Denemeler

AYŞEGÜL SERİNKAYA İLE ŞÖYLEŞİMİZ (ÖZGÜR ROMAN YAZARLARI)
Okunma: 1590
Kemankeş İskender - Mesaj Gönder


KRONOLOJİK SIRA İLE...

EROL BİTİREN
Sevgili İskender, Sn.Ayşegül Serinkaya'yı sitenin bir değeri olarak takdim etmişsin, ne kadar doğru ve isabetli bir sıfat ama eksik arkadaşım, hem de çok eksik:).O hanım efendi, son derece yaratıcı ve akıcı bir yazarlık apoleti taşıması kadar, ideal bir eğitmen, ideal bir aile kadını, ideal bir eş, ideal bir anne ve ideal bir arkadaştır da. Dolayısıyla sorum bu minvalde olacak, gerçi bu kadar meziyet dilimizde hep taşınan karpuzlarla ilintilendirilir ama sorumu daha doğrudan sormayı yeğliyorum. Bu kadar maharet Allah vergisi midir, geliştirmek için özel girişimlerin oldu mu,yeni yetişen yazma heveslisi gençlere azıcık ucundan hayata dair bazı önerilerin olabilir mi? Işığı sevgi,gölgeleri aydınlık olan gerçek bir arkadaşa sevgilerimle.

AYŞEGÜL SERİNKAYA

Adımın önüne eklenmiş bunca güzel sıfatın bir seferde söylenmesine hem sevinip hem şaşırarak teşekkür edeyim önce Erol. O senin güzel görüşün. Evet birden fazla ilgi alanım ve becerim var. Belki de öğrenmeye merakım ve yeniliği sevme özelliğim, doğuştan gelen yanlarımın pekişme imkanı bulması ile birleşerek bu halimi oluşturmuştur. Yeni şeyler öğrenmeye her zaman girişmişimdir. Okuma sevgim de buna hız kazandırdı. Her okuduğumla başka bir ufka daldım.
Yazma heveslisi arkadaşlara önerim, içlerindeki dürtüye engel olmamaları, onlara konan engelleri ise ya üstünden atlayarak, ya da çevresinden dolaşarak aşmalarıdır. Ancak daha önemlisi ve zoru, kendilerine içtenlikle ve korkmadan bakabilmeleridir. Çünkü yazmak cesaret istiyor. Yazdıklarımızla ortaya çıktığımızda, ne kadar örtünsek de, çıplağız.

YILDIRAY KIZILTAN
Yaşamının her alanın da o asil duruşundan asla ödün vermeyen bu başarılı kadına sormak isterim. Çok özel değilse şayet bu müthiş yazarlık maceranızın başlangıç noktası ne olmuştur? Allah vergisi yazma becerisinin yazarlık tanımında yeri vardır fikri sizce ne derece doğrudur? Sevgilerimle.


“Asil duruş.” Sevgili Yıldıray… Ne büyük sorumluluk yükledin bana. Umarım hayat içinde karşılığını verebilirim.
Kendimi yazar değil, yazan olarak görüyorum aslında. Korunarak büyütülen bir
çocuktum. Kendine dönük ve kendini oyalayabilen yapımın etkisiyle bireysel
etkinliklere ayıracak zamanım oldu. Kalem kağıt ve kitap en iyi dostlarımdı. İlk
kez 5.sınıfta arkadaşım Şua ile-nerededir kim bilir?- birlikte bir polisiye
öykü yazmıştık. Not alma ve günlük tutma alışkanlığım bu güne dek sürdü. Bir kez
bir yarışmaya katıldım ve derece alamadım. Görücüye ilk çıkışım Özgür Roman’da
oldu.
Yazma becerisi ya da
kendini yazarak ifade etme becerisi doğuştan gelir, Ama beceriler çalışarak
geliştirilebilir. Bunun ortaya çıkması için birçok faktör gerekiyor. Söz gelimi
eğilimleri bastırmayacak, onların gelişmesine imkan ve fırsat tanıyacak ebeveynler. Evimiz sürekli okunan, kitap ve basılı yayının göz önünde olduğu bir evdi.

