Romanlar

BERELİ 30
Okunma: 132
MUSTAFA ESER - Mesaj Gönder


5 Kasım 2013 Salı
Karaşahin Holding Ali Abdullah Karaşahin’in Ofisi.
Karaşahin Holding Baş Mali Müşaviri Hızma Karaşahin Yüksek gülerek odaya girdi.
-Günaydın ağabey.
-Günaydın Hızma. Hayırdır sabah sabah?
Hızma koltuğa oturdu.
-Müdürlerle falan bir toplantı yapalım demiştin ağabey.
-Ne zaman toplanıyoruz?
-Bu hafta sonu planladım ağabey. Müşavirlerle görüştüm. Kasım başı itibarıyla geçici hesaplar hazırlanacak. Gayri resmi bir bilgilendirme toplantısı olacak. Tamam dersen ve kimlerin katılmasını istiyorsan haber vereceğim.
-Holding bünyesindeki şirket yöneticilerine haber ver Hızma. Vakfın durumunu da sen anlatacaksın. Hava iyi olursa bahçede, olmazsa evde toplanalım. Babama da haber verelim. Hem kahvaltı hem öğle yemeği için hazırlık yapılsın. Sabah dokuzda toplanalım. Resmiyet istemiyorum Hızma.
-Tamam ağabey. Ben haber veririm.
10 Kasım 2013 Pazar
Ali Abdullah’ın talimatıyla Pazar sabah 08.45 te Karaşahin holding bünyesindeki şirketlerin yöneticileri Abdülkadir Karaşahin’in evinin bahçesine gelmişlerdi. Dışarı serin ama soğuk değildi. Rutin aile toplantısı için gelen aile fertlerinin ve yöneticilerin arabalarıyla otopark tamamen dolmuştu. Ali Abdullah özel dizayn siyah minibüsten inerken gözüne bir arabadan inen takım elbiseli dört kişi dikkatini çekti. Bunlar holdingin kıl dörtlüsüydü. Fevzi, Burhan, Serhat ve Rüstem. Her zaman kibar, her zaman kontrollü, her zaman titiz dörtlü. Ali Abdullah şoförü Hasan Kara’ya ayrılmamasını işaret etti, dörtlüye yaklaşıp seslendi.
-Rüstem gelsene.
Nakliyenin müdürü Rüstem Doğan aceleyle yaklaştı.
-Buyurun Abdullah Bey.
-Etrafına baksana Rüstem.
Rüstem Doğan şaşkınlıkla etrafına baktı. Sorudan bir şey anlamamıştı.
-Sizden başka takım elbiseli kimse var mı?
Rüstem tekrar etrafa göz gezdirdi. Otoparktan çıkanlar arasında takım elbiseli, kravatlı kendilerinden başka kimse yoktu.
-Yok efendim. Biz..
-Hızma resmiyet istemediğimi söylemedi mi size?
-Söyledi Abdullah Bey. Biz…
Ali Abdullah la havle çekti.
-Sivil dedim Rüstem sivil. Anlamadınız mı? Yemek masasında ceket kravat istemiyorum.
Ali Abdullah başka bir şey söylemeden döndü. Hasan Kara arabanın yanında bekliyordu.
-Hasan. Kibar Hanım, Murat ve Yasemin kahvaltıdan sonra çıkacaklar. Yanlarından ayrılma.
-Peki Abdullah Bey. Lokantaya mı?
-Evet Hasan. Yarın açacaklarmış. Hazırlık varmış lokantada. Halledersiniz.
-Tamam Abdullah Bey.
Bu güne özel bahçeye fazladan masalar çıkarılmıştı. Rutin aile geleneğinde bir eksiklik vardı. Orhan Metin yanında bir kadınla gelmişti. Abdülkadir Karaşahin masada tek başınaydı. Kız kardeşleri yoktu.
-Baba halalar nerede?
-Memleketi özlemişler oğlum. Gittiler.
-Yalnız mı kaldın?
-Yalnız değilim oğlum. Evde bir sürü çalışan var. Merak etme.
