Halit DURUCAN  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 15 Puanı: 1202

05 Ağustos 2011 Cuma 
İNSANOĞLU NİÇİN YARATILDI?
Okunma: 1193

İnsanın Yaratılış Gayesi:
 
Yüce Yaratıcı, yaşadığımız şu sonsuz evreni ve içinde bulunan tüm varlıkları bir düzen içinde yaratmıştır.Gökyüzünde bulunan gezegenler; ay, güneş ve yıldızlar, insanların öteden beri dikkatini çekmiş ve bu sonsuz âlemin bir yaratıcısının olabileceğini düşünmüştür.Bu baş döndüren varlıkların bir düzen ve ahenk içinde hareket ettiğini anlayan ve uzayı keşfe çıkan insanoğlu; hem evrenin ve hem de kendisinin mutlak surette bir gaye için yaratıldığını düşünmek ve anlamak durumundadır. Yüce Yaratıcı, Kuran’da insanoğlunun yaratılış gayesini şu şekilde açıklamıştır: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır” “Ben cinleri de, insanları da yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zariyat/56)
 
Yüce Yaratıcı, kullarını başıboş bırakmamıştır. Merhametinin bir neticesi olarak kullarına kulluk görevlerini nasıl yapacağını da peygamberlerine indirdiği ayetlerle öğretmiş ve kullarına bir takım sorumluluklar yüklemiştir. Yüce Allah, (c.c) yarattığı kulları için şöyle buyurmaktadır: “İnsan, kendi başına ve sorumsuz bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyamet/36)
 
İnsanoğlu, dünya düzeninin bozulmasına asla müsaade etmemelidir. İnsanoğlu, yaratılan düzenin korunması yönünde bir takım çabalar içinde bulunarak kulluğunun gereğini yerine getirmelidir. Yeryüzünün düzeninin korunması, insanoğlunun hayrına olan bir çabadır. Zira gözle gördüğümüz veya göremediğimiz pek çok canlı-cansız varlıklar, bizimle birlikte bu evrende yaşamakta ve insanoğluna türlü faydalar sağlamaktadır.
 
Buna dair örnekler:
 
Balık avlama mevsimi gelmeden, daha fazla balık avlayabilmek için göllere, nehirlere veya denizlere trol atılması balık yumurtalarının ve balıkların yok olmasına sebep olur. Kaz, ördek, tavşan, tilki, ceylan, yaban domuzu gibi daha pek çok hayvanın henüz av mevsimi başlamadan avlanmaları bu canlı türlerinin yakın gelecekte soylarının tükenmesine neden olur. Yaşadığımız şu günlerde soyları tükenmiş ve tükenmekte olan pek çok hayvan türünün olduğunu biliyoruz.
 
Rantçı kişilerin coğrafi özellikleri sebebiyle büyük orman alanlarında yer açabilmek için keyfi yangınlar çıkarttığı bilinmektedir. İhmale dayalı veya menfaate dayalı çıkartılan bu tür yangınlarda yüzlerce canlı türünün yok olduğunu hesaba katarsak, durumun vahametini daha iyi anlamış oluruz.
 
Şunu çok iyi idrak etmeliyiz ki; her canlı Yüce Yaratıcı tarafından belirli görevleri yerine getirmek amacıyla yaratılmıştır. Arılar bal yaparak yaşarlar ve yaptığı ballarla insanlığa büyük hizmette bulunurlar. Köstebekler, karıncalar ve yılanlar gibi yer altında ve üstünde yaşayan canlı türleri, toprağın altında tüneller açarak toprağın havalanmasına ve üzerinde bulunan nebatların daha gür çıkmasına vesile olurlar. Otlanarak yaşayan hayvan türleri de bu otlarla beslenerek doğaldengenin sürdürülmesine katkı sağlarlar. 
 
Farelerin en büyük düşmanları kediler ve yılanlardır. Şayet kediler ve yılanlar fare ile beslenmeselerdi; fareler çoğalarak insanların evlerini, bahçelerini istila ederek hayatı çekilmez hale getirirlerdi. Kediler ve yılanlar, kendilerine verilen ilahi komutla fare sayılarının belirli sayıda kalmasını sağlarlar.
 
Uçan ve uçmayan kanatlı hayvan türleri, yeryüzündeki karıncalarla, köstebeklerle, yılanlarla, zararlı-zararsız böcek türleriyle ve leşlerle beslenirler. Şayet bu düzen bu şekilde tasarlanmasaydı; haddinden fazla yılanların, zehirli böceklerin, köstebeklerin, farelerin ve karıncaların yeryüzünü istila etmesi kaçınılmaz olacaktı. Böyle bir durumda insanoğlunun hayatı da adeta kâbusa dönüştürecekti.
 
