Nrs .....  Mesaj Gönder

Popülerlik
Özgür Roman Sıralaması: 57 Puanı: 825

25 Nisan 2011 Pazartesi 
Tusunami ve Hayat; farkları var, benzerlikleri var. Ama,
Okunma: 1000

Bir gece yarısı her şeyden uzak daldım kendi dünyama, derin bir sessizlik vardı. Neden içimde her yer sessiz bakmak istedim. Nedensizmiş gibi geldi ama sessizlik tuhaftı.

Çok geçmedi sessizliğin dünyası yıkıldı, ardı ardına geldi fırtınalar, bir ruhuma, bir beynime birde sevginin sığındığı küçücük liman kalbime çarpıyorlardı. Her dalganın ardından derin yıkıntılar oluşuyordu. Yinede dayanıyordu zavallı küçük liman.

Bir gece yarısı her şeyden uzak daldım sessizliğin içinde kaybolan düşüncelerime, evirdim, çevirdim onları. Kimini sarmalayıp kaldırdım, kimini top yapıp fırlattım, kimini de vazoya yerleştirip masaya koydum.

Bir gün sabahın ilk ışıklarında kalktım, o gün işim çoktu. Hava tahminleri çok sıcak olacağını söylüyorlardı. Bir gölge buldum, yere kocaman genişçe bir tahta parçası yerleştirdim ve güzelce serdim oraya; düşüncelerimi, hayallerimi, gecelerimin düşlerini, içimde ne varsa hepsini. Kurusunlar diye. Güneşin gölgedeki ışıklarına terk ettim onları.

Bir gün akşamüstü uğradım tahtanın başına her şey kurumuştu güzelce. Oh be dedim ve toplayıp ayrı, ayrı torbalara koydum, ağızlarını bağladım uzunca bir hayat yolunda kullanmak için.

Ne fırtınalar, ne de zarar görecek limanlar yoktu artık. Kurutmak iyi gelmişti. Kendi kendime hep sessiz bir mutluluk içinde seviniyordum. Kim bilir kaç yıl yeter bana diye. Belki de hayat boyu diyerek kendimi teselli ediyordum. Hayat sakindi, bir sabah olurdu, bir akşam olurdu ve sabahları kurularla kahvaltı, akşamları da yemekler yapardım, düşsüz, renksiz soluksuz uykulara dalardım.

Böylesine günlerden biriydi. İçimde bir sızı vardı, nedenini bilmiyordum. Garip bir ürperti ile geçiyordu gün. Günün yarısı geçmişti. Akşamı bir etsem dalsam sessiz uykulara diye düşünüyordum. Garip bir dürtü ile uyanmış gibi başımı kaldırıp baktım bir yöne, birisi yürüyüp gidiyordu önümden ama garip bir şekilde gözlerim dalıyordu ona. Oysa onlar gündüzün aydınlığında bile gecenin karanlığına alışmışlardı. Bir kez daha ürperdim ama aldırmamaya çalıştım, döndüm günün koşusuna.

Akşam oldu, karanlıklar sardı her yanı, kurularımı koydum masaya, o ne, hiç iştahım yoktu. Canım istemiyordu hiçbir şey. Kalktım sofradan, uzandım bir köşeye dalarım sessiz uykuya diye; oda ne kulağıma fısıltılar geliyordu. Ürperdim yeniden.

Ve bir akşam akşamı, bir gece diğer geceyi kovalamaya başladı, ne sessiz uykular kalmıştı fısıltıların  yüzünden, ne de sessizlik kalmıştı içimde, ürpertilerin yüzünden. Sonraları gecelerle yetinmedi bu hal, gündüzlerime de sıçradı. Mantıklı bir çözümü olmalı dedim ve her şeyi masaya kaymaya karar verdim. Açtım birer, birer kuruların torbalarını, oda ne hepsi boşalmıştı, hiç kalmamışlardı. Ürperdim yeniden daha derinden.

Sonrasında ardı ardına gelmeye başladı fırtınalar. Tusunami gibiydiler, gelişini tahmin ediyordum ama içimdekileri bir türlü tahliye edip kurtaramıyordum. Gündüzleri küçük dalgalar halinde, geceleri ise dev dalgalar halinde geliyordu, yıkıp geçiyordu her yanı, yaraları sarmaya zaman bile bırakmıyordu. Yardım çağırayım dedim ama tusunaminin karşısında yapayalnızdım, ne yardım, nede destek gelebilirdi.

Alışsam iyi olur diye düşündüm bu fırtınalara ve bir gece bunlardan kaçıp sığınmak istedim bir başka yere. Yollara vurdum kendimi, sabahın ışıklarında yolun sağında duran  tabelaya ilişti gözüme "ANKARA" yazıyordu. Sevindim. Bildik bir yerdeydim.

O günü ve o akşamı ettim o yerde, kalabalıkların arasına daldım dalgalar beni bulamasın diye, pasajlara sığındım bana ulaşamasınlar diye, kafelerde geçirdim zamanı seslerini duyamayayım diye. Ama başaramadım, yeniden kendi yerime dönerken dudaklarımdan "Tadı yok sensiz Ankara’nın dar geliyor sokakları, yalnız geliyor kalabalıkları" cümlesi dökülüyordu.

Anladım ki, bu tusunamiden kurtuluş yoktu. Dalgaların vuruşlarına, sessizliği yaran gürültülerine dayanmaktan başak çare yoktu. Ta ki hayat bir solukla sona erinceye kadar. Ne acı; ne tusunaminin bitiş zamanı, ne de hayatın bir solukluk zamanı belli değil, tek benzerlikleri bu mu hayır ikisi de yıkıp geçiyor, yakıp geçiyor, ama tek farklılıkları hayatın bazen düşlerle de dolabilmesi, umutla canlanabilmesidir.

Kim bilir belki de birisi çıkar; tusunamiyi tatlı güzele duyulan özleme, hayatı da onun sıcak ellerinden tutup yanaklarına konulan bir öpücüğe benzetir ve her şey birden değişiverir oracıkta.. Kim Bilir ki..!!


Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6340
2 Firari Fırtına 4399
3 Mustafa Ermişcan 3788
4 Hasan Tabak 3504
5 Nermin Gömleksizoğlu 3155
6 Uğur Kesim 3023
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2898
8 Sibel Kaya 2870
9 Enes Evci 2580
10 Turgut Çakır 2276

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:3557 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com