Kahvaltı öncesinde Orhan Metin yanındaki kadınla evlenmeyi düşündüğünü ve bir çocuklarının olduğunu söyleyip Sevcan’ı aileye tanıttı. Kahvaltı bittiğinde Abdülkadir Karaşahin’le birlikte Sevcan, Kibar, Oylum, Murat, Yasemin, İbrahim Hakkı’nın çocukları ve Orhan Metin’in küçük oğlu eve doğru uzaklaştılar. Çalışanlar masayı toplayıp ayrılınca şoför ve korumalar çayları tazeleyip, mangalların yanında beklemeye başladılar. Masadakilerin bakışları Ali Abdullah’ın üstündeydi. İlk defa böyle bir toplantı yapılıyordu. Ali Abdullah çayından bir yudum içip konuşmaya başladı.
-Çocuklar bu toplantının gayri resmi bir toplantı olduğunu Hızma size iletti. Biraz önce aklıma geldi. Hızma?
-Efendim ağabey.
-Yeni yılda ki ilk yönetim kurulu toplantısından sonra yeniden toplanalım. Daha kalabalık olsun.
-Tamam ağabey. Ayarlarım ben.
-Dediğim gibi bu resmi bir toplantı değil çocuklar. Gayri resmi bir bilgilendirme toplantısı. Holdingimizin genel durumu hakkında hepimizin bilgi sahibi olmasını arzu ettim. Hepiniz yeteri kadar bilgi sahibisiniz ama birinci ağızdan bilgi sahibi olmak her zaman iyidir. Şirketlerden önce vakıf hakkında bilgilendirme istiyorum. Seni dinliyoruz Hızma.
Hızma Karaşahin yerdeki çantasından çıkardığı bir tomar plastik dosyalardan birini kendine aldı. Diğerini Ali Abdullah’a uzattı. Diğer dosyalar elden ele azalarak dolaştı.
-Hepinizin bildiği gibi Karaşahin vakfı holdingimizin onursal başkanı ve babamız Abdülkadir Karaşahin tarafından kuruldu. Vakıf tüzüğümüz gereği en önemli faaliyet alanımız her kademede okuyan fakir ve başarılı öğrencilere eğitim bursu vermek. Bir kısmı İstanbul da olmak üzere Diyarbakır, Mardin, Gaziantep ve Şanlıurfa illerimizde tespit edebildiğimiz öğrencilere karşılıksız burs veriyoruz. Eğitim burslarının yanında staj ve lisansüstü eğitim desteği verdiğimiz öğrencilerimiz de var. Burs verdiğimiz öğrencilerimizin bir kısmını kendi işyerlerimizde istihdam ediyoruz. Bu bakımdan kalifiye çalışan sıkıntısı yaşamıyoruz. Burs başvurularında önceliği kendi çalışanlarımıza ayırdığımızı söyleyebilirim. İkinci büyük faaliyetimiz gıda ve sosyal yardımlar. Fakir olduklarını tespit ettiğimiz kişilerin gıda ve sağlık harcamalarını karşılıyoruz. Ayrıca cami inşaatlarına yardım, başvuran bölgemiz stk larının faaliyetlerine de katkı sağlıyoruz. Vakfın finansmanına gelecek olursak…
Hızma zımbalı kağıtların son sayfasını açtı.
-Vakıf gelirlerimiz birkaç farklı kalemden oluşmakta. Vakıf onursal başkanımız, babamız Abdülkadir Karaşahin’in menkullerinin tüm kira ve satış gelirleri şirket hisselerinden elde ettiği tüm gelirler, holding ve şirket yönetim kurulları kararı gereği ağabeyimiz Ali Abdullah Karaşahin ve aile fertlerinin huzur hakları, Karaşahin holding bünyesindeki şirketlerin aylık brüt cirolarının % iki lik kısmı.
Ali Abdullah Hızma’nın bakışından bir sorun olduğunu anlamıştı.
-Vakıfla ilgili bir sorun mu var Hızma?