İnsanoğlu, Yüce Allah’ın bahşettiği cüzi iradesiyle iyilik ve kötülük yapabilme imkânına sahiptir. Elbette iyilik yapan iyilik bulacak, kötülük yapan da kötülük bulacaktır. İnsanoğlu, ancak iyilikte yarışarak fazilet ufuklarını açar ve yücelir. Kötülükte yarışanlar ise, kötülüğün girdabına düşerek, aşağıların aşağısına yuvarlanırlar.
 
Müminler, Yüce Allah’ı görmediği halde, O’nun kendilerini her an görüp takip ettiğini bilir ve ona göre hareket ederler. Bu bakımdan Allah sevgisi, müminleri hayra ve selamete ulaştırır. Bakınız, Yüce Allah, kulluğumuz hakkında Yüce Resul’e nasıl sesleniyor: “Ey Muhammed! De ki! Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerimde, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir” (Enam/162)
 
Dünya, ahretin tarlasıdır. İnsanoğlu, bu dünyada kendisine bahşedilen cüzi iradesiyle yaptığı iyilikleriyle birlikte ahrete göç eder. Cüzi iradesiyle kötülüklere sapmış olanlar da yaptığı kötülüklerle ahrete göç eder.
 
Günümüzde şu üç tip insanın hali gerçekten düşündürücüdür!
 
a-) Ölümün ansızın geleceğini bildiği halde, kişinin halen dünyalık peşinde koşabilmesi,
b-) Gaflete dalıp, kendini unuttuğu halde, kendisini unutmayan Yüce Allah tarafından hesaba çekileceğini tefekkür edememesi,
c-) Yüce Allah’ın (c.c) kendisinden razı olup olmadığından emin olmadığı halde hayatını nefsi arzularına göre sürdürebilmesi,
 
Ve İnsanoğlu şu üç şeye sarılmadıkça asla kurtuluşa eremez!
 
a-) İbadetleri zamanında yapmak,
b-) Haramlardan sakınarak yaşamak,
c-) Hayatının her döneminde helal kazanç peşinde koşmak.
 
İnsanoğlu biraz tefekkür âlemine dalsa; dünyanın geçici ve boş olduğunu; Yüce Allah’ın yasakladığı şeylerde zerre kadar hayrın olmadığını ve bu dünyanın bir imtihan sahası olduğunu rahatlıkla anlayabilir. Oysa Yüce Yaratan, kullarına merhametle yaklaşmış, imtihan sorularını henüz imtihan başlamadan evvel vermiştir. Kul, Yüce Yaratanın bu merhametine karşılık, nefsinin eline düşerek ve iblisin peşinde koşarak hem bu dünyasını ve hem de ahretini kendine zindan etmektedir.
 
Yüce Allah (c.c) kullarını nefisle birlikte yaratmış; iblise de kullarını yoldan çıkarması için müsaade etmiştir. İnsanoğlunun üstünlüğü; yani eşref-i mahlûkat olması bu yüzdendir. Kul, hem nefsi ile mücadele etmekte ve hem de iblis ile mücadele etmektedir.Bilinir ki; meleklerde nefis yoktur ve onlar asla günah işleyemezler. Meleklerden olan iblisler, nefis sahibi olan insanlara bu yüzden secde etmek istememişler ve cennetten kovulmuşlardır. Yüce Allah, kullarının başına iki büyük düşman verirken onları iki düşmana kolay lokma kılmamıştır. Kuluna kendi sevgisini vermesinin yanı sıra, akıl, düşünce, tefekkür ve irade bahşetmiştir. Yani kullarını büyük silahlarla donatmıştır. Kimi kulları bu silahlarıyla düşmanına karşı koyabilmekte, kimi kulları ise silahlarını yeterince kullanamadığından büyük-küçük günahlar işleyebilmektedir. Yüce Allah, kullarının işlediği günahlardan dolayı “AF” kapısını açmıştır. Kul, her ne kadar günah işlerse işlesin, işlediği günahların Allah’a bir isyan olduğunun farkına varıp, tövbe ederek işlediği günahların affedilmesini sağlayabilmektedir. Tövbesinde samimi olan kulların, geçmişte yaptığı günahların tamamı da sevaba çevrilmektedir. Böylece kul tövbe etmekle kulluğunun gereğini de yerine getirmiş olur. Bu durum, Yüce Allah’ın (c.c) kullarına ne kadar hoşgörülü ve merhametli olduğunun çok açık delilleridir.
 
