.. ..  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 1 Puanı: 6389

21 Ağustos 2009 Cuma 
Barbekü ve Barbie
Okunma: 1748

Dört yıl zemin katta oturmuş biri olarak farklı bir özlemle yanıp tutuşuyordum. Şöyle kitabımı, içeceğimi alıp ayaklarımı uzatıp keyif yapacağım bir balkon… Yurdum insanının çamaşır asmadan tutunda, çanak anten koleksiyonu yapma, bilumum bakliyat ve sebzelerini kurutma ve PVC pencere ve kapılarla çevirip -canım balkonun içine ederek- oda olarak kullanma gibi değişik fonksiyonlarından yaralandığı bu şahane yapı benim için unuttuğum bir tat olmuştu artık.

Devlet memuru olup biraz pirelenince ben de ilk iş olarak evimi değiştirdim. Evle tanışmamda ilk bakacağım yeri tahmin etmişsinizdir. Sistine Şapeli’ndeki Michelangelo’nun resimlerini görmek için koşuşan turistlerin merakıyla girdim balkona. Sanki sıradan bir balkon değildi. -Bu arada balkona girilir mi, çıkılır mı ona karar veremedim hala-

Karşılaştığım manzaradan büyülenmiştim. Balkonun sağ tarafında bütün ihtişamıyla bana “hoş geldin” der gibi duran barbeküyü gördüm. “Allah’ım” dedim. “Kör istedi bir göz, sen verdin iki göz + Ray-Ban gözlük.

Sinema tabiriyle flashforwardlar uçuştu gözlerimin önünde. Ortalığı ise, dumana boğarak karton sallıyordum barbekümün üstünde. Közlenmiş biber ve domateslerin bile kokusunu aldım desem inanır mısınız? Tam bir etobur olduğum için magandalık duygularım kabarmıştı birden. Elin türkücüsü beş yıldızlı otelin balkonunda yapıyor da ben niye yapmayacakmışım. Daldığım hülyadan garip bir sesle uyandım. “Guurrrkk” diye bir ses. Önce midemden geldiğini zannettim. E o kadar et hayali kurarsan kendi iştahını kabartırsın tabii. Ama barbekünün üstünde kıpırdayan gri renkli cismi görünce anlamıştım sesin kaynağını. Balkonumda davetsiz bir misafir vardı maalesef. Bir güvercin.

Kocaman gözlerini açmış meydan okur gibi bana bakıyordu. Rahatsız olmuş gibiydi.  Anlamış mıydı yoksa onu da birden  ızgara olarak hayal ettiğimi? İçimden ne kadar pis boğaz olduğum için kendime kızdım. Biraz daha yaklaştım ürkütmemeye çalışarak. Ama üstüne gelen 1.87 boyunda ve 100 kiloluk bir kütleden korktu doğal olarak.

Uçup gittiğinde ağaç dallarından yaptığı yuvayı gördüm. İki minik yumurta bırakmıştı yuvada. İlk başta barbekümdeki bu çat kapı misafirler canımı sıktı. Çünkü yumurtaların çıkması, yavruların büyüyüp uçacak duruma gelmesi zaman alacak bir işti ve ben bir süre daha ızgara keyfimi ertelemek zorunda kalacaktım. Birden çok güzel bir duygu kapladı içimi. Hayır hayır, yumurtaları omlet olarak düşlediğimden değil. Onları bir emanet gibi hissettim aniden. Mutfağa gittim. Bir tabağa buğday taneleri diğerine de su koydum ve yumurtaların yanına bıraktım. Ve o andan itibaren balkonun kapısı mühürlendi resmen. Sadece anne yokken yem ve suyu değiştirmek için çıkıyordum balkona. Benden ürküp rahatsız olmasını istemiyordum.

Zamanla alıştı bana. Artık yanına kadar sokulmama izin veriyordu. Günler Üç-beş-yedi-dokuz geçip gidiyordu ama bir türlü çıkmıyordu yavrular. Anneleri olacak bayan mabadının üstünde oturamıyordu ki bir türlü. O çatı senin bu pervaz benim, o altın günü senin, bu kuaför benim gezip duruyordu herhalde diğer dişilerle. Bir gün yanına gidip resmen azarladım. “Orada burada sürteceğine yumurtalarının üstünde otur da çıksın şu yavrular. Soğudukları için çatlayamıyor yumurtalar. Olur, sen gez sürtük arkadaşlarınla, ben senin evinle ilgileneyim, karnını doyurayım. Yumurtaların üstüne de ben oturayım istersen. Yarın yavrular çıkınca da böyle yaparsan işiniz zor. Ağzımı açıp ben besleyecek değilim onları da. Ya paşa paşa otur şurada ya da başka balkon bul kendine.”

