vera 4  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 923 Puanı: 54

23 Şubat 2017 Perşembe 
04.03
Okunma: 416

Kalabalık şehir, her zamanki gibi yine sisli bir güne uyanmıştı. Şehir meydanını tam çaprazdan gören camında Alfa, birazdan kaosa gömülecek meydanı izliyordu. İnsanlar henüz koşuşturmaya başlamamıştı. Yola erken çıkanların, koşmaya ihtiyacı yoktu.
 
Alfa bir süre çocukluğunda korkup da uyuyamadığı gecelerde söylediği şarkıyı mırıldandı. Kahvesinden bir yudum aldı, balıklarına yem vermeye koyuldu. Dombili isimli kırmızı balığa diğerlerinden bir fazla yem attı. Bu şekilde Dombili’nin diğer küçük balıkları yemesine engel olduğunu sanıyordu Alfa. Önceden hazırladığı tostunu aldı, ceketini giydi ve yola koyuldu.
 
Kalabalık şehrin her tarafında yeni bir inşaat vardı. Fakat yaklaşık 3 aydır şehri kaplayan sis bulutunu yaratan tek şey bu inşaatlar değildi elbette. Yıkımlar, yapımlardan daha güçlü bir nedendi. İşe giden otobüsün gelmesine daha on dakika varken onlarca insan şehrin meydanındaki duraklarda toplanmıştı bile. Alfa onların arasına doğru yürürken, yanından geçtiği yıkıntıların arasından bir kedi sesi işitti. Yavru bir kedinin sesiydi bu, bir şeyleri kaybetmiş gibi bağırıyordu. Alfa bir süre sesin geldiği yönü inceledi fakat parçalanmış beton yığınları dışında hiçbir şey göremedi. Sese doğru yaklaştı önce. Sonra sesin, iki büyük taş bloğunun arasından geldiğini fark etti. İyice yaklaşıp bloklardan birini tüm gücüyle çekmeye çalıştı. Blok hafifçe hareket etti ve Alfa aradaki boşluktan karanlığa doğru baktı. Bir çift parıldayan minik gözdü karşıdan bakan, ürkmüş olduğu anlaşılıyordu. Alfa taşların arasındaki delikten elini uzattı fakat korkmuş kedi tıslayarak geri çekildi. Alfa küçük bir çalı parçasıyla kediyi oradan çıkarabileceğini düşündü. 20 metre kadar ilerideki yıkık ağacın bir dalını kopardı. Delikteki kedi hala miyavlıyordu. Alfa dalı uzattı fakat kedi daha da ürkerek iyice pustu. Kedi öylesine korkmuştu ki, Alfa’nın kediyi oradan kedinin de rızası olarak çıkarmasının bir yolu neredeyse yok gibiydi. Alfa bir an otobüse geç kalmış olabileceğini düşünerek saatine baktı, henüz altı dakikası kaldığını gördüğünde biraz olsun rahatladı.
 
Kediyi oradan çıkarabilmesinin yollarını düşündü fakat aklına beton bloklardan birini oradan çekmek dışında bir fikir gelmiyordu. Gerçi bloklar fazlasıyla büyüktü, Alfa’nın tek başına çekebilmesi neredeyse imkansızdı. Yine de denedi, ufak bir hareket sağladı. Hareketle birlikte kedinin olduğu deliğe birkaç taş parçası düştü ve kedi bir an sustu. Alfa heyecanla tekrar deliğe baktı, ürkmüş iki göz hala aynı ifadeyle parıldıyordu. Belli ki taşlar miniğin kafasına düşmemişti.
 
Deliğin içi öylesine karanlıktı ki Alfa, o gözlerden başka bir şey göremiyordu. Çakmağını yakıp içeride ne kadar alan olduğuna bakarsa belki başka bir şeyler deneyebileceğini düşündü. Fakat çakmağı ateşlediğinde içeride gördükleri onun bir süre donmasına sebep oldu. Minik kedinin yanında ondan çok daha büyük bir kedi yatıyordu. Alfa büyük kedinin anne kedi olduğunu şiş, içi süt dolu memelerinden hemen anladı. Fakat annenin kafası, deliğin sol bloğunda kalan büyük bir beton yığınının altında kalmıştı. Büyük kedinin karnında ise bir başka küçük kedi daha vardı. O da annesi gibi hareketsiz yatıyordu. Delikte tek hayatta kalan, çakmak ışığının yüzüne vurmasıyla sesi kesilen minik kedi olmuştu. Alfa tekir yavruyu gözleriyle iyice süzdü. Vücudunda herhangi bir yara göremedi. Tekir kedi toz içinde kalmıştı. Arada bir aksırıyordu.
 
