Hikayeler

Bir Cinayetin Anatomisi -II. Bölüm-
Okunma: 1439
umut berker - Mesaj Gönder


II. BÖLÜM

O ölmeden 2 gün önceydi…

 

-         Babam yok mu?

-         Yok, sabah erkenden çıktı.

-         Nereye?

-         Bilmem, bir şey demedi giderken.

 

Bir sigara yaktım. Kahvaltıyla aram oldum olası kötüydü. Sabah uyanır uyanmaz insanların ağzıma birşeyler tıkıştırmaya çalışmasından nefret ederdim. Annemin yaktığım sigaraya kötü kötü baktığını hissettim. Ama bir şey söylemedi. Söylese biliyordu, kızacaktım. Zaten canım sıkkındı… Şu kızdan nasıl kurtulacaktım? Başıma bela olacaktı. Def etmenin bir yolunu bulmak zorundaydım. Gerçi Mert hallederiz demişti. Mert zeki çocuk, beni de çok sever. Kesin bulacaktır bir yolunu…

 

Evde oturdukça bunalıyor, daralıyordum. En iyisi çıkıp biraz yürümekti. Tam ayakkabılarımı almaya uzanmıştım ki annemin sesi çınladı

 

-         Kerem

-         Ne var anne?

-         Oğlum şu faturayı yatırıver. Bak günü geçecek. Yarın çalışıyorsun. Bugünden yatır.

-         Ya anne işim var bugün olmaz.

 

Kaçarcasına çıktım evden. Arkamdan annemin sesi geliyor, ancak ne dediği anlaşılmıyordu. Yokuş aşağı yola salıverdim kendimi. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Setbaşı’na varmadan bir önceki köşede yolu kestirme haline getirebilmek için bir apartmanın holünden geçerdim hep. Oraya geldiğimde birden durdum. Kalakaldım. Yine gelmişti… Gelmiş beni bekliyordu. Ağlamaktan şişmiş gözlerle bana bakıyordu. Bu kızdan kurtulmak kolay olmayacaktı… Hiç kolay olmayacaktı…

 

-         Ne işin var kızım senin burda!

-         Ne demek ne işin var yaa! Kerem ben ne bok yiycem!

-         Ya Merve! Düşünüyorum bir şey bulduğumda aryıcam seni demedim mi ben sana! Buraya ne diye geliyorsun manyak mısın kızım sen!

 

İri gözlerinden bir damla yaş süzüldü Merve’nin, başını öne eğdi. Acıdım birden. Bembeyaz tenine dokunan siyah perçemleri derin bir matem içinde daha bir siyahtılar sanki. Alt dudağına dişlerini bastırmış, haykırmak üzere olduğu herşeyi zaptetmeye çalışıyordu. Bir anda başını kaldırıp gözlerini gözlerime dikti. Yalvaran bakışları beynimi deldi.

 

-         Kerem! N’olur…

 

Bu bakışlara karşı koymak imkânsızdı. Gayri ihtiyari iç geçirdim. Evet, üzülüyordum onun haline. Onunla birlikte olduğum gün bunların olabileceğini hiç düşünmemiştim. Zaten bekâretini almak gibi bir düşüncem de yoktu. Sadece tenini tenimde hissetmek istemiştim. Karşı konulmaz çekiciliğine yenik düşmüştüm. Ve o an, aldığı zevkin sarhoşluğunda ne yaptığını bilemiyor insan. Bir nevi hayvanlaşıyor, hiçbirşey düşünemiyor… Yalnız o da hiç engel olmamıştı, bir yerden sonra bırakmıştı kendini bana… Demek ki aynı zevk bataklığına o da saplanmış, düşünceleri ve mantığı saklanmıştı beyninin arka köşelerine…

 

-         Tamam, gel… Bir yerde oturup tekrar konuşalım şu konuyu baştan sona…

 

*                                 *                                 *

 

Setbaşı deresi tüm berraklığıyla akıyordu. Köprünün alt kısmı o kadar yeşildi ki oturduğum yerden derenin ancak ufak bir kısmı görünüyordu. Oturduğumuz kafeyi gülen, kahkahalar atan “tiki” tipler ve suratlarını gazetelerin arkasına saklamış kodamanlar doldurmuştu. Her iki tip de sinirimi bozmuştur hep… Karşımda oturmuş mahzun bir yüzle suçlu suçlu susan kız zaten sıkkın olan canımı iki kat sıkıyordu.

