Senaryolar

DİZİ -ÖYKÜSÜ (TAMAMI)
Okunma: 39
Hep de Böy - Mesaj Gönder


SEVGİ DURAĞINDA ŞAKALAŞMALAR
 
KARAKTERLER

Şeyma: Şeyma bir evin bir kızı. Ufak tefek pişmanlıkları haricinde mutlu bir hayatı var. Kendi iç dünyası ile ailesi ile olan muhabbetlerini dengelemekte zorlanıyor. Arkadaşlarıyla hiçbir ilgisi yok, onlara zorla katlanıyor. İşe girmek istemediği halde karambole getirip onun işe girmesine vesile olan, sanattan anlamadıkları, sevmedikleri halde sürekli barlarda gezmek isteyen ve de şımarık arkadaşlarından başka kimsesi yok. Sadece büyük umutları bir de aşık olduğu çocuk var. Uzaktan aşık olduğu bu sanatçı ruhlu adam işsiz güçsüz gezen biri ama arada bir Şeyma’nın çalıştığı iş yerine uğruyor. Şeyma iş yerindekilerle iyi arkadaş ama iş dışında hiç görüşmüyorlar. Patronu çok ciddi bir iş adamı ama ton ton bir görünümü var. Şeyma sporu, piyano çalmayı, resim yapmayı çok sevse de bunlara hiç vakit ayıramamaktan yakınıyor. İşleri Şeyma’ya emanet ettiklerinde herkesin içi rahat çünkü başarı onun için anlık bir mesele. İş yerindeki her konunun sorunsuz yürümesini sağlıyor. Şeyma güler yüzlü, renkli gözlü, uzun boylu, hafif göbeği dışında vücudunda bir fazlalık yok, hafif yanık teni ona çok yakışıyor ama giyimine hiç önem vermiyor. Sürekli kitap okumak için yeni bir kitaba başlayıp yarıda bırakıyor. Bazı kötü şakalara gülmek şöyle dursun çok sinirleniyor. Şeyma gerçekten de ılımlı ve uyumlu yapısını kaybettiğinde hiç çekilmez biri oluyor. Elindeki örgüsü de yarım kalmış bir atkı fakat hiçbir şeyini atmıyor. Anılarına inanılmaz sadık. Polislerle arası çok iyi ve de polise bildirdiği olayların sayısı hiç de az değil. Ayrıca hemen hiç espri yapmadığı için fazla gülmüyor ama çok ağlıyor... Şeyma bütün bu iletişim bozukluğunu sürekli gittiği bir psikoloğa anlatıyor. Polis Şeyma’ya yardımlarında dolayı bir hediye vermek istiyor ve onun için bir yemek düzenliyorlar. Aşık olduğu çocuk olan İsmail de o yemeğin çıkışında kendisiyle konuşmak için kapıda bekliyor. Şeyma “bula bula bugünü mü buldun” deyince küsüyorlar ve barışmaları çok uzun zaman alıyor. Şeyma her zaman istediği küçük kardeş özlemini her ay ziyaret ettiği bir hayır kurumundaki çocuklarla gideriyor. Bu şekilde çok sıradan görünen hayatı ne yazık ki başı hiç beladan kurtulmadığı için fazlasıyla hareketli geçiyor.

Ayşe: Şeyma’nın annesi Şeyma’ya her konuda destek oluyor. Sadece hemen her konuya olur, peki, evet, dediği için aslında Şeyma’nın doğruyu bulması adına özgür olduğunu söylemek isterken bazen çelişkili durumlar ortaya çıkıyor. Şeyma annesine “neden gitmeme izin verdin” dediğinde sorunlar büyüyor. Ayşe çok sorunlu bir çocukluk geçirmiş... çocukluk travmalarını bir türlü atlatamıyor. Ayşe de psikolog ve meslek arkadaşıyla Şeyma’nın durumunu tartışıyorlar. Ayşe çok olumlu bir insan ve gerçekten de hiçbir şeyden korkusu yok, en küçük bir batıl inancı bile yok. Kültürlü bir kadın olduğu için hayatının büyük bir bölümünü kitaplarıyla geçiriyor. Ayşe’nin bütün derdi kocası Mustafa ile alakalı. Şeyma’nın sorunlarını küçümsüyor. Kaliteden anlayan Ayşe Şeyma’yı çoğu zaman cehaletinden dolayı alaya alıyor. Kendisinin bildiği şeyleri bilmemesinden dolayı kızına acıyan gözlerle bakıp hayattan çok kopuk olduğunu söylediği zamanlar haricinde bir eleştirisi yok.