Vaziyeti görünce Alfa daha da sorumlu hissetti kendini. Otobüse iki dakika vardı. Eğer yavru kediyi burada bırakıp giderse, döndüğünde değil yavru kediden, enkazdan bile bir iz kalmayabilirdi. Meydanın arka tarafındaki dozerler, tekir yavrunun susuzluktan ya da açlıktan ölmesine bile izin veremeyecek kadar hızlı çalışırlardı. Fakat burada kalır ise de üçüncü uyarısını alacaktı. Üç uyarı 1 hafta maaş kesintisiydi. Üç uyarı 1 hafta maaş kesintisi. Üç uyarı 1 hafta…
 
Tekir kedi aynı tizlikte bağırmaya devam ederken Alfa bir an arkasındaki büyük sokak köpeğini gördü. Köpek, kedinin bağırışına gelmiş olacaktı ki, Alfa’nın olduğu yerin tam karşısına geçmiş Alfa’yı izliyordu. Köpek, arada bir diliyle ağzının etrafını siliyordu. Alfa, üç uyarıyı hatırlamamış olsaydı, belki de o köpek gelmemiş olacaktı. Çünkü Alfa ne zaman vicdanı ve aklı arasında sıkışıp kalsa, bir şeyler onun yardımına koşardı. Alfa, hayatın ona attığı pası iyi değerlendirdi ve otobüsü kaçırmamak için vicdanına karşı son kurşunu sıktı:
 
-Eğer o kediyi çıkarırsam ne yapacağım? Eve götüremem, çıkarıp burada bırakırsam da köpek onu paramparça eder. En iyisi onu, olduğu yerde bırakmak. Hem akşam dönene kadar yaşayabilir. Akşam döndüğümde eğer burada olursa onu bir şekilde çıkarır, karnını doyurur ve yıkarım. Yaşamasına yardım ederim.
 
Tabi Alfa daha tek kişilik gösterisini tamamlamadan önce yola koyulmuştu bile. Durakta hala insanlar vardı, belli ki otobüs gelmemişti. Alfa tam karşıya geçecekken içindeki “iyi”ye karşı atılacak son, dahiyane bir kurşun daha buldu. Koşa koşa tekrar enkazın olduğu yere geldi. Köpek, deliğe iyice yaklaşmış, meraklı meraklı ortalığı kokluyordu. Kedi daha da ürkmüş olacaktı ki, hiç sesi çıkmıyordu. Alfa köpeğin yanına gitti, onu eliyle okşadı ve deliğe baktı. Kedi iyice pusmuş, deliğin dışını gözlüyordu. Alfa çıkmadan çantasına koyduğu tostu alıp, köpeği çağırmaya başladı. Köpek ilgiyle Alfa’ya doğru yürürken bir yandan da iştahlı iştahlı dilini çıkarıyordu. Alfa tostunu küçük parçalar halinde köpeğin önüne koydu. Bir süre köpeğin tostu yemesini izlerken durağa doğru koşmaya başladı. İçinden şöyle diyordu:
 
-Köpeğin karnı da doyduğuna göre kediyle ilgilenmez. Artık minik kedicik için tek tehdit dozer. Ama dozer de ona zarar vermez. Büyük ihtimalle bugün o yıkıntıyı temizlemezler. Hem temizleseler de biri mutlaka kedinin sesini duyar. Akşam döndüğümde o kediyi oradan çıkarır, bir güzel yıkarım. Sonra karnını da doyururum…
 
Alfa son saniyede de olsa otobüse yetişti. Tüm yol boyunca ilginç hayallere daldı. Mesela sis dağıldığında yapmayı planladığı uzun gemi yolculuğunu düşünürken tatlı bir uykuya daldı. Rüyasında koskocaman bir gemide, gece yolculuğundaydı. Deniz dalgalıydı fakat hava güzeldi. Yıldızlar dans eder gibi parıldıyordu. Yakamozu takip ederken denize doğru eğildi Alfa, bir de ne görsün; koskocaman bir balık yavru bir kediyi yiyordu. Alfa sıçrayarak uyandı. Otobüste yanında oturan kadın bir an Alfa’ya tedirgin tedirgin baktı.
 
Rüyasına rağmen kedi için umutluydu Alfa fakat içinde bir yerlerde, bu umudun bir yanılsama olduğunu bilen bir şeyler olacaktı ki her hayali bir taşla kesiliyordu. Kimi an yoldaki bir kediyi görüp, enkazın altında bıraktığı kediyi hatırlıyordu Alfa, kimi an yemek yiyen bir köpek görüntüsü geliyordu gözünün önüne. Alfa’nın içindeki “iyi”den atılan taşlar gün boyunca Alfa’nın tüm konsantrasyonunda gedikler açtı. Tam konsantre olduğunda saçma bir şeyler oluyordu. Hayatı boyunca hayvanlardan nefret etmiş Beta, tam işin ortasında artık hayvanları sevdiğini, bir kedi almayı planladığını söylüyor ve Alfa’dan bir yerlerde yavru kedi görürse ona getirmesini istiyordu. Alfa’nın pek samimi olmadığı çapraz masadaki Gama’nın mesaj sesi bir kedi miyavlamasıydı ve gün boyunca sanki o telefona bir büyük destanın tüm cümleleri mesaj atılıyormuş gibiydi. Gün boyu bocaladı Alfa, hatta bir ara midesi bulanıp da kusacak gibi oldu ama kusamadı. Tostunu köpeğe verdiği için öğle yemeğinde kantinde oturmak zorunda kaldı. Midesi bulandığı için yemeğini yiyemedi. İş yerinin etrafında yiyemediği yemeği verecek yavru kedi aradı fakat sonunda dayanamayıp kantinin koca göbekli köpeğine verdi yemeği.
 
