Hikayeler

Ayşe'ye Sor
Okunma: 2320
Verda Pars - Mesaj Gönder


Haftanın tam içinden bir günün sabahında, herzamanki gibi 8:15’te indi markalı servisinden Ayşe ve servis arkadaşları. Büyük bir gazetenin şehir dışındaki plazası, ağzını açmış sabah kahvaltısını bekliyordu büyük bir iştahla ve mutlu lokmalar, gruplar halinde o kocaman ağızdan geçerek dağıldılar plazanın midesine, ellerinde kepekli ekmek arası beyaz peynir ve kahvelerle.

Saat 8:30’da Ayşe, büyük ekran bilgisayarının başındaydı bile. Cumartesine yetiştirmesi gereken ropörtajının dökümanlarını toparlamış, yazısını yazmaya başlamak üzereydi. Keyifle gülümsüyordu kendi kendine, dinlenmiş bedeni, temiz, ütülü kıyafetleri, fönlü koyu kestane saçları ve güzel, hafif makyajlı bir çehreyle ne de yakışıyordu o masaya öyle. İnsan olan daha ne isterdi ki? Belki akciğere yada kalbe yerleşebilirdi ileride; mideden başlamıştı işte...

İyi yağlanmış makine gibi işliyordu plazanın midesi, mektuplar dağıtılıyor; kalın kalın dosyalar, üstü yazılı kağıtlar, kapak tasarımları birilerinin ellerine binmiş odadan odaya, masadan masaya geziniyorlardı, kan damarlarındaki hücreler gibi.

“Ayşee!” diye seslendi buzlu camla onlardan ayrılmış odadan gözlüklü ve göbekli patronu.

“Buyrun Murat Bey.” Diyen Ayşe tüm kibarlığıyla gülümsedi gözlüklerin arkasına saklanmış olan tombul yüze.

“Röportajın hazır mı?”

“Hazır Murat Bey. Bilgisayara geçmek üzereydim tam.”

“Tamam, onu ver Funda halletsin. Sana başka bir iş vericem.”

“Tabi Murat Bey buyrun.” Ayşe itiraz etmeyeceğini biliyorsa da hafifçe yüzünü buruşturdu. Funda, sarsağın tekiydi, mahvedecekti tüm ropörtajı yalan yanlış kırpıp. ‘Keşke dün akşam çıkmadan önce bitiriverseydim. Altına kimin ismini yazacaklar peki?’ Diye geçirdi içinden.

“Şu alkolik yazar İstanbul’a gelmiş, herif burdayken biz de bir ropörtaj ayarlayalım.”

“Peki efendim.”

“Kim olduğunu anladın dimi? Bu ara yine moda oldu adamın kitapları.”

“Anladım efendim. Kardeşim pek sever onu.”

“Senin kardeşin mi var?”

“Evet. Müzik okuyor şimdi. Niye o yazarı sevdiğini anlamışsınızdır.” Derken hafifçe gülümsedi Ayşe.

“Neyse. Bu pazara yetiştirebilir misin yazını?”

Sözünün kesilmesiyle toparlanan Ayşe, mahçup bir tavırla, “Tabi Murat Bey.” Diyerek camlı bölmeden çıkıp masasındaki telefonun başına koşar adım gitti. Yazardan randevu koparmanın ne kadar zor olduğunu biliyordu ama iş işti. Daha soruları hazırlamak için yazar hakkında araştırma yapması gerekiyordu, iyi ki kardeşim var diye geçirdi içinden.

Birkaç yere telefon ettikten sonra akşam saatleri için randevu ayarlamayı başarmıştı. Allahtan yazarın kadın sesine zaafı vardı da ileriki bir tarihe atmamıştı onu ve araştırmasını yapıp soruları hazırlamak için de önünde koca bir gün vardı. Saatine baktı; 10:00’a geliyordu. Dikkatle numarayı tuşladı. Uzun süre çaldıktan sonra, gürültülü bir takırtıyla açıldı telefon ve ilk insan homurtuları arasından kardeşinin sesini zorlukla ayıklamayı başararak;

“Erhan sen misin?”

“Evet? Abla? İnsan bu saatte aranır mı ya? Saat kaç? Ne var? Ne istiyorsun?”

“Saat neredeyse 10:00 Erhan, uyanmadın mı hala sen?”

“Niye? 10:00’da uyanmam mı gerekiyordu? Neyse ya, çok uykum var, ne istiyorsun çabuk söyle hadi.”

“Terbiyesizlik yapma Erhan, hem okulun yok mu senin? Biz üniversiteye giderken sabahın 9:00’unda okulda olurduk. Ne biçim bir insansın sen anlamıyorum ki ben.” Dedi Ayşe sinirli bir ses tonuyla.

“Ya abla gözünü seveyim uzatma da söyle ne söyleyeceksen hadi.”

“Nasıl adam olacaksın ki sen bilmiyorum. Neyse gazetedeyim, çok konuşamıycam. Rezil oluyorum etrafa sana laf anlatcam diye. Yardımına ihtiyacım var ondan aradım. Git elini yüzünü yıka da ara beni gazeteden, bu halde konuşamıycam seninle.”

“Neymiş? Benim ne gibi bir yardımıma ihtiyacın olabilir ki senin? Uyandım zaten sayende, hem neden ben arıyor muşum? Gazetene yazsın neden bana yazıyor? Söyle hadi.”

“Şu senin ayyaş yazar hakkında bilgiye ihtiyacım var. Onun hakkında bildiklerini ve kitaplarını anlatmanı isteyecektim.”

“Niye? Sen hiç sevmesin ki öyle yazarları. Napçan?”