Mustafa: Ayşe’nin kocası ve de Şeyma’nın babası rolünde. Dizide var ile yok arası bir yerde duran bu adamın hayatında en önem verdiği şey işi ve de evleriyle araba koleksiyonu. Arabalarını her gün yıkattığı çalışanı işten ayrılınca bile arabalarını her gün kendisi temizliyor. Bu tarz takıntıları olan bir adam. Şeyma’nın mutlu olduğunu farz ediyor ve de olayların (hatta polisiye olayların bile) peşine hiç düşmüyor. Aklını vermeden dinlediği kızı kendisini üzmesin de ne olursa olsun. Tam vaktinde evde olsun istediğinde kendisine yalan söylenmesinden hiç hoşlanmadığı halde uyuya kalıyor ve kızının eve kaçta geldiğini aslında takip etmiyor. Bazı şeyleri bir kere söylemiş olmanın yeterli olduğunu düşünerek, her konuyu hızla kapatan bir yapısı var.







İş Yeri

Şeyma’nın Sekreteri: Bölüm sekreteri.

Şeyma’nın Metin Yazarı: Reklam Filmleri yazıyor.

Şeyma’nın Sanat Yönetmeni: Reklam filmleri yapıyor.

Şeyma'nın Patronu

Şeyma’nın Müşterileri

VS. VS:

Arkadaşları

Ayşe: Ukala bir kız.

Ufuk: Çok kaba bir adam.

Emin: Çok tembel biri.

Neslihan: Çok şımarık bir kız.

Nazım: Çok zayıf karakterli.

Kadir: Çok yüzsüz biri.

Emine: Çok terbiyesiz bir kız.

Sevda: Çok geveze.

Umut: Çok zevzek.

İsmail: İsmail Şeyma’nın hayal dünyasında yaşıyor ve sık sık sorunlar yaşamasına sebebiyet veriyor. Gerçek hayatta olduğundan çok daha yalın haliyle İsmail’in polis arkadaşlarıyla çıktığı her yolculuğun bir kabusla devam edişinin hayal mi yoksa gerçek mi olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. İsmail çok iyi giyimli, sessiz sakin bir yapıya sahip ve de herkes tarafından çok seviliyor çünkü en kötü olayların baş kahramanı olarak o curcunada sevilebilecek tek kişi olduğu hissi veriyor. Şeyma ise onunla hem arkadaş hem de sevgili gibi hissettiği bu olayların içinde bir Superman yarattığının hiç farkında değil. Sırf arkadaşları gibi kötü biri olduğunu sanmasın diye İsmail’e olan hislerini gizli tutuyor. Ismail olayları titizlikle incelerken sanat yaşamını sergilemek dışında bir şey yapmamış olduğu hissi vermeye çalışarak Şeyma’dan sürekli kaçıyor. İsmail’in Şeyma’nın ailesiyle yakınlaşmasının daha doğru göründüğünü anlıyoruz ama olaylar buna bir türlü izin vermiyor. Şeyma’nın arkadaşları olduğunu bilmediği kişilerin sürekli polisle başlarının belaya girmesini anlayamıyoruz. Hayal bu ya, İsmail olaylar çözülürken polise eşlik ediyor ama gerçek hayatta bütün sorunu Şeyma çözmek zorunda kalıyor. Hemen her tuzağa düşen Şeyma’nın arkadaşları aslında kendileri başkasını tuzağa düşürdü sanmak istediklerinden güvenilmezler. Birbirlerini hiç sevmeyen bu insanlar Şeyma'ya yapışmışlar.

Polis Bedri: Çok çalışkan, işini seven ve akıllı bir polis memuru. Karakterlerin kim olduğu hiç önemli değil, o sadece olayları çözüyor. Bütün yaşananların gerçek olduğu hissi veriyor. Polis Bedri diğer polislerle değil de, Şeyma ve de İsmail ile takılıyor ve de aynı apartmanda yaşadıkları için bu mantıksız görünmüyor. Polis Bedri evli fakat karısı başka bir şehirde yaşıyor. Olayların ya iyi ya da kötü olduğu bilinciyle yaşayan bu polis memuru için her şey mantık çerçevesinde yürümeli.

