Nevzat Nuri Öztürk  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 73 Puanı: 672

28 Şubat 2012 Salı 
Kendine Anlam Veremeyen Adam
Okunma: 1668

   Lanet olsun…
 
   Günlerden yine Pazar. Sözüne ettiğim gün ile ilgili içimi burkan veya eşeklerimi sudan getiren hatıralarım yok. Beni yanlış anlamayın. Mesela beni anlamayın. Çözmeye çalışmayın. Bu sefer bir değişiklik yapın ve merak ettiyseniz bile bu yazıyı okumaktan vazgeçin. Bu, baştan aşağı arada kalmışlık duygusuna batmış bir adamın kendisi ile hesaplaşmasından doğan bir yazıdır. Aslında bu, sizi hiç ilgilendirmeyen bir yazıdır. Kendine anlam veremeyen kimselerin hayatlarına saplanıp kalmış bir kılıç vardır muhakkak. Ancak mucize denen şey uzaklarda ve bu bir Amerikan filmi değil. O nedenle kimse poposunun arasına kaçacak kadar dar olarak dikilmiş o süper kahraman kıyafetini giyip, abartının en üst katından mütevazi bir yardım eli uzatmaya kalkışmasın.
 
   Para kazanma yollarının ilk çeşidi full time bir iş bulmak ve çalışmaktır. Full time işlerin en iyisi olarak nitelendirdiğim (en azından benim için) bir iş bulup çalışmaya başlayalı ortalama 2 yıl oluyor. Olayın maddi yönünü açıp buradan insanların ağızlarını sulandırmaya niyetim yok. Pekala rahatım yerinde ancak, olayın manevi yönü beni biraz sıkıntıya sokuyor.
 
   Haftanın 6 günü (Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma ve Cumartesi) sabah saat 8’den akşam saat 7’ye kadar çalışıyor oluşum, ilk zamanlar sorumluluk sahibi insan modeli çizdiğimi düşünmemin verdiği aptalca bir mutlulukla hissedilmiyordu. Oyuncak bir iş makinası aldığınız çocuğunuzun olaydan 2 gün sonra sorulan ‘’büyüyünce ne olacaksın evladım ?’’ sorusuna verdiği ‘’inşaat işçisi !’’ cevabındaki cahillikle doğru orantılı bir durumdan bahsediyorum.
 
   Halbuki rutine bağlanmış işlerin amacı yaptığınız skora göre yükseltmek değil, sizi olduğunuz yere çivilemektir. Sürekli hale gelmiş işler insanlarda dalgınlığa, savsaklığa, umursamazlığa ve en kötüsü de kısıtlı düşünmeye sebebiyet verir. Bu durumu şöyle açıklarım; Bugün haftanın son günü yani Pazar. Yani insanların aralarında konuşurken bahsettikleri ‘’haftada bir gün iznim var’’ cümlesini karşılayan o sihirli gün. Pazar gününün icadı konusunda belli başlıklarım ve bu başlıklar altında düşündüğüm milyarlarca tezim var. Örneğin çalışan insan gözünden Pazar gününü düşünelim; Haftanın 6 günü sabahtan akşama kadar çalışan bir insan rahatsızlığı dolayısı ile doktora gidemez, çocuğunu gezdiremez, henüz yeni aldığı arabası ile doyasıya gezemez, parasını bir araya getirmiş olsa bile hayalini kurduğu o bağ evini gidip göremez, çok özlediği arkadaşları ile oturup karşılıklı bir çay içemez, yalnız ve umutsuzdur, kendine uygun kişiye rastlayamaz, nefes alamaz, aslında duyamaz ve Tanrı aşkına ! inanın bana KENDİSİ OLAMAZ. Haftanın 7. Günü yani Pazar günü gelip çattığı zaman normalde sabahın köründe uyanan bünye, 6. Günün gecesinde çok geç yatmıştır ve sabah gerçekleşmesi gereken uyanma merasimi öğlenden sonraya sarkmıştır. Bir Pazar günü demin saydığım işlerin birçoğunu yapabilirsiniz ama bir düşünün. Hangisini yapmak için dermanınız veya isteğiniz olur ? Dersiniz ki ‘’ Bugün de dinleneyim. Zaten bir Pazar günüm var. ’’
 
   Gereklilikler, yorucu bir keyfiyete dönüşüverir.
 
