Hikayeler

YÜREĞE YAPILAN YOLCULUK
Okunma: 926
semrin şahin - Mesaj Gönder


                            “Deden uyuyor oğlum. Sessiz ol!” Kadın başörtüsünü düzeltirken, bir yandan da dört beş yaşlarındaki çocuğu susturmaya çalışıyordu. Ufuk;  başını cama yaslamış, usul usul uyuyan yaşlı adama baktı. Gazetesini hışırdatmadan okumaya çalıştığı için iki de bir yaşlı adama bakıyordu. Sayfayı yavaşça çevirdi. 
Çocuk yanına gelmiş gazetedeki resimlere bakmaya çalışıyordu. “Anne bu aynı Ramazan dayıya benziyor.”
“Öyle mi? Dur ben de bakayım.” Kadın Ufuk’a yan yan bakıp gazeteyi çekiştirdi. Bireysel okunan gazete birden kompartımandaki bütün yolcuların dikkatini çekmişti. Kadın yanındaki kıza “Ayşe, kı! Bizim yukarı mahalledeki Dodo’nun gelini vardı ya!” kız onu dinlemiyordu. “Şu resimdeki ona benziyor. Öyle değil mi?” dedi. Kadın kızın kendisini dinlemediğini anlayıp bacağına bir çimdik attı. Kızın acıyla bağırınca yaşlı adam gözünü açtı. Herkes bir anda toparlandı. Ufuk’ta ortama uyup hafifçe oturuşunu düzeltti. Kadın oğlunu bileğinden yakaladı. Fısıltıyla;
“Şeref, gel oğlum! Deden uyandı, kızmasın.”  dedi.
Yaşlı adamın cama dayadığı alnı kızarmıştı. Alnını ovalarken “Gelin neredeyiz?” diye sordu.
“Çiftehan’ı yeni geçtik.”
Ufuk elinde olmadan konuşulanları dinliyordu. Başını kaldırmadan dağılmış olan gazeteyi toparladı. İki saatlik yolları kalmıştı. Defteriyle kalemini çıkarıp yazı yazmaya başladı.
“Amca n’apıyorsun?”
“Yazı yazıyorum.”
“Ne yazıyorsun?” Ufuk soruların devam edeceğinin bilincindeydi. İşaret parmağını şakağına koyup başını kaldırdı. Düşünüyormuş gibi “Hıımmmm!” dedi. 
“Yolculuklar üzerine bir seminer için konuşma hazırlıyorum. İstersen bana yardımcı olabilirsin.”
Tam bu esnada tünelden geçmeye başladılar. Karanlık çocuğun yüzündeki sevinçli ifadeyi kapattı. Ama mutluluğu anlamak için aydınlığa ihtiyaç yoktu. “Yaşasın!” nidaları treni aşıp tünelin duvarlarında yankılandı. 
“Adın ne?”
“Şeref KARASU” sesinde gurur vardı. Ufuk ister istemez gülümsedi.
“Peki, Şeref nereye gidiyorsunuz?”
“Adana’ya halamlara gidiyoruz.” Şeref sıkılmaya başlamıştı. Dayanamayıp; “Bunun senin yazacaklarınla ne ilgisi var?” dedi. Herkes gülmeye başladı. Yaşlı amca boğazını temizleyip “Evladım büyüklerle öyle konuşulmaz.” dedi. Gelini hemen çocuğu kucağına aldı. Yanındaki küçük çantanın içinden bir şeyler çıkarıp çocuğa verdi. Suratlar asılmış kimseden ses çıkmaz olmuştu. Sessizliği amca bozdu. “Her yolculuk insanın yüreğine yaptığı bir ziyarettir. Etrafındaki insanları yolculukta daha iyi tanırsın. Genç adam, yazacaksan bunları yaz.”
Ufuk hem şaşırmış, hem de memnun olmuştu.
“Amca, siz çok yolculuk yapmışa benziyorsunuz. Doğru mu?”
Gelinle yanındaki kızın bakışmaları Ufuk’un dikkatini çekti. Şeref annesinin kucağında sıkılmış, ayağını koltuğun kenarına vuruyordu.
Yaşlı adam yavaşça başını salladı. Sesinde dirimin canlılığı seziliyordu. “Seksen beş yaşındayım. Hayatım hep yollarda geçti.”  Ufuk adamın gözlerindeki hüznü yakaladı. Geçmişin ağır yüküyle dolu yüreğinin yansımalarını gözbebeğinde gördü. Yaşlı adama karşı içinde açılan kapılardan en güzelini verdi. Ardında ilgi ve merakın olduğu kapıyı sonuna kadar açıp adamın konuşmasını bekledi.
“Küçük bir çocukken vatan düşmandan yeni kurtulmuştu. Her şey ve herkes ülkenin gelişmesi için mücadele ediyordu. Şimdi bunların yolculukla ne alakası var, diye düşündüğünü biliyorum. Ben öğretmen olmanın, şehir şehir gezmenin güzelliğini yaşadım. Yaşlıyım diye beni hesaba almayanların bile öğretmeniyimdir.”
Ufuk yaşlı adamın üzerindeki solmuş toprak rengi takıma ve sol elinde tuttuğu bastonuna minnetle baktı. Çilli, mavimsi damarları çıkmış olan ellerinin hafifçe titrediğini fark etti. Yol hikayesi beyinlere yerleşmişti.
