Hep de Böy  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 13 Puanı: 2308

25 Ağustos 2021 Çarşamba 
9:00 VE BİZLER
Okunma: 105

O adam var ya bahsetmeye değer bulmadığı her şeyi bana doğum günü hediyesi yapmıştı. Elinden geleni yapmış bir delinin çıkmadığı birkaç sokak kalmış kadar bir iz bıraktı kabadayı bakışlarında. Robert olsa bunları daha sorunsuz bir daktiloda yazardı. Bu satırları ona borçluyum diye düşündüm. O şekilde kaybettiğin kimdi acaba, bu satırlardan doğan bir tartışmanın ayak izleri mi onları silenler mi? Ona göre yas tutacağım. Seni tanımıyorum bile. O kadar çok sanat kokan sokaklar var ki, bunu bilmek benim hakkım dediğim gibi kapıyı polis çaldı. Kim o, dedim. Bunu akıl etmiştim. Adam polisle birlikte çıktı, onu sevdiği bir filme götürecekti ve o filmde ben yoktum, gerçekten sevdiği biri vardı. Bastırdığı duyguların kim için olduğunu anlayamayacak kadar kafam karışmıştı. Dondurma ise büyük bir ziyafet vermek anlamı taşıyacaktı, olsaydı buna nasıl teşekkür eder bilemiyordum. Şehrin bu karanlık yanını anlayamayacağım kadar çok sanatseverin yaşadığı güzel bir semtti bu. O an sorsalar saçma sapan diyecek olduğum bir hikayeyi aslında ne kadar çok sevdiğimi idrak ederken “hangimiz ikiyüzlü değiliz ki” diye iç geçirdim. Bu kadar ipucu bile asla canavar olma özelliğini yitirmeyecek bir canavarın her şeyi yıkması için çok ileri bir tarihten gün alması için yeterliydi. Bütün bunların olmayacağını ispat edemiyordum. Artık aynı güvenle (neyin güveniyse) bizi takip eden o ses nasıl söndüyse (müzikal anlamda) onlar olacaktı. Eski plaklar gibi bir hayat hikayesi izlemek isteyenler, plaklarıyla zor vedalaşıp şehre yeniden ayak basanlar hep okumuş tiplerdi, benden bir adım önde olmamaları için bir neden yoktu. Beni daha çok ayak izleri ilgilendiriyordu. Uyuyakalmama neden olanlar değil de, uyanık kalıp elime bir kitap daha tutuşturanlar. Küfür etmeye gelince herkes beat olamaz. Onların üstünden geçtiği karelerin gerçekliğiyle sekiz kişilik grubun içinden kaçmak isteyenler kim, kalmak isteyenler kim hemen anlaşılıyordu. Kaçanlar ayak izlerini silenlerdi. Kalanlar ise ayak izleri kalmasından korkan tartışmacı tipler. Dokunduğun anda anılarını anlatmaya başlar onlar. Tamamı bana göre değil sözlerinin dediklerim. Bir bütün sayfayı aşağı kaydırdığımda adını göremediğim için biraz üzüldüklerim. Polis olmadığından nasıl emin olabilirim? Sürekli aynı lafı tekrar eden biri “yüzük” demiyordu da, altın madeni denilince özür dilemeyi öğrenmiş haberler özür üstüne özür beyan ediyordu. Altın nasıl oluşur kimse bilmiyor ama altın çıkarmak için kullanır gibi kullanılıyor artık “linç yemek” sözde tanımı. Çok garip bir dünya bu. Resimlerin götürdüğü kadar uzağa götürmüyor beni olanlardan. Dünya gözümde bir resmin karşısında küçüldüğü kadar küçülmüyor. Şarkı söylerken her şeyi unutmak gibi değil resimler. Onları ben göremiyorum, bunlara ise resim bakmıyor. Evet. İşte ben o kişiyim. Tanrı’yı resimlere kazıyan bir yapım var zaman çizelgemde. Yaşlılığımı hattat olarak geçirmek istiyorum. Yine de yazı dünyasında o kadar çok cevher var ki insan en azından kitap okuyabilecek kadar yalnız kalabilmeli. Bu da sıradan bir durum olabilmeli öyle değil mi? Sıradan bir sessizlik. Sıradan bir sayfa. Bense dünkü haberle birlikte yaşlanıp yurtdışına Miami’ye gittim. Oradan Londra’ya geçtim ve bir evde eşimle birlikte ölü bulundum. Beni şu aptal pop şarkısı sanacak değilsiniz sanırım. Onlardan büyük çoğunluğu beni taklit ediyor ne yazık ki. Kendisini resme başlamamış bir ressam sanmak istediğinde karşımda beliren bir kopyalama formatı gibidir çoğu. Büyük çoğunluğuna inanmadığım bir yazıda bile dün öğrendiğim Alman alfabesine değil de hafif bir kalp kırıklığına bel bağlamış olanlar. Bu öyle bir perde olmalı ki ben kendim kitap okuyabilmeliyim ve dileyen herkes de bu yazdıklarımı okuyabilir halde olmalı. Acaba kaç kişi kaldı hayatta? Yaşıyorsan takıl! Artık küstüğümü anlamayan bir ses yığınıyla beni gördüğü yerde kaçan bir kan pıhtısı arasında kalamayacak kadar güçlendim. Kendi inandıklarımla beni ayakta tutanlar aynı cümlelerde geçiyor ama konuşmaya olan merakım yine güncel birkaç haberden ibaretken anlatacak değişik bir hikaye arıyorum. Geçenlerde yine sana geliyordum az kalsın son anda vaz geçtim! Buna inanan var mı? O yerini işaretlediğim sayfa mı yoksa player’da bile yeri şaşmayan: tam üç saat sizi dinledim Bay Robert. Henüz konuşmaya hazır değilim. Artık bu sayfaları yazdıktan hemen sonra yayına girecek bir kitap arayışından vaz geçtim. Çevirmen ise sadece o kitabı tercüme etti belki yani şiiri okumamıştı bile. Beni daha ne kadar başkalarını kopyalamakla suçlayacaksınız? Bunlar herkesin aklından geçebilecek dünyaya dair gerçekler. Oradan soyut bir mesaj çıkarmak isteseydim bir kepçem olurdu benim de ama istemedim. O küfürleri sen mi ettin Bay Robert? O küfürleri sen mi ettin Bay Robert? O da kitap değil ya! Robert biraz üzülmüştü. Şizofreni nasılsa iyileşiyor. Siz hakkımda bir tahminde bulunun. On yıl sonra ölmediysem, yarın düğünüme beklerim! İnan bu saçma tartışmadan nefret ediyorum. Sorduğu sorular beni bir yere vardırmıyor. O küfrü sen mi ettin Bay Robert? Bay Robert sahtekarlıktan o an vazgeçmiş gibiydi. Bir gün okursun. Şu hastalık bir atlatılsın da.  

Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6645
2 Firari Fırtına 4657
3 Mustafa Ermişcan 4149
4 Hasan Tabak 3801
5 Nermin Gömleksizoğlu 3411
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3346
7 Uğur Kesim 3229
8 Sibel Kaya 3119
9 Enes Evci 2801
10 Eyyup Akmetin 2479

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1261 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com