Enes Evci  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 8 Puanı: 2422

7 Kasım 2010 Pazar 
Hocalara Karşı İki Öğrenci, Silahları Tabiki Kopya
Okunma: 2379

Şimdi rutin siteye bakma eylemimi gerçekleştiriyordum. Forumlara bakarken "kopya çektiniz mi?" diye bir soru vardı, oraya yazacaktım çok uzun olacağından ve hayatımda "güzel ve atraksiyonlu" diyebileceğim bir zaman diliminde bu işleri yaptığım için genel anlatmak istedim.

Soru basit "kopya çektiniz mi?" aslında kopya çektiğimiz sınavlarda da sorular basitti ama biz yine çekerdik. Ortaokul da tüm hocalar Alican (gerçek ismidir) ile benim olayımı bilirlerdi.

Nerde birisi dolandırılmış, nerde birisine hain tuzak kurulup mağdur edilmiş direk bize gelirlerdi.

Biz yeterki birisinin birşeyini almak isteyelim, incitmeden morartmadan şip-şak alırdık. Neler neler yapmadık ortaokulda. Resmen ticarethaneye çevirdik. İsteye sporcu kartı, taso ve bunun gibi koleksiyon malzemelerinin tüm serilerini bulurduk, isteyene onu koruyacak-kavgasına gelecek adam bulurduk, kızlara thsörtlerini kumaş boyası ile istedikleri şekli boyar satardık, sapıklara porno diskler cdler temin etme falan filan aklınıza gelebilecek her haltın bizde bir para karşılığı vardı.

Bir tek şeyi paylaşmaz ve anlatmazdık oda çektiğimiz kopyanın sırrı, nasıl çektiğimiz  gibi konulardı. Herkes bilirdi kopya çektiğimizi ama kimse yakalayamazdı.

Biz liseye geçtiğimizde namımız bizden önce gelmişti bile. Nasıl mı? Orta okuldaki sınıf öğretmenimizin (çok çektirdik garibe) karısı bizim lisede müdür.

Müdürde bizi zirzop tipler bekliyormuş, biz tam takım elbise, kısa saç, sonuna kadar iliklenmiş gömlek, düğmeli polarla gidince şaşırmadı değil kadın. "Siz misiniz lan geldiğiniz okulu kopya manyağı edenler?" der gibi baktı, üstümüze pek düşmedi.

Lise süper, lise güzel, lise sınırsız, lise imkan yeri. Orta okuldaki haftalık ciromuzu lisede ona katladık. Sinyalcilik mesleğinide ekledik işin içine. (Sinyalcilik = milletten "tost alacam 25 kuruşum yok varmı sende hacı?" diyerek para dilenmeye denir, bu tost için ihtiyacın olan 25 kuruşu 1000 kişiden alırsan güzel para gelir)

Tabi sınavlar geldi çattı, ilk sınav ve öncesine ne hoca öğrenciyi nede öğrenci hocayı çözemez, rolantiye gider. Ama ilk sınavdan sonra hocalar artık sana daha dikkatli bakar. Çünkü verdiğin kağı 95 ve üstüdür. Hocan evde kağıtları incelerken "kim lan bunlar? hatırlıyor muyum? derse katılıyorlar mıydı?" gibi sorular sorar. Sınıfa gelir ve artık senin suratını ezberler. Arada derste sana sorar bilerek.

E tabi bizde hak getire, ne soru bilirdik ne derse katılırdık. Alicanla benim kafalar kollarda ağzımızdan salya aka aka uyurduk.

"Nermin" isimli bir hoca vardı, çatlaktı.

Gerçi 80-90lı yılların öğretmenlerinin hepsi (istisnasız) hepsi kırıktı ama bu biraz daha kırıktı. (Halen daha öğretmenlerin çoğu kafadan kırık ve sorunludur)

Bu Nermin kevaşesi deliler gibi bağırırdı bize aynen şöyle: "Hayvan herifler, biliyorumkopya çektiğinizi, şerefsizlerrrrr, adilerrrr, kalpazanlarrrr" diye. Başımızın dibinde dururdu sırf biz kopya çekmeyelim diye.

Kopya 1.
Bu kadın sadece bizim ikimize bakarken tüm sınıf istediğini yapıyordu sınavda. E haliyle bizim kağıtlarıda başkaları doldurup çoktan koyuyordu masaya. Biz hem tüm sınıfa kopya çektirmiş oluyorduk hemde arkadaşlarımız sağolsun bizi idare ediyorlardı.

