir yerden hediye bekliyordu gene. Şu yerdeki yeşil soğandan ne farkı vardı? O an biri elinden tuttu. Hepsi bu. Yani her yazar için yazdığı bir cümle yalan mıydı, hayal miydi? ‘Ben o değilim’ dersen, gerçekten kim olduğuna inanırız, dediler. Olamaz!!! Gene ünlü olmuştuk. Yani ben sadece gazetelerde yoktum, bir nedenle ünlüydüm... o da neydi? Gözlüklerini takıp dik dik baktı: sen, neden burada yalnız oturuyorsun? Ona soğan diyemezdi. Soğanlı çörek siparişinden haberi olmayan biri gibiydi... Sanmıyorum, dedim. Bırakın beni, bütün bunları yapacağını sanmıyorum. Gene de hayata daha makul bir yerden bakmalıydı. Hayır hayır, aynen öyle bakmalıydı. Adama sürekli kadının gömleğini kuru temizlemede unuttuğu günü soruyorlardı sanki. Bu artık gerçeklere işaret edebilirdi. Yani bir kuru temizlemeci vardı sokakta ama o kadar da önemli bir gömlek değildi. Neyse, dedi –tarih okumayı severim. O ilk masum bakışının yerini bir canavar aldıktan sonra aynaya tekrar bakmayı denememişti bile. Zaten mühim insanlar hep mühimdir ya da asla önemli değildir... bunları artık anlamasa da olurdu. Garson kendisine rendelenmiş domates tavsiye etti. Bu aklına sarımsakları getirdi ve yine vaz geçti. Sorun yok! Canavarlaşmanın avantajlarını yaşamalısın demek ki; iyi canavar, tatlı canavar, sevimli canavar, güzel canavar: ŞU ANDA AKLINDAN KİM GEÇTİ? Bilmiyorum, ünlüydü, sanırım ünlüydü. Neyse, tanışmasak da olurdu.

Ne Filmi

İnsanları bir tehlikeye karşı uyarmalıydı. Ünlü olma tehlikesi... kansere yakalanmamalıydı. Ayrıca da çocuklardan iyi olanıyla alakalı bir şey, ne iyi, neyse anladım, çocukların dersleri iyiydi. Bu konuyu unutmak için kocaman bir kitap yazmıştı ama daha yeni böyle bir film izlemişti. Olsun kafası o adamdan yaratılmamış mıydı? Piller uzun ömürlüyse reklamcı olacaktı, oluverdi... inanamıyorum, bunlar oluyordu. Sadece Shakespeare mi olamaz demişti. O filmdeki bayan iyi biri miydi? İyi biri mi? İyi, evet... iyi bir oyuncu demek istedi ama zorlandı. Neyse artık kafatasındaki adam değildi o adam. Yine de psikoloğa gitmek istedi ama bunları sadece yazabiliyordu... yani gerçi neyse ki böyle bir kitap da okumuştu ama konu neydi? Acaba sesin içindeki akışı etki altında bırakan şey neydi, okuduğu kitap mıydı, okuyacağı kitap mıydı? Neyse ki konu artık kitaptı. Uzun yıllar boyunca film bile izlemedi, gerçi bu çok da sorun değildi. Akrebi evden attığımızı unutma lütfen, unutma... olur, elbette unutmazdı. İyi bir reklamcıydı. Kalbi sevgiyle atıyordu ama aklı tam olarak yerinde değildi. Belki de bir sorunu vardı. İzlediği dizi film ki iki günde bütün seriyi bitirmişti, o kadar eğlenceliydi ki artık onlar gibi konuşuyor, onlar gibi çatal bıçak tutuyordu. Bütün bunları ekrana taşıyamazdı, öyle değil mi? O sadece kendisini ilgilendiren bölümü yazmak yerine anlatanlara dayanamıyordu... bazıları da anlatıp duruyor ve yazanlara suç buluyordu. Bu dünyadaki yerini ve konumunu tekrar belirledi. Ne yani, hiç mi beni düşünmedin, dediler ve kendisine yemek yapmayı öğrettiler. Neydi peki? Aklında olan neydi? Bunlar mı? Kalbi mi? O gün oturduğu kanepeden hiç kalkmamış gibi olanları kaleme alırken aklında aslında ne vardı? Şey... o belki de koltukçu olur, koltuk takımları yapar. Satarlar. Bilmiyoruz o çocuk da kimdi? Ne çok insan koltukçuya gitmişti! O kanepe artık başka bir ülkedeydi... sanatla soluyanlar tek tek o koltuğa oturacaktı. Acaba ben kendim davet edebilir miyim, diye düşünebildi.

Niye Kahve?

İçinden 'pamuk' dediğini sandığında elinde bir kitap vardı, bu kitap gerçekten de insanın zihnini hiçe sayan kötü alışkanlıklardan söz ediyordu. Başka bir kelime buldu, mesela 'çocukluk'... olamaz, o kitabı daha okumamıştı. Böy'le başlayan şeyler tuttu, iyi ya böyle dedi, artık internette yazıları vardı. O bir şarkı da ama dedi ve gerçekten de kendi şarkısı değildi. Elimdeki kadeh diyecekti ama kadehini elinden aldılar. Ne yani, o gece orada değil miydi? Aslında komşuluk da bu şu anda diyecekti ama komşuluk sınırlarını çizmek için gerçek dostlarını bulmalıydı. Bu nasıl bir inanç sistemi dedi... yazacak tek kelimesi bile kalmamıştı. Yeryüzündeki herkes bulmaca çözüyordu. Bu onlardan biri de değildi. Belki okul formasıydı, sana ne, dedikleri kişiyi tanıması imkansız hale gelmişti. Küslük bile budur, dedi... küsmelerine daha yıllar vardı. Ayrıca belki küsmezdi, şart mıydı küsmeleri? Peki, kareli gömlek... o artık eskimişti. Olur mu, hiç, zaten hep dar gelmişti. Peki ya ses miydi şimdi? Ses miydi de başımıza bunlar geldi! Hayır, bildiğin karakter bozukluğu çünkü aynı dünyada bile değildi. Olur mu canım... hepimiz buradayız. Mutlaka yaşıyordur denildi. Heh, işte, yaşıyordu denildi, o mu? Hayır. Sanırım bu kıtlık, salgın günleriydi... hepsi gitti. Evet ama zaten tencere dibini tutmuş!!! Anlayamadım? Tencere dibin kara diyorum, seninki benden kara. Öyle mi? İyi, demek böyleydi. Yukarıdaki cümlelerin ikinci yarısını asırlar sonra bana sınavda sorabilirlerdi. Evet, işte bu bendim: edebiyat okumuştum. İyi bari, ilk yarısı mıydı? Hayır. Onlara göre ölümü dileyen bir yahudiydim çünkü her cümlemin ikinci yarısı kanser olmuş beni zehirliyordu. Anladım... umarım kapıda kaplumbağa vardır. Evet, o. Orada o adam da vardır. Gökyüzüne baktı: şemsiyeni al. Dolu yağacak. Bu şekilde yazamazsın, belki bana daha sık yazmalısın. Tamam. Bir kitap okuyacağım, iki asır anlatacak. Tamam. Yok yok... sizin işiniz zor. Telvesi kalmış bana mı diyecektin? Türkiye'nin en ünlü sanatçısını dinlemedi mi?

Çirkef Takli

Madem her şeyi anlatıyor, bizi niye anlatmıyor? Bu kadar zamanı bu aptal satırları henüz okumamış bir şarkıya mı ayırmış yani? Ben de sorarım istesem, biz seninle hangi şarkıda koptuk? Bir şey diyeceğim, senin halin de duman... gerçekten, kusura bakmasın hiç, ben prens değilim! Prenses hiç olamazsın, o konuya henüz değinmedim bile. Ayrıca da biz de şarkının dışında eşek gibi bağırdık, onları niye anlatmasın? O kadar iyi biliyorsa felsefesini, niye şimdiye kadar yazmasın? Demek sen adamı arıyorsun, ailesi cevap veriyor... ben onu avcumun içi gibi bilirim, neden benim anlattıklarım size de yazmasın? Çünkü ben yazıyorum, bilmem anlatabildim mi? Eet ama ben yazar da değilim, bankacıyım. Hoşça kal. Ama ne vakit kaybı, şu bar taburesi için tiyatro kursuna gitmişsin. Enteresan bak bu, sanırım tanıdık, sana ayarlarım. Neyse, siz niye anlaşamadınız, şimdi bana asıl o lazım. Yazsın, her şeyi yazsın, bizim bir evimiz vardı ve terk edildikten sonra geriye sadece bir ev kaldı artık, anladın mı, bari evimizi yazsın ama çoktan içtiğimiz çorbanın yerine çocuklara mısır patlatsın. Ne var yani, sen de istersen okursun, oku elbette... hatta o altın bilezik, diploman, belki bizdeki kusurları örter de kendi ayıbını ararsın. Sahi onları niye anlatmasın? Anlatıyor tabii ama susturmak ne mümkün, bu meslek icabı buluşmaya kaldıysak, beni de çok ararsın. Anlat anlat, hani asıl sen bana küstün, asıl ben sana kızdım, hiç olmadı bunlar, eğlendik durduk, neydi o günler? Anlatsın gerçekten: bir adet büyük aile sofrasına koysun hindiyi, düşman çatlatsın. O şekilde oldu oldu bu iş, çünkü sen çok kötü bir dünyadasın. Sanma ki bunlar kolay unutulur, okumazsan eğer, biraz da miden bulansın. Evet, işte o dünyadayız, sen nen işe yararsın? Ben kuşları hayal ederim, çimleri unutur kanat çırparım uçarım ama biri de bizi anlatsın! hadi be oradan, sen ne anlarsın. Konu ne konu? Hiç! Düğünü yaptığına yapacağına pişman olmuş gene, ona da bizim düğündü dersin. Konuklar anlatıldı mı televizyonda? Burada bak böyle bu konu... inan bana. Ne aile, ne bir şey: aç sözlüğü de aklın alsın. Sen onları bilmezsin ama bize kalsa sen böyle de yalansın. Bir halta yarasa bana yarardı gerçi ama şimdilik sana yaransın. Karakterini de mi bilmiyorsun adamın? Bu da sonsuza kadar konuşmazsa, şarkılar parçalandı, her şey yarım kaldı zannedersin, yanarsın. Yok ya... bir kere baklava almıştım. Yok. Başka konu yok. Anladım: söyle yarın bize gelsin, börekleri alsın!!!

Tehlike Çanları



Kapak: Kitabın adı ne? Kitabın Sonu... Neden? Sen yazar değil misin? Uzun zamandır onu soruyorum ben de, değilim galiba. Hatırladım seni, gereksizeziyet, değil mi? A, sen onu okudun mu hiç? Okudum yani okumadım da duymuştum. Olur olur o iş... hiç dert etme yani. Şakasına ben hallederim, sen o sevincini hiç ziyan etme. Bir kez olsun ellerini yıkadığında lavaboda oksijen tüpü görme. Ben konuşurken aklına siyah dürbünlü adamı getirip de evdeki dürbünü anlatmayı ihmal etme. Burada böyle bak konu, yoksa sokakta ses olur, sen de başa çıkamazsın ama aklını da boşuna bu işe yatırma. Biz arkadaşlarla hallediyoruz, sen şimdi hiç kafana takma. Annemlerle onun annesi babası iş yerinden arkadaş mı, sen kendini film gördüm zannetme. Şu kapıda asılı Sılı marka şaheseri tesadüf eseri sanma. Yağmur yağıyor evet... ama herkes ıslanmadı, inan bana. Ben korkmuyorum şahsen, bizim çocuklar endişelenmesin diye... sus şimdi sen açık etme.

Kapak böyle olsun mu?

Yok hayır.

Tamam. Al işte sana şans çubuğu batırdığın kuleli köşk, bari kırmızıyı ziyan etme. Sen anlat, ben susarım. Hiç alakam var zannetme.

Resmin sonunu okumuştun ya! İyi ya işte... Ben şimdi varım burada, çıktım karşına, ne amaç, ne yamaç, ne maç... senin okuduğun kitabın en önemsiz noktasının dayandığı en önemli tesadüfün en nedensiz sonucu benim şu anda ve de beni buna mahkum etme!

Kadın hafifçe başını sallar... adam gerçekten de intihar etmemek yerine, kafama davul düşmeyeceğine göre ben de iyiyimdir demiş.

Böyle olsun mu kapak?

Fashion and Balkabak

Nihayet çıkmış da... Nihayet bitmiş de... Ben çoktan biliyordum biteceğini! İş başa düşmüş de. O kadar lafı boşuna ettin, düşündün; bilemiyorum bu da çalışma, o da bir iş de.

Ne peki?



Benim kitabın kapağında çıkarsa, adamı... İNANAMIYORUM YA! İNANAMIYORUM. BU MU YANİ. YETER BE! YETER. BU MU ŞARTLAR? BU MU NOKTA?



Olsun. Bir lafı yetmiş de...



Ne?

Bi sus ama.



20 yıl sonra: O lafını hiç unutmadım. Sence de bence.

Sonsuza kadar güler. Bu kitap arkadaşlık, seninkisi mühim iş ise, annenler nasıl? Onlara selam söylenir bugün. Selam söyle.



El salla canım. Bye Bye

Bye bye denir he, niye? Niye? Senin kapak mı öyle?

ANLADIM: TENCERE. İÇİNDE NE PİŞMİŞ DE!

Tamam... yok be, o da önemsiz. Bir tek ceza günü böyle. Cezayı çoktan kesmiş de.



Okuyorum. Okuyorum. Pembe kalp:)

E, hadi peki öyle.



SON

Suzan Sonsuz

Sevgilerimle.

Kapı Duvar

Kapıyı kapat lütfen soğuk geliyor. Kapının çarpıp durduğunu duymuyor musun, neden ilgilenmiyorsun? Kapının hiç mi ayarı yok, kilidi üstünde ama kilidin dili dışarıda... Kapı için ayağa kalk ve kapıyı sıkıca kapat. Sanki müziği telsiz olarak kullanıyoruz, şu kapıyı kapat da ses gitmesin bari. Kapı gıcırdıyor. Kapı da meşeymiş ama bak kedi kaçacak şimdi kapat. Bir bütün günümüz böyle geçiyor, keşke hiç kapıyı açmasaydım, kapıdakine de bak, siparişler gelmiş, alan yok. Kapıyı suratıma çarptı ve gitti. Kapıya ağıt yaz bari, kapı - kapı - kapı. Tozlanmış. Kirlenmiş. Eskimiş. Kapıyı aralık bırak, belki (ah şu anda kedi girdi kapıdan) kedi gelebilir kapıdan. Kapının arkasında kancalar var, oraya as ceketini. Kapının yanında oturma hadi, gir içeri. Kapı demişken bence de yenisini! Aklımızın yüzde on beşini, evimizin yüzde 0,5'ini kaplıyor kapı. Bu da ne şimdi? Kapıyla ilgili... sadece kapıyla ilgili. Asma kilit, ağır kapı, zor zanaat, kapı gibi kapı. Kapı gibiydi ama devrildi. Git bakalım. Çık git şimdi... şu kapıdan çık bakalım geldiğin gibi çıkabilecek misin? Kapıyı çalsam babam eve alır mı beni? Girdiğin kapıdan bir bak şimdi: bizden eser var mı? Korkarım bakarsın sen! Kapıysa kapı, diye. Kapıda akıl olsa yönünü, edep olsa önünü görürdü ama bakma lütfen kapı deliğinden bakar gibi. Bu çok acı, çok hüzünlü. Ne yapayım şimdi, asayım mı yılbaşı süsünü kapıya? Kapı da tutar mıydı sözünü? Sanki müziği telsiz olarak kullanıyoruz. Epey işe yaradı sizin kapı. Asla çalmadım ya o bakımdan neymiş şimdi? Herkese bal arısı yollayıp: işim var, kapat kapıyı, dedi. Kapı için tiyatro kursuna gitmiştim, inanamıyorum: çok güzeldi kapı olmak. Umarım kapı duvardır. Kapı duvar da ne ki? Çilingiri arayacaktım, aramadım. Enteresan bak; olmadı bana bu, hiç kapıda kalmadım. Olur mu hiç? Kapıda bak o deli. Matrix de yakışır sizin kapıya... beni ilgilendirmez şimdi. Duvar ne ki? Şarkı!!! Şarkıydı. Şarkının sözleri. Bak gerçek olmadı, gerçek oldu, gerçek -o ne ya öyle, papatya falı gibi? Pek de kendinizden eminsiniz, bu açıdan.

Gökteki Köşkten Uzakta

Baktığın yerlerde şimdi senin kendi bakışın varmış

Yazdığın satırların yerini 'beni kurtar' dediklerin almış

Ne kadar dertlerimiz ayrı ayrı olsa da

Benim için en sıkıntılı olan burada kum tanesi gibi ruh eşini aramak

Bildiğin halde sıkıntıdan iki kelime konuşacak halin kalmaması

Bu kelime yüzünden herkese özel hayatını açmak

Ya da sakladıkların nedeniyle başka yalanlara kaçmak

Rezil edilip sonunda bulunca, gün bugündür diyerek yeni yeni sayfalar açmak

Tek bir dostun kalmamış bir çölde fırtınalar için mürekkebin kapağını açmak

Bir başka kitapta bulduklarını da hayatın pembe düşlerine saçmak

Hiç bir arayışın yokmuş diyerek yirmi yıllık zindanda kolaya kaçmak

Benim derdim öyle değil inan

Şiir yazar misali herkesle konuyu kahkahalara batmak için bulamaçtan çıkarmak

Sonra yeni bir kalıba alıp hafifçe kendinden yana olup biraz da unutmaya bakmak

Gökyüzünden istediğini evin içinde kaybedip sokaklarda tekrar bulmak

Biraz geç oldu ama bence de kader dediğin şey yenilmek derken en ciddi rolü yapandan daha saçma şey bulamamak

Alık alık iki kere merhaba dediğin biriyle yollarını ayırmak için tembellikten rüyaya yatmak

Benim derdim bunlardı hep üstelik de hiç sevmem yazdıklarımı tiyatro gibi oynayacaksın şimdi derken

Tiyatro sınıfından kovulacağını anlamaya çalışmaya başlamak

Kırılıp bükülmeyen bir şeymişsin gibi azarlanırken kalp kıran cümlelerle

İnan bana hiç bir kitap yazmamıştı ama doğrunun tersini söylesen de yanlış olan ne

Bulursunuz gene gereksiz bir iki şey açıp kapatacak bir teknolojik karabasan

Benim için en çirkini bütün bunlardan bile medet uman

O nedenle de hiç umudu olmayanla sevdiği yerde durmayan arasında bir yerde biz senin bağrına taş basalım belki geçer derlerken

Doğru zaman gelince zincirini çözeceğiz inan

Şimdilik bizden biri gibi davran ve hiç yaşamadın sanma bir zaman gelip de ben kimdim dediğinde

Ne çayı ne simidi kendisine yettiğinden

Tek bir anısını olsun edebe adaba yormak için elinden geleni yapmanın tanımını falda bulup

Bir diğer olasılık için gazeteyi açmak

Milletin derdini dinledikçe nasıl kızdınız siz kendi eşinize dostunuza diye kulaklarımı tıkarken

Biraz da sinirlendiysem el alemin derdine parmak basıp yarasını açmakla suçlanmak

O kadar biliyorsan neden hala sevmiyorsun diyerek ne okusan fayda etmezken

Tekrar bir kez gökyüzüne bakıp

Tek bir inanan bulamamak



Gene de kitabın en sevdiğim bölümü ballı süt, demek

Anladım

Gene burada değil cennet (en sevdiğin yer anlamında)

Bir gün gidilecek çünkü bugün de bitecek sona erecek

Gene de ballı süt verecek

Adamı vurmayacaklar mı

Herkes iyi mi nereden bilecek

Asla davet edilmemek için bir bahane uyduracaklardı da

gerek yok bir mikrofon hepsini şimdi alt edecek

Daha eşim derken daha idealist bir tabloyu sevmeye ant içip kan kusacak

Birazdan olacak

Sevindim

İnanmıyorum artık ben de inanmıyorum

Onlar da bilecek

Sınav Haftası

ben okulu bitirip bir işin ucundan tutacaktım

her gün eve gidip ödevlerimi yapacaktım

ben annemin karnında olduğum günden beri sevdiğim birini bulacaktım

o bana çiçekler verecekti

ben ona çorba yapacaktım

sonra işten eve gelip

ibadetimi yerine getirip

huzurla uyuyacaktım

ayda bir kez yemeğe çıkacaktım belki

belki o

nerede o bolluk denilen ki

ben yalnızlığa boyun eğip

hepsini başa alıp

o şarkıya mı takacaktım

bunları da mı duyacaktım

anlayamadım

ne diye yalana yatacaktım

kusura bakmayın

size olanlar olmuş

biraz sinirinizi ben de bozacaktım

bu açıdan normal insan tanımak için



ne yapacaktım


Babam bir iş çantasıyla eve gelmişti yine. Onun asil duruşuna bir kez daha aşık olmamak elde değildi. Dedim ki tepesinin tasını attırmayalım yine. Sadece var olduğu için şehirdeki yokluğunu düşündüren bir kaç satırlık bir mektupla hayatını garantiye alabileceğini sanan pek çok sanatçı vardı şatoda besbelli. Babamı bir kez olsun düşünmeden anlamak için yani en bariz huzurunu yakalamak için konuyu değiştirmeye çalışıyordum. Ne şekilde olursa olsun ona anlatamayacağım şeyler arasına göz yaşlarım karışmadan önce bana hayır yanıtı vermesi hoşuma gitmişti. Sadece babamın daha anlayışlı olduğunu düşünebileceğim pek fazla konu yoktu. Ona bu halimi anımsatacak bir teklifim de yoktu. Hayatı hafife almayı ilk akıl ettiğimde gerçekten de tek başımaydım. Günler ne çabuk da geride bırakmıştı beni hiç anlayamadım. Bir küçük tebessümü tercih eder hale gelmiştim kendimi onaylamak istediğim sıradan günlerde. O günleri özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Şimdi tüm ağırlığını başkalarına terk etmiş gibi olduğunda herkesin coşkusu beni biraz ümitlendiriyor. Bu ümide henüz hiç karşılık bulmadım diyebileceğim bir bilgim de yok. Yine de bilgisiz birinin kendinden bi haber olduğuna dair bir sınır çizgim var. Acaba bir kez olsun doğru bir denge yakalayabilecek miyim derken aynı teklifi ondan beklemek hiç de kolay olmuyor. Aynı bocalamayı basit kararların altında yatan dönüm noktalarında da tadıyorum ve benim için doğru olanı bilmediğimi düşünmüyorum. Binlerce sırdaşım olsa biri bile bizi bilemez. Tıpkı babamın herkes gibi oluşunu andırıyor en sevdiğim lafları. Herkes en sevdiğim lafları edemez... en sevdiğim itirafları o tarz bir anlayışla baş edemez.

Bir gün yine babamla ne yapabiliriz diye düşünüyordum ve ona uzun uzun baktıktan sonra dedim ki rüyamda görsem... rüyaların çıkması ne kadar da zordur ben bilmiyorum ama zormuş işte gerçekten de. Mutlaka vardır bir nedeni diye düşündüm. Bu hikayeyi yazmaya hakkım vardır ne de olsa, çok kabaca anlatmak gerekirse neden rüya görmek zor olsun ki diye sormayınca n'olur ki bilemiyordum. Artık ben de mi hayır dediği koca bir dünyanın içindeydim? Rüyamda gördüklerimi hayırlı bulduğu zamanlarda bir hikaye yazmak da aklıma gelmeyebilirdi ve belki hikayeci olan ben degil babamdı ama şayet bana anlatırsa. Anlatmazdı pek hikaye, daha doğrusu ne anlatsa bana hikaye gibi gelmezdi. Sonunda çok mutlu olmanın yolundan geçerken bir pasta buldum ama yine olsa yine yemem çünkü babamın mutluluğunu tam olarak hissedemiyordum. Çok saçma diyerek sırtımı dönüp gitmeye karar vermemin yegane nedeni babamı hic anlayamıyor olmam olabilir miydi? Neden tuhaf planlarına güvenmemeyi seçmiştim hepsi de babamın planı olsa? Bence babamla çıktığım yolda saçma gerçekten saçma demekti ve ben saçmalamamalıydım. Artık özgür bir kuş gibi sadece babamı düşünebilirdim yani o hiç bir olanı olmayan halini. Bunları çok seven bir insan gerçek planlarını sevemez miydi yani şu hiç saçma olmayan planı da neydi ki? Babam önce gülüp benimle dalga geçip sonra da beni bu plana layık bulacak tek tanıdığımdı. Onun insanları anlamadığı tek bir an olsun ben mi acaba babamı yanlış duyuyorum dememiştim ama babamı tanıyorsam her şey yine aynı önemsizliğe gömüldü. Ben de tekrar onu rüyamda görmek istedim.



Benim öksüz olmam yetmezmiş gibi bir de benimle öksüzüm diye dalga geçenler öte dünyaya inanmamaya karar verdiler ama babam yanımdaydı aslında. Bütün bunlar şaka olamazdı ya! Üstelik babamı hiç benim gibi tanımayanlar babamı hiç tanımadıkları için beni daha iyi tanıdıklarını sandılar çünkü gerçekte öksüz olmak da bir şeref meselesiydi. Ümidini hiç yitirmemiş bir baba ile torunu arasındaki uzun zaman bir gelecek perdesiyken can çekişen birine kim bir yudum su verebilirdi k? Bunun için yıllarca düşünmesi gerekmişti babamın. Babam o kadar emeği boşa gitmesin diye beni okullarından birine yazdırmıştı. Kalorifer yaptırmak zor bir şeymiş gibi bu nedenle okula gelmeyenleri anlıyordum aslında nezle de olabilirdi. Bu zihnimde duyduğum sesten daha iğrenç bir şey yeryuzunde olamayacağı için bir gün babamın beni okuldan alacağı hayalinden vaz geçmiştim. Madem daha igrenc bir şey yoktu babam iğrenç değildi demek ki! Bu sayede okulda başarıyı dışarıda da üzgün bir yüz ararken beni yaratmış oluşunun anlamını hangi duygusuz cani bana açıklayabilirdi ki? Yarışa en önden katılmış liseliler nasıl bir anlayışla babamı dışlayıp beni ölümden dönmekle suçlayabilirlerdi? Artık aşağılık bir maymun gibi babamın soylediğinden emin olduğum tek bir kelimeye bile ihtiyaç duyduğumda 'baba' diyemeyeceksem ne diyebilirdim? Baba diyenler de, dememişti babam. Gercek bir öksüz okuluydu bu. Fakat işte baba diyecek birinin hayali yada kurgusu beni yerin dibine batırırken babam hic mi kızmadı sanki? Yerin dibini şaka sanan da kimdi!!! Artık haklı çıkmamın hic yolu yoktu. Bütün insanlar şaka yapmasa da babası okul sahibi net biri olarak tek salaklık bende miydi?



SONRA BİR DİLEK TUTTUM! SUS... DİYE. SUSUN DEMİŞ OLAN-DIR.



İşte o, sınıfta sessiz oturuyordu. Dedim ki, bir gün de biz gülelim:)

Sürücü

kitap inceleme -hiç (kimse sıradan değildir) Markus Zusak

1. Arabasını seven bir taksi şoförü

arabasına laf ederlerse; aslında diyor kliması yeni değil

araban utanç verici anladın mı el freni yeni bile yok, olduğu yerde durması için arka tekerleğine iki tuğla sıkıştırılmış

2.Trafikte bir ara; Şuradan biraz acele etse ya ayağım uyuştu zaten, ne var ben de yorum yapamaz mıyım, konu benim hurda arabam. Şimdi okula vardık mı... öğretmen de emirler yağdırıyor.

3.Dünya hali; Camdan bakarak -Hangi araba seninki diye arkadaşına sordu... kendisininkine dünyayı ödemişti... arabası ile ilgili binlerce sorumluluk aklına geldi... anlaşılan yeterince film izlemişti. O araba bir antika.

4. Doğru anahtarı bulmak; kontağı çalıştırdı, araba çalışmadı. Hiç zamanı yoktu. Anlayamayacağım bir nedenle.

5. Sıradan bir gün; Arabadan çıkmaya çalıştı - kapısının yanında duracak yoldan Karşıdan Karşıya geçti geç kalmıştı. Sanki dünya başına yıkıldı.

6. Ben ne aptalım dünyanın en kötü arabasını almışım. Çaresizlik ne kötü bir şey bir araba alsam özgüvenim yerine gelir.

7. Biraz düzgün bir araba olsa Bak gördün mü gerçekleri görüyor, arabasının süper olmadığının farkında.

8. Tazminat isterken Arabanın rengi mavi mi... Evet abi el freni bile yoktu Neyse ki yetkililer anlayışlıydı. Camın arabanın huysuzluğuydu.

9. Tavsiye neden bir araba almıyorsun, param yok aslında çalışıyorum param da var ama arabamı seviyorum İyi peki Hoşçakal. Bu araba için para harcamak istemiyorum.

10. Kahraman taksi şoförünün etrafını medya sarmıştı arabasını temizledi 3 kişi arabayı ittiler. Bu her şeyi değiştirdi. Kariyeri yoktu saygınlığı yoktu hiçbir şey yoktu. Her yerde başarılı insanlar ve sanatçılar vardı.

11. Patron iyi biriydi boş taksiler herkesin işine geliyordu, pek çok hobisinin yanı sıra araba kullanmak boş zamanlarında yapmak istediği bir şey olmayabilirdi, araba kendisinin değildi.

İyi bir sürücüyü neden tanımlayalım?

Yoldayız... adeta herkes aynı yere gidiyor... peki nasıl? Yaptığı işe tam odaklanan birinin başarısı gibi, bir sürücünün dikkatini yolda aracı sürmeye vermesi, kendisinin ve yolcuların güvenliğini önemsemesi iyi bir sürücü olduğunu gösterir. Bir noktadan diğerine varmak için çıkılan yolun farkında olmak önemlidir. Her koşulda araba kullanmak aynı şey değildir ancak sürüş tekniklerini bilmek ve kendi stilinde sürmek bazı karakteristik özellikleri de beraberinde taşır:

• Mesela sürücülük tutkusu bazı kişiler için dikkat ve kararlılığı sağlar yani onlar asla sürmekten sıkılmazlar yada yorgunlukları dikkatlerini dağıtacak noktaya varmaz ve tamamen kendi sürüşlerine odaklanmışlardır. Pek çok hata ve sorunun önüne geçen bir sevgiyle araçlarının bakımı gibi işleri de sürdürürler.

• Korumacı yaklaşımlı kişilikler ise yoldaki herkesin iyiliğini ve trafiğin devamlılığını göz önünde bulundurmaktan asla kaçınmazlar. Onlardan sigortanın son durumunu öğrenebilir, araçlarında yol durumunu sunan bir kanalı dinleyebilirsiniz.

• Sabırla sürmek ise tamamen prensiplere dayalı bir durumdur. Hiçbir koşul yada beklenti aracı doğru kullanmaktan daha değerli değildir. Belki trafik kurallarına uymanın doğal sonucu sabır değildir ama sabrın doğal sonucu trafik kurallarına uymaktır.

• Bir de, her zaman işi gereği doğru hareket etmenin bir parçası olarak belirli bir noktaya varmanın tanımını düşünenler ile yolda otomatik olarak kurallara uygun devam edenler, kaliteyi tecrübeyle tanımlayanlar vardır.

• Gideceği adrese yönelik olarak, belirli bir noktaya varma amacıyla düşünen herkes gibi, kendisini doğru zamanda ve doğru yerde hissetmek isteyenler için çoğu zaman ulaşım kolaylıktır.

• Bu aracın kalbi nasıl, nerede atıyor, diye sorulduğunda ne diyelim? Biraz da her şeyi kendi gidişine bırakmak lazım...