Ayşe: Ukala bir kız -

Şeyma evleniyor. Belki dizinin ilk karesi ve bir düğün var. O kadar mutlu ki, kendisini gelinliklerle hayal ettiği gün sevdiği çocuk onu görür görmez evlenme teklif etmiş ve hiç vakit kaybetmeden bunun olmasının ne sakıncası olabilir ki diye bir an duraklıyorlar ve kendilerinden emin olduklarına karar veriyorlar. Zaten sanatla yaşayan İsmail ile sanat hayatını paylaşmak zor olmayacaktır. Şeyma bu hayalden ayıldığında Ayşe ona "Şeyma sana birini ayarlayalım" demektedir:

- Şeyma sana birini bulalım yani erkek! Senin bu kadar yalnız kalman sana hiç yaramıyor ve de hem bak sen yalnızlıktan sıkıldığını anlamazsın alışıverirsin karışmam, sonra demedi deme. Senin neşeli, güler yüzlü ve de seni çok seven birine ihtiyacın var. Seni kimse benden daha fazla sevemez tabii, o da ayrı konu ama benim eve dün biri geldi ve de seni çok sevmesi bir yana seni el üstünde tutacak biri, ben de ona dedim ki, Şeyma tam sana göre, o da dedi ki, bana göre olması yetmez bir görmem lazım, ben de dedim ki, neden olmasın... bir sorarım dedim ama sen onu oldu bil yani yoksa açıkta kalırsın Şeyma'cım. Bu olmaz beğenmedim deme hem çünkü sen naz yapmanın zorluk çıkardığını falan bilmezsin, ben biliyorum, sen anlamazsın...

Şeyma hafif kendşne gelir gibi olur, hafif bir tebessüm eder.

Yok ya, ne diyorsun sen, ne birini ayarlaması... rüyanda mı gördün ki?

Derken odaya Şeyma’nın metin yazarı gelir:

Kast seçimi için hazırız Şeyma Hanım. Uygun görürseniz geçelim...

Şeyma topralanır:

Ayşe’cim kusura bakma lütfen. İşlerim çok yoğun, aklımda sadece şu sunum var ve de tam konsantre olamadım söylediklerine ama lütfen sen beni kafana takma olur mu?

Ayşe konuşmayı sürdürür:

Ay neyini anlamadın Şeyda. Çocuk mu kandırıyorsun sen? Anlaşılmayacak ne var bunda? Gayet açık konuştum ben... Sen anlamazdan gelip bana yalan söylüyorsun. Sen yalancısın Şeyda. Ben senin içini dışını biliyorum. Sen şakaya alıyorsun her söylediğimi. Sadece hayatta senin işin var değil mi? Benim işim yok mu sanki? Ben sanki boş boş gezip hiçbir şeyden anlamıyor muyum? Hem ne kadar kabasın sen! Senin kafanı kıracak biri lazım Şeyda. Sen dua et ben sana şefkatli arkadaşımı layık buldum. Sen ne anlarsın. Ben sana mektup yazayım da onu oku ona bakarsan... belki aklın alır. Ay yok yok. Aşk sarhoşu oldun sen de ondan belki... o kadar sarhoş olma demedim mi ben sana? Ha hahaaah ha haaayyyt. Çok komiksin valla. Dur dur tamam. Sen şimdi işin çok çok acilse çık tabii.

Şeyma bir şey söylemeden odadan çıkar. Şeyma’nın koşar adımlarla merdivenlerden indiğini görürüz. Merdivenlerde bir dolu yabancı insan vardır ve de hepsi de oyuncu olmak için sıraya girmişler. Onların en sevdiği çöreği aldığı kafenin önünde durduğunu gören Şeyda çörek almaktan vaz geçer. Merdivenleri inmeye devam eder. Şeyda cast’tan birini tanıdığını fark eder, onunla selamlaşır. Gördüğü çocukluk arkadaşı Ufuk’tur.

Ufuk: Çok kaba bir adam.





Şeyma: Ufuk merhaba. Nasılsın? Epeydir hiç görüşmedik seninle. Oyuncu seçimi için mi geldin. Ne şans. Ben de burada çalışıyorum.

Ufuk: Ben buna görüşmek mi derim Şeyma. Baksana şu kalabalığa... çıkışta görseydim seni keşke. Kalabalıktan gözlerini tam seçemiyorum. Gözlerine bakayım yerinde duruyor mu?

Şeyma el sallar... gülümseyerek uzaklaşır oradan çaktırmadan.

Şeyma odaya girer, metin yazarına bakarak konuşur:

Ne kaba adamlar var ya. Oyunculuk seçimine gelmiş daha merhaba demekten aciz. Olamaz böyle bir şey!