 

-         Eee, dedim sinirli bir ifadeyle. Susmaya mı geldik buraya?

-         Kerem bi çözüm yolu bulmalıyız... Karnımda 3 aylık bir bebek var. Bir an önce birşeyler yapmalıyız.

-         Tamam işte, önerin yok mu?

-         Kerem ben seni sevmiştim biliyorsun değil mi? Sen hayatıma giren ilk ve tek erkeksin. 3 yıldır seninleyim, başka kimseye dönüp bakmadım. Ya evlenmekten bahsediyordun bana Kerem!

-         Merve saçma salak konuşma! Nasıl evleneceğiz şimdi! Para mı var bende! Aklın alıyor mu gidip babama ben evleneceğim, çünkü sevgilim hamile diycem, o da olur diycek. Var mı böyle bir şey ya! Benim ailem seni kabul etmez Merve.

-         Hamile olduğumu söylemek zorunda değilsin ki!... Öncesinde hiç böyle konuşmamıştın ama Kerem! Hani sende para bitmezdi? Hani ailen sana karışamazdı? Hani benden önemlisi yoktu?

-         Ya kes tamam! Evlilik olayını aklından sil! Başka bir yol bulmalıyız.

-         Nasıl zavallı bir yaratıksın biliyorsun değil mi?

-         Bana bak! Ukalalık yapmaya kalkacaksan siktir git! Yardım etmeye çalışıyoruz şurda.

 

Merve’nin suratında beliren nefreti o an farkettim… Bir anda gözleri küçüldü, ağzını açtı, sonra vazgeçti… Gözleri eski mahzun haline döndü ve başını yeniden öne eğdi.

 

-         O zaman çocuğu aldırmamız lazım… Sen de biliyorsun durumu 3000 lira istiyorlar. Bende de o kadar para yok ve eğer babamın bu olaydan haberi olursa karnımı deşer, çocuğu kendi çıkarır veya beni def eder çocukla kalırım sokaklarda. Asla bana yardım edip çocuğu aldırmaz. Onu çok iyi tanıyorum asla suratıma bakmaz…

-         Ya annen?

-         Ona söylersem babam muhakkak duyar. Onun tek başına yapabileceği hiçbirşey yok ki. Babamın verdiği parayla geçiniyor. Çocuk aldırmak için parayı nerden bulsun kadıncağız… Kerem senin bulman lazım bu parayı… Başka çıkar yolu yok!

-         Aramadım mı sanıyorsun? Babamdan isteyecek oldum ne yapacaksın diye sordu, cevap veremedim. Üstüne bir de azar yedim. Kime sorsam yok diyor. Amcamı aradım bir sürü dert yandı, az kalsın benden para isteyecekti. Arkadaşlarımın çoğu işsiz zaten. İşyerim sürekli eleman çıkarıyor, avans istemeye korkuyorum. Maaşı beklesek çoğunu babama veriyorum, taksitler için. Elime 150–200 lira bile kalmıyor. Ben de ne yapacağımı şaşırdım…

 

Ellerini başının arasına aldı. Saçları yüzünü kapatıyordu. Masaya birkaç damla gözyaşı damladı. Hıçkırıkların arasından belli belirsiz titrek bir ses duyuldu,

 

 

-         Napıcam ben şimdi?…

-         Offfff… Nerden aldım seni başıma ben yaa…

-         !!!!!!!!!!!!!!!!!!