MERVE AĞANOĞLU
-Hayattaki en büyük kızgınlığı kime ve neye karşı olmuştu?
-"Keşke böyle yapmasaydım" dedirten bir anısı olmuş muydu?
-Her insanın hayatında dönüm noktası denilen durum vardır. Hayatını bambaşka bir seyire girdiren (İyi ya da kötü anlamda) durumlar ya da kişiler olmuş muydu?Nasıl olmuştu?
-Kendisini en güzel, başarılı, aktif, mutlu hissettiği senesi, şu ana kadar yaşadığı senelerden kaçıncı senesi olmuştu?
-Gönlünde ukde kalan ve hala yapamadığı herhangi bir gezi, buluşma, sosyal aktivite oldu mu? Olduysa neydi?
-Çok sevdiği bir insan için yaptığı en büyük çılgınlık neydi?
Daha soracağım sorular çok ama diğer katılımcılara da fırsat bırakalım;) Ayşegül Abla değerini bil...

Sevgili Merve, biliyorum… Sizler sayesinde…
Sırayla yanıtlarsam;
1.Hayatta en çok kendime kızdım. Düşünceli olduğum için,düşüncesiz olduğum için,duygularıma gem vurduğum için,vurmadığım için ….. böyle uzar gider.
2./3 Keşke üniversite sınavı için sıralama yaparken, İngilizce hocamı dinleyip filoloji tercihimi silmeseydim. Bana çok uyan bir akademik kariyerim olabilirdi ve okumak –yazmak ekseninde daha çok dolaşabilirdim. Yazarlığa daha çok imkan tanıyan bir yol olacağını düşünmüşümdür zaman zaman. Belki bu bir dönüm noktası olmuştur. Mesleğimi seviyorum, ancak bana en uyan meslek olduğunu düşünmüyorum. Yine de geçmişe hayıflanmamayı tercih ederim. Bir yolu seçtiğimizde, mutlaka bir başkasını
ardımızda bırakmak zorundayız. Geriye bakıp durursak, yürüdüğümüz yoldaki güzellikleri kaçırabiliriz. Bu anlamda, hangi yolları geride bıraktığımızı da her zaman bilemeyiz.
4.Belli bir zaman aralığı veremem. Mutlu olduğum anlar var. Mutluluk anlıktır bana göre. Güzel? Bana verilmiş dış görünüşümün içini doldurmaya ve böylece güzel insan olmaya çalışıyorum hayatım izin verdiği müddetçe. Aktif olmaya da çalışıyorum.20 ila 30 yaş arasında olduğum kadar değilse bile. Başarıya gelince; genelgeçer başarı
ölçütleri üzerine kurulu bir hayatı seçmedim. Bunu öldüğümde arkamdan söylenenleri dinleyenler takdir edecekler.
5.Yurt dışına hiç çıkmadım. Ama çıkacağım.
6.Çılgın biri değilimdir ben pek. Soğukkanlı ve akılcıyım daha çok. Çok sevdiğim gençlik aşkım için değil ama onunla birlikte bir çılgınlık yaptık. Evlendik.


HAYAL-İ RUH
Bazı şeyler unutulmaz ilk okunan kitaplarda, ilk okuduğunuz kitap Ayşegül hanım.
Gelecekte kendinizi nerede görüyorsunuz?
Hayat felsefeniz?


Sevgili Hayal-i ruh,
Anımsayabildiğim kadarıyla ya da bende iz bıraktığı kadarıyla ilk okuduğum kitap Monte Kristo Kontu ‘nun (Alexander Dumas) çizgi romanıydı. Daha eskileri varsa da aklımda kalmamış. İlk kahramanımdır Edmond Dantes. En yakınları tarafından haksızlığa uğrar, ama yıllarca sabrederek geri döner. Küçük bir çocuğun bir intikam öyküsünü bu derece sevmesi ne garip değil mi? Ben de garip bir çocukmuşum, şimdi fark ettim yazarken.
Gelecekle ilgili o kadar tasarı dolaşıyor ki kafamda, en iyisi hiç görmemek ve bugünü yaşayabilmek. Geleceği göremiyorum, hayal edebiliyorum.
Hayat felsefem, N.Hikmet’in“Yaşama Dair” şiiri ile örtüşür oldukça. Özetle yaşamayı ciddiye almak, hiç tanımadığım biri için ölmeyi göze alacak kadar, bir yabancının acısını da sevdiğininki kadar çekecek derecede, ömrün biteceği sızısını gülümsemeye çevirecek
kadar ciddiye almak yaşamı. Yaşamlarımız birbirine o kadar bağlı ki aslında.

MUSTAFA ARIKOĞLU
İzninle bir tane daha soracağım İskender.
Bu kadar halim bir insan olmayı nasıl başarıyor?

