Hikayeler

Bir Cinayetin Anatomisi - IV. Bölüm -
Okunma: 1764
umut berker - Mesaj Gönder


IV. BÖLÜM

 

Cinayet günü…

 

Mert, hafifçe aralık kalmış perdeden içeriye giren güneşi göz kapaklarında hissetti. Gözlerini yavaşça açtı. Duvarda asılı olan saati gördü. Off öğlen olmuş… diye düşündü. Yine tuhaf rüyalar görmüştü. 3 gündür gördüğü bu korkunç ve garip rüyalara bir anlam veremiyordu. Yavaşça kalktı. Yatakta oturup pencereden perdenin izin verdiği kadarıyla dışarıyı seyretti bir süre. Bugün Kerem’le buluşacaklardı. Şu hamile kız meselesine hala bir çözüm yolu bulamamıştı. Gerçi Kerem boşvermesini söylemişti ama aklı takılmıştı bir kere. İçinde garip bir his vardı. Sanki birşeyler ters gidecekti. Sıkıntılı bir şekilde iç geçirdi.

 

Annesi evde değildi. Belli ki alışveriş yapmaya çıkmıştı. Oturma odasına geçip televizyonu açtı. Çift kişilik koltuğa uzandı. İçindeki bu sıkıntının tek sebebi Kerem’in problemi olamazdı. Başka birşeyler vardı içini sıkan. Ama bunu adlandıramıyordu. Gördüğü tuhaf rüyalar belki… Ama bu rüyaların sebebi neydi? Hâlbuki şu an hayatındaki herşey mükemmeldi. Mutlu olması gerekirdi. Ama o, bu garip sıkıntıya karşı koyamıyor, dokunsalar ağlayacak vaziyette dolaşıyordu bütün gün. Annesi de merak etmişti bu durumunu. Birkaç kez sormuştu ama, Mert kendisi bilmiyordu ki sebebi, annesine anlatsın… Kafası karman çorman, garip duyguların bileşimiyle dolmuş bir halde gözlerini kapattı.

 

                                   *                                 *                                 *

 

Kerem fabrikada öğle yemeğine çıkmış, iş arkadaşlarıyla şakalaşıp kahkahalar atıyordu. Herşey yolundaydı sonunda. Merve’den kurtulduğunu sanıyordu. Artık kendisini rahatsız etmeyecekti. Hamilelik problemini kendi başına çözecekti bundan emindi. Üstüne bir de telefon işi çıkmıştı dün akşam. “Kek”in biri aramış, son model bir telefonu çok uygun bir fiyata satmak istediğini söylemişti. Kerem şimdiden alacağı telefonu satışa çıkarmış, karlı bir müşteri bulmuştu işyerinden. Keyfi yerindeydi. Akşam Mert’le buluşup telefonu almaya giderlerdi. Sonra da bir bara veya discoya gidip bunu kutlarlardı.

 

Birden üst kattan gelen çığlıkla irkildi. Herkes çığlığın geldiği tarafa doğru koşmaya başladı. Fabrikanın yemekhanesine bir anda kaos hakim oldu. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyor, üst kattan çığlıklar gelmeye devam ediyordu. Kerem de diğerleri gibi yemek masasından kalkarak yukarıya yöneldi. Gördüğü manzara karşısında donup kaldı…

 

Kalabalığı yaran 3 kişi genç bir adamı kucaklamış dış kapıya doğru götürüyorlardı. Kan, adamın gömleğini tamamen kaplamış, onu taşıyanların üzerine damlıyordu. Kolunu iş önlüğüne sarmış olduklarını gördü. Çevreden gelen sesler olayı açıklıyordu:

 

-         Makinaya kaptırmış elini.

-         Offf yazık yahu…

-         Parmakları kopmuş.

-         Çok da genç yavrucak, yazık oldu.