Dune –kitap özeti

Paul babasının can düşmanlarının planlarından habersiz görünse de Arrakis gezegeni ne yazık ki haberdar olabilirdi. Paul babasının en sevdiği adamlardan biri olan Gurney Halleck'i severdi. Bu dövüşmeyi öğrenirken gerçek düşmanlarının farkında olmakla sadece iyi bir vuruşla neler kazanacağını bildiren bir antrenman yapmak arasındaki ince çizgi kadar basit bir konu değildi. Müziğin uyandıramadığı bir dünya ile biraz da dalga geçmek istemiş. Babasının Paul'ün yaşamasına verdiği değeri tahmin etmek savaş stratejisini etkileyecek mi? Arrakis'e gitmelerinin tek sebebi bunlar değil gibi görünüyor… suyun değerini insanın kendi su ihtiyacını karşılaması mı belirleyecek, burada sistemin eğitime verdiği değerle birlikte gezegenin gelirine katkı mı sağlanacak yoksa gezegende buldukları gerçek ekoloji uzmanlarıyla olayların çehresi tamamen mi değişecek? Hepsi bu da değildi, su zenginlik sembolü haline gelmişti. Cansız figürlerden bazıları maketler, bıçaklar yada Yueh'in kuklaya benzeyen ceketi tasvir edildiğinde gerçekten olaylara yön veren şeyin ne olduğunu tekrar tekrar düşünüyor insan. Bir kapı mı? Gelecekte sosyal takıntıların, gezegene yönelik kuruntuların altında ezilecek mi yoksa kendi ufkunu gerçeklerde gördüğü kadar hayata yeniden dahil olup defalarca karşımıza çıkacak mı? Gezegenin kaderi kimin ellerinde? Bu baharatla zengin olup dünyanın kaderini değiştirmeye yada bazı kehanetler sonucu yollara düşüp Arrakis'e gitmeye benzemiyordu. Şimdi gezegenin suyu az mı, gezegenin suyu çok değerli mi? Gezegenin geleceğini öngörmek ne kadar sevgi barındırıyor ve ne gibi bir sevgi yoluna sevk edebilir? Kurak bölgelerdeki Fremenler'in Atreidesler için önemi tartışılmazdı. Para konusuna gelince haydan gelen huya gider demek yeterli mi? Yetersiz olduğu için insanlardan vergi topluyorlar. Çöldekiler batıl inançlılar ve de onları sakinleştiren tek konu geleceklerinde su bulunan bir gezegende refah içinde yaşayacak olmaları. Su tesisatçısı elinden geleni yapsa da, su şebekeleri, su kaynakları ve de su depolarına rağmen, bir gün gezegende su değerli bir şey olmaktan çıkacak. İşte artık her şey bir hayaldi… aşk yada dindi, Lord'un fikirleri bu yöndeydi. Gezegende neler değişecekti acaba, her dakika baharatlarla uğraşmaktan bıkmamışlar mıydı? Bu bir çarpışma olsa, en küçük bir eğitim iddiası olmayan bir bölgeyi yok etmek ne kadar da kolaydı. Öyle ama onlar da sürekli gelecek hakkındaki kehanetleriyle ayakta duruyordu! Ölüm haberleri alan büyük isimler kendi hedeflerine giden yolun neresinde olduklarını sorguluyorlar. Korkunun hangi ögelerle ortaya çıktığına inanamıyoruz ve zaten tüm karakterlerin ya yoksun oldukları ya da kurtulmak istedikleri bir şey korku. Korkuyla yola çıkıp da olan biten yok. Lord'un emirlerine karşı gelmek mümkün değil. Bütün bunlar Paul'ün yeni doğacak kız kardeşi için bir hazırlık olabilir miydi? Yani Ölü Dük sadece bu bebeği mi terk etti? Açık hava su vergisi hesaplandığında herkese su dağıtmak mümkün olmayacak, sadece ihtiyacı olanlara verilecek. O da belki… Tanrı Arrakis'i imanlıları eğitmek için yarattı. Muad Dib'in Bilgeliği Fakat bu eğitimle susuzluk çekiyorlardı. Artık suyla değil, nemle meşgullerdi. Suyu tartmaya karar verdiler.



Kitabın ilk sayfasındaki resmin altında yazan 'istikbal göklerdedir' nedir diye merak ederek başlayın. Yayınevi ve editörler bunu ilk sayfadan bizlerle paylaşmakla birlikte, bilimkurgu yayıncılığı üzerine neler yapmak istediklerine bu sihirli sözlerle karar vermişler. Bilimkurgu klasikleri dizisinde klasik eserler var. Kanonik (Yunanca - Kanun) yani otoritelerce doğrulanmış ve genel olarak kabul edilen eserlerden hangilerine yer vereceklerdi? Bu, küçük farkların büyük keşiflere ve sonsuz araştırma alanlarına el verebilecek olduğu verimli sahayı bir edebiyat şölenine dönüştürmek gibiydi belki de. Pek çok kitabı başarılı olmasına rağmen tek bir kitabını sahiplenip Türkçemize kazandırmanın ve bunu da yurt dışındaki klasik bilimkurgu dizilerinin altında kalmayacak şekilde yapmanın belki çeviri açısından bir zorluğu yoktu ama diziyi bozmamak belli ki daha büyük bir emek istiyordu. Dune, dizinin ilk kitabı. Kapağını kıvırmaya kıyamayacağınız, yaklaşık 700 sayfalık bu kitap için bir kitap okuma yastığı almanızı önerebilirim. Daha ilk sayfadan Muad Dib on beş yaşından sonra Arrakis gezegeninden oldu, orada doğdu yada neler oldu diyemeyiz ama orası orası ve de onun vatanı. Bu kadarından eminiz. Kimdir bu Muad Dib demeyin, olay zaten onu ve başkahraman olan bu gezegeni anlamak üzerine kurgulanıyor en baştan. Merak, diğer klasik edebiyat eserlerinden farklı olarak bu türde önemli bir öğe olarak değerlendiriliyor, yani ekoloji, din, farklı diller ve kültürler gibi bir kavram olarak daha en baştan beynimize sızıyor. Kitap boyunca hiç geri plana atamayacağımız bir şey varsa o da tabii ki Arrakis gezegeni. Arrakis… Dune… Çöl Gezegeni… kitap boyunca bildiğimiz yada bilmediğimiz her kelimeye meydan okuyacaklardı bunlar. Gomcebbar, Kuisatz Haderah, Faufreluches sınıf sistemi, Gesserit Yöntemi ve biz de şimdi hem daha nelerle karşılaşacağımızı hem de ne gibi yeni kavramlarla tanışacağımızı merak ediyoruz. Romana olan hevesiniz bu kelimelerle sınırlı kalmamalı bence ama birden Paul, annesi Rahibe Ana ile sıcacık bir o kadar da zehirli ve intikam dolu bir hikayeye dalmak fena fikir değil diyorum. Paul Atreides Harkonnen Hanedanı yerine Atreides Hanedanı'nın Dune'u, çöl gezegenini yönetmesiyle ilgili. Sırrı genetik deneyler de olabilir, Fremen denen çöl kavminin Mesihi de ama dost düşman dinlemeyen sayısız olayların ve sonsuz bir uçurumun kenarından sonsuzluğa uzanır gibi uzun bir yolculuğa hazırsanız, padişahın bile öngöremediği olaylar sizi nerelere götürür artık siz düşünün. Yüzüklerin Efendisi dışında bu kitapla kıyaslanabilecek bir başka kitap yokmuş zaten. Fikirlerin ötesinde ekolojiye ve somut materyallere emek veren herkese adanmış bir kitap ayrıca da. Frank Herbert 1920'de ABD'de doğmuş ve altı kitaplık Dune serisinin başı çektiği pek çok bilimkurgu romanının yazarı. Kendisi tarihteki ilk Nebula Ödülünü kazanmış ve Dune ile bir de Hugo Ödülü almış. Frank Herbert'in hayata gözlerini yumması 1986'da. Kitabı elinize aldığınızda bir çırpıda görebileceğiniz birkaç konu üzerinde durmaya çalıştım. Detaylı kitap incelemelerinde de buluşmak üzere… bol bol okuyun. Kitapla kalın. Hele benim gibi küçük de olsa bir ekolojiye katkı projeniz varsa asla kaçırmayın derim. Kim bilir, çocuklarınızla birlikte mavi ayı yada yıldızları izlerken anlatabileceğiniz eşsiz hikayeler yakalarsınız belki de. Bilimkurgu hayallere sınır koymamak anlamında çok güçlü verilere sahip ne de olsa, en önemlisi de yıldızlar.

Kitap Okuma Üzerine - Dune Frank Herbert

Gomcebbar: Zehir damlası, zehirli iğne… Sadece hayvanları öldüren bir şey nasıl da kullanım alanlarına kadar hayatlarının içine girmiş herhangi bir içecek gibi anlatılıyor? İnsanın aklına neden hemen Harkonnenlar geliyor? O kutunun içinden elini çıkarınca öleceğini bilmesine rağmen bu zorlu sınavı nasıl verecek? Bu sınavı bir tuzaktan ayıran da neydi? Öleceğini bildiği halde kutudan elini çekecek miydi, Gomcebbar boynuna değecek miydi? Paul insan mıydı yoksa hayvan mıydı? O kadar acıyı çekmeye değer miydi? Yanan eli nasıl eski haline döndü? İnsanları elekten geçirmek ne demek?

Uzay Loncası: Sadece matematiğe dayanıyor. İmparatorluk hakimiyetinin dışında kalmamalı.

Paul'ün adalet duygusu: Bu hissiyat imparatorun karşı konulmaz buyruklarıyla farklı bir cephede karşılaştığımızda da ortaya çıkıyor. Harkonnen bu tuhaf emirleri yerine getirerek kazançlı çıkacağına inanıyor. Bu insanların kazançtan anladıkları zenginlik, yaşamak ise baharatlarla renklendirilmiş. Baharatlar farklı bitkilerden elde edilmiş gibi bir etki yaratıyor. Yok etmekle ünlenmişler. Paul hayata annesinin gözleriyle baktığında da başına geleceklerin bir sınırı yoktu. Babasının öldüğüne inanmıyor, umudunu yitirmemiş. Arrakis… Baharat gezegeni…

Bene Gesserit: Geleceği tahmin etme, öngörülerde bulunmaya odaklı. Rahibe Ana gezegenin siyasetine yönelik konuştuğunda fazla dikkat çekiyor. O bir Bene Gesserit gözetmeni. Arrakis gerçekten de elmaslarla süslenmiş kendi maketi gibiydi. Herkesin kendi planlarına göre sürekli varlık göstermekle ayrılıp gitmek arasında kaldığı bu yerde fırtınalar da gerçekten can yakabilirdi. Çölü hiç böyle hayal etmediniz. Oysa Arrakis'in sorunlarını çözmeye gelince lonca çok para istiyor, maliyetler yüksek, her şey bakım istiyor.

Kitap hemen tüm akıcılığıyla insanı kendi evrenine davet ediyor. Öyle sürükleyici ki, arkadaki sözlük de düşünüldüğünde hemen hiçbir detay kitabın akışını etkilemiyor. İnsan sürekli aynı soruları sorarak basit birkaç detayda hafifçe gözlerini kitaptan ayırıp tekrar bu düşüncelere dönebilir. Hayatı ne kadar hafife alsak da bazı gerçekler asla peşimizi bırakmaz… bu durumda yanımıza bir zehirli iğne yerine bir adalet duygusu almak isteyebiliriz elbette. Konu kesinlikle göründüğü kadar basit değil. Her güç sembolünün aynı küçük alan için farklı büyük planlarını yürüttüğü bir yerde, modası geçmiş bir kızlar okulunda güven telkin etmeye çalışan bir hanedan düşünmek kimin aklına gelirdi. Böyle küçük notlar alarak kitap okuduğunuzda asla unutmayacağınız bazı gerçekler karşınıza çıkar. İşte bunları küçük bir sözlükte incelemekle bir koca imparatorun elinde yok olmaya bırakmak arasında bir yol haritası daha… daha ne istersiniz? Bütün çarpışmalar aynı şiddette olmuyor. Güçlü bir kalem her şeyi aynı çerçevede inceleyip gözler önüne sererken sizleri içinden hiç çıkmak istemeyeceğiniz bir rüyadan da uyandırmaya çalışıyor. Bilimkurgunun ne kadar uzak mesafeler kat edebileceğine inanamayacaksınız. Büyük güçlerin eline geçen her kavramın da kendi güçleriyle birlikte yok olmaya mahkum olduğu birkaç toplantıda yapılan planlar belki de sizi fazlasıyla şaşırtacak. Gerçekten her şeyi unutup, okuyun. İçinde yaşadığımız dünyadan ne kadar da farksız olduğunu göreceksiniz. Herkes görevini yapacak ama gezegenin kaderi kazananlara göre yazılabilecek. Bu gezegeni kazanmak isterseniz kitaba bir göz atın derim. Her bakımdan kendisinden güçlü olan acıların içinde yaşamaya çalışmaktan da öte bir insanı gözler önüne seren pek çok karakter ilginizi çekecektir. Oğlunun yaşamını her şeyden ön planda tutan bir annenin tek başına verdiği savaşta ailesine ne gibi roller dağıttığına bir bakın. Bu durumda Rahibe Ana'yı Paul'ün rüyalarını analiz eden bir başka kahraman gibi değil, Paul'ün annesinin el feneri gibi algılayabilirsiniz. Karakterler belli durumlarda aynı noktalardan atış yapan lazer silahlarıyla değil, Arrakis'e kazandırmak istedikleriyle birbirlerinden ayrılmışlar. Yine de Arrakis'in içler acısı durumunu, her şeyi bozmak isteyen, aç gözlü Harkonnenlar'dan ayıramayabilirsiniz. İlk bölümde merak uyandıran her şeyin yani çöl gezegeninin etrafında geçen ve planlanan olayların aslında gezegenin bir parçası olduğunu göreceksiniz. Yaşıyor mu ölü mü diye sorguladığımız bir baba figürü ile büyük ihtiyaçları olan bir gezegenin onun oğlunun ellerine terk edilişindeki hüznü tadabilirsiniz. Korkmayın bütün kitabı anlatmayacağım. Eminim keşfedilecek binlerce farklı düşünce olabilir. Sonuçta kitabın içindeki her yolculukta sormak istediğiniz birkaç soruyu, merak uyandıran bir iki kelimeyi çantanıza atmadan bu yolculuğa çıkmayın derim. Ben kendi okumam adına bu mesajları aldım. Bol şans… Hepinize iyi okumalar.

İlahiler

Eğitsel Oyun -iyi. Sokak oyunlarına -paydos.

Çalışıyor çocuklar tarlalarda

Okuması gerekir okumuyor

İlahilere kulak verenler şanslıdır

O müzik kulağa iyi gelir

Tınısı harikadır

Bahtlıdır

Bizler işe gidiyoruz her gün

Çalışıyoruz ve yorgunuz

Onu tek dinleyen



Tanrı'dır

Bir ömürlük tavrıdır

Nası yardım eder babasız olana

Kim yalvarmışsa

Sadece o haklıdır

Düşmanlarla çevrilidir

Hayatı boyunca çektiği zorlukları

Yaşlıyım diye özetler

Bunlar hep boru sesidir

Olaylar çok kanlıdır



Bizde ama öyle midir

EVET. ÖYLEDİR!

Bir Anın Mı Bu



Ben şimdi yani sadece ses kütlesi demişim de sanki beni ses kütlesinden, kendini mikrofon sanan deliden, resimleri yanmak bilmeyen anılarımdan, sevdiğim adamdan ve kendi evimdeki huzurdan beni ayıran her türlü canavar ruhludan ve belalardan ve hayatımı ziyan etmekten ve lanetlenip küfre sapmaktan ve boş sözlere kanmaktan ve heveslerine uyanlardan olmaktan ve dünyada boşa kürek çekmekten ve korkutucu olan her şeyden ve sevdiğim her şeyin hislerimde yer alamayışından ve kutsal olandan uzaklaşmaktan ve her türlü hayatıma tecavüz edenden ve başarısızlıktan ve akıl edemediğim her türlü travmadan ve dedikodu yapan çirkin sözler veren bayanlardan ve tebessüm ettim diye suçlanıp idam edilmekten ve fuhuştan ve fuhşu bir müessese sanmaktan ve kör doğan bebekten koru dememişim de... bitkiymiş bunlar.

Bedavaya köle gibi evimden işçi diye çalıştırılınca zorla okuttukları Blues şarkısı aklıma gelecek ve gene bu konuda yazılı bir kitabı bugün evimde okuyamayacak hale mi getirileceğim de notaymış demek yetmeyecek. Bundan da korkmuyorum doğrusu... ne sanıyorsunuz kendinizi?

Bunlar çok çirkin!!!

Kitabı okuyorum; Plantasyon -kadın avaz avaz bağırıyor 'olamaz, bu çok çirkin' kadının adı Blues.

Sanırım senin bet yüzün ve beynin yüzünden. Neye inanacaksın? Güya artık nefret etmiyormuşum. Kitap okurken dua etmek yasak mıymış? Sanmam.

Saç Baş Göz

Saçları o kadar da güzel değildi aslında. Bu konuda bir şeyler yazmalıydı yoksa kendisini otopsi memuru sanabilecekleri kadar kendisini kaptırmış olduğu bir başka hikayenin içinden çıkamayacaktı. Gerçekten de standart bir ürün kullanmaktan acizdi ama periyodik bir yaklaşımı vardı saçlarına dair. Ayda bir kez, iki ayda üç kez giderse gene iyi dediği yerlerin listesi kabardı. Kendisi için iyi olanı yapma listesinde saçlarının erken dökülme sorununu erkeklere yüklemek yer alırsa eğer, onlara şöyle diyecekti -neyse ki hasta değilsiniz. Ama hiç erkek tanıdığı yoktu, sadece kızlar. Bu büyük iyiliği karşısında artık sorun yaşamayacakları bir berbere gitmeyi denedi ama bayan erkek ve de saçlarının yıkanması iki saat boyanması on dakika sürdü. O kadar da düşündük bunları dedi, neden artık dev gibi parlayan kıvırcık sarı saçlarım yok ki? O artık bir katildi... o kadar kıskanmıştı ki perukları, bunları düşünmek için bile bir başka kitap açması gerekti ki hiç de hikaye kitabı değildi. Her neyse, bakım serumu kendisine olan güvenini yerine getirdi. Oysa herkes de 'saçların güzel olmuş' derdi, en azından bir kez olsun der miydi? Yok be!!! Asla öyle bir şey duymadım, sadece bazen kendisine hiç benzemeyen fotoğrafları güzel çıkıyordu. Çirkin saçlarla gezmek neden akla yakın olsundu ki? Aslında yasak olan peruk takan adi insanların yaklaşımı mıydı? Neydi... hiç anlayamadı sanki. Bugün dünyaya vermekte olduğu mesajın kendi omuzlarına bir kez daha yüklenişine yine de dayanamadı. İnsanlık hali. Hepimiz öleceğiz diyerek topuz yaptırmaya gitti. Bu anlamda çok komik bir hikaye daha var, bilmem biliyor musunuz? Beyazlamış saçlarına işlem yaptırmadığı anlarda kendisini azıcık daha gevşemiş hissetmesi. O artık tarafını seçmişti, düşmanları netti... sarı olmazsa olmaz diyecekler de vardı. Doğal renginden haberdar olan bir kişi bile kalmamıştı. O kadar inanmasaydınız belki de ben de yazamazdım! Beyaz saç, peruk ve senaryo denkleminde birden dünyanın en güzel kadını seçildi. O iltifattan dolayı hiç üstüne alınmayan bir iki kişi daha vardı -hani şu kuşlar da yanından geçerken 'güzelsin sen bana bakma' derdi. Bunları anlayamayışımın içinde yatan hüzne hiç bilmediklerim de eklenince bir çekim alanım oluştu. Saçlarımı kökünden kesip çöpe atma eğiliminde bir ruha göre çok kötü sayılmazdım. Bu hüznü niye taşıyordum ya da bu konuda yazma hakkım var mıydı? O konu da başka... o konuda yazılmamış şey yok. Git kitapçıya, hemen eline geçecektir ama işte saç katalogları öyle mi? Değil. Meslek icabı icabına baktılar. Katil suçsuz bulundu. Daha güzel biri olsaydım, o renk yaptırırdım. Ama artık aksi mümkün değildi. Yok yok, göz vardı. On yıllığına dünya turuna çıkacağından saçını kendi kendine yapmaya karar verdi. Bu kural nasıl uygulanacaktı? Nasıl hayata geçirilecekti?

Arkadaş İlle De

Aynı şeyi düşünüp de benim üzerimde uygulamayacak tek şey şarkılardı sanki. O kadar emin olmamayı öğrendiğime çok mutlu olmuştum. O kadar yalnız kalmak isteyip o kadar yalnızlıktan sıkılmak için bir de dönüp kendi senaryoma baktım ki, çöpe gitmesi şart gibiydi. Nihayet aynı mekanda buluşmuş iki kişi gibiydik ama aklımızda bir yığın tilki vardı. O tilkilerle kuyuya inilmez demek isteyen bir eski dostumuz bizi epey üzecek gibiydi. Biri nasılsa bir gün yazacak olduğumuz hikayenin içinde kendi adını aramaya başladı. Şarkının masal diye anlattığı bölümün içine neden satranç tahtası yerleştirmişlerdi? Onlara göre bütün suç yazarlarda olacaksa kendi başlattığım isyana son vermem gerekecekti. Ne yazık ki ne yaparsam yapayım konu aşktı. Yani gerçekten de kader kanunu nedir bilen yoktu ama bilmeyen ve anlatan çoktu. Bu nal gibi dürbünle bakınca hayat pek pembe görünmedi bize. Artık arkadaşlarıma 'merhaba' bile desem bir ayrılık haberi alıyordum. Sevgilisinden yeni ayrılmış biri beni arkadaş olarak ne çok sevdiğini anlatıyor sürekli ama konu ne? Sürünmek, perişan olmak, darbe almak, yaralanmak vs. vs. Arkadaş olmak kolay olmasa da o kadar zor olduğunda insan kendini korkunç yerlerde buluyor doğrusu. İş arkadaşları olarak ortak oldukları kurguda çalışmakla işkolik olmak arasından tembelliği seçmiş tipler oturmuş bir de bana akıl veriyorlardı. Sahi onlar nasıllar acaba, yani ne yer ne içerler! Yazık. Şarkıyı kapatınca okuyacağı kitabın yerini bir resimli anlatı aldı sananlar iki tarafa ayrıldı. Kimileri oturup hikayeyi dinlediler, kimileri de en kötü senaryolarla karşımıza çıkıp bizimkini çöpe atmamıza kitap okuma adını taktılar. Arkadaşlık korkunç bir şey olmamalıydı... bir hikaye olsun yazardı insan. İnsan neyi çöpe atacağına kendisi karar verirdi belki. İnsan hayallerini masaya yatırdığında içine karşısında oturan arkadaşını katardı belki ama bunlar ütopik yalanlardı artık benim için. O kadar şeyi okumuş biri olarak neden düşününce kendi fikirleriyle yola çıkmış biri gibi algılanmıyordum ki? Çünkü insanın gerçek sevdiği yanında değilse o konuları sadece fazladan ve istemeden duymuş biridir. Bu sefer de arkadaşlıklar arasında kıskançlıklar ortaya çıktı. Onların karakteri buydu... akşama kadar gözümün içine baka baka benim hakkımda bir yalan uydururlardı göze batmazdı da, ben bir şey düşününce kıyametler kopardı, onların sahasına, kalesine topu atsam, futbol yasaklanırdı. O şekilde dünyaya bakınca hikaye yazmaktan daha anlamlı bir şey de yoktu. Aslında neydi ki, benim yapımda biri için 'bu ara çok yazdım, biraz nefes almak istedim' demekti belki de. Ama artık herkesi bu hikayenin içindeki okyanusta görmüş biriydim ne de olsa. Yazık. Artık haklı olduğu için yaşayacak biri değildim de, 'sadece ve sadece haklı olduğu için ölmeyecek' biriydim. Bunlar işine gelmedi, tekrar bulmacaya göz attı! Kabaca o cümle 'arkadaş olmayı istememek kötüdür' gibi bir şey diyordu. Bir ordu mızraklarla üstüme saldırırken de mi arkadaş olmak lazımdı? Değilse, suçu gene de bana attılar. Olaylar sandığım kadar basit değilmiş. Neydi ki... muhabbete neresinden baksan renk kattı. Sanki beni mesleğimden değil de arkadaşımdan tanıyanlar bana bir meslek edindirmek zorunda kaldılar. Yani evimle kendim arasına ne kadar girdiysen -dünya ile evren arasında da o kadar bizden uzaksındır. Umarım bunu unutmam. Sonuçta hepsi böyle yara aldı. Bana arkadaşını söyle diyenler, epeyce kolayladı da o laflar ondan hep daha birinci cümleden boğazıma tıkandı. Yani iki arkadaşım arasında bir voleybol filesi olsaydım eğer, o kadar olurdu ama ne yazık ki topu sürekli bana attı.

Edepsizlik De

Siz de ama fuhuş dediniz, o konuda hiç kitap yazılmamış değil ki insanların aklı karışmasın, ben belki sevgilimi öyle bir yerde bulacağım, hem bak üç gün evvel ne konuşuyorduk şimdi ne diyeceksin, senin ruh dediğinin adı bile belli değil daha, arkadaş olsak ne artık, ben sana bu konuyu sordum ve oturdum kaldım, kaç yıl bu adam bu değil diye fal bakacaksın, bu konu şimdi dünyada nelere mal oldu fikrin var mı hiç, seninki zaten gazetede ne yaptığı belli değil, ben sana demedim mi, benim dediğim çıktı... şimdilik de bu konu, sen şimdi şurada son dileğini dile, bizimkiler bu konuya değinmiş mi, gayet de kitap inceler gibi zaten, ben seni daha F desen bulamaz mıyım sandın, öyle olmasa niye beni senin karşına çıkarsın ki, öyle de olursa affetmem bak... korkudan da mı titremedin, hem çok daha kötü şeyler olabilirdi ama sırf küfürdü kitap, konu dünya değildi. Kadın kendisini gazeteci olacak sandı bu kez de. Bu konuşulanları asla aklı almadı. Ne yani şimdi şarkılar da yasaklanırsa. Ne yapabilirsin sen? Bari bir işin ucundan tut da aklını kullanmış sayılırsın belki. Neyse yani, bu konuda da Allah korusun dediysen, biraz da benim sayemde akıl ettin. Bu devirde kimin başına gelmiyormuş ki bunlar, şimdi bize karşı kendimi insan zannettim? O yüzden de o konuya edepsizler demiş. Sen şimdi ne yapabilirsin ki? Şimdi konuştun konuştun! İki satır okudun bak tercümesi yanlış kalbinin, ruhunun canı sıkkın... sen daha rol yap iyiyim diye. Neyse işte! Bunlar olacak mecburen diyenler de oldu. Olacak dediler. Olan biten -iki ölçülük notaydı. O da... canını sıkma diye. Belki de gazeteci olmazdı. Anladım. Şarkıcı oydu. Unutacaksın bak ses kütlesinden nefret ettiğini. Başka bela mı yoktu da beni buraya koydu? O konu bütün dünyada buydu. Yok be iyi çocuktu. İyi çocuktu. Yoktu. Hani zararın neresinden dönsen kardı. Ben o kadar 'kurtar beni' deyince, onlar da bunları dedi ona. Ve beni suçlamaya başladılar... bu da kavga edip ayrılmak demekti. Yok be! Deli falan değildi. Sahi mi kendini zeki sanıyorsun, senin yüzünden yanlış evliliklere fuhuş diyecekler artık, dedi. Çok şükür okuyunca bu bana olmuyormuş, artık bir orospç...u batakhaneden nasıl kurtardığını okuyacakmışım. Artık acil durum düğmesine basmışız gibi sevgilim yanımda bile olsa 'bu belki senin için hayırlı' diyorlardı. Onlar da benim için fal bakmışlar -biz seni eşini kıskandığın için sinir krizi geçirmektense başka birini ciddiye almamak isteyen biri sandık! Çaylar geldi. Bar mühürlendi şarkılarda aynı çaylarla. Sanırım onlara 'defol' denilmiş olan andı. Herkes mutluluklar diliyordu. Ayrıca alışıktı onlar bu duruma. Belki bu durumda avaz avaz bağırmayan biri olacaksa onlar olacaktı ama olmadı. Artık bir çocuğun da hayalleri boşa gitmişti. Başına gelse bunlar böyle konuşabilecek miydi acaba? O işinden de oldu. Sen gene de stop tuşuna bas -record değildi. Ayrıca da şimdi bunları yazma anlat mikrofonla ki eğitim olsun biraz. Öyle de dernekler vardı. Bu bakımdan yaklaşınca aklı olanlar ve olmayanlar olarak ikiye bölünemeyen ayı bile suçladılar. Eşini bulursan: BÖYLE BİR DÜNYADA HAVA ATMAK! Kediler Hep böyle bir tipler mi peki? Evet ama beni döverler, ben bunları itiraf edemem... diyen adamlar, rol yaptılar. Konu sanki bir deliden kurtulamamak değildi de, neydi artık? Bir an evvel evlenenler efendim onlar. ses kütlesine kader deyip, benimkini çöpe atanlar. Kim bilir korkudan ne hatalar yapanlar. Babama söyleme ama... olsun ben de zaten su içerim diyen mi sarhoş? Yok hayır. Çocuk. Yine o adam, yine o kadın, yine bu da ben. babam ne diyecek ki 'ölümlerden ölüm beğen'. Ama biri hasta! Bir de selamı var. Yani o falı baktığım değildi -ONUN bir adı vardı. Yunu / Bizden biriydi.

Karga

Bir gök taşı dünyaya çarpacak denildi. Ben uzay olaylarıyla çok ilgili değilimdir ama bir gün 'keşke yıldız kayması olsa' demiştim, o gün, o aynı anda, hemen bir yıldız kaydı. Antartika'dan kopan dev bir buz dağının tehlike oluşturduğunu duymuştum. Orada yaşayan canlılar ve deniz canlıları ile devamlılık sağlayan doğasına gereksiz zehirli maddeler bırakması istenmiyor elbette. Bunlar iki ayrı kutupta yaşayan insanları andırıyordu. Oysa ben her yıldız kaydığında bir dilek tutardım. Sürü bağışıklığı sağlıklı yaşamın ihlalidir. Robotlaştırılıyoruz... Bütün bunlar sınırlarından habersiz bir varlığı mı andırıyor? İnsan ailesi için çalışmaz mı, ailesi için? Biz de bu konuda bir film izlemek istiyoruz! Sanki bu dünyada yokmuşuz da, aynı kıta haritasına bakıyoruz ve aklımıza gelenler aynı noktada birleşsin istediğimizde bir belgesel izlemekten öteye geçmemeye çalışmak büyük bir beceri istiyor gibi. Bu tamam bu; ben ayda bir belgesel izlerim ve kafamı yormam bunlarla fazla. Ama ben ne yapıyorum, yıldız kaydı demek istiyorum! Eve dönüp, çok çalışıp, bir gün size: YILDIZ KAYDI, demek... belki de ama gene de biraz gülümsemek. Şu an yaptığım gibi ağlamak değil de... çok az gülümsemek. Bunu asla başaramamış olduğumu düşündüğün bir kurgunun içinden utanmadan sesini yükseltip bana, doğru düzgün gülümsememi söylüyorsun. Olaylar böyle başlıyor filmde ve filmlerde, yani seyirci sayısı falan ve ona göre elde edilecek kazanç belki bir sonuç ama ben hedef olarak bile görmüyorum doğrusu. Başarının doğal sonucu ya da değil: ne fark eder diyor bir film yapımcısı. Biz eksi otuzlarda da buluşuruz!!! O kadar insanın 'terbiyesiz' diye bağıranını da ben nasıl başımdan atacağım? Artık elle tutulur bir sözlüğümüz yok gördüğünüz gibi. Artık bu basit bir cinayet değildi. Ve o filmi izledim, süper. Yıldız kaydı. Ne yani siz şimdi o kitabı mı okuyorsunuz dedi ve odaya daldı. Ben Antartika'yı bile bir müzisyenden ilk kez duymuş gibiydim. Kitabı okuyacak olsam kedime okurdum. Sonra kendime geldim, pardon dedim, kedimle. Kedimle okurdum, kedimle. Şimdi ise sizinle Antartika'ya gidememekten yakınıyoruz. Bu bir dünya şarkıcının sıradan bir hayıflanışıymış güya. Pek de inanmadım ama onlar da yani dedi ya Antartika ya da buz ya. Biz kim bilir ne duyuyorduk ama diyecektik ki; iyidir ya, çarpmaz. Ama gece bir ömür kadar hatta daha uzundu. Bunlar gene de 'koy bi rakı da içelim' mi dedi? Tamam da kaderinde hangi an göründü kitap dediler, öyle mi? Ne koydunuz ortaya rakı gibi, biz de o zaman öyle yaparız falan dediler yani. O an kedi birden 'ben öyle bir şey demedim' dedi. Biri 'ben bu durumda inanmıyorum çünkü Antartika sizin sorumluluğunuzdu' dedi. Bir diğeri de 'sen ne anlarsın be' diye bağırdı. Ben koptum zaten... kedili bir şiir yazmıştım, ondan mı oldu dedim. Neye neyle tapıyorsam öyle seveceğim bir kedi yani. Çocuk da hikayelerde kalmış gibiydi ama o an bir de çocuk desem neler derlerdi bilemiyordum. Ne yani ben o kadar şarkı bu kadar hikaye varken onları mı duymuştum? Belki de... çünkü yayınlanabilirdi öyle şeyler. Peki ama bize uzatılanı aldığımızda kendimizi nerede gibi hissetmiştik ki? Onun klibinde oynasa aynı şeydi!!! Klip nası yazılıyor ya? Tamam işte... iyi biriydi. Ben PSALMS'ın ilahi demek olduğunu tahmin edebildiğim için, sadece şarkılar için kitap okuyan biri olmakla suçlandım sanki. Onu da tercüme edeyim ama evde de kitabım var hani dedim, evimi kaderimde göremedim. Penguenler için tekrar üzüldüğümde artık kağıt havlu reklamı yapıyordum. Ama anlamıştım işte... şarkı anlamına geliyordu o kelime. Okusam da olacaklar sıraya girdi sonra; buzlu içki ve Antartika adını verecekleri bir sürü gereksiz şey. Ne yani, iyi ya olursa öyle olurdu? Şimdi okumalarımızdan sonra gene anlayabilecek miydik ki buz kıtasının durumunu? O adam bu kitabı nasıl bulup okuyacaktı, okuyamazsa eğer onu farklı şarkıların sorunu ile yargılayabilirlerdi belki de, öyle mi? Artık iki ayrı kıtaydık... sorun yok dedi. Ben zaten penguenlerin yanına gitmek istiyordum. Artık bütün bunları bile temsil etmiyor muydu peki? Bu da yetmezmiş gibi tam edebiyat okurken şarkıcı olmak da nereden çıkmıştı şimdi? Ama okumaya devam edersen de bunları yazamazsın çünkü benim için hepsi sadece şarkı demektir, dedi. Bu mu sanki masaldı? İlahiler okumaya başladığında tv 2'i açtı. Seninle gidersek atlatacağım kazayı sensiz atlatamam, dedi ve ağlamaya başladı. Acaba doğum muydu? Olamaz çocuk bunları duymuştu. Kiliseye gittiler. Sonra uygunsuz bir şarkı seçtiler. Artık bastıramadığı bu isyanda intikam alabileceğini de biliyordu. Okuldaki çocuklardan biri kendisine karga deyince duygusallaştı ve ağladı. İlk günah da neydi! Kütüphanede buluşsak daha iyi... ne bunlar, şarkı sözü mü, dedi.

