Hikayeler

Kabus
Okunma: 1481
Aytunç Üşümezoğlu - Mesaj Gönder


Sayfa seçiniz: Sayfa: 1 - Toplam Sayfa: 2

Gertrude çığlıklar atarak uyandı bir kez daha yatağında. Terden sırılsıklam olmuştu, uzun saçları ıslaktı ve yer yer yüzüne yapışmıştı. Nefes nefese kalmıştı ve yine aynı şey olmuştu. Aynı rüyayı görüyordu günlerdir.  Uzun, karanlık bir dehlizde tekbaşına yürüyordu rüyasında. Rüya bile denemezdi aslında, tam anlamıyla kabustu gördükleri. Sonra duvarlar birbirine doğru yaklaşıyordu gitgide. Elllerini ıslak ve yapışkan bir tür sıvı ile kaplı, küf kokulu siyah duvarlara koyuyor, engel olmaya çalışıyordu  birleşmelerine ama bir türlü durduramıyordu. Bütün gücünü harcıyordu ama olmuyordu bir türlü. Ve birden zemin kayboluyor, ateşten bir boşluğa düşüyordu ardından. Sıcaklığı alabildiğine hissediyordu bedeninde. Alevin yakıcı etkisi kavuruyordu tenini. Çığlık çığlığa uyanıyordu her defasında korku içinde. Pek sık rüya görmezdi, aslında hemen hemen hiç rüya görmezdi birkaç hafta öncesine kadar. Neden bunları gördüğüne dair bir açıklaması da yoktu. Hani bir şeyin habercisi ya da bilinçaltının dışavurumu falan olsa diye düşündü ama bunu gerektirecek bişeyler de olmamıştı hayatında. Mutluydu, hatta hiç olmadığı kadar son zamanlarda. 2 hafta sonra Jurgen ile evleneceklerdi. O sevdiği adamdı, taptığı adam. Birkaç yıldan beri tanıyorlardı birbirlerini ve uzun süreli, seviyeli bir arkadaşlıktan sonra birbirlerine açılma fırsatı bulmuşlardı. Aşıklardı birbirine ve evlenme planlarını da artık yürürlüğe koyma zamanının geldiğine inanıyorlardı. Aylardan beri o günün gelmesini sabırsızlıkla beklemişti.

 

Almanya’nın batısında sınıra yakın Trier şehrinde oturuyordu. Eski ve güzel bir şehirdi burası. Almanya’nın ilk kurulan şehirlerinden biriydi, neredeyse 2000 yıllıktı. Heryerinde tarih fışkırıyordu buranın. Gerçi uzun süreli 2 büyük savaşın etkisi şehirde epey tahribata yol açmıştı ama bunların izleri silineli çok olmuştu. Anaokulu öğretmenliği yapıyordu. Çocukları hep sevmişti zaten. Onların heyecanı ve öğrenmeye olan açlıkları motivasyon kaynağıydı kendisi için. Yoruluyordu küçük afacanlarla uğraşmaktan ama keyifliydi işi, seviyordu.

 

Ama bu kabuslar hayatını günden güne çekilmez hale getiriyordu. Jurgen’e ve bir de en yakın arkadaşı olan  Maria’ya bahsetmişti gördüklerini. Her ikisi de sözbirliği etmişcesine çok yorulduğunu, biraz dinlenmesi gerektiğini söylemişlerdi. Uyku ilacı bile almayı denemişti deliksiz bir uyku için ama terketmemişti kabusları onu. Hergün biraz daha sinirli oluyordu. Dün minik dietrich’i olmayacak bir şey için azarladığında artık yardıma ihtiyacı olduğunu düşünmeye başlamıştı ciddi ciddi. Öğleden sonra şehrin en iyi psikiatrlarından olan  profesör Baumann’ı görmeye gidecekti.  

 

Muayenehaneye yarım saat erken gelmişti her ihtimale karşı. Bir an önce buradaki işini bitirmek istiyordu. Tabi sadece bir saatlik bi seansla hayatını cehenneme çeviren bu şeyden kurtulamayacağını biliyordu ama olsun sevmiyordu bu deli doktorlarını. Onlarla ilk kez çocukluğunda tanışmıştı. 6 yaşındaydı, annesi 2. doğumunda düşük yapmış ve ardından ağır bir depresyona girmişti. Pek fazla şey hatırlamıyordu o günlerden ama hatırladıkları hiç de aklında kalmasını istediği şeyler değildi.  Günlerce bir odaya kapanır, içeriden kilitler,  babasının kapının ucunda yalvarmalarına bile tepki vermezdi. Neşeli, canlı bir kadındı oysa ki ama düşükten sonra onu kimse tanıyamadı.

