Hikayeler

IHLAMUR
Okunma: 819
semrin şahin - Mesaj Gönder


                                              
Kararmaya yüz tutan odanın köşesinde iki büklüm duruyordum. Siyah gölgeler bir ileri, bir geri odanın içerisinde dolanıyorlardı. Hasine, benden güç almak ister gibi yanıma sokulup çömelmiş, dirseklerini dizine dayayarak, küçük ellerini hayal kırıklığıyla yanağında birleştirmişti. Uzun paltolu adamın, annesinin itirazlarına karşın elindeki kâğıtlara bir şeyler yazıp not alışına, içimizde çoğalan üzüntüyle nezaret ediyorduk.
Hasine, benim tek arkadaşımdı. Onun üzüntüsünü geçirebilmek için yapabileceğim hiç bir şeyin olmayışını bilmek beni tarifsiz bunaltıyordu. Duriye Teyzenin gür sesiyle irkildim.
“Kızım, orada durma üşüyeceksin.”
“Anne üşümüyorum.” Hasine, annesi üşüdüğünü anlamasın diye bana daha çok sokuldu. Dik duracak gücüm olmadığı halde dirençli olmaya çalışıyordum. Hasine bana dayandıkça ben yavaş yavaş yana doğru kayıyordum. Belime bağlanan ip çok sıkıyordu. Kaydığımı fark edince Hasine hemen ayağa kalkıp bana yardım etmeye yeltendi. Ama ağırlığımı taşıyamayınca beni duvara doğru bastırdı ve böylece yine odaya hakim, yamulmuş bir halde kaldım.
“Anne, Ihlamurla oynamak istiyorum.”
Duriye teyze telefonun tuşlarına, hırsını almak ister gibi sertçe basıyordu.
“Hasine şu an olmaz.”
“Anne, lütfen sek sek oynamak istiyorum.” Bu söylediğinin imkansız olduğunun ayrımında değildik. Benimle uykuya daldığı, üzerimde neşeyle oyun oynadığı günler birkaç saat içerisinde tekrarlanamayacak bir mazi olacaktı. Hasine yanıma gelsin diye beklerken, Duriye teyzenin hıçkırarak telefonda konuştuğunu duydum. Bu eve ilk defa yağmurlu bir günde geldiğimde herkes havaya inat çok mutluydu. Gelişime en çok Hasine sevinmişti. Beni saran paketi özenmeden hızlıca açışını, hırpalayarak bantlarımı yoluşunu şu an bile düşündükçe gıdıklanıyorum.  Odanın ortasına beni seripte elleri ağzında çığlık attığı anda gıdıklanmalarım buharlaşıp yerini kahkahalara bırakmıştı.
“Küçük prensesim bu senin doğum günü hediyen.” Babası, elinde fotoğraf makinesiyle kızının en güzel yaş günü anlarını yakalayıp, unutulmaz kılmak için zamanla yarışıyordu sanki.  Girdiği yaşı temsil etmesi için midir bilinmez üç albüm doldurmuştu resimler.
“Hayatım, her yaş günü için yaşı kadar albüm yapacaksak ocağımıza incir ağacı dikilir, söyleyeyim.”
Karısının yüzünü avuçlarının arasına alıp tatlı bir sesle; “Canım sen hiç merak etme ben her şekilde seni ve kızımızı mutlu ederim.” demişti.
Günbatımıyla odanın içerisini yakıcı bir elem kaplarken adamlar işlerini hızlandırmışlar, evden eşya taşıma sırasına girmişlerdi. Hasine yanıma gelip bana sarıldı.  Keşke kollarım olsa da ben de sarılsam diye düşünürken ağladığını fark ettim. Gözyaşları beni ıslatırken “Anne, Ihlamurumu almasınlar, vermeyelim.” dedi.
“Beni vermek mi tam anlayamadım herhalde. Hasine beni kimse alamaz. Hasine, Hasine ben senin oyun halınım kimse alamaz beni.”
“Bakın size söyledim bu kızımın en sevdiği halısı. Başka bir şey alın onun yerine.”
“Hanımefendi borcunuza karşılık evdeki bütün eşyaları almak zorundayız.” Arkasını dönüp ufak tefek bir gence seslendi; “Furkan çocuğun sarıldığı halıyı en son alın.”dedi.
“Sizin için tek yapabileceğim bu.” Dikkatini elindeki kaleme verip uzaklaşmaya çalışırken,