Aslında inatçı, soğuk, ters Arnavut’un tekiyim ben. Şaka bir yana, zorla hiçbir şey
yaptırılamayan biri olarak, sabır ve sevgiyle buzların eriyeceğini iyi bilirim.
Hep böyle değildim ki, hayat bana zaman zaman geri çekilmeyi, beklemeyi, kozamı örüp içinden daha güçlü çıkmayı, baş eğmeyi de öğretti, tıpkı gerektiğinde baş kaldırmayı öğrettiği gibi. Onurum bana, kimse eğmeden başımı, kendi isteğimle eğmeyi söylüyor. Susmak ya da sakin olmak, kimi zaman kenarda duruyor gibi görünmek benim kişileri bir mesafeden tanımak için başvurduğum yoldur. Ürkütmeyi sevmem. Yakınlaşmak zaten zor, niye bunu daha da zorlaştıralım? İçine girdiğimiz her durumdan, bulunduğum her ortamdan benim aldığım ders bu. Hem benim mesleğim: İnsan kazanmak.

NERMİN GÖMLEKSİZOĞLU
Ayşegül, yazılarını beğenerek okuyorum, o kadar insanın içine giriyorsun ki insan kendini zannediyor okurken yazının içinde. Soruya gelince...
1-İleriye dönük bir hedefin var mı? ya da daha açık sorayım kitap yazmayı düşünüyor musun?
2-Yazmak nasıl bir duygu?
3-Yazmak için olmazsa olmazların var mı? (Ortam, zaman, duygu yoğunluğu vb.)

Sevgili Nermin, sağ ol...
Kitabım olsun isterim tabii, bu konuda bana yapılan baskı giderek artıyor.Hatta buna söz verdim.Ancak önce var olanları toparlayıp dosya haline getirmeliyim.Bu yaz ,kişisel nedenlerle bunu yapamadım.Ama çalışıyorum üstünde,kaplumbağa hızıyla olsa da.Diğer
hedeflerim ise,şarkı söylemeye devam etmek ve halk oyunları çalışmalarını geliştirerek
sürdürmek.Koşullar ve sağlığım elverdiği ölçüde.
Yazmak, daha çok bir dürtü. Duyguların atası gibi, daha yalın ve ilksel sanki. Dürtüyor. Doluyorsun. Yağmur toplayan bir bulut gibi. Bir ihtiyaç.Hayata katlanma ve tahammül etme biçimi.
Yazmak için zaman, zaman, zaman. Sürekli dalıp hiç içinden çıkmayacağın, sana ait bir zaman. Önü arkası sınırlı olmayan. Boynuna asılı bir defter. Kulağının ardında bir kalem.
Bir de yaşıyor olmak.

Kenan Atas
"Aysegul Serinkaya" samimi ve gerçekçi. Yazılarında olduğu gibi samimiyetiyle tanırım en çok kendisini.
Tek taraflı düşünceye sahip değilsin... Tek taraflı düşünceye sahip olmadığını gerek yazılarından, gerekse samimi yorumlarından anlamak zor değil. Bu yüzden mi seni göründüğünden daha fazla göremiyoruz? İki bardak taştığından sonra kendini gösterirsin. Yani görmene rağmen geç çıkarsın...
- Sitedeki bazi kisilere lafini geciriyorsun; bunu neden herkeste denemiyorsun??
- Şefkatli bir kadınsın, bunu neye bağlıyorsun (annelik duygularından hariç) ?
- Yazarken, Yaşıyor musun??
- Son olarak, (kedinin adini unuttum); Onunla aran nasıl? :)

