Romanlar

Giderken Elimi Tut
Okunma: 1127
seithr tr - Mesaj Gönder


NEFRET
Emine Firdevs Hanım çayını karıştırıp bir yudum aldı. Usul usul kahvaltısını yapmakta olan kızına baktı. Onu böyle uysallaştırabilmesi Emine Firdevs Hanımı daha bir coşturdu. Kız sindikçe daha çok eziyordu.
Kız bir zeytin çekirdeğini ağzından çıkarırken Emine Firdevs Hanım “İki hafta sonra Seher’in doğum günü var. Hediyeni hazırladın mı?” diye sordu. Kız başını aşağı yukarı salladı. “İyi,” diye devam etti annesi. “Haftaya okullar açılıyor. Erzakların alınıp evin temizlenmesi gerek.”
Kız cevap vermeyince ona büyük bir nefretle baktı. “Saliha çoktan bitirmiş işini,”deyip biraz durakladı. “Hem de hiç kızı yok.” Bir kızının olmasından nefret ediyordu. Ömrü boyuca hep bir oğlunun olmasını istemiş, ama kızından önce ve sonra doğan iki oğlu da haftalarına kalmadan vefat etmişlerdi. Kızının olduğunu öğrendiğinde o kadar çok ağlamıştı ki, kadınlar sonradan onunla alay ederek onun yeni doğmuş bir bebek olduğunu söylemişlerdi.
Annesinin bu sözü üzerine kız çenesini sıktı. Ona ne kadar tahammül etmek istese de bazen kadın sınırları oldukça çok zorluyordu. Ona ters bir cevap vermemek için koca bir lokma attı ağzına. Ama bu Emine Firdevs Hanımı kızdırmaktan başka bir işe yaramadı. Yalnız kahvaltının sonuna kadar ikisi de konuşmadılar.
Kız sofradan kalkmaya yeltenirken kadın kaşlarını çattı. “Bulaşıkları yıkamadan mı gidiyorsun?” Kız şaşkın şaşkın baktı.
“Dershaneye…” diye mırıldandı. Emine Firdevs Hanım kaşlarını daha çok çattı. Kız onu bu halde görünce aklına sirk maymunlarının gelmesine mani olamıyordu. Bir bakıma kötüydü bu, çünkü kız gülümseyince annesi daha çok bağırıp çağırıyordu. Ama bu sefer kızmadı, çünkü bu gülümseyişi yalvarış olarak addetmişti ve herhangi bir insanın ona yalvarması, Emine Firdevs Hanıma kendisini daha büyük hissettiriyordu. Yine de kıza karşı her zaman takındığı yüz ifadesiyle “İyi, git,” dedi.
Kız mutfaktan sessizce çıkarken annesi arkasından baktı. Kocası Mithat Bey zorlamasaydı kızı hiç dershaneye yollamazdı. Ama Mithat Bey kızını çok seviyordu, kendisi ne kadar kısıtlamaya çalışsa da kocası kızı iyice şımartıyor, onu türlü türlü hediyelere ve sürprizlere boğuyordu. Emine Firdevs Hanım bir konuda kendisin pek beğenirdi; şimdiye kadar kızına verilen hiçbir hediyeye el koymamıştı.
Kısacık saçlarını savurarak çayından bir yudum alıp kızın bardağına baktı, sadece bir iki yudum alınmış gibiydi. Çay içmeyi asla sevemedi, diye düşündü. Şimdi kızı çıkana kadar bekleyecek, bulaşıkları makineye doldurup arkadaşlarıyla buluşmaya gidecekti. Üstüne ne giyeceğini düşünmeye başladı, bu sıcak güne acaba mavi mi yoksa sarı bir elbise mi yakışırdı? Kararını dolabının önünde geçireceği dakikalara bıraktı.
On beş dakika sonra kız geldi. Uzun, hafif bukleli saçlarını sırtına salmış, karamel renkli buklelerin arasına da sanki orda bitmiş gibi duran mavi yeşil bir zambak kondurmuştu. Sürmeli ve siyah mevceli deniz yeşili gözleri zambakla ahenk içerisindeydi. Elinde tuttuğu çantasını omzuna aldı. Uzun kirpiklerini birkaç defa kırpıştırdıktan sonra ne yapacağı birdenbire aklına gelmiş gibi annesine döndü.
“Ben çıkıyorum.” Kadın bakışlarını kaçırarak başını anladığını gösterecek şekilde salladı. Kız tebessüm etti, annesinin onu kıskandığını hissetmişti. Bir eliyle omzuna düşen saçlarını hafifçe arkasına doğru ittirdi. Ama kadın ona bakmamakta ısrar ediyordu.
Kız annesinin ona geçen ay yaptığı gibi çirkin olduğunu söylemesini bekliyordu. Yine böyle bir gündü, kız yine böyle süslenmişti. Emine Firdevs Hanım bağırıp çağırarak bu kadar çirkin olduğu halde nasıl böyle giyindiğini sormuştu. Kız hiçbir şey dememiş, Emine Firdevs Hanım sözünü bitirene kadar öylece kadının suratına bakmış daha sonra da kapıyı çarpıp çıkmıştı. Annesi ona hiç rahat vermiyordu.