“Amca, lütfen o benim en iyi arkadaşım. Sek sek arkadaşım o.” Dudakları büzüştü ve utanarak annesinin yanına kaçtı. Adamın umursadığı yoktu. Ben naçar bir vaziyette sesimi duyurmaya çalışırken en yakın arkadaşım bağıra bağıra ağlıyordu.
“Hasine, ağlama! Alamazlar beni; ağlama, lütfen! Küçük arkadaşım ağlama.”
Bin yıllık yorgun bir halı gibi olduğum yerde göçtüğümü, rengimin soluklaşarak canımdan can gittiğini duyumsadım. Nesnelerin bir şey hissetmediğini söyleyen, bizi anlamayan, dinlemeyen insancıklara karşı sesimi duyurmaya çalışmamın nafile olduğunu bilerek ve buna kızarak çöküşüme devam ettim. Hasine ağlayarak benim hislerime tercüman olsa da duygusuz insanların içinde sesini duyuramıyordu. Ameleler huşu içerisinde bakıyorlardı.
“Baba, baba halımı da götürüyorlar. İzin verme baba!” Hasine’nin, babasını görünce aydınlanan yüzü umudum oldu. Evet, babası gelmişti, onu ve tabii ki beni bu ayrılıktan kurtaracaktı. Nafile bir ümitle beklemeye koyulduk. Hasine yanıma gelmiş içini çekerken gülümsüyordu; “Üzülme Ihlamur! Babam şimdi onlara günlerini gösterir.”dedi. Hasine’nin narin kolları belimi sıkan ipin üzerinde birleşip, güçsüzlüğüme çocuksu sevinciyle dayanak olmaya çalıştı. Babasının kavga edişini duyup biraz gururlandık. İtiş kakış arasında edilen küfürleri anlamazlıktan gelerek kulak arkası ettik. Bağırış çağırışlar arasında işçiler evde doğru düzgün eşya bırakmamışlardı. Kenarlarından süngerli sarkan berjerli koltuk vakur bir şekilde odanın hakimiydi artık. Raftaki ince porselen tabak bardaktan geriye sadece ucu kırılmış bir fincan kalmıştı ve o da yalnızlığıyla baş başaydı. Bir umut vardı duruşunda, ev arkadaşlarını geri getirirler diye atik bir şekilde bekliyordu. Hep birlikte dakikaları sayarak sabırsızca bekledik.
Ekşimsi bir ter kokusuyla üç beş eşya, evin içinde yankılanan sesleri dinlemeye koyulduk. Bir kahkaha, sevinçli bir nida bekleyip durduk. Alnından ter damlayan bir adamla Hasine’nin babası karşımıza gelip dikildiklerinde, umudumuz tonlarca ağırlıktaki üzüntümüzün altında ezildi. Çaresiz bakışlarla adamın sırtında evden çıkarken Hasine’nin feryatları apartmanı inletiyordu. Bense kulaklarımda Hasine’nin sesi, yüreğimde sessiz çığlıklarla mavi bir kamyon kasasına fırlatıldım. Evdeki diğer eşyalarla karanlık bir gecede, belirsiz bir geleceğe doğru ilerlerken Hasine’yi ve onun yeni halısının nasıl olacağını düşünüyordum.
Mavi kamyon köşe başını dönerken az önce hengamenin yaşandığı evden sadece küçük bir kızın şeker vererek susturulamayacak çığlıkları yükseliyordu ve yüreğinde sonsuza kadar kapanmayacak bir oyuk açılmış kanıyordu.

                                                                                               Semrin ŞAHİN
                                                                                          semrince@gmail.com
                                                                                       



semrin şahin



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6319
2 Firari Fırtına 4381
3 Mustafa Ermişcan 3759
4 Hasan Tabak 3468
5 Nermin Gömleksizoğlu 3136
6 Uğur Kesim 3009
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2863
8 Sibel Kaya 2854
9 Enes Evci 2563
10 Turgut Çakır 2262

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2685 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com