Sonra bu kadın tüm okula yayınca bizim neler çevirdiğimizi hocalar daha bir dikkatli olmaya başladı. Hem bize bakıyorlardı hemde sınıfı iyi kontrol ediyorlardı. Hele bir tarihci vardı ki hakikatten öğretmendi yani zehir gibi adamdı, çok ter akıttı bize ama yine çektik tabiki.

Kopya2.
Alican ile benim oturduğum yer sınıfta öğretmen masasının olduğu sıranın en sonuydu. Hemen duvar dibiydi. Duvarda da "atatürk panosu" vardı. Bu panoda Atatürk ile ilgili ıvır zıvır haberler vardı. Bu kopya risktir ama hangi kopya risk değildir ki? Ne mi yaptık? Atatürk köşesindeki tüm yazıları söktük yerine yenilerini yapıştırdık. Yazılar şöyle başlıyordu:

"Atatürk şu şu tarihde şurada doğdu şurda kahramanca savaştı "derken" malazgirt meydan savaşı şu tarihde şurada şunlarla oldu, urartular şöyle yaptı" diye değişiyordu.

Öğretmenlerin hemen hemen hepsinin içi dışı Atatürk olduğu için pek tınlamazlar Atatürk bilgisini. O yüzden tüm panoda ilk paragraflar Atatürk ile ilgili gerisi bizim kopyalarla doluydu.

Biz tabi yine 95 alınca bu tarihçi dangalağı türkçeciye söylemiş oda eski örümcek kafalı bir kadındı, uyanık ya buda bizi en öne oturtacağını söyledi, hiç girişmeyecekmişiz kopyaya yakarmış, yıkarmış tehdit etti. Oysa biz hiç onlara "hocam sınıfta gazete okuyorsunuz birşey öğretmiyorsunuz sizi milli eğitime şikayet edeceğiz" diye tehdit ediyor muyduk? Tabiiki hayır. Neyse bu bizi en öne oturttu

Kopya 3.

Dedim ya bizim yılların öğretmenleri anguttu, sistem 3 kuruş veriyordu onlara e bide öğretmenler memur tribinde rahat batar çokça bizi falan görmüyordu gözleri, zaten bizim hocaların çoğu geceden kalma gelirlerdi sınıfa.

Türkçe dersinde yılın ilk dersi şudur: İstiklal Marşı'nın 10 kıtasını yaz. (Hala öylemi bilmiyorum) Oturttu bizi en ön sıraya tabi bu kadın, bide izliyor ki bizi akıllara zarar. Biz yazıyoruz harıl harıl, "yazın yazın, sallayın bende sallıcam not verirken" diyordu. Oysa bilmiyordu ki biz tahtanın üstünde duran Atatürk resminin sağındaki ve solundaki "İstiklal Marşı" ve "Gençliğe Hitabe" yi değiştirmişiz, kopyayı aleladiyen oraya dörtlükler halinde yazmışız. Salak kadın, yedi işte, sonra zaten o bidaha bizle aşık atamadı.

Neyse, ilk yılın ortasındayım biz böyle genel sınav olurduk test. Tüm türkiye ile aynı anda, tüm öğrenciler öss gibi girerdi test ile o yaklaşıyor. E tabi kopya çekemeyeceğiz o sınavda. Çünkü hangi sınıfta gireceğimizi bilmiyoruz.

Sınava 3 gün kala Müjdat diye bir arkadaşım vardı teknik meslek lisesinde okurdu. Bir gün bu Müjdat kütüphane nöbetcisi oluyor, okuldan sonrada kalıyorlardı nöbette onlar, tam o esnada soru kitapçıkları geliyor arabalarla, buna taşıttırıyorlar, buda taşıyor kütüphaneye balya balya kitapları tabi bu esnada soru kitapçıklarını araklıyor. Çok da severdi beni (kardeşime burdan selam edeyim) getirdi soruları, tabi biz hemen sadece şıkları olan kağıtları çıkardık %100  ezberledik, bu esnada 10 tane 90 netlik 10 tane 80 netlik şıkların yazılı olduğu kağıt hazırladık ki bunlarıda sattık fahiş fiyata.

