Romanlar

BERELİ 29
Okunma: 146
MUSTAFA ESER - Mesaj Gönder


22 Ekim 2013
Ali formalite nişanlanmanın ritüellerini yerine getirme gereği yüzünden artık her sabah kahvaltısını Caner ve Hatice Çaylı ile birlikte yapıyordu. Bu sabah yine kahvaltı için Çaylı otele gelmişti. Caner Çaylı nişanlıları baş başa bırakmak için çay fincanını alıp masadan kalktı.
-Kahvaltıdan sonra seninle görüşmek istiyorum Ali. Lobide olacağım.
Ali kahvaltı salonundan çıkan Caner Çaylı’yı bakışlarıyla takip etti bir süre.
-Bir şey sorabilir miyim Hatice?
-Elbette Ali. Neyi merak ettin?
-Seni anlıyorum da baban, evde kahvaltı yapmaz mı?
-2-3 sene öncesine kadar yapardı Ali. Burak’la karşılaşmamak için evde kahvaltı ve akşam yemeğini bıraktı. Şimdi ise annemle karşılaşmamak için evde olabildiğince az bulunuyor. Annem seninle çalışmamızdan ve nişan haberinden aşırı derecede rahatsız çünkü. Babamın söylediklerini dinlemiyor bile. Benimle ilgili merak ettiğin hiçbir şey yok mu?
-Merak ettiğim çok şey var Hatice ama merak etmemeye çalışıyorum.
-Sebebini öğrenebilir miyim, sakıncası yoksa tabi.
-Kariyerin var, servetin var, ismin var. Benimle böyle bir oyuna niçin razı olduğunu merak ediyorum mesela. Her şey normalmiş gibi davranıyorsun.
-Dediğin gibi Ali. Kariyerim var, ismim var, servetim var. İnsanlar yıllardır bu saydıkların için arkadaş olmak istedi. Sen farklısın. Daha önce bana kimse seni tanımıyorum, zarar görmeni istemem demedi. Senin için kariyermiş, servetmiş bunların önemi yok değil mi?
-Haklısın Hatice benim için bunların hiçbir önemi yok. Gelip geçici şeyler.
-Görev için mi bu oyuna ses çıkarmadın?
-Görevim belli Hatice. Güvenliğinizi sağlamak. Başka bir görevim yok. Aklına başka bir şey gelmesin. Farkında olman gerekir, kültür, örf ve dini olarak normal şartlarda da biz denk değiliz. Bu denkliği görmezden gelerek kendimi kaptırmak istemiyorum. Hala söylüyorum, ateşle oynuyorsunuz. Söndürmek yerine inatla ateşe odun atıyorsunuz.
-Daha önce söylediğim gibi, söz konusu babamsa ateşe odun atarım Ali. Ne olabilir ki?
-Canınız, servetiniz her şeyiniz, itibarınız tehlikeye girebilir.
-Bahsettiklerin isteğim dışında bana verilen şeyler değil mi Ali? Hayat ve can Allah’ın emaneti, itibar ve servet babamın gayreti. Kendi kazandığım hiçbir şeyi riske etmiş değilim. Senin camiayla gerçekte sorunun nedir?
-Görev dönüşü arkadaşlarımla tuzağa düşürüldük. Arkadaşlarım şehit oldu. Arkadaşlarım ailemdi. Bize tuzak kuranların camiayla ortak olduklarına dair elimde bilgiler var. Babana sorduğum Suphi hatırında mı?
-Evet suç örgütü lideri demiştin.
-Suphi yıllardır camianın emniyet ve istihbarat kanadı tarafından korunuyor. Bu Suphi ilk fırsatta babana ve bana saldıracak. Tanıdığım herkes baban gibi düşünüyor. İstihbarat için çalıştığımı düşünen herkes bana saldıracak. Kendimi savunurum veya ölürüm. Senin bunlarla hiçbir alakan yok.
-Sen?
-Yıllarca askerlik yaptım. Asli görevim dışında hiçbir görevi istemedim, verilen hiçbir görevi reddetmedim. Bu durumdan memnun muyum? Değilim. İsteğim dışında da olsa baban bana bir görev verdi. Görevimi yapacağım.
-Bana soğuk davranmanın başka özel bir sebebi yok yani. Helin mesela.
-Helin’i tanıyor musun?
