Ahmet Aslan'la Röportaj (Hazırlayan: Site Sakinleri)

Bu röportajı hazırlayan arkadaşlarımıza ve sorulara içtenlikle cevap veren Ahmet Aslan'a teşekkürlerimizle...

1)Biraz kendinizden söz eder misiniz ?

''Kendinizden söz eder misiniz'' sorusu aklıma, ''Ben bir başkasıdır''sözünü getirmiştir hep;ama adet yerini bulmalıysa:

1969 yılında Urfa'da dünyaya getirilmişim;doğumumla da annem ölmüş,bu yüzden gördüğüm her kadına,içimden sarılıp geçtim...

1975'de Hatay'ın Reyhanlı ilçesine pamuk işçiliği için göç etmiş ve orada yerleşmiş bir babanın tek oğluyum..ilkokulu aynı ilçede okudum ve otuz yaşıma dek inşaatlarda amele olarak çalıştım. 

 

2)Yazmaya ne zaman başladınız?  

Şehir hayatı çok sesli acemiler orkestrasını andırıyordu;ne zaman bir dize düşürsem,ağızlarını yitirmiş sesler giriyordu araya...ve hep serçe sesinin bile ürpertebileceği bir sessizlik aradım.Askerde,dostum Mehmet Döğen'e yazdığım iki yüz sayfalık bir mektubum yakalanmıştı;mektupta ''tehlikeli...''bulunmuş ve askerliğimin son iki ayında Antalya'dan Ağrı Eleşkirt'e sürülmüştüm..orada ki komutan neden geldiğimi sorduğunda:''bir mektup yüzünden...''demiştim.Gülerek,birkaç kâğıt,zarf ve kalem vermişti:''Git yaz,seni buralara kadar sürükleyen kalemi merak ettim..'' demişti.O dosta her gün bir mektup yazıp gönderdim;yazdığım her mektup bölük komutanı tarafından okunmuştu...teskereye on gün kala beni çağırıp şöyle dedi:

''on günün var,ama seni gönderiyorum,git sivilde yazı yaz,başka iş yapma...'' Gider ayak güzel bir 'emir'di!..Yazmaya,o sözü duyduğum an başladığımı anımsıyorum;hiçbir şey yazmamış olduğum halde,kendimi bir yazar olarak görmüştüm:

''Git sivilde yazı yaz!''

'Sivil'dim! Acıkınca yemek yemeyi,susayınca su içmeyi bilen;öğretmeni bile cahil,önünden geçen kara kedinin uğursuzluğuna inanan,ağaç altlarında başına talih kuşu sıçsın diye bekleyen,türbelere göbek sürten,kıç sürten,bel sürten...et ve kemik yığınları arasında ne yazabilirdim? ''Git sivilde yazı yaz!'' Uykularımı kaçıran bu 'emir' zamanla o acemi orkestrada ki kaval sesine kulak vermeme neden olmuştu...'kaval!..' Bir gün her şeyi terk ettim;kendimi,içimde beni güden çobana bırakmıştım;her şeyim onun dünyasındaki sessizlik,kimsesizlik,yokluk,yoksulluktaydı...Ve Konya'nın bir köyünde buluştum onunla; 'ben' artık bir yoktum.

 

3)Çobanlık yaparken yazma sevdasına düşmüşsünüz peki tepki aldınız mı çobandan yazar olur mu diye?

Çobanlıkta,yazmaktan çok okumayı öğrendim;insanlara yazmayı öğretebilirsiniz,ama okutmayı öğretmeniz zordur,zaten eğitim sistemi okumayı öğretmeye yönelik değildir,üniversite öğrencilerine bir yazar,bir şair ismi sorun,birkaç isim sayarlar fakat onları okumamışlardır;hayatında bir cilt öykü okumamış öğretmenler var;benim istediğim öğretmen,konuşmayı öğrenmeye gelen öğrencilerine,konuşma-mayı öğretendir...

