vera 4  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 923 Puanı: 54

27 Şubat 2017 Pazartesi 
Marvin’in Saçma Sapan Hikayesi / Bölüm 1 - Geleceğin Kısa Tarihi
Okunma: 499

MARVİN’İN SAÇMA SAPAN HİKAYESİ
 
Bölüm 1 – Geleceğin Kısa Tarihi
 
Sandığımızdan çok daha azız, çok daha basitiz.
Sandığımızın çok daha azını biliyoruz. Hatta bildiğimizi sandığımız şeyleri bile bildiğimizden emin değilim. Evrenin içinde toz zerreciği kadar yer kapladığımız artık klişeleşmiş bir başlangıç cümlesi. Koca evrende, Dünya’nın sadece okyanustaki bir kum taneciği olduğu çoktandır biliniyor. Fakat nedendir bilinmez -aslen bu imkansız olsa da- insanlığın bazı huzursuz üyelerinin o okyanusta bir japon balığı olmak için yapamayacağı şey yok.
 
Durumun karmaşıklığından dolayı işler bazen biraz ironik bir hal alabiliyor. Mesela az önce bahsettiğim şu klişeleşmiş cümleler; en az şu an bunu yazıyor olmam kadar gerçek olsa da, bazıları evrende toz zerreciği kadar yer kapladığımızı söyledikten hemen sonra en başarılı top atıcısını evrenin sırrıymış gibi arayan bir televizyon programında desteklediği yarışmacı kırmızı renkli topu yeşil renkli kutuya sokamadığı için ağlayınca ya da mesaj attığı karşı cinsi mesajını umursamayıp ona cevap vermediğinde, ağlayarak o bahsettiği okyanusta bir tsunami olmasını beklediğinde kafam allak bullak oluyor. Diyorum ki kendi kendime, var olmuş tüm ihtiraslar, tutkular, başarılar, aşklar, gözyaşları, mutluluklar, ilişkiler, fikirler… var olmuş her şey bir toz zerresinin moleküllerinden birinin atomlarıysa nedir bu kargaşa?
Acayip dostlar, mesela televizyon denen şey de öyle. Geçen gün kara vebaya dair bir şey okurken televizyon denen şeyin bu çağın en yaygın ve en tehlikeli hastalıklarından biri olmadığını kimsenin bana kanıtlayamayacağını fark ettim. Öldürmeyen ama sizi sizden çalan.
 
Neyse ki konumuz bu değil.
 
Evrenin ücra köşelerinden birinde, içinde sayısız yıldızı ve gezegeni bulunduran, görünüşü rüzgar gülüne benzeyen bir galaksinin kuytu köşesindeki kocaman, kızgın ve alevler saçan bir sarı topun etrafında dönen, yaşı 4 milyarın birkaç milyon üstünde olan bir yerden bahsetmek istiyoruz. Adı hepimizin bildiği gibi Dünya. Fakat en başında dediğimiz gibi, ismi ve cismi dışında bildiklerimizin gerçek olduğundan pek emin değilim.
 
Bahsedeceğimiz hikaye 2222 yılının hemen hemen ortalarında bir yerlerde geçiyor. Fakat öykümüzü anlatmadan önce, bizi 205 yıl geriden takip etmenin kalbinizi kırabileceğini düşünerek size o günün koşullarıyla ilgili birkaç bilgi vermek istiyoruz.
 