Kız bütün bunları acı acı düşündü. Dudağındaki hınç dolu tebessüm silinmiş, yerini bembeyaz, kin dolu bir çizgi almıştı. Birkaç saniye daha hareketsiz durup kapıyı çarparak evden çıktı. Kapının sesi yankılanarak annesine kadar geldi.
Emine Firdevs Hanım kapının sesini duyunca rahatladı. Bardağında kalmış olan iki yufum çayı da alelacele içti. Boğazı yanınca bir yudumda portakal suyu içti. Kalktı ve sofrayı topladı. Her ne kadar başka şeyler düşünmeye çalışsa da kızının o nefes kesen güzelliği gözlerinin önünden gitmiyordu. Bir tabağı bulaşık makinesine koymak için musluğun altında tutarken birden gözleri kararınca tabak lavabonun içine düşerek parçalandı.
Hem kırılma sesiyle hem de parmağında ki serin acıyla kendine geldi. Bir tabağa bir de parmağına baktı. Tabak parçalanırken parçalardan biri elini kesmiş olmalıydı. Parmağından damla damla akan kan suyla beraber döne döne delikten akıyordu. Suyu kapat ve dolaplardan birinden yara bandı aldı. Yarası derin değil gibiydi öyleyse bile pansumanı şimdi yapmayacaktı.
Diğer bulaşıkları suyun altında tutmayarak sinirli sinirli makineye yerleştirdi. Parmağı zonklamaya başlamıştı; her şeyin yerli yerinde olduğunu görüp makinenin mırıltılarını duyunca banyoya hızla gitti. Yara bandını çıkarıp parmağına iyice baktı. Bir şey yoktu, sadece yara bandını fazla sıkmıştı.
Bandı yenileyip odasına geçti. Büyük boy aynasında kendisine baktı. Yüzü sinirle çarpılmıştı ve gözleri top top olmuştu. Başını sağa sola çevirerek yüzünde yavaş yavaş belirmekte olan kırışıklarına göz attı. Giderek fazlalaşıyorlardı.
Bir saat sonra giyinip süslenmişti. Kırışıklarını kapatan kremini, pudrasını, rimelini ve her ne kadar makyaj malzemesi varsa bolca sürünmüştü. Yine de aynaya baktığı zaman kızına kinleniyordu. Hem parmağını kesmesine neden olacak kadar güzel olduğu için hem de bu güzelliği oluşturan genleri kendisi de paylaştığı için.
Boyanmış, sertleşmiş, cansız ve doğallığını yitirmiş saçlarına bakarak kızının o doğal halinin kızı kim bilir ne kadar memnun ettiğini düşündü. Aralarında anlatılması zor bir ilişki vardı. İkisi de birbirlerinden nefret ediyorlardı. Ve ikisi de bunu karşılarındakinin bildiğini biliyorlardı.
Yüzüne sahte bir gülümseme yaydı. Ama bundan hemen vazgeçti çünkü dudaklarının ve gözlerinin kenarlarındaki kırışıklar iyice beliriyordu. Onun yerine yüz hatlarını saklayan gururlu bir tavır takındı.
Dışarı çıktığında sıcak hava dalgası yüzüne vurdu. İnsanların gözünü dikip ona bakması hoşuna gitmişti. Her zaman göz önünde olmak onun çok hoşuna gidiyordu. Bu güzelliği ne kadar sahte olsa da şimdilik güzeldi işte. O sırada telefonu çaldı ve arayanın kim olduğunu görmek için ekrana bakan Emine Firdevs Hanım kırışıklıklarına aldırmayarak gülümsedi.



seithr tr



Yorumlar (4)
fatmanur zen 16.08.2011 18:11
Güzel;ancak Emine Firdevs Hanım'ın kızını neden bu kadar çok kıskanıp hatta kızından nefret etmesinin sebeplerini daha açık bi eşekilde aktarsaydınız okuyucunun aklındaki soru işaretlerinin azalmasını sağlardınız.

seithr tr 16.08.2011 18:18
İlerleyen bölümlerde sebepler anlaşılacak. Beğenmenize sevindim.

fatmanur zen 16.08.2011 21:37
Bekliyoruz ..

yağmur gülen 29.08.2011 15:19
Bir roman içinde ne kadar sır gizlerse o kadar mükemmeldir.Eğer her şeyi birden açıklasaydınız bu; romanı katletmekten öte gitmezdi.romanınızın devamını bekliyoruz..


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6338
2 Firari Fırtına 4399
3 Mustafa Ermişcan 3787
4 Hasan Tabak 3503
5 Nermin Gömleksizoğlu 3154
6 Uğur Kesim 3022
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2897
8 Sibel Kaya 2869
9 Enes Evci 2579
10 Turgut Çakır 2276

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1857 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com