   İşte o anda tam bir rutinin içine batmışsınız demektir.
 
   Gözlerimi açtığımda daha fazla yükselmeyeceği kesinleşmiş Güneş’in kırmızıya çalan renklerini, bembeyaz tavanımda hayran hayran izlemeye koyuldum. Uyanmak demedim farkındaysanız. Çünkü henüz uyanmadım ve inanın bana bu çok zor bir karar. İçimde dün izlediğim filmin aksiyon sahnelerinde beliren o his mevcut. Stallone’un bubi tuzağına bastığı o an kadife koltuğumun başını sıktığım gibi, amaçsızca üreme organımı sıkıyorum. Gözlerim o karmakarışık renklerde sabitlenmişken sıradışı şeyler düşünebilirim.
 
   Ne demiştim ?
 
   İnsanlar sonsuz işlerle uğraşırken çok daha iyi düşünürler.
 
   Bir erkeğin sabah uyandığında direk kahvaltı masasına gitmesi mümkün değildir. Öncelikle indirmesi gereken bir dondurma çubuğu vardır. Bu organın huyunu çok iyi biliyorum. Sadece Pazar günleri bu olayı yaşıyorum. Demekki iyi bir uyku onun da hoşuna gidiyor. Binevi geriliyor. Hayatın tüm tadlarını bir arada yaşamışçasına geriliyoruz. Ancak kahvaltı masasındaki çayımı asla sıcak içemiyorum. Lanet olası dondurma çubuğu tam bir baş belası.
 
   Fakat o eski sıcak aile ortamı bir hatıra olarak kaldı. Ne yazık ki, artık ‘’Kahvaltı hazır !’’ veya ‘’Hadi artık ! Yastığınla daha ne kadar sevişeceksin !’’ diye bağıran aile üyelerim yok. İş adamı oldum ya hani (!) ve özgüvenim tavana vurdu tabi (!) apar topar ayrı bir eve taşındım. Haftanın 6 günü bu durumun trajik yönlerini algılayamadım sanırım. Günlerden Pazar ve öğleden sonrası bembeyaz duvarlarımı süsleyen yanık güneş ışığı dışında herşey bomboş. Haftanın 6 günü boyunca hayalini kurduğum Pazar günü, gevşemeye niyeti olmayan dondurma çubuğumu bile önemsemeden evim dediğim hapishanemin içinde dolanıp duruyorum.
 
   Lanet olsun…



Yorumlar (22)
orhan örs 29.2.2012 12:29
Bireyin önemi, bireysel hak ve özgürlükler, ekonomik rasyonalite, kariyer planlamsı ve daha bir dünya kavramla kutsanan altı boş bireyci kuram parçalanıp duruyor her gün biraz daha. Ve yarattığı boşluk/boşunalık, anlamsızlık, kirlilik hislerini 'özgür birey'in omuzlarına atıp kaçıyor parçalanırken de. Anlamlandıramadığı/anlayamadığı bu girdabın ortasında kalan 'özgür birey' çok olduğunu sanmakla hiçlik arasında dolanıp duruyor. Marksizmin yabancılaşma konusunda yaptığı belirlemelere küçük ve net bir örnek olmuş yazdığın Nevzat. Bu ruh halinin en kötü tarafı bir süre sonra Nietzsche sevdalısına dönüşme ihtimalinin çok kuvvetli olması.

Yalnız Nevzat, "Hadi artık ! Yastığınla daha ne kadar sevişeceksin'" ifadesi ile uyarndıran aile bireyleri ifadesi enteresan geldi. Gerçekse; komik' değilse; lüzumsuzluğu ağır basan bir ifade.

Kolay gele...

Enes Evci 29.2.2012 18:57
Sevinç artı +rep

Nevzat Nuri Öztürk 1.3.2012 22:29
Orhan Örs,

Yazının tamamı hayal ürünüdür ve herhangi bir akıma veya düşünceye örnek teşkil etmesi amacı güdülmeden yazılmıştır. Eğer aklınızda yer etmiş bir kavrama dahil görünüyorsa, bu tamaen sizin yorumunuzdur.