Sevgili Kenan,
Sorunu yanlış anlamadığımı umuyorum, çünkü gördüğü kadarını göstermeyen bir soru bu-nazire mi yoksa- Beyaz ekrandaki kelimelerle örülü varoluşumuz,
bizi hem görünür kılıyor-ki fazla ortada olan yanıltıcıdır-,hem de yüzeysel algılanma ihtimali doğuyor. Bu, zaman kaybettiren bir durum. Yeniden dönüp düzeltmek gerekiyor. Bu da çok sıkıcı. O kadar zaman yok.Sana bekleyip ağırdan alır gibi görünen halimin nedeni bu olmasın?Ya da ben soruyu anlamamış olmayayım? Ya da anlamamış görünüyor olabilir miyim? Al sana bir bilmece.
Kimse kimseye laf geçiremez. Ben de böyle yapmıyorum. Bazı arkadaşlara kendimi daha yakın hissediyorum, herkes için olabilecek doğal bir durum.(cümle düşüklüğü)Gerçek
yaşamdaki gibi. Onlar da beni kırmamak adına hassas davranıyor olabilirler(varsayımsal konuşuyoruz farkındaysan)Belki birbirimizi daha kolay anlıyoruz.
Şefkatli miyim? Teşekkürler. Bana şefkatli davranılmasını istediğimdendir. Dünyada şefkate teslim olmayacak insan var mıdır acaba? Zor.
Önce yaşıyorum, yaşadığım sırada ve ya hemen ardından yazmaya başlıyorum kafamda, (zaten aklımın birazı hep havada)yazarken de yaşadıklarımdan kopup başka yerlere gidiyorum.
Mrs.Sparrow,şu yol arkadaşım kedicik uzun zamandır görünmüyor.Sanırım bir sevgili buldu kendine,ne yapsın beni…

FATOŞ NİHAL AYTAÇ
Ayşegül, okumaktan büyük keyif aldığım, esrarengiz, etkileyici, sıra dışı ve sıra içi olaylara yer veren bir kitap benim için.
Sadece kalemini değil, on parmağında on beş marifet olan bu kadını benzetiyorum güzel bir kitaba evet.
Soracağım yazdıklarıyla alakalı değil, ya da alakalı olduğunu varsayarak;
Tam düşecek iken, zayıf düşmüş iken, düşe yazken, yorulmuşken, yorulduğunu fazlasıyla hissettiğinde onu ayağa kaldırabilen, tekrar yoluna devam etmesini sağlayan dürtü, ilham, dua ya da her neyse, o nedir?
Paylaşacağını umuyorum, güzel kadın.

Sevgili Fatoş, güzel sözlerin için teşekkürler.
Yoluma devam etmemi sağlayan nedir? Yaşamayı ciddiye alınca, bazen yoruluyor insan. Sevinçten, umuttan düşüyor. O zaman ortam ve durum değiştirmeye çalışıyorum. Sıkıntıdaki bir arkadaşımı arayıp ona destek olmaya koşuyorum.”Kendine gel kadın!” diyorum A’Gül’e. Bir sevdiğime sarılıyorum. Telefonu açıp sorduğum çoktur bir dosta “Bana yaşamak için tek bir neden söyle” diye. Bir kez buraya da yazıp yardım istediğimi hatırlıyorum. Ağzımın payını ne de güzel almıştım, hala gülümseyerek anımsarım. Hepimiz benziyoruz birbirimize, insanız işte. Sıkıntıdan yardım dileyerek değil, yardım ederek çıkmak en iyisi.


MUSTAFA ARIKOĞLU
"Ben gidiyorum, elveda" mesajları yazıp, gerisingeri dönüverenler hakkında ne düşünüyor?

Çok da fazla düşünmüyorum üstünde açıkçası. Bunu ben de bir kez yaptım. Defalarca da ayrılmayı geçirdim içimden. Yazdıklarımın altındaki yorumlara bakıp,"havaya konuşup suya yazıyorum, kendi kendime konuşuyorum" dedim. Edebiyat anlamında beni beslemediğini düşündüm. Sonra sizi özledim. Evet, döndüm tıpış tıpış. Geri dönen arkadaşlardan bazıları da, benim gibi düşünüp hissetmiş olabilir. Bazıları hırsından, bazıları bozgunculuktan ya da mızıkçılıktan, kimisi boş vakit öldürmeye, kimisi
bizi anlatım bozukluklarına maruz bırakarak yavaş yavaş öldürmeye..... gelmiş olabilir.
Aslında özetlersek, buna sebep edebiyat aşkı değilse(ki büyük oranda değildir, edebiyat aşkı ortak payda değil sevgili sitemizde) yalnızlıktır. İtiraz edenlerin yanıtları da inan bana, yalnızlığın görüntüsünü yansıtacaktır.

Halit DURUCAN
Sevgili İskender kardeşim. Özgür Roman yazarlarının bu şekilde öne çıkarılması çabası emeğe saygının bir sonucu olmalı. Elbette yazılarını sıklıkla takip ettiğim, beğendiğim bu yazar kardeşimize benimde içinde dokuz şık bulunan bir soru sarmak istiyorum müsaadenizle. Sevgili Ayşegül Hanım hayatından çıkaramayacağı dokuz maddeyi sıralarsa kendisini daha iyi tanıma fırsatı bulacağımı düşünüyorum. Saygılarımla İskender.