Mümin o dur ki; hastalığın da, sağlığın da Yüce Allah (c.c) tarafından geldiğine şüphesiz iman eder. Hastalıkta, herhangi bir musibetle karşılaştığında isyan etmez. Allah’tan (c.c) gelene isyan edildiği zaman bu apaçık şirke girmek olur. Müminlere yakışan; sağlıkta, hastalıkta veya herhangi bir musibet anında Yüce Yaratana büyük bir samimiyetle teslim olmaktır. Şüphe yok ki; Yüce Allah (c.c)bizleri yaşantımızla ve İslam ile imtihan etmektedir. Bu bakımdan Yüce Yaratıcı Kuran'da şöyle buyuruyor: "Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetlerimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip, beğendim" (Maide/3)
 
Son söz olarak; yaratılan insanlar bir yandan Allah’a (c.c) kulluk vazifesini yerine getirmeli, bir yandan da kâinat düzeninin korunmasına çalışmalıdır. Yaratılan her canlı, dünyanın birer parçalarıdır ve her birinin birer görevi vardır. Canlı türlerinden herhangi birinin veya birkaçının yok edilmesi demek, dünya düzeninin bozulması demektir ki bunun tehlikelerini insanoğlu yaşamaktadır ve yaşayacaktır.

Yorumlar (18)
.... ..... 05.08.2011 01:33
Yazınıza hangi paragrafına yada cümlesine yorum yapayım diye baktım, sonra vaz geçtim. Çünkü siz bir şey doğru kabul edip öyle yazmışsınız. Yani bilimsel değil yazınız bilimi esas almamış dolayısıyla içerikle ilgili bir tartışma verimli olmaz. Temel mantığa şöyle bir eleştiri getirebilirim. İnsanın yratılışı veya evrenin yaratılışı ile ilgili hiçbir kanıt mevcut değildir. Modern dünyada yaratılış teorisi nerdeyse hiçbir üniversite de kabul görmemktedir.

Bu sadece bir inançtır,siz ve milonlarca insan buna inanabilir, ama somut hiçbir kanıt gösterilemez.Bunu ifade edeyim...

Mustafa Arıkoğlu 05.08.2011 10:09
Yaratılmasaydı, dünya daha mı güzel olurdu diye düşünmüyor değilim bazen. Tövbe hâşâ.

Mustafa Arıkoğlu 05.08.2011 19:32
Ben de dünyanın iyiliği için demiştim zaten.

Halit DURUCAN 05.08.2011 22:52
Zana Bey, yazının içeriğinde öyle çok bilimsellik var ki, insan yeterki görmek istesin. Bugün, pekçok canlı türünün yok olması dünya düzeninin bozulmasına neden olduğunu ben değil bilim açıklıyor. İnsanların kar amacıyla ürettiği neon gazlarının bugün atmosferi deldiği ve buna bağlı olarak küresel ısınmanın yaşandığı bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Ben burada dünyanın ve insanların nasıl yaratıldığını bilimsel olarak ortaya koymak amacıyla bu makaleyi yazmadım, bunu bilmen gerekirdi. En büyük bilim, Yüce Allah'ın ayetleridir. Kuran'da evrenin nasıl yaratıldığı apaçık ortaya konulmaktadır. İnsanların yaratılmasıyla ilgili ayetler vardır, Niçin yaratıldığı ve ölümden ötesi neresidir, insanları orada hangi mükafatlar veya cezalar beklemektedir. TÜm bunlar Kuran'da apaçık ortaya konulmuştur. Siz, Şayet Kuran'a ve Allah'a iman etmemiş iseniz, elbette bu makalede bilimsel birşey göremezsiniz. Ben materyalist zihniyete sahip olanlara şunu öneririm hep. Maddeyi görmeye çabalayan materyalistler neden hiç maddenin yanında manayı da arayamıyor veya göremiyor.

Sevgili Firari Kardeşim, Tekrardan hoşgeldin diyorum. Evet, insan neden yaratıldığından başlayıp, nasıl bir insan olmalı? Allah'ın tanımladığı insan olmak söylediğiniz gibi çok zor bir zanaat. Yine belirttiğiniz gibi Yüce Allah insanı yaratırken şerefsiz, ahlaksız, sahtekar olsunlar diye yaratmadı. Bilinmelidir ki insan, yeryüzünde Yüce Allah'ın halifeleridir. Bu büyük sorumlulukla hareket etmeli, hem kendine ve hem de insanlara ve hem de doğaya faydalı olabilmelidir. Eklediğin güzel bilgiler için teşekkür ederim Firari Kardeşim.

