Hikayeler

AYNADAKİ TARİH
Okunma: 962
semrin şahin - Mesaj Gönder


                
           
 
 
                           Hayatında hiç bu kadar sıcaklamamıştı. Ardı arkasına salladığı yelpazesinin çıkardığı, haşırtılı ses sinirlerini bozmuş; koridor tarafında oturmanın verdiği bunalımla birleşip, boğulacakmış gibi hissetmesine yol açmıştı. Rehberin İstanbul ile ilgili verdiği bilgilerin birçoğunu duyamıyordu. Yanında oturan yaşlı kadına göz ucuyla baktı. Kadının gözlüğü burnunun ucuna kadar düşmüş, elinde tuttuğu tanıtım broşürü yana kaymıştı. Uykunun verdiği gevşeklikle aralanan ağzından salyası akıyordu. Esra uyuşan bacağını ileriye doğru uzatıp, ayağını sağa sola döndürmeye başladı. Bir türlü rahat edemiyordu. Dik durup, bir eliyle ön koltuğa tutunup da oturmayı denedi. Bu esnada otobüs sarsılarak durdu. Rehberin yumuşak ve ince çıkan sesiyle herkes toparlanmaya başlamıştı.
“Arkadaşlar şimdi ilk olarak Topkapı Sarayını gezeceğiz. Lütfen birbirinizden ayrılmayın. Şapkalarınız mutlaka başınızda olsun.” dedi. Arkasını dönüp tam inecekken, unuttuğu şey aklına gelen insanların yaptığı acelelikle “Arkadaşlar özür dilerim!” koltuklarından kalkmaya hazırlanan insanlar oldukları yerde kaldılar. Esra da saçlarını düzeltirken rehberin konuşmasını dinlemek için hemen rahat bir pozisyona geçti. “İhtiyaçlarınızı lütfen bana bildiriniz. Benim bilgim olmadan kafileden uzaklaşmayınız.”
                         Esra çantasını çapraz olarak taktı. Annesinin onu uyaran sesi hala kulaklarındaydı; “Kızım oralarda kapkaç olayları çok oluyormuş. Çantana dikkat et! En iyisi çantanı çapraz tak. Ayrıca kimsenin verdiği yiyecek ve içecekleri kabul etme.”  Annesi çok pimpirikli ve temkinliydi. Onun sözünü dinlemesi gerektiğinin bilincindeydi. Otobüsten inerken güneş gözlerini kamaştırmış, etrafındaki güzelliklerin farkına biraz geç varmıştı. Capcanlı bir gökyüzü ve gökyüzünün renginde kıpır kıpır bir deniz; Esra’nın da içinin kıpırdanmasına yol açmıştı.
“Yavrum, oğlumla gelini mi gördün mü?” yanında oturan teyzenin sesini duyunca Esra gülümseyerek “Teyzeciğim, görmedim ama gelirler şimdi.” dedi. Yaşlı kadının oğluyla gelini el ele tutuşmuş, hızlı hızlı bulundukları yere doğru geliyorlardı. “Bak geliyorlar işte. Sanırım su almaya gitmişler.” Yanlarına gelmiş olan çift gülümseyerek ne yaptıklarını anlatmaya başlamışlardı. İleriden, elinde bilet koçanlarıyla rehberin geldiğini gören grup üyeleri, yavaş yavaş toparlanmaya başlamışlardı.
                             İkişerli gruplar halinde birbirlerinden kopmadan, Topkapı sarayının girişinden geçtiler. Esra’nın heyecanı yüzüne yansıyordu. Yanakları al al olmuş, gözleri alışılmışın dışında büyüyüp canlanmıştı. Coşkunluğu yürüyüşüne ahenk katmıştı. Okul yıllarından bu yana övgülerle anlatılan İstanbul’a ve haliyle Topkapı Sarayı’na ilk gelişiydi. Rehberin uyarı sesiyle dikkatini Topkapı Sarayı ile ilgili anlatılanlara vermeye çalıştı. Rehber herkesin duyabileceği oranda sesini yükselterek, ciddi bir tonla “Topkapı Sarayı, Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında tarihsel İstanbul yarımadasının ucundaki Sarayburnu’nda Bizans akropolü üzerinde inşa edilmiştir. Saray, kara tarafından Fatih’in yaptırdığı Sur-ı Sultanî, deniz yönünden ise Bizans surları ile şehirden ayrılmıştır. Çeşitli kara ve deniz kapılarıyla saray içindeki değişik işlevlere açılan kapıların dışında,  şu karşıda gördüğünüz sarayın anıtsal girişi Ayasofya arkasındaki Bab-ı Hümayundur.” Ezberlendiği her halinden belli olan bu bilgileri nefes almadan ardı arkasına sıralıyordu.







