Romanlar

BERELİ 28
Okunma: 122
MUSTAFA ESER - Mesaj Gönder


21 Ekim 2013
Ali saat 08,30 da araçla holdinge geldiğinde Ali Abdullah ve Orhan Metin kameriyede oturuyorlardı. Ali arabadan inip yaklaştı.
-Günaydın Abdullah Bey.
-Günaydın Ali. Gel. Çocuklar Ali’ye çay getirin. Ne yaptın Ali?
-Recep emlakçıyla görüştü. Holdingi gören apartmanları satın almayı düşündüğümüzü söyledi. Apartman sakinlerini araştırıyoruz. Tahminim bu bir uyarıydı. Keskin nişancının sizi vurmak için yeterli zamanı vardı. Diyarbakır dönüşü söylediğim gibi olmalı. Hedefte siz ve Orhan Bey varsınız. Recep Helin Hanım’ın güvenliğini halleder. İzninizle ben sizin güvenliğinizi devralmak istiyorum.
-Benim hedefte olmam saçma değil mi Ali?
-Bence son derece mantıklı Orhan Bey. Birilerinin holdinge çökmek gibi bir niyeti varsa en uygun hedef sizsiniz. Düşmanlarınızdan önce hamle yapmak gerekirse bana daha fazla bilgi lazım. Mesela eskiden beri holdinge çökmek isteyen birileri var mı?
-Herkes olabilir Ali. 30 yıldır piyasadayız. İş kollarımızda sağlam büyüme grafiğimiz var. Karlılığımız gayet iyi durumda. Ortaklık tekliflerini kabul etmediğimiz herkes olabilir. Devletten bir şeyler olabilir mi?
-Her şey mümkün Abdullah Bey. Kendisine devlet diyenlerin desteğiyle olağan dışı büyümediyseniz mantıklı olmaz. 30 yıldır çalıştığınızı düşünürsek. Şu anda aklıma sadece camia yanlıları geliyor. Camianın gücü malum.
-Suikast camianın tarzı değil Ali. Onlar daha çok mali açıklarla çökerler. Böyle bir şey olsa dedikodusunu duyardık, biz duymasak ta müşterilerimiz duyar haber verirlerdi. Hep böyle olmuştur. Helin sana niye kızgın?
-Hiçbir fikrim yok Abdullah Bey.
Bu sırada Recebin sürdüğü araçla Helin holding bahçesine girdi. Araçtan inip yaklaştı.
Ali’nin olmasına aldırmadı.
-Ali’nin çevremde olmasını istemiyorum ağabey.
-Tamam Helin sana başka bir koruma ayarlayalım. Recep nasıl?
Ali’ye baktı. Ali başını salladı.
-Recep, Helin’in koruması artık sende.
Ali Abdullah titreyen telefonuna baktı,” Harun Saraylı arıyor.” Telefonu açtı.
-Alo. Günaydın Harun. Tamam, akşama doğru. Plakayı sana bildiririm. Kargonu bizim kağıt deposuna gönder. Adresi gönderirim. Hallederiz. Tamam görüşürüz. Recep Ali’yle temas halinde ol. Sıkıntı istemiyorum.
-Peki efendim.
-Tamam siz işinize bakın.
Telefonuyla nakliyenin müdürü Bahri’yi aradı.
-Alo Bahri. Akşama kamyon lazım. Bir yere yük götüreceğim. Ben götüreceğim Bahri! Yeni kamyonlardan ayarla. Logosuz olsun. Ayarla plakasını bildir. Kamyonu kağıt deposuna getirsinler.
Orhan Metin sıkılmıştı, kalkmaya niyetlendi.
-Orhan bekle bir dakika.
Ali Abdullah’ın telefonu yeniden titredi.” Emlakçı Erhan arıyor:”
-Söyle Erhan. Kontratı imzaladınız. Tamam. Sende yanlarında git. Bildiğin kişilere yönlendir. İlgilen. Takip et sıkıntı olmasın. Orhan programın varsa iptal et. Akşama işimiz var. Dövizi transfer edeceğiz. Sende yanımda ol. Sorun çıkmazsa, sorularının cevabına ulaşacaksın. Bahri’den haber gelsin, kağıt deposundan yüklemeyi yapar yola çıkarız.
-Hemen mi gidiyoruz ağabey?
-Akşam gideceğiz Orhan. İşlerini hallet, haberleşiriz.
Orhan uzaklaştı. Bu sırada Hızma binadan çıkmış yaklaşıyordu.
-Yengem aradı ağabey. Kira kontratını imzalamışlar.
-Tamam Hızma. Yengeni İbrahim Hakkı’nın mutfağını kuranlara yönlendir. Çalıştığımız yerlerden alışveriş yapsınlar.
-Yengemin self servis açma fikrine şaşırdım ağabey. Sence mantıklı mı?
-Lüks bir mekan açıp zarar ederse hayal kırıklığına uğrayıp vaz geçecekti Hızma. Bir yerden başlasın devamı gelirse bakarız. Emlakçıyla görüş parayı benim hesabımdan aktar. Mekanda eksik istemiyorum.
-Tamam ağabey.
Hızma uzaklaşınca Ali Abdullah eliyle Ali’yi çağırdı.
-Buyurun Abdullah Bey.
-Ali, Hasan’ı ara. Kibar Hanımın işlerini takip etsin. Sen de benim yanımda bulun.
-Peki Abdullah Bey. Acil gideceğiniz randevunuz var mı? Çaylı’ları kontrol etmem lazım.
-Sen işine bak Ali, bir şey olursa haber veririm.
Ali başıyla selam verip uzaklaşırken Ali Abdullah binaya doğru yürüdü.
Karaşahin Holding’den ayrılan Ali kahvaltı için Çaylı Otel’e gelmişti. Hatice’yle birlikte kahvaltı yaptıktan sonra birlikte salondan çıktılar. Lobi de kendilerini takip eden takım elbiseli kravatlı adam Ali’nin dikkatini çekti. Caner Çaylı lobide kahve içiyordu. Ali garsona kahve söyleyip yaklaştı.
-Selamün Aleyküm Caner Bey.
-Aleyküm Selam Ali. Otursana.
-Arada gezen gri takım elbiseli kim Caner Bey?
-Eşimin, Müşerref Hanım’ın akrabasıdır Ali. Müdür yardımcısı. Bir sorun mu var?
-Sorun yok Caner Bey. Meslek alışkanlığı diyelim. Beni takip edenlerden rahatsız olurum.
-Halasına haber vermek için seni takip ediyordur, merak etme. Müşerref Hanım seninle çalışmamızdan oldukça rahatsız.
-Haksız sayılmaz Caner Bey. Ben de, benimle çalışmanızı tavsiye etmezdim.
