Denemeler

Hazal Notları 1
Okunma: 1270
Enes Evci - Mesaj Gönder


   Beyninin raflarına bir eskimiş
surat portresi daha koydu. Kendi ürettiği bir laf vardı, sadece kendi üretmiş
olduğu için bile ayrı bir seviyordu bu lafı. Onu tekrarladı “Bizler tanrının
eskiz çalışmalarıyız”
 
   Fısıltılar fısıltıları, sessizlikler sessizlikleri ve sükunetler sükunetleri getirdi
ardından. Sırda kıdem almış bir kaç cümleyi hatırlamak istedi. Gelmedi aklına.
Tadı her ne kadar damağına gelir gibi olsada o cümlelerin ama aklına bir türlü
gelmedi.
 
Yine sigarayı bırakmayı denediği o ilk hafta, sanki dünya da herşey onun sigara
içmesi yönünde işliyordu. Lüzumlu görülen her dünyalık iş onun gözünde değerini
yitirdikçe yitirdi. Kendisi bizzat diğerleri gibi bir çocukluk yaşamıştı. Tek
fark o sadece büyürken yanında hep çocukluğunu da götürdü.
 
Sınır neydi ki? Kural? Düzen ne işe yarardı? Peki ya nizam? Disiplin?
 
Bir önemi yoktu. Var olanın adını ömür diye seslendirdi. Bir takımı melek diğer
takımı şeytan olan bir düzende her daim tanrısıyla kalan bir ses tonu vardı “ömür”
derken.Ne beyaza aşikar kalabildi nede
dehlizlerinde siyah nüks etti. Tek ve hep anladığı griydi.
 
Ki genelde “lüzum yok renklere” derdi ve eklerdi “fakir gözlerim göremedikten
sonra gerçeği”
 
Sadece, mutlak son geldiğinde defterinde yazması için bir kaç isim soktu hayatına. Defterde
yazan isimlerin kimisine “dostum” dedi, kimisine “arkadaşım”, bazısı “ailem”
oldu, birkaçına “sevgili” dedi.
 
Ömrü ateşin getirdikleri ve sonra yine bizzat ateşin yakıp götürdüklerini anlamakla
geçti. Lüzum yoktu parlak sokaklarda yaşayan sosyeteye, kendini hep en nezih
gettolarda buldu. İzmir’de Bornova’da, İstanbul’da Kartal ve Zeytinburnu’nda,
Ankara’da Demetevler’de.
 
Birkaç hikaye eskitti ama bir kendi hikayesini eskitemedi. Her geçen saat süslendikçe
süslendi, büyüdükçe büyüdü salkım saçak bir hikayesi oldu. Nefes alıp verdikçe
toprakların çok derinlerine kök salan bir ulu çınar gibi stabilleşti hikayesi.
 
Bir eşi varmıydı, en merak ettiğide buydu. Hergün içine karışmaktan tiksindiği o
kalabalıkta önceleri hep onu aradı gözleri. Çünkü bu şehire boşuna gelmemişti.
Bir amacı olmalıydı. Acaba aradığı o kalabalığın içinde onun yanından kaç defa
geçmişti. Birbirlerinden habersiz birbirleri için yaratılmış iki beyin kaç defa
aynı metrekareyi paylaştı?
 
 
Paylaşsa bile bu neyi değiştirirdi, somut bir kalp ritmi duyulmadıktan sonra. Bir süre
geçtikten sonra kafasını yere çevirmeye başladı. Yormuştu bir çare amansız ve
ruhsuz kalabalıkta onun kim olduğunu bilmeden onu aramak. Belkilere bıraktı tüm
sakızdan çıkan falları, artık iskambil kartlarından fal bakılmak yerine
kumarlar oynanıyor, çok şekerli türk kahvesi içildikten sonra diğer
bulaşıkların yanına konuyordu.
 
Televizyonlar, gazeteler, dergiler ve internetin ortaya kustuğu tek şey lüx içindeki yaşamlar
veya yanı başında gelişen savaşlardı. Her gün bir kişi çok meşhur olurken diğer
yandan binlerce kişi ölüyordu. Buda onu yordu. Aradığı ruhu düşündü, ya o
savaşın içindeyse? Biraz duraksadı elindeki sıcak çaya bakarak. “Amansız
zenginlerin yanında olmasından iyidir” dedi.
 
Mazbut ama olabildiğine asil olan onbeş yirmi çekimlik duman doğuran arkadaşı sigarayı
aramadı değil o aralar. Lakin onla ayrılalı onüç gün oluyordu. Ve bu sefer
kesin kararlıydı. Gerekte var mıydı bilinmez!
Tehlikeler
hazırladı kendisine. Hepsini kusursuz geçtiği kendi çelmelerinden vakit
kaldıkça hayatın ona hazırladığı çelmeleri çalımladı.
Çanlar çalarken, çırpınışlardan
çivilerini çekip çekiçle çaktığı çokça çatlağı, çayla çektiği çerçevenin
çimenine çığlıklar çalkaladı. “akapella sözcük trigonometrisi var mıydı ki
acaba?” Gülümsedi ve terketti “ç” harflerini.
 
Karşılıksızdı hikayesi. En zor zamanda bozdurulmak istenilen ama veznedarın surat bürkerek “karşılıksız”
dediği çek gibiydi ömür. Retro bir hikayenin ardından durgunlaşan suratları
takındı o anlarda. Deklanşöre gerek yoktu unutmaması için, sanki işaret
parmağına hep bir kırmızı hatırlatma kurdelası takılıymışçasına geçen her
saniyeyi dimağına kazıdı.
 
Müptelası olduğu bir su vardı birde o suyu getiren. Kana kana içti, anlındaki teri
geçmişine sırtındaki teri geleceğe itaf etti bu anlarda. İncelen parmakları
adelelerini göstermiyordu artık. Sakladığı bir titrekliği vardı, bu sebepten
ellericebinden pek çıkmazdı.
 
Gülümsemesinde en güzel katilleri gömen bir çocukluğun ona bırakmış olduğu bir
kaç kutsal değeri bir türlü suratındaki mimiklerine bağışladı. Rahatça nefes
almak adına. Devamını anlatmak için şimdi aldığı nefes gibi.



Enes Evci



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6202
2 Firari Fırtına 4265
3 Mustafa Ermişcan 3483
4 Hasan Tabak 3346
5 Nermin Gömleksizoğlu 3039
6 Uğur Kesim 2934
7 Sibel Kaya 2766
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2591
9 Enes Evci 2468
10 E.J.D.E.R *tY 2226

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:678 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com