Metin yazarı bunları gerçekten de duymaz. Şeyma’yı ikinci reklamın çekilmesi için hala ikna etmeye çalışmaktadır. İkinci reklam filmi için bütçe ayırmamış olan müşteriyi ikna etmesi için Şeyma’ya dert yanar ve başka bir derdi de yoktur:

Şeyma Hanım bu filmi elediniz ama şu anda bu bütçeyle çekimlere dahil edilmemesi büyük saçmalık oluyor. Bence gerçekten de çekilmesi lazım. En azından seneye oynatırız. Bu adamlar yeni kampanya da yapmazlar şimdi. Film de bir seneden fazla gitmez. Bunu dönüşümlü oynatmayacaksak neden bu versiyonu seçtiniz.

Şeyma:

Bunu konuşmak için çok geç çünkü artık toplantıda son onayları aldık ve de müşteriler karar değişikliklerinden hiç hoşlanmazlar. Bu filme zor ikna oldular ve de bundan da vaz geçmelerini istemeyiz. Stadyum versiyonunun harika olacağını biliyorsunuz. Neden şimdi olmayacak gibi hissettiniz ki yani ev versiyonu olmasa da olur. Lütfen işimize konsantre olalım. Hem ev versiyonu baştan beri çok uzun bulundu. Biz kırpamadık biliyorsun. O kadar istiyorsan o gün kısacık kırpacaktın filmi, o anlamı da verebilirsen tabii, veremezsen de kırpamazsın sen de haklısın ama...

Metin Yazarı:

Kırpamazdık çünkü belki de ama aslında ben o gün toplam yirmi beş film yazdım. Sadece ikisi seçilip size sunuldu ve siz de bunu elemiştiniz yani ev versiyonunu. O kadar yoğunuz ki Şeyma Hanım, sandığınız gibi değil.

Şeyma'ya mail gelir. Mail Ayşe’den...

Şeyma kendi kendisine söylenir: Ayşe gerçekten de çok işim var, seninle ilgilenemeyeceğim.

Şeyma her iş yerinden çıktığında İsmail’i görüyor. Sonra olaylar karışınca her gece başlarına bir bela geldiğinde onu fark edemiyor ama aslında her gece İsmail ile dolaylı yoldan karşılaşmış da oluyorlar, bunun farkında değil. Bu bölüme sonra geleceğiz. Şeyma’nın annesi ve babası evdeler... Şeyma’nın yemeğe gelip gelmeyeceğini merak etmişler. Şeyma çok çalışacağını söyleyecek. Aslında işkolik görünümü veriyor ama geceleri neler olduğunu kimse bilmiyor. Şeyma iş çıkışında Emin ve Neslihan’a iş bulmak için onların evine gidecek. Emin çok tembel biri, Neslihan da çok şımarık.




Birden iş yerindeki odaya yüzlerce sıraya girmiş oyuncu doluşuyor. Oda çok büyük bir toplantı salonuna açıldığından onları da görebiliyoruz. Oyuncular arasında Ufuk yok. Ufuk bir arkadaşına not yazıp Şeyma’ya vermesini istemiş. Çocuk utana sıkıla “Şeyma abla bu notu Ufuk Bey size yolladı, kendisinin gitmesi gerekti, daha fazla bekleyemedi” diyor. Ufuk’un yazdığı notu okumuyor Şeyma, bir kenara atıyor ama notta şunlar yazılı -Şeyma, sanırım isminiz buydu, bugün karşılaşmak çok saçmaydı, bana bir çay bile söylemeyen bir tanıdığım olduğunu bilmiyordum, çok ayıp ettiniz bence, bunun bir telafisi olur umarım. Hem ben beklemeyi de hiç sevmem. Öptüm. Selamlar. Hoşça kal.


Odanın içindeki binlerce kişiyle konuşmak için mikrofonu alan Şeyma: Sizleri teker teker bu küçük odaya çağıracağız. Küçük bir anketimiz var, lütfen onu da doldurun.

Emin ve Neslihan çok sakin bir şekilde evlerinde oturuyorlar. Akşama misafir gelecek ve bir damla yiyecek yok, gelirken bir şeyler getirse bari modundalar.

Neslihan: Emin şu kumandayı uzatsana bi bana.

Emin: Nereye kadar uzatayım... ha ha ha. Ne uzatayım yani, anlamadım. Ya hem kalk kendin al.

Neslihan: Emin bugün seni pişirip yiyelim bence. Markete gitmedik, en azından markete değilse de gezmeye gidemez miydik. Ben böyle bütün gün evde oturamam. Benim geniş bir çevrem var.