 

Bu sözler ağzımdan istemeden çıkmıştı. Merve ani bir hareketle başını kaldırıp sırılsıklam gözlerini bana dikti. Bu sefer gözleri iyice küçülmüş, derin bir nefret kusuyordu.

Hiç beklemediğim bir anda, hızla masanın üzerindeki dolu su bardağını alıp tüm suyu suratıma serpti. Ardından hışımla ayağa kalktı. İrkilerek sandalyeyle beraber gerilemiştim. Üstüm başım sırılsıklamdı ve şaşırmıştım. Merve çığlığa dönüşen bir sesle bağırmaya başladı.

 

-         Ulan hayvan herif! Sen değil miydin bana yalvaran be! Zorla mı girdim lan koynuna! Nasıl aşağılık bir şerefsizsin sen! Köpek!!!

-         !!!!!!!!!!!!!!!!!!!

 

Ne diyeceğimi şaşırmıştım. İlk etapta ağzımdan tek kelime çıkmadı. Kafede çalışan eleman bize doğru yaklaştı.

 

-         Olay çıkarmayın yoksa polis çağırırım!

 

Herkes bize bakıyordu. Aniden sinir tüm vücudumu etkisi altına aldı. Titremeye başladım. İçimden ona okkalı bir tokat patlatmak geldi ama bunu yaparsam sonu karakolda biter diye düşündüm. Yine de öyle büyük bir sinirle ayağa kalktım ki Merve irkilerek bir adım geri çekildi.

 

-         Merve adam gibi konuş delirtme insanı!

-         Delirsen napıcan lan? Hayatımı mahvettin daha kötü ne yapabilirsin ki bana!

-         Merve defol git burdan kırıcam şimdi kemiklerini! Defol!!!

 

Merve sinirden titriyordu. Bana doğru bir adım attı, sonra vazgeçti. Az önceki çığlığı hıçkırıklara dönüştü. Arkasını dönüp koşarak kafeden uzaklaştı. Herkesin gözü üzerimdeydi. Tişörtüm sırılsıklamdı ve çenemden sular damlıyordu. İçtiğim çayın ve suyun parasını alel acele ödeyip hızla kafeden ayrıldım.

 

Kütüphanenin yanındaki caddeyi takip edip dere kenarına indim… Su sesi biraz rahatlatmıştı. Merve’yi düşündüm. Herşey nasıl da bu boyuta varmıştı. Evet, çok büyük bir salaklık etmiştim. Ama olan olmuştu… Keşke zamanı geri çevirebilsem, keşke onunla hiç tanışmamış olsam…

 

Belki de bir daha karşıma çıkmazdı. Belki de çocuğu aldırmanın bir yolunu bulurdu. Demek ki benden ümidi kesmişti. Bu şekilde hakaretler edip suratıma su çarptığına göre, bir daha gelip benden yardım isteyemezdi. Ya çocuğu doğuracak veya babasına söyleyip aldırmak isteyecekti. Ama yok, ne doğurabilir, ne de babasına söyleyebilirdi. Merve’yi tanıyordum. O bu kadar cesur değildi. Belki de bir yerlerden bir şekilde para bulup aldırırdı. Veya belki de düşük filan yapardı… Ama nasıl olsa bir daha gelmeyecekti. Sanırım bu beladan kurtulmuştum. Az önceki rezillik de cezamdı. Ufak bir cezayla atlatmıştım… Derin bir nefes aldım. Biraz daha rahatlamıştım…

 

 

                                   *                                 *                                 *                     

           

-         Efendim?

-         Kerem nerdesin sen?

-         Offff!!! Aga senle buluşacaktık değil mi… Tamamiyle unutmuşum yaa… Başıma neler geldi bilemezsin.

-         Ne oldu?

-         Ya Merve vardı ya şu hamile kız.

