Hikayeler

Öyle Soruya Böyle Cevap
Okunma: 8292
.. .. - Mesaj Gönder


      Sıradan bir baba oğul sohbeti başladı yurdumun çifte kavrulmuş çekirdek ailelerinden birinde…
      Çocuk, içinden kıkırdayarak babasına sordu:
      “Baba, ben nasıl dünyaya geldim?” Adam, uzaklara dalarak bir iç çekti.
      “Her şey bizim muhtarın ölmesiyle başladı…”
      “Hı? Nasıl yani?
      “Anlatayım çocuğum: Bundan yedi yıl önce ben dedenlerle yaşarken, muhtar amca ölünce yerine amcamın dünürü Şevket muhtar seçildi. Zaten kendisi birinci azaydı. Neyse; seçimi de kazandıktan sonra muhtarlığı tescillenmiş oldu. Ben o zamanlar işsizim; dedenin dükkânı, bilardo falan derken nerde akşam, orda sabah takılıyorum.”
      Çocuğun şaşkın bakışları arasında, iştahla anlatmaya devam etti baba.
      “Günün birinde Şevket amca, yani bizim yeni muhtar beni bürosuna çağırttı. Homurdana homurdana gittim, ‘Ayağına çağırıyor deyyus!’ diye… Ama adamın niyetini öğrendikten sonra utandım bu düşüncelerimden. Meğer adamda ne altın yürek varmış! “
      ‘Oğlum bak,’ dedi. Okumuş, kültürlü, efendi, eli yüzü düzgün bir adamsın. Ama yirmi beş yaşına geldin; yaşıtların aile kurdu, çoluk çocuğa karıştı, sen hâlâ aylak aylak geziyorsun. Beni iyi dinle, biz seninle hısımız, biz bu koltuğa eşimize dostumuza hizmet için oturduk. Ben konuştum başkan beyle. Belediyeye git, müracaat et. Orada işe başlayacaksın. Alacağın para seni zengin etmez ama boş gezmenden iyidir. Hadi yavrum…’
      “Muhtarın bürosundan çıkar çıkmaz doğru belediyeye gittim. Kayıt kuyut derken bir sürü evrak imzalattılar falan... Bir de dört tane fotoğraf istediler. Elimi cüzdana attım, yüzünün kanı çekilmiş bir tane resim var sadece. Bizim şişman Foto’ya koştum. Cepte de para yok iyi mi? Hemen bir Polaroid çekti. Bir boka benzemedi ama işimizi gördü yine de. Parasını babam verir, deyip tekrar belediyeye koştum. Bir hafta sonra sözleşmeli olarak işe başladım. Üniversite mezunu olduğum için yazı işlerine aldılar beni. Orada ilkokul mezunu adamlar da vardı ama benim aldığımın üç mislini alıyorlardı. Çünkü onlar kadroluydu. Neyse… Aradan bir iki ay geçti. Bir gün başkan beni odasına çağırttı. Sekreter geldiğimi haber verdi, kapıyı tıklatıp girdim. Odada, başkanla başkan yardımcısı, yardımcı dediysem bizim oto boyacı Halil canım, belediyeye alacakları ekskavatörü konuşuyorlardı. ‘Gel gel,’ dedi başkan. ‘Pazartesiden itibaren dört gün boyunca, vilayetteki toplantı salonunda, Avrupa Birliği’nin verdiği proje kredileri ve hibelerle ilgili bir seminer var. Seni görevlendirdim’ demez mi?”
      Çocuk bir şey söylemek için ağzını açtıysa da babası müsaade etmedi.
“Dur, sözümü kesme! Ben çıldırdım tabii. 60 gidiş 60 da geliş, 120 kilometre yol tepeceğiz dört gün boyunca. Mart soğuğu bir yandan, otobüs tutar bir yandan… Pazartesi oldu vardık gittik seminere… Ankara’dan bir doçent bayan gelmiş. O verecek semineri. Önce öğleye kadar konuyu anlattı. Sonra tüm katılımcıları dörderli gruplara ayırdı. İşte ilk orada gördüm anneni. Onu da çalıştığı iş yeri göndermiş seminere. Aynı gruba düştük. Görür görmez içim gitti. Tabii dört gün boyunca yavşadım annene. O da hiç pas vermedi ya, helal olsun! Dördüncü günün sonunda güç bela telefon numarasını alabildim. İlçeye döndükten sonra muhtelif günlerde, çeşitli bahaneler bularak arıyordum onu. Bir gün yemek teklifimi kabul etti. İlk randevumda kıza Mursel’in lokantasında kebap yediremeyeceğime göre ben onun yanına, yani ile gidecektim. Buluştuk, yemeğimizi yedik, havadan sudan konuştuk. Sonunda ondan hoşlandığımı söyledim. O anda aramızda bir şeyler başladı. Her hafta sonu buluşuyorduk artık. Annenin aşkından otobüs bile tutmaz olmuştu artık. Ama hesap hep bana giriyordu. Neyse… Bir bahar günü, parktaki çay bahçesinde evlenme teklif ettim ona. Başta biraz naz yaptı ama sonra kabul etti. Durumu ailelere anlattık. Babası demez mi, ‘Benim kızıma o parayla nasıl bakacakmış?’ diye. Sana ne lan! Bakacak olan ben değil miyim? Zaten o da çalışmıyor mu? Adam eşşek gibi inatçı çıktı. Kızı vermem diye tutturdu. Mecburen o işten istifa ettim. Abimin, güvenlik şirketi sahibi bir arkadaşı vardı Ankara’da. Soluğu doğru Ankara’da aldım. Boy pos, diksiyon falan beğenildi. Belediyedekinden daha karmaşık bir sürü kâğıtla boğuştuktan sonra kaydım bitti. İşe kabul edildim. İşe başlamama bir hafta vardı. Tekrar memlekete gittim. Deden olacak herif işe alındığımı duyunca nişan istemiş. Hazırlıklara başladık. Nişanı taktık, akşamında Ankara otobüsüne bindim. Annen de ben de perişan olduk. Nişanlandığımız günün akşamı yine ayrılmıştık.”
      “Şirkete gittim. Bana, gece bekçisi kıyafetine benzer bir forma verdiler; diktiler bir müzenin bahçesine. Bir hafta gece, bir hafta gündüz, 12 saat… Dayanamadım. İşe değil de annenin yokluğuna. ‘İşinizin de sizin de!’ deyip bastım istifayı. Gene işsiz günler başlamıştı benim için. Annene kavuştum ama babası ‘İş yoksa düğün de yok!’ diyordu. Allah yüzümüze baktı; il merkezindeki bir fabrikada işe girdim. Artık git gel yapmama da gerek kalmamıştı. Hemen düğün hazırlıklarına başladık. Ama aksilikler o gün de peşimizi bırakmadı. İlçeden ile gidecek olan servisin şoförü hastalandı; misafirler düğüne geç kaldı. Annenin gelin saçını yapacak kuaför bacağını kırmış; yerine gelen şıllık hem soyup soğana çevirdi bizi, hem de annenin saçı eşek oynamış yonca tarlası gibi oldu… Neyse… Düğün bittiii! Misafirler falan da ortadan kaybolunca annenle biz odamıza girdik. Ben usulca yaklaşıp duvağını çıkardım. Sonra…”
      Çocuk gözlerini kocaman açarak, daha fazla dayanamamanın vermiş olduğu patlamayla haykırdı.
      “Tamam baba tamam! Öf! Gerisini biliyorum ben; baydın artık!
      Adam sinsice güldü.
      “Ben de bildiğini biliyorum zaten. Çakal!”