İnsanlığın akıl almaz bir deha ürünü olarak üretmiş olduğu takvim yaprakları 2222 yılını gösterdiğinde, 2000’li yılların başlarında tahmin edilen birçok şey gerçekleşmemişti. Bu akıl almaz başarısızlık, kitlesel olarak bu bir dram olsa da, nesiller sürekli yenilendiği için kimse tahminlerin tutmayışından dolayı depresyona girmemişti. Mesela 2040’lı yıllara gelindiğinde küresel ısınmanın koca bir yalan olduğu öğrenildiğinde, insanlar 2010’lu yıllarda yaptıkları şeyi yapmaya devam ettiler. Bunu umursamadılar. Küresel ısınmanın varlığı ya da yokluğu onları ilgilendirmiyordu, artık bu netleşmişti. Fakat konunun özüne inildiğinde, küresel ısınma denen şeyin o dönemlerde Dünya’yı yöneten iki süper güç olan ABD’nin ve Rusya’nın insan kandırmanın nasıl daha fazla para kazandırabileceğine dair münakaşalarının bir eseri olduğu ortaya çıktı. 2020’lerde bu iki devlet, küresel ısınmadan kurtuluşun senaryosunu yazmışlardı bile. YELPAZE!
 
10 yıl boyunca, küresel ısınmayı umursamayan halk, sayısız bilim adamının “Dünya’yı yelpazeler kurtaracak!” temalı propagandalarını izlemek zorunda kalmıştı. Temel inşası bittiğinde, 2030’un ilk çeyreğinde ABD ve Rusya menşeili iki büyük yelpaze firması kurulmuştu. İnanılmaz reklam kampanyalarıyla 10 yıl boyunca bu iki devlet tüm dünyayı yelpaze kullanımına teşvik etmişti. Fakat bu işin temel sahası televizyon olduğu için, kimse aksini düşünmedi. Akla sığmayacak paralar kazandılar. Saltanatları ise 10 yıl sonra trajik bir şekilde son buldu.
 
O dönemin gözü kara gazetecilerinden ikisi, kuzey buz denizinin ortasından çok ilginç bir telefon aldılar. Arayan kendisinin bir ayı olduğunu söylüyor ve oraya gitmeleri karşılığında onlara küresel ısınmayla ilgili çok önemli bilgiler vereceğini iddia ediyordu. Çılgın, uzun ve zorlu bir yolculuk sonucunda bölgeye ulaştıklarında gerçekten de bir ayı onları karşıladı, elinde bir mektup vardı. Bembeyaz bir kutup ayısının konuşabilmesi o dönem için inanılmaz nitelikte bir haberdi fakat mektup yazması çok ilgi çekmeyebilirdi. Bu yüzden çılgın ikili, mektubu okumadılar. Buraya kadar geldiysek konuşacaksın dediler ve konuştu da…
Dünya televizyonlarının tamamında canlı yayınlanan bu konuşmayı hiç değiştirmeden alta ekliyoruz. Fakat siz 2017’dekiler, çok heyecanlanmadan hemen açıklayalım: Flash Tv’de canlı yayın esnasında halay durmamıştı. Ekran ikiye bölünmüştü. Ayrıca yurdumuzun bazı kanalları daha önce de uzun dönem kuzey buz denizindeki penguenleri yayınladıklarından ve bu konuda oldukça tecrübeli olduklarından, beklenenin aksine Türkiye’de yayın hiçbir sansüre uğramamıştı.
 
