Enes Evci  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 9 Puanı: 2469

24 Ekim 2010 Pazar 
Mavera Günlükleri 1
Okunma: 1383

Yazıya başlamadan önce, önsöz niteliğinde bir açıklama:
Bu hikayeyi şuan okuyorsanız ve sayfa sonuna kadar okuyacaksanız bilin ki uzun soluklu bir hikayeye başlamışsınız demektir. Daha tamamlanmamış bir hikayedir lakin başlangıcı şuan zaten çok fazladır. Bu hikayem de sizin yorumlarınızın önemi ilk kez diğer yazılarıma nazaran çok önem arz ediyor benim için. Hepsini birden yayınlayabilirim tabiki lakin sitede başkalarının hakkını yemek istemediğim için ve bir anda hepsini yayınlayıp sizi yormak istemediğim için parça parça yayınlama kararı aldım kendimce. Bu yazdığım kurgunun temel parçası alakasız insanların yolllarının kesişmesinden ziyade günlük hayatta duyduğumuz kaos hayatların en önemli özelliklerini taşıyan insanların hayatlarına bir nebzede olsa dokunmak.

Bir önceki yazımda bu yazıyı yayınlamadan önce ki düşüncelerimi yazmıştım, okumayanlar için şunu belirtmek isterim. Bu sitede Tarık ve Cüneyt adı altında iki hesap açıp yazmıştım ilk iki bölümün parçalarını ve özelden "bu yazılanlar gerçek mi?", "çok üzüldüm" vb. bir sürü yorum aldım bu yorumlar zaten amacımdı. Nedeni ise şudur: konuyu size ne kadar gerçekçi lanse edersem bu benim tarafsızlığımı bana kanıtlayacaktı. "Kendimce" başarılı olduğumu düşündüm. Çünkü kurgulamak, yazmak, tasarlamak bir yerde kolay lakin iş yazmaya gelince okuyucuyu kurgunun içine çekmek -hele ki yazdığınız kurgu uç nokta da konulara değiniyorsa- işte o biraz zor oluyordu, bunu başardığımı düşündüğüm için tekrar "düzenli" bir şekilde yayınlamayı ve bu kurguya sizi çekip ortak olmanızı istedim. Yazının başlığı önceden sadece "bir", "iki", "üç" diye gidiyordu. Şimdi hepsini "Mavera Günlükleri" şeklinde yayınlamak daha uygun gördüm. "Mavera", Züleyha'nın Hz.Yusuf'u hapsettiği zindanın adıdır bu arada, yani Mısır'da bir zindan adıdır.

Son olarak yorumlarınız benim için gerçekten önemlidir.

                                                BÖLÜM 1-1
                                    (Molla Cüneyt'in hikayesi)

"Onlara "bu Kur'an, Allah tarafından gönderilmiş bir gerçektir, isteyen inansın, isteyen inkâr etsin" de. O ateşe atılanlar "su, su" diye feryat ettiklerinde çığlıklarına karşılık kendilerine erimiş metal gibi yüzleri kavuran bir sıvı sunulur. O ne fena bir içecek ve orası ne fena bir barınaktır." Kehf Suresi 29. Ayet

 

 

Hayatımın bittiğini anlamam çok uzun sürdü. Bu uzun süreç kısmen farkında olmadığım mutluluklar da gizliydi kısmen de farkındalığın o amansız acısında. Bu yüzden size anlatıyorum. Adım Cüneyt. Neler yaptığıma inanmayacaksınız. Gerçi artık kimse bana inanmıyor ya neyse.

 

Bana savaşı sorun, bana silahları sorun ve patlatılan o gizli ibadethaneleri sorun. Bana içinde bulunduğunuz tüm zaafları sorun. Malzememin insan olması ne kötü biliyor musunuz? Ve kötüler için malzemenin ben oluşu, işte asıl canımı yakan gerçek!

 

Takriben 10 sene önce sofi bir yaşantıyı seçtim. Düşünmek ve daha iyi yoğunlaşabilmek için kendimi çileye çekerdim. Mevlevi bir usuldür çile ama benim çilemin kuralları: 40 gün boyunca bir oda da her günü ibadetle geçirmekti. Günde sadece hurma yerdim ve bir bardak su içerdim. 40 gün boyunca devamlı oruç tutardım ve kendi kendime bile sesli konuşmazdım. Bedenen ve ruhen açlığımı doyurmaya çalışırdım.

 

Mukaddes aydınlığın tadına bakmış birisi olarak size en şiddetli kan günlüklerini sunacağımı belirtmek isterim. Belirtmek isterim çünkü en başından vazgeçmelisiniz benim yaşadıklarıma şahit olmaktan.

 

Gencecik bir kız düşünün. Hatta bunu sizin için biraz daha şekillendirmek istiyorum. Kardeşinizi, yoksa en sevdiğiniz kız kuzeninizi düşünün. Varsa kız çocuğunuz veya ablanızda olabilir. Ve şimdi sizden şunu istiyorum. Hiç bir suçu ve suçunuz yokken onun hunharca öldürüldüğünü düşünün.

