vera 4  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 923 Puanı: 54

15 Mart 2017 Çarşamba 
Kadın-Erkek
Okunma: 483

Sorunun köküne, kökün toprağa dokunduğu ilk noktaya inince, her şey; iki çekirdeğin iç huzursuzluklarını koca ormana bulaştırmalarından başlamış gibi geliyor. İnsan ya da benzer bir hayvanın evrimini incelediğinizde tesadüf sandığımız her şeyin, aslında büyük bir ustalıkla dokunmuş bir desen olduğunu görebilirsiniz. Ama biraz daha yukarılara baktığınızda o ustalıkla dokunmuş desenin, yalnızca koskoca bir şatonun banyo duvarından bir mermeri kapladığını da göreceksiniz. Öte yandan o şatonun bulunduğu alanın ötesinde, bir şehrin, bir ülkenin, bir kıtanın ve bir gezegenin varlığını da kabul ettiğinizde, o mermer hiçleşecektir. İşte tam da o an; tesadüf yasaları katıksız bir ciddiyetle, hak ettiği gibi kendini belirginleştirecektir.
Bu açıklamayı yapmış olmamın sebebiyse; fizik yasalarının, kuramların ya da kafa karıştıran tonla yığının ardında bu hikayenin temelinin; tamamen bilgisiz olduğum bir konu olan elma ağaçlarının evrimi hakkında olmasıdır. Tamamen zırvalık olsa da düşünmeden edemiyorum; ya öyleyse?
 
Binlerce yıl önce bir gün boşluk, doğanın canını sıktı. Yeni bir üretim mekanizması üzerinde çalışıyordu ve tamamen mekanik bir edayla, iki çekirdek üretti. Çekirdekleri ormanlardan birine gömdü. Ve görevlerini de elma ağaçları yaratmak olarak belirledi.
 
Tasarısına göre bu iki çekirdek de asla elma ağacına dönüşmeyecekler ve bulundukları ormanı bir elma cennetine dönüştüreceklerdi. Elleri, kolları ve beyinleri olan tohumlardı bunlar.  Ve sonra, doğa, tasarısını izlemek üzere oradan ayrıldı, uyuyakaldı. 
 
Tohumların isimleri Eksi ve Artı oldu. Zaten görevlerinin bilinciyle var olmuşlardı. Bu yüzden hemen işe koyuldular. Dipten delikler açıp toprağın havalanmasını sağladılar. Eski, çürümüş, kokuşmuş tüm ağaçların kökünü budadılar. Yorulduklarında buluşup oturdukları yerden minik, zararlı solucanları temizlediler. 
 
Daha hızlı olmak adına, ikisi ayrılarak ormanın farklı alanlarını seçtiler. En verimli bölgelerine, en hoş kokan bahçelere kendi özlerinden birer parça bıraktılar. Yaptıkları iş öylesine uyumluydu ki kısa süre içinde ilk ağaçlar doğdu. Fakat Artı ve Eksi tamamen tecrübesiz olduklarından, ilk ağaçlar elmadan ziyade diş fırçasını andıran saçma sapan bir
meyve verdi.
 
Başa döndüler, ilk ağaçların köklerini budadılar. Ormanın tamamına yaydıkları tohumları topladılar. Kimileri henüz kök salmaya başlamışken, onları temizlemek hayli zaman aldı. Temizleme işlemi bittiğinde yeniden üretime koyuldular. Yanılgılarını, seçtikleri bölgenin yanlışlığına bağladılar.
 
Yeniden dağılıp, iki koldan bu kez farklı bölgelere özlerini bıraktılar. Toprağın ruhuyla ilgili tecrübeleri olmamasına rağmen, yeni seçtikleri bölgeler gerçekten daha verimliydi. Tohumlar yavaş yavaş kollarını doğurdu, toprağa tutundu ve çamurun içinden çıkıp, yeryüzüne birer
delik açtı. Ağaçların yeniden çabucak yeşermesi, Artı’yı ve Eksi’yi çok mutlu etti. Fakat aylar sonunda yaşadıkları hayal kırıklığı da mutlulukları kadar büyüktü.
 
