Hep de Böy  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 11 Puanı: 2525

27 Ekim 2021 Çarşamba 
Soyut Aşk
Okunma: 105

Güneşin ilk ışıklarıyla son baharın son yaprağı bir hizaya dizilmiş gibi bir sükunet vardı yazıların hafifliğindeki batıl inançlardan arınmışlıktan bu yana esen her rüzgarda... bir sayfa daha. Yılların izini sürerken aynı sükuneti bir satranç tahtasının ustasının kaybettiği sanatı şah mat ederek başladı ilk işine ama kötü biri değildi asla. Bir gün sayfanın sağ alt köşesine adını yazabilecek miydi her tahtaya kazıdığı adını, bir kez olsun düşündü mü o yazıdan bağımsız olarak. Kısacası ilk satırlarda bir hasret ikinci satırlarda ise bir rüzgar gülünün kendinden emin adımları vardı, dünyayla uyumlu olmak adına sağa sola dönerken asla yolunu, yönünü şaşırmayan. Üçüncü satırda ben uçtum uçtum, bir düşün pençesinde can çekişirken yakalandım savruk noktalama işaretlerinin son bakışına. Yalnızlığın adı üstünde denildi, ne ezberleyeceksin, hem ne gerek var esnerken yemek yenir mi diye merak ederken uyuyakaldığım için kabus gördüm demeye. Onlar sanatın en zor günlerini en kaba hesaplara sordular çaresiz, anımsayacak tek bir hücresi kalmamıştı çünkü ter damlayan yanağının muhtaç olduğu suya uzanan ellerini. Gölgesi çarpı işareti şeklindeydi ama yersiz bir oyundu bu, kimsenin ilgisini çekmedi hem zora gelmeyen oyuncakların dünyasındaki nefesi. Bir gün olsun unutmadı kalbinin çarptığı gibi kırpamadığı gözlerinin baktığı yerde duran aynı koyu kahve sandalye ve kütüphanenin alt rafından somurtan kuş kafesi. Nasıl olmuş da unutmuşlardı kuşların çelimsiz cik cikleri arasından sıyrılıp da mobilya indirimi diye haykıran indirim düğmesini. İşte o kadarcıktı dünyaları, o kadarcıktı çünkü evren ve o kadarcık idi sahte sahne arkası ve kulis niyetine gittikleri kışlık tulumba tatlısı kulübesi. O şerbetin üstüne kahve içmeyecekse hangi sükunetti bu az önce hemen hiçbir şeyi susturamayan sesinin son hevesi olarak pullu pullu parlayan balıkların takası, hem de bir salyangozun bizi bundan kurtarması. Tüm hayalleri bir takvimin "beni seveceksin" diyen güne kitlenip, tek bir günden ibaret oluşu bir yana, ne alaka allı pullu karton kutuların içinden çıkan hediyelerin tahmini bütçesinin evdeki örtülerin son örneğini de geçişi. Bir kez olsun acımış mı ki şimdi acındıracak kendisini içinden çıkaramadığı ve günlük tuttuğu uğruna makasın kesmemesi? Bir kez olsun düşünmüş mü beni böyle çaresiz yazarken duran saat ve hangi güne atılacak zavallı bilgisi? Şimdi bizi çağıranlar ki onlar zaten bizi ayıranlar derken nasıl da gerçekçi bir bakış açısı buzdolabında çikolata olduğu gerçeğinin karşı yakasının kutupta eriyen buzlar oluşuna duyduğum hayranlıkla kırılan buz kütlesi. Hiç korkutmuyor mu sizi susamış her damla yaşla ağlamanın en zor şey olduğu konuların arasına karışıp "yapımda yok" diye düşünmesi. Birden her şeyi anlayan birinin anlayışsızlığı suyun dibine çökecek ki bizler de anlayalım nedir alıp veremediği bu aynı havanın kaldırma kuvveti mi var ki? Bilemiyorum ama uzaktan kumandalı kulaklıklarım olması da nesi? Duyuldu bence saatin sesi, bir kusur yok takvimde bakarsak hepimiz ışınlandığımız bir dünyaya ve orada mutluluğun tanımsız huzurunda, saadet ve esenlikler hoparlörü kendine getiresi, camdan sarkan çiçekler için ayrı bir şey düşündüm ama bu çiçekler bence ilk bakışımın son cümlesi. Bana anlamlı gelmedi konuşmama yüzde elli indirim uygulayıp sonra da maaşımdan kesmesi derken korkmayan mı var aç kalmaktan, korkmayan mı var yalnız kalmaktan, korkmayan mı var kendinden... daha neler artık, bu delirten güneşin yaktığı tenim o kadar kuşkulu ki, Tanrı'ya varmalı sıcağın her zerresi. Bu kadarı kime yetmiş ki şimdi beni yorsun anlayan varmış bir derenin kenarında balık tutan bilgenin bir sonraki yıldan esinlenişi. Lütfen bana masal anlatmayın... bu bir işkenceydi içinden gofret de çıkan ve kandıramazsınız beni görünmeyen yolların saklambaç oynamadığı konusunda. Hoşça kalın demek için altı saat düşünen sanatsal yapısı cümlenin iğne ucundaki deliğinin düğmesi. Artık iğnenin o düğme ve çalıyor plak her günkü yakınlıklar bitmeli bugün, kaynanası. Sever sever... seviyorlar renklerin cambazlığında yalpalayan ayran yürekli demircinin dövdüğü terbiyeli mıknatısların çektiği aşk tiyatronun bir parçası gibi. Bana olmuyor inan bulup da kaybedilen bir şey değil kafiye ve her diğer kelime yalan, yalan, yalan. Gitme. Dayanamazsın. Ben de gelemem. O lafım oymuş ama bir sakıncası olmamalı tutkalın beyaz renginin akışkan olduğu günlerden kalma tak tak sesi yan komşuyu andırıyorken hem de fotoğraftaki vesvesesi. Tutkal efendime söyleyeyim, üçüncü satırda küsmüş de ondan bana ana avrat düz gidişi. 

Yorumlar (2)
Dilan Özçelik 5.11.2021 00:08
Muazzam olmuş, kaç kez okudum, bilmiyorum. Duygular ve düşünceler olanaklı, makul bir derecede tasvir edilmiş ve oldukça akıcı insanı yormayan bir anlatımı var. Paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Sağlıcakla:)

Hep de Böy 5.11.2021 05:34
Çok teşekkür ederim.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6675
2 Firari Fırtına 4679
3 Mustafa Ermişcan 4174
4 Hasan Tabak 3828
5 Nermin Gömleksizoğlu 3435
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3376
7 Uğur Kesim 3249
8 Sibel Kaya 3141
9 Enes Evci 2823
10 Eyyup Akmetin 2648

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:5065 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com