-Özel bir iş için senden yardım etmeni isteyeceğim Ali.
-Elbette Caner Bey. Nasıl yardımcı olabilirim?
Caner Çaylı iç cebinden çıkardığı adres yazılı not kağıdıyla birlikte araba anahtarını uzattı.
-Bu adrese araçla özel bir yük götürülecek. Senin götürmeni istiyorum. Mütevelli heyetinde olduğum okullar için bağış parası. Parayı bu gün veya yarın bankaya aktaracaklar. Doğrudan görevinle alakalı değil.
-Problem değil Caner Bey. Götürürüm, acil mi?
-Hem acil hem değil Ali. Biraz geciktirdim. En kısa sürede gitmesi lazım.
Ali adresi kontrol etti.
-Abdullah Bey aramadan hemen götüreyim o zaman Caner Bey. Makbuz almam gerekiyor mu?
-Makbuzu bana getirirsin.
Ali müsaade isteyip otoparktaki siyah minibüsle holding binasından ayrıldı. Ali’nin ayrılmasının ardından Caner Çaylı telefonla birisine bilgi verdi.
-Hediyeyi gönderiyorum. Benim arabayla. Güvenlik müdürüm getiriyor. Makbuzu ona verin. Hayır, hayır istişareye gelmeyeceğim. Hayır dedim. Israr etme Aydın. Ağabey’e söylersin.
Ali siyah minibüsle Arnavutköy’de ki mahalle/köye gitti. Araçtan inmesine izin verilmediği için şoför mahallinde minibüsün arkasından para çantalarının indirilmesini bekledi. Verilen makbuzu alıp ayrıldı. Çaylı otele geri dönüp makbuzu Caner Çaylı’ya verdi. Karaşahin Holding aracına binip uzaklaştı. Yolda Taştekin İlaçlama ismiyle kayıtlı numaraya çağrı attı. 5 dakika sonra telefonu çaldı. “Taştekin İlaçlama arıyor.”
-Alo.
-Merhabalar Taştekin İlaçlama. Ben Ayhan nasıl yardımcı olabilirim?
-Ayhan Bey. İki ay önce ekibinize ilaçlama işi yaptırmıştım, senedimin günü dolmak üzere. Bugün veya yarın elime bir miktar para geçme durumu var. Parayı siz mi alırsınız, ben mi getireyim? Senet ve faturamı almak istiyorum.
-Bizim için her ikisi de uygun olur. Nakit teslim etseniz nerede teslim edebilirsiniz?
-Müşterim Arnavutköy’de. Ümraniye’de, A Bank’ta buluşacağız. İki güzergah arasında paranızı teslim alabilirsiniz.
-Tamam Ali Bey. Değerlendirip size ulaşacağız. İyi günler.
Helin Etiler Sirius kafenin otoparkına lüks arabasını park etti. Kafenin etrafında siyah takım elbiseli korumalar vardı. Hulki yaklaşık 500 metre geriden Helin’i takip ediyordu. İkinci katta Konsolos Muavininin Helin’in elini öpmesini ve oturmalarını cep telefonuyla fotoğrafladı. Kafe’ye giriş çıkışı görebileceği şekilde uzaklaştı.
Helin salona girip yaklaşınca Konsolos Muavini saygıyla ayağa kalktı. Kibarca Helin’in elini öptü.
-Hoş geldiniz Leydi Helin. Size ne ikram edebilirim?
-Teşekkür ederim muavin. Sizinle ulu orta buluşmamak için anlaşmıştık.
-Haklısınız Leydim. Lord Williams’ın mesajını iletmem gerekti. O yüzden.
-Sayın muavin. Perde arkasında çalışmam konusunda mutabakatımız vardı. Bu Selenay Baybora, dün bana ulaştı. Lord Williams ile böyle anlaşmamıştık.
-Sevgili Helin, bilmiyor olabilirsiniz. Lord Williams anlaşmalarda her zaman kendi şartlarını uygular. Selenay, Alber Dikici’ye bağlı çalışıyordu. Malum Alber öldü. Lord Williams’ın emriyle artık size bağlı çalışacak.
-Bana kadrolu eleman muamelesi yapmayın muavin. Anlaşmanın şartlarını yerine getirdim. Karaşahin Transport’un Londra ofisini kurup size teslim ettim. Konsorsiyum pazarlığını yürüttüm, ağabeyimi başkanlık için ikna ettim. Ülkeye döndükten sonra anlaşma benim için bitti. Alber öldürülünce son kez bir plan yaptık, adamlarınız başarısız oldular. Tekrar söylüyorum kadrolu elemanınız değilim, benim için anlaşma bitmiştir. Emir almayı sevmem.
-Benim söylemek istediğim tam olarak bu leydi Helin. Lord Williams, kendisiyle yapılan hiçbir anlaşmanın tek taraflı olarak bitirilemeyeceğini size iletmemi istedi. Lord Williams tamam diyene kadar anlaşmanız geçerli. Alber Dikici ve sizin başında olduğunuz bir proje yapıldı. Proje başarıyla sonlanana kadar anlaşmayı feshedemezsiniz, aksi durumda sonuçlar kötü olacaktır.
-Ağabeyim yetmedi bana da silah mı doğrultursunuz. Muavin?
-İsteseydik Ali Abdullah şu anda ölmüştü leydi. Bu bir uyarıydı. Teklifin ciddiyetini anlamanız için. Anlaşmanın detayları ifşa olursa siz ve aileniz için sonuçları ölmekten daha kötü olabilir biliyorsunuz. Sevgi ve nefreti aşırı uçlarda yaşayan bir toplumsunuz. Toplumun ve devletin ailenize göstereceği tepkiyi hayal bile edemezsiniz. Bu bizim içinde büyük bir skandal elbette ki. Diplomatlarımız bir özür mesajı yayınlarlar. İstihbarat birimlerinin kendi başlarına hareket ettiğini söylerler. Bazı resmi görevliler istifa ederler o kadar. Dünya ticaretini biz yönlendiriyoruz. Ülkenizde güzel bir atasözü var sevgili Helin: Altta kalanın canı çıksın diyorsunuz ya.
Helin cevap veremedi. konsolos muavini devam etti.
-Lord Williams Alber Dikici’nin yerine görevlendirildiğinizi bildirmemi emretti. Öncelikli olarak Alber Dikici’nin katili ve azmettiricisinin öldürülmesini emrediyor. Vatandaşımıza yapılan eylem cezasız kalamaz, kalmamalı.
-Alber’in katiline ulaşılamadı muavin. Benden kimliği belirsiz birini ortadan kaldırmamı mı bekliyorsunuz? Saçma bir emir.