 

Bacaklarının titrediğini hissetti Kerem. Sabahtan beri görmezden gelmeye çalıştığı tuhaf iç sıkıntısı şimdi iyice ortaya çıkmış, nefes almasını güçleştirecek hale gelmişti. En yakın gördüğü sandalyeye doğru gidip oturdu. Bacaklarındaki titreme ellerine yayılırken, midesinin bulandığını hissetti. Gözlerini kapattı…

 

                                   *                                 *                                 *

 

Merve, planı için son hazırlıklarını tamamlıyordu. Geceki rahatsız uykusundan sabah ezanıyla beraber sıçrayarak uyanmıştı. Sonra yatağında dönüp dururken babasının işe gidişini dinledi. Onu bir daha göremeyecekti. Kalkıp boynuna sarılmamak için kendini zor tuttu. Ardından annesi ekmek almaya çıktı. Annesi çıkar çıkmaz yataktan fırlayıp salona koştu. Vitrinin en alt çekmecesindeki silahı alıp odasına döndü. Çantasının alt kısmına yerleştirdi. Tam yatağa geri dönecekken, bugünün annesiyle geçireceği son gün olduğunu düşündü. Bugün annesine iyi davranmalıydı. Onunla geçireceği son günde annesini üzmemeliydi. Mutlu görünmeliydi. Geri dönüp mutfağa girdi. Gözünden akan yaşları silerek kahvaltılıkları çıkarmaya başladı. Arkasından anahtarla açılan kapı sesini duydu. Geri döndüğünde annesinin ona sıcacık bir şekilde gülümsediğini gördü…

 

                                   *                                 *                                 *

 

Kerem işten çıktığında aklında hala parmakları kopan işçinin görüntüsü vardı. Bu olay fazlasıyla canını sıkmıştı. Artık bunu düşünmemeliydi. Mert’i aramak için telefonuna uzandı.

 

-         Mert, aga naber?

-         İyidir dostum çıktın mı işten?

-         Çıktım. Nerde buluşuyoruz?

-         Nereye gidecektik telefonu almaya?

-         Setbaşı’na. Çarşılı köprünün ordaki dere yatağında buluşcaz çocukla.

-         O zaman heykelde buluşalım. Kafkasın orda olurum 1 saat içinde.

-         Tamam aga, görüşürüz orda.

-         Oldu dostum görüşürüz.

 

Mert’in iç sıkıntısı hala geçmemişti. Kalkıp üstüne bir tişört geçirdi. Aynada saçlarını eliyle tararken arkadan annesinin bakışlarını hissetti. Ona doğru döndü. Birden içi sevgiyle dolup taştı. Annesine giderek ona sıkıca sarıldı. Sonra annesinin bakışlarındaki şaşkınlığı farketti

 

-         Noldu Nalân sultan? Ne şaşırdın? Sarılmak yasak mı?

-         Yok oğlum, olur mu öyle şey. Pek sevmezdin sen sarılıp öpmeyi de… Şaşırdım birden.

 

Mert sevgiyle gülümsedi.

 

-         Ben çıkıyorum annem. Var mı bir isteğin?

-         Yok oğlum. Çok geç kalma olur mu?

-         Geç kalırsam ararım merak etme.

-         Tamam yavrucum…

 

Ayakkabılarını alıp çabucak giyinerek asansöre bindi. Bir an annesinin tedirgin bakışlarını fark etti. Asansör aşağı vardığında, içinden bir ses geri dönmesini söyledi. Ama o sesi duymazdan gelerek derin bir nefes alıp, Bursa’nın solgun akşam güneşine doğru adım attı…

 

Heykel’e geldiğinde saat 7’yi geçiyordu. Favori buluşma mekânı olan, Kafkas Pastanesi’nin önüne yaklaşırken adımlarını sıklaştırdı. Geç kalmıştı. Ancak buluşma mekânına geldiğinde Kerem’in henüz gelmemiş olduğunu gördü. Tabii ya! Kerem ne zaman saatinde hareket etmişti ki zaten! Arayıp bir güzel saymak için telefonu eline aldığı anda telefonu çalmaya başladı. Arayan Kerem’di.

 

-         Kerem nerdesin yine?!!!

-         Aga başıma gelmedik kalmadı beya!

-         Noldu?

-         Ya işyerinde bi eleman elini makinaya kaptırmış, parmaklar paramparça…

-         Offf!...