Emin: Çapı kaç? Ha ha ha...

Neslihan: Konuşmaya bile üşendiğin için mi böyle saçma espriler yapıyorsun.

Derken Neslihan’ın takma tırnağı yere düşer. Neslihan kıyameti koparır. Bir yedeği olmasına rağmen onu çok güzel boyadığı için onu geri istemektedir.

Emin: Ben yerimden bile kalkmadığım için ne gördüm ne de süpürdüm. Yerdedir. İyi bak...

Neslihan: O tırnak için şu anda bin dolar veririm sana. Lütfen bul, n’olur Emin. Beğenmedin mi yoksa ya. O benim en sevdiğim tırnağım. O tırnak dolusu güler yüzüm de kayboldu şimdi biliyor musun? Zaten dün beni çağırmadınız ve çok bozuldum, anlıyor musun, çok!

Emin: Dün mü? Dün neydi ki ya? Günlerden neydi mesela ya da ne yaptık biz?

Neslihan: Bak gördün mü beni çağırmayınca neler oluyormuş. Bak bak! Sen daha öyle aval aval bak yüzüme. Sırf beni çağırmadığınız için bunlar... küçücük bir tırnağın lafı mı olur, ben şimdi bulurum, diyemedin bile.

Emin: Ha, düüüünn!!! Dün, bak telefonumda duruyor, beni Ufuk’un bir arkadaşı aradı. Ufuk çekime mi gitmiş nedir... o da bana gelecekmiş, Ufuk vermiş numaramı. O geldi.

Neslihan: Kimmiş? Aşık mı oldun yoksa? Kız mı gelen?

Emin: Ya oturdu oturdu, sonra uyudu şuralarda, sonra da maçı izledim ben. O da bozuldu galiba. Kal dedim, kalmadı da. Kim aşık ya?

Neslihan: Peki Şeyma’ya aşık mısın? Bence sen bu ara bir psikoloğa görün.

Emin: Git kendin görün be! Herkes öyle yapıyor.

Neslihan: Kim yapıyor? Şeyma. Sen kesin Şeyma’ya aşıksın.





Neslihan tam o an tırnağını bulur ve kapı çalar. Emin kapıyı açar. Gelen İsmail’dir.

Şeyma bu arada iş yerinde inanılmaz derecede yoğun bir çalışmanın sonunda anketleri toplamış, odasına dönüyor. Odasında çiçekler var. Bir oyuncu çiçek almış, onu da odaya bırakmışlar. Şeyma’nın başı döner, hafif baygınlık geçirecek gibi olur, sonra hemen ağzına bir şeker atar ve kan şekeri yükselir. Sürekli kan şekeri düşen Şeyma’nın psikolojik sorunlarının temelinde hayal dünyası var sanılmaktadır. Odaya gelen çayın yanındaki kesme şekeri çiğner ve kendine gelir. Çok sıkılmış gibi bir hali vardır. Terliyor ve de elindeki dosyayı bırakmıyor.

Tekrar İsmail’in geldiği evi görüyoruz. Emin, Neslihan ve İsmail çok sıkı dostlukları olduğundan değil ama samimiyetten hemen konuşmaya başlarlar.

İsmail: Emin. Nesli. Size bir şey söyleyeceğim. Bu akşam ne yapıyorsunuz siz? Benim araba yokuşta kaldı. İttirerek bir sokağa zor çektik. Ben de koşarak buraya geldim. Çok sağlam bir plan yapalım. Bir, ben eve nasıl döneceğim. İki, arabayı oradan nasıl alabiliriz?

Emin: Nesli sen evde kal. Biz çıkıp gelelim. Şeyma gelecek biliyorsun. Kapıyı açarsın sen.

Nesli: Olur, der.

Şeyma’nın kim olduğunu falan sormaz İsmail. İkisi Eminle birlikte çıkarlar ve yolda yaralı bir çocuk görürler. Çocuk kanlar içinde sokakta koşmaktadır. Ona ne olduğunu sorarlar. Çocuk emaneti almam lazım, babam beni öldürür, der. Emanet dediği de taksinin anahtarı ve de dedesinden kalma bir anahtarlık. Altın anahtarlığa geçirmişler, onu arkadaşına vermiş, anahtarı da öbür arabadaki bir çantada unutmuş.

İsmail: Ya senin durumun bizden daha kötü desene. Biz sana nasıl yardımcı olabiliriz?

Çocuk: Yardım mı? Hiçbir şekilde.

