Hikayeler

Bir Cinayetin Anatomisi -I. Bölüm-
Okunma: 1724
umut berker - Mesaj Gönder


 

I. BÖLÜM

Ben ölmeden 3 gün önceydi…

Yüzümü yıkarken gözlerim aynaya takıldı. Birkaç çizgi belirmiş sanki… “Sigarayı bırakmak lazım artık”,  diye düşündüm. Yüzümü kuruladıktan sonra tekrar döndüm aynaya. “Yakışıklı adamım vesselam…” Elimle saçlarımı düzelttim. “Yok be, çizgiler de yakışmış. Daha karizma duruyor.” Yüzümün 10 yıl sonraki halini gözlerimde canlandırmaya çalıştım. Yakışıklıydım… Evet, herşey mükemmeldi…

 

-         Mert, hadi oğlum kahvaltı hazır

-         Geldim anne.

 

Banyodan çıktıktan sonra boylu boyunca koridor uzanır bizim evde. Tüm odalar koridorun solunda kalır. İlk oda annemin yatak odası, ikinci oda benim, üçüncü oda salon ve tam karşıda da mutfak… Evimizi oldum olası sevmişimdir. Ve kendimi bildim bileli de hep bu evde oturduk. Aslında babam öldükten sonra taşınacaktık. Annemin “Nereye baksam onu görüyorum Şükran”, diye teyzeme ağladığını hatırlarım, “Dayanamıyorum artık”… Ben henüz 5 yaşındaydım babam öldüğünde, ama hiç ağlamadım. Çünkü ölüsünü hiç görmedim. Üç gün önce hala sanki uzakta bir yerdeymiş de bir gün çıkıp gelecekmiş gibi geliyordu. Ama insan ölünce anlıyor ölümün ne demek olduğunu, dönülmezlikleri tam anlamıyla kavrıyor… Sonra nedense vazgeçti annem evi satıp taşınmaktan. Babamın hatırasıyla avunmak istedi sanırım. Ama bir daha hiç çocukluğumdaki şen kahkahalarını duyamadım…

 

İçeriden mis gibi patates kızartması kokuları geliyordu. Ve mutfaktan gelen tabak çanak sesleri… Huzur verici bir kompozisyonu tamamlayan sesi kısılmış televizyon mırıltısı, ekrandan gülümseyen mutlu, ünlü ve zengin yüzler, kahvaltı masasının üstündeki çaydanlığın ucundan uzayarak odayı ısıtan buhar, 3–4 çeşit peynir, zeytin ve reçellerden; ve ortaya gelecek kızartma tabağına yer açmak için çaydanlığın yamacına sığınmış iki sevimli çay bardağından oluşan kahvaltı masası…

 

-         Anne hadi ama uğraşma artık gel.

-         Geldim çocuğum, geldim…

 

Pencereyi açtım. Dışarıdaki manzara insanın içini açıyordu. Yemyeşil kundağa sarılmış ikibin yaşında bir bebekti Bursa. Hala bebek gibi huzur verici, temiz ve sakin. Güneş altın kanatlarıyla şehri sarıyor, kuş cıvıltıları sanki masmavi gökyüzündeki bulutlardan aksediyor, neşeyle yeni günü selamlıyorlardı. Asfalt yolların arasından rengârenk çiçekler seçiliyordu. Tertemiz havayı ciğerlerimde hissedene dek içime çektim. “Özlemişim Bursa’yı”, diye düşündüm…

 

-         Haydi çocuğum, otur.

 

Anneme dönüp gülümsedim. Tombul yüzü hep çocuksuydu. Mavi gözlerini çevreleyen uzun kirpikleri ve biçimli kaşları bu çocuksu yüze çarpıcı bir güzellik katıyordu. Bana bakarken yüreğinden taşan sevgi bu güzel gözlerden akıyor, içimi ısıtıyordu. Saçlarını bulduğu bir tokayla alel acele tepesinde toplamıştı. “Daha yeni boyattım” demesine rağmen diplerden inatçı beyazlar çıkmaya başlamıştı bile.