-         Önce ona canım sıkıldı. Ardından bizim servis onu hastaneye yetiştirdi. Akşama kadar da dönmedi. Biz de başka bir servise bindik. O zaman seni aradım işte. Sonra bizim servisin işi bitmiş, geri dönmüş. Yolun ortasında durduk, kendi servisimizi bekledik. Üstüne Merinos kavşağında kaza olmuş trafik felç… Bir de orda bekledik. Seni arayacaktım telefonumun şarjı bitti… Şimdi arkadaşın telefonuna taktım hattımı öyle arayabiliyorum. Sen nerdesin bu arada?

-         Kafkasın önündeyim bekliyorum.

-         Tamam aga, 10 dakikaya ordayım.

-         İyi hadi çabuk gel.

 

Bugünde bir terslik vardı zaten. Heryerden can sıkıcı haberler geliyordu. Mert’in iç sıkıntısı da hala devam ediyordu. Pastanenin duvarına yaslanıp gelen gideni seyretmeye daldı. Caddenin karşı kaldırımında çantasına sıkıca yapışmış, hızlı adımlarla giden kızı fark etmedi…

 

Merve neredeyse koşar adımlarla yürüyordu. Çantasının içindeki silahı üstten kavramış, görmeyen gözlerle çevresine bakıyor, bir tanıdığa denk gelmemek için dua ediyordu. İçini kaplayan heyecan, stres ve korku yüz kaslarını germiş, kalbinin deli gibi çarpmasına sebep olmuştu. Kalp atışları kulaklarında uğulduyordu.

 

Bugün annesiyle geçirdiği en güzel gün olmuştu. Birlikte kahvaltı etmiş, ardından kadın programlarıyla dalga geçmişlerdi. Annesi ona çocukluğunu anlatmış, Merve de ilgiyle dinlemişti. Daha sonra annesi evlenmekten ve gelecek hayallerinden bahsetmeye kalktıysa da Merve konuyu ustaca değiştirmişti. Annesi kendisiyle ilgili asla gerçekleşmeyecek hayallerini anlatırken hiçbirşey yokmuş gibi dinlemeye dayanamazdı. Ama renk vermemiş, annesini üzecek veya kızdıracak tek kelime bile etmemişti. Saat 6:30’a yaklaştığında veda vaktiydi. Annesine sıkıca sarılmış, Müge’ye uğrayıp birkaç saate kadar döneceğini söylemişti. Hâlbuki birkaç saat içinde ölmüş olacaktı. Gözyaşlarını tutmak çok zor olmuş, arkasından bakan annesine dönüp bakamamak içini çok fena acıtmıştı. Evden çıktığında koşmaya ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı.

 

Şimdi ağlaması kesilmiş, duyduğu üzüntü yerini korku ve heyecana bırakmıştı. Kanında yükselen adrenalini çok rahat hissedebiliyordu. Titreyen ellerini güçlükle zaptediyordu. Atatürk heykeline vardığında alt geçide daldı. Merdivenlerden hızla inerken ayakları takıldı, az kalsın tepe takla aşağı yuvarlanacaktı. Zorlukla dengesini sağladı. Arkasından gelen yeniyetme iki çocuğun kendisine güldüğünü hissettiğinde dönüp onlara öyle bir bakış attı ki, çocukların kahkahaları yüzlerinde donup kaldı. Çocuklar daha önce hiç suratı sinirle gerilmiş, alnındaki damarlar mor mor belirginleşmiş ve gözleri nefretle kısılmış bir kız görmemişlerdi. Bu çehre bakan herkesi şaşkına çevirirdi.

 

Setbaşı köprüsüne geldiğinde kalp atışları iki kat hızlandı. Artık kalbinin sesi tüm kulaklarını kaplamış, yoldan geçen arabaları duymaz olmuştu. Saatine baktı, 19:45’ti… Elleri iyice titremeye başlarken adımları daha da hızlandı…

 

Kerem geldiğinde saat 7:30’u geçiyordu. Mert’le kısaca sohbet ettikten sonra Setbaşı’na doğru yöneldiler. İkisi de fazla konuşmuyorlardı. Birbirlerine söylemeseler de içlerindeki sıkıntı oldukça belirginleşmeye başlamıştı. Sonunda Kerem bu soğuk havayı dağıtmak için konuşma ihtiyacı hissetti.

