Senaryolar

Şeyma'nın Karakteri 1
Okunma: 56
Hep de Böy - Mesaj Gönder


Öyle biriyim ki, hayat elimden kayıp giderken bile, süperkıyak burger menüsü düşünürüm. Çok açsam açlığın tadını hiç biliyor muyum diye! Aynı şey. Belki bir sürat motorum olsaydı daha cool, daha sakin biri olurdum ama bunu herkes için söyleyemem. Kurnaz sanılmamın karakterimle bir ilgisi var mı bilmiyorum, o nedenle karakterimi size kendi adıyla açacağım. Adı Şeyma. Hayatta bir iz bırakmış olmanın tadını çıkarıyor şu anda. Şu anda onun adının anlamını bilmeyen ben, izler hakkında yazmaktan memnunum, cennet koşullu kafamda.

Şeyma harika bir arkadaş ama harika bir yol arkadaşı değil. Onunla belirlenmiş sınırlı zamanları iyi değerlendirmek isterseniz, mesela iyi bir yemek yemek ya da bir filme gülmek, bu hiç de zor olmaz. Onunla film yapmak isterseniz karşınıza bin sayfalık bir çalışma listesi çıkardığında siz filmi bitirmiş olabilirsiniz. Şeyma'nın akıllı bir kız olduğunu anlamanın tek şartı onu kendisi olduğu için sevmektir. Onu olduğu gibi kabul eden herkes için Şeyma sadece çalışan ve çok çalışan olmak üzere ikiye ayrılmış biri. Oysa küçücük bir sırrı var. Hayatta yapmak istediği şeyleri bir gün yapabilecek mi yoksa hayat onu alıp götürdüğü yerde sürekli olarak yoracak mı? Koşulsuz güvenin tanımını anlamaya çalışıyor. felsefeye dair bir tarafı olsa da, felsefe yapmak için değil. Sadece hayata en güvendiği an yerinde duruyor mu diye merak ettiğinden. Mesela resim yaparken aldığı ilham, resim yapmayı planlarken de yerinde duruyor mu, diye. Şeyma'nın sanat yanını anlayan bir kişi bile yok denilebilir. Kendisini duyan olmazsa, duyulamayacağından endişe ediyor. Bu endişeyle de sanatsal yollar almaktan ya da tepmekten korkuyor. Çekingen olduğu tek konunun içindeki tek ışığa duyduğu aşk da cabası. Kelimeler sıraya girseydi Şeyma'yı tanımlamak için, bunun ilk kelimesi "standart" olurdu. Herkesin standartları farklıdır ve Şeyma sadece kendi standartlarının farkında. Oysa büyük bir güç daha var ki, o bu dünyada değil ama herkesin standartlarını biliyor. Onun sevdiği tek bir şey var, o da "inanç". Şeyma buna da özetleyerek "sanat" demek istemiyor. Şeyma'nın yalnızlık anlayışında bazı çelişkiler var, o gerçekten de yalnızlık çekiyor. Kalabalıkların içindeki olaylara kendisini kaptırmış görünmesinin tek nedeni içinde beslediği umudun ansızın karşısına çıkıverecek oluşu. Ayrıca çok sakin karşıladığı bir konu var ki, o da psikolojik bozukluklar. İnsan hasta olduğunu bilirse daha az hata yapar, diye düşünüyor. Hayatta en sevdiği şeylere değer verememiş olma fobisi var. Değersizlik kaygısı ise hayatın içinde karşısına çıkmakta. En azından bu kadarı net dediğim konu, gördüğünüz gibi çok da karmaşık.