.. ..



Yorumlar (12)
Sûnî Teneffüs 29.9.2011 11:02
Ne dünyaya gelişmiş peh!

Hasan Çolak 29.9.2011 16:27
çocuk muzipliğin cezasını çekmiş :) güzel öyküydü, kısa ama beyni yoracak ve yoğuracak kadar da yoğun, ve özellikle ritmi çok hoş olmuş

.. .. 29.9.2011 16:39
Teşekkürler Hasan. Beğenmenize çok memnun oldum.

A'Gül ... 29.9.2011 18:39
Yorugn geçen bir günün sonunda amma da keyiflendim sayende,Mustafa."çifte kavrulmuş çekirdek aile" tamlaması da manidar ve güzel bir buluş.Anne babaların en çok korktuğu soruya verilen yanıtı kendine özgü mizah anlayışınla yorumlamışsın.E,güzel olmuş.

.. .. 29.9.2011 21:12
Sizi keyiflendirebilmek ne mutlu.
Yirmi gündür yazmayınca ben de dolmuşum biraz...

HİÇ ... 29.9.2011 21:25
Gecikmeli bir tebrikler yorumu da benden bu usta kaleme gerçekten çok keyifli bir yazıydı Mustafa...Ellerine sağlık.

Yegah Tan 30.9.2011 11:37
Yüreğine sağlık mustafa abi keyifle okudum :)

.. .. 30.9.2011 12:01
Yıldıray, Yegah, gözlerinize sağlık diyorum ben de...
Hasan'ın da dediği gibi, muziplik olsun diye, gece gemini.

Kemankeş İskender 1.10.2011 17:07
Olayın ironik tarafı da, çocuğun dünyaya gelişiyle muhtarın ölümü arasında sahiden bir bağ olması.
Abi ne diyeyim; Allan seni bu sitenin başından eksik etmesin....

.. .. 1.10.2011 17:13
Eyvallah İskender.
Bu siyete baş olmak mı; evlerden ırak!

Halit DURUCAN 4.10.2011 21:55
Sevgili Mustafa, bu hikayeyi çok tuttum. Kalemine sağlık dostum. Güldüm epey

Fatih ORTAKÇI 18.12.2012 16:56
hikaye dedin mi böyle olmalı diye düşünüyorum zaten ellerine sağlık Mustafa abi...


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6120
2 Firari Fırtına 4190
3 Mustafa Ermişcan 3350
4 Hasan Tabak 3253
5 Nermin Gömleksizoğlu 2969
6 Uğur Kesim 2883
7 Sibel Kaya 2700
8 Enes Evci 2401
9 Ömer Faruk Hüsmüllü 2267
10 E.J.D.E.R *tY 2205

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1104 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com