Emin: Bence seni bir doktora götürelim yani. Kanlar içindesin. Anahtarını git kendin bul sonra. Zaten bizim de işimiz var. Biz de benim arabayı almaya gidiyoruz.

Çocuk: O kanama... ben kendim yaptım. Elimi taşa vurdum vurdum, kanadı.

Emin: Çok kanıyor ama ne yapalım?

İsmail: Doktoru arayalım mı, buraya gelsinler. Ya da eczaneden bir bandaj alalım.

Emin: Sakız ister misin? Sakız falan çiğne, elini taşa vurma.

Polis Bedri olay yerinden on kişiyi silahla kovalarken geçer. Olayın ortasında kendilerini bulan üçü ise nereye saklanacaklarını şaşırmışlardır artık. Polis Bedri kaçanlardan birini yakalamış, diğerlerine de ateş etmektedir. Çiçekçinin önünde gelişen olaylar karşısında şaşkına dönen İsmail:

N’oluyor ya. Suç mahallesine mi çektim ben arabamı. Şu hale bak, der.

Çiçeğin içinde çocuğun aradığı dedesinden kalma altın anahtarlık çıkar. Çiçek Emin’in adına Şeyma’ya gitmektedir. Polis Bedri ise İsmail’e:

Dur! Kıpırdama. Seni eve ben bırakırım.


Şeyma Ufuk’un yazdığı notu toplantı odasında unuttuğunun farkında bile değildir. Odadan çıkarken sadece işle ilgili kağıtları almıştır. Ayşe, Nazım ve Kadir’in arkadaşıdır aynı zamanda. Nazım çok zayıf karakterli, Kadir de yüzsüz biridir. Kadir’i Şeyma’ya ayarlayıp, Nazım ile kendisi sevgili olmak istemektedir. Ayşe’nin duymazdan geldiği ve de duymadığı bütün planlar kendisini sevmediği birine kakalamaktan ibarettir ama o bunu ciddiye almamaktadır.

Şeyma iş çıkışında yürürken İsmail’i görür. Bir dükkanın içinde İsmail’in de olduğu küçük bir resim sergisi var ve de kapının önünde gitar çalıyor bu adam. Serginin en güzel yanı sergiyi gezmektir, diye düşünen Ayşe ne yazık ki kaldırımın karşı tarafına geçip oradan eve gider. İkisi de birbirlerinin orada olduğunu fark etmişlerdir ama birbirlerine bakmamaktadırlar.

İsmail’in önüne bir galeri sahibi gelir ve onunla konuşmaya başlar birden:

Sende büyük bir kabiliyet görüyorum. Acaba tam olarak nerede yaptın bu resimleri.

İsmail resimlerden sadece birinin kendisine ait olduğunu ve de serginin de kendisine ait olmadığını söyler. Galeri sahibi ısrar eder:

Ben bu resmi çocuğumun odasına asarım. Bana kim satacak bunu şimdi?

İsmail galerisine değil de çocuğunun odasına resim alacak bu adama yabancıdır.

Şeyma Emin’in evine gittiğinde orada Neslihan’ın da olduğunu görür ve de boynuna atlar Neslihan’ın:

Canım. İyi ki sen de buradasın...

Neslihan: Neden? Beni çok mu özledin ya da çok mu seviyorsun? Muah muck muck! Ben de seni hayatım.

Şeyma: Bugün buraya nasıl geldim ben de bilmiyorum. O kadar yoğundu ki işler... şuracık da uyuyakalırsam beni uyandırın lütfen. Oyuncular falan filan. Ama seçtik birini.

Neslihan hiç ilgilenmez. Aklında sadece Emin acaba Şeyma’ya mı aşık, bu vardır.

Neslihan: Seni buraya atan rüzgarlar benim kulağıma bir şeyler fısıldadı Şeyma. Hı hı haa ha.

Neslihan’ın kikirdeme huyu var. Her cümlesinden sonra kikirdiyor.

Neslihan: Atan rüzgarlar sert esiyordu, ben kaçırmışım.

Gerçekten de günlerden ne olduğunu tam on beş dakika tartışırlar.

Sen Salı gelmeyecek miydin? Bugün Perşembe.

Ben Perşembe diyetteydim hatta Emin ile yemeğe çıkarsınız sanmıştım.

Cuma zaten oyuncular gelmez, hepsinin çekimleri falan oluyor. Mümkün değil bugünün Salı olması.

Salı sen işe gittin mi?

Gittim. Ben her gün işe gidiyorum.

