Romanlar

av
Okunma: 1844
Hakan Gürses - Mesaj Gönder




BİR

Kuş sesleri...



Soğuk rüzgar yaprakları dökülen ağaçların dalları arasında
uğulduyor. Bütün uzantılarıyla şafağı karşılamaya hazırlar.



Kargalar leşin etrafında toplanıyor. Biri dudağından bir parça
koparıp yutuyor. Diğeri gözünden bir parça koparmaya çalışıyor.
Gagasının darbesiyle göz patlıyor, irin gibi bir sıvı akıyor.



Kış mevsimindeki açlıktan sorna bu onlar için mükemmel bir
ziyafet oluyor. Yayılan kokuyu alan kargaların sayısı artmaya
başlıyor.



Burada hepsine yetecek kadar et var.

                                                İKİ

Karşısındaki adamı hiç tanımıyor. Tek başına öğle yemeğini
yerken aniden çıkıp gelen bir yabancı. “Mahsuru yoksa bu yemeği
birlikte yiyebilir miyiz? Gördüğüm kadarıyla benim gibi
yalnızsınız ve sohbet ederek karınımızı doyurmak güzel
olabilir diye düşündüm” diyerek masasına oturmasına kabul
ettiği bir yabancı. Daha önce hiç görmediği bir Tanrı
misafiri. Birlikte yemek yemeyi kabul ediyor.



Psikolog olduğunu söylüyor. İkna edici konuşmasıyla da bunu
tasdikliyor adeta. Yemeğin yarısına kadar sohbet koyulaşıyor.
Ama o bunları düşünmüyor. Onun düşündüğü bu yakışıklı
adam. Konuştukça daha yakın hissediyor kendini. İlk defa bu
masada gördüğü bir adam hakkında nasıl bunları düşünebildiği
için kızıyor kendine. Ama yinede devam ediyor hayaller kurmaya.
Hayatını böylesine centilmen bir erkekle geçirmek için her
şeyini feda edebileceğini düşünüyor. Tam o sırada yanlarından
ügzel giyimli bir bayan geçiyor. Gözleri ona takılıyor,
düşünceleri yön değiştiriyor. Parfümü eski günlere dönmesine
neden oluyor.



Yeniden içinde olduğu ana dönüyor. Chris konuşmaya devam ediyor.
Chris... Adında bile çekicilik seziyor.



“Gerçekten yorucu bir gündü” derken kendini süzdüğünü
farkediyor.



O da benden etkilendi sanırım...



“Ama gün daha bitmedi” diye devam ediyor, “Paydosa daha
saatler var.” diyerek gülümsüyor.



“Ah... Evet.” demeyi başarabiliyor sonunda.



“Benim için de çok yorucu bir gün ve birazdan aynı hızda devam
edecek” diyerek o da gülümsüyor.



Evet, birazdan bu masadan kalkıp ikisi de kendi yollarına
gidecekler ve bütün bu hayaller silinip gidecek, diyor kendi
kendine.



Yeni bir suçluluk duygusu çöküyor üzerine. Düşündüklerinden
bir an utanıyor. Hiç tanımadığı bir adam hakkında bunları
düşünmek kendine kızmasına neden oluyor. Acaba o da benim
hakkımda bunları düşünüyor mudur?


ÜÇ

Yeni bir av.



Adının Anna olduğunu söyleyen bu kız gerçekten çok saf
çıkıyor.



Bu kadar kolayını hiç beklemiyordum, diyor kendi kendine.



Masasına oturduğu andan itibaren zaferin kendisinin olduğunu
biliyor.



Anna... Gözlerindeki o kıvılcımı yemeğin başından sonuna
kadar görebiliyor.



Aklından geçenleri tahmin edebiliyor. Onunla yatma hayalleri
kurduğunu biliyor.



Ama bunların farkında değilmiş gibi davranıyor.O yemeğini
yerken sürekli onu izliyor.Çiğnerken hareket eden yanakları.
Yuttuğu lokmanın boğazında ilerleyişini hayal edebiliyor.



O narin boğazlar... Nabız atışını bile görebiliyor, inip
kalkan derisinin altıdnaki damarın pompalanışını...