Yeni doğan ağaçlar, meyve vermedi. Yine bir yerde hata yapmışlardı. Elma yaratmak için üretilmiş iki makine, var oluşlarını dolduramıyorlardı. 
 
Siz hiç depresyona giren iki elma çekirdeği gördünüz mü? 
 
Artı ve Eksi, depresyona girdi. Doğal olarak enerjileri toprağı da bozdu. Yeniden bahar geldiğinde, ikisinin de aklına aynı anda bir fikir geldi. Hiç birlikte çalışmayı denememişlerdi. Belki de elmanın sırrı buydu, denemeliydiler. 
 
Baharın sonuna doğru, tüm orman yeniden verimli bir toprağa dönüşmüştü. Artı ve Eksi, özlerini aynı noktaya bırakmaya başladılar. Böylelikle ormanın dört bir yanını donattılar. Dinlenmeye koyulduklarında, içlerini büyük bir heyecan sarmıştı.  O yaz her zamankinden fazla yağmur yağdı. Toprak küçük saplarla yarıldı, içlerinden özlerinin meyvesi yeşerdi. 
 
Ağaçlar büyüdü ve artık ağaçların da kendi özlerinin meyvelerini verme zamanı gelmişti. Artı ve Eksi; heyecanla beklediler. Her şeyin ötesinde bu kez inanç barındırıyordu düşünceleri. Ve nitekim yanılmadılar da; bu kez ağaçlar elmaları doğurdu. 
 
Artı ve Eksi tarif edilemez bir heyecanla yeniden işe koyuldu. Ormanın rutubet kokan her bölgesini temizlediler, elma üretmenin yolunu bulmuşlardı ne de olsa. Yeni özler bıraktılar her yere, safları sıkılaştırdılar; ama bunu yaparken bir kökün başka bir köke zarar vermesini engellemeyi de başardılar. 
 
Aylar, yıllar, on yıllar… Kısacası zaman işte; çalıştılar ve başardılar. Tüm orman, elma ağaçlarıyla büyülü bir tablo gibi güzeldi artık. Bir süre yaptıkları işi incelediler, dinlendiler. 
 
Bir elma ağacı tahminen üç yüz yıl yaşar. İlk beş senesi içinde de mutlaka elma verir. Velev ki ilk beş sene içinde elma vermedi, ne olur biliyor musunuz? Altıncı senede verir. Bir şekilde yaparlar işte, o elmayı doğurur.
 
Artı ve Eksi; ayrı birer tohum olsalar da; mekaniklerdi. Onlara biçilen ömür 200 yıldı. İlk 35 senelerini yanılmakla geçirdikten sonra; 50’inci senelerinde başarıyı bulmuşlar, beklemeye koyulmuşlardı. Fakat 70’inci yaşlarına geldiklerinde; toprağın altında yalnızca zararlı solucanları yok ederek beklemek; onların canını çok sıktı. Yapacak hiçbir şey yoktu; yeni
ağaçlar için ormanda yer de kalmamıştı.
 
Sanki muhteşem galaksiler keşfetmişler fakat o galaksilerde kimseleri bulamamışlardı. Boşluk ve yokluk, onları sıkıntıya; sıkıntıysa çatışmaya sürükledi. Her şey bir gece Artı’nın şöyle demesiyle başladı:
 
-Benim adım Artı olduğuna göre, sen olmasaydın da bu ormanı üretebilirdim. Ayrıca ben
artıysam ve sen eksiysen aramızda benim senden üstün olduğuma dair hiçbir kuşku
olmamalı. Senden fazlam var.
     
Konuya hangi yönden baktığınız önemlidir; Artı'nın zıttına yöneldiğiniz zaman ortaya şöyle bir önerme de çıkabilir; Bir artı çizmek için önce eksi çizmeniz gereklidir! 
Eksi, ilk başta biraz sarsılsa da pek tartışmadı. Kabullendi. Onun bu durumu kabullenmesi Artı’yı daha da güçlendirdi. Mesela artık solucanlarla uğraşmamaya başladı Artı. Eksi tek başına tüm ormanı temizlerdi. Bir süre hayat, olduğunca aktı ve gitti. 
 