Salı sen işe gittiysen buraya işten gelmedin o zaman. İş yerinde uyudun falan öyle olsa.

Bugün Salı diyorum. İş yerinde de uyumadım. Eve gidip üstümü değiştim.

Yanlışın var Şeyma. Bugün Salı. Geçen gün aradığında da Cuma’ydı.

Emin araya karışır:

Ne yiyelim?









Emini duymazlar bile ve hararetle devam ederler konuşmaya.

Çarşamba’yı sel aldı. Yarın Çarşamba ve telefonum da bozuk değil. Bak burada Çarşamba yazıyor. Bugün için de Salı yazılı. Bugün Salıııııı...

A a, yarının tarihini de mi yazıyor telefonun.

Evet. Ben öyle ayarladım.

Emin:

E, iyi yarın yeriz o zaman. Ne yiyelim ya?

Neslihan gene kikirder ve sevgi dolu gözlerle Şeyma’ya bakar. Tam o sırada kapı çalar ve de Emin’in o gün kanlar içinde bulduğu çocuk kapıdadır.

Çocuk: Abi ben bugün burada uyuyabilir miyim acaba?

Emin: Uyu abicim. Kim tutar seni.

Çocuğun elinde dedesinden kalma altın araba anahtarlığı vardır.

Çocuk: Bunu bulduk ya, başka bir şey istemem artık.

Emin: gerçekten altın mı, altın suyuna mı batmış bu?

Çocuk: Altın abi. Dedem bir yerde işe giriyor. Ona maaş veremiyor ama kuyumcu abi bu anahtarlığı yapıp dedeme hediye ediyor günün birinde.

Şeyma: Biz buna çok benzeyen bir reklam filmi yapmıştık. Asıl altında kalbinizdeki iyiliktir. Nasıl?

Emin: Üff Şeyma, sürekli iş düşünüyorsun.

Şeyma: A ah, buraya çalışmak için gelmedik mi biz?

Ayşe: Bu akşam size geleceğim diyerek iki yıl boyunca Şeyma'nın başının etini yer.
Emin: Her gece Şeyma'yı evine çağırır.
Ufuk: Şeyma'nın gittiği her yerde tanıdıkları vardır ama Şeyma'yı hiç tanımıyormuş da o an yakalamış gibi yapmaktadır.
Neslihan: Şeyma'yı kendisi için ev tutmaya ikna eder.
Nazım: Şeyma'yı Ayşe vasıtasıyla taciz eder.
Kadir: Şeyma'yı tanımasa da olur gibi davranır.
Emine: Şeyma'ya çok çirkin şeyler anlatmak için lüks lokantalara çağırır ama kendisine bunlar normal gelir.
Sevda: Hiç susmadan konuşur ve 7 yıl Şeyma'nın evinde kalır.
Umut: Şeyma'ya çıkma teklif edip vaz geçer ve bunun Şeyma'nın suçu olduğunu iddia eder.

İsmail: Kendi evinde kalıyor ve de polisle birlikte çok zorlu olayların üstesinden geliyor.

Şeyma: İşkolikler gibi sürekli işten bahsediyor ve arkadaşlarını duymazdan gelmeye çalışıyorsa da onları kırmamak için ne söyleseler "peki" diyor ya da "boş ver" der gibi susuyor.

Şeyma'nın annesi: Kızım senin evin yok mu?

Şeyma'nın annesi bunu kime söylemiştir!

