Hikayeler

BAMYA
Okunma: 1639
.. .. - Mesaj Gönder


Gece yarısını kaç geçiyordu bilmiyorum. Anneannemin, benzin fiyatı gibi gün aşırı yükselen tansiyonundan mütevellit sık sık sabahlamaya alıştığım acil koridorlarındaydım yine. Ritüeli artık ezberledim. Bir serum, “Aman; perhizine dikkat et teyze!” gibisinden biraz tavsiye… Sonra, “Hasta sizindir torun bey.”

Ama o gece şahit olduklarım… Takside bile dinmeyen o gülme krizim… Anneannemin öfke dolu, psikokinetik bakışları…

Sağlık görevlileri tarafından hızla itilen sedyenin üstüne yüzüstü uzanmış, inim inim inleyen; bir yandan da ”Kazım, senin ecdadını…” türünden küfürler savuran, otuzlu yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim adam ve mahcup bir biçimde onun yanından ayrılmayan arkadaşıyla o “hastane” kokulu koridorda karşılaşmasaydım, şu anda sizlere anlatacak bir anım olmayacaktı.

Anneannem, serumunu yemiş mışıl mışıl uyurken, ben her zaman olduğu gibi koridora çıkmış, oturduğum tahta taburelerin karşısındaki duvarın çatlamış plastik boyasında hayali figürler üretiyordum. “İşte bir gitar…”

Acilin kapısı açıldı; dışarıya isteği dışında çıkarıldığı her halinden belli olan adam, cilalı parkelerin üstünde bir iki dakika volta attıktan sonra ürkekçe yanıma oturdu. Az önce gelen küfürbaz hastanın yanındaki adamdı bu. Tek kelime etmeden, kafasını ellerinin arasına aldı ve derin bir iç çekti. Dakikalarca, beceriksiz bir heykeltıraşın elinden çıkmış şekilsiz bir büst gibi kaldı öylece. Dayanamadım.