Eksi tüm ormanı temizlerken –bu basit ve boş eylem süresince- düşünürdü. Bir gün bir fitil
gelip alnına sağlandı. Damarlara elektrik verdi ve Eksi şöyle dedi;
 
- Nasıl olur da hiç çalışmayan Artı benden daha üstün olabilir? O üstün değil, ben ondan üstünüm. Hem o solucan temizlemeyi bilmiyor(Birlikte solucan temizledikleri günü unutuvermişti) Muhtemelen elma ağacı yapmayı da bilmiyor!(Elma ağacının nasıl yapıldığını da unutuvermişti)
 
Gidip Artı’yı uyandırdı ve ona bu üstünlük meselesiyle ilgili tasarılarını bağırdı. Tam bu noktada doğa uyanmış olsaydı; muhtemelen Artı’yı cezalandırırdı. Çünkü bu gereksiz
şatafatları ilk o icat etmişti. Cezayı hak eden de oydu. Ama uyanan olmadı ve zaman içinde Eksi tasarısına daha da bağlandı. Ormanın içinde bazı kanı bozuk kurtçuklar da vardı ve bunlar Artı’yı alkışlayıp, Eksi’yi destekliyorlardı.
 
Çatıştılar, kavga ettiler. Ama yeni şeyler düşünmediler. Bir süre sonra ikisi de solucanları
temizlemeye gitmedi. İkisine göre de bu diğerinin işiydi, çünkü ikisi de birbirinden üstündü.
 
Çatışmanın doğurduğu bu bilinçli tembellik, bir zaman sonra solucanların rahatça ağaçlara zarar vermesine yol açtı.  Solucanların elma ağacı yemediğini ben de biliyorum. Ama solucan deyince aklıma solucan gelmiyor. 
 
Birkaç yıl içinde, bazı ağaçlar çürümeye başladı. Artı ve Eksi bunu fark edip; ağaçları yenilemeye karar verseler de ikisi de bu işi tek başına yapmak istedi. İlk iki denemenin
aksine bu kez başardılar da; yenilediler.
 
Tek başlarına da elma ağacı üretmeyi öğrenmişlerdi. Fakat birkaç hafta sonra trajik bir olay yaşandı. Başıboş bir eşek, kafasına düşen elmalardan birini yedi ve hemen orada öldü.
İkisi de o ağacı hangisinin ürettiğini bilmiyordu fakat birbirlerini suçlamaya başladılar.
 
Zehirli elmalar; son dönem eseriydi ama bir şeyi anlayamadılar. Nasıl ki muhteşem elmalar birlikteliklerinin eseriyse; zehirli elmalar da ayrılıklarının eseriydi. İkisi de birbirini boşa suçladı. 
 
Aylar kavgalarla geçti, Eksi; Artı’nın ürettiği tüm ağaçların zehirli olabileceğini söyleyerek bazı ağaçları yok etti. Bunun üzerine Artı, Eksi’ye bir dizi yasaklar getirdi ve yeni ürettiği ağaçların hepsinin kökünü budadı. Kavgalar şiddetlendikçe; solucanlar da boş durmuyordu tabii.  
 
Ve bir gün, büyük bir kavga patlak verdi. Sözle çatışmaları yetmemişti; birbirlerine saldırdılar.Artı Eksi’yi o gün, orada öldürdü. Ve zafer kazanmışçasına tüm ormanı baştan
aşağıya yeniledi. Fakat yenileme süreci bittiğinde yine şu sıkıntı gelip oturmuştu böğrünün en derinine. Yapacak hiçbir şey kalmadığında, solucanlarla bile kavga etmeyi denese de başarısız oldu. Eksi’yi özledi ama onu geri getirmenin de yolu yoktu.
 
Ağaçlar yeni elmalarını verdiklerinde, bir ceylan sürüsünün yolu büyülü ormana düşmüştü. Bu zamana kadar hiç elma yediğini görmediğim ceylanlar, o büyülü ormanda elma yemeye
karar verdiler. Büyük felaket; binlerce ceylanın ölümüyle sonuçlanınca zaten mutsuz olan Artı içinden çıkılamaz bir cehenneme battı. Eksi’nin olmayışı ve zehirli elmaların dışında, binlerce ölü ceylanın toprağa karışması da silkinerek engellenemezdi. İşin ücra köşesinde
 
Artı’nın bir toprağı tek başına diriltemeyeceği gerçeği de vardı. 
Muhteşem orman, zehirli ormana dönüştüğünde; başarısızlık, yalnızlık, özlem gibi kimi insansı duygularla boğulan Artı dayanamadı ve bir solucan deliği ararken kendini
öldürdü.
 