“Akşama onunla ropörtajım var Erhan. İşim ciddi. Dalga geçeceksen zamanımı harcama lütfen. Ne diyorsun? Yardım edecek misin?”

“Onunla ilgili hiçbir iş ciddi değildir ablacım. Hem napçam? Adama soru mu hazırliyim istiyorsun?”

“Ne anlarsın canım sen soru hazırlamaktan? Önüne gelen soru hazırlayabilseydi; bunun okulunu okumamıza gerek kalmazdı değil mi kardeşim? Sen bana hakkındaki bilgileri ve kitapları filan okur gözüyle anlat yeter. Bir-iki saat sonra mailini bekliyorum. Anladın mı?”

“Tamam!” dedi ve kapandı telefon.

Öğle yemeğine dahi inmeden tüm gün çalıştı durdu Ayşe. Izgara tavuk dilimli salata ve kıtır ekmekle geçiştirdi yemek faslını.

Karanlık çökmek üzereyken fotoğrafçıyla birlikte bindiler gazetenin aracına ve düştüler yola. Biraz sıkkın fakat işini yapıyor olmaktan memnun.

“Hoşuna gitmedi galiba bu iş senin, yüzün asık.” dedi zaman geçirmek için fotoğrafçı çocuk.

“Sevmiyorum bu tür adamları Adnan. Elimde değil. Toplumun dışına itilmiş zavallı adamlar, iki kelimeyi yan yana getirip ayyaş muhabbetiyle iki küfür yazdılar mı; tüm kendini bilmez ergenler adamın peşinde. İçki parasını çıkarmak için kullanıyor çocukların gençliklerini.”

“Çok dramatize ettin be Ayşe. Gören de seksen yaşında biri konuşuyor sanır. Hem herkes saygıdeğer olmak zorunda değil ki.”

“Neresi kötü saygı duyulan biri olmanın. Neyse işimize bakalım biz.  Geldik zaten.” Diyerek bu lüzumsuz muhabbeti sonlandırdı Ayşe. İşine konsantre olmak istiyordu.

Taksimin bozuk arka sokakları arasında yol almaktaydılar. Bir insanın parası olduğu halde neden doğru düzgün bir semtte oturmadığını düşünüyordu eskimiş binaların karanlık gölgelerine bakarken. Arabanın içinde olmaktan memnunluk duydu. Diğerlerinden hiçbir farkı bulunmayan yıllanmış bir apartmanımsının önünde durdu araba. Ayakkabılarını kirletmekten çekinerek dikkatlice indi ve savaş muhabiri gibi hissetti kendini birden. Oysa daha iki gün önce finans dünyasının önde gelen isimleriyle birlikte yumuşacık deri koltuklara oturmuş ciddi meseleler hakkında sorular sormaktaydı. Mesleğinin kaypaklığından üzülür gibi oldu fakat hemen toparlandı.

Kapıyı yazarın editörü açtı. Evin içine adım atar atmaz alkol ve sigara kokusu, arsız bir çocuk gibi koşarak atladı boynuna, tertemiz kıyafetine aldırmadan. Elleriyle uzaklaştırmaya çabaladı fakat işe yaramayacağını anladığında vazgeçip teslim oldu.

Oda eski püskü ve darmadağınıktı. Duvarlar, yerler ve masa kitap ve kağıt karmaşası içinde kaybolmuş gibiydi. Görünürde tek bir ikili koltuk vardı ve kumaşı içki lekesi ve sigara yanığı içindeydi. Hemen önündeki alçak sehpanın üstünde ağzına kadar dolu bir küllük ve yanan tek bir sigara vardı. Evin içinde sadece o sigara yaşıyormuş gibi geldi Ayşe’ye. Neredeyse sigarayla ropörtaj yapmaya başlayacaktı.

Lekeli koltuğun kenarına ilişerek yazarın gelmesini beklemeye başladı. Şimdiye dek midelerin sahipleriyle, o midelerin içindeki mutlu bir lokma olarak, bundan da gurur duyarak ropörtajlar yapmış olan Ayşe, şimdi midesi nerede belli olmayan ve içinde lokmadan çok alkol muhafaza eden pasaklı bir yazarın lekeli koltuğunda oturmaktaydı. İçi bir tuhaf oldu.

Kardeşinin de sonunda böyle biri olmasından korktu. Bu tip adamların kitapları yayınlanmamalıydı. Çocuklara ne kadar kötü örnek olduğunun farkında bile değildi.

Evine gider gitmez bir güzel yıkanacak ve herşeyi unutup, ertesi sabah taze bir güne uyanacaktı.




Verda Pars



Yorumlar (1)
Verda Pars
:) söylemeseniz aklımın kenar köşesine uğramayacak birşeydi doğrusu. Hiçbir ilgisi yok. Aslında Adam adlı hikayemin kış köşesi olması amacıyla koydum bu hikayemi siteye.
Hikayelerimi beğenmenize çok memnun oldum zira bende sizin hikayelerinizi beğeniyle okumaktayım.
Siteye çok fazla yazımı koymadığım doğru, bu yazmadığım anlamına gelmiyor tabiki, ancak site yönetiminde olmamdan dolayı site sakinlerine daha fazla yer verebilmek için kendi yazılarımı fazlasıyla koymaktan imtina ediyorum :)
Sevgiler sunuyorum...


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6340
2 Firari Fırtına 4401
3 Mustafa Ermişcan 3789
4 Hasan Tabak 3506
5 Nermin Gömleksizoğlu 3156
6 Uğur Kesim 3023
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2899
8 Sibel Kaya 2870
9 Enes Evci 2580
10 Turgut Çakır 2277

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:586 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com