-Araştıracaksınız Leydi Helin. Araştıracak ve ipuçlarını bana ileteceksiniz. Biz de gereğini yapacağız. Alber’in ölüm emrini ailenizden biri mesela Orhan Metin vermiş olabilir. Biz Türk istihbaratından şüpheleniyoruz. Türk İstihbaratında Milliyetçi bir kanat her zaman vardır. Çalışma tarzınıza karışmayız, bilakis destek vereceğiz. Lord Williams’ın ikinci emri, Ali Abdullah işbirlikçilerimizle organik bağ kurmaya zorlanmalı, sizde bunun için çalışmalısınız.
-Alber’in ölüm emrini Orhan Metin vermiş olamaz, tahmin etmiyorum. Böyle bir emir vermiş olsa bile emri yerine getirecek profesyonellikte adamı, zaten yok. İkincisi Ali ağabeyim işbirlikçilerinizle ortaklığa girmez. Pazarlık sırasında kesin konuştu. İstemediğim kişilerle ortaklık için ısrar etmeyeceksiniz, dedi. Ağabeyim camiayla ortaklığa girmez. Zorlayamazsınız çünkü dediğini yapar gider devlete konuşur. Lord Williams imzaladığı belgeyi tekrar okusun.
-Söylediklerim yapmakla yükümlü olduğunuz şeyler leydi Helin. Tarzınızı siz belirleyeceksiniz. Lord Williams size aktarılan 450 milyon doların boşa gittiğini düşünmek istemiyor. Birkaç gün düşünün şüphelileri ve çalışma tarzınızı bildirin. Gereğini yapmak bizim işimiz. Üzgünüm ama başarısız olma lüksünüz yok. Size iyi günler dilerim leydi Helin. Stressiz bir ortamda ilk fırsatta sizinle yemek yiyelim.
Konsolos Muavini bardaktaki suyu içti. Helin’in elini kibarca öpüp uzaklaştı. Konsolos Muavininin ardından Helin morali bozuk kafeden ayrılırken Hulki’nin takip ettiğinin farkına varmadı. Helin ajansa girince Hulki vakit geçirmek için karşı caddedeki bir kahveye girdi.
Nuri Fırat Helin’in odasına girerken gözleri parlıyordu.
-Duyduklarına inanamayacaksın Helin.
-Sen söyle inanıp inanmamaya ben karar vereyim istersen kardeşim.
-Sabah Selenay Baybora’nın asistanı aradı. Bizimle çalışmak istiyorlarmış. Birazdan hem burayı hem stüdyoları görmeye gelecek.
-Kim dedin?
Cevap verirken Nuri Fırat’ın gözleri parladı.
-Selenay Baybora Helin. Selenay Baybora. Sosyetenin gülü. Popüler sanatçı ve modellerin menajeri Selenay Baybora. Siz dün görüştünüz mü?
-Israr edince görüştük Nuri. Barışma görüşmesi diyelim. Bana sorarsan bu kadından uzak dur derim.
-Saçmalama Helin. Niye uzak durayım? Kadının ödüllü modelleri, aktörleri var. Katalog çekimlerini yaptığımızı düşünsene bir. Sanatçılarının acayip bir fan kitlesi var. Röportajlara bir başlarsak kanalım reyting rekoru kırar.
Helin aynı babanın çocukları olarak pek te sevmediği Nuri Fırat’ı ikaz etmeye çalıştı.
-Bu kadınla ortak mekanlara takılıyoruz Nuri. Marjinal bir yaşamı tarzı var. O yüzden pek yakınlaşmadım hatta uzak durdum. Düşüncelerimi de açık net söyledim. Bu zannetmiş ki mesele Burak. Kadının genişliğini düşünsene, akşam koynuna aldığı adam bir gün sonra başkalarının yatağında, sonra hoop bunun yatağında. Böyle şeyler bana ters. Sana çelme atarsa hiç şaşırmam. Kadından bahsederken gözlerinde para işareti görür gibi oldum. Başına bela alırsın. Demedi deme.
-Bizim ajansımız var Helin. Hayır işi yapmıyoruz değil mi? Asistan kızı ikna etmem lazım. Yine her zaman ki gibisin. Moralimi bozma. Hah gelen asistan galiba. Ben çıkıyorum.
Nuri odadan çıkarken Helin gülümsedi, başını salladı. Bu sırada odayı takip eden asistanı Semra içeri girdi.
-Helin Hanım günaydın!
-Ne günaydını Semra? Öğlen oldu neredeyse. Ağzın kulaklarında olduğuna göre bir şeyler var. Söyle.
-Fırat Bey Selenay Baybora’nın asistanını gezmeye götürüyor.
-Görüyorum Semra n’olmuş?
Semra beklemediği bu cevap karşısında bozuldu ama çabuk toparladı.
-Ne olmuşu var mı Helin Hanım? Sabah asistan arayınca ajanstaki herkes heyecanlandı. Baybora ajans bizimle çalışmak istiyor. Dev haber. Modellerinin katalog çekimlerini yapsak… Harika ötesi…
-Abartma Semra. İşlerimiz çok mu kötü? Duyan da zanneder ki Selenay bizi kurtarmaya geliyor.
-İşlerimiz iyi olmasına iyi de Helin Hanım. Daha da iyi olsa fena mı olur?
-Fena olmaz elbette Semra. Sen bunu söylemek için gelmedin, başka bir şey daha var değil mi?
-Haklısınız Helin Hanım. Biraz önce Selenay Baybora’nın diğer asistanı aradı. Stüdyoları görmeye gelen asistan onay verirse akşam bizi, beni ve Fırat Bey’in asistanını yemeğe davet etti. Planlama yapmamız gerekecek. Modellerin çekimleri ve sanatçıların röportajları için. Çok heyecanlıyım. Akşama kadar kriz geçirmezsem iyi vallahi. Asistanın dediğine göre anlaşırsak ekip olarak Selenay Baybora ile kutlama partisi yapacakmışız.
Helin Semra ile konuşurken bir taraftan da Nuri ve Selenay’ın asistanı Carolina’nın ajansı gezmelerini gözleriyle takip ediyordu.
-Bu kadar heyecandan sonra başka söyleyecek bir şeyin yoksa biraz yalnız kalmak istiyorum Semra. Jaluziyi kapatır mısın lütfen?
Semra hayal kırıklığı yaşamış olarak perdeyi kapatıp çıktı. Helin, yalnız kaldığına göre sesli düşünebilirdi.
-Başına gelecekleri bir bilsen Nuri. Üzüntüden ağlardın kardeşim.
Helin’in odasından çıkan Nuri acele etmeden Asistan Carolina’ya yaklaştı, elini uzattı. Tokalaştılar.