Edebiyat Ve Gerçek Yaşam Çelişkisi

Eğitsel Oyun -iyi. Sokak oyunlarına -paydos. En güzel çocukluk anıları otosansür dönemini temsil etmekte midir? Kaderin Allah'tan geldiği ve kimsenin tekelinde olmadığı nettir. Diğer yandan hiçbir çocuk çocukluk anısını yok sayamaz. Yazarın kişiliğini yansıtmayan pek çok yazı gibi, Avrupalıların pek ilgi göstermediği müslüman çocuklar birer birey olarak algılanmamış ve karakterleri göz önünde bulundurulmamış gibi görünüyor. Günlük yaşam ve toplumsal pratikler araştırmanın odağında yer aldı. Bireysel tarih incelemeleri ile tarih incelemelerini ayıran nokta da aile üzerine odaklanan genellemelerden uzak olan perspektife dayalı araştırmalardır. Birey ile toplum arasında bireyci (batıya özgü) anlayış hakim olmasına rağmen sosyolojide sadece biyografik yaklaşım yoktur. Bunun yanı sıra yaşam tarihi ve yaşam öyküsü arasında ayrım yaparken bile o ilişkiyi de gözden kaçırmamak gerektiğini herkes biliyor. Yaşam tarihi ise bir kişi üzerinde incelemelere değil psikolojiden tarihe, tıbbi dosyalardan hukuk dosyalarına kadar araştırmaya dayalıdır. İnsanlarla yaşamları hakkında görüşme yaparken, geçmişlerinde gerçekten ne olup bittiğine dair veri elde etmek ister. Yaşam öyküsü ise kişinin kendi yaşamını nasıl tasarladığına ve kendi yorumuna dayalıdır. Söz gelimi sanatçıların günlük, aile günlüğü, mektup ve anıları yaşam tarihi için bulunmaz bir hazine gibidir. Günlük kişinin kendisine ulaşmak için doğrudan bir kaynaktır. Aile günlüğü ise çoğu zaman maddi ve gündelik göstergelerle doludur. Anılar topluma oranla birinci rolü üstlendiğinden bazen riskli bir yazı türü olarak algılanır. İnsanı tanıtmak için dışsal yaşamın tarihi zorunludur. Öğretmenlerin toplumsal ilişkilerin dinamiğini anlamaları için de yaşam tarihi kullanılır. Kişinin tarihini tedavi amacıyla ele almak çok farklıdır. Yaşam tarihi yöntemi bilimsel mi edebi mi diye sormaktadır. Bekir Onur Türkiye'de Çocukluğun Tarihi

Edebiyatta ise belirli bir bakış açısına sadık kalarak toplumu nasıl gördüğünü anlatan bir birey vardır. Toplumu ne kadar incelerse incelesin onun törpülenmemiş yanlarını belirli bir karakterle ortaya koyar ve de oradan bireye inmeye çalışır. Hikaye temelde toplumun hiçbir sorununu ele almaz. Genellikle baskı altında kalan bazı özelliklerden çok baskı yaratan bir karakter vardır ve hikayenin temelinde bireysel olarak her ne yaparsa yapsın, aynı sorunlu karakterdir. Edebiyatta bir baskı gören yoktur… varsa eğer, o da 'kendini ifade edemeyen bir toplum' görüşü olarak orada yer alır. Bu da yazarın hikayeye özel toplumsal görüşüdür. İçinde yaşadığı dönemin kendisini nasıl etkilediğini açığa vurmak için yüzlerce benzetmeden faydalanır, örneğin hikaye boyunca bir taş ile göz göze gelir ve onu anlamak için sadece hikayeye bakmak yetmez. Yazarı da anlamak gerekir. Bilginin çok gizli tutulduğu bir toplum düşünülmüş derken, aslında sadece yazarın gözünden büyük resme açılmak için hikayeye bir kez daha bakmak anlamına gelir. Doğrular ve yanlışlar yoktur… sürekli kendi hikayesini anlatsa da kendisine yönelik bir alışverişi yoktur, olamaz da. Dar bir tünelin içinden okuyucuyla birlikte geçiyor gibidir bazen, bazen de hayatta hiç anlam bulmamış bazı konuların hikayesini etkilediğine dair izlere rastlanır. Hiçbir gerçekliği yoktur. Bazen dev bir tiyatro sahnesindeki perde açılmış gibi, dünyaya daha sade bir gözle bakmanızı sağlar… ne kadar abartsa da bir abartısı yoktur. Bu dünya ile hiçbir alışverişi yoktur. Kütüphaneler en sevdiği yerleridir şehrin, o da eğer kendini güvende hissedebileceği kadar iyi bir yerdeyse, yeterlidir. Kitapları zamanında geri teslim etmeyi sever. Hepsi bu. Hiçbir bilgiye aynı nedenle her hangi bir duygu beslemez... benim için bütün kitaplar o tarz bir bakış açısından ibarettir. Buraya not düşmemin nedeni de bu. Ben bir edebi eser ortaya koysaydım; oldukça hırslı bir toplumdan söz ederdim. Ama bunu yapmadım. Ben kendi bakış açımı edinmeye çalıştım.

Hafızamdaki Tek Melodi

Yani ben şimdi ezber yaptığım hafızamı kullanırsam, okuduğum kitaptan sebep sonuç ilişkisi yürüterek hiçbir şey anlayamayacağım. O tuhaf şarkıyı bir kez dinledim, bilmediğim bir dilin çağrışımları size ne kadar umut veriyor? Neyse işte, şimdi de pembe kalp bizim için bunlar! Hepimize aynı ödev verilmiş, biri sürekli benimkini anlatıyor... kısa süreli duygusal hafızamın içine sızmış olan bu sistematik gruplaşmada kendini bulan olgulardan biri de bu tarz bir beklentinin zıt anlamlısının toplumdan dışlanmış bazı davranış bozuklukları olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Zihnimi terk edip nereye gitmiş olabilirdi, yani kıskanacak bir şey yoktu. Uzun süreli hafızam ise çok zayıftı. Keşke baş ağrısını araştırsaydım son bir kez, dedi. Bunları kanıksayıp kek yanında sunanlara göre, bu açıdan bir sorun yoktu. Olan bize oluyordu... siz şımarık insan tanımamışsınız. Neden? Çünkü bir insan konuşurken herkese hitap ettiğini bilir... yazarken de ne tarz bir şey yazdığını kısaca belirtir. Yok aman kör kuyulara atın beni. Sizin için yazıyormuşum. Biz mi şimdi bunları kör kuyuya attık? Hiç bir şey anlamıyormuşum. Öyle de diyelim ki benim kalbim mühürlenmiş. Bu mu canım çalışan hafıza? Şarkılardan tünel kazmışlar ve bir fotoğrafı yetip de artanlar... İç sesim kulağıma aktarılıyor sanırım. O şarkıyı bir kez duydum!!! Şu an yanımda yok. Tek görsel eylemim göz yaşı döken bir fotoğraf. Fakat moralleri bozuluyor.

Şartlardan ve çevreden bağımsız gerçeklerle ilgili olan semantik (anlamsal) hafıza

Belli şartlar ve çevreye özel (zaman ve mekan gibi) bilgilerle ilgili olan epizodik (bölümsel) hafıza

Bakalım hangisi olacak? 2020 bana 'şu an' güven veriyor. Neye şükredeceksin? Evden dışarı adımını atmayan biri, sokaklarda bağırmakla suçlanacak gibi oluyor. Bütün dünyada salgın bir hastalık var, bunu idrak edememiş gibi algılanıyor. Bellek bozukluğu ise okuduğum bir kitabı andırıyor. Her sabah kim olduğunu unutup, günlüğüne bakıp hatırlamaya çalışan bir kadın... falan. Papağan tekniği ezberlemeye deniliyor. Sağlıklı yaşam hakkında bildiklerim belleğime sığmıyor belki, pratikte uygulamamışım gibi söz ediliyor. Papağan bir şarkıydı, şimdi pek gelmiyor kulağıma oturup yazdığımdan beri. Tuhaf şey! İç sesimi kulağıma aktarsaydı; bu o şarkı olmazdı. Hafızam artık bunu tecrübe olarak biliyor. Bana soyut gelen pek çok şey, gerçekte daha somutmuş gibi bir plan yapılıyor. Mesela? Mesela, bu sitedeki yuvarlak masa şövalyeleri.

Kodlama ve kaydetme (Alınan bilginin işlenmesi ve birleştirilmesi)

Depolama (Kodlanan bilginin sürekli bir kaydının oluşturulması)

Geri çağrılma veya hatırlama (Aktivite veya işlem sonucu oluşan ipucunun bilgiyi depodan geri çağırması veya hatırlatması)

Oldukça uygun görünüyor... insanın yapısına fazla ters düşmüyor. O açıdan ne ki? Hafıza ve hafıza kartı kelimeleri dilimden hiç düşmüyor. Sanırım ses duyuyorum... yok hayır, yani müzik. Her neyse işte, nota.

Uzaktaki Tarlalar

Vücudun ne kadar vitamine ihtiyacı olduğunu düşündüğümüzde dışarıdan takviye vitamin hapları almak aklımıza geliyor. Bu organik bileşiklerin hayatı devam ettirmekten, tedbirli olmaya kadar çeşitli görevleri var. Çoğunlukla hangi vitamin hangi hastalığa iyi geliyor diye düşünmeden sadece hasta olmamak için vitamin alırız. Vücudun sağlığının korunması hassas bir denge istemektedir. Hafif rahatsızlıkların olası yan etkilerinden bizi korur. Belli bir yaştan sonra oluşabilecek rahatsızlıklara karşı daha güçlü bir savunma geliştirir. Yağ oranını dengeler. Depresyonda etkilidir. Güzellik uzmanları tarafından da tavsiye edilebilir. Hamilelikte değerlidir... kısacası hayatın her anında vitaminler sağlık ile yan yana yürür. Vitamin ve vitamin çeşitliliği bakımından zengin besinler söz konusuysa zaten çok fazla takviye almaya gerek kalmaz.

Hayvansal Ürünler Bitkisel Ürünler

Süt Greyfurt

Peynir Portakal

Yumurta Havuç

Tereyağı Balkabağı

Karaciğer Portakal

Balık vb. Ispanak

Brokoli vb.

Enfeksiyon oluşumunu engellediği için greyfurt yemek gibi, cilt sorunu yaşayan çoğu kişi sürekli olarak A vitaminine ihtiyaç duyar. Bir grip aşısı tartışıldığı gibi, greyfurt mucizesi tartışılmaz. Dişeti için geliştirilmiş hemen hemen hiç ilaç yokken greyfurt insana umut veriyor. Resmen kan akışını destekliyor ve de kalp krizi riskini azaltıyor. Greyfurt suyunu her gün tüketmek gerekiyor. Ayrıca kanserli hücreleri yok ettiği de söyleniyor. C vitamini bakımından zengin olduğu için cilde sayısız faydası var. Greyfurt meyvesi sarıdan turuncuya çeşit çeşit renkler alıyor. Ağacın civarında ilk defa Portekiz'de ortaya çıktığına dair izler var. Kışın yapraklarını dökmeyen koyu yeşil renkler yapraklarındaki parlaklığı güzel anlatıyor. Sarı, kırmızı ya da pembe olsun faydaları saymakla bitmiyor... Gene de bazı ilaçlarla birlikte alındığında greyfurtun yan etkileri kaçınılmaz olarak 24 saat kadar sürebiliyor. Boşuna altıntop dememişler! Kasım ile mart ayları arasında ağaç budama yapmak lazım. Narenciye 17. yüzyılın ortalarında Karayip'lerden sıcak bölgelere getirilmiş. Kızmemesi adı da verilen bu meyvenin üretiminde turunç ağacı çeşitlerinden aşılama yapılır. Ağacın yaprakları gündüz soluyorsa sulama zamanı gelmiş demekmiş...



Tohumların ise ekim derinliği fazlasıyla değişkenlik gösterir! Bunu asla unutmayın şimdilik...



Peki. Teknoloji ve yeni bilgilerle tarım her zaman bize en güzel haberleri veriyor olsa da bazen daha doğal, daha verimli, daha ucuz olması adına atılan adımları tekrar tekrar düşünüyoruz. Eğitim söz konusu olduğunda ortaya atılan tezler çok gerçekçi bir hal alıyor ama aslında tarımla ilgilenen herkes bir eğitim çerçevesi çizme çabası içinde oluyor. Tarım her zamanki gibi bir değişim ve dönüşüm aşamasında, yeni keşifleri herkese duyuran yaratıcı insanların elinde hızla yayılan iletişim ağının en önemli rolünü oynarken bize ne anlatıyor? Dijital tanışma ortamında kişisel roller bir yana bırakılıp bu bilgi aktarılmasının ve paylaşılmasının gereklilikleri gözler önüne serilirken aslında çiftçi gerçekte hangi araziyi ne şekilde değerlendireceği sürecini oluştururken büyük resimde pek çok önemli konuyu başlıklar halinde ele almak zorunda. Yaşadığı yer yerleşim merkezine yakın mı? Mazot/benzin masrafı ne kadar olacak? Ulaşım için harcayacağı miktarlar gelirinin ne kadarını oluşturuyor ve büyük tabloda herkes bu konuda ne yapıyor? Yeni tohumlar almak için her türlü imkan olsa da öncelikle kendi üretim kriterlerini değerlendirirken, sulama masraflarını nasıl karşılayacağını biliyor mu? Bu tablonun biraz daha dışına çıkıldığında ise elimize taze meyve – sebzeler geçiyor ama gerçekten de tarım alanında günün hemen hepsini geçiren biri olarak bu tarz bir üretim çemberi planlaması ne kadar işine yarıyor? Sosyal medyada her türlü bilgiye kolayca ulaşabilen ilgililer için geleneksel yöntemlerin biraz dışına çıkmak, evin ihtiyaçlarını aynı sıralamada kendi köyünde mi farklı bir köyde mi daha kolay karşılayacağının ne kadar göreceli bir konu olduğu ve tek bir tohum atılmamış tarlalar bize ne fayda sağlayacak, sosyal medyada paylaşmak söz konusu olsa bile. Bütün kış karlar altında kalan bir köyde yerin altından patates çıkarıp yiyen teyzemiz ile büyük bir çiftlikte tek başına yaşayan dedemizin yalnızlığı bizim için o kadar da bir köpek alıp geçiştirilebilecek bir konu değil doğrusu. Onlara ne kadar yakınız? Ne kadar uzağız? Bir tık kadar diyoruz artık, bir tık kadar kolay kırsal kesimde huzuru yakalamak. Üreticilerin anlaşmalı kurumlara hizmet vermesi bile bizi pazarda satılan ürünlerin kalitesini araştırmaktan ileri götüremiyor gene. Bu konularla gerçekten ilgiliyseniz bir ziraat dergisi almanızı şiddetle öneriyorum. Bilgi kadar güvenilmez hiçbir şey yoktur. Çabuk eskir, kolay anlaşılmaz, zor bulunur ve uygulamada her şey demek değildir. Nerede kalmış internetteki her bilgi bize kendi tarlamız hakkında bir ipucu bile vermemektedir. Tarım araştırıldığında ise dünyada hemen hemen her konuda fikir sahibi olmuş gibi hissedebilirsiniz. Kilit kelimeler girildiğinde herhangi bir üretim çemberi kadar rahat algılanabilir bu bilgiler bizi doğru düşünmeye sevk etse bile doğru planlama için bundan daha fazlası gereklidir. Çalışanların alın teri ile bu şekilde bir parantez açarak rekabet edemeyeceğimizin bilincindeyiz. Bizler bazen dar geçitlerden hep beraber geçiyor oluruz ama açıklanması gereken binlerce detayla karşılaştığımızda her birimiz farklı yeteneklerde bireyleriz. Oysa tarım ilgi çekici öyle değil mi? Şimdi yeni nesil bu işi kimden devralacak? Bu bilgiler herkese açık, yoruma açık, alakasızlığa bile açık… Bir köye, köyden kente geçiş yapmak da aslında böyle bir konu. İnsansız araçlar ve insansız tarım lafları artık bize çok yabancı gelmiyor. Acaba televizyonda izlediğimiz reklamlar gibi internet de tarıma bir itibar kazandırıyor mu? İşte bütün bunlar aklımızda sadece bir ışık yakıyor olabilir ama dikkatli olmalıyız. Ekim, dikim ve hasat… yani şimdi ne ekersen onu biçersin, diyelim. Bazen olanları insanın aklı almıyor. Derine, yüzeye, ışığa ne ekilecekse ona göre iyi bir araştırma yapmak gerekiyor. Makineli ekim, sırta ekim, ocakvari ekim, serpme ekim! Ne kadar uzağız...

Sigarayı Bırakmak

Şimdi kişisel haklarımdan söz edeceğim ama acaba sigara dumanı gibi etrafa dağılan bir şey mi gene? Sigara içenlerin en sevdiği konu sigarayı bırakmaktır diyebilir miyiz, bilmiyorum ama kendi adıma konuşmaya gayret edeceğim! Sigaranın kokusu içmeyen insana çok daha kötü gelebilir, bu da o konunun ne kadar göreceli bir şey olduğunu tekrar ortaya koyar. Bu şekilde sigarayı bırakma konusundan bir kez daha uzaklaşıp, şehir hayatının ve hava kirliliğinin ne boyutlara varabileceğinden, gezegenimize çarpma riski olan bir başka gezegene kadar uzanan konular zinciri oluşur. Oysa sigara sarhoşluk vermeyen bir alışkanlıktır ve de insan sarhoşluğu geçince de ayağa kalkabilir, denerek bu konu kapatılır. Oysa büyük çerçevede bu konunun açılmadığı yerde kapatılması imkansızdır. Sigarayı bırakmak zor değildir... isteyen insan gerçekten de bırakabilir. Sürekli elimde sigara olmasıyla, günde üç tabak makarna yemek istemiyorum diyen biri aynı terazide sallanıp duruyor gibi algılanır. Bizim eve denizden gelen kokuyu ise sonsuza kadar unutmayacağım yine de. Bu iki kişi asırlarca kendilerini aç bırakırlar ama dünya onların üstüne yine bu konuyla yürür. Kendinizi küçümsemeyin. Üç gün sigara içmemek nedir ki, diyerek başlamıştım ben bırakmaya. O kadar önemsizdi ki benim için üç gün, bırakabilmiştim. Ama bu bende asla tat alma duyumu geliştiren, daha sporcu bir yapıya sahip olan, enerjisi daha yüksek bir süperman yaratmadı. Belki vücudumda o an için sağlığımı fazla etkilemeyen bazı değişiklikler olmuştur ama bunlar beni etkilesin istemezdim! Siz de başarabilirsiniz... sigarayı bırakmak için kendinize uygun bir yol bulabilirsiniz ancak her şeyin bir zamanı olduğunu asla unutmamam gerektiğini de biliyorum tabii kendi adıma. Hatta okuduğum pek çok kitapta stresin sigaradan çok daha fazla zararı olduğu yazılıyor. Bu bütün dünyada bu. Sabah yürüyüşleri, bir fincan çay ve kitap okuma derken gün zaten bitiyor. Siz konuyu aklınızda kapatmaya bakın. Sevgiyle kalın, sağlıkla kalın.

Korkmuyorum Tartışmaktan

Tartışmanın inceliklerini bilmediğini düşünen kimse var mıdır acaba? Çoğumuza göre 'tartışma tartışmadır'. Tartışmaların hangi durumlarda ortaya atıldığına dair önemli bir veri elimizde yok. Yine de resmi dilde tartışma yöntemleri ve teknikleriyle ele alındığında, açık oturum, beyin fırtınası, fikir taraması akla ilk gelenleri olmakla birlikte, münazara, sempozyum, panel forum gibi bilinen bazı çeşitleri vardır. Tartışmaya katılacak kişiler önceden bilgilendirilirler. Tartışma grupları bir yönetici denetiminde bulunurlar. Hem kendi tezini hem karşı tarafın tezini bilen öğrenciler seyirciyi etkileyerek kendi tezini kabul ettirmeye çalışır ve seyirci de tarafını alkış yoğunluğuna göre belirterek açıklamış olur. Münazarada birbirine karşı oluşan iki zıt görüşün yer alması gibi, aynı görüşü savunan ancak kimin daha güçlü savunacağına dair bir iddiası olan gruplar da olabilir. Yani bir tartışma tekniği olmasına rağmen bir tartışma olması gerekmemektedir. Bir konuyu her yönüyle ele almaya ise panel denilir. Zıt panellerde soru cevap tekniği uygulanır ve bunların seyirciye hitap etmesi beklenir. Açık oturumlarda da söz alarak konuşulur... belli bir konuyu sunmaktan çok kendi görüşlerini dile getirirler. Beyin fırtınası problem çözme odaklıdır... mesela, her insanın hayatı aynı derecede değerlidir, gibi bir konu ele alınır ve rasyonel temellerde ve bilimsel verilerle günümüzde bu konuya dair yaşanan bir problemin çözülmesi gerekliliği vurgulanır. Büyük gruplarda arada konuyu özetleyen bir konuşmacı yer alır. Kısa süreli tartışmalarda kişi başına bir dakika tanıması öngörülmüştür. Fikir taraması bir konu etrafında pek çok konu oluşması gibi durumlarda mesela mizah, ciddi konular... akla gelen olasılıklar bazında söz hakkı verir. Seminerlerde ise bir konu tartışma olarak ele alınır ve sunulur...

İyi bir tartışmacı olmak için öncelikle çok saygılı olmak gerektiğini düşünüyorum. Tartışma yeteneğinin bir kişide olması için her şeyden önce objektif olmalı ve karşı görüşü kendisi kadar saygıyla görmesi gerekir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda renkler ve zevkler tartışılmaz diyerek susma erdemini incelememiz gerekmektedir. Bir konu ne kadar detaylı ele alınırsa alınsın, o konunun karşısına çıkan başka bir yöntem, başka bir algı sistemi o konuyu tamamen baştan ele almamızı gerektirir. Reklamda durum bu değildir. Belirli bir fikir tartışılırken, markanın asla sorunu olmamış karakterini korumaya yönelik tartışmalar olur. Bir noktada marka yanlış algılanmışsa, bu tamamen algı mekanizmasıyla ilgilidir ve markanın böyle bir derdi yoktur, asla da olmamıştır. Başka bir örnek vermek gerekirse, evimizde kullandığımız bir bilgisayarın en küçük bir derdi yoktur ama bütün dünya o bilgisayarın aslında daha iyi özelliklerle piyasaya sunulacak olma ihtimalini tartışmaktadır. Bu bizi ilgilendirebilir de, ilgilendirmeyebilir de. Önemli olan tartışmayı bilmektir dediğimiz noktada, ben memnunum bilgisayarımdan diyerek susamayız. Bilgisayar kullanıcısı olarak da o tartışmalardan bir beklentimiz olamaz. Bunlar çok net! Mesela yazar bir cinayet romanı yazmak istememektedir ama yazsaydı bunu bir ölü için yazmış olabilirdi (roman karakteri anlamında). Sen o yazara durup dururken bir roman karakteri muamelesi yapacak olsaydın; konu belki de cinayet olurdu. Hayat çok hassas çizgiler etrafında yaşanır halde algılanabilir. O hassas dengelerden haberdar olmayan kişilerin kendi çizgisinde yürümesini ve ip üstündeki cambaz rolünden vaz geçmesini diliyorum. Artık reklamcı değilim... internete makaleler yazıyorum! Ama konu ne ki? Keşke reklamcı olmasaydım!!! O kadar net mi, gene de emin değilim. Bir insanın hayalleriyle dalga geçilmesinden daha çirkin ne olabilir bilmiyorum. Bütün bunların tartışılamayacağı bir dünyada olmamız çok acı. Çünkü her gün birinin canı yanıyor, biri üzgün, birinde de aynı sancı. Yine de her konu aynı ortamda tartışılmaz, konuların ayrı tartışma uzmanlıkları vardır -dahi olmak şart değil, diyemiyorum. Bu beni kötü bir müzisyen de yapmaz, art niyetli bir iş girişimcisi de. Haydi şimdi derdinize yanın.



Hata Yapan İnsanlar

Bazı insanlar küçük yaşlardan itibaren hataya, tuzağa düşmemeyi öğrenirler. Bazıları da daha geç yaşlarda... bunun anlamı hiçbir şey için asla geç değildir demek. Yani bazıları şanslıdır, bazıları şanssız diye değil. Ama iyi olan şu ki, mutlaka her insan bir gün mutluluğu tadar, tabii eğer inanıyorlarsa. Ayrı bir noktada şunu da konuşabiliriz gibi görünüyor şimdi, her insan hata yapabilir. Her insan hatalarından ders alabilir ama her insan hatalarını daha iyi bir doğruya dönüştürebilecek mi? Her insan hata olduğunu bile bile korkarak adım attığı ilişkilerden kendisini kurtarabilecek mi? Bu gibi sorularla insanın kendini çok fazla yorması gerektiğine inanmıyorum gerçekte. Gerçek hayatta çoğu insan ödüllendirilmeyi de sevmez. Mesela, ödevini yap sana şeker vereceğim denilen çocuk ödevini daha çabuk bitirir diye bir kural olmadığı gibi, çoğu çocuk bunu reddeder. Oysa, bir çocuk, çok çalışırsam kendime uygun olan ve benim için belirlenmiş en iyi, ideal hayatı yaşarım diye düşündüğünde bunun muhteşem bir hayat olması şart değildir. Konu biraz da şöyle, insanların sürekli aynı hataları yaptığı bir ilişkiler zinciriyle çevrelenmiş bir çocuk kendi sıradan ama seçilmiş hayatı için kendi seçimlerini yapması gerektiğini unutur mu? Belki güven çok çabuk kırılan bir şey değildir ama inanç öyle! Çevresindeki insanları affetmeye çalışırken asla içinden çıkamadığı bir iletişim kısırdöngüsü içinde hayatın çok da önemsiz olmadığı yanılgısına da düşmemeli diye düşünüyorum. Bizler denekler gibi yaşamıyoruz. Kaç şeker yeseydim labirentin diğer ucuna varırdım gibi. Bizler ayakta kalmak için verdiğimiz savaşta kendimizi insanlara güvenmek zorunda hissetmiş de olabiliriz. Uzaydan bugün inmedik ama gerçekten de hayatın pembe yüzünü bize gösteren bir hiç hata yapmamış olma tebessümü edinmek için şifrelerimiz de yok! İnsan bilerek hata yaptığı sanılan, başkalarına hata yaptırmayı öğrenen bir canavarlaşma sürecine girdiyse eğer bu algıyı nasıl değiştirebilir? Sadece başkalarının ipiyle kuyuya inilmeyeceğini gören biri olarak kendi rotasını çizmenin önemini kavraması yeterli midir? Bütün bunlara kader adı verildiği noktada, kaderin bunlardan ibaret olmadığını bildiği hayal dünyasından nasıl kurtulacak? Çok basit hatalar insanların hayatına mal olabiliyor ne yazık ki! Her şeyi affetmek zorunda değilsiniz... kendinizi affedin denilen kitaplar ön sıralara geçiyor. Şimdi dönüp bakıyorum da, o insanları neden affetmişim ki? Affedecek biri mi haberim bile yokmuş ama affedilmeyecek davranışları olmuş. Bense küçük hayal labirentimde sürekli aynı yere yürüdüğümü sanmışım! O labirentte belki sadece bir dostunuz olduğunu unutmayın. O olsaydı, hata yapmanıza izin vermezdi... belki bunlardan bir ders almak kendi adıma beni en büyük başarılara götürmeyecek ama o tarz hatalar yapmayacağımdan eminim. Artık sadece kendi labirentime dönmeye çalışıyorum. Saçma. Küçük labirentimin üstünde canavarlar yürümüş gibi... oysa her şey yerli yerinde. Ne dersiniz, bizi bir labirent oyunu kurtarır mı? O kadar önemliyse, niye kimse çocuğun elinden tutmadı? Alması gereken dersleri alması hiç işine yaradı mı? Çünkü elini yüzünü yıkayan iyi bir çocuktu! Hiçbir şey için geç değildir...

Kıskançlık Hastalığı

Kıskançlık bir hastalık mıdır? Bir insanı kıskanmamak mümkün müdür? Normalde, bir insan durup dururken kıskanacağı birini sevmez gibi görünür ama kıskançlık yaratan unsurların artması başka bir beladır. İki kişi yürüyüş yaparken, bak herkes yürüyor... dediği yerde, ne alakan var senin herkesle diyerek kıskançlık doğduğunu düşünelim. Bu bizi niyeti kötü olanın ok kendine döner lafına sevk etmektedir. Bu konuda söylenmiş binlerce sözden en akla yakını hangisidir bilemiyorum ama yüzümüze karşı konuşamayanlar arkamızdan kompozisyon yazıyorlar, demişler. Yüzünüze karşı konuşulmayacak konular açılamadan kapatıldıysa bile, neden insan kendi anlayışını dile getiremesin. Çiçeklenen bitkilerden ne farkımız var denildiğinde yüzü kızaracak biri neden sadece sırasında oturup hocasını dinlemesin? Kıskançlık sorunları ne yazık ki ağır hastalıklardan, sonu kötü biten kavgalara kadar uzanıyor günümüzde. Bir de şu var, insanları kendinizden üstün görmeyin mesela. Bu durumda neden bahsettiğinizi anlayamayan bir insan varsa, neden sizi anlamak zorunda kalsın? Kıskanan insan normalde, dünya bir yana sen bir yana demektedir. Bütün sevgi anlayışına 'dünya' demiş bir başka anlayış ise, bunu sürekli çürütmektedir. Bu durumda ilişki rahatlıkla cehenneme çevrilebilir. İyi de gene de bu dünyada ama diyerek ne demek istiyorsunuz? Acaba ben kulaklarıma mı inanamıyorum? Bu durumda acaba benim tarlamın iki dönüm daha büyük olması neyi çözer? Herkeste birazcık kıskançlık vardır... ancak ben içinde kıskançlık barındıran bir ilişkiden derhal vaz geçmekten yanayım. Yani kıskançlık senaryolarıyla hareket edildiğinde işin içinde mutlaka ait olmadığınız bir başka sorunlu dünya vardır. Bunu başkalarına ne kadar anlatsanız da sizi anlamayabilirler. Daha ne kadar ayrık otlarından bahsedeceğiz? Bir anda her insanda kıskançlık vardır diye bütün aile ve arkadaşlık ilişkini kıskançlık üzerine mi kuracaksın? Ben o tip iletişimlerde kıskançlık olmaması gerektiğine inanıyorum. Hayatta kaybedecek hiçbir şeyi olmayan biri ile takılıp kaldıysanız, kimin daha kıskanç olabileceğini bir düşünün, zamanı çok daha değerli olan kişi... daha sağlıklı düşünmesine rağmen, daha büyük sorunlara gebedir. Seni ilgilendirmez benim kıskançlık sorunum derken, umursamazken, karşısındaki insanı kırmadan hayatta atacağı adımları atarken elinden şekeri alınmış çocuk gibi davranmak istememiştir belki de. Yani bu durumda üzerimde gezen kıskançlık bulutları bile bana ait değil. Ne yapabilirsiniz ki? Kıskançlık denildiğinde aklınıza gelen ilk cadı değilim ama ne yazık ki o tarz bir platformdan eğlence kılıfıyla bana seslenildiğinde de bu durum değişmiyor. Çılgın partilerin amacını saptıran ilk kişi kimdir, amacı ortak değilse? Dünya güzel bir gözlük değildir -insanı kör de edebilir, zengin de, fark etmez. Sınırlarınızı sizin için çizecek kişiden haberiniz var mı emin değilim ama aynı dersten mezun olduk bile. Diplomanıza bakıp beni anımsamanız dileğiyle... bu travmadan epey fotoğraf çıkar şimdi. Hadi bakalım. Kıskanmayı bile bilmiyoruz. Kıskançlıklarınızı bir doktora anlatabilmeniz dileğiyle. Yani insan ilişkisini dünyaya açtıkça zaten kıskançlık zincirine vurulmuş bir mahkum gibidir. Yani öyle! Bence kıskançlık bir hastalıktır... çaresi bulunur diye düşündükçe, bu tip yazılardan bile uzaklaşırsınız. Kıskançlık cehalet kadar büyük bir sorundur, dünya denen terazide bir ağırlıktır sanıldığında. Kurtulmak da imkansız değildir asla -inandığında.