Şeyma ile ilk tanıştığımızda okulu yeni bitirmiş. Büyük bir boşluk var hayatında. ne yapacağından emin olduğu kadar emin adımlar atmasına izin vermeyen bir hayattan sıkılmış bile. En önemlisi de, atacağı adımlara dair verdiği sözleri anımsamayacak kadar yorgun olmasını gerektirecek hiçbir şey olmamış. Sadece okulu bitirmiş küçük bir kızmış. Sonra işe alındığında sevinmekten çok şaşırıyor. İşe girmesini isteyen birileri ona iş bulmuş gibi hissediyor sadece. İçinde bir heyecan taşımıyor ama tamamen kayıtsız da değil olanlar karşısında. Başarılı olmak için bir sebep arayan herkes iyi bir maaş, sağlıklı çalışma koşullarından söz ederken, kendisi "en sevdiği alanda" çalışmaktan memnun gibi. En sevdiği alan olan reklamcılık ise gerçek hayatta filmin içinde anlamını yitiriyor. Şeyma da bir film karakteri olarak, hayalleriyle film, film ile gerçekler, gerçekler ile filmin içinde bir reklamcı olmak arasında çelişkiler yaşıyor. Bunlar çok saçma görünse de, hayatta karşısına çıkıyor işte. Elinden bir şey gelmemesine o kadar alışık ki, şok geçirmemeyi öğrenmesi için çok fırın ekmek yemesi lazımmış gibi filmin bütün yükünü üstlendiği anlarda Şeyma'ya haksızlık oluyor. Aslında ılımlı ve kendini bilen, tutarlı bir yapısı var bu karakterin. İstanbul'da doğmuş, İstanbul'da yaşıyor ama görmediği şehirlerin listesi kabardıkça kendisini suçlu hissediyor mesela. Gezecek vakti bile olmamış çünkü... belki de uzun zaman olmayacak. Şeyma insan sarrafı olmak isterken mesela, karşısındaki insanı tanıyamamakla suçlanıyor. Şeyma 25 yaşında falan ama okulu bitirdiğinden beri soluk alacak vakti olmamış. Okuldayken ise arkadaşlarıyla geçirdiği zamanlara artık üzülüyor. Kendisini üzmekten başka bir şey getirmeyen çoğu şeye sadece gülerken, o insanların kendisine bunu yapmakta olduğu duygusu onu üzmekte. Konular ne kadar karışsa da çözebilen bu insan, hiç beklemediği bir anda bir arkadaşının laflarıyla baş ettikten sonra, kendi dünyasına çekildiğinde, bunu bana nasıl yapar, moduna giriyor. Psikoloğuna bunları kabaca anlatsa da, asıl sorunu olan sesler duymak hastalığı ile daha çok şey anlatıyor. Şeyma için hayat her gün yeniden başlıyor ama bazı konuların üstü çoktan kırmızıyla çizilmiş. Neden üstü çizili olan her konu karşısına çıkıp bir teklife bürünüyor bunu anlaması mümkün değil. Küçük bir kaçamak yapmak şöyle dursun, aşktan söz etmek bile Şeyma için bir bulmaca. Herkes "kim" olduğunu merak ediyor. Şeyma da bu sorulara cevap vermekten nefret ettiği için asla aşk konusunu açmıyor. Hayatın anlamını yakalamak demek, Şeyma’nın bilmediği bir yarışta geri kalması demek olsa da, sağ duyusu olan biri olduğu için kendi doğrularında diretiyor. Kendi doğrularının yanından bile geçmeyen bir çeşit cehalet ise hayatın en kötü olaylarının olduğu polisiye kovalamacaları teğet geçiyor. Bir anlamda sağduyusu olan biri olarak o kadar büyük yaralar almıyor gibi görünse de, hak etmediği kavramların arasında boğulacak gibi hissediyor. Bir gün ekmek alıp evine döndüğünde aradan beş iş günü geçmiş ve bunun farkında bile değil. Öyle ki, kaç asırlık bir davayla uğraştıklarının farkında olan yeryüzündeki tek şahit gibi, hem de davaların şahidi. Kendi davasında ise tarafsız bir melek kesildiği için zorluklara göğüs germesini zorlaştırmayan ama hiçbir zorluğun da arkası kesilmeyen bir hayatı zorlaştıran kördüğümü açması için neye ihtiyacı olduğunu bilmiyor. Şeyma her an yanında taşıdığı bir robot olsaydı eğer, ona da öyle davranacak kişilerin karakterlerine bazen hayran oluyor. Ne kadar da güçlüler. Ya iyiler ya da kötü... Şeyma için ise sadece hayal dünyasına konuşan bazı kendini bilmezler bu insanlar. Neden sadece kaba bir hayal olan bir konuya sürekli ok attıklarını ne Şeyma ne de bizler anlayamıyoruz ama anlayamadığımız bir şey daha var ki, o da Şeyma’nın arkadaşlarının da onun tarafsız bir melek kesildiği için zorluklara göğüs germesini zorlaştırmayan ama hiçbir zorluğun da arkası kesilmeyen bir hayatı zorlaştıran kördüğümü açması için neye ihtiyacı olduğunu bilmiyor oluşu. Pek çok espri yapılabilir ama bunlara kimse gülmez dediğimiz anlar büyük ağırlık taşıdığından, Şeyma’nın pek de komik biri olmadığını farz ediyoruz ama bunu sadece farz ettiğimizi unutmuyoruz çünkü karakterini ortaya çıkaramamaktan yakınan bir tip. Kırlarda piknik yaparken ya da elinde bir dilim peynirli ekmekle işe giderken aynı elbiseleri giymekte ve bu durum bazen görenleri şaşırtıyor. Hiç kimse Şeyma’yı yargılamıyor ama herkes onu farklı bir dünya olan kendi dünyasına çekmeye çalışıyor. Karınca duasını odasına astığı gün bile kendisine olan inancını koruyamayıp, yeni bir iş yerinde çalışmayı diliyor. Hayatta Şeyma’yı tatmin edecek küçük detaylar yokmuş gibi üzgün ve kırgın değil sürekli. Sürekli olarak arkadaşlarıyla bir kişilik savaşı verdiği için biraz da umutlu.  



Hep de Böy



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6675
2 Firari Fırtına 4679
3 Mustafa Ermişcan 4174
4 Hasan Tabak 3828
5 Nermin Gömleksizoğlu 3435
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3376
7 Uğur Kesim 3249
8 Sibel Kaya 3141
9 Enes Evci 2823
10 Eyyup Akmetin 2648

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:5066 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com