-Biraz. Bazı açılış ve davetlerde karşılaştık. Samimi değiliz.
-Kişiliği itibarıyla Helin Karaşahin arkadaşlık yapılacak biri değil.
-Anlamadım.
-Birbirini tanımayan iki kişi eşit şartlarda aynı ortamlarda bulunur. Tanışır, konuşmaya başlar bazen bu konuşmanın devamı gelir. Helin’in bir süreliğine şoför ve korumalığını yaptım o kadar. Hayatımda ona göre karar vermemi gerektirecek bir durum olmadı. Olacağını zannetmiyorum. Kendini tekrarlıyorsun farkında mısın?
-Sen kendini tekrarlamıyor musun Ali? Habire ateşle oynuyorsunuz deyip duruyorsun. Bildiklerini anlatsana.
-Bildiğim bir şey yok Hatice. Bazen her şey yolundadır ama içinde bir huzursuzluk olur. Ben şu anda öyleyim. İçimde kötü bir şeyler olacakmış ve tanıdığım insanlar zarar göreceklermiş gibi hissediyorum. Tam olarak açıklayamadığım hisler bunlar. Kendimi tekrarlamam bundan. Hayatta nefret ettiğim cümle ben demiştim demektir. Hepsi bu.
-O zaman sıradan insanlar gibi yapalım. Her şey normalmiş ve bir şey bilmiyormuş gibi. Akşam beni yemeğe götürür müsün?
Ali sen bilirsin gibi başını sallar.
-Baban beni çağırdı. İşim olmazsa seni tantuni yemeye götüreyim.
-Tamam benim biraz işim var ofise çıkıyorum ben. Haberleşiriz.
Birlikte kalktılar, Hatice bürosuna çıkmak için merdivenlere yürürken Ali lobiye geçti. Caner Çaylı lobide oturmuş gazetelere göz gezdiriyordu.
“Çaylı Holdingin veliahtı Hatice Çaylı’nın nişanlısı Ali Yıldırım hakkında çeşitli iddialar dolaşıyor. İddialara göre Ali Yıldırım tam bir maganda. Bekir Özayhan isimli mafya özentisi kişiyle kanka olan Ali Yıldırım bir süre önce çalıştığı çay bahçesinde gençlere ateş etti. Ardından Bekir Özayhan ile sanayide bir tamirciyi basarak çalışanlara saldırdığı ve paralarını gasp ettiği iddia edilen Ali Yıldırım meşhur babalardan sarraf Orhan Metin Karaşahin’in sahibi olduğu güvenlik şirketinde genel müdür olarak çalışıyor.”
Caner Çaylı gazeteyi hışımla kapattı. Ali’nin yaklaştığını fark etti. Garsona iki kahve getirmesini söyledi.
-Selamün Aleyküm Caner Bey.
-Ve Aleyküm selam Ali. Otursana. Senden bir ricam daha olacak. Benim minibüsle bir yük daha götürmeni isteyeceğim senden. Görevinle alakalı değil. Özel bir rica. Yapmak istemezsen anlar hoş görürüm.
-Hallederim Caner Bey. Acil mi?
-Bu gün gitmesi lazım. Saat 5 gibi. Sapanca’da bir depoya gidecek.
-Sorun değil Caner Bey. Hallederim. Makbuz alacak mıyım?
-Makbuz ve hesap cüzdanı verecekler. Yarın senden alırım.
Ali garsonun getirdiği suyu içti. Köpüklü Türk kahvesinden dolu iki yudum aldı.
-Saat 4 buçuk gibi burada olmaya çalışırım. Şimdi izninizle işyerlerini gezeceğim. İyi günler.
-İyi günler Ali. İyi çalışmalar.
Aracına binerken telefonu çaldı.” Soner arıyor”
-Alo.
-Ali neredesin?
-Çaylı otelden yeni çıktım. Hayırdır?
-Bizim dükkana gelsene.
-Tamam geliyorum.
Ali on beş dakika sonra Karaşahin Sarrafiyenin önüne vardığında Soner Çakal kendisini bekliyordu. Yanında Orhan Metin vardı. Sigara içiyorlardı. Ali arabadan inip yaklaştı.
-Selamün Aleyküm Soner. Bir sorun yok değil mi?
-Yok Ali. Sorun falan yok. Dükkanlara mal götüreceğim beraber gidelim diye çağırdım.