Halit Bey;
Hayatımdan çıkaramayacağım maddeler ne olurlarsa olsunlar, benim isteğim ve iradem dışında çıkabilirler. Hayatımdan çıkaramayacağım insanlarsa 9 dan fazla.Ben onun yerine size hayatıma koyamayacağım, koymamayı bilinçle seçtiğim dokuz maddeyi söyleyeyim.
1.Ayrımcılık 2.İki yüzlülük (ya da samimiyetsizlik) 3.Adaletsizlik 4.Kıskançlık
5.Korkaklık/kaypaklık 6.Şiddet 7. Tembellik ve uyuntuluk 8.Hırsızlık/intihal
9.Değişimi reddetme, yerinde sayma.

RAMAZAN EMRE SEVER
Ayşegül; tecrübesini fazlasıyla yazılarına yansıtan ve kalemini fazla sıkmadan doğru yönde kullanabilen bir bayan yazar.
Benim sorum şu olacak:
Erkek bir yazarla bayan bir yazar arasındaki en büyük fark nedir?
Her açıdan bakılabilir bu soruya. Olaylara bakış açısından, kalemini kullanma bakımından, duygularını yansıtma bakımından, erkek bir yazarla bayan bir yazar arasındaki farkı sormak istiyorum Ayşegül'e...
Başarılarının devamını dilerim güzel insan, kendisi kadar kalemi de güzellik kokan kadın...

Sevgili Emre;
Bir kere bayan yoktur, kadın vardır.
Bir erkek yazarla bir kadın yazar arasında hiç fark yoktur. Biri erkek, diğeri kadın olarak, yani cinsiyetleriyle tanınan iki insan... Yazar olmak, öte yandan bir niteliktir..Erkek doktor ve kadın doktor değil,doktor olmaklığın önemli oluşu gibi.Kuşkusuz kadın ya da erkek toplumsal kimlikleri de,kişilik özellikleri,yaşanılan topraklar,yetişme biçimi yanında ve onlar kadar, bakış açısını ve yansıtış biçimini belirler,etkiler.Ama bence yazar, insan olmak noktasında durduğu , kendi tarafından sıyrılıp öbür tarafa da geçebildiği zaman okunası oluyor.
Çok sevdiğim bir ressam arkadaşım var. O bana, insanın içinde iki kutup olduğunu, hem kadının hem erkeğin yer aldığını, bir sanatçının içindeki karşı cinsi sürekli canlı tutması gerektiğini, resim yaparken kendisinin erkek olmaktan çıkıp içindeki kadını canlandırdığını söylerdi.

SERBAZ
“OKUMAK VE YAZMAK ÜZERİNE DÜŞÜNCELER, ALINTILAR VE ÇAĞRIŞIMLAR” adlı yazınızda diyorsunuz ki; "Aynı yazarın birden fazla kitabını ardarda okuduğumda, yazarın aslında temel bir derdi olduğunu, farklı biçimde ve farklı olay örgüsü içinde yeniden, yeniden bunu ortaya koyup anlattığını ayrımsadım, ilerleyen yıllarda.” Buradan yola çıkarak size şu soruyu sormak istiyorum.
*Kendinizi bir dert insanı olarak görüyor musunuz? Kendinize dert bildiğiniz meseleleriniz nelerdir?
*Bunlar nasıl yeşerdi zihninizde? Gelişme aşamaları nelerdi?
Teşekkürler.

