orhan örs  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 33 Puanı: 1123

2 Ekim 2015 Cuma 
Sarhoşluğumdan Ayıkladıklarım
Okunma: 670

Vicdanlarda incecik bir sızlama için , bir çocuk cesedinin kıyıya yüzüstü vurması mı gerekiyordu?..
 
Bu soruya verilebilecek "evet!" ya da "hayır!" yanıtlarından önce ve daha  önemli olan; "Vicdan nedir?" sorusudur ki, iki yüzlülüğü iki yüz milyon kez kıyıya vurmuş bir düzenin iki yüzlü insanlarının asıl kaçtığı böyle bir soruyu yanıtlamaktır. 
İnsanı; "duygu-düşünce", "Eylem- bilinç" bütünlüğünden koparıp "ya  o ya da bu" gibi bir aptal kolaycılığı ile değerlendiren biçim olguları da ancak çıplak gözle görülebilen yanları ile ele alır. (Hatta çok zaman onu yapmayı bile ağır ve riskli gördüğü için görmezden gelir.) Elindeki fotoğraftan ya akli yahut vicdani çıkarımlar yapmaya çalışır. 
Güncel bir örnek gerekirse ; bir Türk milliyetçisinin bir Kürt çocuğun parçalanmış cesedine bakarken yaşadığı gel-gitler buraya yazılmalıdır. Bir çocuk ölmekle kalmayıp, parçalanmıştır. Görüntü dehşetlidir. Vicdanlara sızlama çağrısıdır. Görüntüye bakanın vicdanı da bunu söyler fakat o çocuk bir Kürt'tür. Kürtler bu ülkeyi bölmeye çalışmaktadır ve o çocuk potansiyel bir bölücüdür. Yani yılanın başı küçükten ezilmiş, ülkenin bekası adına olumlu bir adım atılmıştır. 
Türk milliyetçisinin akıl-vicdan çelişkisi buradan gelir.  Oysa yaşanan akıl-vicdan çelişkisinden  çok ve asıl olarak çıplak göz ile çarpık bilincin muhteşem bir uyumudur.  akılsız vicdan vicdansız akıl olmaz! Varmış gibi duran şey non-figüratif bir resim karşısında yaşadığımız bönlükten başka bir şey değildir.  
 
Tam da bu noktada bir başka sorgulamaya girmek elzemdir sanırım; durum gerçekten çıkışsızlık mıdır yoksa ezberlerin bozulup boşluğa düşmekten, düzenin karşısında konumlanıp başını belaya sokmaktan, derinliğini kestiremediği sularda boğulmaktan, bilmediği dünyalarda kaybolmaktan duyulan korku  kaynaklı tüm çıkışların ellerimizce kapatılması mıdır?.. 
 
Bana göre ikinci ihtimal üzerine kafa yorulmalıdır. Ancak bunu yaparken en başta bilinçlere çizilen 'Misak-ı Milli" yıkılmalıdır.  
 
'Sıradışı' ve 'Zamansız' ölümlerin iyice kanıksandığı, insanlığın akıl-vicdan bütünlüğünü sağlamak konusunda ciddi bir sınavdan geçtiği böylesi bir zamanda örneklemeyi, tek, kısa ve bu konu üzerinden yaptım. Daha gündelik örnekler de verilebilirdi fakat o türden örneklerin taşıdığı potansiyel cıvıklık ve konunun sırf bu yüzden sulanma tehlikesinden dolayı örnek vermeyi kesiyorum. 
 