Bu sırada elinde bond bir çantayla müdür Fevzi Bey dükkandan çıktı, çantayı Soner’e uzattı.
-Ali’yle mi gideceksiniz Çakal?
-Evet ağabey. Dükkanlardan mal istemişler. Onları dağıtacağız. Atölyeye oradan da haddehaneye uğrayıp geleceğiz.
Ali ve Soner arabaya binip uzaklaştılar. Şoför koltuğunda Soner oturuyordu.
-Başkasının sürdüğü arabada yolculuk yapamıyorsun galiba.
-Alışkanlık Ali. Başkasının sürdüğü arabada rahat edemediğim gibi, takip edilirsem de aşırı rahatsız olurum. Kötü anılarım var.
-Orhan Bey’in kaç dükkanı var Soner?
-15 sarraf, 12 döviz bürosu, altın atölyesi. Rafineri ve borsa ortaklığı. Orhan ağabeyin hissedarı olduğu bir haddehane. Merkezdekiler hariç. Niye sordun?
-Duyduğum kadarıyla holdingin ikinci belki birinci karlı şirketi olunca dükkan sayısı çoktur diye düşündüm bir an.
-Abdullah Bey kontrolsüz büyümeye karşı olduğu için Orhan ağabey fazla dükkan açmadı. Ağabey 15 yaşından bu yana piyasada, borsa ve rafinerinin ortağı olduğu için fazla dükkana gerek yok zaten. Kontrol ve güvenliği kolay oluyor.
-Abdullah Bey öngörüleri yüksek biri.
-Öyledir Ali. 30 yıldır kontrollü ve güvenli büyüme mantığıyla çalışıyor. Karaşahin Holding piyasanın en güvenilir birkaç holdinginden birisi. Holdinge girmekle akıllılık ettin.
-Bilerek girmedim Soner. Kader, kısmet. Sen nasıl girdin?
-20 seneyi geçti Ali. Orhan Bey’in yanına çırak olarak girdim. Orhan ağabey serttir. Abdullah Bey’in diğer çalışanlarda olduğu gibi üzerimde çok hakkı vardır. 3-4 sene öncesine kadar vurdulu kırdılı işlerimiz vardı. Artık bıraktık. Kavgasız dövüşsüz de çalışılıyormuş. Her şeyin yerinde gitmesi bazen rahatsız ediyor ama…
-Rahatsız etmeli zaten Soner. Her şeyin güzel gitmesi tedirgin edicidir. Fırtına öncesi sessizlik derler ya.
-Haklısın Ali. Önceden farklıydı. Orhan ağabey fırtına gibiydi zamanında. Abdullah Bey böyle mafya işlerini falan sevmiyor zaten. Orhan ağabeyden söz almış. Tüm işlerini aileyle sınırlı tutması için. Ağabey yavaş yavaş uzaklaştı. Başladığı gibi devam etseydi İstanbul’un yarısı Orhan ağabeyindi şimdi.
-Bence en iyisini yapmış Soner. Dediğin gibi devam etseydi şimdi ya mezarda veya cezaevindeydi öyle değil mi?
-Bu konuda sonuna kadar haklısın Ali. 20 yılda çok delikanlıyı mezara koyduk. Bir o kadarı da ceza evinde.
-Haydar ağa gibi mi? Kör Haydar diyorsunuz ya.
-Haydar Ağa farklıdır Ali. Raconu, geleneği olan eski zaman kabadayılardan. Garip, gurebayı, mazlumu korur. Şimdinin mafyaları gibi değil. İstanbul’a ilk geldiklerinde Abdülkadir Ağa’ya da Abdullah Bey’e de çok destek olmuş, himaye etmiş. Haydar Ağa’nın Abdullah Bey ve Orhan ağabey nezdinde büyük itibarı vardır.
Soner ve Ali dükkânlara bilezikleri altınları teslim edip eski bilezikleri geri aldılar. Atölyeye bıraktılar. En son haddehaneye uğradılar. Ustabaşı kapıda karşıladı. Gülerek elini uzattı. Tokalaştılar.
-Hoş geldiniz Soner Bey. Hoş geldiniz Ali Bey.
-Hoş bulduk usta. Ne var ne yok?
-İyilik Soner Bey. Üç vardiya çalışıyoruz. İşler iyi. Orhan Bey’le konuştunuz mu?
-Hangi konuda?