Sevgili Serbaz;
Tam sınavdan kurtuldum derken,en zor sorunun en sonda olduğunu nerden
bilebilirdim?
Şimdiiii…Dış dünyayla gerçek anlamda ilk kez ilk okulda karşılaştım,çünkü o
zamanlar ana okulu yoktu.Sakin,barışçıl,yapılması gerekeni kendisine
söylenmeden akıl eden,bağırmayan bir çocuktum.Parmak kaldırmadan konuşmayan.
Sessizliğinden beklenmeyen ağırlıkta ve akıllıkta cevaplar veren. Ve bu yüzden arkadaşlarınca kıskanılıp alay edilen. Buna kızınca ağlayan. Sınıf sıraları çalışkanlar ve tembeller diye ayrılmıştı. Hiç akıl erdirememiştim. Sonra bunun ayrıcalıklılar ve yoksullar demek olduğunu öğrendim ve hep yoksul arkadaşlarımın yanında oturdum. O günden beri evet,”dert insanı”yım, senin söylemek istediğin anlamda.
İnsan kendi ihtiyaçlarından yola çıkar. Ben duyulmak istiyor, ancak bağırmadan konuştuğum ve gösteri yapmadığım için anlaşılmadığımı düşünüyordum. Benim gibi başkaları da vardı mutlaka. Onların sesini duyurması, farklı algılanmalarına rağmen yerini ve karşılığını bulması için bir şeyler yapmalıyıdm. O zaman ben de karşılığımı bulacaktım belki. Beni açık olduğum için saf, dümdüz gözlerinin içine baktığım için aptal, gösterişsiz olduğum için kolay kandırılır sanarak kandırmaya çalışan kimisi çok yakınım olanların akıl ve duyarlık duvarıma nasıl tosladıklarını görünce duyduğum zevkin şiddeti, beni titretti. Bu zevke boyun eğersem, ayrımcılıkta diğerlerinden ne farkım kalacaktı? İnsanı insana kırdıran iç dinamikleri öğrenme merakım böyle başladı. Özürlülerle, yetiştirme yurdunda kalan çocuklarla, yoksul ama okumak isteyen gençlerle çalıştım. O zamandan beri de sürüyor, sosyal bilimler penceresinden bakışım.
Canlıların adil ve onurlu yaşam hakkını savunurum. Sirkleri sevmem. Koskoca
bir sirke dönmüş dünyanın bir köşesinde hala ağzım açık, kısık sesle bağırarak
gerçek, asıl insanı ararım hem kendimde, hem de başkalarında. Asıl yanıtını
sana, bende uyandırdığın düşünce ve duyguları rahatça açabileceğim bir yazıyla
vereceğim sanırım Serbaz. Aslında hep bunu yazıyorum. Teşekkürler.




A'Gül, son olarak eklemek istediğin bir şeyler var mı?

Sevgili arkadaşlar, başta İskender olmak üzere, soran, dikkate alan, emek veren, yazan, silen, düzelten, itişmek pahasına yola devam eden varlığınıza teşekkür eder, ayırmadan hepinizi kucaklar ve öperim. Umarım verdiğim yanıtlar sorularınızın karşılığı olmuştur. Karşılıksız kalanlar için, beni okumaya devam ediniz. Bu soruları şimdi bir kez daha yanıtlasam, başka yanıtlar ekleyebilirim. Ama her şey olduğu gibi, eksiğiyle güzel.

Adımın başına koyduğunuz güzel sıfatlar için sağ olun. Herkes ne almak istiyorsa, onu sunar. Veren ruhlarınıza, misliyle geri dönsün. A’Gül…

Asıl ben teşekkür ediyorum size. Vakit ayırıp bu hoş sohbeti gerçekleştirdiğiniz için. Hayatta mutluluklar ve başarılar diliyorum…



Kemankeş İskender



Yorumlar (18)
Kemankeş İskender 16.08.2011 13:08
Sevgili Ayşegül Serinkaya ile yaptığımız röportajımızı yayınladık.

Arkadaşlar, gecikmeden dolayı çok özür diliyorum. Sona yaklaşmak üzrereyken teknik bir hata en başa dönmeme sebep oldu.
Hepinize teşekkürler.

.. .. 16.08.2011 13:19
Güzel insanlar sormuş, güzel bir insan hazırlamış, güzel bir insan cevaplamış, ötekiler de "hani bana hani bana" demiş.
İskender; harikasın. Hocam, daha ziyade...

A'Gül ... 16.08.2011 13:23

HİÇ ... 16.08.2011 15:28
Ayşegül Serinkaya!...

On Bir Eylül 16.08.2011 20:49
Her zaman büyük keyifle okumuşumdur röportajları. Özelliklede tanımayı istediğim kişilerin olunca da daha başka bir hal alıyor okumam.
Çorbada tuzumuzun olmasına imkan veren İskender'e teşekkürlerimi gönderiyorum.
Ayşegül Abla'ya ise... "İyi ki bizimlesiniz..."