Konu, tamamen kendi hayal gücümün bir ürünüdür. Takıldığınız örnek ise böyle bir insanın nasıl bir aile ortamından geldiğine değinmek amacıyla iliştirilmiştir.

Teşekkürler.

orhan örs 4.3.2012 02:32
Nevzat Nuri Öztürk,

Hayatımda bu kadar saçma bir cevap örneğine çok az rastladım. Düşün ki çok fazla Nuri ve Nurilikle karşılaştığım halde bu cümleyi kuruyorum. Yaptığım yorumdan anladığın anlama ulaşmak bir zeka geriliğinin ya da önceden saçma bir bilenmişliğin sonucudur olsa olsa...

Neyse Nuri, mesele edecek bir ağırlığın yok. Gerisi, sen sağ ben selamet...

Nevzat Nuri Öztürk 6.3.2012 10:16
Orhan Örs,

Yazdığım yazıyı yorumlaman benim sana özene bezene, didikleyerek bir cevap vermem gerektiği anlamına gelmez.

Zihnimde önem verilmesi gereken değerli bir şahsiyet olarak yerleşik değilsin ve yaptığın son yorum ile bu noktadan fazlası ile uzaksın.

Yaşın önemini kaybettiği şu son dönemlerde, olgunluğun henüz başında olduğunu nereden anlıyorum biliyormusun ? İsmimi taşıyan bu yazının altında incitici ve rencide edici sözlerini utanmadan ve sakınmadan sarf etmiş olmandan. Hem de bunu, söylediklerimin yüzeyselliğini görmezden gelerek yapmış olmandan. Kullandığımız web sitesinin ''MESAJ'' sisteminin olduğunu unutmandan ve kişiselleştirdiğin konunun ismimi kullanarak reklam yapmak olduğunu bildiğini düşündüğümden.

Bundan sonra karşılaşmayalım. Canın yanar.

Selametle...

orhan örs 6.3.2012 11:21
Öncelikle Nuri, neden "zeka geriliği" ya da "önceden bir bilenmişlik" vurgusu yaptığımı söyleyeyim; benim yorumumda bu yazının senin içinde bulunduğun durumu anlatan, kendi hayatını anlattığın bir yazı olduğuna dair kanaat oluşmuş bir ifade var mı, bak bakalım!
Yorumuma vereceğin cevabın özene bezene olup olmaması zerre ilgi alnım değildir. Ama içinde biraz izan arıyor insan. Ama senin cevabın sırf konunun benim yorumladığım şekilde olmadığını ispat etmeye girişir cinsten. Ama zeka geriliği ile önceden bilenmişliğin kokteyli ancak seni şu düştüğün duruma getirebilmiş. Ötesi olamazdı zati.
Yazına yaptığım yorumları yazının altına yazarım Nuri normal olarak. MESAJ olarak neden yazayım, SMS Nuri?

Bak Nuri karşılaştık yine!

Nevzat Nuri Öztürk 6.3.2012 11:35
Orhan Örs,

Yazıma yaptığın yorumu içinde bulunduğum bir duruma yönelik gördüğünü düşündüğümü nereden çıkartıyorsun ? Benim verdiğim cevabı, içindeki art niyetleri gezmeye çıkardıktan sonra tekrar oku. Orada bahsettiğin konunun yazdığım yazıdaki durum ile benzeşmesini onaylar cinsten bir cevap verdim sana. Ancak boşaltım sisteminin son kademesinden anladığın için veya insan denen varlıktan kendini üstün sanan bir ukala olduğun için manada değil anlamda bir destek beklediğin için hırpalama girişiminde olan sensin.

İlk yorumun gayet güzeldi ve hoşuma gitti. Altına kendimce destekleyici ve bir o kadar da kendi düşüncelerimi betimleyici bir cevap verdim. Pekala bir yanlış anlama oluştu ve hakaret derecesine ulaşan birşeyler söyleme gereği hissettin ? O zaman bunu ulu orta yapmayacaksın ! Açacaksın özel iletişim sistemini (MESAJ) ve bana ne düşünüyorsan kusacaksın. Benim ismim pazar tezgahı değil. Seni kavle alır cevabını veririm. Önemsenmeyeceğini düşünen ve istediği şeker alınmayınca salya sümük ağlayan veletler gibisin.