 

 O sıralarda başlamıştı annesi, babasının zoruyla psikiatristlerle görüşmeye. Seans sonrası eve gelişleri bile daha bir problemli oluyordu sanki. Eve geldikten sonra sakinleşeceğine daha da hırçınlaşıyordu annesi. Etrafı kırıp döküyor, avazı çıktığı kadar bağırıyor, küfrediyordu. Böyle durumlarda  Gertrude yatağının kenarında yere büzülür,  gözlerinden süzülen minik damlalara engel olmaya çalışarak elleriyle kulaklarını kapatırdı  onun sesini duymamak için. Daha sonra antidepresan ilaçlara başlamıştı annesi yoğun bir biçimde. O hırçınlığından eser kalmamıştı ilaçlardan sonra. Bir ölüden farksızdı artık. Ve herşeyin o doktorların yüzünden olduğunu düşünmüştü Gertrude o küçük beyniyle. Sanki o psikiatriste gitmeselerdi herşey daha iyi olacaktı...

 

Bir kaç defa yaklaşmaya çalışmış olduğunu hatırlıyordu annesine. Bomboş gözlerle bakmıştı ona, bir yabancıya bakar gibi... Korkmuştu küçük Gertrude o an annesinden. Koşarak odasına kaçmış ve uzun süre hıçkırıklarla ağlamıştı yatağında,  gelir ümidiyle. Gelmemişti annesi ve bir daha da gözgöze gelmemişlerdi...

 

 O günleri izleyen bir haftasonu babasıyla bir kliniğe giderken trafik kazası geçirmişti annesi. Her ikisini de yitirmişlerdi. Ağlayamadığını hatırlıyordu Gertrude, o çok sevdiği  annesi, adeta taptığı babası için bir damla bile gözyaşı dökmemişti...

 

Karıştırdığı derginin sayfalarından başını kaldırdı adının söylendiğini duyunca. Sekreter gülümseyen gözlerle kendisine sesleniyor, içeri girebileceğini sıranın kendisine geldiğini söylüyordu. Ani bir hareketle yerinden kalktı, teşekkür ederek içeriye doğru yöneldi. Onu kapıda profesör Baumann karşılamıştı. Saçlarının ön kısmı tamamen dökülmüş ve beyazlamıştı yaşlı adamın, sakalları gibi. Gözlerinde ince tel gözlükler bulunuyordu. Yaşlı  sayılmazdı belki ama orta yaşı çoktan geçmiş olmalıydı. Hafif kilolu ve de kırmızı yanaklarıyla “tam noel baba olacak adam” diye düşündürdü Gertrude’u. Ağzında geniş bir gülümsemeyle “ hoşgeldiniz bayan Stein” dedi. Kısa bir sohbetten sonra problemin ne olduğunu sordu profesör Baumann. Sonra konuşmadan dinledi Gertrude’u. Bir yandan da gözlüklerini beceriksiz hareketlerle silmeye çalışıyordu. Rüya sahnesine gelince yerinden hafifçe doğruldu ve daha bir dikkatli dinlemeye başladı sanki Gertrude’u. Sonra sakin bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

-uyuşturucu kullanıyor musunuz bayan Stein? Ya da alkol alır mısınız sıklıkla?

-Yo hayır aslında hiç uyuşturucu kullanmadım, alkol ise bazen yılda birkaç kez o da doğumgünlerinde, kutlamalarda falan. Bir iki kadehi geçmez aldığım ama son iki aydır tek damla kullanmadığımı söyleyebilirim. Sorudan rahatsız olmuşa benziyordu.  Olanları uyuşturucu ya da alkolle ilişkilendirmeye çalışması canını sıkmıştı. “Prosedür gereği” diyerek gülümsedi profesör Baumann. Gertrude’nin düşüncelerini sezmiş gibiydi. Bir yandan da elindeki kağıda küçük notlar alıyordu.  “Bilgisayara alışamadım bir türlü” diye devam etti. “Belli bir yaşa gelince yeniliklere kolay uyum sağlayamıyorsunuz” “evli misiniz bayan Stein ?”  Porfesör Baumann kafasını yazdığı notlardan kaldırmadan sorularına devam ediyordu. “Hayır,  ama nişanlıyım. Yaz sonu evlenmeyi düşünüyoruz”  “hımm”. Profesör Baumann’ın soruları 40 dakika kadar devam etti. Ailesi, çocukluğu, işi, onda stress yaratabilecek hemen herşeyi sordu ve durmadan not aldı bu süre boyunca. 