O orman bugün hala zehirli. Bir gün yolunuz düşerse diyeceğim de; şu an gördüğüm; zaten yolunuz çoktan düşmüş. 
Ama bence siz siz olun, elmalar hakkında bir kez daha düşünün. Çünkü bana göre, Artı ve Eksi’nin hikayesindeki şu üstünlük kargaşası toprağa dokunan ilk tohumla ilgili.
 
Artı ve Eksi bir elmanın iki yarısıydı. Ve bu iki eşit parça olma durumu bütünü ilgilendiren bir şey değildi. Birileri gelip, elmanın bir yarısının ısırıldığına inandırdı onları. Daha da
kötüsü, onları buna inandırırken yalnızca “Elma ısırıldı!” demesiydi.
 
Artı da, Eksi’de kendisine baktı. Kendilerinin ısırılmadığından emin olduklarında, birbirlerine
yöneldiler ve birbirlerini incelediler. Bazen, olmayanı da görebilen gözlere sahiplerdi ve Artı Eksi’nin, Eksi’yse Artı’nın ısırılmış olduğuna inandırdı kendini.
 
Aslında ısırılmış hiçbir şey yoktu. Ve ikisi, bir elmanın yarısı olma fikrine sırf bir söz
yüzünden bir daha asla tahammül edemediler.
 Bir elmanın iki yarısı, üstünlüğü tartarken yalnızca bir işte tek elma oldular; tüm ormanı zehirlemek. 
(Doğa hala uyuyor ve orman hala zehirli.)
 
                                                                                                      12.03.2017

Yorumlar (6)
Kara Visal 18.03.2017 00:02
İyi bir yazı olduğunu düşünüyorum fekat bir sorun var bu kadar uzuun bir yazı, yazan için emek okuyan için
Sabır gerektirir. Sayın yazar ve tüm okuyucuları tebrik ederim.👍👍

vera 4 18.03.2017 17:56
fekat yazmak ve okumak; zaten emek işidir.

Kara Visal 18.03.2017 18:18
Elbette öyledir fekat aynı gayreti herkesin gösteremeyeceğini düşünerek tebrik ediyorum ve hatta takdir de ediyorum. Sorunu kendi açımdan dile getirdiğimide belirtmek isterim vesselam

Başarısız YAZAR 1.04.2017 01:43
Öykünü bir defa daha okurken biraz daha düşündüm dostum. Evlerden iki kişilik o boktan yataklar kaldırılmadığı sürece bir kişinin yere düşme olasılığı her zaman vardır. Düşüncelerin manevra alanı. En kötü ihtimalle er yada geç iki sırt arasındaki denklemin neden sonuç ilişkileri arasına bir battaniye girip kendi hükümdarlığını kuracaktır. Orman hala zehirliyse. Bence artı ve eksiler tekli olan şeyleri denemeli birde. Hatta ve mümkünse o alçak battaniyeyi yere düşürüp battal beden tek bir kazak içine iki yetim kardeş gibi birbirine sokulup uyumaları gerek.

vera 4 3.04.2017 23:12
Artı ve eksiyi bir enerji biçimi olarak kullandım. Nedense kadın ve erkek de bana hep böyle gelir. Kadını eksi seçmemin sebebi de şuydu; bir artı çizmek istiyorsan önce eksi çizmen gerekir.
Hepsinin ötesinde tekli dünyaları denemek de bir alternatif fakat bir fiş yalnızca tek bir prize aittir fikri de biraz ironik kalıyor.

Başarısız YAZAR 4.04.2017 01:28
Haklısın


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6437
2 Firari Fırtına 4485
3 Mustafa Ermişcan 3938
4 Hasan Tabak 3607
5 Nermin Gömleksizoğlu 3240
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3088
7 Uğur Kesim 3088
8 Sibel Kaya 2950
9 Enes Evci 2654
10 Turgut Çakır 2332

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2790 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com