-Selam. Nuri Fırat
-Selam Nuri. Carolina. Selenay Baybora’nın asistanıyım. Biraz önce görüşmüştük.
-Ofisime geçelim mi?
-Olur geçelim.
Birlikte Nuri’nin cam ofisine geçtiler. Nuri duvar kenarındaki set altı dolabın kapağını açarken sordu.
-Sana ne ikram edeyim Carolina?
-Bir şey içmeyeceğim Nuri Teşekkür ederim. Konuya girsek daha iyi.
Nuri ısrar etmeden koltuğuna geçip oturdu. Gözlerini Carolina’ya dikip konuşmaya başladı.
-Girelim Carolina. Gördüğün gibi merkez ofisimiz burası. İki tane de stüdyomuz var. Yeni bir stüdyonun araştırması içindeyiz. Stüdyolarımız tam donanımlıdır. Personelimiz kalifiyedir. Bizimle çalışma sebebinizi merak ediyorum Carolina. Yanlış anlama. Her sene başında katalog ve broşürlerimizi herkese göndeririz. Bu güne kadar geri dönüş bile yapmadınız.
Carolina patronunun itibarinden dolayı gereğinden çok kasıntılıydı.
-Selenay Baybora’nın talimatı Nuri. Bana kalsa sizinle çalışmam. Bana göre fazla taşralısınız. Hemşeri derneklerinin, meslek odalarının broşür, takvim işlerini yapıyorsunuz. Profesyonel bir ajanstan çok holding içi çalışan reklam departmanı gibisiniz. Patronum Selenay Baybora dün kız kardeşin Helin’le görüşmüş. Biz, yani Elit Ajans ismimiz gibi elit bir ajansız. Piyasadaki popüler manken ve starlarla çalışırız. Bu yüzden herkesle çalışmayız. Birkaç yıldır Best Model yarışmalarını biz düzenliyoruz. İş ortaklarımızın da bizim gibi elit olmalarını isteriz. Anlatabildim mi?
-Gayet güzel anladım Carolina. Elit olmaktan kastın vasıf ise ajans personelimiz üst düzeydir. Alet ve ekipman olarak kendime güvenirim. Belki bilmiyorsun kanalımda yaptığım programlar yüksek reytinge sahiptir, televizyon kanallarına program yapıyoruz. En son olarak taşralı tanımlaması şık olmadı. Ben eşit şartlarda ortaklığı veya birlikte çalışmayı tercih ederim. Aşağılanmak…
-Yanlış anladın Nuri. Amacım seni veya ajansını aşağılamak falan değil. Piyasayı biliyorsun. İmajımızın zedelenmesini istemiyorum sadece. Bu yüzden aşırı seçici olmak zorundayım. Kendine güvenmen hoşuma gitti. Selenay’ın aşırı dikkatli olduğu konu budur. Ego önemli. Ama fazlası zarar verir. Çalışacağımız iş ortaklarımızın dozunda egolu olmalarına dikkat ederim. Stüdyolarını gezdirecek misin?
-Tabi çıkalım mı?
Birlikte çıktılar. Ajansın önünden Nuri’nin spor arabasıyla ayrıldılar.
Timurhan Yürekli ve Engin Altay kafenin önünde arabadan indiklerinde kendilerini gizlice takip edenleri fark etmediler. İkinci kata çıktılar. Suphi ceketini ilikleyerek Timur ve Engin’i ayakta karşıladı, Timur ve Engin’den sonra oturdu. İşaret parmağıyla garsona işaret etti. Sabah haber gelince kafeyi kapatmıştı.
-Size ne ikram edeyim efendim?
-Bir kahveni içeriz Suphi.
Kahvelerin gelmesini sessiz beklediler. Timurhan Yürekli lafa giriş yaptı.
-Nasılsın Suphi? İşlerin nasıl diye sormayacağım. Umarım kötüdür.
-Teşekkür ederim efendim. Üç yıldır bana sağladığınız himaye için minnettarım.
-Minnettar olmalısın zaten Suphi. Sayemizde emniyette sürünmekten kurtuldun. O günleri unutmadın değil mi?
-Ömrümün sonuna kadar unutmam mümkün değil efendim. Ömrüm size minnettarlıkla geçecek. Sayeniz de…
-Sayemizde Suphi sayemizde. Sen ve adamların ömrünüzü nezarette geçirmekten kurtuldunuz. tamirhanelerini çoğalttın, geri dönüşüm işine girdin, zengin oldun. Her nimetin bir bedelinin olduğunu biliyorsun değil mi Suphi?
Suphi böyle bir cümleyi bekliyordu ama yine de şaşaladı.
-Biliyorum efendim. Emriniz nedir?
-50 milyon istiyoruz Suphi… dolar ve sahte olmayanından.
-Haa!!! Efendim?
-Yanlış duymadın Suphi. Bu güne kadar verdiğimiz himaye ve zenginlik karşılığı olarak 50 milyon dolar vereceksin.
-Haddimi aşmak istemem ama bende o kadar para yok efendim.
-Asgari ücretle çalışırmış gibi konuşuyorsun Suphi. Seni himayemiz altına aldıktan sonra bağış olarak bize on beş milyon verdin, otuz milyondan fazlası sana kaldı. Artı, geri dönüşümden daha fazlasını kazandığını biliyoruz. Hesaplarındaki para spekülatif hareketlerle 60 milyonu geçti. Villanın bodrumunda ki balyalarla dolar ve altını saymıyorum. Yanılıyor muyum Suphi?
Suphi ne kadar itiraz ederse etsin gerçekleri saklamanın mümkün olmadığını biliyordu.
-Estağfurullah efendim. Ne haddime?
-Dediğin gibi haddin değil Suphi. Haddini bileceksin. Yakın zamanda yurt dışına döviz transfer edeceğiz. Vereceğin para senin adına bir hesaba yatırılacak ve çoğalacak ama bizim kontrolümüzde olacak. İşlerine devam edeceksin. Bu miktar seni sıkıntıya sokmaz. Sayemizde iki yılda tekrar kazanırsın. Anlaşıldı mı?
-Anladım efendim. İzniniz olursa…
-İzin veriyorum Suphi sor.
-Haddim değil efendim ama Karaşahin’ler sizin himayenizde mi?
-Yok Suphi. Karaşahinlerin bizim himayemize girmeye ihtiyaçları yok. Henüz. Yakın zamanda yapacağımız ortaklıklarla büyük işler yapacağız. Bu kadarını bilmen yeterli. Ağabeyin talimatını unutma. Karaşahinlere ve çalışanlarına bulaşmak yok. Sadakatinden dolayı ağabey bir aylık bağış parasını sana hibe etmeye karar verdi.
-Çok teşekkür ederim efendim. Son bir şey daha sorabilir miyim?
