Hikayeler

Adam
Okunma: 1441
Verda Pars - Mesaj Gönder


Alarm çalmaya başladı. Saat 6:30 olmalı. Gün bile uyanmamış daha uykusundan kalın perdelerin arasından sokak lambasının mavi ışığı sızıyor hala.

Nefret ediyorum bu ayarsız ıslık sesinden. Daha fazla can çekişmesini önlemek için öldürdüm saati. Mundar gitmedi en azından.

Sabahları saatin uzun uzun çalmaması için çok dikkatli davranırım. Yanı başımda uyumakta olan cansız bedenin canlanmasından ölesiye korkarım çünkü. Banyodan çıkıp giyinmeden olmaz. Bu yarım saat, belki kırk beş dakika gerçeklik duygusunu yaşamazsam dayanamam. Biliyorum bunu. Şimdiye kadar hiç başıma gelmedi gerçi. Ama böyle birşey olduğu gün intihar edicem. Bunda çok kararlıyım. Bu dokunulası dakikalar sadece bana ait olmalı. Evin içinde sadece ben olmalıyım. Nefes alabilen tek canlı ben olmalıyım.

Benim dışımda evin içinde yaşadığını sanan 3 nefes daha var. Büyük olanı karım K. İki küçük ise çocuklarım. Biri benim olduklarını söyledi. Bu biri karımın ta kendisiydi. Onu aldığımda tek başınaydı. Birkaç yıl içinde 3’e bölündü. Bu konuda kimse beni uyarmamıştı. Şimdi evde üç taneler. Bölünerek çoğalıyorlar. Bende daha çabuk büyüyüp tekrar çoğalsınlar diye besliyorum onları. Böyle olması gerekiyor. Söylenen bu.

Neyse bunları düşünüp gerçekliğimi bozmaya hiç niyetim yok. Yatak öyle yumuşak ki. Serin ve yumuşak. Bedenimin etrafı ise ılık. Hafifçe döndüğümde bedenimi okşayan serinlik hissine bayılıyorum. Bu şekilde günlerce tavandaki aynı noktaya bakabilirim kuzguni sokak lambası ışığı altında.

Odanın kapısı kapalıymış. Yeni fark ediyorum. K. kapatmış olmalı. Kimden saklanıyoruz? Uyumak saklanması gereken birşey mi? Bu konuda tutarlı bir bilgi yok fakat insanlar evlenip çoğaldığında adettendir, kapanmalı kapı. Belki de onlar bizden saklanıyordur. Emin olmak çok güç.

İçerisi uykunun ağırlığıyla hissedilir derecede ağırlaşmış görünüyor. Tüm gece tutsak kalmış içeride hava, o da uyumuş benimle birlikte. Bunları hissedebiliyor olmak çok ama çok hoş bir duygu benim gibi biri için bile.

Kalkmam gerekiyor artık. Çok yavaş hareketlerle, hissettirmeden kendime bile.

Yıkanırken, sadece musluğu açar açmaz düşen ilk damlayı düşündüm. Neredeydi acaba? İlk hangi damlayı hissetti bedenim ve tam olarak hangi bölgeye düştü? Cevap bulamadım ve merak etmekten vazgeçtim. Zaman daralıyor.

Günün en acılı anına geçiyoruz.

Giyinme faslı. Saçlarımın uçlarından damlalar dökülüyor omuzlarıma, gömleğimi üstüme geçirmeye çalışırken. Aynada bir tanesini fark ettim. Aramızda bir bağ kurulduğunu hissettim birden. Yavaşça omuz çukurumdan aldım onu parmağımın ucuyla. İncitmemek ve parçalarını etrafa sıçratmamak için oldukça özen göstermem gerekti. Sonunda oldu. Yavaşça komidinin kenarına bıraktım onu. En azından bir damlayı kurtarabildiğim için memnunum. En azından o bir süre daha yaşamaya devam edecek burada. Öldüğünü görmeyeceğim.