Bana yaptığın ''SMS NURİ'' şeklindeki yakıştırmalardan bile yola çıksak, akıl sahibi veya ergenlik evresini atlatmış bir insan olmadığını çok kolay bir şekilde anlayabiliyorum. Seninle muahatap olduğum için kendime üzülüyorum. Boş konuşan birini sana tercih ederdim.

Günümüzde düşünmek öyle zorlu bir ilizyon ki, senin gibilere de diyecek sözüm yok. Deneye yanıla doğruyu bulacaksın inşallah.


orhan örs 6.3.2012 11:43
Nuri, şimdi anladım ki senin deha düzeyindeki yazı ve değerlendirmelerine yetişmek mümkün değilmiş. En fazla yanlış anlayıp, topu taca atmak gibi bir şeyler yapılabiliyormuş karşında. Bağışla!..
Peki Nuri, "manada değil anlamda bir destek beklediğin için" ifadeni de bi açıkla gözünü seveyim. Sonra seninle ukalalık neymiş, düşünebilmek nasıl oluyormuş konuları üstüne de konuşuruz!
Hey allahın Nuri'si...

orhan örs 6.3.2012 11:45
Ha bu arada cevabını bekleyemeyeceğim. Benim bir dahaki gelişime kadar biriktir sen. Sonra topluca yanıtlarım. ama bir daha mesaj gönderirsen külah takas ederiz!

Nevzat Nuri Öztürk 6.3.2012 12:07
Orhan örs,

İfademin anlaşılabilirliğindeki zorluk, evrenselliğini yitirmiş bir bakış açısından kaynaklanıyor. Çok bilmiş ukala tavrına sığınarak üstünü biraz kapatmış olabilirim. Şimdi dersimize geçelim;

Yazı yazarken kullandığın kelimeler ne kadar yerli yerindeyse, çıkarilabilecek sonuç daha aydınlık olur. Bildiğini düşündüğüm üzere ve tırnak içerisinde belirttiğin kelimelerin eş anlamlı olduğuna dikkat çektiğini düşündüğüm için sana şu şekilde açıklayabilirim; Yazarken daha dolaylı anlatmak konusunda belli tezlerim vardır. Mesela öpmek istediğim şey elinin içiyse, ellerini öpeyim demem de ellerinin ayasını öpeyim derim.

''Anlam'' ile ''mana'' aynı ANLAMlara (burada derin bir konu işlenmediği için ilk katman kullanılabilir) gelse de bir katman sistemi içersinde en üstte ''anlam'' onun altında ''mana'' vardır. Hangisinin daha derin olduğunu bir düşünmek gerektiği görüşündeyim.

''Manada değil de anlamda bir destek beklediğin için'' derken, dolaylı desteğimi algılamadığını ve derin MANAda (burada açık olmayan dolaylı düşüncelerden bahsediyorum) zaten destekçin olduğumu ancak senin ''Sen haklısın'' şeklindeki net ANLAMlarla (kesin bir yargı olduğu için kullandım) seni desteklememin doyurucu olduğunu düşündüğünü anlatmaya çabalıyorum.

Parantez içerisindeki açıklamaları okursan, her ikisinin nerelerde ve nasıl kullanıldığını anlayabildiğin zaman, yeni bir şey öğrenmişliğin tadına varabilirsin. Teşekküre hiç gerek yok.

Bunun yanında bahsettiğin konularda da derin ve uzun tartışmalara girişebiliriz. Bundan keyif alırım.

