Nursel ALSAN  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 121 Puanı: 481

20 Haziran 2013 Perşembe 
Akşam Vakti, Çay Saati
Okunma: 662

Son sınavlar başlamadan önce kafamı dağıtayım diye köye gitmiştim. Havası bile ayrı bir güzel kokuyordu köyün... Isparta'da bir yurt odasıyla bizim evi karşılaştırmak bile istemem.Aradaki mesafe iki saat bile olsa bir ay gelmeyince özlemiştim doğduğum yeri.
Eve gittiğim günün akşamı, babam 'Kızımın elinden olursa çay içelim' demişti. Çaydanlığın içinde kalmış olan bayat çayı dökmek için dama çıktım. Ah o gizemli dam! Köyümüde köyleride gördüğüm, bir kara ormanın üzerindeymişçesine yıldızları izlediğim, nefes alan o sırlı dam...
Hafiften esiyordu hava. Damın ucundaydım. Bacanın kenarında. İçim bir garip olmuş, tüylerim ürpermişti dama çıkınca. Uzaklardan evlerin ışığı parlıyor, köpeklerin uluma sesleri geliyordu. Bütün cırcır böcekleri sanki bizim bahçeye toplanmış ahenkli bir sesle parti veriyorlardı o gün. Her kafadan birer yorgun ezgi çıkıyordu.Yankılanarak... Yıldızlar parlıyordu, dolunay çıkmıştı Kumalar Yaylasının üzerinden. Aldığım nefes için bu eşsiz evren için binlerce kere şükrediyordum. Şükrediyor ve dua dua yalvarıyordum Rabbime...
Hiç bilmediğim duyguları hissettirirdi bana o dam. Mesela birgün uyandığınızda kendinizi yatağınızda değilde uzay boşluğunda bulsanız içinizde garip bir korku ve heyecan olacaktır ya... En şiddetlisinden!
İşte sanırım o şiddette garip duygularla doluyor, aklıma gelen herşeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüyor, inceliyor ve şükrediyordum. Akıl erdiremiyordum. Ben nasıl yaratıldım? Bu dünyaya nasıl, niçin geldim? Bu hava sadece bizim damda mı var, bizim damdan mı bilinir? Eskiden ben bu dama çıkıp böyle sorular sorunca annem:
-Bilim adamı olacak bizim kız, derdi.Şimdilerde ise ' Ne işin var damda senin.Oyalanma orda. Komşunun oğlu görür ,etraftan laf söz eden olur' diye azar çalıyor.
- Sahi, komşunun oğlu görse ne olur anne, biz daha düne kadar onunla kardeş değil miydik? Daha dün sokaklarda koşturuyor, teker sürüyor, ayakkabı saklamaca oynuyorduk.Ekmeğimizi paylaşıp yiyorduk. Görse ne lur, görmese ne olur?
Küçükken büyümek istemiştim de hiç böyle büyümek değildi istediğim.Belki sadece sözümün dinlenesini istediğimdendi, belki de özgür olmak istediğimden... Oysa nereden bileyim bizim köy gibi yerde kadının kızın söz hakkı olmadığını.Kelimeler yetseydi de anlatsaydım öfkemi. Elimde değildi ki...
Çocuk olmak en iyisiymiş. Saf, kirlerden arınık duygularla dolu olmak... Sevindiğinde gülmek, üzüldüğünde ağlamak yetiyormuş meğer insana.Şimdi Isparta'dayım. Kelimeler tükeniyorda bakıyorum pencereden dışarı.Evler var. Evlerin arkasında yine evler yine evler... Ne evi! Hepsi en az beş katlı binalar. Dipdibe üst üste bindirilmiş birbirini tanımayan parça bölük insanlar, aileler... Dedim ya birbirin tanımayan yabancı insanlar. Bizim tabirle: Eller.
Samimiyet vardı bizim köyde. Heşeyden önce tebessüm ve sıcaklık...Hemen kanı ılırdı bir yabancının karşısında ki insanlara. Keşke her zaman o kadar iyi kalabilselerdi. Kin tutmak var ya, gelenek adıyla yanlışlar yapmak ve bunu doğru bilmek. Ninemin çocukluğunda yerleşik hayat yokmuş köyde , annemin çocukluğunda da elektrik yokmuş.Öyle doğaldı ki o köy...Ne varki laf söz o günlerden beri hiç eksik olmamış.Edilen lafa söze de kulak tıkanmaz bizim köyde.İlla ki duyacaksın, anlayacaksın. İlk önce teyzenin oğlunu uzaklaştırırlar birdenbire.Aynı ekmeği paylaşıp yerken, harçlıklarınızı birleştirip birlikte biriktrirken bir anda amca hala oğullarını da göremez olursun. Bayramda seyranda illa ki yüzüne bakman gerekir. Tokalaşırsın da, başını yerden kaldıramazsın.Sokak yüzü görmezsin zatende evinde bile rahat değilsindir artık.Tabi kız isen...
Derler ya 'Erkekler lider doğar' diye... Bu, bizim köyde erkeklerin şımartılmışlığı kadınlarında köleliği kabullenmişliğidir aslında.
Bunun yanında o damdan bakınca iyi yönüde görülürdü o insanların.Aile içinde sevgi saygı doluydular.Yolda küçük büyüğün önünden yürümezdi. Mekana bir büyük gelince ayağa kalkılırdı, hala öyledir.Aynı şekilde ortamda bir çocuk varsa onu sıkmamayıda bilir büyükler.Şakalar çocuk üzerinden , dualar çocuk üzerine yapılır.İnsanlar daha doğaldır. Erkekler gerçek manada alın teri dökerek kazanır ekmeğini. Kadınlarda bir boya cila yoktur. (devamı gelecek)