“Geçmiş olsun; hastanız nasıl?” Onunla konuştuğumu algılayamamış olacak ki bocaladı ilk başta.
“Hı, ben mi? Şey, iyi… İyidir herhalde; bilmem…”
“Siz yakınısınız herhalde.”
“Evet, yani hayır... Akraba değiliz, iş arkadaşıyız.”
“İş kazası mı?”
“Yok. Basuru var.” Bunu söylerken dudaklarını ısırdığına göre epey ilerlemiş bir basurdu. Ama yine de bu nedenden ötürü acile kaldırılan birini duymamıştım.
“Neden siz getirdiniz? Ailesi falan yok mu?”
“Biz baraj inşaatında çalışıyoruz. Gurbetçiyiz anlayacağın. Prefabrik barakalarda oturuyoruz.”
“Aynı zamanda da ev arkadaşısınız yani?”
“Evet.”
“Kardeş, geçmiş olsun da. Nasıl bir basurmuş bu da, adamı acillik etmiş?” Ne sen sor, ne ben söyleyeyim, der gibi baktı; dedi de…
“Ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Murat, yani içerideki arkadaş, dayanılmaz basur ağrıları çekiyordu. Çok gördüm geceleri kalkıp, acısından ağladığını. Doktor doktor gezmiş, çare bulamamış. O hali bana da ızdırap oldu. Memlekete telefon açtım. Ninem bizim oraların şifacısı gibi bir şeydir. Ustasının ustası ermiş bir şifacıymış. Neyse; anlattım bizim Murat’ın derdini. Hiç düşünmeden ‘Bamya,’ dedi. ‘Ya zeytinyağlısını yiyecek; ya da…’ Duraksayınca iyice merak ettim.
“Ya da ne?”
Utana sıkıla devam etti. “Ya da mabadına duhul edecek, dedi ninem.” Doğal olarak anlamadım.
“Ne edecek?” Ayıp bir şey söyleyecek gibi sağına soluna baktı ve kulağıma eğilerek gerekli açıklamayı yaptı. Gülmemi saklamaya çalışsam da anlamıştır illaki…
“Vah vah! Kabul etti mi bari?” Yine o mahcup haline büründü.
“Etmez mi? ‘Yemediğimiz halt kalmadı Kazım, değil bamya, ne desen kabulüm,’ dedi zavallı.” Duraksadı. “Ama… Bir patlıcanı, bir de bamyayı ağzına koymazmış. Çocukken tiksinmiş anlayacağın.” İşaret parmağını boşlukta şöyle bir iterek, “ Yani yiyemeyeceği için, bamyayı öteki yoldan denemeyi tercih etmiş.” Utancından rengi domates gibi olmuştu.
“Eee sonra; denemiş mi?” Ben de kendimi sıkmaktan kızardığıma emindim.
“Denemiş denemiş. Biz, 11-11 iki vardiya çalışırız. Ben bugün gündüzcüydüm; o geceye gidecekti. Dedim ki: Halk pazarına git, bir kilo bamya al. Ninemin dediğini yap; artanıyla da yemek yaparız, sen yemesen de ben yerim. Gece 12 gibi eve geldim. Murat’ın sesi yeri göğü inletiyor, ‘Yandım anam!’ diye. Bir görsen, duvarları yumrukluyor. Bir yandan da bana sövüyor. Canı rahat olsa ümüğümü sıkacak da…”
“Niye ki, bamya iyi mi gelmemiş ağrısına? Ondan mı kızmış sana?”
“Yok, birader, ağrıdan değil. Ben buna dedim ki, sabah erken git pazara. Millet zebil gibi kapışıyor her şeyi. Beni dinlememiş. Sen tut akşamın beşinde pazara git.” Olayı çözer gibi oldum; yanılmışım…
“Bamya kalmamış.” Yine bir iç çekti.
“Keşke öyle olsa… Pazara geç gittiği için bamyaların naziklerini kapışmışlar. Bu saf da gitmiş en kart bamyayı almış.” Yine uzattı işaret parmağını.” Aha en küçüğü böyle böyle; uçaksavar mermisi gibi! Bir de dikenleri var ki, kaktüs gibi!”

O koridorda başlayan, takside devam eden, taksici ve anneannemle papaz olmama neden olan ve hâlâ aklıma geldikçe tekrarlayan gülme krizi o anda tetiklendi işte. Adama da biraz ayıp oldu ya…
Sonra, normal kafayla düşündüğüm bir an dedim ki: “Beterin beteri var. Ya Kazım’ın Ninesi, “patlıcan” deseydi?
İşte bir gülme krizi daha…



.. ..



Yorumlar (5)
Yegah Tan 2.10.2011 23:53
Ben pazarda bamya bulamamışta patlıcan almış diye düşündüm yazıyı okurken Anı süper olduğu kadar , sende çok güzel anlatmış Mustafa abi eline sağlık Bir krizde beni tuttu su an :D

.. .. 3.10.2011 00:19
Arkadaşlar, bu 1. tekil şahış kullanarak yazdığım bir hikaye. Benim anım değil aslında. Biraz fazla gerçekçi olmuş galiba.
Beğenmenize çok sevindim ama.

Yegah Tan 3.10.2011 11:07
Aman Ramazan sakın ha

.. .. 3.10.2011 14:15
Yegah, sen üç kardeşin en büyüğüsün değil mi? Yegah, Dügah ve Segah.

İsmin öyle bir çağrışım yaptı bende.

Yegah Tan 3.10.2011 15:07
Doğru bir çağrışım yapmış ama değil abi Dügah'ta isim olarak pek gitmez sanırım


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6172
2 Firari Fırtına 4240
3 Mustafa Ermişcan 3443
4 Hasan Tabak 3316
5 Nermin Gömleksizoğlu 3015
6 Uğur Kesim 2914
7 Sibel Kaya 2742
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2480
9 Enes Evci 2441
10 E.J.D.E.R *tY 2218

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:768 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com