 

Karşılıklı sorgu-sual şeklinde devam eden konuşmaları bittiğinde profesör Baumann arkasına yaslandı, birkaç saniye sessiz kaldı  ve  daha sonra Gertrude’un gözlerine bakarak:

-Sizden kapsamlı bir sağlık taraması istiyorum ikinci randevunuza gelmeden önce dedi.

-Sağlık taraması mı? Gertrude’un şaşırdığı belli oluyordu.

-Evet bayan Stein. Psikolojik olarak incelemeden önce problemlerinizin fiziksel bir rahatsızlıktan kaynaklanmadığını bilmek zorundayız. Bahsettiğim sağlık taramasında beyin tomografisinin  de olması konusunu ayrıca rica edeceğim sizden. Bu  arada size sakinleştirici birkaç hap vereceğim. Bu sizi rahatlacak, uykularınızın daha düzenli olmasını sağlayacaktır. Şimdilik bu kadar bayan Stein. Gertrude’un cevap vermesine bile fırsat vermeden ayağa kalktı. Sanırım Cuma günü benim için uygun diye ekledi sonra. Gertrude tedirginliğini hala üzerinden atamamıştı hatta buna küçük çaplı bir şaşkınlıkta eklenmişti şimdi. Ama çabuk toparlandı:

-Bitti mi yani bugünlük diyebildi

-Henüz başlamadık bayan Stein dedi profesör Baumann. Dostane bir şekilde elini uzattı. Ama uzun süreceğini sanmıyorum, sıkıntılarınız bitecek bana güvenebilirsiniz. Kapıya kadar geçirdi Gertrude’u sonra tekrar masasına döndü. Bu son hastaydı ve karnı acıkmıştı.

 

XXX

 

Duvarlar üzerine gelmeye devam ediyordu.  Leş kokulu, oyuklarından kan ve irin akan kapkara duvarlar üzerine geliyordu hala. Eklem yerleri fırlayacakmışcasına kasılmıştı. Tüm gücünü harcıyor ama engel olamıyordu bir türlü. Haykırmak istiyor ama boğazından zayıf bir inilti dışında birşey çıkmıyordu. Uzaklardan iblislerin gülüşlerini duyar gibi oldu. Onu çığlıklar ve canhıraş bir feryat izledi. Ardından bir uğultu ve alkış sesleri yükseldi.  Sapkın bir ritüel olmalıydı duvarların arkasında bir yerlerde. İblislerin, canavarların, şeytanın olduğu. Duvar artık yüzünün bir karış mesafesine kadar yaklaşmıştı ve durmuyordu. Ve birden zemin yine kayboldu. Görünmeyen eller yakalamıştı bacaklarından. Alev sarmalında buldu birden kendini yine. Aşağıdan geliyordu alevler. Önce ayaklarına ulaştılar. Çekmek istedi ayaklarını ama olmadı, kıpırdayamadı bile. Tüm vücudu kasılmıştı. Ayak parmaklarında keskin bir acı duydu önce onu yanık et kokusu izledi. Acıyla haykırdı... Saatinin alarmıyla uyandı. Yine nefes nefeseydi. Ter içinde kalmıştı bir kez daha. Odasında, yatağında olduğunu görünce rahatladı bir an. Ama bu seferki çok daha gerçekçiydi. Ateşin sıcaklığını hala hissedebiliyordu. Ve o yanık et kokusu gitmemişti genzinden. Ayakları... Hemen örtüyü bir çırpıda attı üzerinden ve ayak parmaklarına baktı. Buz kesmişti şimdi de. Parmak uçları su toplamıştı ve ayak tırnakları, tırnak uçları hafifçe kararmıştı ve üzerinden hala dumanlar tütüyordu...


 

                                                               XXX


Su toplayan bölgelere hafifçe krem sürdü hastanedeki hemşire.

-Çok şanslısınız doğrusu bayan Stein dedi. Kaynar suyu bir karış daha yukarı dökseymişsiniz, yeni bir ayak derisine ihtiyacınız olacakmış. Kendi yaptığı yersiz espriye sırıtarak devam etti.

