umut berker  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 53 Puanı: 845

8 Haziran 2009 Pazartesi 
Eskidendi...
Okunma: 1467

Eskidendi… Bizim evde bilgisayar yoktu o zamanlar. Dışarıda oyun oynamak vardı. Bakkaldan aldığımız plastik topları yere vurduğumuzda çıkardığı çınlayan sesin tınısıydı kulaklarımızın pasını silen. Sek sek, şaşırtmaca oynayan, ip atlayan, oyunlarının eşliğinde tekerlemeler söyleyen kızlar, onların oyunlarını bozan erkekler vardı. Tabii yere çizilmiş dikdörtgenlerden oluşan sek sek tablosunu silmeye kalkarsanız dikkatli olmanız gerekirdi. Çünkü her an oyunun tek materyali olan biçimli taşlardan birini kafanıza yiyebilirdiniz. Buna karşılık olarak kızların da her an gelip, maç yapan veya yere kazdıkları minik çukurlar eşliğinde misket oynayan erkeklerin toplarını, misketlerini çalma ihtimalleri vardı. Akşama doğru barış yaparlardı kızlarla erkekler. Birlikte oynanan oyunlar vardı. Elim ateş, canyaktı, dalye, istop oynardık. Bulduğumuz borular için kâğıtlardan oklar yapar, savaş düzenlerdik. Hep rakiptik. Ama hep birdik, bütündük… Pencereden bağırıp yemek yemeye çağıran anneler vardı. Sonunda çocukların isyanına dayanamaz, ekmek arasına birşeyler koyup dışarı yollarlardı. “Bu sana, bunları da arkadaşlarına ver.” diyerek… Hava kararmaya başladığında gelen akşam ezanının sesi, saklambaç vaktinin geldiğini bildirirdi. Karanlıkta o uzun çimlerin arasına yattığınızda, sizi kimse göremezdi. Sahi, uzun çimler vardı o zamanlar… Üzerlerinde birdirbir oynanırdı. Kimse kimsenin elbisesine bakmazdı. Kimse kimsenin babasının ne iş yaptığını sormazdı, önemsemezdi. Kimin kaç parası olduğunun önemi yoktu. Bakkala gittiğimizde aldığımız herşeyi herkese alırdık zaten. Yalnız yediğimiz zaman tatlı olmazdı o şekerler.

 

Akşam eve gittiğimizde TRT 1 haber bülteni eşliğinde yenen akşam yemekleri vardı. Televizyonumuzun kumandası yoktu. Onun yerine “Televizyon Komandosu” lakabıyla bizzat ben kullanılırdım. “Hadi komando kalk değiştir kanalı bakalım başka neler varmış”… Akşamları oturmaya gelen babamın daire arkadaşları veya aile dostlarımız vardı. Cicianneler, cicibabalar… Dostluklar sıkıydı o zamanlar. Aile sohbetleri vardı. Yemekten sonra balkonda içilen çaylar eşliğinde.... CD’ler yoktu yabancı aksiyon filmleri içeren. Onun yerine televizyonda muhakkak bir Kemal Sunal filmi bulunur, hep beraber neşe içinde gülünerek izlenilirdi. Deve Kuşu Kabare vardı. Her esprisi ezberlenmişti. Zeki Alasya daha içten gülerdi o zamanlar. Metin Akpınar televizyona küsmemişti henüz. Olacak o kadar vardı. Oradaki haberler benim içindi. Babamın haberleri izleyebilmesine karşılık, benim de o haberleri izleme hakkım vardı. Küçük Hüsamettin vardı, “Beni özleyin anacığım”, derdi Oya Başar. Hababam Sınıfı henüz tedavülden kaldırılmamıştı. Her seferinde inatla izlenilir, inatla gülünürdü. Bizimkiler vardı, en sevilen diziydi, çünkü tek diziydi… Bir de yabancı diziler vardı. Dallas, Yalan Rüzgârı, Cesur ve Güzel… Kadın programları yoktu. Türk filmleri ve onların eşliğinde ağlayan anneler vardı. Permalı saçlar, kırmızı blüzler, renkli bigudiler… Para toplamak için yapılmazdı “gün”ler. Maksat bir araya gelmekti.