Tekrar boğazını düşünüyor, pürüzsüz gırtlağını.



Ve o gırtlağa parmakları sarılmış haldeyken, gözlerindeki
ifadeyi hayal edebiliyor...


  BEŞ


Olay yerine geldiğinde polisler cesedin 20 metre etrafından şerit çekmişlerdi. Şeridi aşıp cesede doğru ilerlemek istediğinde bir el onu durdurdu. Cebinden kimliğini çıkarıp gösterdi ve geçmesine izin verildi.

Ceset kurumuş ve kapkara olmuş kan birikintisinin ortasında yatıyordu. Kanıtları bozmamak için ayaklarının ucunda cesede yaklaştı. Gırtlağında bir kulaktan diğerine derin bir kesik vardı. Kandan kapkara olmuş gırtlağındaki tek beyazımsı nokta olan soluk borusu karanlıktaki tilki gözü gibi dikkat çekiyordu. Gözlerini kurbanın yüzüne doğru kaydırdı. Gözlerinin altından başlayıp çene hizasına kadar eşit aralıklarla birbirine paralel kesilmiş beş bıçak izin gördü. Alnında da aynı durumda iki bıçak izi vardı. Ve gözleri... Gözlerinden biri parçalanmıştı, diğeri ise yerinden fırlamış gibi duruyordu. Göz kapakları yoktu, kesilmişti. Dudaklarının da yüzünün geri kalanından farkı yoktu, üst dudağından bir parça koparılmış gibi görünüyordu.

Kurbanın yüzü lime lime edilmişti. Her kimse tanınmaz haldeydi. Gözlerini tekrar aşağı doğru kaydırdı. Kollarında da bıçak darbeleri vardı, ancak bunlar yüzündekiler kadar derin değildi. Ayakları kırılmıştı. İki bacağının dizleri birbirine değecek şekilde yere paralel olarak sabitlenmişti.

Dedektif Jan gördükleri karşısında afalladı. Nasıl bir hasta ruh bunu yapabilir? diye düşündü. Yüzüne bu kadar zarar vermesinin amacı ne olabilirdi? Kin, nefret, öfke. Hatta sevgi...?

Sevdiği kadına işkence eden suçlular görülmeyen bir şey değildi. Ama şimdiye kadar hiç birinin bu kadar ileri gittiğini hatırlamıyordu.

Bunu her kim yaptıysa gerçekten hasta biriydi, ve Dedektif Jan' ın görevi onu bulmaktı.




                        ALTI




Ofisine dönen Jan üzeri dosyalarla kaplı masasına oturdu.

Kurbanın adının Marry Donnovan olduğunu öğrenmişti. Gördüklerini düşündü, cesedi düşündü. Katil her kimse bunu neden yapmıştı, amac neydi? Zevk almak mı? Yoksa intikam almak mı? Buna benzer bir çok nedeni olabilirdi.

Cesedin artık olmayan yüzünü düşündü. Düzenli çizgiler halinde derin kesikler açılmıştı. Acaba bunları o ölüyken mi yoksa hala hayattayken mi yapmıştı? Bu tarifi imkansız acıyı ona yaşatmış mıydı? Adli Tıp sonuçları geldiğinde bunu öğrenebilecekti.

Ayaklarını çapraz halde bırakmıştı. Bunu özellikle yapmıştı, çünkü tesadüf eseri olamayacak kadar simetri duruyorlardı. Dizleri neden birbirine yapıştırmıştı? Bunun onun için ayinsel bir anlamı olabileceğini düşündü.

Kollarındaki kesikler yüzündekiler kadar derin ve sık değildi. Neden özellikle yüzünde çalışmıştı, gizlemek ya da görmemek istediği bir şeyler mi vardı? Ayrıca dikkat çeken diğer nokta ise bacaklarında Hiçbir bıçak darbesi olmamasıydı. Neredeyse bütün vücudu doğrayıp bacaklara dokunmamanın anlamı neydi?

Bütün bu soruların cevabını en kısa sürede bulacaktı, ama şu an tek ihtiyacı olan bir bardak kahveydi.