-Merak ettiğin nedir Suphi?
-Caner Çaylı’nın durumu nedir?
-Caner’i hatırlattığın iyi oldu Suphi. Caner artık bizimle değil. Ama sana haber verene kadar uzak dur. Haber verince serbestsin.
-Minnettarım Efendim. 50 milyon ne zaman lazım?
-Aferin Suphi. Sadık olursan ödüllendirilirsin. Sen hazırda tut. Haber verince vereceğimiz adrese gönderirsin. Madem anlaştık ayrılmadan bize tatlı bir şeyler söyle de ağzımızın tadı yerine gelsin. Sen gidebilirsin.
Suphi süklüm püklüm kalktı. Garsonlarla konuşup çıktı. Küfür ederek biraz ilerideki arabasına bindi. Piç Rıza arabada bekliyordu.
-Ben sizin ananızı avradınızı…
-Ne oldu ağabey? Neye sinirlendin?
-Sür Rıza sür. Adamlar ocağımıza incin ağacı diktiler. Ben size bunun hesabını sorarım ama zamanı değil. Sür dedim sana Piç!!!
Timur ve Engin memnuniyetleri yüzlerine yansımış şekilde, masaya gelen tatlılarını kaşıklamaya başladılar.
-Bu işi de sıkıntısız hallettik Engin. Ağabeye müjdeyi verebiliriz. Suphi hiç beklemediğim kadar uyumlu çıktı. Başımıza iş açmaz değil mi?
-Merak etme ağabey. Suphi akıllıdır. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmeyeceğini bilir. Hakkında bu kadar bilgi sahibi olduğumuzu anlayınca tırsmıştır. Bilirsin öldürmektense korkutmak iyidir. Transfer mi var ağabey? Benim haberim yoktu.
-Ağabey söyleyecekti, dalgınlığına gelmiştir. Yakın zamanda büyük bir transfer planlandı Engin. Hükümete unutamayacağı bir ders vermenin zamanı geldi. Bizimle uğraşmak neymiş herkes öğrenecek. Transfer sorunsuz yerine ulaşınca haber medyaya sızdırılacak. Hükümet krizin altında kalacak.
-Böyle bir kriz arkadaşlarımıza da zarar vermeyecek mi ağabey? Nasıl izah edeceğiz?
-İzah edecek bir şey yok Engin. İtibarlarını sıfırlamazsak bizi bitirecekler. Ya devlet başa ya kuzgun leşe. Herkes şunu bilecek Engin: Camia yani biz olmazsak yönetecekleri bir devlet olmayacak. Sen de bir tereddüt mü var?
-Tereddüt falan yok ağabey. Tabandaki arkadaşlara her şeyi anlatamıyoruz. Sıkıntı oluyor.
-Anlatma o zaman Engin. Büyüklerimizin talimatı de geç. Uyan uyar uymayan kendine yer beğensin. Önümüzdeki seçimlerde arkadaşlarımızın sayısını istediğimiz gibi artırırsak her şey çok güzel olacak. Başka bir şey yemek ister misin Engin? Söyleyeyim. Yaş pastayı seversin sen.
-Teşekkür ederim ağabey. Bu aralar şekerim biraz yükselmiş. Onu da başka bir zaman ben ısmarlayayım inşallah.
-Olur Enginim. Sen nasıl istersen. Yeni bir bilgi var mı elinde?
-Caner can sıkıyor artık ağabey. Bizden tamamen uzaklaşmaya başladı. İstişarelere, himmet davetlerimizi sürekli reddediyor. Biliyorsundur, temizleyeceğimiz adama güvenliğini teslim ettiği yetmezmiş gibi damadım diye ilan etti. Aylık bağışını da yeni damadıyla göndermiş. Artık bizden değil dediğine memnun oldum. Başımıza iş açacak gibi. Oğlunun başına gelenlerden bizi sorumlu tutar gibi bir hali var sanki.
-Kendi düşen ağlamaz Engin. Caner sayemizde bu günlere geldi. Çuvalla değil kamyonla para kazandı. Oğluna sahip çıksaydı. Okullarımızda okudu diye oğlunun her hareketini biz mi takip edeceğiz? Bizden uzaklaşırsa bir şeyi kalmaz. Nasıl zengin ettiysek öyle de sıfıra indirir ekmeğe muhtaç ederiz. Şu yeni damadı neydi adı?
-Ali ağabey, Ali Yıldırım.
-Hahh işte onu sıkı takipte tutun. Bağlantılarını çözebildiniz mi?
-Maalesef ağabey. Hakkında farklı hiçbir bilgiye ulaşamıyoruz. Adam ruh gibi yaşıyor. Evden işe işten eve. Sosyal hayatı neredeyse sıfır. Uzman çavuş eskisinden beklenmeyecek kadar profesyonel. Takipte sıkıntı yaşıyoruz. Ama Küçük Ağa’nın, yani Müsteşar’ın yani hükümetin adamı olduğuna eminim. Yani potansiyel düşman adayı. Emir verdiğin anda Suphi hem Caner’i hem de Ali’yi aradan çıkarır. Suçu da karşı mahalledekilerin üstüne atarız.
-Bakacağız Engin. Ağabey’le yapacağımız istişarede karar vereceğiz. Para transferi sorunsuz halledilsin çürük elmaları ayıklayacağız artık. Orhan Metin’i araştırıyor musunuz?
-Araştırıyoruz ağabey. Ama o da sıkıntılı, şöyle sıkıntılı: Orhan Metin neredeyse üç yıldır ağabeyinin baskısıyla pasife yattı. İki sene önce Rıza ile sadece altın işiyle sınırlı ortaklık yaptı. İthal ettiği altınları elinden çıkardı, kayıt dışı altınını sisteme soktu, parasını aldı çekildi. Rıza’nın diğer işlerine ortak olmadı. Geçenlerde güvenlik müdürü Tuğrul ortadan kayboldu. Orhan’ın Tuğrul’u öldürsünler diye gönderdiği adamlar öldürüldü. Tuğrul büyük ihtimal yaşıyor ama ulaşamıyoruz. Soner Çakal, Orhan Metin’in tüm pis işlerini bilir ama çok sadık konuşmaz. Durum pek iç açıcı değil. Karaşahinlerle ilgili planda değişiklik mi var?
-Her an değişiklik bekliyorum Engin. Bu gidişle Karaşahinleri ortaklığa razı edemeyeceğiz gibi. Orhan Metin’i tamamen pasifize edersek holdingi ele geçirmek çok kolay olur. Caner, şirketlerinde ağırlık hisseye sahip ama onu da halledeceğiz. Çaylı ve Karaşahinler gücümüze güç katacaklar Engin. Muhterem büyüğümüzün liderliğinde hedefimize ulaşmamıza bir adım kaldı. Sen delil toplamaya devam et. Delil bulamazsan yalancı şahitleri devreye sokacağız mecburen. Orhan’ı cezaevine almalı ve uzun süre içeride tutmalıyız ki Ali Abdullah ortaklığa mecbur kalsın. Ama önceliğimiz yurt dışına yapılacak transfer. Diğerleri daha sonra.