Sevgili dostum Mustafa, insansız bir dünya kimin işine yarayacak tı ki. Dünya, içindeki mahlukat ile mana bulur. Yüce Allah bunu böyle tasarlamış ve yaratmıştır. Senin kendine sorduğun soruyu bazen ben de kendime sormadan edemiyorum Mustafa. Ama yaratıldıysak, yaşamak zorundayız. Dostça kalın.

Halit DURUCAN 05.08.2011 23:02
Zana Bey, aklıma geldi. Siz yaratılışla ilgili hiçbir bilimsel çalışma olmadığını söylüyorsunuz, ama dinin insanların yaratılışıyla ilgili izahların dışında Darvinistler insanoğlunun nasıl tekamül ettiği konusunda bilimsel çalışmalar yapmışlar ve insanlığın atasının bir goril olduğu tezini savunmuşlardır. Evrenin yaratılışıyla ilgili de bir çalışmanın olmadığını söylüyorsunuz. Bugün bilim-teknik ve benzeri bilimsel yayınlarda yeryüzünün sürekli genişlediğini ve kara deliklerin çekim gücünden bahsediliyor. Günümüzde dünyanın nasıl oluştuğunu devasa laboratuvarlarda büyük ve riskli deneyler yapılmıştır. Gezegenlerin sırrını çözebilmek için sayısız uzay araçları uzayı keşfe çıkmıştır. Bu konuda o kadar çok örnek var ki, size hangisini sıralayayım. Bütün bu gerçekler sizin yok dediğinizin karşılığı olarak günümüzün bilim çağında tezahür etmektedir.

.... ..... 05.08.2011 23:32
Halit bey, inanın o kadar çelişkili şeyler söylüyorsunuz ki, neresinden tutacağımı bilmiyorum. Küresel ısınmnın sonuçları, evrenin genişliyor oluşu veya sürekli değişim içinde olan doğa bunlar hepsi bilimin konusudur. Bilimsel çalışmalar yapılıyor hemde istemediğiniz kadar. Ama din bilimin konusu değildir, dolayısıyla yaratılışta bilimin konusu değildir. Bunlar felsefenin konusudur, Din felsefesinin alanına girer. Bunları bilmniz gerekir. Bu kadar tepki vermenizi anlıyamadım. Hemen davinist yakıştırmalarıyla insanlarda olan ön yargıları harekete gecirecek tarzda "provakatif" itamda bulunmanız yanlış yakışmaz size...Davrin veya evrimi savunanlar hiçbir zaman insanların gorilden geldiğini idda etmediler.

insanlar ve bütün canlıların ortak atadan evrimleştiği bilim açısından tartışmalı bir konu değil.. Türlerin oluşumu; iki yolla olur birincisi ani tür oluşumu, ikincisi ise dercelitür oluşumu ile bu iki mekanizmanın olması şunlara bağlıdır:

varyasyon(mutasyonlar, rekombinasyon)
seleksiyon
izalasyon

Bunları daha açabilirimama gerek görmüyorunmbu konuda binlerce makalle ve yayın var.

Din ve Bilim iki zıt kutıp isteseniz de istemeseniz de!!!
Bilimde şüphe vardır, gözlem, deney ve en önemlisi ön kabül yoktur.
Din ise kuraları olan, ön kabülü olan doğaüstü(Tanrı) kurallardır..

Ben burda dini sorgulamıyorum sadece din ile bilim arasındaki farkaları karşıtlıkları ifade ettim...

Halit DURUCAN 05.08.2011 23:55
Zana Bey, şu sözünüzü başından söyleseydiniz inanın bir tek kelime etmeyecektim. Bilim dinin konusu değildir. Doğrudur, ama beni bu cevaplara zorlayan sözleriniz oldu. Zira siz, dini bir anlatımda bilimselliği arıyorsunuz. Bana göre Zana Bey çelişki işte burada. Siz bu makalede şunu görmeliydiniz. Bu yazı, tamamen dini içeriklidir ve bazı örnekler verilmiştir ki bu örnekleri de hiçkimse inkar edemiyor. Darvinizmi konu etmemin sebebi, onunda bir bilimsel çalışma olmasındandır. Zira siz, insanlığın türeyişiyle ilgili hiçbir çalışma yok dediğiniz içindir. Yoksa bir önyargı söz konusu değildir. Din, ilim yapmayı emreder, bunu bilirsiniz. Bunda dinin amacı, bilimsel çalışmalar yapıldıkça araştıranlar eninde sonunda bir yaratıcının olduğunu anlar. İşte din, bunun için ilim çin de de olsa gidin alın demiştir. Teşekkür ederim Zana Bey. Sanırım yine anlaşamayacağız