Kemankeş İskender 16.08.2011 22:56
Teşekkür etmek istiyorum. Ama buruk bir teşekkür olacak bu... Ayşegül Hanım bana göre bu sitenin gözbebeği; eminim bir çoğunuza göre de öyle...
Bu insanın röportajının altında sadece 3 kişi mi fikir belirtecekti?
Ama bunun sebebi ne sizlersiniz, ne Ayşegül Hanım, ne de ben. Biz elimizden geleni yaptık. Fakat sitenin kilometre taşları artık gelmez oldular sayfalara. Çünkü onları, yaptıkları dengesizliklerle siteden tiksindirenler var.
İşte suç, bunların keyfi olarak ortalıkta dolaşmalarına izin verenlerde...

---- ---------------- 16.08.2011 23:37
Vaktinizi ayırıp bu hoş sohbeti gerçekleştirdiği için Kemankeş İskender ve sevgili Ayşegül Serinkaya'ya Teşekkürler...

Monte Kristo Kontu'nu okumak istiyorum

A'Gül ... 16.08.2011 23:50
İskender,sıkılma.Bence güzel bir girişim,devam etmeliyiz.Hem bekle,daha geceyarısı olmadı.Hayal-i,oku bakalım sen nasıl bulacaksın Monte Kristo Kontu'nu.Mustafa,Serbaz,Yıldıray teşekkürler.

Kendimi bir şey sanmaya başlayacağım.

HİÇ ... 16.08.2011 23:57
"Kendimi bir şey sanmaya başlayacağım."Hala başlamamış olman büyük hata seni tanımak büyük bir keyif ve onur benim için bilesin AYŞEGÜL...

Fatoş Nihal Aytaç 17.08.2011 00:50
Sorulanlara, söylenenler gibi( güzel, akıllı...) ve beklenilen olgunlukla cevap verdiğin için, senin hakkında yaptığımız tanımlamaları daha da kanıtladın.
En sonda imza tadındaki paragrafın olayı bitirdi.
Ayşegül, dünya senin gibi bir insana sahip olduğu için şanslı.

Comert Sen 17.08.2011 01:10
Sitemizin degerli bir uyesini daha yakindan tanimamiza yardimci oldugunuz icin sagolun Iskender kardesim.
Aysegul cevaplarinda oldukca dogal, icten, guvenir,ilkeli. Bu durusunu taclandirmasi icin guzel bir kitapta toplamasini dilerim. Bu konuda tum arkadaslar tarafindan kendisine baski yapilmasi gerektigine inaniyorum. Sevgiler.

A'Gül ... 17.08.2011 09:28
Fatoş,utanmaya başladım ama:)
O da olacak inşallah Cömert,zaten sözüm var.

cihan sarıkaya 17.08.2011 14:12
Ayşegül abla çokgüzel söyleşi olmuş.
Sen çok usta bir yazarsın kendi kitabını sabırsızlıkla bekliyorum.

A'Gül ... 17.08.2011 15:49
Cihan estağfurullah.Ve teşekkürler.

Kenan Atas 17.08.2011 23:26
Nazire degil Aysegul, gerek yok cunki. ki olsaydi da sana olmazdi. belkide seni bildigimdendir. bilmeceyede gerek yoktu bence; icimden geldi sordum. bunlari yazdim af ola... cevaplarin toplaminda cikan kisilige tesekkurler.

A'Gül ... 18.08.2011 00:10
Kenan,takıldım ben sana,olsa olsa iyi yantlama kaygısı duymuşumdur.Aslı ben affola"

Bildiğini bildiğim için sana şakayla takıldım,sen sakın buna takılma.Sevgiler Kenan.

A'Gül ... 18.08.2011 16:37

Uzun zamandır buradayım, günlüklerimi okuduğunu düşünürsek, bu hiç te şaşırtıcı değil Mervecan, beni artık tanıyor eskiler. Teşekkürler...

Nermin Gömleksizoğlu 24.08.2011 11:58
Yayınlanmasını merakla beklediğim halde kaçırmışım şimdi görme şansım oldu. Ayşegül, her zaman ki içten cevaplarınla içten bir sohbet olmuş çoğu özelliğini çoğumuz biliyor olmamıza rağmen tescillenmiş bu sayede.
Teşekkürler emeklerine Ayşegül...


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6320
2 Firari Fırtına 4381
3 Mustafa Ermişcan 3760
4 Hasan Tabak 3470
5 Nermin Gömleksizoğlu 3136
6 Uğur Kesim 3009
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2863
8 Sibel Kaya 2854
9 Enes Evci 2564
10 Turgut Çakır 2262

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:691 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com