Kubilay SARI  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 527 Puanı: 114

9 Ağustos 2015 Pazar 
Perde Arkası
Okunma: 922

   Çocuktum; perde arkası ne anlama gelir bilmiyordum. Evde saklambaç oynamak en müthiş eğlencemizdi, ve benim favori mekanım; perdenin arkası. O dönemlerde yerlere kadar ulaşan perdeler modaydı, ve arkasında ütü masası, halıyı saklayan perde; beni de saklamak konusunda oldukça yetenekliydi.
 
   Okula başladığımda, bir Türkçe ödevinin okuduğumuzu anlayalım kısmında öğrendim perde arkasının ne anlamına geldiğini.
 
   Çat kapı gelen misafirin (hepsinin değil) gidişiyle başlayan ‘’dedikodular’’ yine bazı misafirlerin gelmezden evvel yapılan temizlikler, hazırlıklar esnasında gelecek bireylerin gündemde ki haberler, ebeveynlerin misafir öncesi birbirine girişinin misafire zerre yansımaması, kötü kokan bir odanın parfüm ile kurtuluşu, akrabalar arası dengelerin kurulması için dönen dolaplar, yine akraba ilişkilerinde ne yapması gerektiğini bilemen oğluna yardımcı olan annemin; ayıp olacak diye attığı en keskin bakışlar ve belki söylenmesi ayıp olacak bir konunun açılmasını durduran masa altından atılan ‘’çimçik’’ gibi şeylerle de fazlasıyla pratiğini yaptım ‘’perde arkası’’nın. Tüm bunları bir düşününce Türk dost-akraba ilişkilerinin yanında ‘’geym of tıronsun’’ oldukça tırt kaldığını görüyorum.
 
   İki yıl kadar önce İstanbul’a ( Tekirdağ’a İstanbul üzerinden gidişimi saymazsam) ilk gidişimde arkadaşlarım beni gezdirmek için oldukça istekliydi. Ve Taksim ile başlandı gezmelere, boydan boya gezildi, grafiti merakımdan ötürü tüm duvarlar incelendi felan, uzun yürüyüş sonunda Eminönün’e geçildi, balık ekmek yenildikten sonra ‘’karşı’’ya geçmeye karar alındı. Vapur tercih edildi, böylelikle kız kulesi ucuncan acıcık görüldü. Kadıköy’e gelindiğinde yine turlar atıldı, sahaf merakımdan ötürü üç beş sahaf gezildi. Arkadaşlarım bir kaçında dışarıda beni bekledi. Uzun uzun kitaplara baktığımda oldu, girip çıktığımda, sohbetin rengini koyulaştırdığımda. Sonra yeniden yemek yenildi, kahve içmeye karar alındı ve birkaç sokak iyi bir mekan aradıktan sonra oturuldu, çok hoş bir mekanda hoş sohbete eskortluk eden kırk yıllık dostlarla kahvelerimiz içildi.
 
   Bu sohbet esnasında elinde darbuka, küçük esmer bir kız şarkı söyleyerek girdi sokağa. Toplum tarafından takılan sıfatlarından biri de ‘’küçük çingene’’ olan bu kız, kırk dakika sonra başlayacak olan Fenerbahçe maçı dolayısıyla hasılatı baya iyi topluyor, insanların keyfine keyif katıp duruyordu. Fenerbahçe marşlarını söyleyerek övgüleri ve tüm dikkatleri üzerine de çekiyordu üstelik. Kısaca eğlence Everest tepesine beş var gibi bir yükseklikte. Bense dalıp gidiyorum. Çünkü bu küçük kızın perde arkası çok tanıdık, ve oldukça da karanlık. Yaşadığı evi tahmin edebiliyorum, okuduğu okul (pek tabi ki okuyorsa hala) , arkadaş ortamı, ailesi. Kafamda döndürdüğüm film dolayısıyla oldukça bunalıyor, hüzünleniyorum. Herkesler gülerken uzaklara daldığımı gören arkadaşım ‘’Noldu lan?’’ diye soruyor. Çok gürültü olduğunu, birbirimizi bile duyamadığımızı, başımın ağrıdığını söylüyorum. Bunun üzerine kalkıyoruz masadan, sokaklarda turlamaya devam ediyoruz.
 