“ Anam, babam, kardeşim yollarda öldüler. İnsanlar yollarla kavuşur, yollarla ayrılırlar. Ben hem ayrıldım, hem de kavuştum. Nice acılar yaşadım. Ama bilirim ki yollar alır ve verir. Karımı, çocuklarımı yollarla aldım.”
“Baba, Allah verdi onları sana. Tövbe de!”
“Gelinim ben daha bunamadım. Ne diyeceğimi, ne konuşacağımı bilirim.”
Ufuk kurşun kalemi atıp yakalamaya başladı. Gelin ve kayınpederin aralarında bir husumet olduğunu anlamış, sorunun gelinden kaynaklandığına kanaat getirmişti.
“ Karımla bir yolculukta tanıştık. İki çocuğumuzu da memleketinde doğurdu. Kırkları çıkınca gördüm ikisini de. Trenin gelmesini dört gözle beklerdim.” Gözlerinde pırıldayan hasret gözbebeğine yerleşmişti.
“Hayatta bir yoldur doğum ile başlayan.” Kuvvetli bir öksürük adamın zayıf bedenini sarsarken elini havaya kaldırıp iyiyim işareti yaptı.
“Sen yazar mısın?” çocuğun meraklı gözleri fıldır fıldır dönüyordu. Ufuk onun merakını gideremeyeceğini biliyordu. “Hayır sadece konuşmalarımı yazarım.” dedi.
“Ama şimdi dedemin hikâyesini mi yazacaksın?”
“Hayır! Dedenin söylediklerini konuşmamda kullanacağım.”
“Ama annem, deden boş konuşur, der.”
Annesi çocuğun yüzüne şamarı yapıştırdığında, Ufuk korka korka yaşlı adama baktı. Başını camdan tarafa çevirmiş, ilkbaharın süslediği Çukurova’ya hüznüne katık ettiği minnetle bakıyordu.
               O meşum sözlerden sonra kimse ağzını açıp konuşmadı. Önündeki defteri karalayan Ufuk, yaşlı adama hayran olmuştu. Asaletin her şeyine yansıdığı adam dudaklarını mühür vurmuşsun gibi kenetledi. Adana garına giren tren; kadının rahatlamasına, Ufuk’un hüzünlenmesine yol açtı. Yolculuğun kazandırdıklarını kendisi fark edememişti. Şimdi ise yolculuğun insanların zihnine kement açıp yakaladığını, tarifsiz debelenmelerde çözümü sunduğunu anlayabiliyordu. Yaşlı adamın sabrı sabrına karışmış, hoşgörünün kanatlarına sığınmıştı.  Adam tren durduğunda omzuna dokunup “ Yolculuklar ve yeni yerler insanın zihnini açıp geliştirir. Korkma, cesaret ve farklılık yol göstericindir.” dedi.
            Yaşlı adam bastonuna dayanıp kapıdan çıkarken adını sormak aklına geldi.
“ Amca…” diye arkasından seslendi ama kalabalık koridorda sesini duyuramadı. Çantasına gazeteyi, defterini tıkıştırıp trenin merdivenlerinden inerken yolculuğun bitmesinin getirdiği burukluğu yaşadı. Bu şehirde onu bekleyen yeni yüzlere, yeni kişiliklere ve yeni olaylara kendini hazırlamak için derin bir nefes aldı.
          Garın çıkış kapısında kalabalık vardı. Saatine baktı. Geç kalmış, konuşma metnini hazırlayamamıştı. Kalabalığın yanından geçerken “Dede!” diye ağlayan Şeref’i fark etti. Dedesini kalabalığın arasında kaybettiğini düşünüp yanına gittiğinde bastonun yerde olduğunu gördü. Kalabalığın ortasında yaşlı adam boylu boyunca yatıyordu. Bir kişi kalp masajı yaparken, biri de şah damarına iki parmağını koymuştu. Ufuk bir iki adım geriledi. Yeni tanıştığı, yol arkadaşını kaybetmenin acısı yüreğine oturdu. Yerde yatan, yaşlı amca değil de başka biri olsaydı aynı duyguları yaşar mıydı? Yolculukta tanıdığı adama ısınmış, onun asilliğini fark etmişti. Adana ve yaşlı adam etrafında dönerken olduğu yere çöküp defterini çıkardı. Kalemi, kaybettiği yol arkadaşı için harekete geçmiş, nemli gözleri emektar öğretmen için saygıyla kapanmıştı. Yazacakları için gözlerine değil, yüreğine ihtiyacı vardı. Sesler soldu, trendeki koltukta yaşlı amcayla konuşması canlandı ve kalemi hareket etti. 



semrin şahin



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6338
2 Firari Fırtına 4399
3 Mustafa Ermişcan 3787
4 Hasan Tabak 3503
5 Nermin Gömleksizoğlu 3154
6 Uğur Kesim 3022
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2897
8 Sibel Kaya 2869
9 Enes Evci 2579
10 Turgut Çakır 2276

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2650 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com