-Ucuz hammadde konusunu.
Soner’in sesi sertleşti birden. Israrlı insanlardan hazzetmezdi.
-La havle. Bu konuyu amma belledin haa.
-Konu nedir Soner?
Ali’nin sorusuna ustabaşı cevap verdi.
-Ali Bey piyasada ucuz hammadde satan tedarikçiler var. Bunlardan alışveriş yaparsak karımızı artırırız.
-Usta sen canına mı susadın?
-Anlamadım Ali Bey. Neden böyle söylediniz?
-Haddehane zararda mı?
-İşlerimiz iyi Ali Bey. Güzel kar ediyoruz.
-Sana maliyeti düşürüp daha çok kar edelim diyen oldu mu?
-Olmadı Ali Bey.
-İyiniyetli bile olsan bu konuyu gündeme her getirişinde senin çaldığın veya çalmaya hazırlandığın düşünülecek. Yaşamak istiyorsan patronlar bir şey söylemeden söylediklerini unut gitsin.
Soner Ali’nin konuşmasından memnun kalmıştı.
-Aynen dediğin gibi Ali. Bana bak usta geçen gün dediklerini Orhan Bey’e ilettim. Ya çalıyor veya çalmaya hazırlanıyor. Konuştur, çaldıklarını al. Göm dedi. Canın kıymetliyse kendini öldürtme. Anladın mı?
-Anladım Soner Bey. Kusura bakmayın. Unuttum gitti.
Ali Soner’le dükkânları gezerken telefonuna gelen cevapsız çağrılara bakmamıştı. Küçük Ağa’dan fırça yiyeceğini biliyordu. Karaşahin Güvenliğin başına geçtiğinden bu yana üniformalı geziyordu. Nişan haberinin ardından üniformalı fotoğrafları internette ve magazin sayfalarında yayınlanmıştı. Bu kendi adına büyük bir hataydı. Sonu ölümle sonuçlanacak büyüklükte bir hata hem de. Üstündekinin özel güvenlik üniforması olması bir şeyi değiştirmezdi. Kendisinin üniformalı halini hatırlayan her hangi biri tüm operasyonu tehlikeye atmak bir yana pek çok kişinin hayatını tehlikeye atardı. Hele de bu kadar kişi tarafından takip edilirken.
Küçük Ağa’nın çağrısını kabul etmemeye karar verdi. Saat 16,30 da Çaylı otele geldi. Caner Çaylı’nın siyah minibüsüyle yola çıktı. Caner Çaylı’nın söylediği güzergahı takip ederek minibüsün arkasındaki dövizi Sapanca da verilen adrese teslim etti. Makbuz ve banka cüzdanını teslim aldı. Minibüsü Çaylı Otel’in otoparkına bırakıp evinin önüne geldiğinde eski model tuşlu telefondan Küçük Ağa’ya görüşme saatini bildiren bir mesaj attı.
Ali her zaman buluştukları apartman dairesinin salonuna girdiğinde şaşalamaktan kendisini alamadı bir an. Salonda kendisini bekleyen Küçük Ağa’nın önündeki kül tablası neredeyse dolmak üzereydi. Sehpanın üstündeki çaydanlık ta çay kalmadığını tahmin etti. Küçük Ağa haddinden fazla gergindi. Öfkeyle patladı.
-Böyle bir salaklığı nasıl yaparsın Ali! İki yıllık emeği bir anda çöpe attığının farkında mısın?
Ali birden cevap vermedi.
-Özür dilerim Küçük Ağa. Ne desen haklısın. Bir daha olmayacak.
Ali’nin cevabıyla Küçük Ağa tıkandı, bir şey söyleyemedi.
-Seni anlıyorum Ali. Gerçekten. Üniformamı çıkarıp istihbaratta göreve başlayınca sudan çıkmış balık gibi oldum. Bazı görevlerde üniforma giymem gerekince ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Benim en azından üniformamı yeniden giyme umudum vardı. Senin böyle bir umudun kalmadı. Şu anda düşmanlarının adını saymak mümkün değil artık. Orhan Metin, Helin, İngilizler, Bedrettin Koç, Ali Abdullah’ın ortakları, Bijon Suphi, en önemlisi de camianın radarındasın. Özel güvenlik bile olsa üniforma giymek ne demek Ali? İki ay içinde bu kadar hızlı yükselen herkes öncelikle gazetecilerin radarına takılır. Bu kadar düşman tarafından takip edilirken yetmezmiş gibi birde gazetecilerin takibi seni her an deşifre edebilir.