   İki sokak geçtikten sonra, sokağın sonunda, gene sazlı sözlü darbukalı bir grup genç; oyun havaları çalıp milleti eğlendiriyor. Başları da oldukça kalabalık. Kadıköy bugün oldukça bereketli. Bir bakalım diyor ve yanlarına yaklaşıyoruz. Dayının biri, tahminen ellili yaşlarda, sıskaca, saçı beyazlara bürünmüş, üzerinde ki her şey, ki ayakkabısı da dahil; Yıldız Tilbe tarzına yakın bir biçimde oynuyor. Oynayışına taklaları ekleyerekte kendine has bir biçim yakalayan bu dayı; milleti coşturuyor. Hasılattan nasibini alacağı kesin. Biraz daha dikkatli inceliyorum dayıyı. ‘’Ah ulan be!’’ diyorum. ‘’Noldu lan?’’ sorusuyla birlikte içimden söylediğimi sandığım sitemimin fazlasıyla yüksek sesle söylediğimi anlıyorum. Sigaramı mekanda unuttuğumu söyleyip, hadi gidelim diyorum. Oysa; dayıyı az önce sahaflardan birinin anlattığı adama oldukça çok benzettim, hatta o olduğuna eminim, evet evet oydu. Anlatılana göre dayı fazlasıyla hırslı, girişken bir elamanmış, parayı vurmuş, daha çok vurmak istemiş, ve fakat işler beklediği gibi gitmemiş, batmış, evini, arabasını, tüm malvarlığını kaybetmiş. Üzerine de karısı terkedince dayımız; alkolik ve maskotlaşmış bir evsize dönüşmüş. Sokaklarda yürürken hikaye tekrar kafamda dönüyor. Bir ‘’Ah ulan be!’’ sitemi daha çekiyorum, içimden olmasına özen göstererek. Bir markete giriyor, sigaramı alıyor, dayı için yakıyorum.
 
   Dönüş yolunda, zaman açısından kullanımı daha avantajlı olan Marmaray tercih ediliyor. İstanbul’a gelmezden evvel rastlantısal olarak ‘’Marmaray’ın perde arkası’’ haberini okumuştum. Haberde henüz bakımlarının tam yapılmadığı, resmi onayların hepsini tam olarak almamış olan Marmaray’ın kullanılmasının riskli olduğu, yetkililerin buna engel olması gerektiği, en azından kullanıcıların bu konuda bilgili olup Marmaray’ı tercih etmemesi gerektiği yazıyor. Fakat Marmaray yolunda anlıyorum ki bu perde arkasını üçümüzde biliyoruz. Sohbetimize gerginlik yansıyor. Espriler, şakalaşmalar ile atmaya çalışıyoruz gerginliğimizi. İniyoruz yer altına, Marmaray’ın gelmesini bekliyoruz. Ayağımın altı titriyor, geliyor diyorum. Yanımdaki arkadaşlarım benim bu titremeyi hissetmemi anlayamıyorlar. Bende onların hissedemeyişini anlayamıyorum. Derken geliyor Marmaray. Solumdaki arkadaşım, ben Marmaray’a tam adımımı atarken konuyla ilgili son espriyi yapıyor ‘’ Peki balıklar da bizi görecek mi?’’

Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6356
2 Firari Fırtına 4416
3 Mustafa Ermişcan 3815
4 Hasan Tabak 3524
5 Nermin Gömleksizoğlu 3172
6 Uğur Kesim 3034
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2936
8 Sibel Kaya 2884
9 Enes Evci 2595
10 Turgut Çakır 2287

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:79 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com