 

-         Bu saçlar yeni moda mı Nalân sultan?

-         Dalga geçme eşek sıpası, otur hadi çayını soğutma.

-         Annem benim sabah erkenden kalkmış da bana kızartma mı yapmış. Oy oy kıyamamm

-         Özlemişsindir kuzum. Askerde yoktur annenin kızartmasından.

-         Özledim tabi annem bee. Orda ne arar böyle yemekler.

-         Eee ne yapacaksın bugün?

-         Bilmem, bir planım yok önce şöyle bir gezeyim bakalım arkadaşlar ne âlemde.

-         Kerem’i aradın mı?

-         Yok, işte onu arayacağım önce.

-         Tercih sonuçları ne zaman açıklanacakmış?

-         Önümüzdeki ay açıklanır sanırım

-         Öğretmen olacak benim oğlum. Maşallah yavruma. Sonra bir de hayırlı kısmet bulsan, bir de mürvetini görsem.

-         Anne dur bi bu ne acele ya…

-         Tamam tamam bir şey demedik. Hayırlısı olsun çocuğum…

 

Üniversiteyi de, KPSS belasını da, askerliği de atlatmıştım. Puanım iyiydi, ilk tercihler yapılırken ben askerdeydim. Tercih yapamamıştım ve benden düşük puanlılar atanmıştı. Yani bu seferki tercihlerde muhakkak atanırdım. İlk sıraya da Bursa yazmıştım zaten. Kendi mezun olduğum okula öğretmen olarak gidecektim. Herşey çok iyi gidiyordu. Hayat çok güzeldi ve mutluydum…

 

                                    *                                 *                                 *

 

-         Mert?

-         Aga naber?

-         Dostum benim döndüm mü askerden?

-         Dün gece geldim.

-         Heyyt beee!!! Nerdesin? Evde misin?

-         Yok dışardayım. Altıparmak’tayım şimdi indim dolmuştan.

-         Tamam, Zafer Plaza’ya git, ben de hemen geliyorum. Dostum benim çok özledim yaa…

-         Tamam, geçiyorum Zafer’e şimdi. Haydi çabuk gel.

 

Telefonu cebime soktum. Çevremdeki insanları bakmadan seyrederek yürümeye koyuldum. Hemen yanımda akan trafik kuş cıvıltılarını bastıramıyor, şehir ve doğa birbirine karışıyordu. Binbir türlü kampanya ve reklam afişleriyle dikkat çekmeye çalışan mağazalar, şehrin her köşesinden fırlayan tarihi yapılar, ailelerinin yanında koşuşturan, zıplayan, bağıran ve susan çocuklar, yaşlılar, gençler, ağaçlar, gökyüzü… Herşey çok güzeldi bugün.

 

Zafer plaza kalabalıktı. Önündeki havuzlu avluyu sigara içen veya alışverişten çıkmış dinlenen insanlar doldurmuştu. Kerem henüz gelmemişti. Beklemeye başladım. İlkokuldan bu yana en iyi arkadaşımdı Kerem. Annem de annesinin arkadaşıydı. Zeki ama umursamaz bir çocuktu. Liseden sonra okumamıştı. Bir fabrikada işe girmiş, kendi tabiriyle yolunu bulmuştu. Hala biraz çocuksuydu. Büyümek istemiyor, düzenli bir hayattan ve sorumluluktan hep kaçıyordu. Gece hayatından ise asla geri kalmıyordu. Çapkın bir tipti, her daim bir sevgilisi oluyordu. Çok kızın canını yakmıştı ama özünde iyi çocuktu. En yakın dostumdu, tek yakın dostum…

 

-         Dostum!!!