-Sorun mu değil mi bilmiyorum ağabey ama ödemeler konusu.
Hızma bakışlarını kardeşlerinin üstünde gezdiriyordu.
-Açık konuşur musun Hızma?
-Her ayın ilk haftası muhasebeden brüt ciroları öğrenip havale istiyorum ağabey. Bazı müdürlerden şikayetler geliyor.
-Ne gibi şikayetler Hızma?
Bu sırada lafa Helin girdi.
-Konuşmanın buraya geldiği iyi oldu ağabey. Hızmanın söylemek istediği tam olarak şu. Her ayın ilk haftası muhasebeden arayıp Hızma’nın vakıf için havale istediği söylendiği için biz yani ben, İlhan ve Nuri itiraz ettik. Kazandığımız parayı neden vakfa aktardığımızı merak ediyoruz.
-Hızma biraz önce vakıf faaliyetlerinden bahsetti ya Helin. Yönetim kurulu kararı.
-O karar alınırken ben yoktum ağabey. Merak ettiğimiz isteğimiz dışında neden paramızla birilerini finanse ediyoruz. Herkes çalışıp çocuğunu okutsun bize ne? İnsanlar evlenip çocuk yaparken bize mi güvendiler?
Helin’in bu çıkışıyla masada soğuk bir rüzgar esti. Helin aynı şirretlikle devam etti konuşmasına.
-İkinci merak ettiğimiz ise şirkette anlaşamadığım biri var. Daha doğrusu birkaç kişi var. İşten atın diyorum Hızma engel oluyor. Neymiş efendim engelli çalıştırmak zorundaymışız. Eli yüzü düzgün insanlarla çalışamayacak mıyız ağabey? Hızma kendinden dolayı…
Hızma titrek sesle konuşmaya çalıştı.
-Helin abartmıyor musun? Ne demek kendinden dolayı?
Helin bakışları Hızma’nın üstünde sesini biraz daha yükseltti.
-Evet Hızma doğru duydun. Kendi engelinden dolayı empati yapıp şirketleri engellilerle dolduruyorsun.
Hızma’nın duydukları karşısında ağlamaya başladığını fark eden Ali Abdullah dayanamayıp haykırdı.
-Helin kes sesini!!!
Helin ağabeyinin böyle bir tepki vereceğini beklemiyordu. Devam edemedi. Ali Abdullah’ın yüzü asılmış, kaşları çatılmıştı.
-Kardeşlerinle birlikte merak ettiğiniz şeylere gelirsek Helin. Bir. Evet insanlar bize güveniyor bizde insanlara yardım ediyoruz. Yardım etmeye devam edeceğiz. İki. Orhan ve ben hariç hepiniz ya vakıftan burs aldınız veya aynı mantıkla verdiğimiz paralarla okudunuz. Üç. Sen ve Nuri yıllardır vakıf işlerinden para kazanıyorsunuz. En büyük müşteriniz vakıf. Öyle değil mi Nuri?
-Evet ağabey.
-Dört. Vakıf yardımlarımız sayesinde bu gün tam bir aile şirketiyiz. Tüm çalışanlarımız holdingimize aidiyet duygusuyla bağlı. Gelelim ikinci konuya. Yasal olarak çalışanlarımızın % 2 sinin engelli olma mecburiyeti var. İkincisi şirketlerimizde çalıştırdığımız engelli insanların çoğu memleketlerimizin insanları ve bir kısmı da doğrudan veya dolaylı olarak akrabamız. Üç.
Ali Abdullah bakışlarını Helin’e dikti. Helin başını eğdi.
-İstekleri dışında insanlara ve en önemlisi de ablana söylediklerin için şimdi Hızma’dan özür dile ve masadan kalk. Toplantıya sen olmadan devam edeceğiz Helin Hanım.
Helin cevap vermeden sandalyeden kalktı.
-Helin! Dediğimi duymadın mı? Hızma’dan özür dile masadan öyle kalk!
Helin sandalyesine geri oturdu. Hızma titrek sesle konuşmaya çalıştı.