Prensim Benim

Hepsi gerçek oldu yani!!! İnanamıyorum. Çok mutluydum, okulu bitirir bitirmez benimle buluşmaya gelmiş. O yurt dışındayken internet üzerinden epey yazıştık... daha sonra bir arkadaşımın evinde tanıştık ve kendimize bir ev tutacak durumda olmadığımız için ailem bize yardımcı oldu. O evde bazı televizyon çekimleri yapıldı bütün ülke beni değilse de programı çok beğendi. Derken ben müziğe olan ilgimi bir kenara bıraktığımı fark ettim. Bir deprem oldu, ailemin olduğu sokakta binalar ciddi hasar görmüştü. Onların hayatta olması bizi çok sevindirdi. Derken ben bavulumu aldım, güneye ailemin yanına gittim. Biraz kıskanmış olsa gerek, epeyce vakit sonra peşimden oraya geldi. Küçük bir kır düğünü yaptık, sahilde, ışıkların arasında hafif bir beyaz elbise giymiştim. Daha sonra da evli olmamıza rağmen ben annemlerin evindeydim, ilim öğreniyordum. Çocuğumuzu evlat edindik. Hatta o gün çok tartıştık, niye beni götürmedin ki dedim. Hadi gel bakalım dedi, ikinci çocuğumuzu evlat edindik. Onun da benim de annemle babam barıştılar, araları artık daha iyiydi. Bütün ailemiz huzurluydu. Abim kimi sevdiğinden zaten hep emindi. Sevgi bu olsa gerek dedik. Hayatımıza bir çekidüzen verdik, biz de artık bir şirkette çalışmaya başlamıştık. Daha sonra belediyede ciddi bir görev aldık. Sahilde çekirdek çitledik. Amerika'da bir evde ölü bulunduk. Kitaplarım herkes tarafından çok çok beğenildi. Büyük çoğunluk reklam ajansında çalıştığımıza asla inanmadı. Aslında bir dizi film de çekmiştik, onlar belki hiç konuşulmadı. Kendimiz yazıp, kendimiz çekiyorduk. Festivallerde kitaplarım dağıtıldı. Amerika'da geçirdiğimiz yıllarda hakkımızda bunlar konuşuldu. Bir diğer müzik grubunun akrabası olarak yeniden hayata geldi. Sevdiği çocuk yan komşusuydu. İlimle ve bilimle çok ilgili gençler olarak manken oldular. Önceki yaşamlarında yaşadıkları yazlık evlerinde artık yeni yaşamlarının düğününü yaptılar. Otobüslerdeki kahve reklamlarından tutun da, namaz kitaplarındaki kız çocuğuna kadar küçük küçük bir sürü roller aldılar. Othello sendromu yine hayatlarını ele geçirdiği için edebiyata büyük ilgi duydular ve bir yayınevi açtılar. O şirketin bir yan ürünü olarak da psikolojik destek verdiler sevenlerine. Bütün bunlar da sahilde. Hadi bakalım. Hayırlısı... derken bir çocuk dünyaya getirdiklerini, ikincisini de evlat edindiklerini anladılar. Okuyun bak o konuyu. Böyle de bir okuyun! Ama biz ne yaptık? O şekilde olacağına, hiç olmasın daha iyi dedik. Anlatamıyor muyum? Boş ver o zaman beni... demeye yarıyor, cinnet geçirme durumlarında. Korkma. Hepsi düzeliyor. Yani on yaşımdan beri sevdiğim adama yirmi gibi kavuştum. Hatta yurt dışında verdiğimiz konserler olay oldu. Ben DJ'dim. Çok güzel anılarımız var çok. Daha önce zaten güneyde tanıştığımız için, oralarda bir ev daha tuttuk. Bak o adamı ara bak... çok iyi ara, oralara çikolatadan evler koy: bulursun. Artık ben hayır kurumlarında da çalışıyorum. Sonsuza kadar... G.

Hayallerimi Kıranlar

Sen öyle hayal görmüş olabilirsin... ama şu anda Amerika'da olman gerekirdi. Bilgisayarına bak, o program indirilmedi bile. O programı başkaları yaptı. Ben sadece dalga geçecektim ne hayali. Şimdi tam da sanki sizi ayarlayacaktım, başkasını ayarlasam olmaz mı? O şarkı sana hiç uymadı. Bence de sen anlatsan da anlamam, yalnızsın ama. Sen zaten ne anlarsın sevmekten, bir de bana bak, sevmiyorsun ya. Okulda söylediğin marşları da saymış mı bari. Kitabı okusan olurdu, ah, gene olmadı da. Bence şimdi gerçek olmayışının altını çizmek lazım da. Herkes bulurdu öyle olsa, senin ne özelliğin var. Sen yumurta bile kıramazsın, salak. İş yerine çiçek de yollamış mı, biz çelenk sandık onu. Kusura bakma. Olsa olurdu zaten, sen de perişan görünüyorsun. Lanet etmedik ya, sadece sorduk, anımsıyor musun ki? Beni nasıl unuttun peki... boş hayaller kuranlar diyorlar sizin için. AMA BU EVDE YAŞIYORUM. O EVİ TUTTUM. BU EV BU DA. İyi git o zaman, depremzedelere yardım et. Kim takar senin hayallerini bu platformda. Ayrıca sakarsın sen biraz da. Aman, ne alaka... şarkıda kendi adını sayıklayan deli de. Ne güzel geceydi. Biz binlerce farklı şarkı dinleyeceğimizi öğrenip, o konseri terk ettik sanki. Bunlara nasıl dayanıyorsunuz acaba? Kitapta hangi cümle yazmış bunları da? Sen cü..Çirkinmişsin ama... üne şarkı yaz daha ! Neren dul lan senin? Okusan etsen bu kadar küfür işitmezdin. Şu anda var ya dövüyorlardır belki adamı, belki sen ayvayı yedin. Ayrıca ne sanıyorsun kendini, bir inancın var, bunların da içine etmişsin bak, daha da beter olacak, ben karışmam. Bu hayat bu, sen git yaşamana bak inan şu diğer kadın da. Hayallerin ve sen, kim takar seni de. Her neyse işte, biz seni sevmedik farz et. Olan biten bu da! BEN AMA ONU DEDİM. Allah cezalarını versin de. Kör müyüz gördük işte, şu yanındaki o..pu da. Tamam, biz şimdi sen sandık. Gene mi kırıldın be, ayı.

Fakat Hiç Beyin Var Mı?

Şimdi boşlukları doldur! Aklınıza neler geliyor... okumamış mı, okul mu, çocuk mu, kitap mı, aklındakileri anlatmayan biri mi, sildiğim bir şarkı mı, bir yerlerde kayıtlı mı, aklına ilk gelen isim mi, notaların arasındaki iğrenç ses mi, düdük mü, hediye mi, unuttum mu, hatırladım mı, sen ne işe yararsın hiç sordum mu? Boşlukları dolduruyor... ne peki? Mutluluk mu? Sısmuyor bu ayılar! Ne yemek mi? Hak mı? Hudut mu? Susmuyorlar yok!!! Susmuyor ayılar. Ne peki... Çok mu iyi. Biz ikimiz ve siz hepiniz: BOŞLUKLARI DOLDUR BAKALIM. Ne sanmışsın kendini? Aradığın boşluk burada yok ve bıçakla açsan olur mu? Olur. Olur. Doldur bakalım.

Ders -Sosyal Psikoloji

İnsan kendisini neden sevdiğinin farkındadır ve bu konuya dair bir fikri olmasıyla alakalı olarak sosyal psikoloji içinde yaşadığımız dünyayla olan bağlarımızı bir yönüyle inceler. Sosyal psikoloji nedir çok net bir tanımı yoktur... psikolojinin bir alt dalı olarak, bireylerin davranışları, duygu ve düşüncelerinin başkalarının gerçek, hayal edilen veya ima edilen varlığından nasıl etkilendiğinin bilimsel yollarla araştırılmasıdır. Sosyal, insanlar arasındaki etkileşim, toplum ya da kültür, çok sayıda insanı ilgilendiren problemler, birden fazla insanı ilgilendiren... anlamında kullanılır. Çalışma konuları: gruba uyma davranışı, ikna, güç, sosyal etki, itaat, önyargı, ön yargının azaltılması, ayrımcılık, kalıp yargılar, sosyal biliş ve sosyal algı, sosyal kategoriler, saldırganlık, özgeci davranış, kişiler arası çekicilik, tutumlar ve tutum değişimi, iletişim, izlenim oluşturma, küçük gruplar, liderlik, kitle davranışı, gruplar arası ilişkiler... Modern psikoloji 20. yüzyılda Amerika'da ortaya çıktı. Günümüzde dünyanın her yerinde en çok da Avrupa ve Amerika'da var. Völker Psikolojisi -halk psikolojisine daha yakındır. Kitle psikolojisi -grup zihni! Kitle ve grupların kendine özgü bir takım düşünsel özellikleri yani zihni vardır. Modern psikoloji, psikolojinin çalışma nesnesinin gözlenemeyen zihinsel olgular değil gözlenebilir insan davranışı olması gerektiğini savunmaktadır. Psikolojik anlamda grup diye bir zihin olgusu yoktur, grup zihni gözlenemeyen bir yapı olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Grup bireylerin düşündüğü anlamda düşünemez, algılayamaz ve hissedemez... davranamaz. Kurt Lewin, Solomon Asch, Muzaffer Sherif / Grup içi süreçleri kişiler arası etkileşimi anlamaya yönelik sosyal karşılaştırma ve bilişsel çelişki kuramlarını ele almıştır. Deneysel ve deneysel olmayan araştırma yöntemleri vardı. Doğal gözlem, survey ve arşiv araştırması.

Mantıksal akıl yürütme? Trafik psikolojisi... farklı uzmanlıklar içerir.

Şaka Olsa

Şu anda düşmanlarıma uzun zamandır kulak vermiş bulunmanın umursamazlığı ile dinlemekte olan videoyu dinlemiyorum. Aslında ilgi alanlarımı belirlemiş gibi görünen bir kitap okuma alışkanlığı mesleki üstünlüklerimle asla çakışmadığı bir yerde sorgulanıyor. Üstelik de bu videolarda zaten istersen iki sayfa oku ama oku gibi bir parantez açılmış. Kimse de yayınevleri konusunda uzun uzun nutuk atmıyor. Demek ki konu küfür etmek! Hiçbir anlam veremediğimiz yöne bakmak zorunda kalıyoruz. Ben gene sonsuza kadar söylenecek gibiyim, hani biraz daha söylensem neden kömürlükte kitap okuyalım ki diyebileceğim ama durum hepimiz için aynı değil. Bunlardan bir ders çıkardığımız noktada karşımızda aynı hocayı görürsek size ne diyeceğiz? Bu kadar lafa ne gerek var hem, herkesin aynı küfrü gerek hataları vurgulamak gerekse affetmek anlamında sarf edebildiği bir edebi alanda neden daha fazla korkmayacağım sanılıyor. Düşünsene bir noktada kendimi kandırabiliyorum, bir noktada sadece benim mutluluğuma göz dikmişler, bu açıdan bize hangisi, seç diyorlar! Evet o adam Amerika'da görev yaptığı yılları bir kitapla özetlese bizden daha çılgın sayılabilir ama değil şu anda en çılgın ve an anlamsız şey bizmişiz gibi konuşuyorlar. Aslında pişman olmamak imkansız ya da bunlar nasılsa gereksiz ama cevapları aldığımızda sevineceğimiz konu kitap olarak elimize geçse nasıl daha anlamlı olurdu? Bir sosyal psikoloji perdesi aramızdan kalkmış gibi... iki tencere yemeği zaten çöpe attık, boş ver zaten pişmemişti. Belki de o gün daha gelmedi diyeceğim yine, neden? Çünkü akrabalarıma ulaşabileceğini sanan bir başka çılgın zihniyetle yollarımı ayırdığım bir diğer iyi niyetli iletişim perdesi sizinle en küçük bir ilgim olmayan yere doğru ateş etmek istiyor. Sanırım burayı ateşe vermesi yeterli olurdu. Bu konudaki görüşlerinizi beklerken ben bu anlamda sonuçları mı açıklamanızı bekliyorlar? Biz de aramızda o kadar muhabbet ettik, tam olarak kimi dışlıyorsunuz, onu da bi zahmet... yani bu mu sanki iyi konuşmak? Anlayamıyorum ki asla! Daha tek kelime güzel bir cümle etmişliğimiz yok kendisiyle. Ne bileyim bu açıdan ne mesela? O da değilse, zor olanından da fena... size göre ne ki? Herkes hasta! Neyse ki yazdık da biz; şaka!!! Şaka olsa bir daha, bir daha asla ve bir daha. Şaka olmasa asla ve bir daha. Bunu da size ayrıca emanet ediyorum. Bilemiyorum. Umarım yok olur da. Yok olur da. Yok. Olur da.

Acı İle Yaşamak -Tikler

Tikler bulaşıcı mıdır? Evet. Tikler yüzümüze vurur mu? Evet. Şimdi bir konuşma izledim, o konu böyle... ama bu konu öyle mi? Hayır. Tikler görerek ve yaşayarak öğrenilebilir. Kaş göz oynatma, boğazını temizleme, tuhaf sesler çıkarma gibi tiklerin tedavisi için terapi de ilaçlar gibi etkilidir. Hafif rahatlatıcı bir ilaç etkili olabilir ama bunu unutmayıp, üstüne gitmeliyiz. Ben bu tikleri yapıyorum rahatlıyorum dediğimiz noktada, aslında ne yapmaya çalışıyoruz? Ben mesela bir bombalı saldırı olacağını sandığım günlerden sonra, o binaya gittim, aklıma gelmedi bombalı saldırı olacağı, ne zaman atlattığımı anladım, o zaman aklıma geldi, şimdi bunları yazıyorum! Olacağını sandığım anda tek düşünebildiğim: ben kendi yaramı kendim sararım, ne belası, ben onu kendime okurum, bu da işte bana ait bir tik falan diye düşündüğümü anımsıyorum... çünkü düşündüm ki 'o konu öyle'. Şimdi ise bu konu ben roman da yazsam bu; tikler! Tik, ani başlayan ses ve ya istemsiz hareketlerdir. Oysa benim bir fobim yok! Ama o an Vikingler de demedin mi? O şekilde aklıma gelmiyor... sadece insanın bir sorunu atlattığını idrak etme süreci gibi oluyor bazen. Gerçekten de burnum kaşınıyor!!! Ne yapabilirim? Yani bu tik de değil ki...

Tikler normalde neden olur? Geçici olanlar, kronik olanlar, niye? Yetişkinlikte azalma gösterecek şeyler, şimdi mi karşıma çıkacak? Sosyal hayatımızı olumsuz etkileyen şeylerden biriyse, neden hemen cinlerden bahsetmiyorum vb. vb. Şu anda bu sorunun sorun olmadığını ne kadar anlarsam anlayayım, buraya yazarak bunu kendime ne kadar ispatlarsam ispatlayayım, bu konu ''tikler''. O nedenle kişiler sadece kendilerini güvenli bir noktaya alacak kadar hayatı algılayabilir diye düşünüyorum. Bizler birbirimize fallar bakma lüksüne sahip değiliz. Konu benim için 'ben bugün bir lokma yemek yedim çok şükür' demek kadar sadeyse, bunu demek yeterli midir? Hayır. Bunları sadelik anlayışınıza eklememek, buna sadelik anlayışı dememek, sadelik anlayışınıza bunları eklememek falandır... bu durumda ne kadar iyi, ne kadar kötü olabilirim, bilemiyorum. Ama atlattığım bir senaryo var! Onu da derim... bilemiyorum. Bu yazıda buradaydı, ben de iyiydim. İnsan buna hayatını bağlayabilir mi? Hayır. Bize de bu oldu. Stresle baş etmek ise öğrenilebilir. Bu durumda 'bomba imhası semineri' görmüş olmam neye yarar? Takıntılarımızın yüzümüze yansımaması dileğimle... Takıntılardan nasıl kurtuluruz? Ben yazmayı öğrendiğim günden beri bilmediğim bir yüce bereket gücü için mektuplar yazıyorum! Bu mu sorun peki? Yani neler kaybediyorum gene... doktorum da öyle! Şimdi yani o caddede bir villa mı alacağım? Hayır. Bu: anlık bir huzur mu? Hayır. Ama ben hiç mi kendimi gördüğüm hayalde yer almadım? Aldım! Bunları benim adıma anlamanız ve karmaşa yaratmamanız imkansızdır. Oysa, basit bir fayda hakkında konuşmaksa, konuşulmuştur zaten. Peki ama ben üniversitede 'narsizm' hakkında daha çok şey duydum ve okudum. Bana ne demek istiyor olabilirler, tikler? Her düşündüğümüz şey değerlerimiz doğrultusunda mı gidiyor? Hayır. Başarılı olmak bu kadar kolay mı? Hayır. Ben şimdi kendimi burada başarısız diye yargılayabilir miyim? Hayır. Bütün bunlar hiç derdim olmuş mu? Hayır. Yani burası, ciddiye alacak fazla bir şeyin olmadığı bir düz çizgidir. O sınır geçmeyi düşünmüyorum. Bana rahatsızlık veren düşüncelerden kaçmamış oluyorum. Hiç müdahale edilmeyen düşünceler dağılır gider. Sanki gene sürekli kendime bela okuyorum!!! Oysa olaylar bizim kontrolümüzde değildir. Konuşarak ise çok fazla düşünce yayılmaya başlar. Kaygı ve düşünceler yönetilebilir mi? Evet. Burada da bu yine de kaygımı kabul etmenin bir yolu. En değer verdiğimiz şeyleri tehdit eden düşünceler ile ilgili ne yapabilirim? Kulağını kaşıma. Olur. Demek ki bilemiyorum, hiç kaygılanmamış olmak mümkün müdür... Yine de bilmediğim bir acı mı şimdi? Umarım. Keşke ölsem dediğim konuyu da biliyor musunuz şimdi? Hayır. Tüh...

Davetsiz Şey

Davet etmek ve daveti kabul etmek nedir? Bir eve girince ev halkına selam vermekten ve de yemek bitince evine dönmekle mi ilgilidir sadece? Bu konuda ciddi bir yaptırım yok mudur? Bütün bunların bağlılık göstermeyle ne alakası vardır? Empati ile hiç ilgisi var mıdır? Sempatinin yakınından da olsa geçmekte midir? Davet etmediğiniz halde gelen misafirlerle, yatıya kalan çalışma arkadaşlarıyla ya da hatta her gün sizi davet eden bir arkadaşınızla hiç bir alakası var mıdır? Sizi hayallerinize azıcık da olsa yaklaştırır mı, daha da uzaklaştırır mı? Dengesiz ilişkiler dışında bir işe yaradığı görülmüş mü? Bunun pazarlamada davet etme teknikleriyle bir yakınlığı var mıdır? Yoksa insan evrenin en güzel bahçesine davet ettiği yakınlarına beslediği duyguları kimseye besleyemez mi? Bütün bunları unutabilecek miyiz yoksa sürekli davetsiz misafirleri mi konuşacağız? Bir daveti reddetmenin inceliklerini öğrendik mi ki, konserden eve dönmekten ne anladığını anlatan bazı dostlarımızı dinledikçe şok geçiriyoruz? Bütün kitaplar bu çarpık ilişkiler için yazılmamış mı? Bazı insanlarda bir internet sayfasına girer gibi insanların hayatına girme eğilimi olabiliyor. Ne yazık ki, buradaki ekrana olan mesafemiz kadar bir mesafe bile oluşturamamakla, ekranın bir adım ötesine geçmek istenilen konular sürekli olarak birbirine karışmış gibi görünüyor. Oysa bir gofret alsanız sizi kendi oyun dünyasına davet edebiliyor... sebeplerini, sonuçlarını belirtiyor ve davet ediyor. Davet etmek kafamızda o kadar net bir kavramken, nasıl oluyor da bu kadar büyük bilinmezlere karışıyor? Bir insan bir gün olsun 'ben de artık evime gideyim' diyemeyecek hale gelsin diye neler yapılabilir? Filmler mi? Düşmanlarımızın zafer çığlıkları hep bu aynı soruna dayanmıyor mu? İnsan zorda kalsa edeceği duaların hepsini böyle bir durumda da okuyamaz mı? Bazı sosyal sınırlardan haberi olmadığını hemen belli eden biri iyi bir arkadaş mıdır? Evden çıkma sebebime az da olsa yaklaştığımda, eve geri dönememe sebebimi tekrar bana anlatmaz mı? Bu durumda hemen cennetten kovulan şeytanın ikram ettiği elmalar mı aklımıza gelmeli? Yoksa bana en uygun problem gene bu mu? Acaba bir gün bütün bu konuları 'sosyal mesafe kuralı' diye anımsayacak olmak neye yarar? Satın alınan bu boş laflardan hangileri yeterince eğlenceli ki sanki? Karşındaki insanın kendi haline şükrettiğini göremiyor musun ki onu şükür nedir bilmeyen bir tabloya davet ediyorsun? Hayatta başıma ne bela geldiyse bu yüzden geldi! Şimdi yani bu konuda bir eğlence programı mı yapılacak, pek umurumda değil! İşte bu da 'yeryüzünde en nefret ettiğim şey'. Biri -onlar, diyebiliyor. Biz şimdi kapıya kilit taktırıyoruz. Lanet nedir bilemiyoruz sanki artık. Bu durumda davet edilmemiş oluşuma göre konuşuyor laflar ediyor. Davet edecek biri de 365 gün aynı pisliğe mi davet ediyor? İnsan oturup bir de davet edilmeyi beklemez mi? Ne yüzsüz şey. Hastalığa davetiye çıkarma bari, deniliyor. Davetsiz ses; bu ses Allah vergisi -bizi de o seslendiriyor. O mikrofonun içinden adam evine dönemeyişinin suçunu bana atıp, cehennemin dibine gidiyor. Hiç davet etmediğim insana arkadaş mı deniyor?

Ama Ne Zeka

Ne konuda yazı yazacağını bilmeden yazmak mı daha zordur yoksa ne konuda yazacağını bilerek mi yazmak daha zordur? Yeryüzünde olmayan bir kütle tarafından idare edilen bir şarkı var. O kütle dünyadaymış gibi şarkıyı okumak isteyenler onun bir şarkı olduğunu kabul etmiyorlar. Yeryüzünde olsa en nefret edeceğin şeyler yeryüzünde var sanıyorsunuz! Oysa ki kütlenin idari yönetimi bilmediğimiz bir evrende... ve sevdiğimiz konularla donatılmış, dediğimizde ise en nefret ettiğimiz şeylerin sevdiğimiz şeyler olduğuna dair bir başka önyargı doğuyor. Bizler de kütleyi anlatmak istediğimiz halde tek kelime konuşamadan üstümüze yıkılan ses duvarına dair meslekler ya da boş uğraşlar edinmenin tedirginliğiyle kendimizi doğru düzgün tanıtamıyoruz. Bıktı. İllallah. Bu şekilde de ben de küresel bürokrasiyi incelemek istiyorum ama zihin okumayı topluma bilgi olarak aktarmaya daha yakınım. Yazdığım romanın en sevdiğim cümleleri de bir şarkının düdüğünün sapı gibi ele alınıyor! Tam o sırada alkış tutanlara göre de bir yatırım yapmak ve kitap bastırmak istemiyorum. Ben olmasam tek kelimesini anlamadığı şarkıyı da ayrıca zehir etmek için özel hayatımıza saldırıyorlar. Bu açıdan ise bütün bunlar adı belirlenmemiş ya da belirlenmiş bir canavar gibi görünüyor bana! Belki de vampir ama gerçekten de ne amaca hizmet ettiğini anlamış değilim. Bu eğer teoride böyleyse, pratikte ne olduğunun anlaşılması şart mı sizce? Hayır. Anlaşılmaması imkansız. Sonra ben bu satırların yazılı olduğu kitabı okumak üzere yurt dışına gitmiştim ama o kitabı da daha yeni buldum; elimde ispatlar var, eğer inanmak isterseniz, bu konu bütün kitaplarda böyle. Bizi bölmezsiniz (falan diyor ama). Hepsi şarkı olsa adam niye bin kişilik trafikte beni durdursun? Bu durumda da sanki bir bütün edebiyat kuşağı küfür etti sanılıyor, hani kazayı atlatsın gibisinden. Çok iyi niyetli biri bile size ancak 'oku şu şarkıyı' demiş gibi görünüyor, onu da çoğumuz beceremiyoruz. Birden karşımıza internet çıkıyor. İntihar eden sanatçılar konuşuluyor. Daha önemli sorunlarımız olmasının ses tonunu da değiştiremiyoruz. Yani ne işi var bunun benim zihnimde diyenin, beyninde ur mu çıkıyor? Hayır. Ama bu sorun da bu... Bu durumda 'şimdilik önemsiz tatlı bir şarkı' yerine 'lanet olasıca şarkı' diyebiliyoruz. Bir de ne şarkısı, ne alaka şimdi dersek, hepsine 'kader' demiş birinin önüne bariyerler kurmak imkansız gibi görünüyor. Tam o sırada aşk!!! Bilin bu ne filmi? Eğlence sektörünün otuz yıllık programı zihnimizde oynamaya başlıyor. Hayır ben bu dünyadan bir 'yönetici kütle' istemiyorum ki zaten, bana kütlesizlik olarak sunulabilsin, diye altı çiziliyor. Bunlara felsefe denilmesi de mümkün ama bazı çalışma notları demek daha uygun oluyor. Senin dilinde zehir varsa, benim de aklımın uzanabildiği bir evren var, kitapları çok satıyor. Bir diğerine göre bu konu her neyse, onu gelip bize anlatma eğilimi gösteriyor. Başkasının bilinçaltına girmek, aşk senaryoları üretmek ya da karalamak için yeterli sanılıyor. Hipnozun ise bir amacı oluyor; daha ideal bir amaç... mesela bu beladan insanı kurtarmak, gibi bir amaçla yapılıyor! Buna günümüzde hipnozun durumu bu, diyemeyiz. Diyememeliyiz. Gel kuçu kuçu!!! Tüm bunları yöneten büyük adalete ise hiç ulaşılamamış gibi görünse de, her bir nota koşulsuz olarak ona okunuyor. Daha masum şarkılar.

Ödevler Devler

Okumak, okumak ve unutmamak... bu mu şimdi yani altı çizili notlarım mı? Yoksa dümdüz bir çizgide giden hayatım mı? Ben sadece ölümden öncesi ve sonrasına ait konuların içinde bulunduğumuz dünya ve içinden göç edeceğimiz dünya olarak ayrımı yapıldığında ortaya çıkanlardan bir ders çıkarılır sanırım, demiştim. Bu sayede aklımız dünya içinde kalmazdı, önümüzü görürdük. Şimdi benimle aynı hataları yapacak biri mi ki, aynı fotoğraflardan, benzer resimlerden bir umut fışkırsın? Zaten uygulanması şart olduğuna göre, bende bir delilik olmasın! Açınca uygulanacak konular, sınırlarımızı, bilgimizi zorlamasın. Eminim evrende tek bir sevdiği vardır, rivayetler beni fazla ilgilendirmiyor, her kitabın amacı farklıdır, demiştim. İçimden demiştim ama kimseye söylememiştim. Sevdiğin bir ilişkinin yanına bir diğer iletişimi ve ilişkiyi koyma! Öyle de, 'bu konu öyle miymiş'! Onlar daha çirkin bir olayın üstünü örtmek istemişlerdir belki, diye düşündüm. Bu durumda sürekli olarak iyi sözün yerine kötü sözü fısıldayacaklardı. Daha iyi sözlerle bağdaştırdığımda aklıma gelecek bir aşk tablosu hayatımda yoktu. Bu durumda bugün dolu yağdıysa, hangi lafını hatırlayacaktık? Bu durumda ise, ne okuyacaktım... okursam sonsuza kadar yapılacak dersler, sevdiğim bir kişiyle aramıza mı girecekti? Buna ben mi sebep olmuştum? Şimdi ölmemiz şart mı? Zihinsel dinginlik ve akıl fikir birliği ne zamandan beri 'bilmiyorum' demek kadar kolay değil? Hayatının en güzel günlerini tek ziyan eden ben miyim? Benden çok daha kötü durumda olan kişiler benden daha mı az seviliyor ki dünyada benim yanımda olsunlar? Şimdi kesinlikle olacak denilen şeyler sıraya girdiğinde içinde neden ben yokum? Şimdi bu dertlerden bizi kurtaracak olan ne? Her şeyi unutup, sonra anımsayamamak mı? Neden bu kadar zor! Neden herkes var, bir tek ben yokum. Onların dedikleri oldu artık... çirkin tablo gerçek oldu, diğeri ise yanımda yürüyen bir bastondu sanki hep ama gerçek olmadı. Burada bir sorun yok muydu? Bu umutla yaşananlara rağmen iyi biri olmadığımı iddia edecek olanlar için bugün elmalı tart yerken aklımdan geçmiş olmaları yeterli değil mi? Bu çılgın yazının çok mu önemi var? Yazmasan da olur derken, yani yazarsam bu fırtına hiç durulmaz mı? Bizim ilgi alanlarımız arasında biraz da keyfine bakmak varken, o aynı sayfalar bir türlü açılmaz mı? Nur topu gibi bir oğlunuz oldu derken, genç kızlardan bahsetmek için biraz fazla büyük bir karmaşa yaşanmamış mı ki zaten çoktan, yaş farkı, yaşlılık farkı derken insan biraz da olsa üzülmez mi? Acaba üzülmeyi başarabilmiş mi ki, kendisini ispat etsin, bu benim diye ortaya çıksın, sonra da bu aynı satırları terk etsin... o durumdaki kötü birine söylenecek başka laf, tavsiye edilecek başka düşman mı varmış ki sevmekten söz etsinler! Ama bana öyle olmazdı... gene de iki kişilik oyunun içinde katliam zihniyetiyle yürürken, madem tek bir sevdiği var, evrende tek... neden ona sormuyorsun, denilen! Sormasam olmaz mı? Bekle ki bu yazı bitsin! Bekle bekle, bu yazı yayınlansın! Şimdi yolları, haritaları karışmaz mı? Muhammed Ali de yarışmazlar mı? İş işten geçmemiş mi şimdi? Şimdi bana atılan kazık kendi sevdiklerine bulaşmaz mı? Şimdi biri hayattaysa, diğeri de aynı yerden dışlanıp sıvışmaz mı? Şimdi en küçük bir önemi var mı ki iyi biri olmamamın da! İyi biri olsa mahcup olmayacak olduğu şeyler arasında mahcup etmemek artık hiç yer alamaz mı? Şimdi bu. Sıraya gir bakalım. Belki bugüne tekrar uyandığında anlarsın dünki hatalarını, diyerek, tekrar bana bulaşmaz mı? Oku diyeydi bunlar hep. Bak sen sadece kendini suçladın... da ondan. Ondan yani buradayız... o nedenle gerçekten de ciddiye aldık biraz. Mahcup olursam affetmez mi?

Sonuç?

İki gün sonra çayını demsiz içtiğinde arayacak! Aramadı mı? Sözünde durmadın. Yerinde saymadın. Çık dışarı. Cezalısın. Yerini kimler aldı? Çalmasın. Sen onu çalmadın!!! O gün canlı yayın vardı da ondan. Ne yapalım varsa görünürde ben de vardım. Ne çayı zaten, hiç ciddiye almadın. Anladım. Okursan yeterince biz de geri adım atarız. Sizi yaralamaya da gönül vermedik yani. Küstüm gittim mi sandın? Anladım. Ne çayı zaten. Demsiz mi gerçekten de? O eski demli çaylar nerede? Çalmadın. Çalmadı mı hiç? Anladım. İşte, eh işte... onların yerini de ben aldım. Sen anladın! Aksi durumda bir şeyler çaldı sananlar oldu galiba. Aynı anlamsız dilde ne kadar da kötü bir cümle. O konuyu sen anladın. Bu konuyu ben anladım. Anladım! Sen çalmadın. Binlerce başka notadan... sen hangisinden rol çaldın? Kim olsa bunu sormaz mı? Oku. Oku. Ben sana oku derim! Zalimlerin arasına karışıp giderken... düşmanlaşmanın tanımlarından hangisini sevdin ki, şimdi bunları sevdin, az sevdin, çok sevdin, kaçıp gittin ve en sona kalandın? Tam o anda herkes, çocuklu bir hayatın disiplinine değinirken, sen hangi sütlü ballı yolları terk ettin ki... kendini sıfıra sıfır garantiye aldın sandın? Boş ver, onlar artık gerçekten de rol icabı yemediklerin derken, ne kadarını aynı karede ispatlayabildin ki? Ne kadarından utandın? Ne kadarını ele aldın ve yalanladın? Ama benim sanatım şimdi beş para etmez! Benim sanatım... ve senin tuzakların.



- Ben yarın gelemeyeceğim canım? Seni ararım!



Bir daha görüşmeyelim. Tamam. Ben anladım!!!



Kalbimi hiç kırmamış olan ve ben: biraz zor anladım:) Bir sevdiğin yoksa diye diye... çayımı yudumlardım. Öyle mi canım! Ben reklam sanmadım. Son raddede reddede.

Şahitlikler

Mümin ve cennetliklerden olan müslümanların sevgisini arttır, günahlarını affet, iletişim güçlerini sağla, ailelerine kavuştur, eşlerini sadık kullarından eyle, çocuklarımıza sağlık sıhhat ver, uzun ömürler ver, derslerinde başarılar sağla, işlerine bereket ver, işlerini tamamına erdir, bende onları ikna edecek hiçbir şey yok, sen onları benden razı et, huzur ver, güzellik ver, iyi huylar ver, ayrılmak isteyenlere kolaylıklar ver, kolaylıklar sağla, haksızlığa uğramalarına izin verme ...özgürlüklerini tanı, arkadaşlıklar ver ve mesafeleri koru ve özel hayatlarını her türlü beladan koru ve son olarak da bizim için en iyi olanı anladığın konuların doğru olduğunu bize ispatlarken hiçbirine yalan deme! Ne yani, şimdi benim bütün dileklerim yalan mı? Şaman ayini mi yapalım biz de? Kurşun sıksan ölür mü?

Ateş

Yani; Geber! Geber, diye bağırdı...

Ben de bağırdım!

Evet. Bir ince ses borusunda,

Sessiz bir soluktan başka ne kaldı?

Lanet olsun.

Kim mi?

Şu boru ve tamamı!

Lanet olsun.

Tamamına lanet olsun.

Lanet olsun demeyi unuttun, diye peşine düşenlere de,

Canı iki sıkımlık kurşun diye boruya soluğunu üfürene de!

Lanet olsun, en son dileklerime de,

Güçlü kalemime de,

Kırılası her güne de,

Lanet olsun hepsine!

Cehennemin dibine git de üfle.



Bu şimdi Allah'ın bildiği şarkı olsa -ben evimde otururum, babamı hep sevmişimdir, benim iletişimim kendime.

Bu şimdi sen olsan; bence yandın! Yan zaten de...

Bu şimdi!

Fakat işte burada da, yanmayan, sevmeyen, bilmeyen, tanımayan, görmeyen, anlamayan, duymayan, işitmeyen, kafadan atan terbiyesiz de. Kaç nota biliyorsun!!! Lanet olsun.