“Topkapı Sarayı yönetim, eğitim ve padişahın yaşam yeri olması nedeniyle oluşturulan örgütlenmeye uygun olarak iki ana bölüme ayrılır ki bunlar, birinci ve ikinci avludaki hizmet yapılarından oluşan Bîrun ile iç örgütlenme ile ilgili kısımları içeren Enderun’dur.”
Esra muhteşem bir sarayla karşı karşıya olduğunu biliyordu. Tozlu tarih sayfalarından tanıdığı Topkapı Sarayı tüm ihtişamıyla karşısında dikiliyordu. Eşsiz bahçesinin içinde gizlenmiş olan Müze, bütün asilliğiyle ziyaretçilerini bekliyordu. Rehber geçtikleri her noktanın önemini vurguluyor ve dikkatlerini anlattıklarına yoğunlaştırmaları için büyük çaba sarf ediyordu.
                      “Topkapı Sarayı Müzesinin ana girişi işte bu gördüğünüz ikinci kapı olan Bab-üs Selam, orta kapıdır. İkinci avlu devlet ve hükümetin yönetim merkezidir. Yalnızca sultanların at bindiği bu avluda, halktan resmi işi olanlar, özel ödeme günlerinde maaşlarını alan yeniçeri temsilcileri, elçi kabulleri ve devlet törenleri yapılırdı. 5–10 bin kişinin mevcut olabildiği törenlerde, tam bir sessizliğin hüküm sürdüğü bilinir.” Rehber bir anda öksürmeye başladı. Boğazı çok kurumuş olmalıydı. Elinde tuttuğu pet şişedeki suyu bir yudumda yarıladı. Dudağından sızan suyu kolunun tersiyle sildikten sonra boğazını temizleyerek konuşmaya başladı. “Bu tarafa doğru yürüyelim.”diyerek grubun yönünü belirtikten sonra bilgi vermeye devam etti. “Sarayın tek kulesi de buradadır. Devlet adaletinin bu divanda dağıtılmasından dolayı buraya Adalet Kulesi denilirdi. Bu kuleden bütün İstanbul ve liman gözetlenebilirdi. Kulenin tek girişi harem kısmında bulunmaktadır.” Esra harem sözcüğünü duyunca ister istemez gülümsedi. Rehberin verdiği bilgileri daha önce yaptığı araştırmalardan öğrenmişti. O, müze olan bu sarayla tanışmaya, tarihin tanıklığını yapan bu şehrin tadına bakmaya gelmişti. Grubun yanından kimseye sezdirmeden uzaklaştı. Yüreğinden gelen sesi ve manevi huzuru birbirine harmanladı. Ağaçların gölgesi, tarihin izlerine yansırken, Esra’nın meraklı bakışları surlarda, Harem’e giden yolda gezindi. Müze için, onlarca insan gelmişti. Kimi yerli, kimi yabancı birçok insan aynı dili konuşmaya, aynaya yansıyan tarihe bakmaya gelmişlerdi. Hepsinin geliş amacı aynıydı. Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapan, birçok devleti karşı karşıya getiren, hoşgörünün ve farklı kültürlerin beşiği İstanbul’u tanımak ve ruhlarına yansıyan tarihin karşısında hürmetlerini sunmaya gelen yüzlerce insan vardı. Sırma camların arkasından görünen İstanbul’u yeniden keşfetmekti gayeleri. Esra’da tarihin aynaya yansıyan haline âşık olmuş, dili tutulmuştu. Bu tarih, atalarının şanlı tarihiydi ve bununla gurur duyuyordu. Bu ülkenin bütün evlatlarının gelip görmesi gereken bir tarihi mirastı. Bu tarih, her insanın aynasında gölgeler bırakarak gezinmeye devam ediyordu.
                       Kendini, bu büyülü atmosfere kaptırmışken “Esra hanım gruptan ayrılmamanız gerektiğini söylemiştim.”sözleriyle içinde yaşadığı mutluluğu ve coşkusu yarım kalmıştı. Rehberin itaatkâr sesiyle bütün ruh hali değişmişti. Kızgın bir ses tonuyla “Sizin verdiğiniz bilgileri bildiğim için, içime sindire sindire dolaşmak istemiştim. Özür dilerim.” dedi.  Rehber çok sinirlenmişti. “Sizden beklemezdim. Biraz acele edin. Yeteri kadar zaman kaybettik.” dedi.
                       Esra hem utanmış; hem de içinde tutamadığı bir öfke birikmişti. “Keşke turla gelmeseydim” diye düşünüyordu.  Grubun meraklı bakışları gerginliğini daha da artırmıştı. “Yavrum habersiz gidilir mi?” Yaşlı teyzenin sesi sitem yüklüydü. Esra, mahcubiyetini gizlemek için saçlarını düzeltir gibi yaptı. Sesini yükseltme zahmetine katlanmayarak “Kusura bakmayın.” dedi. Otuz kişinin de gözleri üzerindeydi. Kimi yadırgamış, kimi kızmış, kimi de sıkılmış bir halde ona bakıyorlardı.
                       