-Özür dilemeye gerek yok ağabey.
Ali Abdullah sesi artık daha sertti.
-Sen karışma Hızma! Helin özür dileyip masadan kalkacak.
Şirretliğini herkese kabul ettiren Helin bu tepkiyi beklemiyordu. İlk defa aile masasından kovuluyordu. Gözleri sulandı, sesi titredi.
-Özür dilerim Hızma dedi. Hızla masadan kalkıp eve doğru koştu.
Ali Abdullah’ın eli titriyordu. İşaret parmağıyla masayı takip eden korumalara işaret etti.
-Çocuklar çayları tazeleyin.
Çaylar tazelenene kadar konuşmadı. Korumalar uzaklaşınca devam etti konuşmasına.
-Sözlerim masadaki aile fertlerine. Birincisi: Vakfa aktardığınız paralarla hiç biriniz ekonomik zarara uğramıyorsunuz. Örnek vermem gerekirse ben nakliye ve akaryakıt dışındaki şirket ortaklıklarımdan elde ettiğim gelirleri vakfa aktarıyorum. Benim kağıt ve emlak işinden, Orhan’ın haddehane ve atölye, İbrahim Hakkı’nın yapıp sattığı villalardan, İlhan’ın tamirhanesinde modifiye ettiği, sattığı arabalardan, Nuri’nin sosyal medyadan kazandığı paralardan pay istemiyoruz. Herkes ağırlık hissesine sahip olduğu şirket gelirlerinden değil düşük hisseyle ortak olduğu şirket gelirlerinden pay aktarıyor. İkincisi biz bir aile şirketiyiz. Hepimiz birbirimizi, aile olarak ta ortak paramızla vakfı finanse ediyoruz. Üçüncüsü ve en önemlisi ise vakıf babam ve benim kırmızı çizgimiz. Bu saatten sonra kırmızı çizgimden taviz vermem. Yeni yıla kadar düşünün vakıf paylarına itirazınız devam ederse herkesin holdingden ayrılma ve bağımsız olma hakkı var. Vakıf payını vermek istemeyen şirketlerdeki ortaklığımı sonlandırma kararı aldım. Yeni yıldaki ilk yönetim kurulu toplantısında bu konu gündeme alınacak. Hisselerimi değeri karşılığı isteyene devrederim.
Bu cümleler masadakilere ikinci şoku yaşattı. Ali Abdullah’ı kimse bu kadar kararlı ve öfkeli görmemişti. Orhan Metin hariç. Masadakiler üçüncü şoku Orhan Metin’in sözleriyle yaşadı.
-Öfkeyle mantıksız konuşuyorsun ağabey. Mesele paraysa çocukların paylarını bundan sonra ben öderim.
Orhan Metin’in parayı ne kadar sevdiğini holding te çalışan herkes bilirdi.
-Mesele para değil Orhan. Herkes kendi payını kendi verecek. Vermek istemeyen benim paramı verecek.
Ali neredeyse toplantının başından bu yana Ali Abdullah’ı bakışlarıyla takip ediyordu.
-Bir şey mi söylemek istiyorsun Ali?
-Evet Abdullah Bey. Holding bünyesinde bir bilgisayar-bilişim şirketinin olmamasını merak ettim.
Masadakiler rahatlayıp içlerinden bir oh çektiler. Konuşmanın seyrinin değişmesi iyi olmuştu.
-Bu güzel bir soru Ali. Neden bilgisayar şirketimiz yok? Çünkü aile fertlerimiz arasında bilgisayarcı yok. Ama dediğin gibi bu holding adına büyük bir eksiklik. Hızma bunu araştırmanı istiyorum. Akrabalar veya burslu öğrencilerimiz arasında bilgisayarcı varsa çağırın görüşelim.
-Tamam ağabey.
Ali Abdullah’ın toplantı hevesi kaçmıştı.