Birçok köyde çobanlık yaptım,eşeğin üzerindeki heybenin bir yanı azık,bir yanı kitaplık;köylüler neden eşeğe binmediğimi sorduklarında,onlara üzerindeki dünyayı gösteriyordum...edebiyata,sanata o kadar uzaktılar ki,onlarla aramdaki uçurumu gördükçe daha aşağılara çekildiğimi,karanlığa gömüldüğümü görüyordum;binlerce köy!milyonlarca yalnız yiyen,içen sıçan insan toplulukları! Aslında dünyaya yön verenlerin istediği bu;düşünmeyen,sorgulamayan,doğasındaki güce inanmayan...insancık yığınları...

 

4)Kitabınızı yayınlamak istediğinizde nelerle karşılaştınız bildiğimiz kadarıyla bu konuda Cezmi Ersöz size destek olmuş biraz bahseder misiniz?  

Cezmi Ersöz'ü ''Leman'' dergisinde tanıdım;onu okuduğumda,bana bu konuda yol açıcı olabileceğini düşünmüştüm;bir gün yayın evini aradım ve nasıl olduysa cep telefonunun numarasını verdiler...günlerce o numaraya baktım;kısa şiirler yazıp tam gönderecekken çekinip vaz geçtim...numarasının sonu 42 idi ve ben Konya'daydım,(Cezmi Ersöz ve 42) 42 ve Cezmi Ersöz!

Hiçbir bağ olmasa,yaşadığım ilin plaka kodu cep numarasının son iki rakamıydı;Cezmi Ersöz'ün cebindeydim!..yazıp gönderdiğim kısa şiirlerle kalbine yol bulmuştum;yazar,şairler kimseyle ilgilenmez,siz,onların yalnızca okuyucuları olarak kalmalısınız;ama Cezmi Ersöz’ün böyle bir yazar-şair olmadığını yazdıklarında görürsünüz:kitabımın yayımlanması için gösterdiği çaba bunun açık kanıtıdır.

 

5)Urfa’dan Ankara’ya kadar bir yürüyüş yaptınız bundan bahseder misiniz? Yürüyüşünüzün amacı neydi ? Yolda başınıza neler geldi?

Urfa-Ankara:akrabalarım beni Urfa’ya imza günü,şiir gecesi için davet etmişlerdi;on yıl aradan sonra Urfa’ya gitmiştim.Yayın evinden iki yüz kitap getirtmiştik,yirmi adet kadar kitap artmıştı.Biri,kalan kitapları Harran belediye başkanına hediye etmemi salık verdi;uygun buldum ve belediye ‘baş’kan-sızına vardık;uzatmak istemiyorum:’’ben kitap okumayı sevmem’’dediğinde,kitap da seni sevmez deyip oradan ayrıldım:’’kitap okumayı sevmem’’ bu bir suçtu!..bir cahilin ayağına kadar gidip kitap sunmuşum,ben de suçluydum,o an aklıma bu gelmişti ve aslında,onun yerine,ona oy verenlerin yerine kendime kitap okuma ceza vermiştim…’Cahil’ bildiğim köylülerle şiirleştim,yolculuğumun amacını anlattım…yemek verdiler,çay demlediler…yatırdılar,uğurladılar,anladılar,ön yargılarımı yıktılar,umudumu tazelediler…biri şöyle dedi: ‘’sana bir şeyler saralım,yolda yersin’’ elli,yüz yıl önceye gittim,yolcuyu yolundan çevirip ikramlarda bulunan dedelerimize,ninelerimize gittim,saflık,paylaşmak,hoş görü… ‘’sana bir şeyler saralım,yolda yersin’’ anne,karnını ovarak,içindeki bebeğe:‘’bebeğimin karnı aç mı,bebeğimin karnı aç mı?der; o sözle annemin karnına dönmüş ve oradan yola bu yola çıkmış gibiydim…18 Ocak 2008 de başlayan ve otuz üç gün süren ‘kitap okumayı özendirme’ yürüyüşüm,Ankara’da son bulmuş,ama ben de halâ devam etmektedir.