Mustafa Arıkoğlu 06.08.2011 00:05
Avrupa'yı Ortaçağ karanlığından çıkarıp medeniyetin beşiği haline getiren şey kilise ile bilim adamlarının çekişmelerine son vermesi olmuştur. ÜStelik bunu birini diğerinden üstün tutmadan yapmışlar; dinlerini bayraklarına işleyebilecek bir tutkuyla yaşarlarken, bilimde de çığır açmışlardır.
Ama biz hala yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan hesabındayız.

.... ..... 06.08.2011 00:30
Evet bu konuda bir bir noktada uzlaşmamız çok zor gibi.... çalışmalarınız da başarılar dilerim...

Mustafa; O işte öyle deği! Ortaçağ karanlığı Kilisenin yani dinin egemen olduğu bir çağdı. Bilimin din ile savaşında bilim dine karşı üstünlüğü sayesinde dinin gücü geriledi ve insanlıko karanlık çağdan kurtuldu..

Halit DURUCAN 06.08.2011 04:16
Sevgili Mustafa, çok değil kısa bir zaman sonra bu tartışmalar son bulacak. Şayet Zana'nın dediği gibi olsaydı milyarlarca insan çeşitli dinlere mensup olmazlardı. Ortaçağ döneminde Avrupa'nın yetiştirdiği bilim adamları Kiliseler tarafından engizisyon mahkemelerine götürülüp idam ediliyordu. Ama İslam tarihine bakıldığında bilim adamlarının asılmadığı, aksine ödüllendirildiği görülür. Ortaçağ kiliseleri bilim adamlarına olan saldırganlığı tamamen kiliselerin, papazların çıkarlarını korumak amacıyla yapılmıştır. O dönemlerde kadınların büyücülük yaptığı iddia ediliyor ve kadınlar idam ediliyordu. Şu yazı tamamen dini içerikli bir yazı iken, konu hiç alakası olmayan noktalara çekiliyor. Konu çok basit; Yüce Allah insanları niçin yarattı ve yarattığı kullarına hangi misyonları yükledi. Bu çok net ortada ike yazının içeriğinde bilimsellik kavramları aramanın beyhude bir çaba olmaktan öte birşey ifade etmiyor. Değerli Kardeşim, katkıların için teşekkür ederim.

Mustafa Arıkoğlu 06.08.2011 11:12
Zana; İsviçre'deki CERN Laboratuvarı'nı duydun mu hiç? Orada Avrupalı, maddenin içinde "Tanrı'yı" arıyor.

.... ..... 06.08.2011 13:56
Mustafa; Stephen Hawking bu CERN'deki deney için ne demişti biliyor musun? 10 dolarına bahse girerim hiçbirşey bulamasınız.Deneyde büyük HADRON çarpışmasıyla atom altı parcacıklarını çarpışmadan sonraki halini gözlemliyorlar.Ordan fizik ve bilimin ilerlemesi için bir sürüşey çıkabilr. Ama anti-madde(Tanrı parçacığını) bulamaycakları kesin.

Halit bey bu gün dünyada 1.5 milyar ateist var. İnsanlar dine inanıyor çünkü; başka çareleri yok. Dinin hegemonyası var, dinleri devletler destekliyor ve yaygınlaştırıyor... İnsanlar dinlerini seçmiyorlar bir dinle dünyaya geliyorlar. Zaten yazınızın dini olduğunu söylemişsiniz. Ama başlarken dine göre belirtseniz daha objektif olur.