-Toplantı bitti çocuklar. Başka programı olanlar gidebilir. İsteyenler yemeğe kalabilir. Hazırladığınız kağıtları birleştirip dosyalayın. Akşam ben inceler gerekirse size dönerim. Orhan sen beni bırakır mısın?
-Elbette ağabey de.
-Kibar yengen yarın lokantasını açacakmış. Hasan onları götürecek birazdan.
Orhan Metin sesli sesli güldü. Cebinden çıkardığı puroyu yaktı. Masa boşalmıştı.
-Seninle biraz gezelim o zaman ağabey. Konuşmak istediğim konular var. Müdür Fevzi’nin gittiği bir mantıcı varmış. Bol sarmısaklı mantı ısmarlarım sana. İçerdekiler daha Sevcan’ı hesaba çekecekler. Bu gün, eve erken gidemeyiz.
Gülüştüler.
-Babamın yalnız kalması kötü oldu Orhan. Diğer eve de ben mi taşınsam diyorum.
-Yok artık ağabey. Babam kendi başına idare ediyor. Düzenini bozmak niye?
-Tek mesele babamın yalnız kalması değil Orhan. Sıkıldım biraz. İsterlerse benim evde Murat ile Yasemin kalırlar. Biraz değişikliğe ihtiyacım var sanki.
-Sen asıl sorundan bahset ağabey. Helin değil mi?
Ali Abdullah arabalarına doğru gidenleri işaret etti.
-Gidenlere bak Orhan. İçlerinde her ay vakfa bağış yapanlar var. Minnet borçlarını ödemek istiyorlar. Bir de bizimkilere bak. Tüm insani değerlerden yoksun gibiler sanki. Bir yerde hata yaptık ama nerede?
Orhan Metin eskiden beri babasından bahsetmeyi sevmezdi.
-Babam da sende hata yapmadınız ağabey, merak etme. Yapmanız gerekenden çok fazlasını yaptınız. Üzülmeye gerek yok.
-Üzülmemek elde mi Orhan? Engelli diye bir insanı hele de ablanı aşağılar gibi konuşmak ne demek? Madem öyle herkes başının çaresine baksın o zaman. Biz hatayı baştan yaptık Orhan. Çocukların eline hazır iş, yanlarına kalifiye eleman verdik. Çaba harcamadan ellerine geçenlerin kıymetini bilmez oldular. Neyse. Hadi gidelim.
Soner Ali’nin arabasına binmişti.
-Soner senden bir şey isteyeceğim kardeş.
Soner ilgiyle Ali’ye baktı.
-Ne istersen Ali, söyle.
-Orhan beyin güvenliğine çok dikkat etmeni istiyorum.
-Dikkat ediyoruz zaten Ali. Hayırdır? Bir sorun mu var? Bir şey mi duydun?
-Bir şey duymadım Soner ama kafamda soru işaretleri var.
Ali susunca Soner ısrar etti.
-Çatlatma adamı Ali söyleyecek misin?
-Kendilerine camia diyen adamlar Bijon Suphi’yi koruyor. Karabulut denen istihbaratçı bizi Saddam’ın elinden kurtardı. Camia eğer Karaşahin holdinge bir şekilde çökmek istiyorsa hedeflerinde Orhan Bey var Soner. Aklıma başka bir şey gelmiyor.
-Abdullah Bey varken hedefe Orhan Bey’i koymaları mantıksız değil mi Ali?
-Bana sorarsan son derece mantıklı Soner. Abdullah Bey holdingin beyni doğru ama yıllardır ailenin koruması Orhan Bey de değil mi? Orhan Bey’in adı bile pek çok kişiyi engellemiyor mu? Engelliyor. Orhan Bey’in pasife düşmesi Abdullah Bey’in elini kolunu bağlar. İstemediği ortaklıklara mecbur kalır mı? Kalır. Bir şirkete çökmenin en garantili yollarından biri bu değil mi? İstenmeyen ortaklıklar ve borç.
Soner olaya hiç bu açıdan bakmamıştı. Ali haklıydı. Orhan Bey’in bulunduğu yerde kimse bir halt edemezdi ama Orhan Bey olmazsa?