AYI
 
“Burada, Animus Galaktikus Kutsal Ayı birliği adına bulunuyorum. Bu konuşmayı yapmak için seçildim ve eğitildim. Öncelikle belirtmeliyim ki binlerce yıldır atalarımızın insan ırkıyla neden hiçbir zaman iletişime geçmediklerini bu iki salak gazeteciyle tanışır tanışmaz anladım.
Animus Galaktikus Kutsal Ayı birliğinin olup bitenlerden her zaman haberi vardı. Biz ayıların ve geride kalan tüm diğer hayvan türlerinin insan ırkı için yaratılmış olduğunu düşünen türdaşlarınız, ilk atalarınız bizi her zaman sizden uzak tuttu. Özellikle bu konuda tez olarak sunduğunuz bazı kitapları okurken nasıl güldüğümüzü size anlatamam. Bırakalım dedik, kendi hallerinde yaşasınlar… Astınız, zehirlediniz… Pardon o başka bir şeydi.
Fakat bugün gelinen noktada artık bazı şeylerden fazlasıyla rahatsızlık duymaya başladık. Aslında ilk rahatsızlık sinyalleri bundan 50 yıl önce Afrika’nın bazı bölgelerinden duyuluyordu. Oradaki bazı türlerin, sevişmelerini çeşitli aletlerce kayıt altına aldınız ve yayınladınız. Bu eylem, bazı hayvan türlerinin psikolojisini bozdu. Siz de biliyorsunuz ki bu psikolojik vaziyet, bazı hayvan türlerinin yok olmasına sebep oldu. Sizin korkunuzdan sevişemediler, üreyemediler ve yavaşça yok oldular. Siz bunu küresel ısınmadan dolayı sandınız.
Fakat yine bugün gelinen noktada tüm hayvan türlerinin başkanı olan Animus Galaktikus Kutsal Ayı birliği, sıranın kendilerine geldiğinin farkında. Bilinsin ki bu açıklamanın tek sebebi var; fotoğraf çekme tutkunuz. Yılın çoğunu uyuyarak geçiren biz ayılar, denizin ortasında yalnızca bir hafta kopmuş bir buzun üzerinde kafamızı dinliyoruz. Diyoruz ki biraz dinlenelim, biraz rahatlayalım…
İnanın bana, hangimiz, ne zaman kafamızı dinlemek istesek bir yerden biriniz bitiveriyor, fotoğrafımızı çekiyor. Altına da bir başlık: Buzullar eriyor…
(Bu sırada ayının elleri titrer gibi oldu, gözleri yukarıya kaçtı, sinirli bir edayla) Anlattıkça geriliyorum. Arkadaşlar buzullar binlerce yıldır eriyor. O fotoğraflardaki ayılar da üzgün değil.
Sizler, aptal insan ırkı olarak buna küresel ısınma falan dediniz. Teknolojinizin yarattığı tahribatların ıvırıymış, zıvırıymış. Gerçekten böylesine geri zekâlı olmayı nasıl başardınız merak ediyorum ama koskoca dünya sizin götü boklu teknolojinizle tahribata uğramaz. Daha diğer gezegenlere bile gidemediniz!
Şimdi açıklıyorum sevgili aptal insan ırkı; küresel ısınma falan yok. Lütfen, bizim için kutsal olan 1 Hafta Kopmuş Buz Parçasında Güneşlenme Dönemi’mizde bizi rahat bırakın. Fotoğraflarımıza bakıp ağlamayı kesin. Ayrıca sevişmelerimizi de kaydetmeyi bir kenara bırakın.
Ve son olarak alıp o yelpazeleri …. sokun. Bu sözümü de tarihe bir ayı sözü olarak kaydedin;
…. giren yelpaze açılmaz!”



Gerçekten de açılmamıştı. Daha öncesinde de söylediğimiz gibi, küresel ısınmanın yokluğu da, varlığı gibi önemsenmemişti. Fakat tüm insan ırkının bir ayı tarafından bu denli aşağılanması büyük bir psikolojik çöküntüye neden olmuştu. Bir ayının aforizması altında ezilmek…
 
İnsanlar artık hayvanlara bakış açılarını değiştirmiş, onlardan korkmaya başlamışlardı. Avustralya da kangurular daha özgürdü(daha ne kadar olabilirlerse). Artık Afrika’da hiçbir kaplan bir ceylanı yakalamak için dakikalarca koşmuyordu. Eskiden videoya çekildiklerini bildiklerinden karizmanın çizilmemesi için koşuyu yarım bırakamıyorlardı mesela. Kutup ayıları rahatlıkla güneşlenebiliyorlardı. Bazı gelişmiş şehirlerde ise evcil hayvan kavramı yerini evcil insana bırakmıştı. Artık köpeklerin boynuna takılan tasmanın diğer ucu sahibinin boynuna takılıyordu. Çoğu büyük üretici, kediler için kırılması muhteşem keyifli olan cam bardaklar üretmişti. “Başıboş Fareler İçin Kapınıza Bir Parça Peynir” kampanyası hiç durmadan çalışıyordu.
 