-Halledeceğim ağabey.
-Kalkalım mı? Ağabeyin yanına gideceğim buradan.
Ali Abdullah Ali’nin sürdüğü arabayla kağıt deposunun önüne geldiğinde Orhan Metin onları bekliyordu. Deponun içinde logosuz bir kamyon vardı. Yükleme bitmişti. Ali Abdullah arabanın yanında bekleyen Ali’ye seslendi.
-Tamam Ali beklemene gerek yok. Arabayı siteye bırak. Varsa işlerini hallet.
Ali başıyla selam verip ayrıldı. Orhan Metin yaklaştı.
-Kamyonu biz mi götüreceğiz ağabey?
-Biz götüreceğiz Orhan. Sapanca’da bir deponun adresini verdiler. Yükleme tamam mı?
-Tamam ağabey. Harun Saraylı’nın koliler de yüklendi de niye biz götürüyoruz?
-125 milyon doları kime güveneceğiz Orhan? Yükümü teslim eder, cüzdanımı alırım. Konuşmuş oluruz hem fena mı? Bin bakalım.
Ali Abdullah ve Orhan Metin kamyona bindiler. Orhan Metin cebinden çıkardığı puroyu yakarken Ali Abdullah kayın biraderi Harun’u aradı.
-Aloo Harun. Yola çıkıyoruz. Sana verdiğim plakalı kamyonla. Cüzdanını yarın getiririm. Haberleşiriz.
Ali Abdullah kontağı çevirip kamyonu hareket ettirdi.
-Kamyon sürmeyi özlemişim Orhan. Eski günlere döndüm bir an.
-Yaşlandım mı diyorsun ağabey?
Gülüşürler.
-Bana kızgın olduğunu biliyorum Orhan. Sende bir şeyler sakladığımı düşünüyorsun, haklısın da. Herkesten bir şeyler saklıyorum.
-Benim ki kızgınlık değil ağabey. Kırgınlık desek daha doğru olur. Ben senin sırdaşın değil miyim? Bana güvenmiyorsun gibi algıladım.
-Güvenmemek değil Orhan. Hayatta en çok sana güvendiğimi bilirsin. Ama iş çok karışık. Devlet yaptığımız her şeyden haberdar Orhan.
-Gizli saklı bir iş yapmıyoruz ağabey, işimizi yapıyoruz.
-Bahsettiğim o değil Orhan. Londra’da kurulan Konsorsiyumdan devletin haberi var. Getirdiğimiz yükleri, ağaları, operasyonu her şeyi biliyorlar.
Orhan Metin şaşkınlıktan az daha purosunu yutacaktı. Kısa süreli bir öksürük nöbetine girdi. Ağabeyinin uzattığı suyu içerek kendine geldi.
-Ciddi misin ağabey? Kıyamet kopacak desene. Ne yapacağız?
-Şu anda yapacak bir şey yok Orhan. İki buçuk yıldır başımızdaki belayı def etmek için uğraşıyorum. Operasyondan 4,5 ay sonra biri telefonla temasa geçti. Babamı ve bizi çok iyi bilen biri.
-İstihbarattan mı?
-Büyük olasılıkla. Ben tanımıyorum. Önce inkar ettim ama adam her şeyimizi biliyor.
-Telefonunu bulamadın mı?
-Ankesörlü telefonla bana ulaştı. Kısa süreli konuştu. Farklı zamanlarda aradı. Anladığım adamın niyeti bizi bitirmek değil bizim üzerimizden bir şeyler yapmak. Günahımıza kefaret olarak bir şeyler istedi. Bende yaptım.
-İstihbarata çalışmaya başladım deme ağabey.
-Öyle bir şey yok Orhan. Eğer iş birliği yaparsam bize şefaatçi olacağını söyledi. Hakkımızda bildiklerini söylemediğine göre zararımızı istemiyor demek ki.
-Konuşmadığını nereden biliyorsun ağabey?
-Tahmin ediyorum Orhan. Üç yıldır yaptıklarımız ortaya saçılmadı öyle değil mi? Şantaj için bize gelen kimse yok. Demek ki kimseye konuşmadı. Konuştukları her kimse bize günah çıkartmak için bir fırsat verdiler diye düşünüyorum.
-Adam senden ne istedi ağabey?
-İlk olarak operasyona tetikçi olarak katılanların isimleri istedi. Bende verdim.
-Ne diyorsun ağabey? Ne yaptın sen? Ortaklarımızı mı öldürttün?
-Sadece isim verdim Orhan. Ailemi korumak için yine veririm.
-Adam da verdiğin isimleri infaz ettirdi. Başka?
-Camiayla ortak olmamamı ve kayıt dışı parayı sisteme sokmamı istedi.
-Üç yıldır bunun için uğraşıyordun demek. Başına daha büyük bir bela aldığının farkında mısın ağabey? Söylediklerinden ortaklarımızın haberi olursa açık hedef haline geliriz biliyorsun.
-Biliyorum Orhan. Bu yüzden senden önce kimseye bahsetmedim ya. Diyarbakır’da Helin’i gizlice koruyanlar vardı ya. Konuştuğum adamın ekibiydi.
-Ali bu ekipten mi?
-Bilmiyorum Orhan olabilir. Öyleyse bizi korumak için yanımızda.
-Ali’yi bunun için mi koruyorsun?
-Kimseyi korumuyorum Orhan. İz bırakmadan Alber’i ortadan kaldırdı. Helin’i Diyarbakır’a sağ salim götürüp getirdi. Helin’in önceki halini biliyorsun. Daha ne olsun? İşini güzel yapmıyor mu sence?
-İşini güzel yapmasından ve suskunluğundan memnunum ağabey.
-Yanlış yapana kadar bırakalım da işini yapmaya devam etsin Orhan. Dünkü dikkatini fark etmedin mi?
-Kayıt altına girmek için niye bu kadar çabalıyorsun ağabey? Komisyon karşılığı bu işi yapacak bir sürü adam var piyasada.
-Güven Orhan, güven. İşimize yaptıracağımız adamların daha sonra bize tebelleş olmalarından korktum.
-Korkmakta haklısın ağabey. Biraz önce götürdüğümüz paralara devletin el koyacağından bahsettin. Götürmeyelim o zaman? Paramızı sokağa atmanın ne gereği var ağabey?