-Düşünüyorum da haklısın Ali. Son derece haklısın. Yıllardır Karaşahinlere yapılan veya yapılması düşünülen tüm saldırıları Orhan Bey engelledi. Çocukları iyice tembihlemek lazım. Bekir’in çay bahçesine gidelim Ali. Bir şeyler içeriz.
-Bende oraya gidiyorum zaten Soner.
Kibar Karaşahin, Yasemin ve Murat saat 11 gibi yeni açacakları lokantaya gelmişlerdi. Bir haftadır ustalar lokantada tadilat yapıyorlardı. Elektrik ve su tesisatı yenilenmiş, döşeme değiştirilmiş, esnafa ve resmi dairelere el ilanları dağıtılmıştı. Kibar Karaşahin açılışta hiçbir eksik istemiyordu. Lokantanın demirbaşları getirilip yerleştirilmişti. Küçük bir alanda büyük ve rahat bir çalışma alanı oluşturmaya çalışıyorlardı. Kibar Karaşahin’in anlaşıp işe aldığı iki genç aşçı onları bekliyordu. Kibar Karaşahin aşçılık lisesi mezunu gençlerden memnun kalmıştı. Bir haftadır çalışanlara yemek yapıyorlardı. Elleri lezzetliydi. Kendilerinden geçmiş bir halde çalışırlarken vaktin nasıl geçtiğini anlamadılar. Öğle ezanı okunurken aşçılar herkesi yemeğe çağırdılar. Murat her zamanki gibi iştahla yemeğini yerken Kibar Karaşahin cam kenarından yolu seyrediyordu.
Klasik mafyacılar gibi dikkat çeken beyaz kaşkollu elleri tespihli dört kişi lokantaya yaklaştı. Üç kişi dışarıda beklerken biri gülerek içeri girdi.
-Afiyet olsun beyler kolay gelsin dedi yılışık bir tavırla. Buranın sahibi kim?
Kibar Karaşahin sandalyesinde ayağa kalktı.
-Buyurun benim.
-Memnun oldum hanım teyze. Burası için izin aldınız mı?
-Her türlü resmi izini aldık.
-Onu sormadım hanım teyze. Rıfkı ağabeyden izin aldınız mı?
-Rıfkı kim? Belediye başkanı falan mı?
Yılışık tavırlı genç kahkahalarla gülmeye başladı. Gülmesi bitince ciddi bir ifade takındı.
-Rıfkı ağabeyim buraların sahibidir hanım teyze. Buralarda dükkan açmak isteyen hediyesini verir iznini alır. Başka türlü olmaz bu işler. Anladın mı?
Murat sandalyesinden kalkıp yengesinin yanına yaklaştı.
-Anlamadım diye cevap verdi Kibar Karaşahin yılışık yılışık gülen genç mafya bozuntusuna. Konuşmanızdan bir şey anlamıyorum kusura bakmayın. Daha açık olursanız…
Genç mafya bozuntusu elindeki tespihi Kibar Karaşahin’in yüzüne doğru uzattı.
-Anlayışsız insanları Rıfkı ağabeyim sevmez, ben de sevmem hanım teyze. Daha basit anlatayım. Açılış için haracımızı sonra haftalık harçlığımızı vereceksin ki zarar uğramadan çalışıp para kazan. Anladın mı?
Kibar Karaşahin yanında hareketlenmeye hazır Murat’ın elini tuttu. Cevap vermedi.
-Sana bir 5 gün müsaade haftaya cuma günü gelir hediyemi alırım. Yoksa seni burada barındırmam hanım teyze. Bunu iyice kafana sok.
Kibar Karaşahin adamın arkasından gitmek isteyen Murat’ı engelledi. Kendisini izleyen çalışanlara baktı.
-Yemeğinizi bitirdiyseniz iş başına gençler. Yapacak çok işimiz var. Çaylarınızı çalışırken içersiniz. Haydi bakalım iş başına.