Küçük Ağa yeni bir sigara yaktı.
-Operasyonu başarıyla bitirmek veya yaşamak umurumda değil Ali. Daha önce de söyledim sana. Yaşadığın felaketin ardından başka bir zarar görmeni istemiyorum. Başına bir iş gelirse inan bana çok üzülürüm. Bu güne kadar tanıdığım kaç kişiyi toprağa verdiğimi unuttum. Seni toprağa vermek beni yıkar. Dikkatli ol bu kadar emeği zayi etme.
-Anladım Küçük Ağa. Özür dilerim. Ama bir an kontrolümü kaybettim. O üniformayı üstüme giyince nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Haklısın büyük bir hata yaptım. Dediğim gibi bir daha olmayacak.
-Artık daha dikkatli olman gerekecek Ali. Hareket alanını kısıtlamalısın. Beklemediğin bir yerde ummadığın biri seni tanıyabilir. Unutmadan Tufan Albay’ın seni aradığını biliyorsun değil mi?
Ali duyduğu isimle gerçekten şaşırdı.
-Tufan Albay? Bizim Tufan Albay’mı?
-Evet Ali. Komutanın, öğretmenin Tufan Albay seni arıyor. Senin yanlış işlere bulaşmandan korktuğu için faili meçhul infaz dosyalarına ulaşmaya çalışıyor. 31Ağustos’ta Şile’de savcıyla konuşmuş. Birkaç gün önce de Başsavcılık ’tan bilgi ve dosyaların sureti istenmiş. Bunları içinde bulunduğun kafesi anlaman için söylüyorum Ali. Deşifre olursan seni infaz etmek için sıraya girecek çok insan olduğunu unutma.
-Unutmam Küçük Ağa.
Ali aklına geleni sorup sormamakta bir an tereddüt etti.
-Helin’in pozisyonunu merak ediyorum Küçük Ağa. Diyarbakır’da infaz emrini veren Konsolos Muaviniyle, Selenay Baybora’yla konuşuyor. Sadece Alber’in sevgilisi değildir diye düşünüyorum.
-Bende öyle düşünüyorum Ali. Her şey mümkün. Tahmin ettiğin gibi Helin-Alber ilişkisinin cinsellikle sınırlı kalmadığını düşünmem için, çok fazla sebep var. Selenay Baybora’nın beklenmedik şekilde Helin’e yaklaşması ilginç. İş amaçlı yakınlaşma gibi davranıp başka planlar peşinde olma ihtimalleri yüksek bana göre. Selenay’ın asistanı İngiliz istihbaratına çalışıyor.
-Caner Çaylı’ya saldırı yapılacağını değerlendiriyorum Küçük Ağa. Sen ne dersin?
Küçük Ağa biraz düşündü.
-Böyle bir ihtimal elbette ki var Ali. İçinde bulunduğumuz durumda zamansız. Bir şeylerin tetiklemesi lazım.
-Sapanca’ya yapacağın operasyonun sonucunu bekle mi diyorsun?
Küçük Ağa gerçekten şaşırdı. Aval aval Ali’nin yüzüne baka kaldı. Bakımlı, uçları hafifçe yukarı kıvrık bıyığını parmaklarıyla sıvazladı.
-Bana ne zaman söylemeyi düşünüyordun?
-Sapanca’yı nerden bildiğini söyleyecek misin Ali?
Küçük Ağa aklına gelen şeye önce inanamadı. Bir anda gözleri parladı.
-Yoksa? Ciddi misin?
-Dün akşam Sapanca da bir depoya döviz transferi yaptım. Depoyu bildiğini varsayıyorum.
-Tahmin ediyordum ama elimde bilgi yoktu.
Ali gömlek cebindeki kalemi Küçük Ağa’ya uzattı. Tükenmez kalem şeklindeki kamerayı Diyarbakır yolculuğu öncesi Küçük Ağa vermişti.
-Fazla bir şey yok ama belki işine yarar.
Küçük Ağa kamera-kalemi kapar gibi Ali’nin elinden aldı. Cebine koydu.
-Aslansın sen Ali. Aslansın! Sapanca’ya kimin için gittin?