 

Çizgifilmler öyle her istenildiğinde bulunamazdı. Sabahları erken kalkmak gerekirdi çizgifilm izleyebilmek için. Veya haftasonları oyunun en güzel vaktinde, öğleden sonraları yayınlanırdı. Seçim yapmak gerekirdi. Ya misket veya he-man. Evet, he-man vardı, “Güç bende artık”, diyen. She-ra’nın başı derde girer, he-man gelir onu kurtarırdı. Kalimero hala yumurta kabuğunun içinde bunun haksızlık olduğunu söylerdi. Zeyna vardı herkülün kardeşi. Susam Sokağı vardı. Minik Kuş, Kırpık, Kurabiye Canavarı, Ediyle Büdü… Barış Manço vardı. Adam Olacak Çocuk’a katılmak hepimizin rüyasıydı. Sahi, rüyalar vardı o zamanlar… Süperman uçardı rüyalarımızda. Oya-Bora’nın dansları okul piyeslerini süslerdi. Sınıfta Lambada söylenirdi. Yonca Evcimik Bandıra Bandıra Ye derdi veya 8:15 vapuruna binerdi. İstanbul’da deniz vardı, yandan çarklı ada vapurlarında Sezen Aksu klip çekerdi. Aysun Kocatepe, kocası ve çocuklarıyla beraber sahneye çıkar, şarkılar söylerlerdi. Şarkılar vardı o zamanlar. Sıcacık şarkılar…

 

Okulda “Hey corç versene borç”, dediğimizde “Olmaz maykıl bende de yok”, diye cevap alınırdı. Evde çok iş yapan ablam kendisini Köle İzaura diye adlandırırdı. Mutfak çeşmesinden içilirdi su o zamanlar. Sular kesildiğinde susuz kalmamak için evdeki tüm kaplar doldurulup hazır bekletilirdi. Kızlar henüz Tom Crouse’a âşıktı. Brad Pitt’i bilen pek yoktu. Haftasonu ailecek gidilen piknikler vardı. Piknikte top oynamak, ağaçlara salıncak kurmak, çam yapraklarından kolye yapmak…

 

Bayramlık elbise almak henüz demode olmamıştı. Süslü poşetlerle kapı kapı dolaşıp şeker toplamak utanılacak bir şey değil, bir adetti. Büyüklerimizin ellerini öpüp harçlık almak ayrı bir mutluluktu. Bu mutluluğun sebebi para almamız değildi. Farklı bir duyguydu. Yılbaşında ailecek tombala oynanırdı. Televizyonda dansöz çıkardı. Saat gece yarısını gösterdiğinde kucağında uyuyakaldığım annem vardı. Gözlerimi açıp yeni yıla çoktan girmiş olduğumuzu gördüğümde “Neden beni uyandırmadın!” diye kızdığım ablam vardı. Sevgiyle sarıldığım babam vardı. Komşu teyze, bakkal amca vardı. Neşe vardı içimde, huzur vardı… Evet, huzur vardı… Anlayacağınız, eskidendi… Çok eskiden…


Yorumlar (10)
Sessiz Gemi
Eskiden günümüze ne kaldı ki? Yaşayış tarzımızın neredeyse tamamı değişti. Bunda hem teknolojinin hem de yeni neslin umursamazlığının etkisi var. Artık kimse kimseyi düşünmüyor. Yıllarca aynı mahalleden oturan komşularını tanımayanlar bile var. Biz bu kadar düştük. Bu güzel yazı için teşekkür ediyorum...

umut berker
düşündükçe daha aklıma neler geliyor bu yazı hep eksik olacak... yayın akışının bitmesiyle trt'nin yayınladığı istiklal marşına çığlık çığlığa eşlik ettiğim günler, elime aldığım saç fırçasını mikrofon yapıp anne-babama ve gelen misafirlere evet-hayır yarışması yaptırışım, kara şimşek, voltran-voltran, transformers, pazar gecesi sineması izleyişim, okuduğum jules verne kitapları, çocuk klasikleri... gerçekten çok ama çok güzeldi herşey...

sessizlik zamani
Eskiden doya doya yasiyorduk herseyi. Simdi cok aceleci olduk galiba. Yürekten kutluyorum.