Yeni nesil, hayvanların insanları kurtardığı efsaneler ile büyüyordu. Bu sırada, tahtın gerçek sahipleri, yani insanlar arasında kaos yaratacak başka bir sebep daha vardı. İki büyük süper güç, altlarındaki milyarlarca altına rağmen o konuşan ayıdan daha inandırıcı olamadılar. Tarih dışında güçlü olanın ardında kalan insanların, yani halkın çok çok çok nadiren aklına geldiği gibi, kuvvetli bir birliktelik duygusu aldı başını gitti. Bir süreliğine paylaşma, omuz omuza verme gibi duygular kabardı ve iki büyük süper güç halkların kararlı duruşları ile yıkıldılar.
 
Bu noktada bilmeniz gereken şudur ki, tarih sahnesinde çift cepheli büyük savaşlar her zaman üçüncü bir yeni güç doğurmuştur. İki güç savaşır ve ikisi de savaşı kaybeder. Çünkü o savaş her zaman yeni bir kazanan doğurur. Halk ve iki süper güç arasındaki savaş öylesine büyük olmuştu ki, o savaşanın kazananı olan yeni doğan da bir o kadar güçlü oldu. Devletler yıkıldı açılan boşluğu bilin bakalım ne doldurdu:
TELEVİZYON
 
Süper güçlerin yıkılması ile birlikte her şey eşit olarak paylaşılmaya başlandı. Kimsenin çalışmak zorunda olmamasıyla birlikte tarihler 2084’ü gösterdiğinde, artık yeryüzünde yaşayan 22 milyar insanın tamamı günün 14 saati televizyon izlemekteydi. Türlü türlü programlar ile hayatta kalma, ağızda kaşıkla yumurta tutma, hallenilen karşı cinse trip atma, bir arabaya uzun süre elini hiç çekmeden dokunma gibi özel yeteneklerini geliştiren sefil insanlığın, bu yeni dünya düzeninde büyük televizyon imparatorluklarına ihtiyaç duyduğu çok açıktı. Çeşitli çalışmalar sonucu, 2084’ün bir yaz gecesi, BBC, FOX, CNN ve birkaç küçük televizyon kuruluşu güçlerini birleştirerek Birinci Televizyon Meditasyon İmparatorluğu’nu kurdular ve kendilerini “BİM” olarak tanıttılar. Vatandaşlık başvurusunda bulunmayan ve bu imparatorluğa kayıt olmayan kimsenin az önce sözü geçen programları izleyemeyeceğini bildiren bir bildiri yayımladılar. İnanır mısınız bilmiyorum ama tam 6 ay sonra 18 milyar vatandaşıyla tek güç haline geldiler. BİM, o dilimden sonra 40 yıl içinde dünyayı bir meditasyon ve reklam çöplüğü haline getirdi. Burada yaptıkları her şeyi tek tek anlatacak değilim. Çünkü emin olun, sloganı “Yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır” olan BİM’i Baudrillard bile anlatsa dinlemezdiniz.
 
2090’ların başında bu televizyon ve hayvan sevme çılgınlığı ile birlikte yeni bir heyecan daha vardı. MİLENYUM. Ama bu hikayede bundan bahsedilmeyecek. Sadece bilin istedik.
İnsan ırkı, kötücül devletleri yıkmanın hazzından biraz sıyrıldığında, hala ne yaparsa yapsın başka hiçbir hayvanı konuşturamamış olmanın derin kederi içine girmeye başlamıştı. (Metnin bu kısmında sürekli Yelpaze! diye bağırman papağanları göz önünde bulundurmuyoruz.)
 