Bir De Do Re

Boru diye beni, kitap diye babamı bulma!

Boru: Ses araçlarından ve enstrümanlarından geriye kalan bir soyut tünel ve içindeki hava boşluğu.

Kitap: İnanç sistemlerinde okunması gereken ve içinde belirli kurallara da değinen, ilk yazıldığı günden günümüze kadar kalmış ciltli sayfalar.

Yani sen şöyle kime ne diyebilirsin ki, ben burada müzik dinlemeyeyim!

Karşı görüş: Sok kitabını bir tarafına! Hani şu suda okunan, küçük cep kitaplarını da!!!

Şöyle de 'tek kelime edemiyorum'. Ama okursanız eğer, ya da doğruya kulak verirseniz, aklınız fikriniz borunun öbür ucundaki adam yerine koyduğunuz bu kadın değilse...

Karşı görüş: Biz onu televizyonda gördük! Sana bağırır, çağırırız! Alırız, götürürüz, kaçırırız...

O zaman 'ONU' gör. Sandığın kadar yokmuşum gibi, onu gör. Beni sadece yok saymak istersen, neleri yok saydığına da bir bak. Bir de bu gözle bak, bakmak nedir biliyorsan.

Karşı görüş: Çocuklar!!!

Evet. O. O da onunla... anlıyorum. Anlıyor gibiyim!!! Gerçekten soyut bir yalnızlıkla, yalancı bir yalnızlık arasında da farklar var!

Karşı görüş: Bizi zor kullanmak zorunda bırakma!

Şimdi Tanrı'ya inanıyor musun? Yani şurada da başı ve sonu sonsuza uzanmayan milyonlarca şey de var. Ben de!

Size de Sokrates anlatabilir bunları. Ama ne yazık ki bizler bu dünyada yaşıyoruz. Şu halde evrimden söz ettiğimi düşünebiliyor musunuz? Mesela idam cezasından hemen evvel. Savunmasını yaparken? Ama böyle de görüyorsunuz. Bütün bunların boşuna olduğunu göremiyor musunuz? Ya da bu şekilde yazı dilinde ele alındığında, kime rağmen düşünüldüğünü? Jesus Christ! Kendinize ait bir borunuz bile yok mu? Olsaydı bir kitapla boru arasındaki farkın bu dünyada olmadığını anlardınız. Bunları söyleyen de onlar değil midir? Bunu da mı kulağı olan duysun? Artık anlayamıyorum. Neden Sokrates gibi konuşup, Nietzsche gibi kabul görmek peşindesiniz? Bu yazı nedir ki! Dünyada yeri yoktur, yani yoktur, önemi yoktur, hiç önemi yoktur. Ama önemsiz değildir. Sen en iyisi gene de boru diye beni, kitap sanıp babamı bulma! Yani Afrika'da bir ihtiyaç mı söz konusu... Yoo, hayır.

Resim Aşkı

Bugünlerde ben seni sevgilinle buluşman için kayıkla karşıya geçiririm denilen hikayelerde hainlik yapıp, o kişiyi kayıkta boğmaya çalışanların sayısı hiç de az değil. Onlardan birine ben de denk geldim, gerçi başka hikaye de duymadım, o da ayrı konu. Feminizm hakkında çok şey bilmiyorum ama edebiyat okurken yazdıklarımıza bakınca, bugün feminizm hakkında yazılmış pek çok konuyu çoktan hazmetmiş olduğumu anlayabiliyorum. Şimdi o kayıkta boğulmayıp da kendisini kurtaran biri, bir gün kayığa da ihtiyaç duymayacak nasılsa, internet de var elinizin altında, sen onları affet dediğinizi duyar gibiyim ama bu durumda aynı kazığı bana değil de bize atmayacağının garantisini hiç kimsenin veremeyeceği biri de bu. Bu hikayenin içine sıkışmak kimin fikriydi bilmiyorum ama ben buradaydım zaten... şimdi hep ilgilendiğim konuyu internete koyabildim diye de biz de buralardayız! Bu büyük vakit ve nakit kaybının bir açıklamasını yapmam gerekseydi ben de Sokrates gibi yazardım. Yani derdim ki 'beni cezalandırmanızın gereksiz ve yanlış olduğunun ispatları şunlardır, bunlardır'. Oysa ben kendime 'hiç resim yapamıyorum' derken, bana resim yaptırabilen büyük dahinin en büyük adaletine sığınabiliyorken, benim yapamayacaklarımın sıraya girmesi de nedir? Leonardo Da Vinci de sanatçı kişiliğiyle biliniyor ve resim en önem verdiği şey değildi. O da bütün ilimlerle ilgilendi ve birinde başarıyla anıldı. Yani gene kayıkta mı? Hayır. Şimdi en önem verdiği konuları hayata geçirirken kendi prensiplerini de duyabilen bir diğer ressama geçmeden evvel, bizim intikamımızı al, bize araç ve gereçleri doğru kullanmayı öğret, kötü alışkanlıklarımızdan bizi vaz geçir, bizim hatalarımızı önümüze ser, bizi doğru puzzle'a yerleştir, bizi koru, bizi sev! İşte ressamlar!!! Peki ya resimleri... Ama ben ünlü bir ressam değilim ki, bu tonda resimler yapayım, öyle değil mi? Ayrıca ressamları da hapse atmak isteyenler hiç de az değil. Kim takar benim boru dediğim soyut resmin başlangıcı belki! Ayıp gerçekten de ama hiç yoktan ya da bütün bunları konuşmaktan iyidir yazmak. Neden? Dünya gene de içi boş bir çekim alanından ibarettir. İnsanlar öyle değil ki!!! Haklı olduğunu bağıran biri kendisini seveceğimizi sanıyor. Yanlış. Bu benim için beni şurada assanız da mümkün değil. Ben kendi haklılığımı koruyabildiğim oranda insanları da severim. Boşuna uğraşmayın... Ressam da değilmişim. Olsun, boyaları seviyormuş:)

Abimin Son Sözü

Sizlerin bakış açınıza göre benim için herkes gibi biri olan 'biri' ile ilgili yazıp çizmek beni pek bozmuyor doğrusu. Neden bahsettiğinizi anlamak için bizzat açtığım videolar benim kendi geçmişimi bile temsil etmezken, ben neden söz ediyor olabilirim? Hiç. Hiç böyle de denilmiyor doğrusu, bilmem anlatabiliyor muyum? Kitabımı kendime evimde saklıyorum diye evimi başıma yıkan şu çılgın kalabalığa da bir bakın! Peki bakalım... o kitap da evde. Hatta, yukarılarda bir yerde, bilemediğim tek varlıkla ilgilendiğim yegane konu arasında bir yerde, o ikisi de yan yana. Anlat anlat. Bence kitabı güzel anlatıyorsun... sen buna anlamak mı diyorsun? Hayır. Artık hepiniz bir abim olduğunu bilirsiniz. Evet. Biz de tam onu düşünüyorduk. Ne de güzel bu şarkılar, denilecek her şey denilmiş, hiç uğraşma boşuna. Doğru.

Karşı görüş: Niye çalmasın canım, bu insan da internette yazacak, neden çalmasın şimdi şarkılar, biz seni dinliyoruz inan... şunu sana demedim mi, tamam o zaman, ben abine selam söylerim, falan, hani şu inekler üzerinden açıklanan siyaset, her neyse işte, bu da yalan!

İki satır yazı yazacağım, konu bu... sorun ne peki? Müzisyen olsam anlatamayacağım bir şey mi? !!! İyi, demek ki sorun da.

Şimdi sen o marşı kimin düğününe kakaladın, anlat bakalım... Abimle ikimize çalacak şarkının ne işi var benim düğünümle anlayamadım.

Karşı görüş: Bizden var mı kimse içerde!!! O da şunu anlar herhalde.

İnanır mısınız bilmiyorum... şu an bunları yazıyorum. Sonra bir video açıyorum. Konu bu. Yani sana ne ben bunu anladıysam da...

Karşı görüş: Ama ben bunu anladım.

Bu noktada biri üstünüze yürürse, bela okumak çok da sorun olmuyor hani. Kim bilir konu ne diyen zavallı zihnim, davet kabul etmekten yorulmuyor, ne yazık ki. Bana kendi kitabımı rezil eden adamın zavallı sonuna da bakın. Bu rolü gerçekte kimse üstlenmiyor.

Karşı görüş: Hayvanlar?

Biz: Hayır.

Yani bu ayrılık seremonisi sandığınız şeyin ne olduğunu yeni izledim diye, kimse beni daha zor bir ayrılığa ikna edemiyor. Bu da budur. Bilemiyorum... çok yorgunum: bilemiyorum! Yeterince saçma... bilemiyorum. Herkesin soyut siyaset anlayışını değil de, neden her yere ibadethane kurulduğunu anlatan bir video izliyorum. Size bakıyorum; gene bilemiyorum. Yani ne alaka bu video, onu bile bilemiyorum. Ben de böyle 'hep de böy'. Haydi. Hoşçakalın... Bu açıdan da :kitap öyle. Umarım okursunuz... böyle diyor. Bilemiyorum. Hayırlı işler... :)))

Son Mektubum

Siz cehennemde yanarken
Sana böyle görünmüş dünya
Şimdi yaşa desen ölüm
İnsan desem katliam
Varlık desen yokluk
Yanmaz desem
Cayır cayır
Derhal yanmak isteyenler
Sıraya girmiş bunları belirleyenler
Derhal yan
Bir daha sönme hep yan
Hoca da şeytan yanıyor demiş
Onu da hapse atmışlar
Çünkü sana ayrıca
Öyle görünmüş dünya
Oysa ki bütün ses ürünleri yanar
Kimyasal olarak yanan şeyler ışık verir
Bu da ütopik görünmüş size
Bana böyle görünmüş dünya
Şeytan yanmıyor diyelim ki
Ve sana yanlış görünmüş dünya
Ne fark eder
Biz ne bilelim siz hangi sapıkla kuyuya ineceksiniz
Bütün dünya film yapıyor
Şu halinize bakın da utanın
terbiyesizler

Onun dışında beni sevdiğimden ayır
Zaten cehennemde yanan bir grup insandan başka ne görebilirsin
Geri zekalı
Cehennemin dibine git yani

Adam 24 saat kitap okuyor
Meclisinde bir tane kadın yok
Seks skandalıyla suçlayıp
Hapse atıyorsunuz
Beyinsiz it sürüsü
Geber

O açıdan kitapta yazılı diye cehennemden çıkamayacak mı Adem ile Havva
Al o kitabı da; defol git öyle yan!

Yani ben merhaba bile demedim
Sürüp giden hikaye
Merhaba dersen de öyle

Yani şimdi bu şarkıdan da yansısan çok kötü bir yanılsama olabilir
O zaman o cips de öyle bir cayır cayır yakan acı sevmediğim şey
Bizim dünyamızdan cehennemlikleri uzak tut

Yani şu dünyaya bir bak
Şu şarkıdan ibaretken de
Biz ne alaka
madem öyleymiş
Neden itin g.tünü gösterene kadar
Benim kendi hayatımı göstermemiş
Gerek yokmuş ama siz de hortlak gibi oradan üstümüze atlıyorsunuz
ve sonra da jim gibi hayat bir film mi şarkıları yazmamızı bekliyorsunuz
Ben nefret ediyorum artık bu dünyada



Sen şimdi; Düzgün bir psikoloji ver. Bize ilişkilerimizde gereken mesafeleri ve toplumsal düzende doğru yer almayı nasip et. Psikolojimizi düzelt ve doğru bir terazide durmasına yardım et. Onların arasını düzelt, ilişkilerine anlayışını ve şefkatini kat. Evimizde tek bir yabancı barındırma.



Fakat o şarkıdan sesi doyuldu, klibi göründü diye beni odun sanıyorlar! Ne bileyim ben videonun kitabını da!!!


3 Ölü

Aşağılık ses ve seks tacircilerinin ve insanlık hırsızlarının önünü kes.
Ama buradayız işte
Yapacak bir şey yok
Sen şeytana 'hayır' de dur
Yanacak olanlar çok
Sana bunları demiyorlar tabii değil mi
Her neyse
Bu şekilde görünenler olmuş zaten


Gene de cehennemin dibine git



2 de yaralı

Aşk Bülbülü

Sen bizi tanıştır demedin ki
Sen bizi evlendir dedin
O programda bizim bir suçumuz yoktu ki
Şimdi onun yüzünden ruheşin ekranda görünsün
Her neyse
Bu konuyu anlamadım demektir
Ya da o konuyu anlamadım demektir
Bu gibi nedenlerle şarkılar var
İçi dolu notalar var
Ve de şarkının içinden kelimeleri seçip seçip konuşan bir yapımız yok
Aklımız var
Fikrimiz var
Bu konu ise çok iyi bir ihtimalle toplumda evlilik kurumunun yeri aile ekonomisi falandır
Ya da değildir
Anlayamıyor musunuz
Hayır
Demek ki bu konuyla ilgili de ne yapamayacağını anladığın anda üstümü aç kurtla yollama
O konuyla ilgili bir masal da yok
Ne kadar sıkıcı olduğunu tahmin bile edemezsiniz
Bunu kişisel algıladığımda ise şarkılardan kafamızı kaldıramıyoruz gibi görünüyor demek ki
neden
Osmanlılar döneminde hocaları suçlamışlar; sen beni yanlış adamla niye evlendirdin diye
Bunları fıkra mı sanıyorsunuz
Ya da gerçek ne
Sınırlarımız mı
Ben ansiklopedi miyim

hayır hayır demek

Ama gene de sinirimi bozabiliyor mu

Doğrusu o da hayır


Yılbaşı Kutlaması Yapmamak

Bizim kaderimizi en güzel yazacak olan sensin... hayatımıza neler gelip, neler gidecek diye gösterdiğinde bize insan yerine sapıkları gönderme. Bizi haddini aşıp sesin içinden konuşan insanların her türlüsünden dünyada ve ahirette uzak tut. Onlarla aynı cennette bile olmayalım... Benim sınırlarımı aşan her türlü tekliften her türlü canavarlaşmış ruh hastalığından bizi uzak tut! Onlarla aynı dünyada yaşadığımızı anlayamayacağımız kadar iyiler, demek hiçbirimizi kurtarmadı. Bu katil ruhlu insanlar yüzünden bize hastalık tanıları koyma. Hastalığı da şifayı da verecek olan sensin... bunların olması için yapılması gerekenleri yapmakla, kendi görevini yerine getirmek arasında bizi inancımızdan ayırma! Bizi ses çıkaran yaratık tanımaktan alıkoy... onları sonsuza kadar bize gösterme. Bize erişemeyecekleri bir cehennem varsa, orada olmayı hak etmelerine dair bize sapık sapık roller verme. Onları içselleştirmiş bazı beyinsizlerin bizimle aynı haklardan faydalanmasına izin verme. Senin kuralların net! Bu dünyayı üç günlük hevesi için yaşamış her lanetlenmiş insanı bizden def et. Sesin hızını bilen biri lazım diye çıkılan yolda, kendi tükürüğüne sahip çıkamayan insanlar olduysa da, onların en büyük cezaları hak ettiğini bana anlatan bir diğer haddini bilmezin iftiralarından bizi koru. Ticari kaygılar nedeniyle pislik yuvası adını verdikleri tuzaklarına düşmeyi kimseye nasip etme. Dinsiz ve de imansız bu insanların hayatımızdan çaldıklarını küçümsemelerine seyirci kalma. Bu insanlar bizi acınacak durumlarıyla sömürebilecekleri bir güne göz dikmiş olsalar da, bizi onlardan gelebilecek tek şey olan belalardan koru. Bunları yanımıza yaklaştırma. Ruhsuz olduğumuz var sayımıyla yaşanacak tek bir dakikayı bile bize nasip etme. Bilmediğim halde bildiklerini, anlatmadığım halde anlattıklarını neden anlıyorum? !!!



O da ne ki ;sadece ot ve bok! Ve beni akıl hastanesine kapatmaya karar verenleri de unutma! İntikamımızı al. Onları bu dünyada barındırma. Sen şımarıklardan tiksinirsin. Herkes nefret ettiğini söylüyor... KİM BU ADAM? Lanet olsun. Lanet olsun. Lanet olsun. Biz senin ses siteminden habersizmişiz. Daha ne olsun? Bu hırsı benden def et... Yanıma insan yaklaştırma. Hapishanelerine de masum insanları koyma.

Oku

Koymuşunuz kitabı dünyanın kalbine İyi güzel de Bu da akıl O da şarkı Ben de dünyadayım Bu zaten bize cenneti gösteriyor Çocuk da kendi cennetinde O da şeytan Bu da peygamber diyen bir kul E ama yayınevi aç İki de cami yaptır Çocuk hayır kurumunda Adam lanetli büyü çarpmış gibi Ben perişan Bana ne senin kitabından da Ben ne okuyacağım Ne okutuyorsunuz yani Bilemiyorum Babam okumuş da ondan O mu şimdi İsa Gökyüzü de sınır Buna ev diyemiyorum İyi seneler de Dini temeli olsaydı Ben de cehenneme Açma en tiksindiği konuyu sırf küfür diye


Köle İle Göle

Mutlu çiftleri edepsizlikle damgalıyorlar Bizde hiç öyle mevzu yok diyenler evleniyor Çünkü orijinal bir beste yapabilirim Ama ya filmini çekmek isterlerse Ben de 2 yaşımdan beri bunu duyuyorum dedi Ve de yaşamak için tek şansını kullandığında iyi olduğunu öğrendi Bana küfür etmedi de küfürbazdı Kölelik de bitmişti üstelik de

Bu Yıl

Kafir ise; henüz kocasının evinde kitap okumamış olup, babasının evinde okuyup o konuyu -bilmiyorum, kitap işte, diye özetlemiş olan... olabilir. Ancak o açıdan kafir olmak zor, işsiz güçsüz, beş parasız kalmış olmak gibi! Zor. Fakat tam o sırada, yahudi iseniz ve kıyamete inanmıyorsanız falan, ölmek biraz zor olsa da, yazarlara bu ayrıcalık tanınmış. Şimdi bir stadyum dolusu insanın 'ölmeye ölmeye ölmeye geldik' diye bağırdığını düşünün. Çok şükür bana bu da olmuyor. O konulardan harika hikayeler çıkaracak olanlar ise sizlersiniz. Haydi bakalım:) Benim için bu konu zaten, toplumsal normlar. Yazmama gerek bile yok. Ama bazılarınızın okuması gerekecek. Diriltilip tekrar dünyaya geldiğinde ise, bütün geçmişini unutmuş mudur ki ne be okusun! Orada bu çelişki de ortadan kalkmıştır. Peygambere olan sevgisini anımsar. Gene mi o kitabı okumamıştır... vs. vs.
Ben okurken okumuyor
Ben çalışırken çalışmıyor
Ben yazarken anlamıyor
Ben düşünürken takmıyor
Ben yapmazsam olmuyor


... ve de benim topluma verebildiğim mesaj sosyal kurumlarken, topluma gerçekten bunlarla verebildiğim mesaj işsizlik sorununa dair. Bu tarz şeyler de burada net. Bu durumda sizden bağımsız olarak, sosyal kurumlardaki takvim çalışmasının sonuna koydukları kurdeleye cv iliştirirlerse falan, şok geçirmeyin. İnşallah. Bu durumda olasılık dahilinde kocasının klibi kafasında nasıl oynayabilir, anlayamıyorum! O nedenle de bize kurdele takılacak sanılmasın. Bu durumda Cinderella okunabilecek mi dünya çapında? Birisi için bu kendi kayınpederi mi demek? Toplum bu tarzda da açıklansa ailelerden oluşmuş... siyaset bunlar üzerinde her türlü cezai hakka sahiptir. Bunu toplumsan açıdan açıklamış ya; ben şu hapishane kitabını okuyacağım diyerek kendime roman seçiyorum ama okumak için. Olsun. Oku gene de... Babası işte çalışıyor, okumuş etmiş adam, kız evinde iş arar pozisyonda, damat da babasının çalıştığı iş yerinden gofret almak istiyor. Bu duruma nasıl düştük acaba? Bunu merak ediyorum... Bunu merak etmiyorum... Bu açıdan gene de 'bugün gofret yiyelim kızım' diyor. Bence o yayını yapmayın! Bunu dışarıdan bir ses stüdyoyodakini seslendirir gibi diyor, onu diyeni bulamıyorlar ve programı durduruyorlar. Bu çok büyük bir haksızlık değil mi? Onu sadece işitmekten muzdarip olana da bakın diye bir ses tonunuzuu bilemiyorum şu an, dedi. Bu ! Bu şu anda işsizlik sorunum:) Ben ama bütün dünyaya 'çalışma prensipleri' diyebilen biriyim:)


Siyasete Bulaşma

Toprak bütünlüğümüzü koru. Daha çok kitap okuyalım. Daha iyi işletelim zekamızı. Bizi dilediğin şekilde az bir miktar uyutup, en güzel amaçlar için uyandırmanı diliyorum. Bize kendi özelliklerimize göre yaratılışımıza uygun ödev ve görevler vermenin yanı sıra bize kendimiz tanıt... kız kardeşimin elinden tutmama yardım et. Haksızlığın karşısında adaletle ayakta duralım. Bütün anti müslümanları öldür. Nefsime uygun olmayan alışkanlıkları benden yok et. Namazlarımızı düzgün kılalım. Özel hayatımıza uygun iş planımızı bize açıkça anlatmanı diliyorum. Peygamberi daha iyi duyalım. Kitap okurken konuyu ve karakterleri de takip edebilmeyi diliyorum. Toplumun en hassas noktalarında doğru git diye bir sanatçıya da hak verebileceğimiz noktada, cenneti garanti eden bir yazısı yok diye adamın maruz kaldıklarını mı izleyeceksiniz, yoksa herkes gibi yolunuza mı gideceksiniz? Ruhumdan anti fikirleri kazımanız da bir ibadet. Bu herhangi bir roman okuduğumda kolay oluyor ama işte ben de dünyanın en çok satan yazarı değilim. Bu büyük isyanı bastıramayabilirim. İyiyim çok şükür derken, çizgimi belli edebileceğim bir toplumda gerçek bir hakaretle sahte bir sunum arasında suçlanmaktan bıktım usandım. Şunları şunları yapan yazarlar ölmeyecek denildiğinde varabildiğim uzak diyarlara kimseyi davet etmediğim de sanılmasın. Sadece iman edenlerin gideceği cennetle, yazar olarak ölmeyeceğim sınırlar arasında beni ne kadar suçlasınız da başıma gelmeyecek şeyler sıraya girdiğinde, tekrar tekrar mesleğimi sorgulayan bir gelecek anlayışı bizi aynı sınırda kendimize 'tek bir dostun da mı yok' diye soracaksa ayrı şey, yazar olarak kendisine hak verdiğiniz bir meslektaşınızla aynı ses yığını içinde bile buluşamamak ayrı... topluma yönelik bir çalışma yapan her yazarın kazanacağı bir yaşam kavgasında ölmeyecek kadar yer almış birine sürekli kayıp cennet sorulduğunda John Milton da şiirini baştan yazmak istemeyecektir. Bütün bu olup bitenler için tek bir kez 'lanet olsun' demem yeterli. Beni hangi cennetten alı koyacaktınız? John Milton'dan mı, şiirinin dayandığı gerçeklerden mi, oradaki birlikteliklerden mi? Bu izdihama da bir son verilmesini diliyorum. yazdığım tek bir satır bile size yönelik değil. Her bir harfte sanatın ve sanatçının yeri var. Buna dünyada bir medyada yer alan her bir kare ve her bir harf de dahil. Uyanın! Uyanmazsanız, size sanatımı da sunamam demiyorum ama toplumun her kesimine hitap ettiğinde, gerçeklerden ne kast ettiğinizi anlayamamak benim suçum değil, en işe yarar özelliğim. Beni bir sanat eseriyle aynı kefeye tıksaydınız, sadece Süpermen olmamakla yetinmez, aynı zamanda bela adı verilmiş her bir tuzaktan kurtulmak için değil, kurtulduğunuzdan zaten emin olmak için açtığınız hiçbir kitapta yer almamakla tekrar tekrar yıkılırdım. Neye sanat dediğiniz ise beni ilgilendirmez! Ben kendi sınırlarımı çizmek için neye elimi atsam: sanattır. Sadece insanlar bunun dışında kalır. Şimdi beni dışlayabileceğiniz bir dünyada olduğunuz için buna fazla bir yükleme yapılmasından yana değilim. Gerçekte ise daha güvenilir bir dünyada olduğuma inandığım yegane yerde, merak ettiğim en son şey isminiz, cisminiz. Hangisiyle beni yıkamazsınız ki? Sanat ölümsüzdür... sanatçının da öyle olması için tekrar açtığınız kitapta tercih edilen yerde olmakla gurur duymakla, ibadetinden sonra ayakta durabilmek arasına tıkılmış bir yirmi yıldan sizi sorumlu tutmadan evvel, bir bakın! Ne sebeple sınırlarımız var. Ne sebeple özgürüz. Ya da her şey yalan mı? Hoşça kalın. Bir bakın artık hiç umurumda mı? Kıskanç eşiniz ya da s gereksiz maillerle dolu bir iş yığını... birine zarar vermek isterseniz, elbette ona henüz sanata elini bile sürmemiş bir sanatçı olarak hak etmediklerini sıralayabilirsiniz. Bu büyük gürültüyü şiddetle kınıyorum. İçinde tek bir yazara bile yer vermeyen siyaset anlayışınız için güvenlik görevi yapmak da bana düşmez. Hiçbirimiz evlerimizden çıkamıyoruz ve bunun sorumlusu ne ben ne de sanattaki yoksunluk anlayışı olacak! Bir kez olsun haksızlık etmek istemem diyememiş olmakla, dememiş olanlara bakmakla da sanat olabilir... sanatçı olunmaz. Niçin sadece kendi isyanımı kendim bastırmayayım?

O Lafım

Dünya hali: Çocuk evde yalnız kalmak istedi ki anne ve babası gittiğinde özgürce dans etsin. Güzel bir elbisesi olsaydı istediği yere giderdi. Onu bir evin damına çıkmaya zorlayacak bir grup farklı türlerden hayvana ihtiyacı yoktu. Psikologlara göre deliydi. Meslek adabı söz konusu olduğunda neden bahsettiğini bile bilmiyordu. Kimi sevdiğinden emindi. Bu konu ise konu olarak mesleği çerçevesinde işlenmiş olup, sevdiği adamın adını tek bir romanda bile bulamamış gibi hissetti. Bu dalgalanmadan yorgun düştü. Artık merkez kaç kuvvetini değil de, virüslerin vücuda zararlarını incelemek istiyordu ama ertesi gün matematik sınavı vardı. Büyük bir toplumsal soruna ayak basmayacağını anlaması için yeterli olan bir sanat eserini çiğneyip geçen bir grup genç kendini garantiye almak için bu çocuğun hayatını mahvetmeye karar verdiler ama hayatı kolay yara alacak gibi değildi. Buna nasıl katlanıyorsunuz anlayamıyorum diyen veliler ise sürekli olarak derslerin hangi sınıfta verilmesi gerektiğine değindi. Şimdi ona şarkı mı dinleteceksiniz yoksa bütün bu soruna sebebiyet vermiş olan asıl deliyi ararken bütün sanat dünyasını yıkmaya mı çalışacaksınız? Anlayamıyorum!



Gerçek: Ama hoca corona olmuş... bense kütüphanesiyle ilgiliydim. Çok üzgünüm. Umarım iyileşir... ayrıca o video Adem'i ve kökünü anlatıyordu. O kadar ilgisiz olduğunuz da pek anlaşılmıyor doğrusu. Herkesin gelinini anlattığı şu dünyada ne diyorsunuz? Bu açıdan da bu siteyi kapatmaya çalışacaklardır... sürekli olarak bir yazarın ne dediğine değinip, sonra tek kelime edememekle ilgili bölüm, benim kendi yazılarım oluyor ne yazık ki! Ben de diyorum ki, hoca o konuya değinmiş... bana ne gerek var! Ama adem çocuklarını anlatıyorsunuz... ama ben kedi diyince, köpekler kovaladı diye bana kızıyorsunuz!!! Yani niye yazmayayım? Zaten bence bir dünya insan bana bunu yapıyorsunuz? Sonuçta 'iyi ben de edebiyat mezunuyum' demek için yazdığım romanı okumanızı mı bekleyeceğim?

Hayır.
Şu anda durum bu! Ama o lafımı herkes farklı amaçlarla kullandı sanırım... yani ben hiç kullanmadım. Yani dünyadan bu belayı yok et diyeceğime, bir dünya bela zaten var, üstelik de o dert herkeste var, diyerek... zaten mutsuzsun, neler demek istersin denilmiş gibi -bir dünya umut!

Yani şöyle de : Nasılsınız? İyisiniz inşallah!
Ve: Teşekkürler iyiyim.



Bu durumda ne zaman cehennemin dibine gitti ve bir daha da gören olmadı?



son



Artık kitabını bitirmekle, kapıları hep aralık bırakmak arasında bitmeyen bir gel git yaşıyordu.


Bir Reklam Ama

Yani şimdi bütün gün çalışırım, insanların alışkanlıklarını yazarım ama özel yaşantılarına karışmam, eve dönerken de reklamını yaptığım üründen de satın aldığım bir alışveriş yaparım ve de eve dönerim... kitap okurum. Tıpkı çocukken Heide falan okunduğu gibi!


Bunun yerine bardan birini seçip eve götürmeyi biliyor musun, dediler ama...

Ben de bilmiyorum dedim.



Reklamcılık hakkında öğrenecek çok şeyim vardı.

Neydi o kitap? Bu yüzden de reklamcı mıydım... yoksa kölelik için başka bir dünyaya mı gidecektim yoksa içki reklamları bari yasaklanmasın mı diyecektim?



İşte! Çikolata reklamları da öyleydi.

Televizyonu kapattı.

Ne var bunda... hiç. Ben yapmadım sadece. Hepsi bu... deli gibi film yazıyoruz, yazar değilim de ondan.

Evet ama ağaçtan elma yemiş miydi?

Artık buna tahammül edemiyordum. Aslında hiç tahammül etmem gerekmezdi.