An geldi sınava gireceğiz, bizi gören tüm hocalar resmen dalga geçiyor, "buyrun enes bey" "buyrun alican bey" "göreceğiz şimdi nasıl oluyor o işler" diyerekten. Müdür Aysel Gürsel(ki bu kadın sonralardan İzmir'de öğrencilere kokain satmaktan göz altına alındı) "bu sınavlardan sıfır alırsanız tüm derslerden kalacaksınız siz ikiniz" dedi, Alican da döndü "Ya yüz alırsak?" dedi. "O zaman istiklal marşı öncesi ikinizi çağıracağım ve tüm okul önünde kutlayacağım"

Uzatmaya gerek yok, eşşek gibi kutladı bizi.

Kopya 4.
Genelde okulda sınıfların olduğu yerde zemin böyle kırpık kırpık siyahlı mavili şekilli olur, bunu nasıl anlatırım bilmiyorum ama siz anladınız umarım ne demek istediğimi. Yani asfalt gibi tek bir maddeden değilde sanki bir sürü renkli taşı ufalamışlarda düzleştirmişler gibi oluyor. Ki genelde kamu kuruluşlarında zemin hep böyle.

Bu ne işimize yarayacak bizim? Hemen söyleyeyim, asetatlı kalem ile sınav esnasında öğretmenin dolaştığı o sıra aralarına kopyayı zemin betona önceden yazssanızda sizin süzük ve dalgın öğretmeniniz o kopyayı yerde görmeyecek göremeyecek, görsede sizden bilebilmesi için bir delil olmayacak. Ama illüzyon tadı verdiği için yazıyı seçemiyor yerden. Yani neymiş? Önceden asetatlı kalem ile zemin betona yazın (eğer zemininiz fayans, tek parça renkli değilse yapın ama)

Kopya 5.
Tabi namımız yürüdü, bir coğrafyacımız vardı bizim komik geyik adamdı, çokda ılımlıydı. Bir gün o geldi "doğru mu lan bu olanlar?" dedi, dedik doğru. "Oğlum neden bizi kandırıyorsunuz falan fişman" diyerek bize baba tavırlar içinde yaklaştı, dedik ki "hamurumuzda var hocam", tabi söze girdi "yarın benim sınavımda kopya çektirtmeyeceğim size" dedi.

Adam utanmadan bir hocayı daha getirdi sınıfa. O hoca sınıfa bakarken bu bizim tepemizde dikildi. Yine çektik tabi kopya, tahmin etmiştik böyle yapacağını, geçen yıldan okuyan çocuklar demişti arada 2 öğretmen taktiğini yaptığını. Biz siyah thisörtün sırt kısmına beyaz yazı ile kopyaları bastırttık. Bu thisörtleride tüm sınıfa giydirdik, herkes bir önündekinin sırtına baktığında ve öndeki sırtını gerdirdiğinde eşşek gibi kopyalar çıkıyordu. Tabi yine anlamadı, ama bu coğrafyacı sadece güldü "helal olsun lan size, nasıl çektiniz?" dedi, "söylersek notlarımızı silmeyeceksin" değil mi? dedik söz aldık ve söyledik.

Daha bir sürü haylazlık yapmadık değil tabi, parmaklarım yoruldu şimdilik, sonra devam ederim.

Yorumlar (8)
Enes Evci 7.11.2010 16:05
Dediğim gibi foruma cevap yazayacaktım uzun olur diye günlüğe çevirdim aniden burda yazdım noktalama, kurallar falan ihlalim içerisindedir. Önemsemeyiniz pek o bağlamda.

Öğretmenleri çok yerdim daha da yerecem aranızda öğretmen olanlar var bilirim, polemiğe hiç sokmasınlar kendilerini ve beni.

Kopya taktikleri verdim 3-5 tane, öğrenciler bunları yapacaklarsa önce "cesur" olmak gerektiğini bilmeliler.

Kolay gelsin

özgül ... 7.11.2010 18:13
Ben tek ders sınavına kalmıştım evrim drsinden,inanmadığın bir şeye doğruymuş gibi yanıtlar varmek saçma geliyordu.Hoca 5 soru sordu ki,yeniden klonlama yapsan, kendini sınıfa bırakıp gitsen,öteki sen yine bulamaz ki cevapları.Öyle başa bela.
Şart şu 3 tam soru yapan geçecek.İki soru yaptım,ama aklım başından çıktı yapana kadar.Sınıflar anfi,kopya imkanı hiç yok.Aralarda boşluk atmış.Sınıfta dört asistan badigart gibi dolanıyor.
Bir soru daha seçtim ilk cümleler aklımda,ama hepsi latince olduğundan çok az geliyor aklıma.Sınav bitmek üzere.Tam o anda uçlu kalemi cümleyi bitirdiğim yere taktım cırttttttttt diye yırtım.Katladım verdim.
Gittim sorunun doğrusunu öğrendim.On dakika sonra hocanın yanına.
Hocam sorum yarım kaldı,asistanlar kağıdı çekti,falan filan.inanmak zorunda sınıfta başarılı bir ineğim.Açtı kağıdı .Tabi aleni ortada,doğru başlayan cümleler sonlanmamış.Öyle muntazam bir yerde kalmış ki.
Anlat dedi hoca kalanını,anlattım.Vallada geçtim.Bu da farklı bir kopya.Hemde bir öğratmanin ağzından.