Üstünü kıyafetlerle örttüğüm her uzvum ağır ağır katılaşıyor ve bu canımı çok acıtıyor. Fakat saçlarımı taramaya başladığım anda artık hiçbirşey hissetmeyeceğim. Bunu bilmek bir nebze rahatlatıyor beni. Giderek plastiğe dönecek bedenim. Her sabah olduğu gibi. Ve uyuduğumda geceleri, tekrar canlanacak bedenim. Bu sonsuz bir döngü ve ben bunun içinde boğulmamak için zor duruyorum. Bir gün, bir sabah tekrar plastiğe dönüşürken kalbim duruverecek. Biliyorum, ve asla bir insan olamadan ölüp gidicem. Şimdilik dayanıyorum fakat her sabah gittikçe zorlaşıyor bu iş. Yapılacak birşey yok; söylenenler böyle.

Saat 7:15. Hazırım. Duvarlar plastiğin parlaklığına kavuştu gün ışığı yavaşça dolarken odaya. Koridor ve salon, sonra sokak kapısı ve apartman. Sonra merdivenler. Her yer plastiğe dönüyor gözlerimin önünde gün yavaşça yerleşirken aralarına. Şirket servisi gelmek üzeredir. Bilmem ne tur. O da plastik ve benim plastik bedenimle hızlı hareket etmek çok zor. Eklem yerlerimin olmasına rağmen; yine de acele etmem gerek.

“Ooo! Günaydın Hayri Bey.”

‘Cehennem ol!’, “Size de günaydın Suzan Hanım.”

Hangisini sesli söyledim acaba? Gülümsediğine göre söylemem gerekeni. Günaydın dedim pişmiş kelle gibi sırıtan plastik, yuvarlak surata. Suzan Hanım, departman müdüresi. Bir tabak dolusu yarı pişmiş koyun ciğerini andırıyor suratı ve ben ona günaydın dedim kibarca gülümseyerek. Oysa sadece cehennem olmasını istiyordum. Herşey yolunda. Saat işliyor.

Bu arada nerede çalıştığımı söylemeyi unuttum sanırım. Kurumsal bir firmanın müşteri temsilcisiyim fakat gerçekte müşterileri değil; müşterilere karşı firmayı temsil ediyorum. Adına neden müşteri temsilcisi dendiğini ise inanın bilmiyorum.

Plastik masama oturdum, plastik bilgisayarımı açarmış gibi yaptım. Aslında herşey oyuncak. Gerçekmiş gibi yapmamız gerekiyor. Sekiz saat boyunca çalışıyormuş gibi yapmalıyız. Ancak herkes plastik olduğu için farkında değiller durumun. Hepsinin kollarının altından tutan, onlar için küçük bizim için büyük parmaklar var ve onların sayesinde hereket edebiliyorlar tıpkı benim gibi. Ve ben hiçbirine durumu açıklayamam çünkü her taraf ajan dolu. Oyundan atılmak istemem. Bir oyuncak kutusunun içinde gazlı kalemle boyanmış yüzüm ve keçeleşmiş saçlarımla çürümek istemiyorum. Oyun oynamazsak varolmamız mümkün değil. Maskara oluruz elaleme. Söylenenler böyle.

Saatler geçiyor ve her yanım, hatta kendi bedenim bile plastik kokuyor. Damıtılmış petrol. Katranın boyanmış hali. İçimden öğürmek geliyor ve kusmak dilediğimce plastik bilgisayar ekranına. Gülümsüyorum ve aslında hareketsiz tuşlara basıyorum plastik ellerimle fakat parmaklarım açılmıyor, birbirine bitişik dökmüşler kalıbı. Ele benzetmek için aralarına oyuklar çizmişler o kadar.

Parmaklar öğle yemeğine çıkarıyor beni. Binanın en alt katındaki büyük salon. Uzun masalar etrafında binlerce plastik çalışan. Boş bir sandalyeye ilişiyorum eğreti. Bugün yemekte yarı pişmiş ciğer var. Suzan Hanım’ın suratını afiyetle indirirmiş gibi yapıyorum mideme. Doyuyorum. Servise binmeme dört saat kaldı. Uyumama ise sekiz saat. Sekiz saatlik dilimlere ayrılmış hayatımda saat işlemeye devam ediyor.

“Necati Bey, sessizsiniz bugün hayırdır. Hasta filan değilsiniz umarım.”

“Ooo Hayri Bey! Yok iyiyim çok şükür de bizim oğlan yine sorun çıkarmış okulda ona canım biraz sıkkın. Geçen gün yine bir olay oldu. Annesiyle birlikte çağırdı bizi okulun müdürü. Hani yok dünya kadar para veriyoruz adamlara....”