Süreç içinde evrim tartışmaları hızla artmıştı. Aslen 100 yıldır tartışılacak bir yanı olmamakla beraber, tartışmaların alevlenmesi ile birlikte maymunlarla konuşmaya çalışan insanların sayısı artmıştı. Özellikle din adamları, yüz yıl önce evrimin gerçekliğini halka anlatmaya çalıştıklarını fakat kimsenin onları dinlemediğini belirttiler. Kimsenin 100 yıl öncesini hatırlayacak hali yoktu tabii...
 
2099’da Dünya çok kederli bir olayla sarsıldı. Dünya’nın her yanından maymun ve şempanzelerin göç ettiği haberi alındı. Her biri ortak bir noktada anlaşmışçasına, eski ismiyle Türkiye’nin bulunduğu bir yerde buluştular. Bu topraklar, Federal yapıdaki BİM’in en kıymetli bölgelerinden biriydi. Dünya’nın ortalama 16 saat olan televizyon izleme süresi, bu bölgede 19 saate kadar yükseliyordu.
 
Yaklaşık 1 milyon maymun, şempanze ve türevi buluştukları büyük arazide sayısız kamera tarafından izleniyordu. Herkes onların konuşacaklarını sanırken, birden hepsi intihar edince 2099 lanetli yıl olarak kabul edildi. Bölge, BİM tarafından kutsal ilan edilmeden hemen önce, maymunların birinin avcunda Türkçe bir not bulundu ki bu not acıyı daha da katladı:
 
“SİZİN AKRABANIZ OLMAYA DAHA FAZLA KATLANAMIYORUZ”
 
Altında, parantez içinde küçük puntolarla yazılmış bir şeyler daha vardı ve usta dilbilimciler bu yazının “meme katipler kapatılsın” olduğunu çözmüşlerse de kimse bunu anlayamamıştı.
Bu bölge, Kutsal Acılar Mevkisi olarak adlandırıldı ve BİM’in ani bir kararla çıkardığı yasa ile sonsuzun sonunu getirdi. Yasa şöyleydi;
 
- Kutsal Acılar Mevkisi’nde, halay sonsuza dek yasaklanmıştır…
 
Eski ismiyle Türkiye olan bölgede, Kutsal Acılar Mevkisi’nde acı üstüne acı artıyordu. İnsanlar bir süre televizyonlardan öğrendiklerini uyguladılar ve acıyı çikolatayla kesmeye çalıştılar. Hiçbir işe yaramadığını anladıklarında çok kilo almışlardı ve kendilerini pilatese verdiler. İşte bu acıyla dolu memlekette, 94 yıl gözyaşlarıyla geçti. 94 yıl sonra bir pilates dersinde birbirlerinden çok etkilenen iki çift bir yatak odasında buluştular. Yapacakları eylemi televizyonların kırmızı noktalı kanallarından öğrenmişlerdi. İkisi de giysilerini çıkardı. Kadının küçücük memelerini gören erkek büyük hayal kırıklığı yaşarken, erkeğin kıllı ve büyük göbeğini gören kadın da benzer şeyler yaşadı. Fakat söylememiz gereken şey şu ki, kimse bazı şeylerin önüne geçemez. Televizyon, porno ya da kırılan bir yatak bile.
Olacağı varsa olur, olmaması olmayacak olmasını göstermez, olmadığı zamanlarda bile olur.
İşte o gece, toz zerreciğinin içindeki moleküllerin atom parçalarının spermlerinden biri, yumurtaya diğer tüm spermlerden daha hızlı ulaşmasını, babasının izlediği “Düdüklü Tencereyle En Hızlı Kim Koşar” yarışmasına bağlayacaktı.
 
9 ay sonra doğan bebek, acılar memleketine doğmuştu ve ona isim olarak Marvin uygun görüldü.
 
Marvin 3 yaşına geldiğinde, anne ve babasının ölüm haberiyle sarsıldı. Yani o yaşta o haberi pek anlamadı fakat televizyon replikleri ile bunun böyle olması gerekliliğini şimdiden kavramıştı. Anne ve babası “Sakın Evde Denemeyin” adlı programda izledikleri bir akrobasi hareketini denerken ölmüşlerdi. Trajik olansa bu hareketi programda söylendiği gibi evde denememelerine, bahçede denemiş olmalarına rağmen ölmüş olmalarıydı.
 