 

Zor olanı yaşamak insana mahsus sanırım bu dünyada.

 

2000 Yılının ocak ayıydı sanırım. Onu teşhis etmeye morga gittim. Devamlı çorap üstüne patik giyerdi kız kardeşim. Yıllarca görmediğim çıplak ayaklarını gördüm ve sadece kendi beğenisine sunduğu ayak tırnaklarındaki soyulup dökülmüş mavi ojeler. Mosmor olduğu için ten rengi, ojeler pek belli değildi. Annem babam girememişlerdi o yüzden ben girmiştim onu teşhis etmeye. Sol kolu yoktu polisler bulamamış. Denilene göre 6 farklı yırtıcı köpek parçalamıştı, vücudunda bir sürü ısırık izi vardı. Gırtlağı yoktu.

 

Tabii bu kolay bir an değil. Ve bu hiç kolay geçmeyecek günlerin habercisi bu anı, cümlelerle daha fazla resmetmek istemiyorum. Sanırım her şey cehaletin suçuydu.

 

Dergâhta benim diğer mollalardan çokça farkım vardı. Onlar dışa kapalı bir beyin yetiştirirken ben dışa her daim açık bir beyin ile düşünürdüm. Bana kütüphanemdeki on iki bin adet kitabı sorun.

 

Hocalarıma ders verdiğimi gören kaptanlar beni hitap gücümden dolayı yeni gelen öğrencileri eğitmem için görevlendirdiler.

 

Sohbetler yapardık devamlı. Genelde sohbetlerde konuşan kişiler, yazılı kâğıttan okur, dua okur veya kuran-ı kerim den bahsederlerken ben bunların hiç birinden bahsetmezdim. O an aklımda olan türbülans ile yeni gelen beyinlerin zincirlerini koparmaya yönelik cümleler kurardım. Herkes şaşkındı!

 

Bizim sohbetlerimizde ikram hep olur. Çay, bisküvi, meyve veya para yardımı yapan hayırseverlerin yolladığı miktara göre bazen sütlü veya şerbetli tatlı. Sohbeti dinlemek zorunlu değildi ama hep eksiksiz gelirlerdi çocuklar. İlk işleri hemen ikramları yemek olurdu. Bu durum benim sohbetimde farklıydı. Ben konuşmaya başladığımda kıpırdayan bile olmazdı. Ağızlar açık, korku dolu gözler ve korkmaya meraklı kaşlar hep az sonra ne diyeceğimi merak ederlerdi.

 

Arada aklına takılan bir şeyi sormak isteyip tüm cesaretini toplamış yeni öğrenci tam bir şey sormadan onu sezerdim ve ona doğru dönüp anlatmaya başladığımda susar cesaret edemezdi.

 

Bana Mücahit Cüneyt Kaptan demeye başladılar. Bu tehlikeliydi çünkü benim kaptan olmama daha 4 yıl vardı. Tabi bu hemen diğer kaptanların kulağına gitti. Birlik içinde birlik kurduğum şüphesi vardı. Bunun cezası infazdı. Ta ki o gelene kadar.



Yorumlar (3)
A'Gül ... 24.10.2010 18:00
Kullanılan sıfatlar fena halde tanıdık,ifade biçimi ise fazlasıyla yakın gelmişti.Isırıp duruyordu ha babam.
Bu yorum sayılmaz,biraz daha okuyayım , hatırlamak için.(Diğer bölümleri bekleyeyim yani)

Nermin Gömleksizoğlu 24.10.2010 21:10
Sanırım 4. bölüme kadar okumuştum okuyunca hatırladım hemen. Fakat yanılmıyorsam üstüne basa basa gerçek olduğu yansıtılmaya çalışılmıştı ama ben gerçek olduğuna inanmamıştım, üstümde etki bırakmasının nedeni o kadar düzgün ve net bir anlatım vardı ki gerçekle ayırt etmek zordu tabiki.
Ayşegül hanım'a katılıyorum buda bir yorum sayılmaz bekleyelim...

özgül ... 25.10.2010 01:20
O yazıların tadı ve kurgu da olsa gerçekliği hala damağımda.Baya ürpermiştim hatta yorum yapmaktan çekinmiştim,tamda o dönemde bir avukat arkadaşım beni uyarmıştı,yazdığın sitelere dikkat et diye.,
Sonra tabi çok sonra yazının gerçek sahibini öğrendim,kendisinden tekrar yazması için ricada bulundum.Ama enes bu ricayla ne kadar iş yapar diyeceğim bir anda,yine onu yazılarıyla buldum..
Gerçekten bir okur olarak çok mutluyum..Hadi kolay gele


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6202
2 Firari Fırtına 4265
3 Mustafa Ermişcan 3483
4 Hasan Tabak 3348
5 Nermin Gömleksizoğlu 3041
6 Uğur Kesim 2935
7 Sibel Kaya 2766
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2596
9 Enes Evci 2469
10 E.J.D.E.R *tY 2226

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2256 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com