Arz Ya Da Talep

Bir lafım var
Daha sonra tüketildiğinde
Belli bir amaca hizmet ettiğinde
Ortadan yok olmuş
Ve sadece 'Allah sahibine bağışlasın' demiş
Bir lafım yok
Ekonomistler en güzelini söylemiş
Ortada koca bir dünya kaldığını düşünenlere
Aynı lafı iletmiş
Ya da ortada bir dünya yokmuş
Herkes kalemi eline almış
Bir şeyler yazmış çizmiş
Kimi yol almış
Kimi şarkı söylemiş
Kimi hepsini kopyalayıp dağıtmış
Kimi zaten zenginmiş fakire vermiş
Bir lafım yok
Yani biri de böyle bir çay içmiş
Benim gibi
Biri de benim gibi susmuş
Biri de benim gibi konuşmuş

Herkes hep bir ağızdan 'Allah sahibine bağışlasın' demiş gibi
Çok garip bir his
Adına bence aşk denilmiş

Tüketim malları mı yani
O lafımı nereden bulmuş


Bu lafımı nereden bulmuş



Hadis de okuyun demiş

Benim senaryom olmuş

Bu hiç satranç olur mu

Olmaz

İyi o zaman takım oyunuymuş

Savaşma

Barış

Bana Göre Ne Ki

Bütün bu olanlar bizim ne yiyip ne içtiğimiz etkilemez, dedi bir
Bir diğeri ise basit bir kitap okuyan herkesin aynı kekten yediğine değindi
Bir başkası ise bütün bunları duyurmak değil mi görevimiz
Neden sürekli sadece dinliyoruz
Yazın o zaman, dedi
Yazıyoruz
Bunları ben dedim aslında
Ya da ben de dedim
Bu durumda herkes eve gidip bir kitap okur sanırım dedim
Henüz ben de öğrenciyim
Kıyametler koptu
Okulu bırakacak mıydı
Derslerini unutacak mıydı
Yanlış dersi mi almıştı
Yoksa o iş yeri kapandı da başka bir yerde mi çalışacaktı
Her neyse dedim
Bilmiyorum
Bir kitap okurum
Bu da bireysel bir durum sanırım
Bu durumda bir de film yapılsaydı
Acaba kahvesini yudumladığı yerde
Aynı hayali bulacak mıydı
Bu bir dünya insan demekti
Bu iletişimden fazlasıyla yorulmuştu
Bir nedenle tüm yazarlar gibi o da çıraklık yaptığını hissettiği
Ama çok başarılı bulunduğu iş yerini bir kez daha terk etti
Artık hayatı yeni başlıyor gibiydi
Bunları da paylaşalım o zaman herkesle dedim
Aklımıza kazınan güzel yemek fotoğrafları gibi
Bunları da düşünelim
Oralarda bir yerde bir çocuk belirdi
Annesi kahve teklifini geri aldı
Bayan artık özgürdü


Adam epeyce yara aldı

Bütün romanlar beni yazdı

Ben de bunu

Lütfen bu sorunu hallet

Peki dedim

Anlayabiliyor musun şimdi o lafını

Peki tamam

Bence de afiyet olsun

Teberruk oku

Ödüllü Yazarlara

Büyük kalabalık kendisini ve arkadaşlarını tebrik edince ne oldu
Hiç; karşısında babasının da yaşadığı evi buldu önce
Yeterince aşağılanmış olan ses sanatçısının yeni videosunu düşünmeden edemedi sanki
Bütün bunlara gerek yoktu gerçi
O evde kahvesini yudumladığını hayal ederken etrafını saran kitabın bağırtısıyla birlikte asla uyanamayacağı bu rüyadan uyanmak için o kitabı bulup okuması gerekti
Bu korkunç itiraftan sonra kendisi evli olmadığı için annesi ve babasının boşanmaması için yalvarabildi
Bütün bunlar bu dünyanın endüstriyel düzeninin bir getirisi denildiğinde artık tekrar sevdiği adama kavuştu
Kitap okumak için tek bir dakikası bile olmadığı bir yerde bütün hayatı kurgulandı
O kitabı buluncaya kadar oralarda çalışırdı
Lütfen susun
Bu kadar bağırmanız gerçekten de yasak dediğinde sanki bir evi daha vardı
Şimdi sadece evinde kitap okuyan herhangi biri değildi de
Üç kitap okuyup birini yazan biriydi sadece
İnsan gibi hoşça kalın demek istediğinde diyebilmeliydi öyle değil mi
Hiç böyle anısı var mıydı

Hoşça kalın
Bütün bunları evinde yazsa ya da okusa kendisini o çılgın kalabalıktan kim kurtarabilirdi ki
Bir cehennem kavramı olmadığına asla inanamadı
Bir nedenle bu dünyada olmadığını düşünebilmeliydi
Evet bunlar gene de doğruydu ama kavramsal olarak
O sinsi ses peşini bırakmayacak mıydı
Anlayamadım

O zaman hepimizi de bu aynı beladan kurtar
Diyebildi
Aynı barda şarkı söylemeye başlamadan evvel
Hangisini oynatacaklardı
Cehennemi okuyanı mı
Okumazsa eğer cehenneme gidecek olanı mı
Artık bardaki rolü kesinleşmişti

Benden uzak durun
Anladınız mı
Uzak

Bu tavır bile kendisine ait değildi
Ne yani sanki o tuzağa düşmemiş miydi
Sen daha kitap oku dediler ve buna asırlık başkanınız da katıldı
Diyelim ki bir oy hakkım vardı
O da senin oldu
Herkes
Ve sen
Olamaz
Gene kapımın önünde bağıracaklar mı
İşte artık bu olamazdı

Olabilir dedim
Neşelenmekten ne anladığınız bilemiyorum ne de olsa
Evimden çıkarken iki sokak öteyi değil de uzak bir cenneti düşlerdim elbette ama öyle olmadı
bana şu iki davetten birini asla nasip etme

Artık söyleyebilecek miydim: hangisini
Bu tarz bir rolü vardı
Bir de güvendiği bir yazar
Kusura bakmayın olur mu


İnanmak zorunda kaldı

O Son Hece

Artık bu dünyadan hiçbir şey istemeyecek biriydi öyle değil mi
Tek bir şey bile isteyemez miydi
Çünkü bütün o ahlaksız teklifleri işitmiş biri olarak değil
Kendi kendisine bu dünyadan bir şey isteme diyen biri olarak
Yani her neyse
Bari bu konuyu uzatmasaydı
Zaten istemediği tek şey neredeydi ki burada elinden alınsındı
Ayrıca kendisini bu kadar çok suçlayacak olurlarsa kendisini affettirmek için her şeyi yapacak biri kendisini feci halde döveceğine değindi
İyi ya işte bunlar da öyleydi
Yani bu yazılar
O an henüz kendisiyle vedalaşmaya hazır olmadığına değinen bir adam
Bu yöne baktığı anda öleceğine değindi
Neyse işte
Biraz içmişler sadece
Umarım eve döner diye bayana haber iletildi
Madem bunları herkes düşünebilir
İyi olmaya ne gerek var denildi
Yani bu kadar saf bir cümle bile bunları mı anlatıyordu
Artık ne desek olurdu
ne yapsak olurdu
İsteklerimizin ve tercihlerimizin hiçbir önemi olmadığı bir platformda daldan dala uçuyorduk
Herkes sınırlardan söz etseydi
Şu anda evinde kilitli olurdu
Biraz da özgürlük canım, dediler
Çık falan gez dolaş neyse ne
Ama o endüstriyel deneme yazılarının peşinde olduğu bir fabrikadan bozma disco değil miydi
Sen ne zaman bu kadar işten güçten söz eder oldun dediler
Dediler gerçekten de
Artık kendi oyuncaklarıyla oynuyorlardı
Ya da bütün bunlardan daha iyi bir şey vardı belki de
belki mi
Kesinlikle vardı
Bunlar ise yoktu işte
Bizler için yoktu
Sadece iki kişilik bir sevgi yumağı bunları paylaşırdı
Onun dışında düşlemeye bile hakkı yoktu
Ama hepsi aklındaydı yazıların
nası olur yoksa okumuyor muydu
Madem ki okuyordu
Neden bir roman bastırıp sevdiği adama hediye etmiyordu
Birden pamuk prenses olmadığını anladı
Peygamber diyen romanları toplayıp bir koleksiyon hazırlamak daha akla yatkındı
Ama buradaydı işte
Şayet yeterince gereksizse
Evet
İstemiyordu
Bütün istedikleri Afrika'nın tarım anlayışına bağlıymışçasına okumasına son verdi
Amma da istemiyorsun he


Dediler

Bunlar artık okuma listesindeydi

Sessizdi çimler

Sessizdi tüm bitki örtüsü

Sessizdi o konu öyle olsa

Bilemiyorsunuz

Discoya gidelim mi? Babanlar da gelir...
Peki.




O kadar iğrenç ki kıskanmana bile gerek yok. Aile değerlerine pek lüzum yok. Rahatlıkla girip çıkıyor artık bu rahatlığı terk edecek değil. Sen buna disco demeyecek miydin yani? O kadar korkunç ki sevmen şart değil. Sevgi hakkında okuduğun abuk sabuk şeyler yasak değil. Sevdiğin adamın üstüne atladım ama hadi artık. Sen ne yaptın? Bu ne yani o kadar çirkin organı havada uçuşan da benimki yani, asıl sen niye baktın? Bunlara film süsü verip herkese bir göz kırptım! Boş ver aynısı sana da olmuş ne de olsa, sorun yaratmazsın. Bir baktık diye ölecek değil ya... bence sen bana taktın. Bu suçlular ortaya çıkınca, seninkine 'kurtarın kızımı' diye yalvarttın, o yani, sen yarattın. Gerçekten de kimse masum değil. Sana mı kaldı mumyacılık oynamak. Biraz abarttın. Tamam bu sosyal medya galiba... önemli olan bunu anlamak derken beni de düşürecektiniz az kalsın... du bakayım, galiba buldum seninkini. Şu anda yanındayım. Biri şuna son versin. Bence de! O da seninki. Beyni olmaması dışında normal görünüyor... o zaman da ben seviyor sandım. Adam ödül almış kitabıyla, sen neden zehirli yılan yalattın? Hani cahil kalacaktın, niye anlattın? Hem ben sizde on ay kaldım, sen bizde sadece iki gün kaldın. Bak o manyağı böyle atlattın. Burada da silah nereden çıkmış ama... filme koyamadık. O nedenle de tarih okutacaktın.



Anladım. Görüşürüz. Bu dünya bu! Dönüp duruyor yine de... devam edeceğiz. O nedenle adamı terk ettim, bıraktım. Ben aklını çeldim ama ben bıraktım! Çok cool-muş. Dayanamamış. Kitap yazmış bence.


Sürüngenler

Gelme çünkü bir şarkı var zaten elimde

Üstelik de dünyanın derdini değil

Direk cenneti işaret ediyor ne söylese de

Gelme çünkü gerek yok bunları bana anlatmana

İçi boş bir nota olmak için orada olmam gerekirdi

Ama biz buradayız

Ve aklımız orada



Sonra birini görür : Bütün şarkılar da size okunmuş... der! Adam sinirlenir.



Sonra kendine gelir : Bunları da ben dinledim. Aynı yere işaret etti yani. Der.



O bakımdan anlatılanlar ise bir dünya insan demektir ama ille de birini sev, birini sevme der ve beni hasta eder, seni rezil eder.



Gene olur bunlar. Okursan içi boş bir fıçın daha mı olacak sandın sen de! Bu durumda bunu oku der. Bir sürü harita arasından sadece şarkı sözlerinin pratikte uygulandığı yere gider. Evinde müzik seti de mi yoktur. Bıktık yani diyenler onu işten kovarlar. Bir nedenle davet edildiği yerden kovulmuş gibi hisseder.



Gelme canım. Bir şarkı var elimde zaten... anladım, kimmiş? Bu durumda da bir şarkı söyler.



Gelme lütfen. Oklar göğe fırlatılır ama denizde sürüngenler yüzer. Anladım, gelmiyormuş.


Sert Konuşmuş

Yani biz bugüne kadar size şarkı sözü okuduk gibi ama içi boş bir fıçı olacağız eğer siz buluşursanız o nedenle biraz erteleyin şu durumu ki biz de üç beş gün daha yaşayalım, ne demek?

Hayır.

Benim birey olarak kendime yapabileceğimden fazlası değil, aklında evine dönmekten başka bir şey olan biri tanımak duymak bilmek düşünmek görmek istememenin yanı sıra, o boru evin dışında mı, senin de bu açıdan (yani burada bir insan olduğunu varsayın, o açıdan) şeytan görsün yüzünü, cehennemin dibine git, bir daha da bu dünyaya gelme.

Sonra da dediler ki; bu senin için şarkı sözü olabilir. Bizi itler yiyecek gerçekten de, solucanlar kemirecek kemiklerimi... ben de dedim ki onu şarkı diye okuduk biz, onun dışında 'yer de'.

Çimenler evin olsa, kemirgenler hangi kitapta yok ki sen bana anlatacaksın... bir de şarkı diye var saydığım bir boru var. O da ne ki? Bu açıdan masum olduğu farz edilebilir x bir şey. O size böyle de olur mu? Benim mesleğim çöpçülük olsa bunlar denir mi: anlamam imkansız. Masum olan, işine gücüne bakan, sınırlarını bilen, hayat mücadelesinde işini, eğlence yerine iki satırlık kitabı, bir dünya lanet karşısında arkadaşını korumaya almayı az da olsa dilemiş x bir kişi de olabilir. O açıdan da olamaz. Bak bakalım, o şarkıda başka açı var mı? Bu ev de öyle. Ben öyle değilim ki... benim aklım var, fikrim var. Siz kimin yolunu kestiğinizi, hayatını çöpe attığınızı sandınız diye çıkılan yolda ağzına alamayacağın lafı çoktan konuşmuş bir şeytan var. Yazık olmuş... keşke kendi yolunuza gidebilseymişsiniz. Ben evimi, sizin şeytani tripleriniz için geçindirmiyorum. O tamamen sizin sorununuz. Beni zerre kadar ilgilendirmez de... boruyu gördün mü boruyu? Göremedin mi? Tamam. Orada yedi sülaleniz de, tuzaktan bozma arkadaşlıklarınız da yere ayak basmış olabilir. İçi boş bir boru da olabilir. Bu kadar basit. Benim sınırlarımı çiğnediniz... kitaplarda adınız bile geçmiyor... hepsini siyasi bir argüman diye bana yutturamazsınız. Burası, her ev gibi bir ev. Gerisini her kitap yazmış, her insan silmiş olabilir. İki nota yüzünden asırlık bakışım değişecek değil... Burada bir suçlu arayan da yokmuş. Burada köy baskını yapamayan da yokmuş. Ben anlamam, anladınız mı beni? Hayır. Ben o bastığın yere toprak bile demiyorum. İsteyen alır kitabını, ekonomi de okur. Konuşan, bana da ters konuşmuş olur. Şu şurada ne ki?

Suç Kimde?

Çünkü eğer öyle olmasa, söylenecek her şey içi boş bir boru kadar hatta daha da gereksiz olmasa, insanlar bağırıp çağırıp, benim müzik anlayışımı inanç diye bana, kendi dünya anlayışlarını da hata bu diye sana yuttururlardı. Biri buna dur desin, olmayacak. Bu açıdan ne ki? Daha da gereksiz bir şey. Bizim iki kuruş olsun eden müziğimiz yerin dibine batar, sizin boş laflarınız da sizin boş laflarınıza olan talebi arttırırdı. Oysa ki müzik bu anlamda emek isteyen bir alan. İlgi alanı olabilir de, olmayabilir de ama insanın amaçlarının önüne geçemez normalde. Edebi bir eser de. Şimdi bana 'sen de insan değilsin' diyen şeytana beni yem etmek için yaptıklarına da bir bakın: adı neymiş ki adamın, ben insan olsam sevgilisi olan bir insan mıyım ki bana insan desinler, ben evinde bağımsız çalışan biri miyim ki evimde insan yaşıyor farz etsinler, ben ne gibi yeteneklerle doğdum ki o içi boş boru diye iş yerinde Romeo'yu bulacağım ki adına konuşmak diyebilsinler, kitaptan okusam aynı lafı şarkı diye yedirecekler... yani dünyanın müzik anlayışı bu mu ki beni adam yerine koysunlar da! Diyelim ki o da düşmanın dediler. O kadar zor ki, zorlaştırmamak da ne demek diyeceksin... küçücük bir dilekte bulunacağız Tanrı'dan, bütün bunları dilediniz milletçe öyle mi ki? Biraz insaflı olsaymışsınız keşke. Bana o kitabın, bu sayfasını bul dediler: o da hocaydı yani... biz hoca öyle der dedik, ayrıca ben edebiyat da okudum da, dönüp bize neler yaptığına bakmışlar. Yani çok vicdansızlar. Yeter artık. Kurtarın bizi bu cehennemden. Bıktım... bunu da bize mi demişler? Dedikoducu zıkkımın peki de ne demekmiş, sormuşlar. Yani niye inanmayacağına da bak! Sanki lanetli doğmuşuz gibi bir de dalga geçmişler. O kadar basit. Bir felsefesi bile olmayan insanlar felsefeyi yasak etmişler. Biraz yavaş. Bu şekilde de hapse girip çıkan her sapık affedilmiş gibi gösterilmiş. Allah hepimizi peygamberi olmayan bu şeytani planlardan korusun, kurtarsın... bu dünyayı temizlesin, yaşanır bir yer yapsın. Elbette Adem diyecekler. Bu kadarını düşünen biri, kendi ödevini yapmayı bile akıl edemez mi? Bari çocukları kurtarın. Bu durumda insan her şeyi affederken harcayacağı vaktin yerine, evine aldığı kediyi sevgiyle besleyebilir mi? Bu durumda bütün bunlara da plan demişler, öyle mi? Aklında eve gitmek hariç bir şey var mı diye mahkemeyi dünyaya kurmuşlar, bu delilerin arasına beni de ekleyip -suç kimse oynamışlar! Ne o? Hoşunuza mı gitti şimdi? Şeytan haklı çıktıkça kabarmış sular... ya da belki başka bir yaratık da. Yine de aynı kitabı okuyacaksın, bak yok internette John Milton da. İngilizce öğren sen, çünkü bunu sana dinletecekler yoksa... ya defol git, inanmam, etmem. Bana sabaha kadar şeytanı anlatsan, hepsini Tanrı'ya söyler, susarım. Çok şükür. Terk etmişler... ne bu? Size böyle olmuyormuş ki... onu da bana ses diye dinletmişler. Yok muymuş tek bir sessiz Allah'ın kulu? Diyelim ki karga. Yok be, aslında iyi bir, dediler. Hayır yani şurada şu şekilde ahlaklı olmayı denesen ne olacaktı ki? Borudan dönen sesler korosu kurulacak belki... onu bekliyoruz. Bize yardım et. Belki de dizi oyuncusu. Bravo. Umarım bunu da izletsinler... öyle mi? Hayır.


Yakında Yayınlanır

Yani şimdi bunlardan bazıları hafiften belaya batmış, toplumsal duruşlarının idrakini yitirmişler, birazdan da geri zekalı diyeceğim şekilde karşımda dikiliyorlar! Onlar zaten herkese geri zekalı diyormuş. Bu durumda nasıl beni de suçlu çıkaracak? Okumamışsın da ondan... yani ben geri zekalı diyen kitabı mı bulamayacağım sandınız? Bu durumda yayıncıymış. Hapse de girmezmiş. Kimseye aptal bile dememiş biri olduğu için de reklamcı olmuş. Ama zaten en geri zekalı reklamcıyı da, herkese olmasa da bir reklamcıya geri zekalı diyeni de bulmuş bir geri zekalı varmış. Bu durumda reklamcı olmama faydası olmuş mu bari? Oturmuş bana cv yazmış. Ben de işim yok gücüm yok bunları anlatıyormuşum. Haklısın diyenler de, bunlardan birine geri zekalı diyecek, pek memnun. Bari bunlardan kurtulursun; oku! Bu yazdıklarım kitap değil ki... ben herhangi bir kitap okuyacağım, bunlar oluyor. Bu durumda kitabı böyle okuyacağım... suç mu? Bence ana fikri bu. Bunu elbette nefret ettiğim için yapıyorum. Yazmayı ise seviyorum. Senin değerin ne olabilir? Git de kendine fal aç. Biz yani; bize ölümden sonrasını anlat derken, biz... ölelim mi? Şarkılar öyle diyormuş ama! Bu durumda beni ağaç mı sandınız? Ölümsüzlük ağacı? Olamaz. Demek ki bir ağaç varmış. Sonra da ağaç olayları olmuş ülkemizde, ben kiliseyi niye cami yaptınız diye ağlarken, herkes ağaca ağlıyordu. Her gün bana fal mı bakacaksınız? O şekilde biri de Osmanlıları okurmuş. Bu şekilde ise doktor mu olacaktım? Hayır. Şimdi sizler hayatta mısınız diye bir baksam, zaten sizi tanımadan ben ne bileyim hayatta mısınız? Nerede kalmış küsmek. Sonuçta beni gene de bu beladan kurtarıyormuş. Bu durumda ne okunur? Artık çok uzaklarda inandığım her şey. Sadece Amerika'nın 'salak' dediği bir şarkı dünyamız var. Sana salak dememiş ki... yani böyle fal mı bakılır? 24 saat bize geri zekalı diyen adama mı bakacaksınız, karşınıza beni alıp, aklınızda bir kaç delilikle... yoksa iyi bir lafı da var da bizim mi haberimiz yok yine? Neyse işte... geri zekalı da denirmiş: hayır. Herkes bir kitap okumuş gibi mi yazacağız, hiç okumamış gibi mi? Bir haltın zararları ve bir diğerinin faydaları var işte. Daha ne kadar zararlarını tartışacağız? Şimdi şurada ben miyim geri zekalı? Sen bana: oku, bile diyemezsin. Buluşmayı anlamış da, bir kaçış planı da var mıymış? Ben zaten geri zekalı olmayan pek kitap bilmiyorum. O lafını var ya, hepinize demiş. İnternet sayfam televizyon ekranı gibi ama... bir şeyler oynuyor, ben sürekli seyirciyim. Bu durumda aşmışım ben aşmış!!! Yaprakları sen bul da ört. Terbiyesiz mahlukatlar. Evet. David de solucan görmüş ama oturup ona salak dememiş. Bu durumda da müzikler hep bir numara. Neyse işte insan hakları önemliymiş. Hiç sevmiyorum twitter'ı da. Yani şimdi sen mi kapatacaksın? Ne yapsın? Yazsın mı, yazmasın mı? Yok be fal değilmiş. 'Bize baktığın falı anlat' diyormuşuz ama olmuyormuş. O da fal değilmiş ki. Kimilerine göre de bunlar oluyormuş artık. Hepimiz tıktılar eve. Şu konu o değil ki; sağlık sorunu. Tamam işte, o gün ben genel müdürdüm. Size de kolay gelsin.

Bize Şimdi ne Olacak?

Yani onlar şimdi baba yerine torun, insan yerine yasak kelimeler, kitaba saygı yerine okumamış adam diyecekler... bu arada biz balıkta bolluk, piyasada durgunluk, hayatımızda huzur nedir bilemeyecek miyiz, diyor bence. Bir bilenin en büyük düşmanına ettiği lafı 'şeytana pabucunu ters giydirmek' -böyle kolay bak, herkes ne anlarsa anlamış demek. Bu ne ki burada? O lafı bile edememek. Derhal kolaylıklar dileyeceğim, konu bunlar çünkü, borudan üfürünce konuşmak değil konuşmak, sessizlik değil bozulan, yasak değil lafımı bölmek; konu bu! Hepimize 'deli manyak' diyene de bir bak... bakmış: ona zaten geri zekalı demiş. Şimdi beni ateşten yarattığı kitabı mı bekleyecek? Sen de kimsin ki, asıl benim lafım geçerlidir diyen hemen herkes gibi, şimdi bütün insanlığa tek meydan okumuş canavarı mı besleyecek yoksa insanlık adına geçerli tek doğruda yürüyecek ve de atasözleri kitabını da okumuş mu? Bu şekilde o isyanın ortasında bir çocuk mu doğmuş? Hayır. Evet ama bu şekilde. Ben neden bu ödüllü kitabı inceleyince aldığım notu tek bir canlıdan bile alamazken bunları tekrar sizinle tartışayım? O konu zaten ne ki, geri zekalı denilmiş yöne doğru yürüyorsun madem, kim demiş onu anla bari. Hayır. Aslında beyinsiz demiş. İyi. Bize mi demiş sizce? O konuyu da yaz dememiş de, 'öyle söyle' demiş. Hırsını almış. Size ne? Bu durumda dünyayı analiz edip, bu ne yenilgi yani, hepimiz battık diyen bir sapıktan ne farkınız var? Siz kim oluyorsunuz da bize bu sapıklığı işittirebileceğinizi sanıyorsunuz ve sonra da hapisten paçayı yırtmaktan söz ediyorsunuz? O konu ne ki? Hapse gir daha iyi. Şimdi bu çocuk kimin elinde dediniz!!! Yatacak yeriniz mi var sizin?

Anlıyorum. Şimdi toplumun bütününe bakınca görebildiğiniz bu rolü bir bireye yüklediniz, mesela bana, üstelik de buradan hiçbir beklentiniz yok. Sonra topluma ne dedim ki ben, diye tekrar bana baktınız ve aynı mesajı bende aradıkça suçlu çıktınız, ayrı konu. Derken herkesin ekmek yiyeceği topraklarda o tarz bir bitki aradınız, birileri hemen üretti canım. Birileri de yok etti. Bu bizim için kolay gibi görünüyor... neden? Çünkü biz sadece konuyu herkese yazıyoruz. Bu toplumsal bir açıdan: normal! Herkesin kızdığı bir konu, herkesin sevdiği bir başka konu bulup abuk sabuk konuşmak zor değil.

Bana o hengameden bir çocuk bulmamı falan öğütlemeyen ancak bana 'onlara herkese baktığın gibi bakmalısın' demek zorunda kalmış bir kitabım var. Ayrıca tarihte herkes evlatlık almış... isimlerini tek tek saysam, ordunuzu kurarsınız. Ayrıca nereden bileyim ben sizin aklınızda ne var? Buna da kara tahta diyebileceksek tekrar, benim de mi hastalarım var? Bilemiyorum. Onlar da bir vesileyle kendilerini garantiye almışlar.



Dönüp herkesi suçlamak ise gerçekte uzun zamandır yaptığınız gibi avaz avaz bağırmayı gerektirir. Ben suçlamaya gerek görmüyorum. Yani senin kendi belanı bulamayacağın bir yapısı yok ki zaten toplumun. Sen neye insan diyeceksin bilemeyince, o lafını bize mi diyor? Bunları tartışmaya açmaktansa, balık yasağını tartışacak olsak bile, bir iş günü ve bir tatil günü dışında bir şey düşünemiyorum. Yaşasın: okullar tatil olmuş!!! İşte en çok satan kitabı dünyanın. Konu ne? Giyotin. Şu durumda bana sözlük demek isteyen mi var? Yakında çakıfelek de çevirmez onlar. Biri mutlaka aklanmış gibi görünür. Bunun suçunu tek bir sanatçıya yüklemekle, sorumluluğunu bir sanatçıya vermek de çok farklı konular sanıyorum. Bilmem yanılıyor muyum?



Ve de: çok güzel söylemiş doğrusu... sizce hangisi? Ama okuduğum kitap kitap balıkta bolluk diyor. Bu buysa: sen de benim için bu dünyada varsındır. Hep varsındır.

Çocukları çok severim.


Kuram Mı?

Annemler okusaymış ben de okurmuşum. İyi canım, iyiler. Neyse yani, ilk insanlar da çok inandırıcı değil. Belki benmişim. Onca romana rağmen okunacak bir şey... biraz düşünmek için. Okusaymışım olmazmış. Olurmuş. İsteyen herkes bağırabilir. Beni etkilemezmiş. Bu konuya çok uymuşum. Adı nedir? Tövbe. Bu düzlemde de teknoloji. Bu bir mantık kuramı. Bir diğeri de, bugün yarın olur. Gene en iyi siz bilirsiniz, diyebilecek misin? Bugün olmadıysa yarın olur. Öbür gün olur. Ne olur? Bir mantık kuramın.

Aşk

Ne kadar çok okuduğumu biliyorsunuz
Hayatımda kimseyi kırmadım ve kırgın bir yapım var
Çok geç yaşlara ertelemediğim ve de sürekli beni ayakta tutan bir inanç sistemim var
Ne yazık ki sizlere layık olamayacağım bir aşk anlayışınız vardı belki
Ya da biliyor musunuz ki bir adamın peşinden gidip tam onu bulmuşken yaralanmak nedir
Sevdiğinizin yerine, bir yalan, bir silah, bir de sahtekar bulmak
Şimdi yani şarkılar bunları mı okuyacak
Belki de affedilir her şey derken kimseye tek kelime edememek
Gazetelerdeki ölüm haberlerinden daha üzücü şeylerle karşılaşmanın çaresini onlara taş çıkartmakta bulmaya çalışanlardan kaçmak
Sürekli gözlüklerle gezen biri olarak aşk budalası olmakla suçlanmak
Herkes gibi kanıksanmış bir birlikteliğin olmadığı için cennetten kovulmak
Herkesten daha aşağı bir yerlerde aşka olan inancını düşlemek ve unutmak
Beynini uyuşturan ilaçlarla bunların üstüne basıp çiğnedin zannedilmek
Sadece Tanrı'nın sizin için seçtiği kişiyi yerin dibine batırmaya çalışanlara nazaran
Seveceğim
Gezeceğim
Derken aynı yerde zıplamak
Benim gibiler için kazılmış bir mezarda on beş kişi uyumak
Ben size kolonyalı günler geliyor demiştim
Siz bana en sevdiğiniz sanatçının adını söyleyene kadar kendinizi aynı rolde gördünüz
Bu bir tarla mı şimdi kendin ektin kendin biçtin
Evdeki huzur reklamları yazılsın diye kıyametleri koparan kahve ziyaretleriniz için bir roman da ben bitirdim
Hiç görmediniz mi böyle bir insan daha önce yer yüzünde
Ekranlarda eğlence
Yüzünde binlerce pişmanlık ve şarkısındaki her hece için önemsiz bir denge unsuru gibi kondurulmuş bir bulmaca
Hiç sordunuz mu kader nedir diye
Aman Tanrım ne aldatmaca
İnsanları sevmeyi unutalı uzun zaman oldu
Nefret etmeyi ise öğrendim ve kalbim umut dolu
Bu benim için sabahları az pişmiş yumurta yemek gibi bir şey
Bu insanlar anlamıyor Tanrım
Onlar için bütün bunlar ezilmiş bir insanın zorlukla sunduğu
Çöp toplayan kargalar gibi artık çoğu
Yıllarca elindekine sahip çıkamamaktan yakınmaktan başka bir şey bilmeyen birini göklere çıkarmışlar
Sanki ben dilsizmişim gibi benim adıma ve ailem adına kendilerine yalanlar uydurmak üzere pay çıkarmışlar
Hayatıma gelen insanları kovduğu için şükrederken unuttuğum çok dua var
Bizi bu işkenceden kurtar dedikçe öncesi ve sonrasını bencilce kurgulayan yazarlar ne anlarlar


Kurtar beni bu cehennemden

Onlar Adem ve Havva için 'demek yaşayan bir insan var' demek için yayınevi kapatanlar

Onlar senden fazlasıyla rol çalmışlar

Lütfen söyle de bize dokunmasınlar

Ha bu arada; galiba bir de çocuk var!

O nedenle evimdeki on yıllardır süren sessizliğe kadar sızmalarını tehlikeli buluyorum

Onlar şimdi elmadaki kurdu da bana sorarlar

Son umudum sensin

Lütfen kurtar

İki Urfa Bir Şiir

Yukarıdaydı

Daha yukarıda

En yüksekte

Yanında bir kitapla

Ben orada mıydım

Ya da bu şiir

Ya da bir başka şarkı

Neyse işte

Buralardaydık da

Yanında kimler vardı

Anlayamadım sanırım

Oysa buradaymış

Aklımda

Yani aklımda

Bir şarkı

Bir şiir

İki de lafla sözle

Yakında yükselir de bilemem

Aslında bilmiyorum da

Bilmiyorum

Bilmek zorunda olmadığımdan da

Anladım ki olabiliyor bunlar

Yine olacak bunlar

Onunla

Tamamdır

Dünki şarkıyı buldum artık

Aynı satırlarda

Yani aklında olmasına daha mı uygundu şarkılar

Yani her kitap yazmamış mı bunları

İyi peki edebiyat da

Yani birazdan elimi uzatacağım konu mu ki

Yani sonu gelmez bir sanrı

Ve can yoldaşım da

Bir nedenle herkes ulaşamayacaktım

Evladım Aman

Bu durumda ne demek: oku, diyenler de sırf bu açıdan... açıdan dünya, üstelik de konuşmuş olmak için konuşuyorlar!
Bu durumda!
Ne demek peki, davula vuruyor da eğitimin içini doldurmuyor mu yani?
Neden herkes eşit değil zaten?
Ne anlama geliyor tam olarak o cümleyi bulsan bile anladın mı ki ne demek?
Ne gibi bir nedenle içinden ısrarla görünenler iyiye delalet olamıyorlar, olsalar da kötüye gidiliyor?
Ne zamandan beri ve ne kadar süre için bu okumalar ve yazmalar sorgulandıkça içinden müzik çıkmıyor?
Bu durumda yani, gerek var mı bütün bunları tartışmaya, onu tartışalım.
Hiçbir şey anlamasam bile herkese rol mü vermiş bir bilenin okudukları yoksa size gelecekten bir haber mi vermiş benim kendi okumalarım?
Tam olarak hangi gelecek bu içinden çıkamadığımız?
Şimdi yani mesleği okutmak olanlar şarkı mı söyleyecek, çok saçma.
Çikletten fal mı çıktı da eve kahveye bekliyorsun yani, o sakız da oralarda mı ki aynı şeyi anlayalım?
İmdat demek.


Bir nedenle: i.m.d.a.t.

Ne yaptın, yoksa üstünde mi tepindin 'imdat' diyenin?

Tamam. O seninki.