‘Herif susmayacak mı acaba? Geber Necati! Her yanını didik didik etsin solucanlar ve oğlun da bağırsaklarını yesin tüm vahşiliğiyle, dişleriyle söküp alsın uzun bağırsaklarını midenin bittiği yerden’, “Çocuk işte Necati Bey. Biz neler yaptık kimbilir onun yaşındayken. Delikanlılık yaşları işte bunlar.”

“Öyle öyle Hayri Bey’ciğim. Sizinkiler daha ilkokula gidiyordu galiba, geçen gün şirket yemeğinde tanışmıştık keratalarla. Cin gibiler maşallah. En güzel zamanları şimdi Hayri Bey’ciğim keyfini çıkarın. Eşiniz çalışmıyordu dimi sizin? Çok şanslısınız valla. Bizim hanım çalışıyor. İlgilenemedi çocukla gereği gibi. Ama n’apçan işte hayat zor.....”

‘Kerataları da sen ye göt herif’ ve gülümsüyorum durmaksızın.

Ve saat işliyor durmaksızın. Alarmın tekrar çalmasına on altı saat var.

Evin kapısının önündeyim. Plastik kapının ardından üç farklı ses duyuluyor. Plastikler ince oluyor. Tekrar yemek yiyeceğim. Plastik televizyonun karşısına oturup televizyon seyrediyormuş gibi yapacağım ve sonunda uyuyacağım.

Sonunda uyuyorum ve plastikten, nefes alan canlı bir bedene dönüyor vücudum. Yatağımın yumuşaklığını hissedebiliyorum. Huzurluyum. Plastikten insana dönüşmek acı vermiyor. Uyuyorum sokak lambasının kuzguni ışığı altında. Hayri değilim artık. İsmim H.

Alarm çalmaya başladı. Saat 6:30 olmalı. Nefret ediyorum bu ayarsız ıslık sesinden. Daha fazla can çekişmesini önlemek için öldürdüm saati. Mundar gitmedi en azından.

Sabahları saatin uzun uzun çalmaması için çok dikkatli davranırım...

(Bu çocuklar da ailelerinden ne görüyorlarsa onu oynuyorlar... )




Verda Pars



Yorumlar (6)
Yaşar Beyindik
Yaşamın monoton seyrinde; insanın nasıl doğallıktan uzaklaşarak, yapaylaştığını, bireysel ve toplumsal ilişkilerin yapmacık ve yüzeysel görüntüsünü; bir insanın ruh halini anlatarak gerçekci ve samimi bir şekilde anlatma tarzınız çok güzel. Doğrusu ilgiyle okudum ve etkilendim...

Hasan Basri ESGÜN
Çok beğendim. Bir erkeğin bir kadının ağzından iç dünyasının anlatımında bizleri kızdırmayı başardınız. Mark Twain'in intikamını aldınız. Elinize sağlık.

Yazınızdaki şiirsel ifadeler çok hoşuma gitti. Her ne kadar hikaye türünde de olsa, şiir gibi de okunabiliyor.
Alarm çalmaya başladı.
Saat 6:30 olmalı.
Gün bile uyanmamış daha uykusundan
Kalın perdelerin arasından
Sokak lambasının mavi ışığı sızıyor hala.


Nefret ediyorum bu ayarsız ıslık sesinden.
Daha fazla can çekişmesini önlemek için
Öldürdüm saati.
Mundar gitmedi en azından.

Saygılar,


Verda Pars
Yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

Altuğ Buğra
Çok güzeldi elinize sağlık.

esma emiroğlu
Elıne,yureğine,ruhuna saglık.Beyendım,Plastık dünyaları bırakıp,dogal malzeme kullanmak dilegi ile .

Nermin Gömleksizoğlu
yazınız beni sürükledi gitti bir çırpıda okuyuvermişim kendimi buldum yazıda.Hayatın monotonluğu daha nasıl anlatılırdıki bilmiyorum beyninize sağlık.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6338
2 Firari Fırtına 4399
3 Mustafa Ermişcan 3787
4 Hasan Tabak 3503
5 Nermin Gömleksizoğlu 3154
6 Uğur Kesim 3022
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2897
8 Sibel Kaya 2869
9 Enes Evci 2579
10 Turgut Çakır 2276

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1858 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com