Selametle...

orhan örs 12.3.2012 20:03
Keşke yorumunun başında; "sadece parantez içindeki ifadeleri oku!" diye uyarsaydın Nuri. En azından bu kadar eziyet çekmemiş olurdum. Şimdi ben sana desem ki; "Evrenselliğini yitirmiş bakış açısı nedir?" ya da "evrensel bakış açısı nedir?", hatta işin içine biraz daha sevdiğin sostan ekleyip, sorumu; "evrensel bakış açısı insanın dünyaya geldiğinde sahip olduğu bir şey midir ki, sen bende olup olmadığını bilmeden kaybetmiş yargısını kullanmışsın?" diye sorsam, sen bu durumda da bir sürü atıp tutarsın değil mi?
Bak Nurican, 'çok bilmiş ukala tavrıma bakarak' uzaklaşmak gibi bir seçeneğin de var. Bahsettiğim konularda derin ve uzun tartışmalara giremeyiz. Çünkü ben bir avuç yağmur suyunda derinlik aramayı bırakalı uzun yıllar oldu. Ama o sular senin kağıttan gemiler yapıp, kaptanlığını yürütebileceğin kadar derin. Oralarda yüz Nuri!

Nevzat Nuri Öztürk 13.3.2012 10:30
Kafanızı ağrıtmak istemezdim bayım. Ancak paylaşımı amaçlayan bir ortamda, üzerime düşeni yapmak istedim. Bahsettiğim konuda bu derece kararsız kalmanıza anlam veremedim doğrusu. Aslında bir hayli basit;

Evrenselliğin ne demek olduğunu gayet iyi biliyoruz. Şüphe yok!

Pekala Orhan Örs ? Aslında yüzdelik pastanın çoğu tarafından bilinen bir durumu, sonuna soru işaretini koyarken eli titremeyen bir adamın sorusuna karşılık olarak anlatırsam, karşımdakinin bu durumdan mahrum olduğunu anlamam çok mu zordur ?

Orhan Örs. Bak sana adın ve soyadın ile hitap ediyorum. Bahsettiğin kademe farkı var ya hani! Onu nerelerde aradığına bir bak.

Ben derin suların kaptanıyım Orhan. Haklısın! Ancak emekli olup sığ sulara, hatta şehir merkezine göç etmiş olsan da yosun kokusu burnunun deliklerinde baki kalacak. İnan bana ;)

Son paragrafımı algılayamayıp ''Sana samanlık seyran olmuş'' diyebileceğini de işin içine katarak, şöyle bitireyim;

Aramızda seviye (kademe) farkı olduğunu iddia eden bir adamın, hangi amaçla beni muhattap aldığını merak eden yok mu? Eğer sana ciddiye alınmaması gereken, geride kalmış veya senin geçtiğin yolların henüz başında olan biri olarak görünüyorsam, tabiri caiz ise ''eşşeğin kulağına su kaçırmanın'' ne gereği var Örs ?

Yeni kaptan benim Orhan. Derin sulardan, sığ sulara doğru yol alıyorum. Bir zahmet sen de gemini karaya çekip sularımdan uzak dur.

Selametle...

orhan örs 14.3.2012 12:05
Nuri, birine cevap yazarken o kişinin söylediklerini okuyor musun yoksa bilincinde ne var ne yok dökmek gibi bir biçim içinde misin? Ne anlatıyorsun Nuri? Kararsız kaldığım konu ne Nuri, konuşuruz deyip sonrasında uzun uzun tartışamayız deyişimi bir çelişki gibi mi gördün sen ileri derece miyop arkadaşım? Orada bir sıkıntı yok, içini ferah tut. Bir söylediğini açıkla dedim sana. Sen içinde söylediğini açıklayıcı tek bir şey bulunmayan bir çuval laf etmişsin. Tartışamayız dediğim yer de tam burası zaten. Sevmem ben öyle masa-başı filozoflanmaları ve onların masa-altı yaşam pratiklerini. "Yaşam pratiğimi nereden biliyorsun?" diye soracak olursan; ilki olan ikincisidir de mecburen.
Cümlelerini pekiştirmek için sonuna eklediğin ";)" saçmalığıyla ne yapmaya çalıştın Nuri. Komik bir şey söylediğinin fark edilmemesinden mi korktun? Korkma Nuri, kimse görmese de ben görüyorum komikliğini, komiksin Nuri!
Muhatap alınmış olmana çok anlam yükleme Nuri, iki öğün arası eğleniyorum işte.
Bu arada Nuri, yeni profil fotoğrafın güzel! En azından önceki "kayınço" görüntüsüne göre bir ciddeyt gelmiş ortama!