 

-         Çok beklettim mi?

-         Beklettin tabi. Hava da serinledi iyice, üşüdüm…

-         Ben üşümüyorum, benim ceketimi al.

-         İyi, ver bakalım…

 

Koluna astığı sarı renkli spor ceketini Mert’e uzattı. Ceketi giyen Mert’e “süper” anlamında komik bir el işareti yaptı. Mert, sinirli bir edayla güldü…

 

Merve, çarşılı köprüyü geçer geçmez, yolun bir anlık tenhalığından faydalanıp, ilk gördüğü çalılığın arasına girdi. Çömeldi. Artık içindeki heyecan azalmaya başlamış, yerini gitgide büyüyen bir korku kaplamıştı. Kafasının bile titrediğini hissetti. Hiçbirşey düşünemiyordu. Birden hemen yanından geçen 2 kişiyi farketti. Dere yatağına doğru inen bu 2 adamdan birinin üstündeki ceketi hemen tanıdı… Kerem!!! Aşağılık herif yalnız değildi. Ama yanında birinin olması planı değiştirmeyecekti. İki genç dere yatağına gelmiş, saatlerine bakmaya başlamışlardı. Bir an o sarı ceketlinin Kerem olup olmadığı konusunda tereddüte düştü… İkisi de aynı boylardaydı gençlerin. İkisi de zayıftı. Ama yok, bu sarı ceketi çok iyi tanıyordu. Kerem’di işte… Başkası olamazdı. Silahı çantasından çıkarıp ileriye doğru uzatarak nişan aldı… Gözlerinden akan yaşlar görmesini güçleştiriyordu. Diğer elinin tersiyle sildi, sonra iki eliyle beraber silahı iyice destekledi. Gençler de bu arada sabit bir şekilde durmuş, sohbet ediyor, Merve’nin işini kolaylaştırıyorlardı…

 

Merve, parmağını tetiğe iyice bastırmış, son anı getirmeye çabalıyordu. Cesaretinin gitgide kırıldığını hissetti… Sonra aniden gözlerinin önünde o orman yeşili gözler belirdi. Ve Kerem’in iğrenç kahkahası kulaklarında çınladı… Birden tüm vücudu sinirle titredi, tüm gücünü parmağına yöneltti ve tetiği çekti…

 

-         MERT!!!!!

 

Ama bu Kerem’in sesi?!!!

 

-         Mert? Aga noluyo yaaa!!!

 

Ama sarı ceketli çocuktu vurulan!!!

 

-         Mert! Koçum bana bak! Aga nolur aç gözlerini Mert! Ya noluyo yaaa! Kim ateş etti yaaa!!! Yardım ediiinnn!!! YA KİMSE YOK MUU!!!!!

 

Mert ne olduğunu anlamaya çalışırken gözleri karardı… Başının arkasındaki sıcaklığın ne olduğunu kavrayamıyor, ne ara yere düştüğünü hatırlayamıyordu. Kerem onu kolları arasında tutuyordu, bunu kısmen görebiliyordu. Ama göz kapakları istemsiz bir şekilde düşüyor tam olarak herşeyi görmesini engelliyordu. Kerem’in sesi boğuklaşmaya başlamıştı… Yavaşça etrafını kaplayan karanlığın içine doğru çekildiğini hissediyordu. Ama bunun dışında hiçbir his yoktu. Kerem’in kendisini tuttuğunu hissetmiyordu. Ya da ayaklarının altındaki toprağı… Hiçbir koku yoktu çevrede, tüm sesler kaybolmuştu… Annesinin gülümseyen yüzü belirdi gözlerinin önünde, hafifçe gülümsedi. Sonra kuvvetli bir ışık heryeri kapladı birden. Sonsuzluğa doğru kanat açtı…

 

Merve’nin, yanlış kişiyi vurduğunu anladığında aldığı derin nefes gırtlağında ince bir çığlığa dönüştü… Panik içinde doğruldu ve öne doğru bir adım attı. Kerem ordaydı. Yere oturmuş, sarı ceketli çocuğu kollarına almış çığlık çığlığa bağırıyordu. İnsanlar bu tarafa doğru koşmaya başlamıştı. İki kişi onu farketmeden yanından dere yatağına doğru koştular. İşte o an Kerem’le gözgöze geldi.