Bu süreçte Dünya’da birçok değişim gerçekleşti. Marvin annesi ve babası öldükten sonra nasıl büyüdü sorusunun cevabını vermeyeceğiz çünkü bu, sizi, 2017’dekileri pek de fazla ilgilendirmiyor.
 
Dünya’yı yöneten BİM, ilk büyük atılımını mimaride gerçekleştirdi. “Değişimin Yeşil Yüzü” kampanyası tam 10 yıl boyunca tüm Dünya’yı etkisi altına aldı. Kampanya, var olan tüm binaları yıkarak yerlerine son teknolojiyle üretilmiş yeşil evler dikilmesini vaat ediyordu. Yeşil ev dediğimde aklınıza insanlığın akıllandığını ve Dünya’ya daha iyi bakmak için doğayla barışık evler ürettiğini düşünmüş olabilirsiniz. Fakat bir televizyon imparatorluğundan bahsettiğimiz için böyle barışçıl ve temiz uygulamaların olmasını düşünmeniz biraz da olsa ayıyı haklı çıkarabilir.
 
Yeşil ev dedikleri, uzun yıllardır görsel alanların tamamında kullanılan yeşil perde tekniğine dayanıyordu. Projeye göre, evlerin tüm duvarları yeşil olacaktı ve ev, merkezdeki projektörler ile istenildiği gibi dizayn edilecekti. Mesela bir futbol maçı izlerken yeşil perde tekniği sayesinde evinizi bir stadyuma çevirebiliyordunuz. Eğer bir aşk filmi izliyorsanız, depresyondaysanız yine yeşil perde tekniğiyle evi Çarli’nin Çikolata Fabrikası’na dönüştürebilirdiniz. Aklınıza gelebilecek her lokasyonun arayüzleri sistem içine aktarılmıştı. Yeni teknolojiyle asıl hedeflenen, insanların dışarı çıkma gereksinimlerini minimuma indirerek onların televizyon izleme sürelerini arttırmaktı. Başarıldı da.
Muhteşem olanaklar sağlayan bu uygulama BİM’in güvenilirliğini arttırdı. 10 yıl içinde Dünya’daki tüm evler Yeşil Ev’e dönüştürüldü. Tamamen tercihe bağlı tasarım stilleriyle çeşitli simülasyon şanları da doğuyordu. Ayrıca reklamların daha gerçekçi olması da avantajdı. Evlerin fiyatlarına göre reklamın azlığı ya da çokluğu belirleniyordu. Hologramla, reklamın başarısını yüzde 70’lere kadar çıkaran bu teknik için birkaç küçük örnek vermek pek de kötü olmaz herhalde. Mesela düşünün ki, o yeşil evlerden birindesiniz ve yalnız başınıza kırmızı noktalı bir kanal izlemek istediniz. Aniden odanızda hologramlarla 3 yarı çıplak karşı cins beliriyor ve size diyor ki:
 
- SPERM SAVAR prezervatiflerini denemek ister miydin? Hem de şimdi kedi dili modeliyle, hem de bugüne özel, özel indirimlerle. Eğer almak istersen, bu eşsiz hazzı ilk olarak bizimle deneyebilirsin?
(Size biraz önce Marvin’in annesi ve babası hakkında hayatın bazı şeyleri engelleyemeyeceğini söylerken bazen olmadığı zamanlarda bile olur demişsem, işte bu yüzdendir.)
 
Tabii siz de eşsiz kedi dili modelini denemek istediğiniz için değil, ama başka bir şeyi denemek için prezervatifi alırken ödemenizi yapıyor ve deneyemeden hop, hologramlar kayboluyor.
 