Nevzat Nuri Öztürk 15.3.2012 13:25
Cevap vermek için bilincinde konuyla alakalı ne varsa dökmek gerekiyor Orhan. En azından açıklayıcılığı arttırmak adına. Ancak uyku saati yaklaşmış bir okuyucu olmalısın ki daralmış kirpik aralığından pek seçememişsin anlatılanı.

Soruna neden olan cümlede demek istediklerimi okuyorsun ve bana beklediğin cevap gelmeyince sitem ediyorsun Orhan. Başka değil. Konu buydu. Senin beklentilerini karşılayamadık malesef. Gözlerimin bir derdi yoktur belki? Belki de sende Egoistlik vardır. Ne dersin Orhan ?

Bir kere ben Filozof değilim Orhan. Öyle bir amacım yok ve ayrıca Felsefe'nin bugünkü biçimini desteklemiyorum. Ben sadece düşünüyorum Orhan. Ben de diğer insanlar gibi fikir üretiyorum. Bu beni Filozof yapmaz. Bazı şeyleri bilip bilmeden konuşmak çok kötü bir alışkanlıktır Orhan. Çok bilmiş derler adama sonrasında. Eğer kendini ancak bir Filozofun uğraşı olabilecek kadar ulvi görüyorsan yanıldın Orhan. Ben sadece derin suların kaptanıyım. o kadar.

Ayrıca kayınco, dayı, eş veya dost kavramı fark etmiyor Orhan. Nikaha kot pantolon üzerine t-shirt ile katıldığın gibi ilginç bir fikre sokma insanları. Nikaha böyle katılıyor insanlar ve başkalarının beğenilerinin önemsiz olduğu fotoğraflar çektirip profillerinde paylaşıyorlar. Dalga geçmenin en rüküş halini tanıttığın için ellerin dert görmesin Orhan.

orhan örs 20.3.2012 12:40
He gididnin efesi, ne sıkıntın var bugünün felsefesiyle?
Ben sana filozoflanmaktan söz ettim, sen, seni filozof ilan ettim zanmışsın herhal! Yok öyle bir şey! Sen Nurisin, Nuri kalmalısın.
Rüküş-müküş diye topu taca atma şimdi Nuri. Nerden baksan komikti o fotoğraf. Bunu belediye başkanının bana verdiği yetkiye dayanarak söylüyorum hem!

Nevzat Nuri Öztürk 20.3.2012 14:09
Felsefe soru sorar ya hani? Belki bilirsin Orhan..

Felsefe bölümü öğrencilerine soru sormayı öğretmiyorlar veya bu öğrenciler soru sorabilecek bireyler olarak yetiştirilmiyor. Bu insanların farklı amaçları var. Tüm eğitim hayatlarında sorulmuş soruların ne olduğu, bu soruları kimin sorduğu ve soran kişilerin hayatları öğretilip duruyor. Kopyala yapıştır felsefe vatana millete hayırlı oluyor mu? Bilmem artık orasını Orhan...

Fotoğraf konusuna giresim yok Orhan. Açıklık getirilecek bir yanı yok zaten. İnsan kişiliğini senin gibi açık etmeli ki, acabalarımız kalmadan ve içimiz cızlamadan domatesin en sulusunu suratına çakabilelim. Değil mi?

Ayrıca yaşadığın semti çok merak ediyorum. Hakkında belli düşüncelerim var elbette. Allah hiçbir semte sizinki gibi belediye başkanı nasip etmesin Orhan. Aranızda oluşan samimiyetin mütemadi olması dileklerimle.

orhan örs 21.3.2012 11:55
Felsefe bölümünün ve bölüm öğrencilerinin temel sorunlarını çarpıcı bir şekilde ortaya koyan açıklaman için felsefe bölümü ve öğrencileri minnettar sana Nuri! Yalnız, oradaki kopyala/yapıştır durumu dert edinirken kendi kes/yapıştır durumuna karşı ortada olan düşünsel uzaklığın tarjikomik!

Nevzat Nuri Öztürk 22.3.2012 17:58
Orhan ! Beni ne ile suçladığına dikkat et..

Kopyala yapıştır olarak isimlendirdiğim durum apaçık ortada gerçekleşen bir işe bakış açımdır. Buna yandaş olunması konusunda zorlayıcı değilim ve bundan sonra da olmam.