Rehberin uyarı sesiyle, grup üyeleri gezilerine kaldıkları yerden devam etmek için toparlandılar. Esra da; insanların dikkatlerinin başka yöne dönmesinden rahatlamış bir halde, derin bir nefes aldı. Grubun gerisinde, yavaş adımlarla ilerliyordu. Bu esnada gözü gibi koruduğu çantasının ilk önce yavaş, daha sonra da hızlı bir şekilde çekildiğini hissetti. Biri çantasını almaya çalışıyordu. Annesinin ve kendisinin en çok korktuğu şey başına mı geliyordu yoksa? Çığlık atarak arkasına döndüğünde, çocukluk arkadaşı Meral’in gülümseyen yüzüyle karşılaştı. Çevrede bulunan onlarca insan durmuş, onlara bakıyordu. Esra şaşkınlığını gizleyemeden “Meral! Senin burada ne işin var?” diye sordu. Kavuşmalarının heyecanıyla yüksek sesle ve kahkaha atarak konuşuyorlardı.
Rehberin kızgın ve usanmış bakışları ikisinin de kendilerine çeki düzen vermelerine yol açtı. Esra, şirin gözükmeye çalışarak rehberin yanına yaklaştı; “Sizden burayı arkadaşımla gezmek için müsaade istiyorum.” Adamın yüz ifadesi değişerek, kararsızlıkla kızgınlık arası bir ifade almıştı. Grup üyelerinden çatlak sesler çıkmaya başlamıştı. Kızmış ve sıkılmışlardı. Esra konuşmasına daha ılımlı devam etti; “ Bana bir yer ve zaman söylerseniz sizinle orada buluşurum.” Bu mantıklı çözüm karşısında rehberin söyleyecek sözü kalmamıştı. Konuşmaya bile lüzum görmeden başıyla onayladı. İki arkadaş sevinçlerinden aynı anda “Yaşasın” diye bağırdılar. Rehber grubunun başına giderken; “Arkadaşlar yan avluya geçelim. Kimse gruptan ayrılmasın.” dedi.
                    Esra ile Meral, dünyanın ne kadar küçük olduğuna örnek olabilecek karşılaşmalarının sarhoşluğu içerisindeydiler. Esra unutulmaz bir İstanbul gezisi geçirdiğini düşünüyordu. O kadar mutluydu ki; bir yanda eşsiz tarihiyle İstanbul vardı, bir yanında çocukluk anılarının kahramanı Meral vardı. Esra, iki merak ettiği unsura aynı zamanda kavuşmuştu. Yaşadığı hisler, şehrin tarihiyle karışıp kendi tarihine sarmalanıyordu. Yaşayan tarih ise; aynadan aynaya atlayarak, yeni izlerle akışına devam ediyordu. Esra bu duygular içerisindeyken, uzaklaşmakta olan kafileden birinin kendisini sorduğunu işitti; “Rehber oğlum, otobüste benim yanımda oturan kız nerede? Kızcağız kaybolmuş olmasın?”
“Yok, teyzeciğim! O arkadaşıyla karşılaştı, sonra bize katılacak.” Esra ister istemez gülümsedi. “İyi ki gelmişim bu mükemmel şehre.”diye düşündü. Arkadaşının koluna girdi, sınırlı olan zamanlarını boşa geçirmek istemiyordu. Soğuk taşlarda gezindikten sonra, onların yüzüne  gölgeli olarak yansıyan güneş ışınları; tarihin dansını edermiş gibi ışıltılıydı. 



                                                                                                           



semrin şahin



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6359
2 Firari Fırtına 4419
3 Mustafa Ermişcan 3820
4 Hasan Tabak 3527
5 Nermin Gömleksizoğlu 3175
6 Uğur Kesim 3036
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2943
8 Sibel Kaya 2888
9 Enes Evci 2598
10 Turgut Çakır 2288

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:596 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com