Dünyaya Bir Bak

Dünya ne ki, bi bak işte
Şimdi bak, öbür masa
Değil mi
Öbür konser
Değil
Peki
Öbür ülke
Değil
Anladım
Öbür adam
Hayır
Tamam
Bu oluyor ama
Ne oluyor
Am La bizim notamız oluyor
Ama asla havada yer almayan da ne
Karada yer alan mı sadece
Moralimi bozmayan tek şey depremde ölmemiş olmam
Üzülmem gerekirdi oysa
Şile'dekilere de selam
Çok korkutucu dalgalar ve boğulanlar
Oradaki sandalyeyi de yönetmen sandalyesi sanmıştım
Şu anda oluyor
O fotoğrafı da sildim
Beni silen her şey kadar
Ne yapalım
Oluyor
Düşünsene sadece can kurtaranlara eğitim verdiğini
Bilemiyorum yani yine de bu oluyor
Herkesin önünde bir cinayete kurban gittiğimden beri
Seyircilerimi alkışlayamıyorum
Onlar da eğer ben ölmeseydim
Tecavüzü tam anlamazlardı ve bunu bir başarısızlık sayarlardı
Elinde her türlü güç olan bir güç beni yaralayıp bırakacak mıydı
Yoksa çocuklarımın etlerini yiyen köpekleri izlememe izin mi verecekti
O an öldüm
Çünkü korkuyorum demiştim
Bu turistik geziyi çok sıkıcı buluyorum
Zaten ne yapsam hatalıydı
Öldüm
Öldüğüm an doğarken öldüm mü ki diye düşünecek oldum
Şimdi de bu corona illeti beni daha doğarken öldüğüme ikna ediyor


O zamanlar corona ne demek bilmiyordum çünkü

Çocuk olmasın

Enerji yetmezliği sandım

Ben bebekken

İşte öyle öldüm
Gerisi seyircilerin eseri artık
Sular seller gibi
Okumalar ve bol öğüt ve nasihat
Yani bu gerçekten de oluyordu
Yalnız o anlamda bir göz ya da tek bir adım atmak için
Göğe yükselmem gerekiyor gibiydi
Gerçekte ise önüme bakarak yürümem yetecek
Ne bileyim yani ben öyle sanmıştım
Ki öyle de yani
Öyle o konu
Memnunum
Etrafımı saran kalabalığa aynı rolle dahil olmam istendiğinde
Dünyadan bir kişi ortaya aynı kılıkla alınıyor gibiydi
Ortadaki rolü üstlenmem gerekseydi
Tekrar doğarken öldüm mü diye coronaya sormalıydım
Yani ölmemek imkansızdı ama
Ya öldürmemek
Ya cezana katlanmak deyince anladıkları bensem
Yani benim için bu evde oturulacak bir şiir yazma serüveni değil


Henüz delirmediysem üniversite diplomamı okuldan alacağım diye mi bunlar

Sahi kimi seviyordum

Keşke psikoloji okusaydım

Bugün üzümlerden söz edecek bir arkadaşımı gördüm

İnsanın hayatı kıymetliydi

Ama cankurtaran da değildim

Sabah Akşam Oku

Yani ben tam kavrayamamıştım
Kitabın Allah katında olduğunu
Peygamberin oku dediğini
Okursam aynı nedenle attığım adımların beni iyiye götüreceğini
Ve yaratılış hikayesinin sonucunun sadece cennete geri dönmek olduğunu anlarken biraz kavradıklarımla da olsa çok da yanlış düşünmediğimi

Sanki o konu öyleydi de
Yani kim takardı beni denilenler bana takmıştı
Ayrıca da ne yani inanmayanlara cezalar mı kesilmişti
İçinde yaşadığımız dünyanın etkileşimi içinde olanlar bizi etkiliyorsa neden farklı yaratılmamıştık
Bugüne kadar sorun yaşamayan bir inanan mı vardı da şimdi onlar da inanacaktı
Ya da ne mümkündü polisten kaçmak
Belki de benim hayatımı kurtarmışlardı
O kadar tehlikeliyse neden bir sevdiğin vardı
O kadar tehlikesizse neden kafadan atmasınlardı
Onlar okudu okudu evlendi
Olan bize oldu denildi
O yarışta ölmemek de vardı
Bu tarz bir ses beni takip ettiğinde
Onlardan birinin elinde olan çocuk için
Göze almayacağım ne vardı

Böyle bir kitap da mı okumuştum yani
Onu da ben yazarım sorun yok dedim
Sonra üzgün üzgün dünyaya bakmaktan sıkılmıştım: ta kendim
Yazarken yanımda olanlar okurken neden olmasınlardı
Yani bir kişi bütün bunlar olmasın diye neler yaşamış
Şu halimize bak denilenlerden gibiydim

Neyse işte öyle de değilmiş -adam
Yiğidi öldür hakkını ver

Olsun onlar okuyordu ya
ve bir dünya insan da
Hz. Asiye'nin şehit edilmesi
Ufacık Bir Peygamber James Bernard Frost -benim için çok iyi bir kitap. Bana bu anlamda hitap ediyor. Bunları yazmamış ki... Bol şans. İyi okumalar.
babamı bari okutsaydı
annemi yani affetseydi
ne malum o adamın okumadığı denildi
belki başka peygamberi diyordu
hocalar bunu da mı okuttu


Yoksa yani ben neyi yanlış anladım yani şimdi böyle

Bilemiyordum din psikolojisinde travmalar var mıdır

Artık

Artık roman da okuyorum

İkili Maske

E Bizi cinler ayırdı
Periler ayırdı
Doğduğum evin yakınındaki fırın
Ve çok gerçekçi geldiği için her halim
Bizi şarkılar ayırdı
Bizi duyduklarım ayırdı
Bizi geç kaldığım bir gün
Tutunduğum bir dal
Sevdiğim bir kitap
Bizi doğru yapma hevesim
Yanlış günde ölüşüm
Bizi az gülüşüm
Çok duyuşum
Hep bildiklerim
Öğrendiklerimi hayata geçirişim
Bizi ayırdı bunlar
Bir tek evimin çatısı ayıramadı bizi
Bizi güller ayırdı
Dikenleri deyişim
Hep derdini bilişim
Her gün aya bakışım
Beni unuttun sen
Beni bunlar kayırdı
Zor günlerden kaçışım
Ben şimdi sever ama bilmez
Gezer ama doymaz
Yazar ama görmez
Tanıştığımıza memnun oldum
Bunların her biri kitaptı
Evet işte
Benim için gene de kitaptı
Konu şu ki ben o an başkana şarkı okumamaya karar verdiğimi anladım
Oysa ki zaten şarkı falan okumazdım pek
Zaten öyle bir şey olmadı
O şeyi nasıl dilemiştim
Aslında sadece biraz okumuştum
Onu asla unutmadım
Bu açıdan da işsizlik oranları pek değişmedi
Peki
Adam ise henüz hiç okumamıştı
Bizim için elma gibiydi
İnternette de elmam kızardı
Mecburen özgürdük
Ona kitap ama kitaplık dedik
Evdeki ses çaldı
Bana kuthyy bahseden tek kişyle de küstük
Tarih tekerrür
O günahını anlayamadıklarımız kategorisine alındı
O da çocuk
Ona iyi davranmalıyım
Evet kitap
Özetle ben aynı kitabı okudum


Fakat pek çok şey toplumun yarası olmuştu bile

Bizi bir tek kendi evimin perdeleri ayıramadı

İkili Maske

Ev
Evde kitap
Gerçek
Gökte insan
Doğru
Bende umut

Şarkılar zor kovdu beni buralardan
Kitaplar zor aldı elimden inancımı
Sevgi yok etti haritalarımı
Güzel günler yok etti havadaki soluğumu
Sesimi soranlar delik deşik etti yerimi yurdumu
Kalbim ele verdi beni zor mu yani yorumu

Okulu bitirdim
İşe girdim
Bildiğin ev

Filmlerden kovulduk biz en son durum bu
Yalancılardan korktuk biz hani en sevdiği ikram
Sessizlikler yıldırdı bizi yok mu gelen giden
Bu nasıl bir eziyet bilemedim
Gazeteleri zor aldılar elimden
Ne de olsa iyidir kiram

Çok kötü durumda değilmiş
Biz ne yapalım
Nasılsa sorundan bol bir şey yok dünyada
Aç bir şarkı da falına bak bir adet nota mı
Yoksa yok mu hani sağı solu belli olan

Anladım ayırıcı bir sözdü
Ben evimi mi ayıracağım
Yoksa siz paramparça ettiğiniz karakterimizin aralarına mı sıkıştıracaksınız bilemediğimden
Çok da okudum diyemem
O ne roman

Korku!
Tamamdır... bugün konu bu yani. Git gidebilirsen.
7 cihanla yarışıyor gibiyim nedense...
Pek çok okumuşlar var
Fakat biri de beni yerimden eden

Wallstreet

Ben evden tarlaları anlatayım
Siz sokakta bizim oyunlarımızı oynayın

Esirgeme kurumu

Lafımı bölme diyenler hep yüksek noktalardan kişiler
Adamın elinde benim kitabım
Atıp tutsa ne olacak

Modernizm televizyona çıkacak

Fakat dünyada bir kitap gördüysen o bil ki benim değildir
Benimkisi evde gerçek kitap



Diye ısrar eden çocuk gelsin evine

Diye bitsin bu şiirler ortaya çıkmasın artık



Bu durumda fotoğrafını çekenin lafını bulanlar

Nasılsa benim lafımı bulamayacaklar



Internet

Olsun Düşün

O kadar komik olan (güldü) ya da olmayan da şu
Kitap okurken gerçek hayata gülüyorum
Bunu anlamak imkansız
Ne kitabı dedi
Her neyse
Geç
Hangisi peki
Yani hangi konsere gideceksin
Birinden 'olamaz bu çok üzücü buluşamayacaklar asla' diye bir ses yükseldi

Bunun için çaba harcamaya değerdi
Olur mu canım
Resimden ibaretti
Fesinden ibaretti
Hadisesinden sesinde tebessümünden falan
Değildi belki de
Bu konuyu evde halletmemiş miydik biz

Tamam işte mahvolmuştuk

O yüzden de hiç tanımadığım için
Maske takıp gezmeye başladık
Meğer işte o meslek icabıymış yani
Herkesi affetmek için gibi

Buluşunca bizim üstümüze atlayacak olanlar onlar
Çünkü hikayemiz uymuyormuş öteki türlü
Onlar yanlış takıma destek vermişler
Anladım henüz kitap basmadım diye

Boş ver ya müzik şart mı
Ne güzel eğlendik
Artık bir fiyat indirimi olur

Anladım biz dördümüz

Başımıza kötü bir şey gelmez inşallah
Şifreyi kırdık

Yine de toprak
Bütün dileklerimi



Bizi boş ve gereksiz hayallere dalmaktan kurtar. Toplumun uçurumlarına düşmememiz için bize yardım et. Başkalarının hakkını yememe ve benim hakkımın yenmesine izin verme. Hızlı ve anlama yakın okumama yardım et. Dokuz almak istediğim konular varmış gibi, on üzerinden on almışım ama pratik sıfırmış. Yani on almışım! On veremedim mi canım... Dokuzu çok mu ya da hep mi isterdim... Artık bilemiyorum... Yani dokuz da; çorba falan. O kadar. Yok be on ne arar... DE VE AYRIL! Yani dayak yemeden anlayamıyor muymuş aralarındaki ufak tefek ayrılıkları; mesela kertenkele görünce tüylerinin ürperdiğini ya da gele attın, dediği gibi. DÜŞÜNDÜN BUNU! ANLAT. Yalnızlık fobisi mi varmış? Hayır.


Yemekte Ne Var?

İnsan vücudu kutsaldır
Bedeni değiştirmemek lazım
Fakat konu şöyle
Yani kilo da mı alamayacağız
Yani az yemekle de olmuyor
Yani sen rejim yapmış olabilirsin
Ben sadece iç organlarımla
İlgiliyim
Sağlık fışkırıyor sanki de
Bir alıyorum bir veriyorum
Ben de alıp alıp veriyorum
Bilemiyorum
Muhabbet
Yürüyüş yap demiş kitabı
O kitap olmasa yani
Belki başka bir sahilde
Başka bir insanı görmüş gibi
Kendinden uzaklaşmak
Bütün bunlara da bir iç disiplin eklemek
Gibi göründüğünde de mi
On üzerinden on aldın yani
Adamlar sarışın falan tanımıyor de
Ben sana anlatırım, dedi
Şimdi yani ben mi sanki duymadım
Ne anlamamış olabilirim
Ayrıca bunlardan pek de korkmadım
Benim derdim sabah sporuyla değil
Başka
Bir süre daha sokağa çıkmayalım
Bütün cafe'ler kapalı
Bu plana tapmayalım

Umarım ideal kiloma kavuşurum. Umarım sağlıklı beslenirim. Umarım keyifli yemekler yenir ve ben de keyifle yerim. Umarım her şey yolundadır. Kopmayalım. 'Çay alır mısınız' ya! Hayatı solladım. Belki akşama fincan böreği...


Yazarız No Prob.

O romanın eksik sayfaları
Bir başka romanda tamamlanmış gibi
Ve de bana o sayfalarda ne olduğunu sorarken
Kendimi gördüğüm yerde olup olmadığımı
Sürekli soracak olsaydı
Belki de bir satırı
Bir çalışmamda yer alırdı
Olabilir demiştim
Belki de alırdı
İşte o bir kaç satırı zaten bildiğime
Ve bu konuyla ilgili ne yapacağıma
Tekrar tekrar karar verdiğimi fark ettim
Nasıl bir ayıcık o kitaptaki
Demişti hoca
Saatlerce ayıcığı anlatmıştı bence
Kitabı sürekli daha mantıklı cümlelerle doldurunca
Kendime ait bir strateji sistemim olması beni şaşırtmadı
Bu sistemi kurmam gerekecekti sanki
Düşündüğüm her şeyin arkasında aynı amaç var mıydı
Yoksa sadece 'sarı ayı eski' ve 'kırmızı ayı tanıdık değil'
Diyerek
Kesip atacaklar mıydı
Öldükten sonra da yaz diyecekleri sunumu
Artık yazmamı istemiyorlar mıydı
Anlayamadım
Kesinlikle kendime ait olmalıydı
Virginia gibi
O an onun temsil ettiği her şey gibi
Bazen kitaplar umurumda değildi
Ama çayın yanında yapılacak en iyi şey de
Akşam on sayfa da mı yazamazsın diye devam etti
Çalışma saatlerimizi asla tahmin edemezdim
Gerçekten de tek yapmak istediğim
Herkese birer dilim pizza ikram etmekti
Artık başka bir binadaydık
600 yıl sonra
Ya da 400 mü
Orayı bulabilecek miydik
Bunların hepsini film etmek mümkün müydü
Film ne
Her neyse işte
Çok mu dert
hayır
Hiçbirini ben yapmamış mı olmalıydım
hayır
Herkes ne der denildiğinde
Karşısında sadece beni bulduğu mu
Fakir
hayır


Neyse gidip bunları öğrenelim dedim

Bu sizin tetris oyununuz mu

Siz de belki bilmezsiniz

Ama biliyorlardı

Şu an dünyada olmayanlar


Mütevazi Mi Mutevazı Mı?

İyi
Biz de o zaman önce başımıza taş mı yağacak diye bakalım
Yağmazsa eğer atmadık da ondan diyelim
Atarsak eğer denize doğru herkes ne der diye soralım
Sonra
Daha sonra işimize gücümüze bakalım
Kitabı uzatanın kitabında boru misali konuşalım
Diyelim ki kitabı alana başına gelmedik kalmadı
Seni böyle seven beni niye sevmesin
Şu giysilerinin haline bak
Paramparça ve çıplak
Sonra asrın en önemli yazarına da yazar demiyorlar neden
Neden peygamber diyorlar kendisine
Onun şiirlerini de koymuşlar internete
Güya kendi kaleminden
Adımızı anan bizim adımıza şiirler yazsın denilebilsin diye
O arada çoluğumuzu çocuğumuzu emanet ettiğimiz yönden
Bütün dünya da görünürse tüm çıplaklığıyla
Gider alış veriş yaparız beyle
O da şayet şu elimdeki eski İstanbul hikayesini bitirebilirsem
Bu arada hiç bitmesin yani bu konu öyle değil mi
Gerek ben gerek yan komşu gerek buradaki herkes ve tanımadan seviverebildiklerime nispeten
Yapacak bir şeyi yokmuş gibi görünebilen halen
Hem neye yarar zaten şarkılar diye de boğalım mesela beni
Bir işe yaraması şartsa neden damsızlar da evliler değil diyerek sisteme bir göz atan
Yerimiz alıverecek olan çocuklar için en önden yer ayırtan
Şimdi aynı açıdan bakacakmış da ondan yani
Bir bin beş yüz elli altı yeni şarkıyla bekliyoruz burada
Kucak açmış marşlar ve hep var bir şarlatan
Daha nice hikayesine aşina olmadıklarımdan daha iyi hanyayı konyayı bilen
Ancak iş biraz da çakmaya gelince kesinlikle benden önce göbek atan
Oturduğun yerden bize sen ne sordun sanki desin
Aynı oyuncağı alırız belki diye
Kalbim yerinden mi oynasın
Yoksa her şeye rağmen kendi düşünce akışımı takip etsem
Hatta ille de susacaksa bir şahitlik belki biraz zihnim sussa
Yıllar evvelinin o en zor gününü mü anımsar hep
Nasıl da susmuştuk ama diye
Ve bana soracak yine 'anne herkesle konuşmak da ne'
Çok üzgünüm
Bu tam olarak ağladığım an değil
Olsun yani -uç uç böceğim... annem sana terlik pabuç alacak
Diyemez miyiz
Deriz biz de deriz
Tamam anladım
Gerisi sorun olarak kalacak da ondan


Bilemediğimden

Kendisinden aldığımdan

Şirketi adı adam mı diye sormadığından henüz

Kitap olarak elimize geçtiğinde

Anlayabilieceklerimizin sınırlarını çizen

Olacak umarım

Hani sürekli direk oyuncak ayı almaya gitmeyelim de ne 'zaten dediğinden'

-miş

Tanrım, ben asla mütevazi olabilecek miydim

O evet

Biraz da güldük diye güleceğimiz anı bekleyen çocuk

Kendisine almadığı oyuncak yüzünden adamı öldürecekti gibi bir hikayeden hemen sonra

Anılarını gözden geçirip

Hepsini bana hediye etmiş gibi ama

Kendi adına konuştuğunda daha sempatik görünen




İnsanlık Hali

Çoğu insan sarhoş değildi, hiç olmamıştı. Şehirde göze batan bir insan olmaktansa bir şehir tanımı olmak istedi. Olur mu canım, ayıklardı, ben okudum. Gerçekten de baş harfimi bilmeye çalışanlardandı sadece. Şehir kadar uzun ömürlü bir girdabı olsaydı içinden çıkmak için hemen yolun sonundaki kitaplığa baş vururdu. Yolu düm düz takip et seni zaten buraya ulaştıracaktır. Orada adını andığınız kişiler yeterince sivri dilli değillermiş gibi bir de benim adımı bile anmamanız yetecek. Şehirdeki tuzluklar yüzünden lokantaya gitmek istemeyenler, şehirdeki karmaşa yüzünden hislerini geri plana çekenler falan hep nerede diye merak edildiğinde, yerlerini bir tasvir alacak; yoldaki en güzel çiçeği kopartıp arabayı sağa çekti denildiğinde anlayamadıklarımız, kendisini dinleyince de anlaşılmayacak. Kırık tabelalar onarılsın, park yerlerinde ödeme kolaylığı olsun, bunlar hep benim işimdi artık. Yolda yürürken başına gelenlere inanamayan biri inancını tazeleyecek ve en kötü şakasını senin yüzünden yaptıysa eğer, mutlaka şehirdeki yeri mezarlıktan hapishaneye kadar değişen yerine doğru gidecek. Bütün hayatını şehirde yapamayacakları üzerine kurgulayan biri seni en kuytu sokağa çektiğinde adını sormayanlar ayrıca seni de aynı araba gibi eve çekip sonra bir de tokat atacaklar. Bu aynı zamanda bir o kadar da anti sempatik görünüm bizi hangi semtin surlarını izlemeye ya da özlemeye kadar vardıracak. Şehirde asla bulamayacağımız bir bulmaca yaratıp adamı aramaya çıkalım mı ne dersiniz? Bu budur diyor, şehir anlatır her kitap! Mümkünse sadece öte dünyada karşıma çıkacak. Bu da bu mecburen, anladınız mı bilmiyorum... zaten çok olmasa da okuyorum ama okumadıklarım sıraya girecek. Bela geliyorum demez derken, yanından geçip gidecek. Şehir çok soğuk. Ellerimiz çok temiz sayılmaz. Peçeteler yerlerinde. Vitrindeki noel elbisesini henüz değiştirmemişler. Çiçekler yeterince canlı. Sokaklara ekilen tohumlar can suyunu gene sana sorarmış gibi... beni çağırdığında anlatabileceğim bir cafe, bir nevresim dükkanı ya da bir çadır sarayı kim bilir, bir müzede çocuğun yaşadıkları, arabada midesinin bulanması, otobüsün çok kalabalık olmadığı günler, en azından deniz kokusunun evin camına vurduğu o tembel dürbünü de hemen kenara koyduğu gibi, son olarak hepimizi tebessüm ettirenler, o anlamda bir düğüm yok mu, şehir bizi kendisine yaklaştıracak ya da herkes bir kitap alıp okuyacak. Hayır yok. Hayalini kurmaya doyamadığım bir hamburger ve bisikletle gidecek kadar yakın bir kurabiye dükkanı... yok. Farklı ülkelerin farklı kültürlerinin bizi içine çektiği bir kültürel iletişim ağının kendi yazgısında bulunmuş bir aşk heykeli ya da belki de ışıkları söndüğünde aynı görünen bir şehir, yine şiir gibi bir başka tablo yok. Onların yerini bir adam aldı. Artık sadece evimde kahve içerken aklıma geldiği gibi: herkese selam, hepimize merhaba. Ben Mehtap Sultan'ın en sevmediği insanım. Ya sen? Bana kitap gibi anlatılanların şehrin süzgecinden geçmiş hali. Mükemmel değil mi? Kareli gömleğimiz aynı. Suratımız fazlasıyla boyalı. Yolları da aynı iş yerine bile çıkmıyor, sordun soralı...

İlk Buluşma

Asıl biz şimdi
O konuştuğunu düşündüğün kişiler sana yardım edebilir mi hiç
Şimdi yakınında civarında biz varız
Adamı bulmaya kalkışsan 85 yeni arkadaşın lazım olacak
En iyisi sen bu konuyu hemen bir eğitim sistemine bağlamaya çalışma
Bırak onları yazarlar yazsın
Sen de bana
Bu sistemin adı konmazsa eğer
Aynı konu hemen şimdi bizim damda
Nedir anlayamadığımdan şu an böyle

Matbaa da olabilir, hızlı okuma da, zeka psikolojisi de, benzetmeler de olabilir, adını anmak için bulabildiğim tek yol da...

Fakat konu yanlış şekillerde açıldığında doğabilecek olası sonuçlar için toplumda zaten yeterince tedbir alınmış. Kitaplar da var, okuyanlar da, çalışanlar da, özgürlük de... her şey masal olsa diyenler de.

Şimdi bunlardan biri olacak denildiğinde; ya matbaa ya da okuma derken ne demek istenildiği anlaşılmıyor doğrusu. Pek inandırıcı bulmadım, diye düşünmek de kendi adına bir şeydi o günlerde. Neyse anlamadan da okuyabilirmişim. Sevinmiştim. Fakat dediler ki matbaa iyi fikir!



Klasikleri Oku

ÖRNEĞİN:

Yani tam olarak anlamadığım; garip olaylar karşısında, tuhaf sorular yüzünden, riskli iletişimler ya da belki de kanıksanmış ve herkesi yutmuş bir sorun... insan ne diyebilir? Evet. O konu öyle... Benim için kitap öyle... Hayat uzun... Umarım herkes iyidir... Allah sonumuzu hayretsin... Kader deyip geçme... Şansa bak... Olamaz... İnanmıyorum... Sahi mi... Neyse canım hallolur... Çok da takmamak lazım... Gene olmasın da.... Bu bize olmuş olamaz... Anlıyorum ama konuya çok uzağım... Neyse nihayet anlaştık galiba... Sorun yok öyle değil mi... Bunlara değinilmiş mi... Hepimiz aklımızı başımıza alalım... Ben sanki süperim de... Yapabileceğiniz bir şey var mı... Tanrı yardımcımız olsun... O konuyu şimdi hallederler... Biraz korktum aslında... Hiç bir fikrim yok... Ben neredeyim... Anlıyorum ama ne yazık ki olmuş... Soru neydi ki... Bir parça börek alır mısınız?


Bu durumda ne denirmiş?

Alırım, denir.

Yani artık bizim için börek mi?

Hayır. Yufka Yürek.
Dostoyevski mi?



Evet. Belki fazlasıyla ilginizi çeker başka bir şey düşünmeyiz diye hani...

Yine de konusu neymiş?



Kitabın serüveni mi?

Serüven mi? Ne?



Konusu! Konusu ne? Siz mi?

Klasikler

Aman zaten mutfakta bıçak, yatak odasında neden balta olmasın dememiş mi? Ya da hepimize birden 'kimse diğerine özenmesin derken' bazılarımız meyve bahçesinde bazılarımız ise 'tamam o zaman, benim ki de uzun ömürler' demiş mi? Ya da nasılsa asıl mutluluk çok daha sonra gelecek olan ve ebedi olan denirken, ben okuduğum kitapta nihayet anladığım gibi geçiştirilirken, gong vurmuş ve de 'ölü köpeği merak eden yok gördüğün gibi' denilmemiş mi? Ya da her şey aynı anda olacak değilmiş ya, elbette yıllar içinde gerçekleşirmiş. Belki de bunların ele alınma biçimi nedeniyle, filmden bahseden tek kişi kaç film izlediğiyle film sektörünce sorgulanırken, bazıları baktığı anlamda 'tamamdır' her şeyin not alınmasına gerek yok, diyerek söze devam etmemiş mi? Konu bu kadar karmaşık olsa, çalışanlar ne yapsın denilirken, herkes evine dönmüş ama bir yazar evde içtiği çayın deminin rengini bile not alıp da sonra 'gerisini evde dinlenmek için okudum' diyebilmiş mi? Aklında kendi evini geçirmek ne kadar zor olabilirmiş tahminen ya da bütün bunları düşünmemiş olmak neye yarar ki düşünmek herhangi bir anlam taşısın? Ama benim için öyle mi derken, hep de böy olmuş. Gitgide tanınmaz bir hal alırken değil mi? Geçici bir işmiş. Hepsi bu: milyonlarca kitap ve belki bir reklam filmi. İşte o kitapta o bir bere ama adamın adı ne, saat kaçtı, nereye gidiyordu, nasıl döndü? Bunları anlamak için sokağa çıkmak şart mı? Boş ver zaten anlamasam da olurmuş. Hikayeler o kadar da önemli değilmiş! O yüzden evde yazıyorlarmış ve saklıyorlarmış; denilemiyor gerçekten de. Herkes bana bir şarkı okusa; konu ne!!! Ben kendim dinlerim, demiştim. Okumaz mısınız acaba? Hayır. Bunlar da klasik numaralarmış... Bitse de, bitmese de. Artık hiç emin değilim. Görüşürüz canım. Ne? Görüşürüz. Anladım. Hoşça kal. O cümle ne ki, konuya herkes dahil olmamış mı?

Corona Mı?

İyi. Sen bir gün babanın evinde kocanı da alıp çocuklarla yaşamaktansa, kendi evinde oturur kitap okursun. Yeniden doğarsan eğer, aynı mantıkla babanın evinde doğar, üstelik de aynı adamı seversin. Bu durumda acaba biz de öyle mi, diyenleri yok etmiş bir topluma nazaran, kendi evindeki sisteme hizmeten bir iş bulur, paranı da o tarz bir güzellik için biriktirir ya da harcarsın. Aksi durumda nasılsa bunları her gün düşündün diyenlere nazaran, anlamak yeter mi, yaşamak lazım diyene kadar -şimdi bunlar, hangi haddini bilmezin yerini alacak ki, henüz yazılmamış ya da yeterince yazıldığı için gereksiz olsun. Şimdi bunlar adına, kedinin sahibi ben olabilir miyim? Nasıl gitsin babasını bulsun? Şimdi her kitap okuduğumda aynı sisteme dahil değilmişim farz eden kitap yok ki, gelsin beni bulsun. Düşünen bir toplum kurtarılıyorsa bütün bunlardan, neden düşünmek eziyet olsun? İyi bir ihtimalle bütün bunların tam tersini hazmettiren her üzgün insana artık haddini bilmez mi deniyor, bütün dostluklar mı durulsun? Evetiniz evet. Hayırınız hayır olsun. Hayır dediğimiz her şey neden ya da ne zaman ortaya çıkmış ki, ben zaten neye evet dedim, ortaya çıkmaz olsun. Sadece benimle uzun ömürlü olan kitap, gene sadece benimle uzun ömürlü olsun. Bu durumda neden karga kadar yaşamak istesin ki insan ya da ölmek gereksin, bu sadece ince bir hesap. Tamamdır. Öyle olsun. Gökyüzü bence yerinde mi dursun? Sistem işlesin ama nasıl? Beni ilgilendirmeyen ne varsa, size mi sunulsun? O nasıl bir meslek anlayamadım... ayrıca olmaz olsun. Uğruna ölmeye değer buluyorsan, elinde bir iki edebi eser daha olsun ama onlar için çalışman da gerekir ne yazık ki! Yok. Bize hiç uğramasın. Doluyuz. Eleman aramıyoruz denilsin. Mutlaka bir şey ölecekse, zaten corona ölsün.


Bir Dilek Tut Da

Şimdi bütün düşünürler sustuğunda mı, bütün iş yerleri kapatıldığında mı, bütün insanlık utanç içinde kıvranıp çare ararken mi yoksa geleceğin robotluğunda mı... bilmiyorum ama mikrofonu kapatıp evine gittin mi, sen sağ ben salim, o da herkese bir şey anlatacakmış. Yani kim? Bana bunu her sorduğunda ben 'Ufacık Peygamber' neydi o kitabını adı, hiç okudunuz mu, derim...

Yani sesi duyulacak mı sandık? Yani yüzü görünmeyince mi anladık? Yani biz sana ne yaptık da yazdınız?

Yani bir şey demese, şirketi şimdiden size sattık farz et!

Bazen de bir şey derken, sadece gidip bir hikaye kitabı almak gibi.
yani bana mı bir şey diyecekmiş

Evet.
Bana...
Yani; demek ki benim susmamı gerektiren bir durummuş gibi... ama konu zaten ne ki, herkes için önemsiz, sizin için bir şey ifade ediyor, iki nota kadar basit değil, dünya şu şarkı gibi olsa, bir şey demiş.

Bu durumda önemsizim, herkes için, herkes ne derse, iki nota gibi laflar, şarkı kadar etmiş mi -diyenlere rol kaptırma.
Sonra da tekrar tekrar sor; şarkıcı olmadığımı!!!

Olsun. Bana da bu şarkıyla anlatmış.
Biz gıkımızı çıkarabildik mi?

Ama durdurun bence de. Kadın cinayetlerini de durdurun.
O herkese dediği lafı bana da etmiş mi? Ben ölmüşüm demektir zaten.

Buna da hayır denildiği olmuş... anladım, dünyadaki rolü oymuş.

ve de hikaye okumaya devam etmiş! Olamaz mı? Olabilmeli de...
Bütün masalları ben okuyamam ne de olsa.

Ama biz şimdi masal mı anlatıyoruz? Hayır. Tamam anladım. Bir laf da yerini bulmuş da...
Yeter ki bana mesleğimi sor da, tek bir şarkı söz sorma da nedir? Simit mi lazım yoksa habire de şarkıyı okumuş hepimize?
Bir yandan da öyle, demek de ne demek?

Aşı bulununca.
Bilemiyorum.
Düşünebiliyor musunuz herkese tek tek bunu sorduğunu? Hayır. Bana sormuş da!
En kırılgan noktası da; tencere kapak... de diye.
Sen olsan yalvarmaz mısın?
ben mi?


Yalvarırım.



Onu işte neye demiş; kitaba mı, notaya mı? Kim? Onlar.

Sokak Şairi

Çok şükür. Artık: ben okudum, gel de emanetini al... o ne ya, buna da mı hayır -denilenleri bilmiyorum.
Şu şurada ne ki? Ben öyle biri miyim?
Hayır.
Ben ne meleğim. Ne de kurban.
Anladım. Kaç gündür sağa dönüp uyumuyorum.
O konu böyle olsa; yeryüzünde gidilmeyesi tek bir yer bilmiyorum. Ve birine gitmemem lazım.
O konu öyle olsa; anladığım ve anlamadığım her şey tek bir güne sığdırılmış ve özgür hissetmem gerek.
O konu olsun ama... o kadar güzel de olsun ki üstü örtüldükçe biz de burada aynı lafın altında boğulmayalım.
O konu ne ki, şimdi bana öyle olsun!
O konu: şimdi bence böyle olsun!
Yani bu burada yalan mı? Değil. Ama biraz da açıklayıcı olsun!
Bu konu: yani okumayalım mı? Öyle olsun.

Gel de emaneti al, dediler.


Biraz sessiz olsun.



Evet ama papağan, sizce nasıl olsun?

Üstüme atsın pisliği, uçsun gitsin... o hangi kuş?

Büütün kitaplar bunu yazsın. Fakat gerçekten de bir hedefi olsun.

Ciddiyeti olsun.

Biraz da cilveli mi olsun? Aman başımıza yıkılmasın da, bir evi olsun!


Bi Düşüneyim

Bu yani, en kötü ihtimalle dört kişi olsa, bunlar iki çift olsa, bu çiftler neden bahsettiğini bilemiyor olsa, biri için sadece birinin masum olması gerekir ki, masumiyet ve anlayışlılık doğsun. Sürekli suçluları anlatanlarla ne yapmak istiyorsunuz bilmiyorum ama ölmemek de ne demek bilmiyorum. Oysa yani, bunu gerçekten bilemediğim bir dünyadan, bunu gerçekten yaşadıktan sonra göçüp gideceğim... belki yeterli bir ipucu değildir ama sanıldığı kadar yaygara koparıldığında ortaya çıkan bir açıklama değil. Siz nereden buldunuz o açıklamaları, belki de o öyledir. Onu da bilemeyeceğim... Sonuçta zerre kadar anlasa ben ona da razıyım denilen birini değil de sizin kendinizin adınızı sayıklayan birini affederken insan yabancılaşınca belki biraz da korkuyor. Neden? Yani şimdi o dörtlüden biri bana: ne çifti, ben o konudan anlamam, anlasaydım ilk karşındaki adamı suçlardım dediğinde, ortada konu kalmıyor. Ya da her dakika salak numarası yapmak ne kadar anlamlı bir hayat tarzını yansıtacak? Ben de gene merak ediyorum. Bir paranoyak sürekli herkese -sen dün ne halt ettin, derse beklediği cevabı vermek istemeyen insanlara nazaran soluğu daha kötü bir yerde alabilir. Beni ilgilendirmez. Ayrıca zaten bütün bunları duymuş biri neden hiç çaba harcamadan karşısındakini suçlu düşürmek istesin. O da ayrı konu. Hem korkup, hem de üstümüze atlamayın diyenler bayağı ve basit feminist afişleri, kitap satanlar ise entelektüel feminist flamaları. Siz hangisini aramıştınız? Şimdi yani bağdaş kurup otursa iyi mi olur? Hayır. Hepsini afişe sığdıramamış:)



SON

Sıraselviler


Evde oturmuş kitap okumak isteyen ya da kitap okuyamamaktan yakınarak ya da o hikaye de o kadar dert değil de, nasıl olacak iş güç, diyerek, bir sonraki an ne olacağını pek de düşünmeyen bir kız vardı. Çok nadiren ödevlerini bile yapıp yapmadığını düşünürdü. Hemen hemen hiçbir şey düşünmezdi ve de hayatı hiç de muhteşem ya da vasat bulmazdı. Sürekli evinde olduğuna şükreder ve arkadaşları dürtmediği sürece de evden çıkmazdı. Arkadaşları aradıkça o bilmediği anların içinde neler neler olduğunu, düşünecek ne çok şey olduğunu öğrendi sanki ama bunu da anlamadı. Bilmiyordu sadece. Bilmediği şeyler arasında sürekli arayıp sorduğu bir dost dışında hiçbir şey yoktu artık. Onlar kendisini suçladılar ya da çok sevdiler. Onlar derken neden bahsettiğini bile bilmiyordu. Öyküler böyle mi yazılıyordu? Arkadaşlıklar böyle mi kuruluyordu? Böyle mi eziliyorduk hep beraber suçluluğun altında? Öyle mi oluyordu şimdi aklına gelen her insana? Sanata olan bu düşkünlüğü de neydi? Yaşadığı ülkede çalışmak şöyle dursun, işten eve dönene kadar başına gelmedik kalmasın diye ne yapması gerekiyordu? Bu da neydi şimdi, bilinç mi? Herkesin suçladığı kişiler arasına katıldığında onlara barbunya satamamaktan korkmuyor muydu? Ne zamandan beri 'iyi ben de bir gün beşte çayı demlerim' diyemiyordu da, 'bugünü sevdiğin biriyle geçirdin farz et' denildiğinde sevdiği herkesi yitiriyordu, bir olasılık dahilinde de olsa. Şimdi ne olur? Bana hiç acımazlar mı? Benim bir bardak çaya mı ihtiyacım var? Şimdi ben kendimi suçlayamayan biri miyim? Şimdi yani kendi kaderimden mi taştım? Sizin sayfanıza ay ışığı diye mi vurdum? Şimdi yani sıkıntıdan ölür müyüm? Şimdi çaresiz miyim? Her güne perişanım diye mi yazılırım? Şimdi onlar birbirlerini suçlasalar, yerine bir bardak çay bile koyamaz mıyım, üzeri örtülü ciddiyetimin soyut saklanışının karşısına? Şimdi yaşlanıp cam kenarına oturursam, elimde sigara, camın önünden geçenler efkarlandırır da sizi, benim tek bir damla göz yaşımı göremezsin. Şimdi ne bileyim ben kimin davetinin çayını içtim de davet etmedim, taktım evet, bunu beş kez yazdım! Şimdi ne anlar onlar, hayatta mı? Şimdi kopup gitmek yasallaştı da dünyanın en çirkin olayları mı onları ele aldı? Şimdi herkes az da olsa üzülemez miydi? Şimdi kalbimin içi de mi safsatayla doldu? Artık gözlerim kirli mi? Şimdi duysam haberini aklım alır mı? Zerre kadar aklı olan bulunur mu? O da yokmuş. Onlar herkesti, biz hiçbir şey. O zaman herkese yazılmış kitapları yorumlamanın, şarkıları sevmenin de önemini anladım ama şu mail kutusundan ne farkım vardı? Tamam işte, evde bulunsun! Sadi bey için Semra hanımın söylediği bir şey gibi... sussun. Şuraya aynı başlığı koyamasan aklındakiyle, ölecek gibi olursun ama yazık ki daha da aşağılıksın, dedi, içimden bir ses. Şu giden insanlar var ya, onlar dünyalı bile değil, yine de kitaplarda görünsün.