---------------ıı-------------
''Açtığım pencereden odama soğukça bir rüzgar dolarken o gün akşam damda üşüdüğümü hatırlamıştım.
Dam bana çok şey düşündürmüş olacak ki yazdıklarım ne sayfalara sığıyor ne de bir düzene giriyordu. Karşı ranzada ki kızın telefonundan gelen müziği duymazdan gelerek yazmaya devam ediyordum. Bizim köydeki düğünlerden bazı kareleri hatırlatıyordu duyduğum Hadise'nin bu şarkısı. Ablamın oğlanın düğünde kasetten çalan ilahilerin arasına Hadise'nin bir şarkısının karışmasıyla ortalığın birbirine girişi geçiyordu gözümün önünden. Sonra bir akrabamızın düğününe şehirden birkaç misafiri gelmiştide bilmiyorlarmış sadece davulcunun çalıp oynattığını. Misafirlerden biri çalgıcı adamlardan birine yaklaşıp Gangnam Styla açarmısınız demişti. Bizimkiler tabi basmıştı kahkahayı.
Bir düğünler birde hiçbir yerde kaçışı olmayan cenazeler olurdu köyde.Düğünler yöreseldir, herkes allılı pulluludur. Hele düğün sahipleri ... süslenmiş yılbaşı ağaçlarından bin kat daha renklidir kıyafetleri. Davullar... Zurnalar... Zengin fakir herkesin üç gün üç gece sürer düğünü.
Sonra cenazeler...
Bir matem havası bürür köyü. Nüfus az olunca ölende az olur elbet ve sanırım bundan dolayıdır ki kişi son yolculuğuna çıkmadan evvel iki üç gün önceden hissedilir ölümü adeta .Mezarlığın kokusuna esir düşer köy. Cenaze evinden lisede edebiyat derslerinde gördüğüm, durgun, duygusuz ağıtların en canlısı, en can yakanı yükselir evden. Bu ağıtlar duyanı ağlatır, içtendir herşeyden önce. Eş dost, uzak yakın herkes gelir cenazeye. Gitmeyenlerde gidenlerle birdir ya, onlarda yasını tutmaya başlamıştır çoktan...''
Bunlar o damda düşündüklerimden binde biriydi sadece.Daha unuttuğum saçmalıklarımda vardı kesinlikle. Düşünce sınırlarımı zorladığımı hissederim bazen o damda. Gerçeğe sığamadığım zamanda hayallere taşarım, hepsi bu işte.Kah eleştirmenimdir damda, kah izleyici. Ya da yaşayan bir insan. Hayata, yaşadığına anlam veremeyen bir insan...
Bir de gece vakti baykuş gibi bacanın başına oturmuşum. İkinci defa tüylerim diken diken oldu. Annemin ''Rahatsız ederler'' diye bahsettiklerini hatırladım birden.Cinlerden perilerden çocukluğumdan beri korkmuşumdur zaten. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Gulyabani' sini andıran bir sahne oluyor. görünmez varlıkların üzerine basmamak için hemen damın ortasına atıyorum kendimi besmeleyle. Buruşmuş papatyaların üzerine oturuyorum. Geçen yıl damı sağlamlaştırmak için çorak dökmüştük, anlaşılan verimli bir çorakmış ki yağmur yağdıkça üzerinden otlar fışkırdı. Şimdi de papatyaya bürünmüş dam, insana uçan halının üzerindeymiş gibi bir his veriyor.