Halit DURUCAN 06.08.2011 23:28
Evet, Zana Bey bugün bir buçuk milyar ateistin olduğunu söylüyor, doğru olabilir. Dine inanmak bir mecburiyet değildir, öncelikle bunu belirtmek gerekir. Herhangi bir dine inanma ihtiyacı insanların içinde var olan bir duygudur. Bu aidiyat duygusudur ve sorumluluk duygusudur. Dinleri devletlerin desteklediği söz ise tamamen uçuk bir sözcüktür. Zira 1917 yılında Bolşevik ihtilali yapıldığında bu idare insanların dini inançlarını ortadan kaldırmak için elinden gelen zulmü yapmıştır. Buna rağmen insanlar yine de dinsiz yaşanamayacağını ortaya koymuşlardır. İnsanlar dinlerini seçmiyorlar bir din ile dünyaya geliyorlar. Bu söz tamamen mesnetsiz bir iddiadır. Konuya materyal yönden bakarsanız böyle olduğunu zannedebilirsiniz. BEnim dinim bu durumu senin izah ettiğin gibi belirtmiyor. Diyor ki Yüce Yaratan, ben kullarımı İslam fıtratına göre yarattım. Bu ne demektir; bu şu demektir. Yaratılan insanlar Allah'ı anlayabilecek ve kavrayabilecek bir formda yaratılmıştır. Bu sözler YÜce Allah'ın sözleridir. Ben bu söz üzerine hiç bir beşerin havada kalmaya mahkum sözlerine itibar etmem. Bak Zana Bey, sizin düşünceleriniz beni, benim düşüncelerim de sizi bağlamıyor ancak ortada şu gerçek var ki; bunun üzerine biraz düşünmek gerekir. Batılı bilim adamları birçok deneyler yaparken, uğraştığı deneylerin tersine sonuçlar elde etmiştir. Yine denylerini genişlettikçe Yüce Allah'ın var olduğuna inanmışlardır. Yine araştırırsanız pekçok bilim adamının Kuran'a başvurduklarını görürsünüz. Bugün Kuran, kainatın sürekli genişlediğinden bahsediyor. Bilim adamları bunun gerçek olup olmadığını araştırmışlar ve gerçekten dünyanın sürekli genilşemekte olduğunu görmüşlerdir. Batılı bir Kalp Cerrahı kalp amaliyatı esnasında hastasının kalbinde bir işaret görmüş ve bu işareti fotoğraflamıştır. Anlayamadığı bu işareti çevresine sormuş ama bir bilen bulamamıştır. Çalıştığı hastanede bir Arap'a bunu gösterdiğinde Arap, bu işaretin Allah lafzı olduğunu söylüyor. Bunun üzerine Kuran inceleniyor ve Yüce Allah'ın şu sözünü görüyorlar. Yüce Allah diyor ki; Ben yarattığın her kuluma mührümü bastım. Buna dair pekçok örnek var Zana Bey. Benim amacım şudur ki; ön yargısız olarak bazı şeyleri araştırmakta fayda vardır. Dünya ne senin ne de benim düşüncelerim ekseninde dönmüyor. Ateist olsun, materyalist olsun şuna dikkat etmelidir. Evet madde vardır. Maddeyi sadece madde olarak görürsek ufkumuz madde kadar olur. Oysa Allah maddenin yanında bir de manayı oluşturmuştur ki, o maddeyi gerçek anlamda anlamlı kılmak için.

.... ..... 07.08.2011 02:28
Halit bey fetva vermeye başlamışsınız yine...Anlamadım daldan dala atlamışsınız.

"Bak Zana Bey, sizin düşünceleriniz beni, benim düşüncelerim de sizi bağlamıyor ancak ortada şu gerçek var ki; bunun üzerine biraz düşünmek gerekir. Batılı bilim adamları birçok deneyler yaparken, uğraştığı deneylerin tersine sonuçlar elde etmiştir. Yine denylerini genişlettikçe Yüce Allah'ın var olduğuna inanmışlardır." Örnek verebilirmisiniz?

Ben sovytleri savunmuyorum.1917 devrimini sahiplenirim.Ama o devrim zaten karşı devrime dönüştü ve büokratik diktatörlük oldu her türlü zülüm yapılmıştır. Dine de yapılmış dinsize de herkeseyapılmışdiğer devletler gib. Şaşırmamak lazım, Türkiye devleti dine zülüm yapmamışmıdır. Yapmıştır bal gibi!

Bir soru sorayım.Müslümanların %80 ortadoğu,kuzey afrika ve asyda bitişik bölgede,Hıristiyanların %70-80ni ise avrupa,
amerika ve batı ve güney afrika,
budizm ise uzak asyada nerdeyse %100 bu çoğrafyalarda yaşamalarını neye bağlıyorsun? Benim cevabım aşağıda sizin nedir?

Basit birşey İtalya'da doğarsan Hıristiyan Araistanda ise müslüman olursun bu kadar basit...

