Enes Evci  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 9 Puanı: 2441

9 Şubat 2011 Çarşamba 
Patlamış MISIR (Bir dakika!)
Okunma: 1484

Gerçek savaşdı bu yaşanan. Ve yaşanmakta olan hala gerçek. Dökülen kanlar, hani şu yarılan kaşlar, çatlayan kafa tasları veya kırılan eklemler. Hepsi gerçek. Bizler ise bir plastik kumandaya emirler yağdırırken şahid oluyoruz gerçekçiliğini tam manası ile idrak edemediğimiz bu yaşanan savaşları.

 

Size her seferinde farklı şeylerden bahsetsemde genel konseptim hep empati ile acı tarafı anlamak oldu sanırım. Yine bunu yapacağız, bir öncekini bir sonraki takip edecek.

 

Neye inanıyorsan veya neye tapıyorsan git ve ona şükranlarını sun. Cem Yılmaz’ın dediği gibi “Krem peynire bile tapabilirsin” bir kez olsun tapma veya inanma işlemini benim dememle süsle. Dua et. Çünkü daha önceki paragraflarda bahsettiğim kırılan eklemler, açılan kaşlar ve kanayan yaraların olduğu topraklar yaklaşıyor. Kapılar tek tek kırılıyor.

 

Daha önce yine bu sitede ‘Mavera Günlükleri’ başlığı altında bir hikâye yayınlıyordum. İşin enteresanı ne biliyor musunuz? Bu yazımda Mısır’da Müslüman Kardeşler’e katılmış bir Türk’ün hikâyesini anlatıyordum. Okuyanlar biliyor. Bu gün yaşananları takriben 4–5 ay önce yazıyordum. Şunu bilmemiz gerekiyor sanırım: “Bu günün hikâyeleri, yarının gerçekleri olabiliyor bazen’

 

Gerçekten neydi saf acı? Hanginiz en son acı çektiniz tam manası ile? Evet, biliyorum ve anlıyorum. Çok sevdiğiniz sevgilinizden ayrıldınız yakın zamanda, ailenizden birileri vefat etti (başınız sağolsun) ve evet anlıyorum güzel bir işiniz yok ya da güzel bir işiniz var ama paranız az geliyor. Evet evet anlıyorum, çok sosyal olamıyorsunuz, ideolojinize uymayan gündemleri yaşamanız dayatılıyor. Belki daha çok bir sürü sebep ve neden. Gerçekten anlıyorum ve eminim sizde anlıyorsunuz gündelik yaşamda çektiğiniz sıkıntıları. Ama hakikatten dua etmeniz gerekiyor şuan.

 

Yaşadığımız dünyada illüzyon bezi ile gözlerimiz bağlanmış. İyi olduğunu zannettiğimiz ülkeler gibi olmak için şuan içinde yaşadığımız güzelim ülkenin yönetim biçiminden tut işleyen tüm çarklarına şükretmek yerine küfürler edip kendi kendimizi huzursuz etmemiz için ellerinden geleni yapıyorlar. Aslında yapmıyorlarda, çoktan yaptılar devamını biz kendi kendimize yapıyoruz.

 

Anlıyorum dedim ya bazende anlamıyorum. Diline “Siyonist” kelimesini takıp her şeyi aynı senaryo kalıbına sokanları, cola içmeyerek protestosunu belli edenleri, her şeye laikliği ve Atatürk’ten bir parça kalıp felsefe sokarak düzen istismarcılarını, albayları, bakanları, memurları, sosyal paylaşım sitelerindeki Türkçe’sini unutmuş genç nesili. Nasıl uzlaşacağız? Nasıl bir orta yol bizi huzura götürecek? Ya da ben mi karamsarım? Gerçekten yoldan çıkmadıkta yolda mıyız?

 

Bunlarıda geçelim konumuz buda değil zaten.

Konumuz dua etmekti. Buda değilde aslında, genel yazımızın konseptinin şifreli hali bu olsun.

 

Ülkeleri görüyorsunuz değil mi? Yıllar yılı ellerinden onurları alınmış insanlar, gururları hiçe sayılmış, ekonomileri sömürülmüş ülkeler. Müslüman ülkeler. Olacağıda buydu ya zaten. Tüm niteliklerini ve özelliklerini elinden aldığın milletlerin sonunda ekmeklerinide elinden alınca işte hikâye burada başladı.

 

Açlık! Gerçek manası ile ben dâhil olmak üzere tadanımız var mı bu hissi? Sanırım yok, “dua edelim”de olmasın. Ama tüm sinir harbinin ve gerisinin yaşanmasını sağlayan tek sebepde açlığın kendisi.

 

Cennet neden cennettir biliyor musunuz arkadaşlar? Çünkü “açlık” yoktur. Dünyada da açlık olmasa, hanginiz çalışır? Hanginizin petrole ihtiyacı olur? Bir düşünün acıkmayacaksınız bir daha ne yapardınız?

 

Yanı başımızda yaşanan sinir harplerini izleyip güzel notlar almamız gerekiyor. Ülkeler ayaklanıyor, ülkeler uyanıyor. Heyecanlı beyinler istiyor ki birkaç günde olan olsun ama işte bu işler böyle olmuyor.