 

Kerem’in orman yeşili gözleri ateş saçan bir parlaklıkla dehşet içindeydi. Ardından elinde silahla duran Merve’yi farketti… Dehşet yerini korkunç bir öfkeye bıraktı. Yavrusunu kaybetmiş bir canavarın çığlığıydı bu korkunç ses

 

-         Orospu!!! Öldürdün onu!!!

 

Merve, Kerem’in kendisini fark ettiğini gördüğünde artık onu öldürmek için çok geç olduğunu anladı. Zaten insanlar o tarafa doğru koşuyorlardı. Yanlışlıkla başka birini daha öldürme riskini göze alamazdı. Silahı çabucak şakağına dayadı. Bunu gören Kerem olduğu yerde donup kaldı. Gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Merve tam tetiği çekmek üzereyken arkasından yetişen bir adam kızın silahı tutan elini yakalayıp havaya kaldırdı. Silah gökyüzüne doğru ateşlendi. Adam daha sonra kızı yere yatırıp silahı elinden aldı ve kızın ellerini arkasında birleştirip başını yere doğru bastırdı. Merve çaresiz bir şekilde ayaklarıyla toprağı tekmeleyerek korkunç çığlıklar atmaya başladı. Sesi çevredeki tüm sesleri bastırıyor, çığlıkları karanlık geceyi ve loş ışıkları delip geçiyordu…

 

Kerem hala hareket edemiyor tüm vücudu şok içinde titriyordu. Ağzı açık kalmış, gözleri bomboş karşıya bakıyordu. Sonra dizlerinin bağı çözüldü ve dizüstü çöktü. Ama yüzünde hiçbir değişiklik yoktu. Çevreden gelen insanlar, Mert’in cesedine doğru koşuyorlardı. Uzaklardan bir ambülâns sesi ve polis sirenleri duyulmaya başlamıştı...

 

Keremin kocaman açılmış gözlerinden bir damla yaş süzüldü…

 

 

 

                                   *                                 SON                           *

 

 

                                                                                                Mayıs 2009

 

 



Bir Cinayetin Anatomisi -I. Bölüm

Bir Cinayetin Anatomisi -II. Bölüm

Bir Cinayetin Anatomisi -III. Bölüm

umut berker



Yorumlar (15)
Serdar Ekmekci
çok fenaymış...

umut berker
fenaymış derken?? :))

Serdar Ekmekci
eksik yorum :) yani hikayedeki hadise çok fenaymış, kızın ve mert'in başına gelenler. şimdi kız hapiste doğuracak, kerem ise hayatının sonuna kadar kafayı yemiş bir tip olarak kalacak :) ayrıca bursa'lı biri olarak mekanları hayal ederek okumam benim için güzel oldu. tebrikler, elinize sağlık...

umut berker
:) teşekkürler. buradan tekrar okuduktan sonra ben bir de mert'in annesine acıdım. yazarken aklıma gelmemişti. kadın önce kocasını kaybetmiş şimdi de tek çocuğunu öldürdüm yazımda... yapayalnız kaldı. bir ara da onun hikayesini yazmak lazım...

bu arada bu hikayemin ilk bölümünün altındaki yorumumda aslında hikayeyi çok da beğenmediğimi, hatta ekleme konusunda tereddüte düştüğümü yazmıştım. kendi gördüğüm eksikliklerimi yorum olarak eklemeden önce sizlerin de hikaye konusundaki eleştirilerinizi görebilmek beni mutlu eder, teşekkürler...

melek. melek
Çok güzel bir hikaye ama sonu kötü biten bir hikaye iyi üzdünüz ve gençlere ders verdiniz elinize sağlık...

umut berker
hikayemde kendi gördüğüm eksikliklerim:
* yavan olmuş, biraz daha edebi yazılabilirdi.
* yeterince sürükleyici olmamış
* kısa kesilmesi gereken yerler fazla uzatılmış, uzatılabilecek yerler çabuk geçilmiş...