-Caner Çaylı savaş baltasını çıkardı Küçük Ağa. Parayı bilerek benimle gönderdi. Bir gün önce de Arnavutköy tarafında bir köye para götürdüm. El koyarsın diye bekliyordum. Yapmadın.
-Arnavutköy’den bahsetsene.
-Ana yoldan köye kadar çok sıkı güvenlik var. Adamlarda her türlü silah var Küçük Ağa. Kale gibi bir ev. Operasyon zor, transfer olursa ancak yolda iş biter.
-Oda olur Ali. Hazırlıklı olmak lazım.
-Sapanca operasyonuna ben de katılabilir miyim Küçük Ağa?
Küçük Ağa göz ucuyla Ali’yi süzdü.
-Sen yoksun Ali. Operasyon sırasında senin göz önünde bulunman lazım. Ayrıca..
-Ayrıca?
-Bu operasyonun seni eski günlerine döndürmesinden korkarım Ali. Bir üniforma az kalsın tüm emeğimizi batıracaktı. Haber verdiğimde göz önünde bulun ki deşifre olma.
Ali’nin morali bozuldu. Başıyla onayladı. Küçük Ağa haklıydı.
-Komplo teorilerini pek bilmem ama Helin..
-Helin’e bir şey mi oldu?
-Bir şey olmadı Küçük Ağa. Pozisyonu hakkında ne düşünüyorsun?
Küçük Ağa biraz düşündü.
-Helin’in operasyonlarda yetkili olduğunu mu düşünüyorsun Ali?
-Başta düşünmüyordum ama hem Selenay Baybora hem de Konsolos Muaviniyle görüşünce, bir de üstüne üstlük Alber’den çocuğu olunca.
-Her şey mümkün Ali. Her şey mümkün. Helin 14 yaşında Londra’ya gitti. Kişiliği gelişmemiş bir çocuğun etkilenmesi son derece mantıklı. Konsolos Muaviniyle görüştüğünü nerden biliyorsun sen?
-Hulki takip ediyor. Fotoğraflamış.
Ali Hulki’nin gönderdiği fotoğrafları Küçük Ağa’ya gösterdi. Küçük Ağa fotoğrafları kendi e postasına aktardı.
-Helin’i düşünmenin ardında başka bir şey yok değil mi Ali?
-Yok Küçük Ağa merak etme. Hatice Çaylı’yla nişan haberinin yayınlandığı gün yüzünü görmek istemiyorum diye bana trip attı.
-Helin sana yakınlaşmaya çalışırsa çok daha dikkatli olmalısın Ali. Kıskanç bir kadın tahmin edemeyeceğin kadar çok tehlikeli olabilir. Caner’le nasıl gidiyor?
-İyi birine benziyor Küçük Ağa. Kültürlü ve samimi bir dindar olduğu açıkça belli. Camiaya girişi ve finansör olmasının bana göre tek sebebi inançları. İş dünyasında dürüst ve güvenilir olarak tanındığını duydum. Ama hayal kırıklığı yaşayan pek çok baba gibi kontrolden çıkmadıysa bunu da inançlı olmasına borçlu olduğunu düşünüyorum. Kontrolden çıkmamak için beni maşa olarak kullanıyor. Adamı korumalısınız.
-İki sebepten dolayı şu anda böyle bir şey mümkün değil Ali. Birincisi Caner Çaylı halen camianın içinde olduğu için bunu yaparsak hayatını tehlikeye atmış oluruz. Camiadan farklı bir hamle gelirse dediğin olur. O zamanda adam deşifre olur. Düşmanı artar. Dediğini yapmak için Caner’in bizimle bağlantıya geçmesi lazım. Bunu yapabileceği tek kişi sensin farkındaysan. Senden şüpheleniyor mu?
-Etrafımdaki herkes kadar Küçük Ağa. Caner Çaylı’ya sizinle bağlantı kurması için yaklaşmam kendi adıma uygun olmaz diye düşünüyorum. Güvenini kazanırsam kendisi bağlantı kurmak isteyebilir. Bilmiyoruz ama belki de bağlantı kurmuştur. Doğrudan Müsteşara ulaşması mümkün değil mi?
-Olabilir Ali. Caner yılların iş adamı. Kendini deşifre etmeyecek bağlantıları mutlaka vardır. Veya camiadan bir karşı hamle de bekliyor olabilir. Gelişen olaylara göre hareket edeceğiz artık. Sana bir şey soracağım Ali.