 

İlk defa bana böyle sıkı sarılmıştı Kerem. Belli ki gerçekten özlemişti. Ben de ona sarıldım.

 

-         Anlat bakalım nasılsın, nasıl geçti yolculuk.

-         İyiyim be aga nasıl olayım. Öyle yorgundum ki otobüste gelene kadar uyumuşum.

-         Vay bee döndün sonunda! Aga çok özlemişim beya.

-         Ben de vallahi. Eee sen anlat neler yaptın görüşmeyeli?

-         Sorma aga başıma öyle bir bela aldım ki… Telefonda anlatamadım sen gelince konuşuruz diye.

-         Hayırdır ne oldu?

-         Pek hayır gibi gözükmüyor. Haydi gel şurdan Tophane’ye çıkalım. Eski günlerdeki gibi oturur muhabbet ederiz, orada anlatırım.

 

Tophane’nin de kalabalık bakımından aşağıdan geri kalır tarafı yoktu. Turistler her tarafı dolduruyorlar, türbelere girip çıkıyor, şehir manzarası izlemek için demir parmaklıklarla çevrilmiş alana yayılıyor, manzarayı kapatıyorlardı. Güç bela manzara gören bir bank bulduk sonunda. Burayı oldum olası sevmişimdir. Buraya çıktığınızda kentin gürültüsü birden yok olur, huzurlu bir sessizlik kaplar ortalığı. Özellikle akşamları kalabalık azaldığında buraya gelip manzara seyretmek ayrı bir keyif verir insana. Şehir ayaklarınızın altındadır. Ağaçların verdiği serinlikle beyninizin dinlendiğini hissedersiniz. Düşme tehlikesine rağmen demir parmaklıklara oturup uzun uzun muhabbet ederdik burada Kerem’le. Yalnız bugün Kerem konuşmaya bir türlü başlayamıyor, gözlerini manzaraya dikmiş susuyordu. Zayıf ve kemikli yüzü gerilmiş, gözlerini kısmış görmeden bakıyordu. Sorunun önemli olduğu belliydi. Daha fazla dayanamadım:

 

-         Oğlum neyin var senin? Ne oldu anlat bakalım.

-         Aga sorma ya. Hani benim kız vardı ya…

-         Hangi kız? Senin bir sürü kız var.

-         Hani şu 18’lik… Üç yıldır birlikteydim ya. Liseli diye anlatıyordum.

-         Eee ne olmuş ona.

-         Hamileymiş.

-         Hass…!

-         Aynen

-         Eee nolcak şimdi?

-         Ya ne bileyim ikide bir geliyor. Ben napıcam diye ağlıyor bir sürü.

-         Kaç aylık olmuş bebek?

-         En son 3 aylık demişti yanılmıyorsam.

-         E aldırın çocuğu.

-         Almıyorlar! 10 haftayı geçtikten sonra almak yasakmış…

 

Şok olmuştum. Bu gerçekten beklemediğim bir gelişmeydi. Kerem’in böyle bir dikkatsizlik yapabileceği hiç aklıma gelmezdi.

 

-         Neden beklettiniz bu kadar? Farkına varmamış mı?

-         Bana ilk söylediğinde 2 aylıktı. O an için para çıkmadı… Ha bugün ha yarın derken parayı toparladım, verdim… Ertesi gün zırıl zırıl ağlayarak geç kaldığımızı, doktorun kürtaj yapmaya yanaşmadığını söyledi…

-         Başka doktora gitseydiniz…

-         Gittik, neredeyse tüm doktorlara sordu kız. Kanunen yasakmış… Sadece bir tane doktor bulabilmiş almayı kabul eden… O da şerefsizin biri. Önce “Yasal değil, olmaz”, demiş. Sonra “3000 lira verirseniz yaparım, özel muayenehanemde alırım. Ancak rahmin delinmesi vb. riskler var bir aksilik olursa bu konuda hiçbir sorumluluk kabul etmem. Şikâyet etseniz bile yalanlarım, baştan söyleyim”, demiş.

