Denemeler

Yazar (Fragman 1)
Okunma: 49
Karga Kara - Mesaj Gönder


Pavese için artık her şey bitmişti. Onu hayata bağlayan hiçbir şey kalmamış gibiydi. Gittikçe artan bir yoğunlukla yeniden intiharı düşünmeye başladı. Bu saplantının ortaya çıkmasında Pavese’nin büyük hayranlık duyduğu Amerikalı yazar ve eleştirmen T. O. Mathiessen’in 1950 Nisan’ında intihar etmesinin de büyük payı vardı. Pavese bir uyurgezer gibi Roma’ya Strega Ödülü’nü almaya gitti. Sonra Torino’ya gidip bu günlüğün dışındaki bütün özel kağıtlarını yok etti ve 26 Ağustos 1950 günü küçük bir otelde uyku hapı alarak intihar etti.

Tam da İtalya’nın en saygın edebiyat ödülünü aldıktan sonra neden kendini öldürdü?

Aşık olduğu için mi?

Evet.

Aslında bugüne kadar hiçbir aşkına karşılık bulamadığı o bitmeyen yoksunluk yüzünden. Bir de bunun aşkın imkansızlığı üzerine şiirler yazmıştı. Buydu dile getirdiği umutsuzluk… Yalnızlık ve kendi yalnızlığından yola çıkıp metinler bir yazan adamdan ödül alınca mutlu olmasını beklemektir asıl yanlış olan.

Yalnızlık insanda nasıl bir tahribat yapar?

Yalnız yaşayan insanlar deformasyona uğrarlar genelde: Bedenen ve ruhen…

Bedensel deformasyonla ilgisi vardır yalnız yaşamanın? Çünkü uzun süreler kimsenin görmediği evlerinde bulunurlar ve kimse görmediği içinde iyi görünmeye çalışmazlar. Oysa sosyal ortamlarda başkaları için durur insan ve duruş sosyal bir harekettir; bir benzeşme jesti. Evde ise yalnızsa kimsenin bunu yapmak zorunda değildir kişi. İşte o zaman ruhun hakiki bir yansıması olur beden. Ruh çoktan diz çökmüşse kime oynanacaktır dik duran adam rolü?

Ruhsal deformasyon az çok anlaşılır. Çünkü yalnızlık beraberinde sevgisizliği, yoksunluğu ve yalıtılmışlığı getirir. Ruhun deformasyonu aslında ruhun –zihnin- kendi içine serbest düşüşüdür ve insan ruhu sonsuz derinliktedir dolayısıyla düşmenin sonu yoktur. Başı döner insanın: Vertigo. Dengeyi korumak için bir şeylere tutunmaktan daha iyi bir yol yoktur. Evdeki eşyalara tutunulur o zaman. Mesela bilgisayara, cep telefonuna… Bilişim cihazlarının açıldığı bir başka dünyaya sığınılır. Ya ondan da çekerse kendini zihin? Yalnızca gözle tutunulan eşyalar kalır geriye. İnsanın elleriyle gözleriyle tutunduğu nesneler. Onlarla bir şeyler yaparsınız: Yemek yaparsınız; bulaşık yıkarsınız; çamaşır yıkarsınız; maharetliyseniz ütü bile yaparsınız. Eşyalar bedenin bir parçası olmaya başlar artık.

O zaman tutunacak neleri var adamın?

En önemlisi masası… Üzerinde başında otururken kullandığı hemen hemen her şey var. Bir bimilyoncudan alınabilecek en iyi masa buydu aldığında. (Her şey gibi bu da tartışılır ama en azından onu alırken yanında olan arkadaşı da bu fikirdeydi.)

Bu ülke bakımından ilginç bir nesne istersen okuyucu bir haç var masayı dayadığım duvarda çiviye takılı. Küçük Bir balkan ülkesinden belki de en küçüğünden –adını söylemek istemiyorum şimdilik- geçenlerde internette tanıştığı bir kadın da oturduğu şehri söylememişti ‘şimdilik’- almıştı. Oraya dair bir hatıra olarak alabileceği en iyi şey bu haçtı galiba. Haçın üzerinde daha gerçekçi bir İsa figürü olsun isterdi ama bunu aldığı kilisede bulabildiğinin en iyisi üzerine altın sarısı bir metalden yapılmış sitilize bir İsa yapıştırılmış olan bu tahta haçtı. Her neyse sonuçta bu İsa da acı çekiyor. Ne de olsa İsa’nın kimilerinin Tanrısının hayata ve dünyaya kalıcı olarak verdiği acıydı: Acı çekerek ölmek. Ne için? Aykırı bir inanç için mi? Yoksa çocukluğundan beri kendisine tarikatında öğretilen bir role uymaya çalışmak için mi? Bir kendini var etme serüveni miydi onunkisi? Bunu asla bilemeyeceğiz (çoğu şey gibi ama bilgi kuramına girme hatasından uzak duralım).