Alternatif bir örnek daha verebilirim, isterseniz. Siz de bilirsiniz ki, bazı reklamlar işkence üzerine kuruludur. Yani temel prensipleri “alıcıya işkence et, almazsa daha fazlasını yapacağını söyle” gibidir. Bu hologramlı yeni reklam tekniğine buna yakın bir örnek de verebiliriz. Mesela televizyonda en iyi sabah kahvaltısının nerede yeneceğine dair bir program izliyorsunuz ve aniden yayın kesiliyor. Hologram beliriyor…
 
Ama bir dakika, siz bu hologramı tarih öncesinden tanıyorsunuz. Bilin bakalım kim?
 
-Beş kilo bal almak istediğini biliyorum Beş kilo bal, hem de beş kilo sadece yüz lira. Eğer alırsan sana pazardan 30 kuruşa aldığımız 200 lira değerindeki saati de hediye ediyoruz.
 
İşte bu gibi teknikler, yeşil evlerin başarısını arttırdı. Proje yeni bir din gibi benimsenirken Dünya üzerinde yalnız bir kişi için kötü sonuçlar doğurdu. O kişi de, o sıralarda 150’inci falan yaşını kutlayan Jim Carrey’di. Asır önce yaptığı Truman Show filmini hatırladı ve bir an için büyük şüpheye düştü. Filmin aktörü olması ve bu yeni teknoloji arasındaki bağı kuramadı. Bir an için Truman Show filminin gerçek olduğunu düşündü, film içinde film dedi. Beni kandırmışlar diye devam etti… Bir gece evde tek başınayken –ki o evde kameralar olduğunu ve izlendiğini düşünüyordu- “BENİ DAHA FAZLA KANDIRAMAZSINIZ” diye bağırdı. “YILLARCA HAYATIMI İZLEMİŞSİNİZ, ŞİMDİ DE DALGA GEÇİYORSUNUZ” diyerek kendini öldürdü. Bunu yapmadan önce duvarı da yıkmıştı tabii. Gerçi bunu yapmasa ölmeye pek niyeti yoktu, çünkü siz 2017’dekiler o dönemden hatırlarsınız ki yaşlanmıyordu.
 
Bu Jim Carrey’le ilgili son bilgiyi sanki sizi çok ilgilendiriyormuşçasına size niye verdiğimizi bilmemekle beraber, yeşil evlerle birlikte Dünya’nın maymunların intiharıyla üzerine çöken kasvet bulutları da dağıldı.
 
Ve kasvet bulutlarının dağılmasıyla birlikte, Marvin büyüdü. 27 yaşına geldiğinde, babasının öldüğü yaşta olduğunu hatırladı. 2222 yılının saçma sapan 2’lerle dolu oluşunda pek ekstrem bir şey olmamasına rağmen insanlar bu yılın farklı bir şey doğuracağına inanıyordu.
 
Marvin 2222’nin bir kış gecesinde, yeni evine ilk kez taşınmıştı. Daha önce hep toplu konutlarda kaldığından, pek hologramla karşılaşmamış biriydi. Aklında karıncalanan bin bir fikir arasından birkaçıyla sohbet ederken televizyonu açtı. Fakat odanın ortasında beliren hologram onu öylesine sıçratmıştı ki, bir an öleceğini sandı.
 
Hologram, top sakallı, rahat tavırlı, genç bir adamdan ibaretti. Reklam çok kaliteli dizayn edilmemişti fakat gerçekçiliği tavan yapmıştı. Ayrıca sesin fazlalığı da insanın aklını alacak cinstendi. Ve hologramdaki adam, şöyle fısıldadı sihirli sözcüklerini Marvin’e:
 
-Hiç internette otel aradınız mı?



Devam Edecek…

Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6437
2 Firari Fırtına 4485
3 Mustafa Ermişcan 3938
4 Hasan Tabak 3607
5 Nermin Gömleksizoğlu 3240
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3088
7 Uğur Kesim 3088
8 Sibel Kaya 2950
9 Enes Evci 2654
10 Turgut Çakır 2332

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2836 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com