Bu arada çaydanlığı üzerime devirince aklım başıma geldi. Dalıp gitmişim dolunayın ışığında. On beş dakika oluyordu dama çıkalı. Annem seslendi içeriden:
-Çay hazır mı kızım? benim dışarıdan geldiğimi görünce de ekliyor:
-Ne işin var senin orada
-...
Benim telaştan elim ayağıma dolaşıyor tabi. Salona girerken eteğimin çay dökülen yerini saklamaya çalışıyordum ki annemin bakışları ocakta, içinde taze çay var sandığı boş çaydanlığa ilişiyor. Bende biraz daha hızlanıyorum bu tırstığım bakışlardan dolayı. Hemen çayın suyunu koyuyorum. Ama bu seferde çayı arayıp bulamıyorum. Annem ''Gelirsem oraya... bulursam...'' diye başlayan cümleler kuruyor yine. Genelde bu sözlerin ardından tehditler ardından da bulamadığım şeyin annem tarafından ortaya çıkarılmasıyla sonuçlanırdı ki bu sefer öyle olmuyor. Annemde bulamıyor çayı. Bir an öğlen boş çay paketini çöpe attığım geliyor aklıma. Ben bunu söyleyincede annem söylene söylene odaya gidiyor.Tabi bana herşey ''dam'' ın isteğiyle oluyormuş gibi geliyor.
-Eve bişeycik almıyın. Sabah ne içecen.Demedim miydi sana bi hafda evel çay bitiyi diye!?
Nefes almadan kendine söylenen bu sözlerin arasına babam karışıyor:
- Bak hele, bi hafda önce demişin işte, dün diyeydin alıveridim.
- Yarın sabah ne içecen?
- Hem yazın biz kekik getirdiydik dağdan, yarında onu gaynatıverisin.
Arkasında gözler bana çevriliyor ve babam ortamı sakinleştirmek için annemin sinirine dokunan şu sözleri söylüyor. Hem kekik daha faydalıymış değil mi?
Doğru ya, damda kekik kokusu duymuştum sanki... Demek ki evine çay almayı unutmuş başka babalarda vardı...

21.05.2013







Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6350
2 Firari Fırtına 4410
3 Mustafa Ermişcan 3803
4 Hasan Tabak 3517
5 Nermin Gömleksizoğlu 3166
6 Uğur Kesim 3030
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2922
8 Sibel Kaya 2878
9 Enes Evci 2589
10 Turgut Çakır 2284

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1816 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com