Halit DURUCAN 08.08.2011 00:04
Zana Bey, benim daldan dala atladığım da yok fetva verdiğim de yok. Bu tamamen sizin düşüncenizden ibarettir. Ben sizin sovyetleri savunduğunuzu iddia etmedim. Sizin sözünüz üzerine söyledim. Devletler insanları dine yöneltmek için baskı yapıyor dediğiniz içindir ki, bunu ifade ederken olayın tam tersine işaret etmeye çalıştım. Bunun fetvayla hiç alakası yok. Yine söylemek isterim ki; çeşitli devletlerde yaşayan dine mensup insanlara hangi dünya devleti kafalarına silah dayayıp sen şu dini savunacaksın, sen de şu dini savunacaksın demiştir. Bu söylediğiniz şey ancak ortaçağda yaşanmıştır. Bilirsiniz, o dönemlerde kiliselerin egemenliği söz konusuydu. Ve pekçok şeyin kıyımların, ilim adamlarının giyotinde idam edilmeleri din adına kilise idaresi tarafından tertiplenen bir uygulamadır. Ama işin yani dinlerin esasına bakıldığında hiçbir dinin ilim adamlarına veya masumlara katliam emretmemiştir. Dinleri özünde değerlendirmek gerekir. Kişiler, menfaatleri yönündeki uygulamalarının dini olduğunu ileri sürüp birtakım zulümle sonuçlanan canice işler yapmışlardır. Türkiye'de dine bir zulüm söz konusu ise söyleyin Zana bey. Ama şu noktada seninle birlikte düşünebilirim. Din, öteden beri siyasi iktidarlar tarafından bir seçim rantı olarak kullanıldı ve halen kullanılmaya devam ediyor. Bu utanç verici bir durumdur. Şu noktada kesinlikle size katılamam. Dinlerin evrensel olduğunu unutuyorsunuz veya görmezden gelme ihtiyacı duyuyorsunuz. Evrenselliğin öncelikle ne demek olduğuna dikkat etmek gerekir. Bir din indiğinde tüm dünya insanlığına tebliğ edilir. Bu Hz. İsa döneminde de, Hz, Musa döneminde de ve Hz.Muhammed döneminde de böyle olmuştur. Dinler, piygamberleri aracılığı ile tüm dünya insanlığına tanıtılmak için mektuplar yazılmış, ulaklar gönderilmiştir. Hiç kimse çıkıp diyemez ki, vay efendim ben Tanzanya'da yaşıyordum nereden haberim olsun, veya ben ben avrupada yaşıyordum böyle birşeyden hiç haberim olmadı, diyemez. Gerçek incil zaten son dinin İslam olduğunu ve son Peygamberin de Hz.Muhammed olduğunu belirtmiştir. Bunu okuyan hristiyanlar veya diğe din mensupları İslam'dan bi haber olabilirler mi? Zana Bey, bu yazılanların hiçbirisi makalenin özü ile alakalı olmadı, olmasını arzu ederdim. Sadece renk kattığınızı düşünüyorum. Teşekkür ederim.

Halit DURUCAN 08.08.2011 00:33
Yazınızın içinde örnek gösterebilir misiniz, diye bir soru sormuşsunuz. Son anda gördüm onu ve bir örnekle cevaplayayım. Sanırım, ünlü deniz bilimcisi Kaptan Kusto'yu bilirsiniz. Bu bilim adamı Hristiyan bir deniz bilimcisidir. Bu bilim adamı kızıl deniz ile hint okyanusu suları Bab-ül Boğazı ile Aden Körfezi yoluyla birleşiyor. Suların tuzluluk ve tatlılık oranları farklıdır. Kusto, yaptığı araştırmada denizler boğaz yoluyla birleşseler bile ne tatlı su tuzluya, ne de tuzlu tatlı suya dönüşmüyordu. Bunu merak edip Alman meslektaşlarına konuyu aktarmıştır. Aldığı cevap hayli ilginçtir. Tatlı suların tuzlu suya, tuzlu suların da tatlı suya dönüşmemesini 1400 yıl önce Kuran'da bahsedildiğini Kusto'ya bildirmişlerdir. Bilim adamları, suların kesiştiği boğazlarda deniz altında yaptıkları incelemelerde deniz dibinden 45'er derecelik büyük bir su kütlesinin tazyikle yukarı doğru fışkırdığını keşfettiler. Bu fışkıran suların, denizlerin tatlarının birbirine karışmasını önlediğini gördüler. Bu hadisenin Kuran'da apaçık beyan edilmesi üzerine Müslüman olmuştur...