Sessiz Gemi
Ben küçükken en çok anime izlemeyi severdim. Pokemon, Digimon, Sailor Moon, Dragon Ball... Kimileri benden önceydi, ama televizyonda yine verdiklerinden izleyebiliyordum. Özellikle Pokemon ve Digimon delisiydim. Hâlâ da seviyorum. Büyüyemedim daha :):) Şimdiki çocuklar çok şanssızlar...

umut berker
:) bizim zamanımızda onlar henüz yoktu. japonlar henüz çizgifilm sektöründe bu kadar ilerleyememişlerdi. onlar yerine kara şimşek, transformers ve benim en sevdiğim: voltran vardı. ama onların yanında savaş değil de sevgi dolu çizgifilmler de vardı. heidi vardı mesela. kalimero vardı. susam sokağı gibi mükemmel ve öğretici bir yapım vardı-ki bundan mahrum kalmış çocuklar için gerçekten üzülüyorum- barış manço'muz vardı bizim, barış ağbimiz. bizim çocukluğumuz sizinkinden daha güzeldi, sizin çocukluğunuz ise şimdiki çocuklardan daha güzeldi... her nesil daha yavan büyüyor. bizim çocuklarımızın değerleri ne olacak çok merak ediyorum. şimdikiler bilgisayar oyunlarından başka oyun bilmez oldular. sokağa çıkıp paylaşmayı öğrenen kaç çocuk var ki? sokakta grup halinde oyun oynayan çocuk göremiyorum. ya maç yapıyorlar ya evde bilgisayar başındalar. çok üzülüyorum onlar için... yazık...

Sessiz Gemi
Kesinlikle haklısın. Zaten o yüzden de arkadaşlık duyguları fazla gelişmiyor ve birlik denilen kavram ortadan kalkıyor. Herkes kendi âleminde.

A'Gül ...

Anneler babalar gerçekten sokakta mı ki,çocuklar çıksın?
Bu söylediğimi gerçekten düşünün...

Not:Clementine adlı çizgi filmi çok severdim.Ama onu seyrederken çocuklarım vardı.Yine çocuklarım var,artık çocuk ta değiller.Ama biz hala birlikte çizgi film seyrediyoruz.Meraklısı için bir not:Hayeo Miyazaki'nin tüm filmlerini izleyin ve çevrenizdeki çocuklara izletin.

çiğdem güllü
Keşke ben de o zamanları görebilseydim.Hep sözü edilen Dallas'ı izleme fırsatım olmadı.Ama bazılarını ben de yakaladım ucundan. Ben de çok severdim Olacak O Kadar'ı. Ben de oynardım sokakta sek sek.Ne yazık ki eskidendi...

Nermin Gömleksizoğlu
Uumut ne kadar güzel anlattın yeniden yaşattın bana o eski günleri...Türk filmleri cumartesi günleri verilirdi TRT 1 de ve ben filmi izlemeden önce biteceğini düşünüp üzülmekten filmi bir ağız tadyla izleyemezdim...
Şimdi her saniye hangi kanalda istesen bulursun film ama nedense o tadı bulamıyorum artık ve izlemekte içimden gelmiyo açıkçası...
O yediğimiz meyvelerin kokusu hala burnumda şimdi her mevsim istediğin meyve var ama mis gibi kokusu ve tadı yok hiç bir şeyin...
Baharın gelişini kır çiçekleri toplayarak kokusunu içime çekerdim...
Şimdi bahar ne zaman gelmiş yada gelmemişmi hiç farkedemiyorum bile...
otların böceklerin arasında oynardık haşır neşir olurduk, şimdiki çocuklar karıncadan böcekten korkuyor..Doğayı tv den izliyorlar ancak...

aytaç turunç 30.07.2009 04:04


yürekten teşekkür ediyorum...sayenizde Kayıp cennete bir an için de olsa gitmiş oldum.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6328
2 Firari Fırtına 4390
3 Mustafa Ermişcan 3773
4 Hasan Tabak 3480
5 Nermin Gömleksizoğlu 3145
6 Uğur Kesim 3014
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2880
8 Sibel Kaya 2861
9 Enes Evci 2571
10 Turgut Çakır 2268

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1387 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com