 

Bir gün biri çıkar ve“One Minute” der ve çarklar artık başka döner. Sen bu “Bir Dakika” diyen adamı seversin sevmezsin ayrı, zaten konuylada bir alakası yoktur sevip sevmemenin. Ama bilirsin ki kanında geçmiş tarihe dayalı en büyük hükümdarların asil kanı vardır.

 

Bu konuya tekrar döneceğimi belirtmek istiyorum.

 

Birkaç gün önce bir arkadaşımla konuşuyorduk bu olayları. Kendisi Ürdün’lü lakin 25 yıldır Türkiye’de diş hekimliği yapıyor. Arkadaşım dediğime bakmayın yaşı bayağa vardır aslında. Kendisi tam bir arap. Annesi Filistin’li babası Ürdün’lü. O coğrafyaya çok hakim bir görüşü var. Türkiye’de oy kullanmayan ve Türk siyasetinde hiçbir fikre eğimi olmayan bu adam bana şunları dedi:

 

“Enes! Saddam tam bir pislikti, kendi halkını katletti. Usame Bin Ladin’in yaptığı ortada ve sana saymaktan bıkmayacağım bir dolu isim daha var sizin bilmediğiniz. Ama bu adamların arap dünyasında bazı ortak noktaları var. Ne kadar kötü olsalarda birincisi batıya karşı duruşları ve kafa tutmaları, ikincisi ise arap dünyası adına konuşmaları. Bizim topraklarımızda bizim adımıza bizi sahiplenerek çıkıp konuşan çok az adam vardır. Neden Türkiye’de Türkler adına konuşan birisi yok? Çünkü böyle bir şeye gerek yok. Türkler yıllar yılı kendi kendilerini mahallelerden köylere, köylerden şehirlere, bölgelere kadar birey birey savunmuşlar korumuşlar. Satılmamışlar ve kendi değerlerini kaybetmemişler. (Türkleri kastederek) sizler asimile olmamışsınız, yapamamışlar. Ama arap dünyası bu meseleye aç. Onların adına konuşan, onların adına onları sömüren kişilere kafa tutan lidere aç. Bu yüzden bu domino etkisinin mimarı “one minute” diyen Tayyip’tir.”

 

Döneceğim dediğim konuya değinmek istiyorum. Burada sizlere Tayip fanatikliği yapacak kadar ucuz bir adam değilim. Ya da size “görün işte, helal olsun Tayyip’e o yaptı tüm bunları, o süper adam, mükemmel lider” falan demeyeceğim. Amacım bu değil zaten.

 

Ülkeler var arkadaşlar. Onursuzlukla, gurursuzlukla ve sonunda açlıkla savaşan devamlı iç çatışmalar yaşayan liderleri satılık ülkeler bunlar. Çoğu ile aynı dine mensubuz. Kendi toprağımızdan, kendi dilimizi konuşan kendi menfaatlerimizi ve çıkarlarımızı koruyan ve yeri geldiğinde salyalarını üzerimize akıtmak isteyen ağızlara haddini bildiren bir lider. Ve bir yandan da dünyadaki bu olayları görüp Türk Halkı’na “sizlerde sokağa çıkın kaos yaratın” diyen ana muhalefet partiside var. İşte size iki resim arasındaki yedi fark.

 

Felaket tellallarını sevmem. Bilirsiniz hani şu masa başında ülke kurtaranları. Yakın tarihlerini bilmeyen ama yarını tahmin etme çabasındaki insanlar. Ben size “yanacağız, savaş geliyor, yandık bittik öleceğiz temkinli olun” demiyorum. Aksine tüm dünya gelse üzerimize tekrardan püskürtecek gücümüz olduğunu söylüyorum. Bahsettiğim ülkelerdeki insanların elinde benim ülkemi yöneten adamın resmi dönüyor. Ve unutmayın adı geçen ülkeler zamanında bizimdi.

 

Bırakın kendi kendinizi veya birbirinizi yemeyi heleki dünyanın gözü üstünüzdeyken. Bırakın şu dünyayı umursamayan tavırlarınızı heleki dünya sizi bu kadar isterken. Üç günlük, beş günlük planların sizi üzmesini bırakın on yıl yirmi yıl sonra nerede olacağınızı hesap etmek varken. Bırakın düşecek düşeceği yere düşsün.

 

Bir gün birisi çıkar dünyayı değiştirmek için bir dakika ister, ona bir dakikasını verin.


Yorumlar (1)
Enes Evci 13.2.2011 10:01
Yok lan allah korusun ne Nihat Genç'i. Hiç sevmem o lavuğu.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6172
2 Firari Fırtına 4240
3 Mustafa Ermişcan 3443
4 Hasan Tabak 3316
5 Nermin Gömleksizoğlu 3015
6 Uğur Kesim 2914
7 Sibel Kaya 2742
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2480
9 Enes Evci 2441
10 E.J.D.E.R *tY 2218

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:775 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com