-Sokağa atmak değil Orhan. Bize üç yıldır ortaklık teklif edenler kıllanmaya başladılar. Kabul etmeseydim farklı şeyler olabilirdi. İkincisi Harun’un dediğine göre bize bir cüzdan verecekler. Yani paramızı buradaki bankaya yatırmış oluyoruz. Londra’dan cüzdan gelene kadar paran bizde dediler. Bu parayı her halükarda alırım. Almazsam da umurumda değil. Elime ciddi bir koz geçti. Bundan sonraki tüm tekliflerini reddederim. Veya bizimle 100 milyon dolarlık yasal iş yaparlar ödeşiriz. Bize karşı boyunlarının bükük olmasını istiyorum.
-Bizi devlete ihbar ettiniz de diyebilirler.
-İspatlayamadıktan sonra istediklerini desinler Orhan. Teslim ettiğim parayı korumakla karşı taraf mükellef değil mi? Sıkışırsam Orhan Metin’in ağabeyisiyim diyeceğim.
Gülüşürler
-Senin böyle bir plan yapacağın, üç yıl boyunca kimseye duyurmadan uygulayacağın hiç aklıma gelmezdi. İngiltere’dekileri düşündün mü? Onlarda paralarını isterlerse?
-Bizden isteyecekleri 40 milyon dolarları var Orhan o da hazır. Konsorsiyum deşifre olursa uluslararası bir skandal patlak verecek. Bu yüzden sözlerini tuttular, ortaklığı deşifre edemiyorlar.
-Bu yüzden Alber’in infazına aşırı tepki vermedin sen. Yanılıyor muyum?
-İnfazı değil Orhan, bence zamansız bir infaz oldu. Allahtan temiz iş oldu da başımıza dert almadık.
Ali Abdullah’ın kullandığı kamyon Sapanca yakınlarındaki depoya sorunsuz vardı. Depodakiler paraları indirirken Ali Abdullah ve Orhan Metin’in kamyondan inmelerine izin vermediler. Deponun içindeki onlarca makine paraları sayarken kamyonun içinde beklediler. Sayma işi bitince makbuz ve cüzdanları alan Ali Abdullah ve Orhan Metin geldikleri kamyonla ayrıldılar. Orhan Metin kısa süreliğine ve refakatçi eşleğinde tuvalete gitmişti. Bu sırada depoyu üstünkörü inceleme imkanı bulmuştu.
-Buradan kimse para falan alamaz ağabey. Görmedin mi her taraf silahlı adam kaynıyor. Ben 10 kişi saydım.
-Bunu da el koyacaklar düşünsünler Orhan. Bu depodaki paraya el koymayı düşünen ekibini ayarlamıştır. Umalım da başarılı olsunlar. Hem camia tahmin etmediği anda ciddi bir darbe alsın, hem devletin gücünü herkes görsün. Hem de muhataplarımızın boynu yere eğilsin.
-Merkez sağdakilerle görüşe görüşe iyice milliyetçi oldun ağabey.
-Milliyetçilikten değil Orhan. Devletin kıymetini anladım diyelim. Yakın komşumuz Irak’ta bir devlet yok. Iraklılar Amerikalarla işbirliği yaparak Saddam’ı devirdiler. Şimdi hepsi pişman oldu. Irak sömürge oldu. En kötü devlet en iyi devletsizlikten iyidir Orhan. Hele de bizim coğrafyamızda. Çalışan herkes krizden zarar görür. Ben çalışan biriyim. Kriz dedikodusu bile uykumu kaçırır.
-Seni anlamakta her zaman zorlandığım için yorum yapmayacağım ağabey. Anladığım camianın itibar kaybından memnun olacaksın.
-Normalde kimsenin zarara uğramasından memnun olmam Orhan, ama şu anda camianın itibarı doğrudan devletin dolaylı olarak te bizim zararımız anlamına geliyor. Yıllardır beslendiğimiz filin üstümüze devrilmesini istemiyorum. Başımızdakiler kötü olabilir. Ama bunlar daha kötü. Sevcan’la aranız iyi mi?
-Onu da mı biliyorsun ağabey?
-Her ortamda söylüyorum Orhan. 3 yıldır işsizim. Kardeşlerimi takip ediyorum diye. Kız iki aydır evinde misafir, inşallah öncekiler gibi gelip geçici değil diye aklıma geldi. Yanılıyor muyum?
-Her zamanki gibi yanılmıyorsun ağabey. Sevineceksen söyleyeyim ağabey. Sevcan’la evlenmeyi düşünüyorum.
-Bu harika bir şey Orhan. Çok mutlu oldum. Aile olmak için geç kalmak üzereydin. Bizimkilerle ne zaman tanıştıracaksın?
-İlk fırsatta tanıştırmayı düşünüyorum ağabey. Yaşlandığımı fark ediyorum. İnanmayacaksın belki ama Yasemin’le Murat baba desinler istiyorum. Beklemiyorum ama bir umut istiyorum.
-Farkındayım Orhan. Zamanla o da olacak merak etme. Çocuklara zaman vermek lazım.
-Geçmişte sana çok öfkelendiğim oldu ağabey. Kayıt altına girme çabanı ilk başta anlamadım. Çocuklara iş kurmak için kendi işini istediğin gibi büyütemedin. Haklıymışsın. Kayıt altında olmak hiç te kötü bir şey değilmiş. Çocukların hepsi işinin patronu oldu. Ama bu rahatlıklarının karşılığını veriyorlar mı bundan şüpheliyim.
-Kardeşim de olsa kimseden karşılık beklemiyorum Orhan. Başlarını belaya sokmadan çalışsınlar razıyım. Babam yıllar önce kardeşlerine sahip çık dedi. Elimde geleni yaptım. Ağabey olmak böyle bir şey. Çoğu zaman yaptıkların yanlış anlaşılıyor. Benim yaşıma gelen herkes benim gibi düşünecek buna eminim. Ailede en çok sıkıntıyı sen çektin. Asıl kimse bunun farkında değil. Senin koruman olmasa Karaşahin ailesi bu günlere gelemezdi. Bizimkilerin asıl bunun farkına varmaları lazım.
-Böyle düşünmene sevindim ağabey. Başkaları bilmese de olur.
Ali Abdullah ve Orhan kamyonu nakliyenin önüne bırakıp başka bir araçla evlerine geçtiler.
21 Ekim 2013
Küçük Ağa ticari bir taksiyle Aytekin Tuncay’ın oturduğu siteye geldi. Daireye çıktı. Birlikte salona geçtiler.
-Benimle görüşmek istemişsiniz sayın savcım.