-         Eee…

-         Bugün birden karşıma çıktı. İllaha konuşacağız diye tutturdu. Bir kafeye götürdüm. Çocuğu aldırmak için para istedi. Yok deyince de bağırdı çağırdı, milletin ortasında suratıma bir bardak suyu boca etti…

-         Hadi yaa…

-         Vallahi aga sorma. Ardından ağlayarak çekti gitti.

-         Dostum bu kız gidip babasına anlatmasın olayı.

-         Anlatamaz, imkânı yok. Sanırım kendi kendine çözmeye çalışacak olayı. Artık benden ümidini kesmiş olmalı. Belki aldırmanın bir yolunu bulur… Belki de kendiliğinden düşük yapar. Ben de sadece rezil olarak olaydan sıyrılmış olurum…

-         Çok daha fazlasını hak ediyorsun aslında ama… Neyse. Yalnız ben kızın bu yaptıklarını senin yanına bırakacağını pek sanmıyorum.

-         Ne yapabilir ki dostum?

-         Orasını bilemem ama sen pek hafife alma bence.

-         Neyse Mert, salla gitsin. Herşey olacağına varır. Aga ben bugün pek havamda değilim yarın buluşalım mı?

-         Yarın teyzemler gelecek dostum, ertesi gün buluşuruz artık. Ben ararım seni yine

-         Tamam aga, bugün için kusura bakma nolur.

-         Tamam dostum, problem değil. İyi bak kendine. Görüşürüz.

-         Sen de aga. Görüşürüz.

 

Telefonu cebime attım. Beynim yorulmuştu. Aslında Mert’le buluşmak isterdim ama bizimki içki içmezdi. Benimse biraz kafa dağıtmaya ihtiyacım vardı. Altıparmak caddesindeki müdavimi olduğum barın yolunu tuttum. Birkaç bira içip hiçbirşey düşünmemek istiyordum…

 

                                   *                                 *                                 *                                

 

Eve döndüğümde saat gece yarısını geçiyordu. Sessizce girdim. Normalde herkes yatmış olurdu bu saatte ama bu gece oturma odasından televizyonun ışığı seçiliyordu

 

-         Nerdesin lan sen?!!!

-         Arkadaşlarla takıldık biraz baba.

-         Başlarım senin arkadaşlarına! Yarın işe gitmeyecek misin oğlum sen. Ne işin var bu saate kadar sokaklarda! 24 yaşına geldi hala serserilik peşinde… Leş gibi de bira kokuyor. Ayyaş olacak başıma! Defol git yat çabuk!!!

 

Babam bu tarzda konuşuyorsa cevap verilmezdi. Bir şey söylemeden odama geçtim. Babamın söyledikleri umrumda değildi. Kesin başka birşeye sinirlenmişti ve şamar oğlanı rolünü bana yakıştırmıştı. Yoksa bu saate kadar oturup da bana çatmazdı. Zaten beynim daha fazla düşünce kaldıracak halde değildi. Üstümü çıkarıp pijama bile giymeden kendimi yatağa attım. Yastığa başımı koyar koymaz uyku beni içine çekti… Tuhaf rüyalarla dolu rahatsız bir uyku beni bekliyordu. İki gün sonra kaybedeceğim en iyi arkadaşım bu geceden itibaren kâbuslarımda beni rahat bırakmayacaktı…

 



Bir Cinayetin Anatomisi -I. Bölüm

Bir Cinayetin Anatomisi -III. Bölüm

Bir Cinayetin Anatomisi -IV. Bölüm

umut berker



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6328
2 Firari Fırtına 4390
3 Mustafa Ermişcan 3773
4 Hasan Tabak 3480
5 Nermin Gömleksizoğlu 3145
6 Uğur Kesim 3014
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2880
8 Sibel Kaya 2861
9 Enes Evci 2571
10 Turgut Çakır 2268

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1427 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com