 

6)Yeni kitabınız ne zaman çıkacak kitabınızdan biraz bahseder misiniz?
Yeni kitap,kısa öykü,anı ve denemelerden oluşuyor,Urfa Ankara yürüyüşünde beynimin rahmine düşmüştü;Eylül-ekim 2009 da çıkacak.’PERON NİLÜFER’ Bursa’dan dönerken parasız kalmıştım ve Nilüfer turizmin verdiği bir ‘misafir’ biletinin gerçek öyküsü.

 

7) 'İNSANSI TAŞLAR MÜZESİ' adlı bir projenizden bahseder misiniz?Dünyada bir ilk olduğunu söylemiştiniz

‘İnsansı taşlar’ evet,çobanlık yaptığım köylerde bulduğum,insan yüzüne benzeyen taşlar;her taşın farklı bir yüz ifadesi var,gülen,esneyen,uyuyan,acı çeken…doğanın heykel traşa meydan okuduğunu herkes görecek.Bu taşlar,zamanla aklıma bir müze getirdi,araştırdım ve dünyada örneğinin olmadığını öğrendim…müzeler paha biçilemez heykellerle dolu,ama hepsi de el işi,ben rüzgarın çekiç darbelerini aradım,suyun süngerini..doğa,ellerini arkasına bağlamış,gözlerini yummuş ve yontmuş!bu güç,bakmaya evrilen ‘görme’ duyusunu harekete geçirecektir,buna inanıyorum ve müzenin bir bölümü çıkacak olan kitabın son bölümünde açılacak ilkin…sonrası sabır ve taşları büyük bir müzeyi dolduracak çoğunluğa ulaştırmak…

 

8)Hala çobanlık yapıyor musunuz?

Çobanlığa devam evet;yoksa ‘’Emre’’ itaatsizlik olur,okumanın,yazmanın,emrine,bir de taşların!..

 

9)Geleceğinizle ilgili planlarınız nelerdir?

Gelecek için hiçbir zaman plan yapmadım.Bunu ‘karıncalar’ düşünsün,ben saz çalıp,kışın kapılarında bir dilenci olarak kalmaya razıyım;aslında karıncalar kötü örnektir:yazın çalışır,kışın uyur,baharda da kanatlanarak taçlandırırlar son saatlerini…Ağustos böceği,şarkılarında onlara bunu söyler;ama ‘karınca’lar,yazın kendilerine şarkılar söyleyen bu ozanı dinlemezler…ve ozan açlıktan ölmüyor,hayatı yaşayarak neslini devam ettiriyor…An,küçük bir mucizedir.

 

10)İlham kaynaklarınız nelerdir paylaşır mısınız?

‘’İlham’’ diye bir kaynak yok:asıl kaynak okumak,kim ne yazmış,yanına değil de üstüne ne koyabilirim…’ilham perisi’ bir şeyhin türbesine benzer,kısır kadın ha bire karnını sürter türbeye,ölüde sperm var mı!..olsa da kadın kısır!..

 

11)Hayatta yapmak istediklerinizi gerçekleştirebildiniz mi?

Evet:çoban oldum,’Veysel’in dediği gibi’ ‘’kör oldum,Veysel oldum’’

 

12)En büyük pişmanlığınız ve mutluluğunuz nedir?

Pişmanlığım:Bunu Tanrı soracak!ve cevap veremeyeceğim.

Mutlu olmak:o zaman yazamam ki;yarı yıkık bir köy evinde,soğuğun ısırıcı dişleri arasında nemli bir battaniyeye sarılı halde ölü bulunmayı,tatil köylerinde kitap dosyaları yazan,mutlu,ama yoksulluk edebiyatı yapan bir yazar olmaya yeğlerim…benim mutluluğumun besini mutsuzluktur.

 

13)Yeni kitap çıkarmak isteyenlere tavsiyeleriniz?