Konuya tepeden bakmaya devam edebiliriz. Görüntünün aksine durum alabildiğine basit ve kolayca formüle edilebilir bir haldir; ortada insanlığın çok büyük bir bölümünü insanca yaşamaktan kopartıp atmış bir sistem vardır.  Böyle bir sistemin varlığını, üstelik de  bu memnuniyetsiz devasa kitlenin yarattıkları sayesinde, devam ettirebilmesinin olmazsa olmaz koşulu, aptal birey, aptal kitle, aptal toplum yaratmaktır. Düzen bu konuda hem maddi hem de moral-motivasyon anlamıyla çok güçlü silahları elinde tutmaktadır ve bunları ihtiyaca göre ihtiyacı kadar kullanmaktadır. ( Bu silahlar yerine göre kaba zor, işkence, katliam; yerine göre, bir film, şarkı/şarkıcı, spor, eğlence, magazin vs olabilmektedir.) 
Basit bir matematik probleminin çözümünü ters çevirir. (Basitliğimize de güvenerek) İstenenleri en başa yazar.  Elinde tuttuğu silahlar marifetiyle istediklerini hedef kitleye yükleyip arkasına yaslanır.  Bizler de yaşadığını sanan beyinsiz (ve bu yüzden vicdansız) zombiler olarak cellatlarımız için imal ettiğimiz tanrı tahtının önünde secdeye dururuz. Tanrılarımızın okyanus kıyısına koydukları leğende hüzün ve mutluluk oyunları oynarız. Tanrılar çok zaman o leğene su bile koymazlar ama bize su varmış gibi davranmayı öğretmişlerdir. Ölümcül bir susuzlukta  yaşamı sulandırmakla karakterize karakterlerizdir artık!.. 
 
Düşünmenin suç olmaktan çıkıp yük olmaya başladığı karanlık zamanlardır önümüze sürülen. Bir ışık görememenin  bohem insancıkları olmak bir yana, karanlığı daha da koyulaştıran ise bir ışık görebileceğimize dair umutlarımızın elimizden alınıp Kaf Dağı'nın ardına fırlatılmasıdır.
An'da ve karanlıkta soluk almaya mahkum edilişimizi de dert etmeyiz artık. Yeter ki an'ın ve karanlığın fotoğrafını çekme ve o fotoğrafları başkaca körlere gösterme özgürlüğümüze dokunulmasın. Aklımız akıllı bir telefonun pespaye bir oyuncağı olmuş; ne gam!.. 
 
 
...
 
 
Ne anlatıyordum ben; nereden geldi,m buraya?..
Konuşuyor muydum sesli sesli; içimden içime değil miydi o cümleler?..
Soru neydi?..
Cevabı buldum sanırım ama soruyu unuttum!
Bakmayın öyle kötü kötü; konuşmuşum işte!
Sarhoş sayıklaması mı deli saçması mı;
Neyse ne işte!..
Sustum gitti!
Gittim; gitti tek boş konuşanınız;
Hayırlara vesile!..  
 
 

Yorumlar (1)
damla su 2.10.2015 23:49
insanda ilk allah korkusu, vicdan ve merhamet gereklidir.çünkü bunlar varsa kimseyi öldüremezsin yoksada zerresi zaten gözüne baka baka öldürürsün. kürt bir çoçuğun ölümünü mesela ele alalım.öldüren kişi ne kadar gerekçe sunarsa sunsun yada sırf bu ülke içinde olsa tek şey zalimliktir.heleki karşısında masum bir çoçuk kendi çoçuguda olabilirdi.siyaset vatan vs bunlar şaçma heleki bu ülkede herkes bir para bulsamda cebime indirsem diye bakıyor vatanmış milletmiş halkmış
şaçma vatan o kadar şehit edildi tayyip erdoğan gık bile diyemedi,Ve şehitleri bile kullandılar siyaset için .halk kendi insanlarını öldürüyor oysa hepimizi allah yarattı tek fark onun kürt olmasaydı.şuankilere bakarsak sadece bizi kullanıyorlar tek gerekçe bu.
yazını severek okudum emegine kalemine sağlık.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6331
2 Firari Fırtına 4392
3 Mustafa Ermişcan 3777
4 Hasan Tabak 3482
5 Nermin Gömleksizoğlu 3146
6 Uğur Kesim 3016
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2885
8 Sibel Kaya 2863
9 Enes Evci 2573
10 Turgut Çakır 2269

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:108 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com