Ali beklemediği bu cümle karşısında afalladı. Küçük Ağa ilk defa doğrudan bir şey öğrenmek istiyordu.
-Buyur sor Küçük Ağa. Bildiğim bir şeyse.
-Senin kadar meraksız bir adam görmedim Ali. Yılların istihbaratçısıyım. Bir şekilde istihbaratla çalışan herkes aşırı meraklıdır. Öyle olmak zorundadır. Mesleğin gereği. İki yıldır bana doğru dürüst bir şey sormadın. Sormadığın gibi bildiğim kadarıyla kendinde araştırmıyorsun. Gerçekten meraksız mısın yoksa aşırı kontrollü müsün merak etmeye başladım.
Ali gülümsedi.
-Her ikisi de Küçük Ağa. Meslek alışkanlığı diyebilirim. Yalnızca yapacağım işe odaklanırım. Lazım olmayan şeyleri merak etmem. Merak edip araştırsam da dile getirmem. Bazen ağzından çıkacak bir cümle hatta kelime her şeyi berbat edebilir öyle değil mi?
-Güzel bir mantık ve haklısın Ali. Bunu nasıl başarıyorsun? Yani meraksız olmayı.
-Meraksız değilim Küçük Ağa. Merakımı gözlemle ve okumayla gidermeye çalışıyorum.
Küçük Ağa iki yıldır ilk defa ısrarcı olmak ihtiyacındaydı. Cevap bekler gibi bakınca Ali devam etti.
-Hayatımı gerçekte kimin söylediğini bilmediğim bir cümleye göre yaşıyorum Küçük Ağa. Dünya bir gündür. Oda bu gündür. Ne dünüm ne yarınım var. Mülakata gittiğim gün bazı şeyler fark ettim. Helin çok şımarık ve şirretti. Orhan Metin aksine çok rahat ve umursamazdı. Para kaybetme anlamında. Tuğrul para hırsını hemen belli etti. Sonraki günlerde ilk düşüncelerimin doğruluğunu defalarca deneyimledim. Helin güç ve para kaynaklı şımarık ve şirret bir kişiliğe sahip. Sebebini tam anlamak mümkün değil. Bence oturmuş bir kişiliği yok. İki kültür yani doğu ve batı arasında kalmış gibi. Bu tip insanlardan korkmak gerekir diye düşünüyorum. Orhan Metin aşırı kendine güvenli süper egolu biri. Kapitalist iş adamı profili gösterse de bazı prensipleri var. Ali Abdullah’a saygısı ve ailesine verdiği önem gibi. Bu bakımdan gelenekçi. Tuğrul Ercan bildiğin gibi. Para hırsı yüzünden başını belaya soktu.
-Bunları iki ay içinde öğrendim diyorsun yani?
-Evet öyle diyorum Küçük Ağa. En önemli özelliğim insanları oldukları gibi kabul etmektir. Kabul etmek derken yanlış anlama, hainler cezalarını çekmeli. Aslına bakarsan tüm insanlar eksikliğini hissettikleri duygularını tatmin etmek için çabalıyor. Yaşadıkları ortam da bu çabayı tetikliyor. Bence…
-Bu ayrımı yapabilmek çok önemli. Herkesin insani zaafları vardır. Önemli olan bu zaafları nereye kanalize ettiğin.
-Zaaflarımı görevime kanalize etmeye çalışıyorum Küçük Ağa. Bilmiyordum kelimesinin önemini yitirdiği günümüzde akıllı insan eylemlerinin bedelini baştan kabul etmiş demektir öyle değil mi? Operasyonumuz için söylemem gerekirse pişman olan pişmanlığını ispat etmeli. Veya cezasını çekmeli.
-Doğru mantık, doğru çözümleme ve gözlem Ali. Sen gerçekten iyi bir görev adamı ve iyi bir insansın. Böyle devam et.



MUSTAFA ESER



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 7010
2 Eyyup AKMETİN 5248
3 Firari Fırtına 4980
4 Mustafa Ermişcan 4423
5 Hasan Tabak 4101
6 Nermin Gömleksizoğlu 3699
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 3649
8 Uğur Kesim 3451
9 Sibel Kaya 3402
10 Enes Evci 3077

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:170 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com