Birlikte çıktıkları bir tatilde dört kez kaza geçiren bir çiftin ölümden dönmelerine ve tatil yerine varmalarına şahit oluyoruz. Çift tatil boyunca birbirlerine olan saygılarını yitirmiş olduklarını ortaya koyuyor ve biraz da araları düzelsin diye fazladan çaba harcıyorlar. O kadar neşeli bir çift olduğumuzu bilmiyorduk, insan bazı şeyleri kaybedince anlıyor modundalar. Bir yandan da o kadar kazayı atlatmış olmanın getirdiği bir huzur var. Biz her şeyi atlatırız, derler. Bu sahneden şunu anlıyoruz -Şeyma İsmail'i rüyasında bile görse kötü bir olay olmaktadır oysa İsmail Şeyma'nın rüyalarında evlenmiş mutlu biridir. Hayat uzaktan göründüğü kadar pembe olmayabilir, bazen olayları birlikte atlatmanın değeri de bir değer görebilir. Bugüne kadar pembe rüyalar gören Şeyma'nın hayal dünyası tersine dönmüştür ama İsmail'i uzaktan gördüğü kadarıyla evli mi değil mi bilememektedir. Onun tek istediği gerçek aşkı bulduğunda arkadaşlarının ayartmalarıyla yanlışa sapmamış olmaktır. Onların kendisine uygun gördüğü kişileri ve ilişki şekillerini o kendisine uygun görmemektedir. Şeyma gerçekten de o gün kaza geçirir. Paranoya ile platonik aşk arasındaki bu serüvende neler olur? Hayatını sadece işe giderek geçirmekten yana şikayet etmeyen Şeyma'nın asıl derdi nedir? Reklam ajansında çalışmasının bu olanlarda payı nedir? İşle aşkı bu kadar birbirine karıştıracak kadar zayıf biri midir? Şeyma hayatında yaşadığı psikolojik zorluklara rağmen ayakta durabilişini hayallerindeki ilişkiye bile taşıyamamaktadır. İş yerinde yıllar sonra gördüğü biri tesadüfen arkadaşı olabiliyor da, yıllardır hayalini kurduğu adam nasıl olamıyor gibi çelişkilere düşmemesine rağmen, farklı çelişkilerle bu hayal dünyası ve onun baskı altında kalışı çelişkili durumlar ortaya çıkarır. Şeyma her defasında polisin imdadına yetiştiği olaylar sırasında İsmail'in de hayatta zorluklar yaşadığını bilmemektedir. Bir defasında İsmail evden çıkar ve karda kayarak düşmeye başlar. O an orada polis olmasa belki duramayacaktır.
Yine de tatile gitmişlerdir. Orada yemekteki çekişmeleri... arabadan inişleri, odayı beğenmemeleri gibi detayları görürüz ama anlaşamayan iki kişi dışında bir fikir vermez. Yine de Şeyma'ya göre İsmail tanıdığı herkesten daha masum biridir.


Binlerce yıldır İsmail'i tanıdığını anlayan Şeyma, geçmişteki anılarını görmeye çalışır ama ilkel kabilelerin rüyasına girmesinde, İsmail'i kaybetmekten rahatsızdır. Hani İsmail rüyalarının erkeğiydi. Hani arkadaşlarının kendisine ayarladığı kişileri kendisine uygun bulmuyordu! Hani kendi evinde misafir gibi hissetmekten bıkmıştı artık. İki bin yıllık bir savaşı 10.000 yıllık bir savaşçıyla vermesi bekleniyordu artık. Bu hayallerinden rahatsız olup psikoloğa gider ama İsmail'in rüyalarında olmasını normal karşılamaktaydı önceden. Onun evlenmesi ise ayrı bir hikayedir. Sadece duymuştur evlendiğini ama gördüğü İsmail'in evlilikle bir ilgisi yoktur, o sanat evi işletmektedir. Sanat çalışmalarının yargılanması karşısında sakin kalmaya çalışan biri var ve hiç de sakin bir adam değil. Şeyma rüyalarından uyandığında İsmail'in normal bir insan olduğunu gördüğünde hiç merhabaları bile olmamasına rağmen mutludur. Sadece ilkel insan hayallerinin dayanılmaz noktaya gelmiş olmasından dolayı huzursuzdur. Arkadaşları kendisini sanat eserleri yargılanan bir adama münasip görüp yine kendisini kızdırırlar. İrade ve azim söz konusu olduğunda artık Şeyma'dan kararlısı yok gibidir. İş yerinde her sorunu kolaylıkla halleder. Şeyma'nın arkadaşları bu durumu kafaya takmamaktadır. Ne de olsa onlar yeniden doğmaya inanmamaktadır. Şeyma şimdi de bebek olarak doğmuş, İsmail'in suya bırakılan beşiğiyle aynı nehirde yüzmektedir beşiğinde. İki beşik birden sularda yüzerken Şeyma uyanır! İsmail Şeyma'ya yan gözle bakar ve sanat evine davet etmekten vaz geçer. Bunun haddini aşmak olacağını zanneder. Resimlerinde yaşattığı aşkı Şeyma'yla paylaşamamıştır ve gene onun hayal mi gerçek mi olduğunu anlayamayız.   



Hep de Böy



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6675
2 Firari Fırtına 4679
3 Mustafa Ermişcan 4174
4 Hasan Tabak 3828
5 Nermin Gömleksizoğlu 3435
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3376
7 Uğur Kesim 3249
8 Sibel Kaya 3141
9 Enes Evci 2823
10 Eyyup Akmetin 2648

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:5061 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com