Aradan birkaç gün daha geçti. Hanım efendi yine yuvada yoktu. Otların arasında bir kıpırtı gördüm. Nihayet çıkmayı başarabilmişti yavrulardan biri. Hayatımda gördüğüm en çirkin şeylerden biriydi. Kafası minicik, gövdesi seyrek sarı tüylerle kaplı, gagası kocamandı. Ama diğerinde henüz bir ses yoktu. “Buna da şükür”  dedim.

 

 

Annesine: “Yavru kime benziyor acaba. Eğer babasına benziyorsa senin ne kadar zevksiz olduğuna şaşmamalı” dedim. Artık yuvadan daha sık ayrılıyordu, bende daha sık kontrol ediyordum balkonu. Yırtıcı bir kuş veya bir kedi tehlikeli olabilirdi yavru için. Gerçi kediler asansör kullanmayı bilmediklerinden beşinci kata çıkamazlardı ama yine de tedbirli oluyordum çünkü beceriksiz annesine güvenmiyordum.

Üç gün sonra diğer yavru da çıktı. İlkinden daha büyüktü ama daha çirkindi. İçin için sevindim. Yakında balkon keyfime kavuşacaktım. Ama aradan günler geçtiği halde yavrularda hiçbir ilerleme olmuyordu. Kafalarını bile kaldıramıyorlardı daha. Oysa ben çoktan sorti yapmaya başlamalarını umuyordum.  Anlaşılan daha çok bekleyecektim. Dedim ”Oğlum sen bu sevdadan vazgeç. Bu beceriksiz bunlara değil uçmayı, kedi ile armut arasındaki farkı bile öğretemez.”

Bende kendi akışına bıraktım her şeyi. Şimdi o kadar ısrarcı değilim gitmeleri için. Hatta üzüleceğimi tahmin ediyorum. Onlar benim yeni evimde ilk misafirlerim. Ha bu arada yavrulara isim de koydum. İlkinin adı dişi olduğunu tahmin ettiğimden “Barbie” oldu. Erkek olanınki ise “Barbekü”. Annelerine isim koymayı hiç düşünmedim. Onunkini de siz koyun.

Ne dersiniz???


Yorumlar (4)
Davut Dlbz 21.08.2009 13:32
Ben isim koymayım anneye ama yazınızı değerlendiriyim, espirili bir dile güzel bir yazı olmuş bu. Demek balkon keyfinizi ve özellikle barbekü keyfinizi yapamıyorsunuz. Ne diyelim siz kararı vermişsiniz, onlar gidene kadar barbeküye küsün bari:) Bu arada erkek olanın ismi de süpermiş:D

.. .. 21.08.2009 16:43
Yorumunuz için teşeşkkürler Davut bey. Yavruların resimlerini de koydum görmek isterseniz...

Verda Pars 21.08.2009 16:52
Bence siz barbekü olayını unutun, kendinize bir ızgara edinin... Ah şu çocuklar ve ebeyn olmak...

Ezgi Saklayıcı 21.08.2009 16:54
İşiniz çok zor Mustafa Bey. Siz yine de işi şansa bırakmadan gizlice kontrole devam edin. Yoksa güvercinlerin biri gider, diğeri gelir yumurta bırakmak için. En sonunda pirelenmekten beter, böceklenir; değil barbekü zevki balkon sefası bile yapamazsınız. Eh bu konuda biraz tecrübeliyim maalesef. :) Yine de kolay gelsin size. Madem bebeklerin ismi Barb- ile başlıyor, anneleri de eksik kalmasın, o da Barbunya olsun. Naçizane fikrim :)


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6389
2 Firari Fırtına 4445
3 Mustafa Ermişcan 3858
4 Hasan Tabak 3559
5 Nermin Gömleksizoğlu 3198
6 Uğur Kesim 3054
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2998
8 Sibel Kaya 2911
9 Enes Evci 2620
10 Turgut Çakır 2306

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2671 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com