Ali Abdullah kardeşiyle güzel vakit geçirmişti. Eski günlerdeki gibi hissetmişti. Bir ara karısının açacağı mekanı ziyaret etmeyi düşündüyse de vaz geçti. Varlığıyla çalışanları etkileyebilirdi. Onun yerine Orhan Metin’e kendisini evine bırakmasını söyledi. Kafası rahat değildi. Halaların memlekete dönmesiyle babası yalnız kalmıştı. Bundan sonra daha sık babasını ziyaret etmeli veya babasının evinin bitişiğine yaptırdığı müştemilat olarak kullanılan eve taşınmayı düşünmeliydi. Taşınma fikrine Kibar Hanımın vereceği tepkiyi merak ediyordu. Bunlar düşünürken salondaki kanepenin üstünde uyuya kaldı. Mutfaktan gelen seslerle uyandığında saat 18,30 olmuştu.
Evin kapısı açılınca uzandığı kanepede uyanan Ali Abdullah lavaboda yüzünü yıkayıp mutfağa geçti. Karısı ve yeğenlerinin yorgunlukları yüzlerinden okunuyordu. Buzdolabından çıkardığı malzemelerle sucuklu yumurta hazırlarken duş alan aile fertleri yemek masasına oturmuşlardı. Konuşmadan karınlarını doyurdular.
Kibar Karaşahin kocasının moralinin bozuk olduğunu fark etmişti. Kocasını tanıyordu. Evine asla iş getirmemek gibi bir prensibi olan Ali Abdullah canı sıkkın olsa bile karısını konuşmaya teşvik ederdi. Merakını gidermek için Yasemin ve Murat’ın izin isteyip odalarına geçmelerini bekledi.
-Hayırdır Ali Bey? Seni bu kadar morali bozuk görmemiştim. Helin’e mi moralin bozuldu? Ayrıntısını bilmiyorum ama bizden sonra masada vakıfla ilgili bir tartışma olmuş galiba?
Ali Abdullah taze sıkım portakal suyunu bir yudumda içti.
-Vakıf gelirleriyle ilgili problem birkaç yıldır var hanım. Helin, Nuri ve İlhan’ın her zamanki halleri. Canımı sıkan onların tavrı değil. Halalar memlekete dönmüşler. Babam yalnız kalacağı için sıkıntılıyım biraz. Babam yetmişine merdiven dayadı. Evde çalışanlar var ama yine de kafamı kurcalıyor.
Karısının söyledikleri 30 yıllık meslek hayatından sonra artık hiçbir şeye şaşırmayacağını düşünen Ali Abdullah’ı gerçekten şaşırttı.
-Ali Bey istersen, biz babanın yanına taşınabiliriz
-Sen ciddi misin hanım?
Kibar Karaşahin fincanlara hazırladığı çaylardan birini kocasının önüne koyup karşısına oturdu.
-Elbette ciddiyim Ali Bey. İstersen babanın yanına taşınabiliriz. Abdülkadir babanın evi yeterince büyük değil mi?
-Şaşkınlığımı hoş gör hanım. Senden böyle bir şey duymayı beklemiyordum.
-Sence de bu ev bizim için çok büyük değil mi? Sadece üç odasını kullandığımız, 300 metre karelik bir evde oturan iki kişiyiz. Lokanta açma fikrinden sonra kafam biraz karışık doğrusunu istersen. Lokantaya erken gidip geç döneceğim. Benim alışkanlıklarım var Ali Bey. Yıllardır ailemin sabah kahvaltısı ve akşam yemeğini hazırlamak gibi vaz geçemeyeceğim alışkanlıklar. Yarın lokantayı erken açmamız lazım. İşe gittiğimde aklım sende kalmasın istiyorum. Kahvaltısız evden çıkarsan kendimi kötü hissederim. Baban zaten vaktini odasında geçiriyor. Benim için sorun olmaz. İstersen taşınabiliriz.
Ali Abdullah’ın içinden bir sevinç dalgası kabardı. Ayağa kalkıp karısını kucakladı.