.... ..... 08.08.2011 03:48
Halit bey, siyasete atılmayı düşünüyor musunuz? İyi bir politikacı olacağınızdan kuşkum yok.Evet bu konuda sayfalarca karşı tezler yazabilirim, ama gerek görmüyorum. Tabi sizinle tartışmak bana zevk veriyor, umarım sizde alıyorsunuz..Tatlı-tuzlu su örneğini hep söylenir, burda gariplik yok. Ama Kuran'nın bir bilimsel kitaptan öte din kitab olduğu ve islam dininin öğretilerini içerdiği bir gerçek. Renk katmak, iyi bir şey herhalde öyle algıladım. Ben fikirlerimi acıkça ifade ediyorumsizde karşı fikirlerinizi... Dinlerin baskısından yüzlerce örnek verebilirim; daha yeni Erzurum da bir kadın sigara içtiği için saldırıya uğruyor oruçta. Bunu islamın suçu değil o insanların dini bilmiyor olmalarıyla acıklanabilecek birşey mi? Esas olan dinin bir egemenlik toplumsal hayata müdahalesi sorunudur. Farklılıklara bakış sorunu... Bütün dinler tarihsel çıkışları itibariyle ileri ve toplumsal ihtiyaçlara cevap olmuştur. Ama daha sonra iktidar sahipleri tarafından toplumu kontrol etmek amacıyla kullanılmaktadır... Devletlerde dine böyle yaklaşmıştır bütün tarih boyunca ve dini kendi amacları doğrultusunda şekilendirmiş ve desteklemiştir... anlatmak istediğim bu...

Halit DURUCAN 08.08.2011 22:44
Zana Bey, yorumlarınızı dikkatle okuyorum. Ya siz anlamak istemiyorsunuz, ya da ben. Ben Kuran'ın bir bilimsel kitap olduğunu söylemiyorum. Kuran, her zaman ilmi emretmiştir. Bu konuda pekçok hadis vardır ve İslam'ın yetiştirdiği pekçok bilim adamı var. Bunları bilmesenizde duymuş olmanız gerekir. Poli-tika= Fransızcada iki yüzlülük anlamına gelir. Müsadenle onu ben almayayım. Siz layık gördüğünüz kişilere önerin. Zana Bey, galiba bazı şeyleri anlamakta zorlanıyorsunuz veya öyle olmasını istiyorsunuz. Erzurum'daki olayları dine bağlayabilmeniz için işlenen fiilerin İslam'daki karşılığını ortaya koymanız gerekir. Kişilerin yapmış olduğu yanlış uygulamalar, şiddet veya töreler asla din ile izah edilemez. Bunu bir daha kafanızda irdelerseniz sevinirim. Baskılar dinlerin emri değildir. Bu konuda ne söylerseniz söyleyin, İslam'da asla karşılığını bulamayacaksınız. "eSAS OLAN DİNİN BİR EGEMENLİK TOPLUMSAL HAYATA MÜDAHALESİ SORUNUDUR. FARKLILIKLARA BAKIŞ SORUNU" Dinler insanların hayatına hiçbir zaman müdahale etmemiştir. Bireylerin toplum düzenini bozmamaları için gayri ahlaki ve gayri insani fiileri ortadan kaldırmak ve toplumsal huzuru ve barışı tesis etmek için dinler bir takım yasalar koymuştur. Bunlara Allah'ın yasaları denir, kulların yasaları değil.Kendini bilen hiç kimse, gayri insani ve gayri ahlaki işlerle toplum düzeninin bozulmasını arzu etmez. İnsanın arzu etmediğini zaten din kabul etmiyor. Meselenin özü budur. "BÜTÜN dinlerin tarihsel çıkışları itibariyle ileri ve toplumsal ihtiyaçlara cevap olmuştur, ama daha sonraki iktidar sahipleri tarafından toplumu kontrol etmek amacıyla kullanılmaktadır" İşte sizde bulmak istediğin doğru ve önemli tespit burada yatıyor Zana Bey. Din adı altında iktidarda bulunanların yapmış olduğu din ile hiç ilgisi olmayan baskılar asla dinin birer emri olarak kabul edilemez. En nihayet bir doğru noktayı bulmanın sevincini yaşıyorum. Son cümlene aynen katılıyorum. Bunca yorumda size aktarmak istediğim bunlar Zana Bey. Elbette seninle karşılıklı çay içip sohbet etmeyi çok isterim. Renk kattığınız muhakkak. Şimdi, sen benim, ben de senin ne demek istediğimizi anladık. Önceki konuları rafa kaldırıyorum. Çünkü son mesajın bana yeterli geldi. Bunu bir fetva olarak algılamazsan sevinirim


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 Mustafa Arıkoğlu 4899
2 Firari Fırtına 3156
3 Arjin Kılavuz 2817
4 Nermin Gömleksizoğlu 2032
5 Uğur Kesim 1993
6 Ejder AnubisLyder 1958
7 Sibel Kaya 1769
8 Enes Evci 1569
9 Turgut Çakır 1529
10 Hasan Tabak 1522

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:170 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com