Sessiz Gemi
Güzel olmuş, tebrikler... Mert'e acıdım doğrusu. Hiç yoktan Kerem belasına gitti adam.

özgür rmn
teşekkürler çok güzel olmuş..ama bence hikayenin başında ölümümden üç gün önce veya ölümünden iki gün önce yerine cinayetten üç gün önce,cinayetten iki gün önce diye başlıklar koysaydınız hikayenin sonu daha çarpıcı olurdu yani en başında mertin öleceğini biliyoduk..ama yinede çok güzel olmuş elinize sağlık..

umut berker
teşekkürler arkadaşlar, güzel yorumlarınız için. hazal hanım, eşim de hikayemi okuduğunda aynı yorumu yaptı. evet haklısınız, "ben ölmeden 3 gün önce" diye başlamasaydım daha çok merak uyandırır ve son bölümde şaşırtabilirdi. ve daha güzel olurdu. ama ben bu hikayenin konusunu bile düşünmeden önce "ben ölmeden 3 gün önce" diye başlayan ve bir ölünün ağzından ölümünü anlatan bir hikaye yazmayı planlamıştım. sonunda ortaya bu çıktı. pek planladığım gibi olmadı ama yine de hikayeyi doğuran cümleye hürmeten o kısmı değiştirmedim :)) o yüzden böyle kaldı...

Nesrin Göçtürk Kaya
Toplumsal bir olayı dramatize olarak sergilemişsiniz. Bence başlarda ölümden hiç bahsetmeseydiniz finali ikinci bölümde tahmin edemezdim. Merve'nin ağzından yaşadıklarının anlatımında fazla detaya girmişsiniz. Biliyorsunuz fazla detay okuyanın düşgücünü azaltır.

Bunun yanı sıra, anlatımınız, tasvirleriniz kusursuz. Sonuç olarak tahmin ettiğimden de güzel bir öyküydü...
Başarılar diliyorum...

Nermin Gömleksizoğlu
Evet güzel bir hikaye ama bende mert,e üzüldüm doğrusu...
Sarı ceketi giydiğinde son gözümde canlandı zaten...

umut berker
evet, fazla detaya girdiğim yerler olmuş ve son bölümü biraz daha uzatmalıydım sanki. cinayetin hemen öncesindeki kısmı biraz daha uzatıp daha heyecanlı bir hale getirebilirdim. veya faruk'u oraya getirip cinayeti engelleme fırsatı verebilir, daha sonra başarısız kılardım. aslında biraz acemice oldu konuyu aktarışım. ve evet, en baştan itibaren ölümle sonuçlanacağını ve kimin ölüp kimin öldüreceğini söylediğim için şaşırtıcı bir son olmadı pek. ama bu hikayeyi bu şekilde bırakacağım. gelecekteki yazılarım için bir tecrübe olsun diye. hatalarımı görebilmek ve böyle yapıcı eleştiriler alabilmek çok güzel. teşekkürler...

deniz doğan
güzel ama bir eksik var. sanki biraz yavanlık var.Daha dogrusu kopukluklar var hikayende.Su gibi akıp gitmiyor yazın. Yani sürüklenip gidemiyorsun hikayende ikinci bölüme biraz baktım o daha güzel.Konuya gelince çok güzel. nice güzel konulara...

deniz doğan

Nymphe ehp 27.07.2010 12:47
Yaa off...Tamam Kerem için en büyük ceza oldu bu ama tühh yaa olan zavallı Mert'e oldu.Üzüldüm şimdi...Vurmuşken Kerem'ide vursaydı bari.Ne bileyim sağ omzundan yada omurilik gibi bir yerinden vursaydı.Hayatının geri kalanında yürüme engelli biri olarak kalsaydı içim daha rahat ederdi açıkcası


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6357
2 Firari Fırtına 4416
3 Mustafa Ermişcan 3815
4 Hasan Tabak 3524
5 Nermin Gömleksizoğlu 3172
6 Uğur Kesim 3034
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2937
8 Sibel Kaya 2885
9 Enes Evci 2596
10 Turgut Çakır 2287

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1934 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com