-Sargıya gerek yok şimdilik. Birkaç güne kalmaz rahatça yürüyecek duruma gelirsiniz. Gertrude titrek gözlerle hamşirenin becerikli ellerini izliyordu. Kaynar su derken hemşirenin sesindeki garip tonu farketmişti. Mesleği gereği yüzlerce kez bu tip vakaları görmüş birinin kaynar su yalanını yutmayacağını elbette biliyordu ama gerçeği nasıl söyleyecekti ki.  Ona inanmayacaklarını biliyordu, Jurgen bile inanmamıştı. Şaşkın gözlerle oana bakakalmıştı eve geldiğinde. Gertrude ise sabahki o büyük şoktan sonra ilk aklına gelen kişiyi, Jurgen’i aramıştı. O gelinceye kadar da yatağında korkuyla titreyerek beklemişti. Aslında Jurgen’in olanlara inanmamasına şaşmamalıydı, kendisi bile halainanamıyordu yaşadıklarına... Bu nasıl birşeydi. Kabusları gerçeğe mi dönüşüyordu, ne demekti bu. Çıldırıyor muydu yoksa. Yavaş yavaş herşey bir karabasana dönüşüyordu. Her ne oluyorsa onu durdurmalıydı. Hayatı boyunca beklediği mutluluğa bu kadar yaklaşmışken onu ellerinden hiçbir şeyin almasına izin vermeyecekti. Profesör Baumann’ı aradı hemen. Randevuyu öne almak istediğini, zor durumda olduğunu ve acilen profesörü görmesi gerektiğini söyledi sekretere. İkna etmek için fazla çaba harcaması gerekmemişti. Öğleden sonraki hastalardan biri acilen şehirdışına çıkması gerektiği için randevusunu iptal etmişti. Gertrude’un öğleden sonrası için bir randevusu vardı artık.

 

-Bayan Stein doğru yapmıyorsunuz dedi profesör Baumann. Ben sağlık raporunu yanlış yönlenmemek için istemiştim. Belki de fiziksel bir rahatsızlığınızın sonucu olabilir gördüğünüz kabuslar. Acele etmeyin lütfen. Sonuçları görmeme izin verin. Sizi temin ederim böylesi daha sağlıklı olacak. Üstelik kullanacağımız ilaçların yanetkilerinin  oluşmaması için yararlı olacaktır.

-Ben domuz gibi sağlıklıyım diye haykırdı Gertrude. Sonra utandı, o sesin kendinden çıktığına inanamıyordu. Kekeleyerek devam etti.

-Profesör lütfen, size ihtiyacım var. Bunlarla tek başıma başa çıkamam. Gözlerinde yaşlar belirmeye başlamıştı artık.

-Sadece kabuslar değil profesör, henüz size herşeyi anlatmadım. Birkaç dakika içinde Gertdude başından geçenleri ve bu sabahki o inanılmaz olayı bir çırpıda anlattı. Sonra ağlamaklı gözlerle profesöre bakarak:

-Lütfen diye fısıldadı. Yardım edin bana.

 

Profesör kararsız görünüyordu. Sonra birden yüzünü buruşturarak yerinden doğruldu.

-Biliyorum yanlış yapıyorum ama... başını iki yana sallayarak devam etti.

-Evet bayan Stein size yardım edeceğim. Öncelikle problemin çocukluğunuzda yaşadığınız bir travmadan kaynaklandığını düşünüyorum. Bilinçaltınızda kendi halinde yatan bu şeyi birkaç hafta önce yaşadığınız  bir olay tetiklemiş olmalı. Ve bilinçaltınız da size rüyalar aracılığı ile ulaşmaya çalışıyor. Sizi bu denli etkileyen şeyi bulmalıyız önce. Yani çocukluğunuzla ilgili herşeyi bilmeliyim. Onu saklandığı yerden bulup çıkaracağız ve bir daha sizi rahatsız etmemek üzere yokedeceğiz.  Ayakları ile ilgili konuşmamayı tercih etmişti profesör. Kendini yaralayan hatta boğmaya çalışan hastaları bile görmüştü. Olay anını asla hatırlamazlardı. Kadın kendi ayaklarını yakmış olmalıydı... Bunun üzerinde durulacak bir konu olmadığını biliyordu konuşmasına devam etti:

-Açıkçası hipnozla bilinçaltınıza inmeyi düşünüyorum bayan Stein izin verirseniz, böylelikle hatırlayamadıklarınızı ya da hatırlamak istemediklerinizi de görebiliriz. Bu oldukça hızlı bir yöntemdir, uzun süredir kullanmamış olmama rağmen.

-Nasıl isterseniz profesör diye yanıtladı Gertrude. Başlamak için sabırsızlanıyordu.

 

Birkaç dakika sonra kanepeye uzanmış olan  genç kadının sabitlenmiş gözleri profesörün telkiniyle yavaşça kapandı. Artık odada sadece profesörün tok sesi duyuluyordu...

 




Aytunç Üşümezoğlu

Sayfa seçiniz: Sayfa: 1 - Toplam Sayfa: 2


Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6960
2 Eyyup AKMETİN 4983
3 Firari Fırtına 4896
4 Mustafa Ermişcan 4382
5 Hasan Tabak 4058
6 Nermin Gömleksizoğlu 3659
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 3602
8 Uğur Kesim 3418
9 Sibel Kaya 3359
10 Enes Evci 3036

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1255 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com