[Yorumlarınızı, düşüncelerinizi bekliyorum, nasıl devamı?]


 





Hakan Gürses



Yorumlar (12)
.. . 19.3.2010 21:06
neden ad türk adı değil anlamadım?
ve evet giriş biraz karmaşık olmuş ama devam ettirirseniz roman güzel gidebilirdi.

Hakan Gürses 20.3.2010 00:04
İsimler Türk ismi değil çünkü, inanın aklıma uygun bir Türk ismi gelmiyor.
Yazdığım yazılarda şimdiye kadar hep Türk ismi kullandım, bu seferlik böyle olsun dedim.
Bence isim, o karakteri yansıtan unsuların en başında gelir.

Bu isimleri düşünüp bulmadım, o bir kaç saniye içinde aklıma geldi ve yazdım :)

Bu arada beğenmenize sevindim, devam ettireceğim.

Hsyn Zacky 21.3.2010 15:54
Ben çok beğendim, devamını merakla bekliyorum :)

Selim XOX 21.3.2010 16:47
Ben böyle romanların hastasıyımdır. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum. Duruma göre favoride ekleyebilirim.

ayşenur yücel 22.3.2010 12:53
çok beğendim lütfen devamını yazın

Hakan Gürses 30.3.2010 15:55
Devamını yazdım, ama neredeyse 1 haftadır yayınlanmasını bekliyorum...

:)

.. . 8.6.2010 20:24
çok güzel olmuşta da üçten beşe geçmişsiniz dört vardıda yayımda bir problem mi oldu yoksa siz mi yanlış yazdınız?

Ela ... 10.6.2010 20:59
Çok güzel.. Kurguyu, sadeliği beğendim.. Devamını okumak isterim..:) Ayrıca Deniz Ezgim'in dikkatini takdir ediyorum..:D Ben yazıyı okurken dalıp gittim, hiç dikkatimi çekmedi üçten beşe geçiş..:) Hakan, ellerine sağlık...

Tarkan Aykan 11.6.2010 16:13
şahsi görüşlerim;

- giriş çok karışık
- neden sürekli vurgu yapmak ihtiyacı hissediyorsunuz? Sade olmak, vurgu yapmak adına sürekli kısa cümleler kurmuşsunuz.
- her cümleniz vurucu olmak zorunda değil bunun için kendinizi çok yormayın derim
- çok az karakter konuşması var

Ela ... 11.6.2010 16:26
Bence giriş hiç karışık değil.. Bir romanın yada hikayenin girişi illa olay zincirini açık ve net vermek zorunda değil ki.. Bir yazar olayı açık ve sırasıyla vermeyi tercih eder, bir başkası hemen girişte olay zincirinin bir parça sonucunu vermeyi tercih eder.. Aynı şekilde konuşmaların azlığı-çokluğu tercih meselesidir.. Bir sayfa betimleme yerine konuşma koymayı isteyen olduğu kadar da betimleme yapmayı isteyen de vardır..

.. . 11.6.2010 17:19
bence de okuma tercihi kişilere göre değişiyor. yanlış anlamayın ama kitabı az veya orta okuyanlar, işlerinden kitaba yoğunlaşamayanlar daha basit kitaplara yöneliyor, tercih ediyor. ama haşır neşir olanlar daha karmaşık yazılara önem veriyorlar ben bunu gözlemledim. birde nerden hatırlamadığım bir cümle görmüştüm "yazarın eskisi yenisi, deneyimlisi, gizemli olmayı tercih eder. her cümle kaynaşır, sonunda bir desen oluşturur..."

dilara abacı 18.6.2010 23:49
bencede güzel devamını sabırsızlıkla bekliyorum katil umarım başak cinyetler işler (nedense olaylar karışırsa daha hoş olur gibime geldi)
kolay gelsn


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6998
2 Eyyup AKMETİN 5224
3 Firari Fırtına 4969
4 Mustafa Ermişcan 4414
5 Hasan Tabak 4091
6 Nermin Gömleksizoğlu 3690
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 3639
8 Uğur Kesim 3443
9 Sibel Kaya 3392
10 Enes Evci 3066

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:867 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com