-Evet Küçük Ağa son görüşmemizden sonra kafa karışıklığı yaşıyorum. Bu yüzden görüşmek istedim. Normal şartlarda başka insanların akıl verir tarzda beni yönlendirmeye çalışmalarını her zaman reddetmişimdir. Anlattıkların bana ilginç geldi. Biraz araştırma da yaptım ama bazı konular kafamda hala netleşmiş değil. Benden ne istediğini tam olarak söyler misin? Hakkında yaptığım araştırmayla sana güvenebileceğime karar verdim.
-Teşekkür ederim, savcı bey. Hakkımda iyi şeyler duymanız beni daha çok memnun etti.
-Aslına bakarsan hakkında iyi şeyler duymadım Küçük Ağa. Seni sorduklarım pek çok olumsuz özelliğinden bahsetti. Disiplinsiz olman, kural dışı operasyonların, amirlerinizden bilgi saklaman, yasadışı bağış toplaman gibi. Ama senin vatansever ve devletçi olman herkesin ortak fikri.
-Size söylenenler her platformda önüme çıktığı için şaşırmadım savcı bey. Söylenenler doğru. Olumsuz pek çok özelliğim vardır ama su katılmamış bir vatansever ve devletçiyim. Bu özelliğimle de gurur duyarım.
-Anlıyorum Küçük Ağa. Konumuz zaten senin özelliklerin değil. Bana gelen bilgilere göre camia hakkında haklısın. Müthiş bir bağış parası trafiğinden bahsediliyor. Sende biliyorsun Türkiye’deki bütün dini guruplar bir takım faaliyetleri için üyelerinden para toplarlar.
-Biliyorum savcı bey. Her gurubun üyelerinden makbuzlu veya makbuzsuz bağış toplamasını normal karşılarım. Aynı zamanda bir dernek çatısı altında toplanan insanların kendi fikirlerine göre hizmet vermelerini bana göre insanların en büyük haklarından biridir. Kur’an öğretmek, sohbet etmek gibi. Biliyor olmalısınız dini guruplar hakkında uzman olduğumu düşünür ve iddia ederim. Ülkedeki hemen hemen bütün dini gurupların içinde kısa süreli bulundum. Gurupların tabandaki üyeleriyle değil tepede guruba yön veren insanlarla birebir görüşmüşlüğüm vardır. Sivil toplum örgütlerinin tamamında olduğu gibi dini guruplarda mensuplarının devlet dairelerinde çalışmalarını isterler, teşvik te ederler. Bu gurupların büyük bölümünün devleti ele geçirmek gibi bir amaçları yoktur. Pek çoğunun amacı devlet dairelerinde dindar insanların çalışmalarıdır. Camia farklı. Kendi üyelerini usulsüz yollarla işe yerleştirip ardından zorla bağış topluyorlar. İnsanları suiistimal ediyorlar. Camianın özel sektörde bazı iş kollarında tekelleştiğini iş adamlarından bağış topladığını, yasadışı olarak yurt dışına döviz kaçırdığını biliyoruz. Düşman kabul ettikleri üst düzey devlet görevlilerine kumpas kurarak siyasi kriz çıkarttıkları herkesin malumu. Geçen sene tutuklamak için Müsteşar ifadeye çağırıldı.
-Anlattıkların doğruysa bu doğrudan suç Küçük Ağa.
-Akıl için yol birdir savcı bey. Birkaç yıl önce düzmece delillerle kamu görevlilerine açılan davalar kumpastı. Kozmik odaya girilmesinin sonuçlarını tartışmak bile istemem. Elimde camianın terör örgütüyle organik bağını gösteren bilgiler var.
-Bir planın var mı Küçük Ağa? Soruşturma açmak için somut delillere ihtiyacım var.
-Araştırmamın ayrıntısını veremem savcı bey. Ulaşabildiğim tüm bilgileri doğrudan Müsteşara iletiyorum. Bana artık bir suç örgütüne dönüşmüş camia mensuplarının çalışmaları ve bağlantıları hakkında bilgi lazım ki; bende gerekli araştırmamı derinleştireyim.
-Bana teklif ettiğinin farkında mısın Küçük Ağa? Bir cumhuriyet savcısına muhbirlik teklif ediyorsun.
-Yorum size kalmış savcı bey. Ben devletimin bekası için her şeyi yaparım. Bahsettiğim yapı doğrudan Amerika’nın kontrolünde, devleti ele geçirmek için her şeyi yapabilecek bir yapı. Siz mahkeme kararı olmadan takip ve dinleme yapamazsınız ben yaparım. Mahkeme başkanı bunların adamıysa ne yapacağız söyler misiniz?
Savcı Aytekin cevap veremedi.
-Faaliyetlerinin yarısı illegal olan bu yapıyı başka türlü çözemem. Size verdiğim diskte tespit edebildiğim örgüt üyeleri sizi şaşırtmış olmalı.
-Orası öyle. İsimleri görünce ağzım açık kaldı.
-Ahmet savcıyla görüştünüz mü?
-Görüştüm. Dosyada belirttiğin gibi Ahmet savcı bunların okullarında burslu okumuş. Bunların evinde ücretsiz kalmış. Bunların dershanelerine gitmiş. Bu doğal değil mi? Dini guruplar hakkında uzman olduğunu söylüyorsun. Üniversite eğitimi için büyük şehirlere gelenlerin bir kısmı belki çoğunluğu bu gurupların evlerinde kalıyorlar. Felsefesi ne olursa olsun pek çok insan bu guruplar sayesinde eğitim aldı.
-Biliyorum savcı bey. Biraz önce dediğim gibi dini gurupların faaliyetlerine karşı falan değilim. Dini manada ideal insan yetiştirmekle sınırlı olmak kaydıyla. Camia ortaokul çağında aldığı çocukları kayıtsız şartsız itaat kültürüyle yetiştiriyor. Yardım ve yataklık etmek kanunlarımıza göre suç öyle değil mi? Bana göre mesleğini camianın talimatlarına göre yapmak ta suç. Dosyada fark etmiş olmalısınız emniyet ve istihbarattaki yapılanma yaklaşık üç yıldır bir suç örgütünü himaye ediyor. Sokaklardaki herkesin bundan haberi var.
-Pekala Küçük Ağa. Ben muhbir değilim. Bana verdiğin isimleri özel kanallardan araştıracağım. Daha fazlası olmaz. Öğrendiklerimle adalete olan inancımı daha fazla sorgulamak istemiyorum. Sana ulaşırım.



MUSTAFA ESER



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 7010
2 Eyyup AKMETİN 5248
3 Firari Fırtına 4980
4 Mustafa Ermişcan 4423
5 Hasan Tabak 4101
6 Nermin Gömleksizoğlu 3699
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 3649
8 Uğur Kesim 3451
9 Sibel Kaya 3402
10 Enes Evci 3077

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:177 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com