SON


Evdeki çorbayı özlemeyi unutalım. Kırdaki çiçekleri koklamayı hep sevelim. Mahkemeler üzerinden yazışıp, muhakemeler için başka kitaplar araştıralım. Bir küçük roman yazdık diye herkes bize mesleğimiz sorsun. Fakir kesime reklam yapıp bakkalı kendimiz açalım. Bütün bunlara aşk denilirse, kıyamet gibi faturayı zor bela sakladığımız çekmecelerden taşıyor diye çöpe atalım. O kadar kitabı kim okur diyerek, kitapçılara bir daha göz atalım. Bunu kendimize saklayalım çünkü herkes bunları diyor. Biz ne diyelim peki?

''Domates soslu çıtır burger' ilk kez mi duydunuz ; yok zaten öyle bir şey. Ben şimdi uydurdum. Akşama ne haşlayalım? ''

Olabilir. Bir bütün kitap savaşı anlatır da, bir gün evde gazete okuyan insan okuduğu gazeteyi anlatamaz mı sanki? Anlatabilmeli. Lütfen yani bir şeyi de kuralına göre yapalım, yazalım.



Şimdi yani reklamcı olmasam ne olur, merak ettim doğrusu. Reklamcı olsam, gene bunu, insanlar sessizliği, güveni özlediler. Sakin bir pazar günü hayattan kopmadan yaşamak için biraz da gözlerini açsınlar. Gibi anlatırdım belki. Bilmiyorum. Belki aynen böyle anlatırdım. Gerçekten bilmiyorum. O nedenle.



Yani mesela zaten reklamcıyım. O nedenle... komik oluyor:) Çalışmamak... Normalde kimse bilmez, devletin ceza yaptırımı uygulama gibi bir tanımı olduğu için çalıştığını. Ama hepimiz Atamızın izindeyiz. Hakkımızda. Gerçi peşindeyiz... korkmayalım.



Selamlar.

G.

İç Hesaplaşma

Çok Özel Öğüt: Maç!

Bir stadyum dolusu insan 's.ki olmasa kötü değildi' dedi. S.ki şirket demekti. Ben de kitap okumuştum. O sözlük dünyada bir yerde vardı. Sanatçılar işte böyle deli manyak tiplerdi. Top yuvarlak, nereye giderse, de kolaysa. Tamam. Bu da kabul olmazdı. Saçlarını ördün derim yoksa, iyi biriyim derim, sen de yutarsın. Tamamdır. Seninki. Sabır neye lazımdı ya. İçimden sadece sevgi ve huzur geçirsem, hayır yani, sabır neden? Bir paket patlamış mısır aşırı cazip gelmediğinde de düşünecek bir şeyler olmalı. Kedi kusunca tamam dedim, benim yüzümden. Ama bu çocuk futbolcu olacak. Evet, çalıştık biz. Çok fazla kuralı yok galiba oyunun ama bak onu ne açıdan demiş... kader olsa bir kalıp sabun gibi, elini yıka erit bitir diye. Değil o yüzden de, kitap. Anladım ama onu nasıl diyeceksin şimdi? Yağmurlu gün ve stad. Stand. Bunlar bana tanıdık geldi. Anladılar ki hayat bu, razı olmak lazım, diyecek bir şey yok. Fazla inanmadığım yanı ise maçı kazanan taraf. Biz şimdi golü yiyen. O şekilde zor tabii. Sen bir oku istersen. Her bir organını tek tek affedecektik. Kibirlendi onlar. Yok yok, onlar hak etti. Kısırlaştıralım, dedim. Zor senin ananı bacını bulman. Düşme küfre. O öbür kitap. Benim yanımdaydı bütün aile.

Bu kitap ise, ben ofsyt nedir bilmediğimden maç izlemeyi bıraktım. Anlayamıyorum. Gerçi çok da dert değil, takımın ofsaytını renklerini tutuyoruz. Stadyum hariç bulması çok zor olmayan bir iyilik televizyonu açmak. Spor mu yapıyormuş. Evet, yürüyüşe çıktığımda bütün ailesini görmüştüm, merhabamız var sayılacak bir yerdeydim artık. O gün bayram değil miydi? Demek ki maç yoktu. Sağlıklı beslenmek gibi bir nasihat. Yener. Kazanır. Alır. Götürür. Gol olduysa zaten yapacak ne var? Karşı takımın oyuncularına laf edebildik mi? Hayır. İyi biri olmasına rağmen siyah beyaz. Hatırladım ya, babam evde yalnızdı kaderim yazılırken. Bence hepsi gebersin! Tamam anladım, kitapmış. Bombayı koymuşlar, çaycıyı soruyorlar. Dalga efekti bu mu? Evet. Kim aldı o ayıyı eve. Üstünde pembe var diye herkes ölürken yaşıyor diye milletin sevgilisini vuran. Hayır. Bildiğin it! Anladım. Kedim öldü. O şekilde zormuş. Kayahan ölmüş. Spastik köyü olmasın da... hayır. Mezara kadar neye diyorsunuz, g.tümün playstation'ı. Anladın, uçmuş, gökte. Ama adam küfür etmiyordu. Bu it sürüsü bir de kedim ve ben. Öyle olursa ben öldürecekmişim. Böyle bir kitap değilmiş ki... küfürlü kitabı bitirdim. Sen daha sarhoş rolü yap ki, yaşayan, senin adına yaşayan tek canlıyı gebertsinler.

Şimdi okuduğum normal insan. Bana özel bir dersmiş. Öyle maçta ölemeyene ib.e mi diyorlarmış artık? Hayır.
Ben ingiliz antolojisinden terk, beat kuşağı antolojisi aldım. Gene anlamadılar iyi mi? Hani şu çeneni kapat diyeni, neyse, boksa yazılırsın. Onu da maçta mı öğrendin? Hayvan! Yok be, konserde.
Efendim, kediler de, selamlaşırken koklarmış hafif, gidermiş... internette görmüş. Bu açıdan, sanmam ki size insan desin. O artık mezarcıyı ararken gidemediğim film. Yani ay dünyada sadece bir kişi evleniyormuş, o da senmişsin. Çünkü etliye sütsüze karışmazmış fazla. Ya da herkesin bir bildiği varmış. Senin de. İyi ya işte aynen öyle, internette. Bir dünya insan... ölsün mü? Hayır. Zerre kadar aklı var mıymış? Zerre. Var. Her dediğimi anlıyor hayvan. Bizi rahat bırakın... gökyüzü senin neyine. O harfleri buluyormuş televizyonda. Bu dersi de alabildik mi? Atmış imzayı, falan...

Tavuk Mu Yumurtadan

Sen de aynı kitabı yazdın. Ben de göremiyorum bir kitap ki yok ortada. Ben de okusam aynı seni okurum. Zaten ne demiş olabilir ki... zaten onun kitabı, şimdi ne değişti. Madem okumadın, şimdi en okunmamışından. Zaten anlamadım gene de kitap. Kimin yani, biz sana dedik ama öyle. Oradan direk boruya aktarılmıyor mu bu laflar! Neden şarkı olmasın ki hem de edebiyat. Sesi güzel mi ne bilsin ki, falaka, dayak. Ben pek tutmadım yani, şöyle bir uzaktan baktım da, ya sen görünüyorsun ya da başka bir yasak. O şekilde nereye gidebiliriz yani, gidelim o zaman, al bir tabak. Kasabada ilan edilirken mi sadece okunuyor. Hayır ne gerek var ortada durmasına! Belki kitap değil de armut ya da batak oynayanların evindeki olay ne oldu, bak sor da bak. Anlamıyorsun yani bu kadar zamanı neye harcadığını öyle mi? Uzun zamandır ortada bak sen beni anlayamadın gene, farz et ki ben okumadım, sen okumana bak. Dünyada niye görünüyor? Hiç var mı yani burada ki. O var mı ya, joker mi bu! Biraz yorduk seni ama değerdi bak. Anladım, o gün biz neye gülmüştük. Okuruz bir şey... At kafadan, gene ben zaman kaybı olurum senin için, olmadı zaten okumana bak. CenCeh -parolayı söyle. Geç! Kutsal mıymış? Bilmiyorum. Bir sorarım. Bunun aynısını sakıza yaz. Kitap deme, sakız de. Farları yak. Ne yani biz inanmıyor muyuz ki sanki? Hoşçakal. Durum sakat. Anladım sakatat!







Kitabın Sonu

O adam ise, aklında ben olsam, şok mu geçirir? Evet. Sanat bütünken, sanat topluma dair bir açıklayıcılığa sahipken, sanat söz konusuyken, sanat önceden adına tedbir alınacak bir şeyken, sanat kendi kontrolü dışında talimatlar verirken, sanat tesadüflerden sorulup sonu belli bir çıkış yoluyken, sanat sadece kendi adını andığında, sanat nedeniyle çaresiz kaldığında, tüm insanlığa sanat denildiğinde, sanatçının adı kendinden sorulduğunda, herkes sanatçı kılığında bir dert edindiğinde, sanat diliyle konuşulduğunda, sanatın yeri insanın kendi zihninden taştığında ve sanat için sanat denildiğinde sanattan felsefeye kaydığında, sanat sanat olmaktan çıktığında... şok geçirir. Bütün bunların dünyada olması adına ortaya çıkan sorunların aynı kılıfa giydirilip insan yerine sanat denildiğini artık çok iyi bilse bile, kendisine aşağılayıcı bir şakaya gülmesi emredilse bile, yeterince küçümsemek için bile, dönüp bir de bana bakması gerekecek gibidir.



Şurada kendi sayfasının kendisine ait olmadığını bilen biri var mı ki, bana onun sayfası sorulsun dediğinde, dünyada yeni bir çağ başladığını bilse, hiç sevinmez. Şirketi kapatır belki ama bu düşünceyi 'yok eder'. O nedenle beni bulsun diye hakkımda uydurduğunuz karakterler kitaplarda geçince fazla övünmemek yetmeyecektir. Ayağınız denk alın diyecek kişi asla ben olmayacağım. Ne haliniz varsa görün... Evet. Bazen yok olur ama kesinlikle yok eder.



Bana sorarsanız, herkes otursun kendi evinde, kitap okusun. Bu durumda eline tek bir kitap geçmediyse, sanma ki ben sana kitap verebilirim.


Lanet Değmiş Üstüne

Çok güzel bir hikaye. Bir gün böyle de açıklanır tabii... o ortada duran, yerde gökte okunanı şarkı sanmışlar. Sahibi yok muymuş gene de, oyun sanmışlar. O senin de yanında, yanına beni koymuşlar. İpe koymadık ya diye okuttukları şarkıyı burnumdan getirmişler. Bu konu da bu değil mi, kıyameti koparmışlar. Nerede onlar, bak yok onlar şimdi... şimdi sadece kitap denildiğinde aklına kitap geldiği için, eve geç gelip içki içeni mi yok! Gidip onu bulmuşlar. Olur mu canım o adam da yok. O da yok. Bu arada konu ne şiir yazanı. Şiir yazarken şarkıya en kötü günü soranı. Tam sorarken kıyameti koparanı. Kıyameti koparırken gazeteyi açanı. Gazeteyi açarken umut dolup iş bulanı. İş bulmuşken hazır, aynı hatayı yaparak peşindeki deliyi affedeni. Dost edinme, edinme, tamam... olur mu bak, hiç bilmeden olanı! Olanlar olmuş. Hoş gör sen denir mi hiç? Delirdiniz mi siz? Affetmek nedir ki -herkesi affettim ben, yolunuz açık olsun, hoş gör sen. Evet ama iş bulanı? İnek nerede? Dağa kaçtı. Başkanın değindiği.



Oluyor mu o dizi film?



Gene idam tartışılıyor.


Dışarıda Kimse Var Mı?

Ayıbı, kusuru örtermiş. Tuvalette, demişler. İdrarını sormuşlar. O hangi şarkı, diye... Şu adamın canı yok mu? Elbette o da insan. Şimdi bu mahcubiyetle, iş yerini duydunuz mu, ilk tuvalet temizleyen reklamcılar hep gazetelerde. Bana çok komik gelmedi diye, başına bir şey gelmiş olmasın, tuvalettedir, diye sakinleştirenler, elimden tutmuş da, yanıma dost koymamış derken, ne demek istiyorsunuz? O ne, sözlük yiyen mi? O ne ki, bunlar normal mi? Herkese mi olur bu kadarı? Herkes mi sorar şimdi bizi? Elbise diye giydiğimi, aynı günlüğe yazmışlar. Bu şekilde fakat, buradaki günlüğü bile tutmuyor. Sen ne diyorsun ya! Buna can mı dayanır? Hayır demek yetmiyor. De ama... hayır da de! Şimdi bunları ne diye anlatmışlar, madem bizimle paylaşmışlar, demek ki adamı paylaşmışlar. O durumda ADAMI! Anladım, hep kaynaşmışlar. Bu da yani sargı bezi soranı, tam o sırada bu da tuvalete şarkı yazanı, bu da yani tam o sırada kalbi hafif hissederken tam da sorduğunu bulanı, bu da yani yalnızlıktan terk, elinde kalem bile yokken yazanı, bu da yani neden yok değil de sadece yok diniliyor, bu da yani bilmem kim, bu da yani aynı gün konuşulmuş 3500 sayfa arasında da, bir ben yokum ortalıkta, bu da yani anlıyor da, ne alaka whatzz ubbb ı, evet öyle bir araç da, yok hayır ben yazmıyorum pek, anladım ingilizcesi batasıca, boş ver ya ne uğraşacaksın diye en sevmediğim insana göz kırpıp, size laf atasıca. Böyle de ama ATASI. Yani atalardan bir atası. Anladık sorun yok mu? Bir de yüzük takasıca. Bir daha bana fal bakmaz mı? Yok be her gün bakmış mı? Anlıyorum hepsini de, siz kimi aramıştınız, diyeyim mi? yazsınlar bakalım filmi. Bugün herkes barışmış mı? Şimdilik bana kitap okutup, size kemik atıyor demeyelim de ne olsun? Hiç yani ne olsun. Sanki bunu yazdırmış da, beni bilgisayar sanıyor. Hepsi kitabına uygunsa, beni de öylece sunuyor! Ben hiç ezan sesi duydum mu?



Biz ne diyeceğiz: kimse yok mu?

SON

Allah'a mı ibadet edelim -evet



Allah'a ibadet edelim mi diyelim

Sadece

Şeytana ibadet etmeyelim derken

Sadece

İbadet de mi etmeyelim

Sadece

Edelim mi diyelim

Etmediğimiz de olur mu

Çok işler doğurur mu



Biz şimdi: Allah korusun.

Her Yardım Bir Umut

Biz aslında inanıyorduk ölümden sonrasına
Biz aslında o nedenle okuyacaktık
Biz aslında dünyayı ciddiye almamak için
Ciddiye alacaktık inancımızı
Biz aslında umutla yol alacaktık
Ve bir adım attık
O da nesi
Doğru değil miydi cennet
Neden bu adamlar üstümüze yürüyecek
Neden acaba fakirin istediği yardımı etmek
Asla sonuç vermeyecek
Başladılar bize kızmaya
Sen üzülmüş olabilirsin
Benim çocuğum hasta gözüm kör
Bu acıyla nasıl beklersin ayağa kalkmamı
İnsan zayıf yaratılmış diye
Kendini bir halt sanma dediler
Bir de sonra
O zaman çok fazla utanmamıştım gerçi
Piyanoooomu kapattım
Ve başka bir kariyer düşünmeye başladım
Bunu anlayamayan birine ömür boyu dert anlatmaktansa
Kendimi eve kapatıp kitapların arasına gömüldüm
Beni anlayan kitaplar
Neyse ki onlar da oradaymış
Biz hala buradayız ama
Her gün aşure de pişirsek
Ardından bir oyun diye dünyaya göz atıp
Sonra bana bir tekme atan yok artık
Sadece televizyondalar


Mutluyuz

Yoksa yani demiştim ki

O kadarını anlamayn

Beni vurabilir de

Mantığa Bak Ha

Ben üç lira verip dersi kırdığım gün
Yoldaki muhtaç adama
Anladım kimi sevdiğimi
O kadarcık iyilik yetti bana
Sen bunu otuz yıl bana sorup
Tek bir dakika bile anlamadınsa eğer
Yeterince kötü bir yatırım yapmışsın
Kusura bakma
O yardımım senin baktığın açıdan bir fayda sağlamadıysa
Sen bu faydayı (ki sana sağlanmamış) gene de yaşamak sandıysan
Şimdi alkış tuttuğun yerde zar zor ayakta kalmış birine
Ne gibi bir umut bağlamış olabilirsin ki
Biz hepsine aile diyelim
Bağırıp durma salak gibi
Bütün dünya böyle dönüyorsa
Zaten dönebilmiş olması gerekirdi
Geçmişe bakıp alacağın dersler
Benim kendi belimi doğrultmamdan ibaretse eğer
Sana ne vermiş olabilirim ki
Şimdi geri isteyecekler bizden
Yok senin tuzun kuru
Aynı numarayı yapıyorsun
Üstüne apartman dairesi çıkıp
Hangisi kafama yıkılmadı
Onu bile göremiyorsun artık
Bizi aptal yerine de koyamazsınız
Yerimizden de edemezsiniz
Cehalet bilmediğin yerde tek bir arkadaşın varken başlamış
Hiç insan olmayan yerde bitmiş
Bize ne anlatıyormuşsunuz meğer
Anladım ama
Henüz kendine bile aynı muameleyi yapamamak da nedir
Hiç
Bitmiş


Ne farkınız var cehennemden

Bunu da bize diyormuşsunuz

İyi

Ben de işkenceye karşıyım ama ölmedim

Anlamıyor musunuz


Başladığı Gibi: O!

Başladığı gibi bitmiş yazı

Ben bu kadarını

Olduğum kadarını anlamıyorum

Bu olduğum kadarı

O anlıyor diyor

(Tam o an biri silah çekmezse)

Ben de onu anlıyorum

Bunu da kabul ediyorum

O o kadarını da anlıyor

Onun anladığı o kadarını anlayamayışıma anlayış gösteriyor

Ama gerçi ölmek istiyorum

Öyle bir şey söz konusu değil

O konu öyle olsa

Adamı vurdunuz

O o kadarını anlamıyor

Gene vurdunuz

Nerede kalmış

O da o kadarını anlıyor

Gene beni vurdunuz

Nereniz dünyalı sizin

Siz derken yani

Diyelim ki beni vurdunuz

Sizin hangi evren



Sahi Nerede O?

Aşı kimliğin var mı
Simit gerçi Çin'den geliyor gibi
Cebimizi yakıyor zavallı ihtiyaçlar
Evden kovmak için kendini camadan atıyor
Kimler kaç gol attı
Senden beteri hiç var mı
Sen üzülmeyi bilmez misin
Sen hiç dayak da mı yemedin
Senin en güzel günün dünden beri
Sanki başın cennete erdi mi
Gökyüzünde sakal bıyık
Önüne bak kabadayılık
Gözler kayık
Sen bize hiç değer vermedin
Ağaç desen ağaç
Kitap desen kitap
Ne yaptın sanki
Başın göğe erdi mi
Bu ne mutluluk
Senin de sonun kötü
Bu mu yani insanlık
Ya seni çok sever de
Beni unutmak bilmezse
İnanmıyorum
Gene mi kalbi kırık
Kırık bak böyle de kırık
Gene evi var
Arabası var
Sen nesin sanki
Anladık gelirsen hiç aklına
Biz de çeker giderdik
Nerde sende o zeka
Bunlara bir son ver kolaysa
Yok be elinde içki kola
Seninki de orada
Ses ticareti yapıyor
Bana hitap etti doğrusu
Silahını bile sakla
Al sana bir x


Ha ha hah ha

Müziği kapatmış ama

Nefretini kusuyor

Mesleğini seçemedik de

Sular mı kesik evde

Size çay getirdik de

Allah'ın sopası yok

Kapıda yılan varmış

Mümkünse kronolojik sırayla

Kim ama bak şok geçirme

Türkçesi yoksa

Şiir De Sayılmaz

Sakın olup da bir gün gelip de o ağaçtan yediğinin de ilim ve kaderden olduğunu unutma, aç kitabı oku, şeytandır zannetme.

Elinin altındaki kitabı bırakıp da, dünyaya indi Adem diye güneş açacak sanma.

Sen gene de onu bul tabii.

Mutlaka bulursun, merak etme.

Ancak çocuk ne yapsın, kardeşini öldürürse eğer, olsun annemler de orada diyerek dünyada kalacak.

Onu da sonra düşünürsün.

Anladım.

Size de Allah kolaylık versin.



GERÇEK DE

Ve de odada oturuyorum

Balkona çıktım

Balkon kapısı üstüme kilitlenmiş

Kimse de kapatmadı kapıyı

Zaten arada tel var

İn midir

Cin midir

Bak şu Allah'ın işine



SİZ KİM OLUYORSUNUZ? İNSAN MI? HAYIR.



Yani ben doğarken bir kaza atlattım.

Herkeste bir dert, bir bela vardı.

En belalısı benim bebeğimi boğdu.



Şu yüzden; öyle mi? Şu yüzden!!!



O konun böyle olsa, dikenli tel mi diyeceksin sinekliğe diye o ayılar serbest mi bırakılıyor! Bu şimdi film mi olacak sandınız. İşte bu da: hayır.



Diziler Filmler

Yani bebek doğduğu an

Nasıl biliyorsa babası

O şekilde yaşayacak

Bu yaşıma 20 mi diyecek

Ben gözlüklerle mi doğdum

Yani ben yaşlanıp da gidince

Nasıl geçeceksem sınavdan

Bunu da öyle mi soracak

Bilemediğinden

Bebekken ben yanıma bebeğimi mi koyacak

Yani adam beni bulsa tanısa

Yani adamı bulana benim hangi hikayem uyacak

Filme o sahneyi 'ben' diye mi koyacak

Ne şekilde yanlış anlaşılması mümkün

İnsan bu duruma nasıl karşı koyacak

Yani aklını işletsen bile

Artık bir kitap var diyorsun

Kitap öyle zaten

Ben kitap mıyım

Kim kitap

Ona anne mi diyecek

Lütfen bunlar olmasın artık

Bizi yardımsız bırakma. Bizden gücünü esirgeme. Ruh eşimizle uygun bulduğun şekilde bizi birleştir. Bizi layık görmediğin tekliflerle asla buluşturma. Bunun için ibadet etmemize yardım et.

Biz çok yara aldık



Mi?

Bir seven
Bir sevilen
Hep mi bunlar
Hiç bilmeden
Evde film izleyişimi filme alıp
Filmle ilgisiz olmama neden olan
Ama şimdi
Evet
O artık öyle
Ama sen gene de mi alakaya çay demle
Yani ben gerçekten de sıkıldım
Toz bezi temizlemiyor
Süpürgeler çekmiyor
Sular kesik akmıyor
Gücüne güç kat deniyor
Şu en azından filmmiş
Ama adam öyle mi
Kitabın içini dışını bize
Masal diye yazdırıp
Film diye oynatır mı
O ne ki bu kadarı herkese olsun
Zararın bir yerinden dönsen
Kardasın
Artık duymak istemiyorum
İyi adam oynasın
Kötü kadın doymasın
Kim verdi sizin elinize sazı
Hele bir hikayeme uymasın
Ama
Okusun kitabı ama
Elindekini yazmasın
Yazsın bir şarkı ama
Sonunda hiç çalmasın
Şükür nedir bilmek şart
Ama buralara koymasın
Zalimlerden olursun
Zalim desin vurmasın
Ben kimden yanayım


Bilmesin

Hiç mi işe yaramasın

Buradasın

Korkarım yanımdasın

Gene de mi çalışsın

Yorgunsun

Bunalımdasın

Gece Gündüz Demeden

Orada

O

Bilir

Burada

Bir merhaba

Dahası da

Rüya

Okuyacak

Oynayacak olursanız

On ikinci gece

Bence Aralık bile değil

Ya da Cuma

Sadece yaş günümde eğlence

Evet ama bunlar oluyor denilince

İnsan ya izler ya da oynar

O konu gene de aynı oyunda

Ayrıca ne oluyor

Hiçbir şey

Asla hiçbir şey deme

Bilmediğim bölümse

Şayet soracak olursan

Kim olduğu değil

Ne olduğu

Cahilliğime ver

Bu da değil mi

Bu da bir bilmece

Boş ver zaten çok saçma

Şimdiye ne olduğunu bilmeli

Uzun uzun anlatabilmeliydim ya

İşte bu konu gene de öyle

Sır tutacak olursan

Zaten bilmediğim yerde

Bilmediğim bir hece

Hiç de kötü değil

Zaman kaybı sadece



Oyun Piyes Olsa Da

Masummuşum hayallerimde
Masummuşum
Masummuşum yüzüne kezzap atılan kadın kadar
Masummuşum üstünde bir bilinmeyen herkes gibi
Masummuşum
Ayrıca bir de ben masummuşum
Masum değiliz derken tüm şarkılar
Okurken masum
Yazarken masum
Severken masum
Ve de inanırken
Anlarken ve yorumlarken
masummuşum çalışırken
Masummuşum 'yok artık' derken
Masummuşum bence
Sence de masum mu Olivio Marquateresmua
Ya da masumiyet bu mu

Benim böyle değil ki
O edep bende olsa
Zaten o kutsal bakirenin yerinde olmazdım
İyi bu da yani ne edebi
bana kalmazdı edebi demek bile

Şimdi bunlar benim fikirlerim değil mi
Hırsız ben miydim peki
Ya kulaklarım
Duyduğumdan emin miyim
Neyse ne çıkar beklemez miyim
O konu sanki bana hiç mi öyle olmadı
Nereden belli benim masumiyetim
Ayrıca o kadar çok okumak şart değil
Bu sadece bir şiir
Sen bana mail atsam masum musun
Bence sorun yokmuş
Böyle biri icabet ettiği her davetten sonra
Kendisi de evde bir şarkı dinlemiş
Edep mi
Ben o kelimeyi bile ilk kez duydum ki
Oldukça anlamlı geliyor kulağa


Tam o sırada sarı marı darı tarı çünkü

O da klasiklerden bir oyun

Bu da masum ya yine de

Yüzde kaçı masum diye sormaya gerek yokmuş

O yüzden de ben yazmışım

Oynamak ise şart değil

Oysa ki o oyun ya yine de normalde

O nedenle de 12. gece

Ne yapsaymış yani

TV porgramına katılıp

Belki de azar mı işitseymiş


Yanlış Yollar Sapa

Benim zikrimden yüz çevirmeyin demiş
Şarkı zikir değil ki
Sadece adını anmış
Üstelik de korkunç bir tartışmanın ortasında
Onun adını anmış
Ya Alla diyor film
Ben diyor yabancılar
Biz de dedik
Ama tartışma ülkemizde oldu
Kimin hastasıydı o
Kimin acı kaybı
Onu da bu şarkıya soracak değildi ya
Gene de ne sordu dedik yani
Ayrıca sustu her bir şarkı
Sanki zikir olmazsa her bela bizi bulurdu
Ki öyle de konu
Ama zikir onun zikriydi
Onun adının
Onun
Şarkı da onun
Ama o konu öyle olsa
Şarkı da onun adını diyor
Sonra susuyor
Sanki şarkı başka dünyaya ait
Ama zikir gerekiyor
Bu durumda aklına getirmen yetiyor
Çünkü onun dışında akla gelenleri
İnsanın aklı almıyor
Gene de alla beni pulla beni
Simle beni boya beni
Olmuyor
Onun aklıma getirdikleri
Ve ben
Başka kimse olmuyor
Normalde neler olmaz ki dersen
Onu bile diyememiş binlerce insan
Yollara dökülüyor
Orası onun yeri mi lütfen
Orada mı yazılmış film
Yeni yeni şarkılar türese de
Sessizlik şart olduğunda
Ne soracaksın
Kimse bilmiyor
Sorup duruyorlar
Ben olsam ne yapardım
Eve dönerdim
E bu mu şimdi ama o konu
Süt nasıl taşmasın
Filmmiş


Hiç uğraşamam ha

Sevgilisi kimmiş

Kimmiş

Gözümdeki Çöp

Bu şimdi;
Tam üzerinde oku yazan kitabı okuyacaksın
Odaya annen geliyor
Ben ama savaşa karşıyım
Beğenmedim diyor
Oku diyen gene iyi
Mekanı cennet olsun
Bütün zihnim
'anne baba boşanmayın'
şarkısı çalmaya başlıyor
Yerime oturuyorum


Zihnimde bir adam

Evet o

İyi mi yani şimdi
Yoo
Daha ilkokulu yeni bitirdi mi ne
O ama
Zaten annesi babası boşanmış
Bunu televizyonda mı söyleyecekmiş
Sahne kararıyor
O an arkadaşımın küfreden sesi susuyor
Uykuya dalıp
On yıl kadar azar işitiyorum
Sen o gün okumadın
Gene de öyle konuymuş
Başka kitap okuyorum
Ne alakam varmış
Varmış işte oku
Dört roman bitiyor


Hiç mi ders almamışım

Annem ne demiş ki: ben okudum

Şimdi sorsan anımsamaz ha

Gerçek mi bu

Hayır

Bu mu ama gözümdeki çöp gene

Hayır

İyi ki okudum demiş derken

Kimlere müzik yapamadık ki

O da ilahileri de okumuştum derken

Neyse aman

Hayırlısı olsun

Ne yapalım

Tartışma bu mu ama

Hayır

ben de savaşa karşıyım



Bu Açı Mı Bu?

Yani liseden beri tanıdığım arkadaşlarımla
Liseden sonra musallat olan üç günlük insanlarla
Üniversitede evi barkı olmayan ipsiz sapsız tiplerle
Her lafı yamuk anlayıp bana edebiyat diye kendini satanlarla
Hiç görüşmemiş gibi olmak için ne yapalım
ne yapayım ben de
7 yıl oldu bak yok kimse
Kaç kere görüşmüşüm ki yani
Bunlar gitmek bilmez
Bildiğin beddua alıyorum böyle
Sürekli ama
Derdimiz bile bir değil bizim
Bu şekilde ne diyeceğim ben
Ölene kadar da yalnızım
O zaman
Bağladığın her umut ne
Sonsuz muydu
var benim annem babam
Asla da görüşmemiş gibi olalım
Bu şekilde oluyorsa
Bu şekilde olsun dedim
Şimdi siz misiniz ki
hayır
Dinleyin hocalarınızı
Ben biraz tuhafımdır
Hırsımı bilmek istemezsin
Dedim
Demişimdir o an
Gerekirse gene derim
İşte artık bu böyle


Ben öyle değil miydim ki

Sen benim anamsın mı diyeceğim: öyle!

Bakarım efendim ben

Göğe de bakarım öyle

Paradoks

Kaderi yöneten güç

Elindeki tüm konu

Ama şarkılar da öyle mi yönetiliyormuş

Evet diyorum

Sus diyorlar

Bana eşim deme

Okusaydın

Bak çıldırdı insanlar

Okumadık diye

Zaten aman şarkı öyle

Ses bizim bizim

Sen de kimsin

Asıl biz seni davet ettik müzikli yere

Kalk da taburene bak

Şarkı oku

Haydi söyle

Hıyar neyine yetmedi

Hayır diyorum

Yönetilmiyormuş demek

Tamam diyor

Sen de bizdensin

Gerçekten ses etme