.. .. 7.11.2010 18:40
Ben de matematik ödevi karşılığı resim yaptığımı bilirim. Hatta resimcinin biri herkes anasının karakalem portresini (ne yapacaksa) yapsın diye ödev vermiş sınıfın birine. (Sanki derse Salvador Dali giriyor) Ben de ödev değiş-tokuşu yapacağımz çocuktan annesinin vesikalığını istemiştim.

Merak ediyorum. Kızılcıktan sopa yaptırıp, cebinde makasla dolaşan zombiler var mı hâlâ acaba okullarda?

özgül ... 7.11.2010 19:53
Yok Mustafa fiskeyi bırak,kötü söz bile yok.Son olarak velilere eğitim verilecekmiş.Mevzu;Çocuk okulda şiddete uğrarsa bunu tepkilerinden nasıl anlarsınız?..

burçin altın 7.11.2010 20:49
Ulenn 42 geliyor ulen diye bağıran,anlamadan dinlemeden yargılarda bulunup öğrencinin üstüne yürüyen,kız ve erkek konuştuklarında laf sokmayı çalışan,kız ve erkek konuştuğu için onlar hakkında öğretmenler arasında dedikodu yapan,hakaret eden zombiler hala mevcut.

Hilal Özkaya 7.11.2010 21:35
Bu anlatılanların hiç birini yapacak kadar cesur değilim yaa. :)Anca yanımdakiyle ufak tefek aıışveriş.:)
Ama şimdi bizde böyle sınıf birliği yok ki, kimseden kopya isteyemiyorsun "banane çalışsaydın" falan Hayal gücünüz de müthiş bu arada o kopya taktiklerini bulana kadar çalışsak yüz alacaz zaten


Türkçe derslerinin ilk ödevi şuan : İstiklal Marşı'nın 10 kıtası + her kıtanın ayrı ayrı açıklamaları(ki her açıklama yarım sayfayı geçer) + Gençliğe Hitabe Bi de bunlardan 20 puanlık soru çıkıcakmış bu sınavda

Enes Evci 8.11.2010 00:32
Valla herkes adına söyleyemem bunları ama beni şöyle adamlar eğitmeye çalıştı

-dayağı seven
-gazetesi veya meyvesini aldığımızda dersi (rüşvet sayesinde) işlemeyen
-o kadar bitli bakımsız kokan çocuğa bir çare düşünmezken benim abartısız jöle sürdüğüm saçımı soğukta kışta bahçedeki suyun altına kafamı sokarak bozduran
-saçın uzun ise kırtasiye makası ile okul bahçesinin girişinde ön taraftan kesen
-parmak uçlarına cetvelle vuran
-sübyancı- hatta ileri derecede tacizci
-Sınıf sıralarını tembel, orta, çalışkan diye 3e bölüp sonra eşitlikten bahseden hocalar

evet beni bunlar eğitmeye çalıştı, zor oldu ama kurtuldum ellerinden

özgül ... 8.11.2010 01:26
Kanım durmuyor,elim dursa.Konuşulacak o kadar çok şey varki.Kendi adıma,bu işi o kadar yürekten yapıyorum ki.Hiç vicdanım sızlayarak uyumadım meslek hayatımda.Hiç bir zaman masada oturarak ders yapmadım.Hiç bir öğrencimi aşağılamadım.Ve hiç bir öğrencimde Enes gibi şunu demeyecek'KURTULDUM ELLERİNDEN'.Allah bana ve hiçbir meslektaşıma bu onur kırıcı cümleyi duymayı nasip etmsesin.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6151
2 Firari Fırtına 4218
3 Mustafa Ermişcan 3403
4 Hasan Tabak 3291
5 Nermin Gömleksizoğlu 3000
6 Uğur Kesim 2901
7 Sibel Kaya 2726
8 Enes Evci 2422
9 Ömer Faruk Hüsmüllü 2359
10 E.J.D.E.R *tY 2213

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1635 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com