-Çok teşekkür ederim Kibar Hanım. Beni çok mutlu ettin. Eminsin değil mi?
-Elbette eminim Ali Bey. Biz aile değil miyiz? Senin mutlu olacağın yerde bende mutlu olurum merak etme.
Ali Abdullah sevgiyle karısına baktı. Kibar Karaşahin’in merak ettiği başka şeyler vardı.
-Bu ev, çocuklar ne olacak Ali Bey?
-Yasemin’le Murat isterlerse burada kalırlar, isterlerse bizimle gelirler. Babamın ev hepimize yeter. Burayı yaptırırken üç bağımsız eve bölünebilecek şekilde yaptırmıştım. Bizim çalışanlardan oturacak birilerini buluruz.
11 Kasım Pazartesi 2013
Hatice Çaylı otele geldiğinde babası lobide gazeteleri okuyordu. Hatice mantosunu ve çantasını garsonlardan birine verip odasına götürmesini rica etti. Kahve söyleyip babasına yaklaştı.
-Selamün Aleyküm baba. Günaydın.
-Aleyküm Selam kızım. Gel.
-Baba bir problem mi var?
-Yok kızım nereden çıkarıyorsun?
-Evin önündeki korumaları değiştirmişsiniz. Bir sıkıntı mı oldu?
-Hiçbir sıkıntı yok kızım merak etme. Ali’nin söyledikleri mantığıma yattı. Güvenliği değiştirdik.
Hatice babasına cevap ister gibi bakıyordu. Caner Çaylı açıklamaya çalıştı.
-Camiayla aramın bozuk olduğunu biliyorsun kızım. Ali bana saldırı olabileceğini söyledi. Düşününce mantıklı geldi.
-Baba neler söylediğinin farkında mısın? Hayatını vakfettiğin camianın böyle bir şey yapabileceğini nasıl düşünürsün?
-Camia işin içindeyse artık her şeyi normal görüyorum kızım. Beni hırsızlık çetesiyle ortak yaptıktan ve üç yıl kirli parayı taşıttıktan sonra var gerisini sen düşün.
Hatice cevap veremedi.
-Kendini tehlikeye atmak yerine devlete mi?
-Bir ara bende düşündüm kızım ama camia devletin her yerinde. Onlardan habersiz bir şey yapmak mümkün değil. Otelde kaç adamları çalışıyor bilmiyor musun?
-Doğrusun baba ama bir yol olmalı.
-Ali bunun için yanımızda ya kızım. Bizi koruması için. Şu anda koruma istemeyeceğim tek yer istihbarat. Böyle bir şey yaparsam hem daha fazla tehlikeye gireriz. Hem de bunu müşterilerimize izah edemeyiz. İspiyoncu durumuna düşmek daha kötü ve tehlikeli. Ali’yle arkadaş oldunuz sanki.
Hatice gülümsedi.
-Ortada bir tiyatro var. Ali ve ben rolümüzü iyi oynamaya çalışıyoruz baba. Asıl ben senin için endişeleniyorum.
-Endişelenme kızım. Hayatıma yön veren kitaplarda şöyle bir cümle vardır. İnsan bir yolcudur. Yolculuk ise alemi ervahtan, rahmi maderden, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, berzahtan, haşirden, köprüden geçen ebedül abad tarafına bir yolculuktur. Ana rahmine düştüğümüz gün ölmeye başlamıyor muyuz? Rabbim beni ve benim gibi insanları kandıranlardan bir nebze de olsa intikal almayı nasip ederse ne mutlu bana. Gerisi lafı güzaf. Kahvaltıya geçelim mi kızım?
-Geçelim baba.



MUSTAFA ESER



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 7010
2 Eyyup AKMETİN 5248
3 Firari Fırtına 4980
4 Mustafa Ermişcan 4423
5 Hasan Tabak 4101
6 Nermin Gömleksizoğlu 3699
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 3649
8 Uğur Kesim 3451
9 Sibel Kaya 3402
10 Enes Evci 3077

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:158 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com