-         Yuh!!!

 

İnsanlar bazen nasıl da fırsatçı oluyordu?!!! Bu aklıma başka bir şüphe getirdi. Belki de kız Kerem’i kullanmaya çalışıyordu. Belki de başkasından hamile kalmış, olayı Kerem’in üstüne atmaya çalışıyordu.

 

-         Yaa…, diye devam etti Kerem., Gerçi kız atladı hemen kabul edelim diye ama 3000 lirayı ben nereden bulurum… Hem banane altıma yatarken düşünseydi.

-         Çocuğun senden olduğuna emin misin peki?

-         Öyle aga… Kız bakireydi…

 

Az önceki şaşkınlığım yerini öfkeye bıraktı. Benim en iyi dostum, böyle bir şeyi nasıl yapardı! Bakire bir kızı kandırıp ondan faydalanmak, bu kadar duygusuzca ve bencilce bir davranış… Biraz önce kızdan şüphelendiğim için kendime kızdım. Kereme dönerek tüm öfkemi savurdum.

 

-         Kerem yuh oğlum yaa! Nasıl yaparsın böyle bir şey! Sen o kızı kandırdın değil mi evleneceğim senle diyerek.

-         Ya aga ben bir şey demedim.

-         Kerem!

-         Ya tamam birkaç kez evlilik lafı geçti ama. Ne bileyim ben bunun ciddiye aldığını.

-         Ya sana artık diyecek bir laf bulamıyorum ben! Hayvansın oğlum sen yaa! Bakire kızla yatılır mı yaa!

-         Yaptığım tam bir salaklıktı farkındayım. Ama Mert sen benim çocukluk arkadaşımsın. Ne olur bana bir yol göster. Yardım et aga! Nasıl kurtulacağım ben bu beladan.

-         Kız ailesine söylemiş mi?

-         Yok, söyleyememiş. Babam beni kesin öldürür diyor.

-         Bakma sen ona. Ya söylerse. Bence adam kızı değil seni öldürür.

-         Yok aga ölürüm de söyleyemem diyor. Eminim söyleyemez.

-         Peki, senden ne istiyor kız?

-         Evleneceğiz demiştin diyor.

-         Haklı oğlum kız. Evlen o zaman.

-         Aga nasıl evleneyim? Saçmalama! Annem onu kabul eder mi sanıyorsun? Hem ben de istemiyorum zaten evlenmek…

-         Onu yaparken düşünecektin!

-         Mert bir şeyler yap! Nasıl kurtulacağım ben bu beladan…

 

Çok sinirlenmiştim. Nasıl yapardı bunu! Kıza da acıyordum, güvenmişti bu manyağa… Ama olan olmuştu artık. Bir çözüm yolu bulunmalıydı.

 

-         Bakacağız artık, bir şeyler düşüneceğiz. Yarın yine konuşuruz bu konuyu sen elinden geldiği kadar düşünmemeye çalış, bir çözüm buluruz merak etme.

 

Acemi bir şekilde konuyu değiştirdim… Yalnız aklım bu olayda kalmıştı… Nasıl yapardı böyle bir eşeklik…

 

                                   *                                 *                                 *

 

Akşam eve geç döndüm. Düşünceliydim. Kerem’e aklım takılmıştı. Annem “Neyin var”, diye sordu, geçiştirdim… Yorulmuştum. Kerem’le bayağı dolaşmıştık. Çabucak odama geçtim, üstümü değiştirip yatağıma uzandım…

 