‘’Eğer söylediğiniz şarkı özgünse,çölde bile sizi dinleyen bulacaksınız’’

Büyük şair,ve aynı zamanda şiir öğretmenim,Ömer Faruk Hatipoğlu’nun bir sözünü aktararak bu soruya cevap vereyim:

‘’On okuyup,bir yazmak,bir okuyup on yazmak değil…’’

Birçok büyük yazarın, geçmişte yayın evlerinin kapılarından boyunları bükük çıktığı söylenir.Duvarlar,surlar,kaleler olmalı;reddedildikçe,ısırılmış bir dilin altından saf suya ulaşılacaktır…

 

14)Yazmak dışında yapmaktan hoşlandıklarınız nelerdir?

Yazmak dışında beni hoşnut eden tek şey,yeni bir yazıya başlamaktır,yazılan ölmüş ve mumyalanmıştır;erkek aslanın yeni bir aile kurmak için çiftleşmek istediği dişinin yavrularını öldürmesi gibi yada…eski,doğasında hep yeni şeylerle eskir…

 

15)Sizi yazmaya iten nedenler nelerdir ?

Yazma nedenini yukarıda söylemiştim: bu bir ‘emir’di!..

Fakat asıl neden,bal arısı mı,eşek arısı mı olmak?bunu da balın kalitesi belirleyecektir…

 

16)Yazmaya başlamadan konuyu kafanızda belirliyormusunuz, yoksa kalemi
elinize aldığınızda kendiliğindenmi gelişiyor ?

Konular beni pek ilgilendirmedi;çünkü konuda zaten bir yaşanmışlık,bir temel var.Bir duvarın,bir insanın öyküsünü yazabilirsiniz,görüneni yazmanın,bilinenin gölgesinde dolaşmak olduğunu,başka şeyler düşünmekten öğrendim:mesela tavanla çatı! Aralarının hep ‘açık’ olduğunu da söyleyeyim,fakat paylaştıkları o kadar önemli şeyler var ki:sonra anlatırım…

 

17)Kendimizi geliştirmek için bize önerebileceğiniz yöntemler var mı ?

Okumak ve düşünmek,sonra düşünüp okumak…

 

18) Yazılarınızı en başta kime okutursunuz ?

Yazılarımı,okuduğum kitaplara okuturum.

 

19) Okuduğunuz diğer yazıları eleştirir misiniz ? ( Bu söz hiç yakışmamış... Burasi iyi
    oturmuş gibi ?)

Elif Şafak’ın ‘’siyah süt’’ kitabında şöyle bir paragraf okumuştum:

‘’Annelik,dünyanın en güzel,en yaşanılası duygularındandır…öyle ki…’’

O an kendimi bir kadın yerine koyup düşündüm;ben eskiden aptaldım,anne olmadan önce bunu bilmiyordum,anne oldum ve halâ öğrenemedim! ‘’siyah süt’’mü içmişim ne?

İşte ağzımdaki bakla bu:canıma okurum ama,bana bildiğim şeyleri söyleyen yazarları okumam..

 

20) Yazmayı çok isteyen ama bir türlü o boş kağıdı eline aldığında yazamayan birine
    tavsiyeniz ne olurdu ?

Okumasını salık verirdim:iyi bir okur,yazarın yüzde doksan dokuzudur.Buradan yola çıkarsa,eli belki kâğıda gidecektir,yada kâğıdın kendisi gelecektir.

 

21) Yazılarınızda yaşadıklarınızdan mı yola çıkıyorsunuz yoksa hayallerinizinde yeri
    var mı yazdıklarınızda ?

Yazdıklarım,yaşadıklarımın ruhudur.

 

Burada ‘konuştuk’ bunu söz ile yıkayalım:

DİL-Yıkanarak akar ırmak/ta kaynadığı yerden/kesesidir,dipdeki çakıl taşları.



İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6149
2 Firari Fırtına 4218
3 Mustafa Ermişcan 3402
4 Hasan Tabak 3289
5 Nermin Gömleksizoğlu 2998
6 Uğur Kesim 2900
7 Sibel Kaya 2725
8 Enes Evci 2422
9 Ömer Faruk Hüsmüllü 2356
10 E.J.D.E.R *tY 2212

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1547 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com