Kalkıp benim düşüncelerimin '' (Ç)ALINTI '' olduğunu söylemen kepazelikten bakşası değil. Eğer bununla ilgili kesin kanıtların yoksa, bana yalan yanlış suçlamalarla iftira atma. Kimsenin cümlelerini, bakış açısını veya uslübunu ''KESİP'' yapıştırmıyorum ben. Kendi domatesimi, kendi bahçemde yetiştiriyorum...

orhan örs 3.4.2012 11:43
Senin düşüncelerinin alıntı ya da çalıntı olduğunu söylemedim zaten Nuri. Söylediğinde haklısın; kopyala/ yapıştır bir düşünce sistematiği hakim. Bu konudaki bir diğer gıcık klişe de ne biliyor musun; bu konudan dert yananların tek düşünsel faaliyetinin hakim düşünme biçimine muhalefet olması, alternatifi konusunda tek bir şey söyleyememeleridir. İşte sana "kes/yapıştır" dediğim yer burası.
Kanıt falan demişsin de Nuri, abartma paşam, cinayet soruşturması değil bu!

Nevzat Nuri Öztürk 3.4.2012 11:49
Dediğim gibi ben büyük bir adam değilim Orhan. Oluşuma yeter! demek bana düşmez. Ben sadece durum hakkındaki görüşümü belirttim. Dilimin kemiğini de mi yargılayacaksın Orhan ? O değil de, arada bir gelip bu yazı altında bana sataşman çok enteresan bir durum. Bana alt kat komşumuzun kedisini anımsatıyorsun. O da arada bir gelip, haz etmediğimi bildiği halde ayaklarıma dolanıyor. Aranızda aşılması imkansız bir uçurum olsa da, benzerlikler de yok değil. Değil mi pisi Orhan ?

orhan örs 3.4.2012 11:59
Nuri ya anlamıyorsun ya da yanlış anlıyorsun! İyi bir orta yol bulman gerek öncelikle! Elimin altında sürekli bilgisayar ve internet yok. Ara ara giriyorum anlayacağın. Yani sana sataşmak gibi özel bir misyona bürünmüş değilim. Verdiğin cevapları çok sonra gördüğüm için cevaplarım da çok sonra oluyor. Buraya kadar net mi?
Alt kat komşunun kedisi alt kat komşusuna değil de sürekli üst kat komşusu olan sana sırnaşıyorsa, o tamamen kedi ile senin arandaki mesele. Teşbihte hata olmaz derler Nuri ama bu teşbih sanatı çok zevzekliği ortaya çıkaran bir turnusol etkisi de yapar zaman zaman!

Nevzat Nuri Öztürk 3.4.2012 12:48
Orhan, emin ol benim de her zaman elimin altında internet ve bilgisayar yok. Zaten durumu sana yıkmamın sebebi benim paragraflarımın altında atışıyor olmamız. Yani sen burada davetsiz misafirsin. Binevi sınırlarımı koruyorum. Ben defans adamıyım. Saldırgan sensin. Buna rağmen bana sakin olmamı söyleyen de öyle ...

Alt kat komşumuz ile aramda özel birşey yok. Tanrı aşkına ! Bu tamamen kediye has bir durum. Bu konuda dert yanan tek bina sakini değilim. Eğer kediyi alıp bir başka binaya götürsek, inan bana orada da aynı şikayetler söz konusu olacak. Anlayacağın kedi sana inanılmaz derecede benziyor Orhan. Senin de bu patavatsız hallerinin bana özel olmadığını, önüne gelen herkese karşı böyle olduğunu tahmin ediyorum. Öyle olmasaydı bu profesyonel geçinen tavrın, tam bir yapmacıklık harikası olurdu. Değil mi Pisicik Orhan ?


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6202
2 Firari Fırtına 4265
3 Mustafa Ermişcan 3483
4 Hasan Tabak 3348
5 Nermin Gömleksizoğlu 3041
6 Uğur Kesim 2935
7 Sibel Kaya 2766
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2596
9 Enes Evci 2469
10 E.J.D.E.R *tY 2226

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2282 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com