İsa, kısa hayatını insanlara sonsuz hayatın yolunu vazederek geçirdi ancak kurban edildiğinde Tanrı’ya dönüşebildi. Ancak o zaman insanların ilk günahının kefaretini acı çeken şizofrenik bir Tanrı olarak ödediğinde sonsuz hayatla ilgili sözlerini anlamlı hale getirebildi. Ama İsa’nın hikayesindeki asıl kahraman Yahuda’dır; bir kefaretten, soylu bir fedakarlıktan değil pişmanlık ve utançtan doğan bir acı değildir onunkisi. Bu yüzden de İsa’nınkinden çok daha ağır, tarifsiz ve paylaşılamaz bir acıdır. Kimseye vaaz vermeden, acısının büyüklüğünü haykırmadan ve anlaşılmak için çaba sarfetmeden. lanetli bir yalnızlık içinde asar kendini Yahuda.

Bu sırada Hintli çağdaşı Buda bizzat hayatın kendisinin acı olduğunu vazetmektedir. Madem her şey acıdır bir daha doğmamak üzere ölmek gerekir. Böyle der Buda. Bunun için de hiçbir şey istememek gerekir. Hiçbir şey istememenin yolu da rutin işlerden geçer bu adamın hayatında. Yine ev işlerine mi dönelim. Hem onlara hem de adamın takıntı yaptığı, içselleştirdiği algoritmasına. Değer verdiği bir ya da iki şeyi boyuna içinden sayıklıyor: Benim için şu ve şu önemli, benim için hayatta iki şey önemli biri şu biri de şu, hayatta asıl önemli olan şu iki şey; şu iki şey iki şey şu ve şu, bu iki şey için bugün ne yaptım? Elimden geleni yaptım mı? Yapmak istedim de hayat gailesi engel mi oldu? Yoksa o iki şeyi ihmal mi ettim? Ama neden bu zikri durmadan tekrarlıyor? Bunlar hayatımda en önemli şeylerse asla aklından çıkmaması gerekmez mi? Yoksa onları da mı unutmaktan korkuyor? Bu zihinsel fasit daire hep aynı düşünceye varıyor: Bunlar zaten vazgeçilmezleriyse onları tekrar tekrar kendine hatırlatmasına gerek de yok. O zaman düşünmeye değer hiçbir şey yok. O zaman düşünmeye de gerek yok. O zaman düşünmeden anı yaşayabilir ama bu iki şey olmasa da bir şey düşünmemek mümkün değil ki… Düşünceleri ana odaklamak kastediliyor carpe diem’le belli ki.

Sonra yazar laptopun başından kalkıp kendine çay doldurur. Bu da rutininin bir parçasıdır. Çay önemlidir; çünkü çay içmek eski bir gelenektir. Hayır, hayır tabii ki asıl sebep bu değil! Bütün eski geleneklere uyacak olsaydı tespih de çekmeliydi. Hem inansaydı bunu yapmak ona huzur ve sevap da kazandırırdı. Asıl mesele sigaranın çayla iyi gitmesi… Ayrıca çocukluğunda annesini az emen çocuklarda oral fiksasyon oluyormuş. Böyleleri de boyuna ağzına bir şeyler alıyorlarmış. Sigara alışkanlığının sebeplerinden biri de yazarın da bu fiksasyona sahip olması büyük ihtimalle. Çay içilir, olmadı kahve daha da olmadı gazlı bir içecek ve sonuçta bütün bunlar bağımlılığa dönüştüğünde sebepler ve sonuçlar birbirine karışır zaten.

Yazar bununla da yetinmez, yazarken word sayfasının ardında illa bir korku ya da gerilim filmi oynasın da sesini gelsin ister. Hani şu duvarlar üstüme üstüme geliyor evde bir ses olsun diye televizyon açıyorum diyen ve bu yüzden evlenmek isteyen eski izdivaç programlarındaki yaşlı emekli ve sigortalı insanlar gibi. Bu yüzden dinlediği film açmadığından başka bir film arar. Film sitelerinde seyretmediği Türkçe dublaj korku filmi neredeyse kalmadığından yeni çıkan filmlere bakar ve pek hoşuna giden o Amerikan saçmalıklarından olmasa da bir İspanya filmi açar. Sonra Word sayfasına geri döner ve bu paragrafı yazar.

Aslında yazarın yazmaya değer bir şeyi yoktur. O yalnızca yazar. Ve okuyucu sen de okuyorsun işte.

Yazar bugün dört dakika daha yazıp yazmayı bırakmaya karar verir. Neden dört dakika sonra? Çünkü dört dakika sonra yeni bir gün başlayacaktır. Buradan yazarın yapacağı işleri ne kadar süre yapacağı konusunda bile takıntıları olan bir nevi otistik bir karakteri olduğu anlaşılır. Gizli ya da fark edilmeyen bir otistik midir yoksa o? Bu da imkan dahilindedir. Üzerinde son zamanlarda ciddi ciddi düşünüyordur bunun. Kendi kendinin kölesi olmasının ve saçma algoritmasından çıkamamasının sebebi bu olabilir. Asla “canım sıkılıyor, hadi şimdi dışarı çıkıp başıboş bir şekilde saatlerce yürüyeyim” demeyecektir. Bunu yaparsa bunu yapanlara öykünmekten başka bir şey yapmayacağının da farkındadır çünkü.



Karga Kara



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6749
2 Firari Fırtına 4739
3 Mustafa Ermişcan 4236
4 Hasan Tabak 3891
5 Eyyup AKMETİN 3810
6 Nermin Gömleksizoğlu 3494
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 3439
8 Uğur Kesim 3298
9 Sibel Kaya 3199
10 Enes Evci 2881

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:4470 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com