Mavi korkunç olur mu?... Korkunç bir mavi var etrafta. Tanrım! Nerdeyim ben… Uzaktan bir ışıltı görüyorum. Elimi ona doğru uzatıyorum. Işık büyüyor, gittikçe yaklaşıyor. Korkuyorum, ama elimi uzatmaktan kendimi alamıyorum. Bir kadın silueti görünüyor. Arkası bana dönük… Saçları biraz uzun ve diplerinde beyazlar seçiliyor… Anne?!!! Omzuna dokunuyorum. Yavaşça bana doğru çeviriyor başını. Yüzünü görüyorum ve sırtıma buz gibi bir su boşaltılmış hissiyle tüm bedenim titremeye başlıyor. Annemin yüzü yanmış. Parçalanmış yanaklarında kurtçuklar beliriyor. Surat kırmızımsı bir et parçası haline dönmüş, sadece gözler kalmış. O mavi gözler… Bir damla yaş süzülüyor çocuksu bakışların arasından…

 

Sıçrayarak uyandım. Saat gecenin üçüydü. Bedenim gördüğüm kâbusun etkisiyle hala titriyordu. Kafamı yastıktan kaldırıp ışığı yaktım odamda olduğumdan emin olmak istercesine. Tamam… Her şey yolundaydı. Bir kâbustu sadece. Gözlerimi kapattım, annemin yanmış yüzü aklımdan çıkmıyordu. “Başka şeyler düşün”, dedim kendi kendime. “Sakin ol. Sadece bir rüya… Birazdan sabah olacak, her şey yoluna girecek…

 

Kendimi bu şekilde ne kadar telkin ettiğimi hatırlamıyorum. Sonunda uykuya teslim oldum. Hayatımın son 2 gününe girdiğimden habersizdim…

 



Bir Cinayetin Anatomisi -II. Bölüm

Bir Cinayetin Anatomisi -III. Bölüm

Bir Cinayetin Anatomisi -IV. Bölüm

umut berker



Yorumlar (7)
umut berker
4 bölümlük hikayemin 1. bölümü... aslına bakarsanız çok da beğenmedim bu hikayemi. "madem yazdım ekleyeyim", düşüncesiyle eklenmiş olup diğer bölümlerini ekleyip eklememe konusunda tereddüt ettiğim bir hikayedir... her türlü eleştiriye açıktır...

Nesrin Göçtürk Kaya
Toplumumuzda yaşanan bir gerçeğe vurgu yapmışsınız... Öyküyü yayınlayın bence. En sonunda düşüncelerimizi yazarız. Bu arada sizin beğenmemeniz hikayenin okunabilir olduğunu yansıttı bana. Çünkü benim için gerçek yazarlar; asla kendi yazdığını beğenmez, her okuduğunda bir eksik yan olduğunu düşünür:))Saygılar

umut berker
"yazar" ünvanını taşıyabilen insanlarla kıyaslanabilmek bile büyük şeref, teşekkürler. ancak ben bu hikayemde bir çok eksiklik olduğunu düşündüm bitirdiğimde. tamam madem hepsini yayınlayacağım ve sonuna kendi gördüğüm eksiklerimi yorum şeklinde yazacağım. sizlerin de değerli yorumlarınızı ve eleştirilerinizi görebilmek beni mutlu eder. Saygılar...

Bla Bla Bla
bence süper olmuş.

umut berker
:) teşekkürler...

melek. melek
çok güzel olmuş Umut bey elinize sağlık diğer bölümleride okuyacağım

umut berker
teşekkür ederim :) hepsini okuduktan sonra eleştirilerinizi de beklerim... bu arada hikayenin bölümlerinin sol alt köşesindeki, diğer bölümlere ulaşmayı sağlayan linkler çok orjinal olmuş. editör arkadaşlara ilgilendikleri ve katkıları için çok teşekkürler...


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6360
2 Firari Fırtına 4419
3 Mustafa Ermişcan 3820
4 Hasan Tabak 3527
5 Nermin Gömleksizoğlu 3175
6 Uğur Kesim 3037
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2943
8 Sibel Kaya 2889
9 Enes Evci 2599
10 Turgut Çakır 2288

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:944 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com