Enes Evci  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 9 Puanı: 2469

25 Ekim 2010 Pazartesi 
Mavera Günlükleri 2
Okunma: 1301

                                                      1-2


"Onlar orada hırıltılı sesler çıkararak inleyeceklerdir ve kulakları hiçbir ses işitmeyecektir" Enbiya Suresi 100.Ayet

 

Onun adını pek kimseler bilmezdi, o hocaların hocasıydı. Günümüzde yaşadığını bildiğimiz, dokunabildiğimiz, konuşabildiğimiz ve görebildiğimiz ender âlim zatlardan biriydi. Ama ben adını biliyordum, adı Zeynel'di.

 

Hakkında bir sürü söylenti vardı. Ölümsüz olduğu saçmalığı bunların en başında geliyordu, kendiside gülüyordu bu söylentiye zaten. Çok bilgiliydi. Buradaki mollaların hocalarının hocalarını ve tüm bölgedeki hocaları Mısır'dan yönetirdi.

 

Okulda tam kaptanlar tarafından iyi bir ceza alacakken geldi. Buraya 4. gelişiydi. Elini kaldırdı beni işaret etti ve eliyle gel dedi. Herkesin boynu büküktü gittim yanına boynum dik vaziyette. Tebessüm etti elini uzattı.

 

Bizde makamı büyüklerin her zaman eli öpülürdü ama ben bunu da yapmıyordum. Elimi kaldırdım tokalaştık. Tam o esnada kendi hocam yıldırım hızıyla bana bir tokat attı. Çünkü bu saygısızlıktı.

“Neden vurdun Cüneyt'e?” dedi Zeynel.

 

Cevap yoktu. Cevap aslında vardı ama gereksiz saygıdan eğilmiş kafalar suratına bile bakamıyordu Zeynel’in.

 

“Gel benimle genç” dedi, gittim.

 

Dergâhımızın bazı yerlerine ben, beni boş ver bir sürü tanınmış kişi bile giremezdi. Gizli, saklı ve izin alınıp girilesi yerlerdi. Dergâh sahibinin bile çok nadir girdiği odaya çıktık. Sadece o ve ben vardık.

 

“Seni götürmemi ister misin?” diye sordu.

“İsterim” dedim.

“Bu ne istek çocuk? Sormayacak mısın nereye gideceğimizi?” dedi.

“Gerek yok, istiyorum”

“Gözlerinde, çölde aslan avlayan Hz. Hamza’nın ışıltısı var, o yüzden seni çöle götüreceğim” dedi.

 

Kabul ettim. Dediği gibide yaptı. Bir sürü yerden benim gibi seçilen tam 42 molla toplamıştı, bende onların arasındaydım, Mısır'daydık. Her gün ders görüyorduk. İşin ilginci bugüne kadar gördüğümüz hiç bir ders yoktu. Felsefe, psikoloji, yabancı dil, nezaket kuralları, elektrik-elektronik, mekanik taşıma aracı kullanma gibi dersler vardı. Ve bunların yanında hobi olarak seçebileceğimiz istediğimiz kadar ders.

 

Büyük lüks bir okuldu. Bir sürü güvenliğin nöbet tuttuğu ufak surlar içinde kocaman bir kale gibi düşünün. Bazı süslemeleri tarih kokuyor, neredeyse her yer yeşillik. Botanik sınıfı bile vardı içinde. 3 katlıydı, her kat balkonunda saksılarda çiçekler, kısmen sarmaşıklar, iç tarafta kalan koca avluda palmiye ağaçları vardı. Her ağaçta mutlaka el yapımı kuş yuvaları vardı. Marangoz sınıfı yapıyormuş bunları ve köpek kulübelerini. Kısaca bir okuldan daha fazlasıydı burası.

 

Her iki üç ayda yeni bir sertifika alıyorduk. Tüm ehliyetler, İngilizce ve bilgisayar dalında dünyaca geçerliliği olan sertifikalar, aşçılık kursu, botanik kursu, marangozhane kursu ve Mısır'daki o an okuduğum üniversite tarafından noksan puansız verilen üniversite diploması ve ve ve sayamayacağım kadar belge ve sertifika. Bu üniversiteye dışarıdan öğrenci gelemiyordu. Onlar seçiyordu.

 

Aslına bakarsanız bu bir yarıştı. Bu okulun en ileri gelen isimleri keşfettiği yeni çocukları buraya bir türlü getirirler ve diğerleri ile yarıştırırlardı. Mezun edene kadar onla ilgilenir ve hayatlarının sonuna kadar kendisine bağlı bireyler yetiştirirdi. Ben de Zeynel’in tek atımlık kartıydım. Tüm ileri gelenler en az 3 tane öğrenci getirmişken, Zeynel bir tek beni getirip koydu bu pazara. Ve yarış benden habersiz çoktan başlamıştı.

 

Okul hayatım boyunca 2 arkadaşım oldu. Birisi tıknaz ama kurnaz Ketamin isminde Ürdün'lü, diğeri de Bubekir adında bir Afgan çocuk. Bubekir'in ismini babası koymuş. Aslında Ebubekir’imiş ama sonra girdiği bir iddia varmış. İddiayı kaybederse çocuğunun isminin ilk harfini sildirecekmiş. 3 kere kaybetmiş 2 kere kazanmış. Ve Bubekir isminden 1 harf eksik şekilde ucuz yırtmış. Arada da yan sınıftan asıl ismi Hu-Lee ama dergâh tarafından ismi Halit olarak değiştirilen uzak doğulu bir çocuk gelirdi muhabbete. Bu çocuk en son sınıftaydı. Bir yıl boyunca muhabbetimiz oldu, okulu bittikten sonra bir daha hiç görmedim.

 

Burada kendini kanıtlayacağız süreyi doldurana kadar bazı yasaklar vardı. Telefon ve internette haberleşme televizyon izleme bunların başında geliyordu. Ailen ile ayda 4 defa mektuplaşabiliyor 1 kere de onların kontrolünde telefonla konuşabiliyordun. 3 ayda bir seni ziyarete gelebiliyorlardı. Kız arkadaş katiyen yasaktı, evlenme çağına gelirsen sadece bu öğrencilere özel kızlar vardı, çok önceden belirlenmiş kızlarla evleniyordun. Bu okulun birde kız olanı vardı çünkü. Senin o okulda aynı numarada aynı sınıfta aynı eğitimi almış bir karşıt cins yansıman gibiydi bu iş.

 

Her şeyden en önemlisi yaşama kavgamızı kaybetmemizi istememeleriydi. Gözümüzü yüce aşk bürümüştü dünyevi her şeye puslu bakarak başladığımız bu yolda artık gözlerimiz başta nefsimize ve geriye kalan tüm dünyevi olgulara kördü.


Yorumlar (1)
özgül ... 25.10.2010 19:50
İfade verir gibi bir anlatım varya bu konuyu çok esrarengiz yapıyor,kanımca


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6202
2 Firari Fırtına 4265
3 Mustafa Ermişcan 3483
4 Hasan Tabak 3348
5 Nermin Gömleksizoğlu 3041
6 Uğur Kesim 2935
7 Sibel Kaya 2766
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2596
9 Enes Evci 2469
10 E.J.D.E.R *tY 2226

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2313 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com