Gel zaman, git zaman derken paydos vakti geldiğinde Alfa tedirgindi. Koşa koşa durağa gitti. Otobüse bindi ve yol boyunca kedinin orada olması için dilek tuttu. Şehir meydanında, son durakta indiğinde uzaktan enkazın hala yerli yerinde durduğunu gördü. Enkaza doğru koştu fakat bir kedi miyavlaması duyulmuyordu. Sabah tostunu verdiği köpek enkazın tam karşısında patilerini temizlemekle meşguldü. Beyni o telaşta ona oyun oynadı, Alfa küçükken yemekten sonra ellerini yıkamadığında annesi tarafından şöyle uyarılırdı:
 
-Köpekler bile yemek yedikten sonra ellerini yalar!
 
Alfa deliğe geldiğinde hiçbir ses yoktu. Telaşla çakmağını çıkardı, ateşleyip deliğe eğildi. Başı ezilmiş anne kedi, onun karnında yatan yavru kedi, taşlar, tozlar… tekir?
 
Tekir yoktu delikte. Hani bazen vücudunuz buz gibi olur bir anda ve siz üstünüze bir kova kaynar su dökülmüş gibi hissedersiniz ya, Alfa’nın o an hissettiği de buydu. Telaşla etrafı inceledi. Taşları çekti, altlarına baktı. Kaldırımın yan taraflarına baktı, çöp tenekelerinin altını inceledi ama yoktu. Tekir yoktu. Son bir fikirle büyük köpeğin yanına koştu Alfa. Köpek ilk an pek istifini bozmadan ellerini temizlemeye devam etti. Sonra gelenin sabah ona tostu veren Alfa olduğunu görünce belli belirsiz bir hevesle ayağa kalkıp kuyruk sallamaya başladı. Alfa köpeğin etrafını inceledi, hiçbir kalıntı yoktu. Köpeğin ağzının çevresine baktı, kan da yoktu. Fakat karnı davul gibiydi.
 
Yapacak bir şeyi kalmadığın fark etti Alfa, son bir umarsızlıkla eve doğru yola koyuldu. Ayakta duracak hali yoktu, suçluluk duygusu üstüne demirden bir gömlek gibi abanmıştı. Apartmanın merdivenlerini çıkıp kapıyı açtığında Alfa’nın ilk yaptığı ellerini yıkamaktı.
 
-Köpekler bile yemek yedikten sonra ellerini yıkar!
 
Gömleğini ve pantolonunu çıkardı. Çok yorgun hissediyordu kendini. Tam uzanacaktı ki koltuğa, balıkları hatırladı. Mutfağa yöneldi, çekmeceden balıkların yemini aldı, alırken de saydı:
 
-Bir tane yeşil olana, bir tanesi patlak gözlüye, bir tanesi kuyruksuza, iki tane de Dombili’ye…
 
Elindeki beş yemle akvaryuma geldiğinde Alfa, içindeki “iyi”nin son kurşunu tam alnına saplandı. Akvaryumda sadece Dombili vardı ve karnı davul gibiydi.
 
02.11.2016

Yorumlar (2)
Başarısız YAZAR 24.02.2017 21:28
Site hacklenmeden önce ilk paylaştığın ve okuduğum gibi bıraksaydın sanki daha mı iyi olurdu. Bana biraz güçsüzleşmiş gibi geldi bu kez öykün. Yada bir kaç kurgu hatası falan keşfettim yenice. Ama güzel...

Mehmet Yavuz AYDIN 27.02.2017 18:05
Abi sana gerçekten helal olsun iyi ve güçlü bir yazı. böyle devam etmen dileğiyle seni kutlarım.
ben 18 yaşında yazar olmayı başaran biri olarak benden dahayetenekli olduğunu kabul ediyorum.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6437
2 Firari Fırtına 4485
3 Mustafa Ermişcan 3938
4 Hasan Tabak 3607
5 Nermin Gömleksizoğlu 3240
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3088
7 Uğur Kesim 3088
8 Sibel Kaya 2950
9 Enes Evci 2654
10 Turgut Çakır 2332

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2837 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com